Bağımlılık Mı? O Da Ne Demeyin!

Bağımlılığın nedeni nedir?

Bağımlılık Mı? O Da Ne Demeyin!

Uyuşturucuyla mücadele ile ilgili anlatılanların unutun. “Çığlığın Peşinde: Uyuşturcuyla Savaşın İlk ve Son Günleri” adlı kitabında Jonann Hari,uyuşturucuyla mücadelede hükümetlerin metodlarını sorguluyor. 

Uyuşturucuyla mücadelenin cezalarla olamayacağını belirten Hari, “Yüz yıl boyunca bağımlılar hakkında savaş şarkıları söyledik. Sonunda anladım ki, onlara söylememiz gereken şarkılar aşk şarkılarıymış” dedi.

Yeni kitabını değerlendiren Hari'nin BirGün'de “Bağımlılığın nedeni bildiğiniz gibi değil” başlığıyla Onur Erem'in çevirisyle yayımlanan yazısı şöyle:

Uyuşturucuyla savaş politikalarıyla geçen son yüz yıl boyunca öğretmenlerimiz ve hükümetlerimiz bize bağımlılığın nedenleriyle hikayeler anlattılar. Bu hikayeler beyinlerimizde öyle yer etti ki, sorgulamaz olduk.

Bana da inandırıcı geliyordu, üç buçuk yıl önce Chasing the Scream: The First and Last Days of the War on Drugs (Çığlığın Peşinde: Uyuşturucuyla Savaşın İlk ve Son Günleri) kitabımı yazmak için 30 bin millik bir yolculuğa başlayana kadar.

Bu yolculukta öğrendiklerim, bağımlılıkla ilgili bize anlatılan her şeyin yanlış olduğunu ve bambaşka bir hikayenin bizi beklediğini anlamamı sağladı. Bu yeni hikayenin özünü anladığımızda yalnızca uyuşturucuyla savaş politikalarını değil, toplumumuzu da değiştirmemiz gerekecek.

Bu hikayenin peşine düşmemin ardındaki neden kişiseldi: Çocukluğumun ilk anılarından biri, bir akrabamı uyandırmaya çalışıp uyanmadığını fark etmemdi. O günden beri bağımlılığın temel gizemini, neden bazı insanların kendilerini durduramayacak kadar uyuşturucu bağımlısı olduğunu, bu insanları nasıl geri kazanabileceğimizi düşündüm durdum.

Geçmişte bana uyuşturucu bağımlılığına neyin yol açtığını sorsaydınız size bir aptalmışsınız gibi bakıp “Uyuşturucu işte” derdim. Sokaktan geçen 20 kişiyi çevirsek ve 20 gün boyunca güçlü uyuşturucular versek bu insanların beyinlerinde kimyasal bağlantılar olur ve 21. günde uyuşturucuyu kestiğimizde yoksunluk çekerler diye düşünürdüm.

Bu teori 20. yüzyılın ortalarında fare deneyleri ile kuruldu. Hatta bu deneylerin görüntüleri 1980’lerde kamu spotu olarak gösterildi: Tek başına bir kafesin içine yerleştirilen farenin önüne iki biberon konur.

Biberonlardan birinden kokainli su, diğerinden normal su gelmektedir. Her deneyde fareler kokainli suyun müptelası olur, yalnıza ondan içer ve her geçen gün daha fazla içerek sonunda kendini öldürür.

Reklamın sonunda ise “Aynısı sizin de başınıza gelebilir” uyarısı çıkar.

Fakat 1970’lerde Vancouver’dan psikoloji profesörü Bruce Alexander bu deneyle ilgili bir sorun fark etti: Fare kafese tek başına bırakılmıştır ve içerde kokain içmekten başka yapabileceği hiçbir şey yoktur.

Bu deneyi daha farklı bir şekilde yapsak ne olur, diye düşünür. Bunun için bir Fare Parkı kurar.

Kafesle çevrelenmiş bu güzel parkın içinde renkli toplar, güzel fare yemekleri, oynamak için tüneller ve çok sayıda fare vardır.

