Akciğer Kanserlerinin Tanı ve Tedavisi

Akciğer kanseri tanı ve tedavi planlarında neler değişti?

Akciğer Kanserlerinin Tanı ve Tedavisi

Prof. Dr. Levy: Akciğer kanserli hastalar için yaptığımız tedavi planları geçtiğimiz 5-10 yıl içinde hızla ve büyük ölçüde değişti.

Bunun nedeni akciğer kanserinin büyümesine neden olan genlerin daha iyi anlaşılmasıdır. Hastanın ilk değerlendirmesi elbette biyopsi ile yapılıyor. Karar almamız için gerekli olan doku çok değerli ve önemli.

Ne yazık ki çoğu hasta tümörün rezeke edilemediği ileri evrede geliyor.

Akciğer kanseri tedavisi: Ameliyat, kemoterapi ve radyoterapi

Bu hastalar için biyopsiye ek olarak elbette evreleme değerlendirmesi için BT (bilgisayarlı tomografi) veya PET-BT (Pozitron emisyon tomografisi) kullanıyoruz ama en önemli faktör dokudur. Son 5 yıldır yapmaya başladığımız bir diğer şey, akciğer kanserini farklı genlere göre alt gruplara ayırmak oldu. Bu tedavide çığır açan en önemli gelişmelerden birisidir.

Tanıda kullanıma giren yeni genetik testler var mı?

Prof. Dr. Levy: Son yıllarda literatürde yer bulan, akciğer kanserinde “actionable” (ilaç verilebilir, hedeflenebilir) olarak tanımladığımız iki mutasyon var. Bunlardan biri EGFR.

Akciğer kanserlerinin %15-20’si EGFR pozitif.

Bugün artık biliyoruz ki, EGFR pozitif bir hastaya erlotinib (Tarceva) veya gefitinib (Iressa) tedavisi verilirse, kemoterapiye göre daha iyi yanıt oranları, daha iyi progresyonsuz sağkalım süreleri ve daha iyi yaşam kalitesi sağlanabilir.

EGFR verileri ile uyumlu şekilde, yeni bir biomarker (biyo-belirteç) var ki, o da ALK. Akciğer kanserlerinin %5-7’si ALK pozitif. ALK pozitif hastalara krizotinib (XALKORI) tedavisi verildiğinde, geçmişte benzeri görülmemiş yanıt oranı ve progresyonsuz sağkalım süresi elde edilebiliyoruz.

Bunlar günümüzde kliniklerde rutin olarak test ettiğimiz iki mutasyon. Bunlar sayesinde sadece daha iyi sağkalım sonuçları elde etmekle kalmıyor, aynı zamanda hastaya daha iyi yaşam kalitesi sağlanmış oluyoruz.

Ayrıca, vücudun geri kalanını etkilemeden tümörü hedeflemek mümkün olabiliyor. Bu ilaçların yan etkilerine bakıldığında, kemoterapiye nazaran minimum olduklarını söyleyebiliriz.

Kısacası tüm akciğer kanseri hastalarımızda EGFR ve ALK’yı rutin olarak test ediyoruz ve tedaviyi bu sonuçlara göre planlıyoruz.

Planınızı yapıp tedaviye başladıktan sonraki süreç nasıl ilerliyor? Yeni bir test yapmaya veya tedavinizi değiştirmeye ne zaman karar veriyorsunuz?

Prof. Dr. Levy: Bu, esas olarak hastalarda mutasyon saptanıp saptanmamasına bağlıdır. Hastalar EGFR veya ALK pozitif saptanırsa, tümörlerini hedefleyen basit birer hap alıyor. Hastalar, tümörleri büyümeye başlayana kadar bu tedaviye devam ediyor.

Genel olarak, kliniğimizde ben şöyle ilerliyorum: 2 ay tedaviden sonra görüntüleme tetkiklerini (BT) tekrarlıyorum, kanserin en azından başlangıçtaki boyutunda kalıp kalmadığına bakıyorum. Kanser en azından tedavi başlangıcındaki boyutunda kaldıysa veya küçüldüyse, aynı tedaviye devam ediyorum. Hastaların büyük bölümünde yanıt elde ediliyor.

Bu hastalarda ilk kontrolde bir şey yapmıyor ve aynı tedaviye devam ediyorlar.

İmmünoterapi akciğer kanseri tedavisinde başarıyı çok arttırdı

Daha sonra ilaca yanıtın nasıl seyrettiğini değerlendirmek amacıyla, BT kontrolü için hastaları 3 ayda bir çağırıyorum. Bunun yanında ilaç toksisitelerini değerlendirmeleri için hastaları aylık olarak da kontrole çağırıyorum.

Yani, ilacın yan etkilerini değerlendirmek için ayda bir ve ilacın etkililiğini değerlendirmek amacıyla BT için 3 ayda bir kontrole geliyorlar. Bu ilaçları kullanırken tümörleri büyümeye başlayan hastalarda ne yapılacağı halen tartışma konusu.

Benim gibi bazı hekimler, hedefe yönelik bir tedavi verirken tümörde hafif bir büyüme olursa ilaca devam etmenin gerekli olduğuna inanıyor. Bunun temelindeki düşünce, vücutta hala bu ilaca duyarlı olan hücrelerin var olmasıdır.

Bu nedenle, örneğin ALK pozitif tümörü olan hastalara krizotinib veriyor ve onu takip ediyorum, 9-12 ay sonra tümörde hafif bir büyüme olabiliyor, bu durumda genellikle krizotinib tedavisine devam ediyorum, bazen yanına kemoterapi de ekliyorum.

Bu, henüz netleşmemiş olan bir yaklaşım ve halen araştırılıyor. Bu hastaları da aynı şekilde toksisite değerlendirmesi için ayda bir kontrole çağırıyorum, ayrıca 3-6 ayda bir BT taraması yapıyorum.

Hasta kemoterapi altındayken tümör büyürse tedaviyi değiştiriyorum.

Biz ABD’de kanda bakılan belirteçleri kullanmıyoruz. ABD dışında bazı ülkelerde bu belirteçler tedavi yanıtını değerlendirmek için kullanılabiliyor. Biz genellikle BT tetkiklerini ve radyoloji görüşünü esas alıyoruz.

Prof. Dr. Levy: Belirteçlerin tedaviye nasıl rehberlik edebileceği konusunda yeterli data yok.

Aslında ihtiyacımız olan, hastalarımızdan 3-6 ayda bir BT veya PET tetkiki istemektense, kan testleri yapmak. Fakat ABD’de kullandığımız tek kan test CEA.

Japonya’da ve Avrupa’da başka testler de var fakat biz onları kullanmıyoruz ve bunların tedaviye nasıl rehberlik edebileceği konusunda çok fazla veri yok.

Daha da mı komp hale getiriyor?

Prof. Dr. Levy: Evet, daha komp hale getiriyor. Çünkü kanda yükselen bir marker varken BT tümörde büyüme olmadığını gösteriyorsa, BT’ye göre karar vermeyi tercih ederim. Bu nedenle rutin olarak kullanmıyorum. BT yerine basit bir kan testi ile tedavi yanıtının nasıl olabileceğini araştırmakta olan çok sayıda çalışma devam ediyor.

Tedavi planınızı değiştirip cerrahi gibi başka yöntemlere başvurduğunuz oluyor mu?

