Aşkta Bağımlılık Olur mu?

AŞK MI, BAĞIMLILIK MI?

Aşkta Bağımlılık Olur mu?

Günümüz dünyasının beşeri ve ekonomik sorunlarının incelendiğimizde açlık, yetersiz beslenme, oburluk, zenginlik sendromu, aşırı nüfuslanma, ırkçılık, çocuk, kadın, yetişkin ve yaşlı nüfus sorunları, eğitim ve sağlık sorunları, şiddet ve terör, savaşlar ve katliamlar, mülteciler sorunu, insan hakları ihlalleri, kır ve şehir yerleşmelerinin sorunları, atıklar, tarım ve hayvancılık sorunları, madencilik sorunları, balıkçılık ve avlanma ile ilgili sorunları, sanayileşme ve silahlanma, teknolojik afetler, enerji sorunu, nükleer enerji ve atıklar, alternatif enerji kaynakları, turizm ile ilgili sorunlar, iletişim ve ulaşım ile ilgili sorunlar, trafik kazaları, ekonomik kriz, enflasyon, ticaret açığı gibi daha listeye ekleyebileceğimiz sorunlarla karşılaşırız. Bütün bu sorunlarla baş etmeye çalışırken her şeyin aceleye getirildiği, durup dinlenme, düşünme ve dinginliğin acımasız rekabetle yok edildiği günlük  yaşamında mekanik iş dünyasında sıkıştırılan insanoğlunun en önemli kaçışının bir sevgilinin kucağı olduğu aşikardır. Peki bu sevgili her zaman bu kaçışı sağlar mı? Yoksa yaşamın getirdiği bütün bu sıkıntılara bir de yaşanılan ilişkinin getirdiği sıkıntılar mı eklenir? İşte bu yazımda ilişkilerin getiri ve götürüsünü değerlendirmeye çalışacağım. Lütfen aşağıda yazdıklarımı dikkatle okuyun ve sizde konu ile ilgili düşüncelerinizi benimle paylaşın.

       Sevgili ilişkileri hem sorunları hem de yanıtları içeren süreçlerdir. Yani hem sorun hem de yanıt kendini sevgili ilişkisi içerisinde gizler.

Eğer her iki taraf içinde olanaklı olan düşünce ve eylem biçimlerini bularak hayata geçirebiliyorsa, ilişkinin geleceği olumlu olur. Aksi halde yani sadece bir tarafın istekleri doğrultusunda ilişkinin yaşanması pek mümkün değildir ve ayrılık süreci başlar.

İşte yürümeyen bir ilişkide başlayan ayrılık sürecine kişi dayanamıyorsa burada bir bağlanma hatta bağımlılık sorunu olduğu ortadadır.

       Özellikle ilişkisel sorunların temelinde bebeklik döneminden gelen bağlanma sorunları olduğunu görmekteyiz. Yaşamın ilk yılındaki sağlıklı bir şekilde anne- bebek ilişkisi içselleştirilmezse sonraki yıllarda kişinin diğer ilişkilerinde sorunlar olabiliyor.

Bağımlılık ve bağlanma birbirinden ayrı kavramlardır. Her bireyde sağlıklı olarak gelişmesi gereken doğal bir süreç olan bağlanmanın ilişkilerde olması gerekli bir durumdur.

Sağlıksız olan ise ilişkilerde kişi için zarar verici sonuçlar doğurmasına karşın, takıntılı ve tekrarlayıcı bir şekilde sevgiliyi arama ya da kullanma ile karakterize olan  “bağımlılık” olmasıdır.

İşte “ilişki bağımlılığı” olarak tanımlayabileceğimiz bu  tablo patolojik bir durum yani bir nevi ruhsal bir rahatsızlıktır.

İlişkiye olan bağımlılık, alkol ve uyuşturucu bağımlılığında olduğu gibi aynı süreçlerden geçer. “Bütün aşklar tatlı başlar” şeklinde ilişki bağımlılığında da önce bir haz dolu balayı dönemi olur ama sonrasında saplantılı düşüncelere, tekrarlayan davranış kalıplarına dönüşerek devam eder.

İlk başlarda haz veren duygular belirli bir kişiyle bağdaştırılır ve bunun sonucunda bu duyguların ancak o kişiyle var olacağı duygusundan hareketle o kişiye bağımlılık gerçekleşir.

Artık kişi, bağımlı olduğu sevgili olmadıkça tekrar o güzel anların yaşanamayacağı düşünür ve onu kaybetme korkusu tüm yaşam alanlarını etkiler. Bu durumda kişi için ilişki artık yaşamındaki her şeyin önüne geçmeye başlamıştır ve sadece sevgilinin isteğine göre yaşam planları yapılır.