Kafesle parkın farkı

Parktaki fareler içlerinde ne olduğunu bilmediğinden iki biberonu da dener. Sonrasında olanlar ise şaşırtıcıdır. Hayatından memnun fareler kokainli suyu sevmez. Genellikle o biberondan içmekten sakınırlar ve önceki deneylerdeki yalnız, mutsuz ve bağımlı farelerin yalnızca çeyreği kadar kokainli su içerler. Hiçbiri ölmez.

İlk başta bunun farelere özgü garip bir tesadüf olduğunu düşünmüştüm. Ama sonrasında tam da bu deneyle eş zamanlı bir insan örneği olduğunu fark ettim. Bu deneyin adı Vietnam Savaşı’ydı. Vietnam’daki ABD askerleri sakız çiğner gibi eroin kullanıyorlardı. Askerlerin yüzde 20’si bağımlı olmuştu. Pek çok kişi savaş bittiğinde bu bağımlıların ABD’ye dönüp sorun çıkaracağı endişesini taşıyordu.

Ama savaş bittiğinde ABD’ye dönen eroin bağımlısı askerlerin yüzde 95’i rehabilitasyona ihtiyaç duymadan kullanmayı bıraktı. Felaketlerle dolu bir kafesten güzel bir kafese geçmişlerdi ve bu yüzden uyuşturucuya ihtiyaç duymaz hale gelmişlerdi.

Prof. Alexander Fare Parkı’ndan sonra deneylerini genişletti. İlk testlerdeki gibi yeni fareleri boş birer kafese koyarak 57 gün boyunca kokainli suya bağımlı olmalarını sağladı. Merak ettiği şey, bir kere bağımlı olduktan sonra beynimizin geri dönüşü olmayan bir şekilde bağımlılıkta takılı kalıp kalmadığıydıı. 57 günün sonunda onları Fare Parkı’na yerleştirdi.

Kafes değişimiyle kurtuldular

Bulgular yine şaşırtıcıydı. Fareler birkaç yoksunluk krizi yaşasa da bağımlılıktan kurtuldu, normal bir hayata geri döndü. İyi kafes onları kurtardı. Ve bütün bunlar bugüne kadar bize öğretilenlerle taban tabana zıttı.

 Herkesin çevresinde sürmekte olan başka bir deneyden bahsedeyim: Bir kaza sonucu leğen kemiğiniz kırılırsa, hastanede kalacağınız uzun süre boyunca size diamorfin verilecektir. Bu, eroinin tıbbi adıdır. Üstelik doktorların elindeki diamorfin, sokakta bulacağınız eroinden çok daha saf ve etkilidir.

Eğer uyuşturucunun bağımlılığa yol açtığı ve sonrasında vücudunuzun ona ihtiyaç hissettiğine dair eski teori doğruysa, tedavinin ardından hastaların sokakta eroin bulmak için uğraşması gerekirdi. Fakat bu hiçbir zaman gerçekleşmez. Çünkü sokaktaki bağımlılar boş kafesteki fareler gibidir.

Tıbbi kullanıcılar ise hastaneden çıktıklarında ailelerinin yanına, yani Fare Parkı’na dönerler.

Bu, bağımlıları anlamaktan çok daha derin bir içgörü sunar. Profesör Peter Cohen, insanların ilişkilere ve bağ kurmaya çok ihtiyaç duyduğunu söyler. İnsanlar hayatta böyle tatmin olur.

Eğer birbirimizle bağ kuramazsak başka şeylerle bağ kurmaya yöneliriz: Rulet makinasının dönüş sesiyle veya şırınganın iğnesiyle… Prof. Cohen’e göre “bağımlılık” sorunu hakkında tartışmayı bırakıp “bağ kurma” sorununu konuşmamız lazım.

Bir eroin bağımlısının eroinle bağ kurmasının nedeni, başka bir şeyle bağ kuramamasıdır.

Yani bağımlılığın zıttı ayıklık değildir, insan bağıdır.

Bağımlılığın kullanılan uyuşturucuların kimyasıyla ilişkili olmadığının bir diğer kanıtı da kumar bağımlılığıdır.