Prof. Dr. Levy: Hastalarımın %60-70’ini oluşturan ileri evre 4 hastalarda,  cerrahinin sağkalımı uzattığına dair bir veri yok. Bu nedenle, evre 4 hastalara genellikle cerrahi önermiyorum. Cerrahi önerdiğim tek durum, palyatif yaklaşımlar.

Örneğin hastalık göğüs kafesinde fakat aynı zamanda adrenal bezde büyüme var ve şiddetli ağrıya yol açıyorsa, ağrıyı azaltmak için hasta ile cerrahinin rolünü konuşurum ve hastaya yaşam süresini uzatmak için değil ama ağrısını azaltmak için cerrahiyi öneririm.

Bunların yanı sıra, mutasyonları bulunan hastalarda bu konuda az miktarda veri bulunuyor.

Şöyle ki, krizotinib kullanmakta olan ALK pozitif bir hastada göğüs kafesi dışında bir yerde hastalık gelişecek olursa, bu alanlara radyasyon verilebileceği veya cerrahi ile çıkarılabileceğine dair veriler bulunuyor fakat bu konu henüz net değil.

Hasta ile bu konu üzerinde tartışıyoruz, avantaj ve dezavantajları hakkında konuşuyoruz, az miktarda veri olduğunu söylüyoruz. Fakat evre 4 hastalara cerrahiyi nadiren öneriyorum.

Prof. Dr. Levy: Büyük bir fark var. ALK pozitif hastalarda krizotinib ile faz 1,2 ve 3 çalışmalar var. Bu çalışmalarda ALK pozitif hastalara bu ilacın verilmesi ile %60-70 yanıt oranları ve minimal toksisite gösterilmiştir.

Faz 1 çalışmadaki Grade 3 ve 4 yan etkilere bakıldığında kemoterapiye nazaran çok daha az sıklıkta olduğu gözlenmiştir. Hastalarımın, krizotinibi, kemoterapiye göre çok daha iyi tolere ettiklerini söyleyebilirim ve bence bu çok önemli.

Yaşam süresini uzatmak önemli fakat bunu toksisite pahasına yapıyorsanız, hasta buna değer diye düşünmeyebilir.

Hedefli tedavilerin güzelliği de burada, hastada “kollateral hasara” yol açmadan tümörü hedefleyebiliyoruz. Bu nedenle hedefli tedavilere çok inanıyorum ve bunu tutkuyla söylüyorum. Fakat henüz buzdağının tepesinden söz ettiğimizi düşünüyorum, bence mutasyonları saptamaya ve bunlara karşı ilaç geliştirmeye ve toksisiteyi azaltmaya henüz yeni başladık.

Sizin için hangisi daha önemli, yaşam kalitesi mi, sağkalım süresi mi- özellikle de farklar küçükken? Prof. Dr. Levy: Ne kadar fark olduğuna göre değişir.

Örneğin bir tedavide yaşam süresi ortalaması 13 ay, diğerinde 14 ay ise?

Prof. Dr. Levy: Bu, zor bir soru.  Bazı onkologlar bu konuda farklı düşünebilir, tıbbın sadece bir bilim olmadığı, bir sanat olduğu alan da tam burasıdır.

Eğer toksisite pahasına sadece 1 aylık sağkalım faydasından söz ediyorsanız, ben hasta olsam buna değmez diye düşünebilirim, bazı hastalarım ise buna değeceğini düşünebilir. Bu gerçekten de bireysel bir karar. Ben, etnik kökenleri, dini inançları, yaşam beklentileri ve yaklaşımları birbirlerinden çok farklı hastalar görüyorum.

Hastalarıma, toksisite pahasına 1 ay daha yaşamayı tercih edip etmeyeceklerini sorsam, çoğu hastam “evet” der, “beni hayatta tutabildiğiniz sürece, buna değer”.

Prof. Dr. Levy: Elbette onların seçmesine izin veriyorum. Tıbbın güzelliği burada, bireyselleştiriyoruz. Onkoloji, ağır bir uzmanlık dalıdır. Onkolojinin en güzel yanı, bilimin güzelliğidir. Fakat yaşama dair zorlu durumlara verilen tepkileri görmek oldukça ilginç.

Bu yüzdeni ben böyle yapıyorum, hastama dönüyorum ve bir onkolog olarak dürüst olmanın çok önemli olduğuna inanıyorum. Hastalarıma “Size ek bir tedavi verebilirim, bu tedavi hayatınızı sadece birkaç ay daha uzatabilir.

Hasta olarak siz, bahsettiğim toksisiteleri bilerek, bu tedaviyi istiyor musunuz?” diyorum.

Bu, hastaya göre çok değişiyor. Hastanın “savunucusu” olmaya çalışıyorum ve bu onlara dönmek anlamına geliyor. Bazen bir hasta 6.,7.

, basamak tedavisini alıyor ve tedavi almaya devam etmek istiyorsa, duruyorum, bunu kabul etmiyorum, çünkü bundan sonra verilecek herhangi bir ek tedavinin ona ancak zarar vereceğini biliyorum.

Hipokrat Yemini etmiş biri olarak, işimin bir parçası da zarar vermemek. Bu nedenle bir yandan dikkatli olmalı ve bir yandan hastalarımızın ne istediğine kulak vermeliyiz.

Peki kombinasyon tedavileri ve hedefli tedavilerin birlikteliği ile ilgili yeni çalışmalar var mı?

Prof. Dr. Levy: Bildiğim kadarıyla bu konuda çalışma yok. Zaten hedefli tedavinin güzelliği de burada. %60-70’lik yanıt oranlarına ulaşmak için iki ilaç vermenize gerek yok, sadece bir ilaç yeterli.

Geleneksel kemoterapilere yanıt oranları sadece %30 civarında ve hedefli tedavi yaklaşımı ile -günde bir veya iki kez alınan haplarla- bunu ikiye katlıyoruz. Yeni tedavi paradigması, bu. Ağır kemoterapileri terk ediyoruz ve hedeflerle ilaçları eşleştiriyoruz.

Sonuçta, bu genleri hedefleyen ilaçlarla kemoterapinin kombine edildiği çalışmalar yok ve umarım bu yöne gitmeyiz.

Biraz da idame tedavisi hakkında konuşabilir miyiz?

Prof. Dr. Levy: Mutasyon saptanmayan hastalarda, idame tedavi ile daha iyi sağkalım sonuçlarını kabul edilebilir toksisite ile elde etmek mümkündür. İdame tedavisinin işe yaraması için pek çok sebep var.

Eski paradigma, hastaların 4 veya 6 siklus platin bazlı ikili kemoterapi almaları idi. Daha sonra tedavi durdurularak hastalar takip edilirdi.

Türkiye’deki en iyi onkolog ve en iyi hastalar bile söz konusu olsa, hastaların sadece üçte ikisi, tümörleri yeniden büyüdüğünde bir tedavi alabilirler.

Akciğer kanseri tedavisinde yeni yöntemler ve kişiye özel tedavi

Bu onkoloğun hatası değildir. Tümör hızla büyümeye başlar ve hastaların genel durumlarını bozar ve hastalar ikinci basamak tedavi alamazlar.

İdame tedavi konsepti, birinci basamakta aldığı tedaviden yarar gören hastaların tedavi altında kalmaları esasına dayanır. Ben idame tedaviye çok inanıyorum ve hastalarımın çoğuna öneriyorum.