Ayrılma durumunda ise huzursuzluk, sıkıntı, yalnız kalamama, yaşamdan ze alamama, depresyon ve hatta intihar teşebbüsü gibi ciddi yoksunluk belirtileri ortaya çıkar.

İlişki sürecinde kişi, zarar görmesine ve bunun farkında olmasına rağmen bağımlı olduğu için ilişkiyi sürdürür. Bu durum ilişkinin dengesini bozduğu için kişi, sevgili tarafından artık istenilen olmaktan çıkabilir.

Bağımlı kişi ve bağlandığı sevgilisi bir tahterevallinin iki ucuna oturmuş gibidirler. Bir tarafın duygu yoğunluğu artarken diğer tarafın azalır. Bağımlı kişi, yoğun duygular yaşarken sevgilisi bu duygulara eşlik etmez. Kişi sevgilisini önemserken, sevgili ise sadece kendini önemser.

Kişi; tüm iyi niyeti ile aşırı bir çabaya girerek maddi manevi tüm varlığını sevgilisi için harcarken, sevgili sadece kendi istek ve ihtiyaçları ile meşguldür. Bu aşamada kişi, bağlandığı sevgiliyi istese de bırakamaz ve bağımlılığın derecesi giderek artar.

Artık tam anlamı ile bir tarafın etken, diğer tarafın ise edilgen hale geldiği sağlıksız bir ilişki modeli ortaya çıkar.

Sevgiliye bağımlılık geliştirdikten sonra ilişki süreci artık kişi için son derece sıkıntılı bir hale gelir. Artık sadece sevdiğinin isteğine göre yaşamaya başlayan kişi, bu süreçte giderek tükenmişlik hisseder. Benlik sınırlarını kaybeder.

Kendini değersiz hissetmeye başlar ve tutarsız davranışlar sergiler. İlişkiyi akışına bırakmaktan korkar. Kendi zaafını fark ettiği için sevgiliyi değiştirmeye çalışır ama başarılı olamaz. Çünkü çözümü kendisinde arayacağına dışarda arar.

Giderek daha fazla sevgili  tarafından terk edileceği endişesi tüm benliğini sarar. Bu aşamada bağımlılık arttığı için kişi özellikle kıskançlık içerikli aşırı tepkiler göstermeye başlar.

İlişkiyi kontrol edememenin verdiği çaresizlik zaman içinde önce öfkeye daha sonra da tatminsizlik, yılgınlık, sıkıntı ve depresyona dönüşür.

Tabii ki her aşkı bir bağımlılık olarak görmek veya hastalık olarak nitelemek yanlıştır. Sağlıklı ilişkilerde kişilerin kendi sınırlarının olması gerekir.

Ancak ne zaman ki bir ilişkide kişi sevgili için aşırı tutkulu hale gelmeye başlarsa işte o zaman ilişki ya da aşk bağımlılığından veya patolojik aşktan söz edilir.

Eğer aşağıda yazdığım duygu ve düşüncelerden bir kaçına sahipseniz  ilişkinizin aşk bağımlılığa dönüşmüş olma olasılığı yüksektir.

  • Sevgiliye çok yoğun ihtiyaç duymak,
  • Sevgiliye karşı olan duygusal ve cinsel arzularım karşılanmazsa yaşayamayacağınızı sanmak.
  • Günümün çoğunu onu düşünerek geçirmek.
  • Onun hakkında her ayrıntıyı öğrenmek için aşırı çaba sarf etmek.
  • Başkaları ile geçirdiği zamanı kıskanmak.
  • Hayatımdaki her şeyi sevgilinin beğenmesi için yapmak.
  • Sevgiliden ayrı zaman geçirmeye dayanamamak,
  • Sevgiliden ayrılma düşüncesinden bile aşırı rahatsızlık duymak.

Aşk bağımlısı olan kişilerde sevgilinin sürekli yanlarında olmasına dair yoğun  arzuları vardır. Birleşme durumunda doygunluk ve coşku, karşılık alınmadığında ise boşluk hissi, sıkıntı ve umutsuzluk gelişir ve şiddetli huzursuzluk hali gözlenir.

İlişkide gelişen bu dinamik devam ettikçe kişide  oluşan duygusal çöküşü takiben kendisi ile hesaplaşma başlar. Bir taraftan kendisine kızarken diğer taraftan sado-mazoşist bir şekle bürünen ilişkiyi sürdürme çabası ile kişi çırpınır, durur.