Kitap çalışmam için Las Vegas’taki bir Anonim Kumarbazlar seansına gittiğimde onların bağımlılığının uyuşturucu bağımlılarınınkinden hiçbir farkı olmadığını gördüm.

Kumarbazlar da bağımlı olurlar ama kimse bunun damarlarına iskambil kağıdı enjekte etmekten kaynaklandığını iddia etmez.Yine de merak ettim: Kimyasalların hiçbir rolü yok mu? Bu sorunun cevabını Richard DeGrandpre’nin Farmakoloji Kültü kitabında buldum.

Herkes, sigaranın en yaygın bağımlılık olduğu konusunda hemfikirdir. Tütünün bağımlılığı içindeki nikotin adlı uyuşturucudan gelir.

Bu yüzden 1990’larda nikotin bantları geliştirildiğinde büyük bir optimizm oluştu: Sigara bağımlıları nikotin bağımlılıklarına sigaranın ölümcül etkileri olmadan devam edebilirdi. Özgürleşeceklerdi. Fakat resmi rakamlara göre sigara bağımlılarının yalnızca yüzde 17.

7’si nikotin bantlarıyla sigarayı bırakabiliyor. Bu düşük oran, bağımlılığın kimyasal kısmının büyük resmin içinde küçük bir parçayı temsil ettiğini gösteriyor.

Uyuşturucuyla savaş temelsiz

Uyuşturucuyla yüz yıllık savaşın devasa etkileri oldu. Bu kitlesel savaş nedeniyle Meksika’dan İngiltere’ye kadar geniş bir coğrafyada binlerce insan öldürüldü.

Ve bu savaş, uyuşturucuların insanların beynini geri dönülmez bir şekilde ele geçirdiği, bu nedenle uyuşturucuları yeryüzünden silmemiz gerektiği savı üzerine kurulu.

Fakat bağımlılığın nedeni uyuşturucular değil bağ kuramamaksa bu savaşın temeli yok demektir.

İronik olarak, uyuşturucuyla savaş politikası insanları bağımlılığa itiyor.

Arizona’daki Çadır Kent Hapishanesi’ne gittiğimde uyuşturucu kullanan mahkumların izolasyon hücrelerine atıldığını, burada daha fazla uyuşturucu ihtiyacı hissettiklerini, bu yüzden hücreden çıkınca yine uyuşturucu kullanıp hücre cezası aldıklarını, hapisten çıktıktan sonra ise adli sicil kayıtları nedeniyle iş bulamayarak toplum dışına itildiklerini gördüm. Bu tablonun dünyanın pek çok yerinde aynı olduğunu gördüm.

Buna karşı bir alternatif var. Uyuşturucu bağımlılarının dünyayla tekrardan bağ kurabilmesine olanak sağlayan ve böylece bağımlılıklarını geride bırakmasına yardımcı olan bir sistem kurabiliriz.

Portekiz örneği

Üstelik bu yalnızca teoride değil, pratikte de mümkün. Kendi gözlerimle gördüm. 15 yıl önce Portekiz Avrupa’da en fazla uyuşturucu problemi yaşayan ülkeydi, toplumun yüzde 1’i eroin bağımlısıydı. Uyuşturucuyla savaş politikası izlediler ve işler daha da kötüleşti.

Bunun ardından radikal bir yol seçip tüm uyuşturucuların kullanımına cezasızlık getirdiler. Uyuşturucu kullanıcılarını bulup hapse atmaya harcadıkları parayı, onların yeniden toplumla ve kendi duygularıyla bağ kurabilmesi için kullandılar.

Barınma haklarını güvence altına alıp, iş bulmalarını kolaylaştırarak bağımlıların hayatta bir amacı olmasını sağladılar. Bağımlıları sıcak bir ortama sahip kliniklerde ağırlarken, yıllar süren travmalarından ve suskunluklarından çıkarmak için yollar aradılar.

İş kurmaları için krediler verdiler.

British Journal of Crimilogy’de yayınlanan bir bağımsız araştırmaya göre, Portekiz’deki de-kriminalizasyonun ardından bağımlılık oranı sert bir düşüş yaşadı, ülkedeki toplam uyuşturucu kullanımı ise yüzde 50 azaldı.