İdame tedavinin iki tipi var: switch (farklı ilaçla) idame ve continuation  (aynı ilaçla) idame.

Bu konuda da tartışmalar var, değil mi?

Prof. Dr. Levy: Evet. Her bir yaklaşım ile sağkalım faydası göstermiş iki çalışma var. Özellikle pemetreksed (Alimta) ile yapılmış çalışmalar var. Bu çalışmalarda 3-4 aylık genel sağkalım faydası gösterilmiş.

Bu kulağa az gelebilir ama bir akciğer kanseri hastası olarak başlangıçtaki toplam yaşam beklentiniz sadece 10 ay ise, 3 aylık artış, belirgin bir artıştır.

Bu nedenle hastalarımda tedaviye platin ve pemetreksed ile başlıyorum ve pemetreksed ile devam ediyorum.

Yeni yayınlanan PARAMOUNT Çalışması verilerine göre, bu yaklaşım ile sağkalım faydası elde edilmiştir. Pemetreksed tedavisinin iyi tarafı, kabul edilebilir düzeydeki toksisitesidir. Hastalarım toksisiteden çok fazla şikâyet etmiyor.

Ve ben hastalarımı olabildiğince uzun süre idame tedavide tutmaya çalışıyorum, çünkü iyi bir onkolog olsam da tedaviye ara verdiğimde hastanın beni görmek için geri geleceğinden emin olamam. Bu da idame tedavinin işe yaradığını düşünmemin nedenlerinden biri.

Bu sebeple de özellikle pemetreksed ile continuation  (aynı ilaçla) idame tedaviye inanıyorum.

Farklı uzmanlıklardan farklı tedaviler veya yöntemler için destek alıyor musunuz? Yeni belirteçler ve hedefli ajanlar bu yaklaşımın önemini nedir?

Prof. Dr. Levy:  Bu benim favori sorum, en iyiyi sona saklamışsınız. Hedefli tedavilere başladığımızda, hastaya multi-disipliner bakım veriyoruz. Göğüs hastalıkları uzmanı, patolog ve onkolog, hastayı birlikte tedavi ediyorlar.

Çünkü göğüs hastalıkları uzmanı dokuyu temin etmediği ve patolog testi istemediği/uygulamadığı sürece ben bir tedavi kararı veremem.

Bu yeni yaklaşımla birlikte, “actionable” (ilaç verilebilir, hedeflenebilir) mutasyonları saptamaya başladık ve bunları tedaviye başlamadan önce, tanı konduğu zaman saptamak kesinlikle çok önemli.

Bunun için onkolog, göğüs hastalıkları uzmanı ile konuşuyor olmalı. Kurumumuzda biz bunu haftada bir yapıyoruz, tümör konseyi için, haftada bir, bir araya geliyoruz ve verdiğimiz bakımı nasıl koordine edebileceğimizi tartışıyoruz. Bu sayede, göğüs hastalıkları uzmanı ince iğne ile girdiğinde, moleküler analiz için yeterli olacak şekilde, birden fazla doku parçası alıyor.

Kendi kurumumda bu konuda liderlik etmeye çalıştım. Bu konuları konuşuyor ve nasıl ilerlediğimizi değerlendiriyoruz.

Bir yandan bu multi-disipline bakım için kurumumda şimdiye dek yapılanlar hakkında gururla konuşurken, şunu da söylemeliyim ki bizim kurumumuzda da çok tümör test edilmemiş.

Bu nedenle, bu doku örneklerinin test edilebilmesi için uygun şartların bulunduğundan emin olabilmek amacıyla hatırlatmak gerekiyor, tüm hekimler arasında sürekli iletişim gerekiyor.

Источник: https://www.medikalakademi.com.tr/akciger-kanseri-tani-ve-tedavi-planlarinda-neler-degisti/

Akciğer kanseri

Akciğer Kanserlerinin Tanı ve Tedavisi

BT üst karın boyundan ince kesitler (servikal, supraklavikuler, karaciğer ve adrenal metastaz taraması) çalışma, küçük hücreli ve küçük hücreli olmayan akciğer kanseri hem de bir ilk adımdır.

Ancak, CT genellikle karaciğer veya böbrek üstü bezi habis ve postinflamatuar büyütülmüş hilar lenf düğümü, veya iyi huylu ve habis lezyonlar (hastalığın aşaması tanımlayan farklılıklar) ayırt edemez.

Bu nedenle, diğer çalışmalar genellikle BT sonuçları bu bölgelerdeki değişiklikleri ortaya çıkarırsa yapılır.

Pozitron Emisyon Tomografisi (PET), mediasten ve diğer uzak metastazlarda (metabolik tanım) malign lenf nodlarını tanımlamak için kullanılan doğru, atravmatik bir yöntemdir.

PET ve CT'nin kombine tarayıcılarla tek bir görüntü halinde birleştirildiği entegre PET-CT, küçük hücreli olmayan hastalık evresini belirlemek için BT veya PET veya iki çalışmanın görsel korelasyonundan daha doğrudur. PET ve CT-PET kullanımı maliyet ve kullanılabilirlik ile sınırlıdır.

PET mevcut olmadığında, şüpheli mediastinal lenf nodlarının biyopsisini yapmak için bronkoskopi ve daha nadiren mediastinoskopi veya videotoracoscopy kullanılabilir. PET yapılmadan karaciğer veya böbrek üstü bezlerinde şüpheli lezyonlar delinme biyopsisi ile değerlendirilmelidir.

Göğüs MRG'si diyafragma yakın bulunan apikal tümörleri veya neoplazmaları teşhis etmek için üst göğsün incelenmesinde yüksek çözünürlüklü BT taramasından biraz daha doğrudur.

Baş ağrısı veya nörolojik rahatsızlıkları olan hastalar başın BT veya NMR'sinden geçmeli ve superior vena kava sendromunu teşhis etmelidir. Kemik ağrısı veya artmış serum kalsiyum veya alkalen fosfataz olan hastalar, kemiklerin radyoizotop taramasından geçmelidir.

Bu çalışmalar şüpheli semptomlar, işaretler veya laboratuar testlerinin ihlali olmadığında gösterilmemektedir.

Klinik kan testi, serum albümini, kreatinin gibi diğer kan testleri, fazın belirlenmesinde rol oynamamakta, ancak hastanın tedaviye girme yeteneği hakkında önemli tahmin bilgileri sağlamaktadır.

[44], [45], [46], [47], [48], [49]

Akciğer kanserinin tedavisi genellikle bir cerrahi prosedürün uygulanmasının uygunluğunun, ardından tümörün ve fazın tipine bağlı olarak ameliyat, kemoterapi ve / veya radyasyon terapisinin takip edilmesini içerir. Birçok ilgisiz faktör cerrahi tedavi olasılığını etkileyebilir.

Zayıf kardiyopulmoner rezervi; yorgunluk; zayıflamış fiziksel durum; sitopeniler ve zihinsel veya bilişsel bozukluklar gibi komorbiditeler hatta kür teknik olarak mümkün olabileceğini koşulda, palyatif seçimi ziyade yoğun bakım taktikleri, ya da genel olarak tedavinin terk yol açabilir.

Cerrahi sadece hasta lobun veya akciğerin rezeksiyonu sonrasında yeterli pulmoner rezervi olacak durumlarda gerçekleştirilir. Ameliyat öncesi 2 litreden fazla 1 saniye (FEV 1) ekspiratuar hacim hastalar, genellikle pnömonektomiyi transfer.