Tüm zamanını ve yaşamını sadece sevgiliye bağlamıştır. Her olayı ya da davranışı sevgili ile bağlantılı görmektedir. Yaşamının dengesi bozulmuştur.

İlişkide artık aşırı verici hale gelinmiştir, Bu durum sosyal ilişkilerini, hobilerini hata iş yaşamını bitirir hale gelebilir. Giderek artan bir şekilde kıskançlık ortaya çıkar.

Tatlı başlayan bir ilişkinin yukarıda anlattığı olumsuz süreçlerin yaşanması ile bağımlılık haline dönmemesi için aşağıda yazdığım hususları dikkate almanızı tavsiye ederim.

  • Yaşamaya başladığınız ilişkinizin yaşamınızın tek ve en iyi seçenek olduğunu düşünmeyin. Dünya üzerinde yaşayan 7.5 milyar insandan sizin için en iyisini bulmuş olamazsınız. İlişkiler birlikte yaşanan anlamlı ve doyurucu süreçlerle değer kazanırlar. Siz bu süreçleri ilişkinizde yeterince yaşadınız mı?
  • İlişkiniz ne kadar güzel olursa olsun yaşamınızın tüm amaçlarına ulaşmanızı sağlayamayacaktır. Bu nedenle  mutluluk ve diğer beklentilerinizin tamamını bir kişiye bağlamayın. Kendinize bir yaşam alanı yaratmaya çalışın.
  • İlişkinizin  2 ayrı kişi arasında yaşandığını unutmayız. Uyumlu ve güzel bir ilişki iki tarafından kendisinden taviz vermesini gerektirir. Bu tavizlerin verilmesi kişileri değersizleştirmez. Kendinizi ilişkiniz için değiştirebilirsiniz. Bu değişiklikleri yapmanın zor olması, çözümsüzlük değildir. Önemli olan bu zorluğa dayanabilmektir. Çözümün uzaması, çözümsüzlük olamaz.
  • “Ben değişmem, böyleyim. Beni seven böyle sevsin” yaklaşımı doğru değildir. İ İlişkideki duruş ve davranışlarınızı değiştirmediğiniz sürece, sevgili değiştirmek çözüm olamaz.
  • Kendi değerinizi başkalarının size verdikleri değere göre ölçmeyin. Eğer böyle yaparsanız kendinizi değerli hissetmek için hep başkalarına ödün vermek zorunda kalırsınız.
  • Çok sık görüşmek, çok sevmenin göstergesi değildir. Unutmayın ki “Çok muhabbet, tez ayrılık getirir.” Şeklinde bir atasözümüz vardır. Karşınızdaki insanı bıktıracak kadar üzerine gitmeyin.
  • Sadece tüm beklentiyi ve mutluluğu sevgilinize bağlamak yerine, kendinize herkesten ayrı ve özel bir yaşam alanı yaratmaya çalışın.
  • İlişkinize yüklediğiniz anlam giderek arttıkça aşk bağımlılığına yaklaşırsınız. Bu durumun  bir algılayış ve bilişsel bozulmadan kaynaklandığını unutmayın.
  • Sevgili her şey değildir. Aile, iş arkadaşları, sosyal ilişkiler, hobiler ve ilişkiden önceki ze aldığınız faaliyetlere de ağırlık vermeniz gerekir.
  • Yaşadığınız ilişkiye rağmen yeterince mutlu olamıyorsanız bunun tek nedeni sevgiliniz değildir. Bu nedenle yaşamınızdaki tüm mutluluklarınızı olduğu kadar mutsuzluğunuzu da tek bir nedene indirgeyemezsiniz.
  • Sevgilinizle bir arada bir gelecek planı yapıyorsanız örneğin evlenmeyi istiyorsanız bunu gerçekten onunla ortak bir yaşam kurmak için mi yoksa onu kontrol altına almak için mi istediğinizi sorgulayın. Unutmayın ki kendisi istemeden hiç kimseyi yaşam boyu kontrolünüz altında tutamazsınız.
  • İlişkinizde sevgilinize karşı içinizde öfke olması doğaldır. Bir insanı çok sevdiğiniz halde ona karşı öfke duyabilirsiniz. Bu öfkenin nedenini bulmaya çalışın. Çoğu zaman aniden ortaya çıkan öfkeler o an nedenmiş gibi gözüken olumsuz duruma bağlı değildir. Daha önceden birikmiş olan duyguların dışa dökülmesidir.. Olumsuz duyguları biriktirmezseniz ilişkinizi daha olumlu bir şekilde yaşarsınız.
  • Sağlıklı bir ilişkide kişiler her hangi bir nedenle ayrılma olasılıklarının olduğunu bilirler. Hiç bir ayrılık dünyanın sonu değildir. Sizin içinde böyle bir olasılığın olduğunu unutmayın.
  • Sevgilinizi kaybetme kaygısı yaşıyorsanız, ona baskı yapmak yerine güven verici davranışları tercih edin. Onu kıskandırmak veya gizli öfkenizi yansıtmak adına sevgilinizi güvensizliğe sürüklemeyin.  Geri dönüşü zordur. Net ifadeler kullanın.
  • “Seven kıskanır.” diye bir zorunluluk yoktur. Kıskançlığı  sevgi olarak görmeyin. Çoğu zaman ilişkileri kıskançlığa bağlı davranış ve söylevler yıpratır. Ayrıca kıskançlık eğitilebilir bir duygudur. Sevgiliniz ile ilgili kaygılarınız varsa bunları gerçek kanıtlara  dayandırmanız gerekir. 
  • Sevgilinize ısrarınızın muhakkak altında yatan başka psikolojik nedenlerinizin olması gerekir. Bunları bulmaya çalışın. Bulamıyorsanız bu konu için psikolojik yardım alın.