De-kriminilazisyon politikası o kadar başarılı oldu ki ülkede kimse eski sisteme dönmeyi tartışmıyor bile.

De-kriminalizasyonun en büyük karşıtlarından olan, politika değişikliği öncesinde bunun ülkeye felaket getireceğini haykıran dönemin Uyuşturucuyla Mücadele Birimi Başkanı Joao Figueria, geçen yıl Lizbon’daki sohbetimizde tüm tahminlerinde yanıldığını ve dünyanın Portekiz’i örnek alması gerektiğini söylüyordu.

Bütün bunlar bizi kendimiz ve toplumlarımız hakkında düşünmeye itiyor. İnsanlar bağ kuran canlılardır. Bağ kurmaya ve sevgiye ihtiyaç duyarız.

Fakat yarattığımız dünya insanları bağ kurmaktan alıkoyarken, yalnızca bağ kurmanın parodisi diyebileceğimiz interneti sunuyor.

Bağımlılığın artışı yaşamlarımızdaki daha derin bir hastalığın belirtisidir – sürekli olarak çevremizdeki insanlar yerine, almak istediğimiz bir sonraki parıltılı ürüne bakmamıza neden olan o hastalık.

Yazar George Monbiot çağımız için “yalnızlığın çağı” diyor. Etrafımızdaki insanlardan kopmanın çok kolay olduğu bir düzen yarattık.

Fare Parkı’nın yaratıcısı Bruce Alexander, bağımlılıktan bireysel kurtuluş üzerine çok tartışıp toplumsal kurtuluş üzerine hiç tartışmadığımız, içinde yaşadığımız düzenin bizi izolasyona iten sissi varlığı hakkında konuşmadığımıza dikkat çekiyordu.

Bu konudaki yeni bulgular yalnıza siyasal değişimi kaçınılmaz kılmıyor. Zihnimizi ve yüreğimizi de değiştirmemiz gerekecek.

Bir bağımlıyı sevmek gerçekten zordur. Televizyonlarda bize her zaman “Bağımlılara kendilerine gelmelerini söyleyin, uyuşturucuyu bırakmazlarsa ilişkiyi kesin” derler. Uyuşturucuyu bırakmayan bağımlı cezalandırılmalıdır onlara göre.

Bu mantık, uyuşturucuyla savaş politikasının özel yaşamlarımıza sızan mantığıdır. Kitabı yazarken öğrendim ki, bu söyleneni yapmak bağımlılığı yalnızca daha fazla artırır, o kişiyi kaybedebilirsiniz bile.

Bunun yerine uyuşturucu kullanmayı bıraksalar da bırakmasalar da onları koşulsuz sevmek gerektiğini öğrendim.

Kitap için çıktığım uzun yolculuktan sonra eve döndüğümde, eski erkek arkadaşımı evdeki misafir yatağımda yoksunluk krizi içinde titrerken buldum. Artık onun hakkında daha farklı düşünüyordum. Yüz yıl boyunca bağımlılar hakkında savaş şarkıları söyledik. Sonunda anladım ki, onlara söylememiz gereken şarkılar aşk şarkılarıymış.

Источник: https://t24.com.tr/haber/bagimliligin-nedeni-nedir,298708

Dopamin Nedir ve Bağımlılıklarımızın Sorumlusu Dopamin mi? »

Bağımlılık Mı? O Da Ne Demeyin!

Birçok araştırmacı insan beynini, diğer hayvanlardan ayıran en önemli farkların beynimizin nöral dokusunun dış katmanı olan serebral korteksimizin büyüklüğü ve karmaşası olduğu noktasında hem fikir. Dolayısıyla da, evrimin bu şaheserinin mental yaşamımızı eşsizleştirdiğini düşünerek dikkatimizi bu alana odaklama eğilimindeyiz.

Fakat ne var ki; insanlar ve diğer hayvanlar arasındaki neredeyse tamamen aynı olan; örneğin; diğer beyin hücreleriyle iletişim kurmak için dopamin kimyasalını kullanan küçük bir grup beyin hücresi gibi, bazı parçaları gözardı ediyoruz.