En az 2 litre kantitatif radyonüklid sintigrafisi FEV 1 olan hastalar hasta rezeksiyon sonucu beklenebilir fonksiyon hacim kaybı belirlemek için gerçekleştirilmelidir. Ameliyat sonrası FEV1 öncesi FEV akciğer perfüzyon nerezetsirovannogo yüzdesi arttırılarak tahmin edilebilir.

KOAH hastalarında cerrahi akciğer hacminin azaltılması üzerinde (tümör yeterli fonksiyon büllöz yer alıyorsa FEV1 hastaların 800 mL veya>% 40, postoperatif akciğer fonksiyon önermektedir Akciğerin alanları.

Daha sık işletmek hastanelerde rezeksiyon uygulanan hastalar daha az komplikasyon ve operasyonların az deneyime sahip hastanelerde ameliyat hastalara kıyasla daha yüksek olasılıkla sağ var.

Terapi için çok sayıda kemoterapi rejimi geliştirilmiştir ; hiçbir rejim kendi avantajlarını kanıtlamadı.

Bu nedenle, tedavi seçimi genellikle yerel deneyimlere, kontrendikasyonlara ve ilaçların toksisitesine bağlıdır.

Tedaviden sonra tekrarlayan hastalık için ilaç seçimi sitesinde bağlıdır ve ek dış ışınlama imkansız hastalığın metastaz endobronşiyal formu ile lokal nüks tekrarlanan kemoterapi, radyoterapi ve brakiterapi içerir.

Radyasyon tedavisi, akciğerdeki geniş alanlar uzun süre yüksek dozda radyasyona maruz kaldığında radyasyon pnömonisi gelişme riski taşır. Radyasyon pnömoniti, bir terapötik önlemler kompleksinden 3 ay sonra ortaya çıkabilir.

Öksürük, nefes darlığı, düşük sıcaklık veya plevral ağrı, bu durumun gelişimini, hışıltılı veya plevral sürtünme gürültüsü gibi belirtilere işaret edebilir. Göğüs röntgeni sonuçları belirsiz olabilir; Bir BT, ayrı bir kütle olmadan belirsiz bir infiltrasyon gösterebilir. Tanı genellikle eleme yöntemiyle belirlenir.

Radyasyon pnömonisi, 2-4 hafta boyunca 60 mg prednizolon ile tedavi edilir, ardından dozda tedrici bir azalma olur.

Birçok hasta öldüğünden, bir ön-durumda dikkatli olunmalıdır. Dispne, ağrı, anksiyete, bulantı ve iştahsızlık semptomları en sık görülür ve parenteral olarak morfin ile tedavi edilebilir; oral, transdermal veya parenteral opioidler ve antiemetikler.

Küçük hücreli akciğer kanseri tedavisi

Herhangi bir evrenin küçük hücreli akciğer kanseri genellikle başlangıçta tedaviye duyarlıdır, ancak bu kısa bir süre devam eder. Ameliyat genellikle küçük hücre tipinin tedavisinde bir rol oynar, ancak tümör çoğalması olmadan küçük merkezi sahip nadir olgularda tedavisi için bir yöntem olabilir (örneğin, akciğer izole edilmiş tek bir nodül olarak).

Faz sınırlı hastalığın kombinasyon tedavisi, etoposid ve platin ilaç (sisplatin ve karboplatin) dört döngü içinde, muhtemelen en verimli şeması olan vinkalkaloidy (vinblastin, vinkristin, vinorelbin) dahil diğer ilaçlarla, alkile edici ajanlar (siklofosfamid, ifosfamid) kombinasyon, doksorubisin, ancak taksanlar (dosetaksel, paklitaksel) ve gemsitabin de sıkça kullanılmaktadır. Radyasyon tedavisi, cevabı daha da artırır; radyoterapi ile gözlenen hayatta kalma oranında önemli bir artış, yarım toraks sınırlayan bir süreç olarak sınırlı bir hastalık tanımı. Bazı uzmanlar beyin metastazı önlemek için kranial radyoterapi önermek; mikrometastazlar Küçük hücreli akciğer kanserinde sık görülür ve kemoterapi ilaçları, kan-beyin bariyerini geçemiyor.

Yaygın bir hastalık ile tedavi, sınırlı bir aşamada olduğu gibi, paralel radyasyon tedavisi olmadan aynıdır. Etoposidin topoizomeraz inhibitörleriyle (irinotekan veya topotekan) değiştirilmesi sağkalımı iyileştirebilir.

Monoterapide veya başka ilaçlarla kombinasyon halinde olan bu ilaçlar, aynı zamanda, bir relaps durumunda, herhangi bir fazın solunum organlarının malign neoplazmlarında ve dirençli bir hastalıkta yaygın olarak kullanılmaktadır.

Işınlama sıklıkla kemikte veya beyinde metastaz tedavisi için palyatif bir yöntem olarak kullanılır.

Genel olarak, küçük hücreli akciğer kanseri, iyi bir fonksiyonel duruma sahip olan hastaların bir klinik çalışmaya katılmaya davet edilmelerine rağmen, kötü prognozu düşündürmektedir.

Küçük hücreli dışı akciğer kanserinin tedavisi

Küçük hücreli dışı akciğer kanserinin tedavisi aşamaya bağlıdır. Evre I ve II için standart, mediastinal lenf nodlarının selektif veya tamamen çıkarılmasıyla birlikte lobektomi veya pulmonektomi ile cerrahi rezeksiyondur.

Segmentektomi ve kama rezeksiyonu dahil daha küçük bir hacminin rezeksiyonu, zayıf pulmoner rezervi olan hastalar için düşünülmektedir. Cerrahi yöntem, evre I olan hastaların yaklaşık% 55-75'ini ve evre II olan hastaların% 35-55'ini tedavi etmeyi sağlar.

Adjuvan kemoterapi muhtemelen hastalığın erken evrelerinde etkilidir (Ib ve II). Toplam beş yıl hayatta kalma oranının artması, (% 69,% 54 ile karşılaştırıldığında) ve sisplatin vinorelbin kullanıldığında progresyonsuz sağkalım (% 61% 49 karşı) görülmektedir.

İyileşme küçük olduğu için, adjuvan kemoterapi yapma kararı bireysel olarak yapılmalıdır. Neoadjuvan kemoterapinin erken dönemdeki rolü, çalışmanın evresindedir.

Hastalığın evre III'ü bölgesel lenf nodlarını tutan, ancak uzak metastazları olmayan bir veya daha fazla lokal olarak ilerlemiş tümörlerdir. Cerrahi sırasında bulunan mediastinal lenf nodlarına latent metastazları olan IIIA tümör evresinde rezeksiyon,% 20-25'lik bir beş yıllık sağkalım sağlar.

Kemoterapi ile veya kemoterapi olmadan radyoterapi, evre IIIA'da inoperabl bir hastalık için standart olarak kabul edilir, ancak sağkalım düşüktür (medyan sağkalım 10-14 ay). Son çalışmalar, ameliyat sonrası kemoterapi artı radyoterapi ve kemoterapi ile ameliyattan sonra daha iyi sonuçlar vermiştir.

Bu daha fazla araştırma alanı olmaya devam ediyor.