Sağlık ve mutluluk dileklerimle.

Prof. Dr. Ö. Ayhan Kalyoncu

Beyoğlu – 26 Mart 2016

Ayhan Kalyoncu 'ta

Prof. Dr. Ayhan Kalyoncuy'u 'ta takip edin.

Page 3

Ayhan Kalyoncu 'ta

Prof. Dr. Ayhan Kalyoncuy'u 'ta takip edin.

Источник: https://drayhankalyoncu.com/haberdetay.php?hid=64

Aşk bağımlısı olunabilir mi?

Aşkta Bağımlılık Olur mu?

Aşırı romantizm, genellikle bağımlılık benzeri semptomlar taşır; aşırı neşe (öfori), ihtiras, bağlılık, uzaklaşım ve kötü hissetme. Öte yandan, beyin taramaları, aşırı romantizmin, beynin ödül merkezlerini uyuşturucu bağımlılığına benzer bir örgüyle uyardığını ortaya koyuyor.

Ancak, insanların aşkın bağımlısı olabilecekleri düşüncesi tartışmalı. Çünkü, insanlar bağımlılık teorisinin doğru tanımı üzerinde ve özellikle de “aşk” terimi kullanıldığında, bununla neyin kastedildiği konusunda uzlaşı sağlamış değiller.

Gürkan Akçay’ın Bilim Fili’nde yer alan haberine göre, Oxford University Nöroetik merkezinden Anders Sandberg’e göre; aşık olmak istemediğinizi ancak bunun kaçınılmaz olduğunu fark ettiğinizde, bu durum istismar etme gibi kötü şeylere neden olur ve işte tam bu noktada da bağımlılık benzeri bir şeyin sınırını aşmış olursunuz.

Philosophy, Psychiatry & Psychology ‘de yayımlanan bir araştırmada, 1956 ve 2016 yılları arasında yayımlanmış aşk ve bağımlılık üzerine yapılan 64 çalışmanın yeniden gözden geçirilmesi sonucu; aşk bağımlılığının iki farklı tipi olduğu sonucuna ulaşıldı.

Ödül sinyalleri

Araştırmada, herhangi bir romantik ilişki içerisinde bulunmayan, kendisini çaresizce yalnız hisseden ve eski partnerinin yerini derhal başkasıyla değiştirmeye çalışan insanların, –ekibin tanımına göre– aşk bağımlılığının “dar” bir formuna sahip olabilecekleri bulgusuna ulaşıldı.

Bu insanlar, duygusal yatkınlıklarının nesnesine yakın olmak için ortaya çıkan güçlü arzuları görmezden gelebilmede zorluk çeker. Bütün vakitlerini bu arzularıyla geçirirler, obsesif düşünceler ve davranışlar geliştirirler. Bazı vakalarda, bu durum takip ve tacize ya da cinayete sebep olur.

Bu tarz bağımlılıklar, kontrol yetisinden ve sosyal değerlerden yoksundur. Tıpkı bağımlılığın diğer türleri gibi, bu davranış da, beyinde, ödül sinyallerinde coşmaya sebep olan anormal bir süreci tetikler. Uyuşturucular, insanın hiçbir şekilde üretemediği kadar aşırı düzeyde bir dopamin patlamasına sebep olan uyaranlardır.