Ödüllendirici Bir Deneyim

Dopamin, genellikle beynin “haz kimyasalı” olarak tanımlanır, fakat esasında oldukça fazla sayıda fiziksel ve mental işlemlerde görev alır. Orta beyindeki bir nöron kümesi tarafından diğer nöronlara mesaj taşımada da dopamin kullanılır. Dopamin nöronları sayıca çok azdırlar (beyindeki nöronların yaklaşık %0.

0006’sı kadar) ve bütün memelilerde, hatta kaplumbağalar gibi bazı “basit” hayvanlarda da görülür.
1950lerde araştırmacılar, sıçanlar üzerinde yürüttükleri bir çalışmada dopamin nöronlarını ön beyindeki hedeflerine bağlayan bir sinir demetinin uyarımıyla sıçanların ze aldıklarını gözlemlediler.

Bu tarz bir uyarım için sıçanlar, kendi başlarına bırakıldıklarında bir kolu hareket ettirmeyi öğrenebildiler ve bunu günde binlerce kez yapabildiler.

Etik açıdan tamamen sorunlu benzer bir deney ise 1970 yılında insan üzerinde yapıldı. Tıpkı sıçanlardaki gibi, hasta dopamin sinir demetini uyarmak için bir butona basmayı öğrendi ve 3 saatlik bir seans boyunca butona yaklaşık 1500 defa bastı, uyarılma sırasında hastanın aldığı haz  araştırmacılar tarafından rapor edildi.

Bu tarihten itibaren de, yapılan çalışmalar, dopamin sisteminin çok çeşitli haz verici deneyimlerle (örneğin; yemek yemek, seks yapmak, intikam almak, video oyunlarında kazanmak, müzik dinlemek, para kazanmak ve karikatür dergileri okumak gibi) aktive edilebileceğini ortaya koydu.

Öte yandan dopamin sistemi aynı zamanda da uyku ilaçları, alkol ve kokain gibi uyuşturucu bağımlıklarına da güçlü bir biçimde cevap veriyor. Bu uyuşturucular, doğal ödüllerin yarattığı etkiden çok daha fazlasını yaratabiliyorlar ve doğal ödüllerden farklı olarak doyumsuzluğa sebep olabiliyor.

Bu gerçeklerin doğrudan izahını şu şekilde yapabiliriz: Dopamin sistemi beyindeki haz yoludur. Bu da; insanlar ve diğer hayvanların neden butona ya da kola basarak dopamin nöronlarını aktive etme istekliliği gösterdiklerini potansiyel olarak açıklayabilir.

 Öte yandan bazı uyuşturucuların neden bu kadar bağımlılık oluşturduklarına dair de bir izah geliştirebilir. Uyuşturucuların sebep olduğu güçlü ve uzun süreli aktivasyon bu maddelerin bir “süper ödül” gibi davranmalarına ve daha fazla arzu edilir olmalarına sebep olabilir.

Ancak, motivasyon değişimleri, uyarılma, dikkat, duygu ve öğrenmeyi de içeren birçok mental olay da ödüle yakın bir zamanda meydana gelir. Örneğin, tatlı bir gıda (şeker, dondurma vb.) veren bir otomatın yanından geçişinizi hayal edin. Eğer açsanız, dikkatiniz makineye yönelecektir ve makineye yaklaştıkça daha da uyarılmış bir hale geleceksiniz.

Tatlıyı bir kez yediğinizde, haz duyarsınız, açlık hissiniz azalır ve burada beyniniz otomatı bir ödülle ilişkilendirmeyi öğrenir. İşte dopamin sistemi yalnızca tek bir hazdan ziyade birçok sürecin yer aldığı bir sistemdir. Otomata yaklaşmanız, tatlıyı yemeniz, açlık hissinizin azalması ve öğrenmenin gerçekleşmesi hepsi birer dopamin ssitemi sürecidir.

İradeye Karşı Dopamin

En önemli dopamin fonksiyonlarından biri de öğrenmedir. Araştırmacılar; ödüle ilişkin beklentilerin gerçeklikle uyuşmadığı anlarda dopamin nöronları aktivasyon değişimi gösteriyor ve öğrenmeye sebep olan bir “ödül tahmin hatası” sinyali veriyor. Örneğin; öngörülmeyen ödüllerle dopamin nöronları aktive oluyor ancak beklenen ödüller gelmediğinde baskılanıyorlar.