Mediastinal lenf düğümlerinin karşı tutulumu, supraklavikuler lenf nodu bölge veya habis plöral efüzyon Aşama IIIB radyasyon tedavisi veya kemoterapi ya da her ikisinin kullanılmasını gerektirir.

Sisplatin, paklitaksel, vinkristin ve siklofosfamid gibi radyosensitize edici kemoterapötik ilaçların eklenmesi bir şekilde sağkalımı artırır. Kalbinde büyüyen lokal ilerlemiş tümörleri olan hastalar, büyük damarlar, mediasten veya vertebral kolon genellikle radyasyon tedavisi alırlar.

Nadir durumlarda (T4N0M0) neoadjuvan veya adjuvan kemoradyoterapi ile cerrahi rezeksiyon yapılabilir. Evre IIIB'de tedavi gören hastalar için 5 yıllık sağkalım oranı% 5'tir.

Evre IV'te tedavi hedefi, akciğer kanseri semptomlarını azaltmaktır. Kemoterapi ve radyasyon tedavisi, tümör hacmini azaltmak semptomlarını tedavi etmek ve yaşam kalitesini iyileştirmek için kullanılabilir. Bununla birlikte, medyan hayatta kalma, 9 aydan daha azdır; Hastaların% 25'ten az 1 yıl boyunca yaşar.

Cerrahi prosedürler palyatif torasenteze ve Plörodezisi içerir tekrarlanmalıdır dökülmeler, plevral drenaj kateteri yerleştirilmesi, omurilik sıkışması tehdit zaman, bazı durumlarda, spinal stabilizasyon hava yolu tıkanıklığı önlemek ve stentlerin trakea ve ana bronşlar, yerleştirme zarar tümör dokusunun bronkoskopik yok.

Bazı yeni biyolojik ilaçların tümör üzerinde hedeflenmiş bir etkisi vardır.

Platin ve dosetaksel ile tedaviye cevap vermeyen hastalarda, gefitinib, epidermal büyüme faktörünün (EGFR) bir inhibitör tirosin kinaz reseptörü kullanılabilir.

Çalışma safhasındaki diğer biyolojik preparatlar arasında, diğer EGFR inhibitörleri, EGFR mRNA'sına karşı antisens oligonükleotidleri (RNA aracıları) ve farnesil transferaz inhibitörleri bulunur.

Küçük olmayan hücre relapsı, bağımsız bir ikinci primer tümör, lokal olarak tekrarlayan küçük hücreli olmayan akciğer kanseri ve uzak metastazlar arasında ayrım yapmak önemlidir.

Bağımsız bir ikinci primer tümörün tedavisi ve küçük olmayan hücre hastalığının nüksetmesi, aşama I-III'deki primer neoplazmalara uygulanan prensiplere uygun olarak gerçekleştirilir. Ameliyat başlangıçta kullanılıyorsa, ana yöntem radyasyon tedavisidir.

Relaps, uzak metastazlar olarak ortaya çıkarsa, hastalar palyatif prosedürlere vurgu yaparak IV. Aşamada tedavi edilir.

Bir tıbbi önlemler kompleksinde, akciğer kanseri için bir diyetin takip edilmesi çok önemlidir .

Akciğer kanserini sadece sigara içilmezse önleyin . Aktif müdahalelerin herhangi birinin etkinliği kanıtlanmamıştır.

Yerleşim bölgelerinde yüksek düzeylerde radonun azaltılması kansere neden olan radyasyonu ortadan kaldırmaktadır, ancak akciğer kanseri insidansında azalma olduğu kanıtlanmamıştır.

Yüksek retinoid ve beta-karoten içeriği olan meyve ve sebzelerin tüketimini arttırmak, muhtemelen akciğer kanseri oluşumunu etkilemez. Sigara içenlerdeki vitaminlerin ek kullanımı veya kanıtlanmış etkinliği (E vitamini) veya zararlı (beta-karoten) yoktur.

NSAİİ ve ek vitamin E takviyesinin erken akciğer kanserli hastaları koruyabildiğini gösteren ön veriler onay gerektirir. Hücresel sinyal yollarını hedefleyen yeni moleküler yaklaşımlar ve hücre döngüsünün yanı sıra tümörle ilişkili antijenlerin düzenlenmesi üzerinde çalışılmaktadır.

[50], [51], [52], [53], [54], [55], [56], [57], [58]

Akciğer kanseri yeni tedavilerle bile olumsuz bir prognoza sahiptir. Ortalama olarak, tedavi olmaksızın, erken küçük olmayan hücre tipi olan hastalar yaklaşık 6 aydır, tedavi edilen hastalar için beş yıllık sağkalım oranı ise yaklaşık 9 aydır. Sık görülen küçük bir hücre tipi neoplazmı olan hastalar, özellikle% 1'den az olan beş yıllık bir sağkalım oranına sahiptir.

Sınırlı bir hastalık için ortalama yaşam süresi 20 aydır, beş yıllık sağkalım oranı% 20'dir. Küçük hücreli akciğer kanseri olan bir çok hastada kemoterapi yaşamı uzatır ve kalitesini, kullanımını doğrulayan yeterli derecede geliştirir.

Küçük hücreli olmayan akciğer kanserli hastaların beş yıllık sağkalım oranı, evre için ilk aşamadaki hastalar için% 60 ila% 70 arasında, Evre IV için% 0'a kadar değişmektedir; Mevcut veriler, platin bazlı ilaçlar kullanılarak kemoterapi rejimlerinde hastalığın erken evrelerinde hastaların daha iyi hayatta kalmalarını önermektedir.

Hastalığın daha sonraki bir aşamada tedavi edilmesinin hayal kırıklığı yaratan sonuçları göz önüne alındığında, ölümcülüğü azaltma çabaları giderek erken teşhis ve proaktif önleme tedbirlerine odaklanmaktadır.

Tarama riski olan hastalarda akciğer grafisi taraması, akciğer kanserini erken evrelerde saptayabilir, ancak mortaliteyi azaltmaz.

Tarama CT'si, neoplazmın saptanmasında daha duyarlıdır, ancak çok sayıda yanlış pozitif sonuç, CT sonuçlarını doğrulamak için kullanılan gereksiz invaziv diyagnostik prosedürlerin sayısını arttırmaktadır. Bu prosedürler maliyetlidir ve komplikasyon riski vardır.

Belirsiz değişiklikleri değerlendirmek için daha sonraki PET uygulaması veya yüksek çözünürlüklü BT ile sigara içenlerin yıllık CT taraması stratejisi incelenmektedir. Bu strateji, görünüşe göre, öldürücülüğü azaltmaya izin vermez ve geniş uygulama için tavsiye edilemez.

Gelecek araştırmalar marker genlerinin moleküler analizi kombinasyonu içerebilir (örneğin, K-ras p53, EGFR), sitometrisi balgam ve nefes ile verilen hava içinde kanser ile ilişkili organik bileşikler (örneğin, alkan benzen) tespiti.

[59], [60], [61], [62], [63], [64]

Bu hastalık, teşhis edilen malign akciğer tümörlerinin yaklaşık% 40'ında görülür.

Devamını oku…

You are reporting a typo in the following text: Simply click the “Send typo report” button to complete the report. You can also include a comment.

Источник: https://tr.iliveok.com/health/akciger-kanseri_79234i15943.html

Akciğer Kanseri Belirtileri Nelerdir? Tedavi Yöntemleri nelerdir?