Bu durum da; beyinde, alışılmadık derecede güçlü bir ödül sinyaline neden olur.  Ancak dopamin ile ilgili bir şey var ki; o da; geriye sürekli daha fazla isteyen bir beyin bırakmasıdır. Bu sinyaller, kişi, hayatında başka ilgilere doğru bir miktar geri adım attığında bile uyuşturucuyu tekrar kullanmaya yönlendirir.

Yapılan bu “review çalışmasında”, araştırmacılar, bazı aşk deneyimlerinin, kişiyi bu tecrübeyi tekrar sürdürmeye iten olağandışı güçlü bir ödül sinyali üretimine sebep olduğu bulgusuna ulaştı.

Fakat, araştırma ekibi aynı zamanda da, normal aşkın aynı spektrumunda seyreden, fakat daha güçlü –hâlâ kontrol edilebilir– istekleri olan ikinci bir “geniş” türdeki aşk bağımlılığına dair deliller elde etti.

Aşırı mutluluk ve depresyon

Bu kategori, yalnızca uyuşturucu bağımlılığına benzer davranışların gözlemlerine dayalıdır: Her karşılaşmanın ardından anlık ve aşırı bir mutluluk artışı, fakat ilişkilerin birden sona ermesiyle ortaya çıkan çaresizlik, keder ve depresyon hali.

Bazı araştırmacılar, bu tip davranışı bir bağımlılık olarak tanımlamıyor, çünkü bu duygusal seviyeleri deneyimlemek uzun vadede kişi için aşırı düzeyde zararlı değildir. Yayımlanan bu araştırmada ise, ekip, her iki aşk bağımlılığı türünün de insanların yaşamı üzerinde zararlı etkiler oluşturabileceğini ileri sürüyor.

Bazı vakalarda, aşka bağımlılık, insanların istismar ilişkileri içerisinde bulunmalarına ya da kült bir lideri takip etmeleri gibi davranışların görülmesine neden oluyor gibi görünüyor. Öte yandan romantik aşk, çiftin üyeleri arasıdaki bağı güçlendiren bir hayatta kalma mekanizması olarak milyonlarca yıl önce evrimleşmiş doğal bir bağımlılıktır.

Bu son yapılan “review çalışmasındaki” iki tip aşk bağımlılığı bulgusundan ziyade, aşkı doğal bir şey olarak görüp daha geniş bir perspektiften bakılması gerektiği de bir gerçeklik olarak karşımızda duruyor.

Kırık kalp tedavisi

Her şeyden önce, bir kalp kırılmasının gerçekten de acı verici olduğunu ortaya koyalım. Fonksiyonel MRI taramaları; yeni bir terk edilme vakası yaşamış insanların beyinlerinde; fiziksel acıyı kaydeden bölgedeki aktivitenin normalin üzerinde olduğunu gösteriyor.

Bu durum; nefes darlığı, mide bulantısı ve bazı durumlarda ölümcül olabilen; kalp kasının zayıflaması (tıp dilinde; Takotsubo kardiyomiyopati) gibi her türlü fiziksel belirtilere yol açabilen; kortizol ve adrenalin gibi stres hormonlarının salınımını tetikler.

Kalp kırıklığı, çoğu insanda, zamanla ya da terapi veya anti-depresan desteğiyle ortadan kalkar. 2013 yılında yapılan bir araştırmada, çayır farelerinin (prairie vole) hormonlarında çeşitli yönlendirmelerde bulunuldu. Tek eşli olan bu hayvanlar, vazopressin hormonunu içeren bir süreçle eşler arasında güçlü bağlar oluşturur.

Vazopressin ve oksitosin gibi hormonlar,  insanlara ve diğer memeli türlerinin neredeyse %3’ünde devam eden tek eşli bir aşkı yaşamaları noktasında yardımcı olur.

Araştırma ekibi, farelerin vazopressin hormonu reseptörlerinde engellemelerde bulunarak, erkek farelerde, eşlerini koruma davranışlarının durdurulabildiği ve farelerin diğer dişilerle daha fazla vakit geçirmelerine sebep olunabildiği bulgusuna ulaştı.

Bu durum, beynimizde aşk-karşıtı bağlantıların da bulunabildiği ve geçmişte kendimize çok yakın hissettiğimiz birisine daha az bağlı bir hâle sokulabileceğimiz anlamına geliyor. Bu bağlantılara dokunmak, kişinin daha önce kendisine çok yakın gördüğü birisini unutabilmesine yardımcı olabilir, fakat ne var ki; bunun nasıl yapılacağını henüz bilmiyoruz.

Источник: https://t24.com.tr/haber/ask-bagimlisi-olunabilir-mi,403010

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.