Akciğer Kanserlerinin Tanı ve Tedavisi

Yapısal olarak normal akciğer dokusundan olan hücrelerin ihtiyaç ve kontrol dışı çoğalarak akciğer içinde bir kitle (tümör) oluşturmasıyla başlar.

Bu kitle öncelikle bulunduğu ortamda büyür, daha ileriki aşamalarda ise çevre dokulara veya dolaşım yoluyla uzak organlara (karaciğer, kemik, beyin, vb) yayılarak hasara yol açar. Kanser tüm kanser türleri arasında erkeklerde ölüme sebep olan birinci, kadınlarda ise ikinci kanser türüdür. Dünyada her yıl yaklaşık 1.

3 milyon kişi akciğer kanseri sebebiyle ölmektedir. Fakat yeni geliştirilen akciğer kanseri tedavi yöntemleri ile ortalama yaşam süresi ve kalitesi artmıştır.

Akciğer Kanseri Nedir?

Belirtileri nelerdir?

Belirtiler hastalık oldukça ileri aşamalara gelene kadar önemli şikayetlere yol açmayabilir. Kanserin belirti vermeden ilerlemesi, bu kanseri bu kadar tehli yapan en önemli faktördür. Kişinin kanser olduğunu düşündüren belirtiler arasında;

Sigara kullanan ve buna bağlı kronik bronşiti olan birinin, mevsimsel öksürük ve balgam şikayetlerinin süreklilik kazanması, giderek artan nefes darlığı, balgamda kan görülmesi, özellikle sırtta kürek kemiklerinin arasına veya omuzlara yayılan batıcı nitelikte göğüs ağrısı, nedensiz kilo kaybı, ses kısıklığı, hırıltılı solunum, çok yorgun hissetme kanser için şüphe uyandırması gereken şikayetlerdendir.

Akciğer Kanseri Belirtileri Nelerdir?

Bazı kişilerde öksürük, hırıltılı solunum, nefes almada zorluk, göğüs rahatsızlığı olmasına rağmen  erken aşamada  genellikle dikkate değer bir belirti ortaya çıkarmaz. Hastaya farklı nedenlerle göğüs filmi ya da CT taraması yapıldığında tesadüfen teşhis edilebilir.

Risk faktörleri nelerdir?

Akciğerde tümör görülmesini tetikleyen çeşitli risk faktörleri bulunmaktadır. Sigara, puro ve pipo kullanımı, pasif içiciler (tütün dumanına maruz kalanlar), toksik gazlara maruz kalma, asbest, hava kirliliği ve akciğer hastalıkları (geçirilmiş tüberküloz) bu hastalığa yakalanma riskini arttıran faktörler arasında yer almaktadır.

Bir kere bu kanser türüne yakalanan kişinin bu hastalığının tekrarlama riski, hiç kanser olmamış kişiye oranla daha fazladır. Akciğerde tümör oluşumuna zemin hazırlayan bazı riskli meslekler de bulunmaktadır. Madenciler, tekstil, izolasyon, plastik- sanayi, petro-kimya, boya, maden ve kaynak ile tersanede çalışan kişiler bu grupta sıralanabilir.

Türleri nelerdir?

Kanser, farklı hücre türlerini temsil eden ve farklı tedavi gereksinimi duyan iki ana gruba ayrılır. Her iki grup için de ayrı tedavi yöntemleri vardır:

  • Küçük hücre dışı akciğer kanseri (KHDAK)
  • Küçük hücreli akciğer kanseri

Küçük hücreli kanser daha hızlı ilerleyen ve tanı konulduğunda çoğunlukla uzak metastazları olan kanser tipidir. Hastaların  %85’i küçük hücre dışı (KHDAK), % 15 i ise  küçük hücreli kanserdir.

Akciğer Kanseri

Tanı yöntemleri hangileridir?

Akciğerinizde bir kitle olup olmadığını anlamak  için doktorunuz bir veya birden fazla test isteyecektir, akciğer filmi ya da akciğer tomografisi gibi.

Eğer akciğerinizde  bir anormallik olduğunu tespit ederse, biyopsi öncesinde PET/BT ile bu kitleyi değerlendirecek ve kitlenin yapısının tespit edilmesi için  biyopsi isteyecektir.

Biyopsi için  akciğerdeki şüpheli bölgeden doku örneği çıkarılır ve hastalığı tanımlamak için mikroskop altında incelenir. Yakındaki lenf düğümlerinden de doku örneği alınabilir.

Biyopsi Yöntemleri;

  • Bronkoskopi: İnce ve ışıklı bir tüpün ağızdan sokularak hava yollarının incelenmesi esasına dayanır. Şüpheli ya da tümör bölgesine yakın bronş mukozasından küçük bir doku parçası alınır.
  • İğne Aspirasyonu: Göğüs duvarından tümör bölgesine doğru bir biyopsi iğnesi sokularak tümörden küçük bir doku parçası alınması işlemidir. Bu işlem radyolojik görüntüleme eşliğinde yapılır.
  • Torasentez: Bir biyopsi iğnesi kullanılarak akciğerleri çevreleyen sıvıdan örnek alınmasıdır.

Torakotomi: Doğrudan tümörden bir parça almak amacıyla göğüs kafesinin cerrahi müdahale ile açılmasıdır. Biyopsi sonucu hastanın akciğer kanseri olduğu belirlenirse testler uygulanarak kanserin ne kadar yayıldığı (evresi)  araştırılır.

Evreler nelerdir?

Kanserinin evrelemesi için farklı yöntemlerden faydalanılabilir;

  • BT – Bilgisayarlı Tomografi
  • MRG – Manyetik Rezonans Görüntüleme
  • PET /BT  – Pozitron Emisyon Tomografisi / Bilgisayarlı Tomografi
  • Kemik sintigrafisi
  • Mediastinoskopi / Mediastinotomi: her ikiside girişimsel işlemler olup kanserin göğüs kafesi içindeki lenf düğümlerine yayılıp yayılmadığını gösterir.

Küçük hücreli akciğer kanseri  için evreleme sınırlı ve yaygın hastalık olarak yapılır.  KHDAK için ise dört evre vardır. Evre 1 ve 2’de lokal hastalıktan söz edilirken, Evre 3 ve 4’te lenfatik sisteme ve kan yoluyla uzak organlara yayılım vardır.

Tedavi yöntemleri nelerdir?

Küçük hücreli dışı akciğer kanseri (KHDAK): Tedavinin seçimi hastalığın yaygınlığı ile ilgilidir. Bu grup kanserlerde, cerrahi müdahale en yaygın tedavi şeklidir. Radyoterapi ve kemoterapi de hastalığın süresini yavaşlatma ve bulguları kontrol etmede kullanılmaktadır.

Küçük hücreli akciğer kanseri (KHAK): Birçok vakada hastalık, tanı konduğunda vücudun diğer bölümlerine de yayılmış durumdadır. Bu nedenle  cerrahi tedavi, küçük hücreli akciğer kanserinde çok az uygulanır. Doktorlar vücuda yayılmış kanser hücrelerine ulaşmak için genellikle kemoterapi uygulamasını tercih ederler.

Kemoterapi içeren tedavi de, akciğerdeki kanserler veya vücudun diğer bölümlerindeki kanserler hedeflenerek uygulanabilir. Bazı hastalara beyine yönelik radyoterapi, orada kanser olmasa da uygulanabilir. Bu tedaviye koruyucu beyin ışınlaması denir. Bu beyinde kanser (tümör) oluşmasını engellemek için verilir.

Tümörün büyüklüğüne, yayılımına ve patolojik tipine bağlı olarak aşağıdaki tedavilerden biri veya birden fazlası kullanılabilir:

  • Cerrahi tedavi (Akciğerdeki tümörün ameliyatla çıkarılması)
  • Kemoterapi(ilaç tedavisi); neoadjuvan (cerrahi öncesi) ve adjuvan (cerrahi sonrası)
  • Radyoterapi(ışın tedavisi)

Источник: https://neolife.com.tr/akciger-kanseri/

Akciğer Kanseri

Akciğer Kanserlerinin Tanı ve Tedavisi

Kanser; her hangi bir organ üzerinde yer alan hücrelerin kontrolsüz olarak büyümesi ve çoğalmasıdır.  Akciğerlerde oluşan bu hücreler iyi huylu veya kötü huylu olabilir.

Bu kontrolsüz büyüme ve çoğalma iyi huylu değilse ve akciğerlerde meydana geliyorsa akciğer kanserini oluşturur. Akciğer kanseri kanser türleri arasında oldukça yaygın olarak görülen bir kanser türüdür.

Kişilerde ölüm oranı en fazla olan kanser türü olarak bilinmektedir.

Kontrolsüz olarak çoğalan kanser hücreleri önce akciğer çevresindeki dokulara yayılır sonra diğer organlara yayılarak büyüme gösterir. Bu durum kişilerin çok hızlı bir şekilde yatağa düşmelerine ve tedaviye cevap vermemelerine neden olur.

Bulunduğu nokta da sabit kalan veya sınırlı büyüme gösteren tümörler ise bening olarak adlandırılan iyi huylu tümörlerdir. Bu tümörler büyüklüklerine göre  cerrahi operasyon ile alınabilir veya alınmadan tedavi yöntemi tercih edilebilir.

Türleri

Akciğer kanseri 2 farklı türde görülür. Bu türler küçük hücreli akciğer kanseri ve küçük hücreli olmayan nöroendokrin akciğer kanseridir.

Küçük hücreli akciğer kanseri türünde tümör yulaf ezmesi boyutlarındadır. Çok yaygın görülen bir kanser türüdür ve genel olarak tedavi ile köreltilip kurutulan hücrelere sahiptir. İlk evrenin başlangıç aşaması olan küçük hücreli akciğer kanser türü erken teşhis edilmesi halinde tedavi edilebilir.

Küçük Hücreli Olmayan

Küçük hücreli olmayan akciğer kanseri türünde tümör boyutu çok büyük boyutlara ulaşabilmektedir. Oldukça yayılgan bir özellik gösterdiği için akciğer dokusuna ve diğer organlara yayılması çok hızlı gelişir. Tedaviye cevap vermeyen ve hastanın yaşam süresini çok kısa bir zaman aralığına sıkıştıran bir akciğer kanser türüdür.

Nedenleri

Akciğer kanseri bir çok faktörden dolayı oluşsa da genel olarak akciğerde biriken tütün mamüllerinin etken maddeleri nedeniyle oluşur. Günümüzde oluşan akciğer kanseri türlerinin % 92 si  tütün mamüllerine bağlı olarak gelişen akciğer kanseridir.  İnsanların akciğer kanseri olmasının ve büyük risk altında olmasına neden olan sebepleri şu şekilde sıralayabiliriz:

Sigara

Sigara içenler kadar sigara dumanından etkilenen pasif içiçilerde kanser riski altındadır.

Sigara içen kişilerde sigara içinde bulunan tütün ve etken maddesi karsinojen akciğerde birikerek akciğer bronşlarının dolmasına ve bronşların açılıp kapanarak işlevini yerine getirmesine engel olur.

Bu durum uzun süreli devam ettiğinde akciğer  hücreleri hem kendini yenileyemez hem de kanser oluşmasına neden olur. Aktif içiciler kadar risk altında olan bir diğer risk grubu da pasif içicilerdir.

Akciğer oluşmasına neden olan sigaranın kaç yıldır içildiği, hangi yoğunlukta ve günlük tüketiminin ne kadar olduğu,  sigara dumanının ciğere kadar çekilmesi ve ciğerde tutulma süresi akciğer kanseri riskini etkileyen faktörlerdir.

Pipo, puro, nargileler

Tütün mamülleri ile kullanılan keyif araçları olduğu için bu araçları kullanan kişilerde akciğer kanseri oluşumu daha fazladır. Tütün  içerisinde yer alan kansorajen maddeleri  duman ciğere çekilmese de ağızda birikmesi ve normal nefes alış verişi sırasında akciğer  alvoellerine giderek birikmesi sonucu  kanseri oluşturur.

Asbest fiberleri

Endüstriyel üretimde kullanılan asbest fiberleri partiküllere ayrılan ve  nefes alış verişi ile ciğerlere ulaşabilen  bir özelliğe sahiptir. Asbest fiberleri ciğerlere ulaştığında  alvoel içlerine yapışarak burada kalmakta ve bronşların kalıcı olarak tıkanmasına neden olmaktadır.

Bronşların kalıcı olarak tıkanması belirli süreler sonunda hücrelerin kontrolsüz bir şekilde büyümesine ve çoğalmasına neden olup akciğer kanserini oluşturur.

Gemi inşaat sektöründe, tekne bakım ve üretim sektöründe,  izalasyon malzemeleri üretiminde ve montajında çalışan işçilerde akciğer kanseri görülme olasılığı normal işçilere göre % 60 oranından daha fazladır.

İlginizi çekebilir  Sedef Hastalığı Nedir? Belirtileri, Tanısı ve Tedavisi

Günümüzde sanayi sitelerinin ve üretim tesislerinin şehir merkezlerine çok yakın olması nedeniyle üretim sırasında oluşan kimyasal gazların ve yanma sonrası  oluşan zehirli dumanın  solunması sonucunda da akciğer kanseri oluşur. Bakır üretim ve işleme tesislerinin bulunduğu bölgelerde akciğer kanseri görülmesi oldukça fazladır.

Radon gazı

Renksiz kokusuz ve tatsız bir gaz olan radon gazı radyoaktif özellikli bir gazdır. Doğal olarak doğa da bulunan ve kendiliğinden bölünen radon gazı toprakta ve bina inşaatında kullanılan malzemelerde bulunur. Bu malzemelerde kullanılan radon gazının havaya karışması sonucunda solunum ile akciğerler ulaşması sonucunda akciğer kanseri meydana gelir.

Bronşit ve göğüs hastalıkları

Sık sık bronşit ve göğüs iltihaplanması gibi hastalıklara yakalanan kişilerde akciğer dokusunun ve alvoellerinin zarar görmesine neden olması akciğer kanserine neden olur.  Tümörün akciğer hava kanalı giriş ağzında olmasının birinci temel sebebi sık sık hastanın  bronşit hastalığına yakalanmasıdır.

Belirtileri

Akciğer kanseri çok evreden oluştuğu için hastalar birinci evrede hastalık belirtilerini yaşadıkları halde farklı hastalıkların belirtisi olarak düşünür. Birinci evre belirtileri  görüldüğünde hemen bir kanser taraması yaptırmalı ve erken teşhisedilmelidir. Bu belirtiler:

  1. Yorgun, enerjisiz hissetmek ve kronik yorgunluk hali,
  2. Sebepsiz gelişen aşırı kilo kaybı,
  3. İştahsızlık oluşması kronik iştahsızlık haline dönüşmesi,
  4. Nefes darlığı, yürürken ve otururken nefes alıp vermede güçlük,
  5. Yüzün, ellerin ve kolların şişmesi ve ödem toplaması,
  6. Yüksek ateş görülmesi, kronik ateş yüksekliği,
  7. Ses kısıklığı yaşanması ve yutkunmada zorluk yaşanması hali,
  8. Nefes alırken veya hareket ederken göğüste oluşan ağrı durumu,
  9. Sürekli öksürük durumu ve öksürük anında göğüste meydana gelen şiddetli ağrılar,
  10. Lenf bezlerinde şişlikler oluşması, lenf içerisinde nodüllerün oluşması durumu,
  11. Karnın sağ bölgesinde meydana gelen ağrılar,
  12. Erkeklerde göğüs şişmesi durumu ve göğüslerin ağrı oluşturması,
  13. Ayak ve el uçlarında parmaklarda batmalar oluşması,
  14. Baş dönmesi zihin karışıklığı ve bilinç bulanıklığı oluşması,
  15. Göğüslerin ödem toplaması ve aşırı şişkinlik görülmesi,
  16. Ani hareket sırasında nefes alamama ve göğüs ağrısının giderek şiddetlenmesi.

Bu belirtiler genellikle ilk evrelerde görüleceği için belirti görülmesi sonrasında zaman kaybetmeden bir kanser tarama merkezine gidilmeli veya uzman bir doktora görünülmelidir.

Tanısı

Kesin tanı akciğerden alınan parçanın incelenmesiyle konulabilir.

Akciğer kanseri  tanısı; akciğer belirtilerinin görülmesinden sonra doktora gidilmesi ile yapılabilir. Doktora giderek hasta hikayesinin anlatılması sonrası önce fiziki muayene yapılır.

Akciğer grafisi ve kan testleri  yapıldıktan sonra  bilgisayarlı tomografi, manyetik rezonans görüntülere ( MRG ), pozitron emisyon tomografisi ( PET ) ,akciğer taraması ve balgam sitolojisi testi yapılır.

Bu testler sonucunda kesin bir şekilde tanı konulabileceği gibi doktorun isteğine göre biyopsi yapılarak akciğer üzerinde yer alan tümörlü bölgeden doku örneği alınarak patolajiye gönderilir. Patolog tarafından yapılan mikroskobik inceleme sonucunda kişinin akciğer kanseri olup olmadığı kesin bir şekilde teşhis edilir.

 Akciğer kanseri periyodik kanser taramalarından teşhis edilmiyorsa genel olarak 5. Evreden sonra teşhis edilmekte ve bu evreden sonra  teşhis edilen hastalar arasında sağ kalım oranı % 15 civarıdır.

İlginizi çekebilir  Polikistik Over Hastalığı

Alınan doku örnekleri

  • İğne aspirasyonu: Göğüsten sokulan ince uçlu bir iğne ile göğüsten parça alınması,
  • Torasentez:  İğne yardımıyla akciğeri saran dokudan sıvı alınması,
  • Torakotomi: Kesin tanı konulabilmesi için göğüs ameliyatı yapılması ve parça örneği alınması,
  • Mediastinoskopi: Tümörün akciğerlerden lenf bezlerine yayılması sonrasında  göğüs merkezi çevresindeki lenf bezlerinin incelenmesi için parça örneği alınması yöntemleri uygulanır.

Evreleri

Akciğer kanseri teşhis edildikten sonra  evreleme işlemi yapılır. Bu işlem tedavi için çok önemli olup teşhis edilen evreye göre  tedavi yöntemi ve kapsamı belirlenir.

  Doktor tarafından hastalığın takibi,  tedavi planının yapılması  ve hastalığın seyrinin belirlenmesi için en fazla kullanılan kanser tayin yöntemi olan TNM uygulanır.

  TNM kodlamasında yer alan T ( 1 – 4 )  tümörün büyüklüğünü,  N ( 0 – 3 )  kanser tümörünün  yakınındaki lenf bezlerine yayılma derecesini,  M ( 0 – 1 ) ise  kanserin vücuttaki diğer organlara  yayılıp yayılmadığını  ifade etmektedir.

Küçük hücreli akciğer kanseri türünde evreleme çok daha basit bir şekilde I – IV şeklinde yapılmaktadır.  TNM yöntemi ile yapılan kanser evreleme işlemi sonrasında akciğer kanseri için 4 evre belirlenmiştir. Bu evreler;

Evre 1

Tümör küçük bir çapa sahiptir. Hastalık sadece çok küçük bir alanda gerçekleşir.

Evre 2

Hastalık en yakın lenf bezlerine  veya göğüs duvarına bulaşmış ve yayılma göstermektedir.

Evre 3

Hastalık her iki akciğere, akciğerler arasına ve kalp boşluğuna yayılmış durumdadır.

Evre 4

Hastalık akciğerlerden karaciğer, beyi, kemik, böbrek üstü bezlerine kadar tüm uzak organlara yayılmış durumdadır.

Tedavisi

Akciğer kanserinin tüm evrelerinde 3 farklı tedavi yöntemi uygulanır. Bu tedavi yöntemleri;

  1. Cerrahi operasyonlar ile kanser tümörünü alma işlemi,
  2. Radyasyon  ( ışın ) tedavisi ile yüksek dozda  X ışınları ve yüksek enerjili ışınlar  kullanılarak  kanser hücrelerinin çoğalmasının önlenmesi ve yok edilmesi,
  3. Kemoterapi yöntemi ile kanser ilaçları kullanılarak  kanser hücrelerinin öldürülmesi yöntemleridir.

Akciğer kanseri tedavisinde teşhisi yapılan evrelere göre bu tedavi yöntemlerinden sadece birisi veya  her üç yöntem de tercih edilebilir. Tedavi planlaması ve kanser tümörünün boyutuna, diğer organlara yayılması durumuna göre  kanser uzmanının  tercihine göre  tedavi yöntemleri uygulanır.

Görülme sıklığı

Akciğer kanseri her yıl dünya genelinde 1.3 milyon kişide görülen bir kanser türüdür.

Dünya Sağlık Örgütü ( WHO ) verileri  baz alındığında dünya üzerindeakciğer kanserierkeklerde en fazla ölüme neden olan hastalık, kadınlarda ise  ikinci kanser türü olarak belirlenmiştir. Akciğer kanseri her yıl dünya genelinde 1.3 milyon kişide görülen bir kanser türüdür.

Sigara ve tütün mamülleri kullanan bireylerde % 90 oranında akciğer kanseri görülürken tütün mamülleri içmeyen ve kullanmayan bireylerde ise %12 oranındadır. Ülkemizde belirli bölgelerde % 70 oranında görülen akciğer kanserine bağlı ölüm vakaları olduğu gibi % 2 düzeyinde kalan bölgeler de bulunmaktadır. Bu veriler Sağlık Bakanlığı kayıtlarından elde edilmiştir.

Источник: http://www.sagliksever.com/akciger-kanseri

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.

    ×
    Рекомендуем посмотреть