Beyindeki dopamin yolu / Credit: Pöppel et al./BioMed Central

Dopamin aktivasyonunun artışını getiren olaylar; ödülle, dopamin azalmasına sebep olan olaylar ise; hayal kırıklığı ile ilişkilendirilir. Eğer çevre değişmiyorsa, yapmanız gereken beyninizin dopamin nöronlarını aktive eden ödül ilişkili eylemlerle uğraşmak ve dopamini baskılayan eylemlerden kaçınmaktır.

Kimyasal Bir Öğretici mi?

Dopamin aktivasyonunun neden olduğu öğrenmeye dair fazlasıyla farkındalık sahibi olmamız pek muhtemel değildir, örneğin; farkında olmadan dopamin aktivasyonu ile ilişkilendirdiğimiz şeylere bağlı hale gelmek gibi.

Bu farkındalık eksikliği insanların neden sıklıkla gerçekçi olmayan ya da uyumsuz seçimler yaptığına dair bir açıklama getirebilir.

Peki beyin araştırmaları, bağımlılıkta dopamin etkilerinin üstesinden gelmede kullanılabilir mi? Sinirbilimciler bağımlılıkta dopamin nedenli öğrenmeyi engelleyecek ilaçların bulunabilmesi için iz sürmeye devam ediyorlar.

Ancak sınırlı bir başarı elde etmiş durumdalar, çünkü dopaminin, motive ve mutlu hissetme gibi diğer fonksiyonlarını engellemeden yalnızca öğrenme fonksiyonunu engelleyecek bir ilacı üretebilmek oldukça zor bir iş.

Bağımlılığın ardındaki bütün hikaye dopamin nedenli öğrenme değildir, fakat bu durum; bağımlılığın, insanın kendi muhakemesiyle üstesinden gelebileceği bir şey olup olmadığını göz önünde bulundurmamız gerektiğini ortaya koyuyor. Aynı şey, iradenin başarısız kaldığı –örneğin; aşırı yemek yemek gibi– diğer gündelik eylemler için de uygulanabilir.

Evrimin yarattığı serebral korteksimizin eşsizliği bu eylemlerde kontrolü ele alabilir, fakat birincil dopamin sistemimiz buna öğretmenlik yapabilir.

  • Projelerimizde bize destek olmak ister misiniz?
  • Dilediğiniz miktarda aylık veya tek seferlik bağış yapabilirsiniz.
  • Destek Ol

Источник: https://bilimfili.com/dopamin-nedir-ve-bagimliliklarimizin-sorumlusu-dopamin-mi/

Acıbadem Sağlık Grubu | Acıbadem

Bağımlılık Mı? O Da Ne Demeyin!
Acıbadem Üniversitesi, 2007 yılında Acıbadem Sağlık ve Eğitim Vakfı tarafından kurulan sağlık alanında tematik bir üniversitedir.

Sağlık hizmetlerinde 25 yılı aşkın deneyim ve bilgi birikimiyle oluşan Acıbadem kültürünü yükseköğretime taşıyan üniversite; güçlü akademik kadrosu, gelişmiş teknolojik altyapısı ile alanında donanımlı ve sürekli gelişime açık sağlık profesyonelleri yetiştirmeyi hedefliyor.

Araştırma odaklı Acıbadem Üniversitesi’ndeki dünyadaki en kapsamlı kilinik simülasyon eğitim merkezlerinden biri olan CASE’te, öğrencilerin yanı sıra sağlık profesyonelleriyle de eğitimler gerçekleştiriyor.

Acıbadem'in Öncüsü Yenilendi

Hizmet alanını 2.5 katına çıkararak Acıbadem Sağlık Grubu'nun en büyük hastanesi olan Acıbadem Maslak 364 yatak kapasitesiyle hizmet veriyor. Tıbbın tüm alanlarında hizmet sunan Acıbadem Maslak Hastanesi’nde radyoterapi cihaz parkı ile kanser alanında da tanı ve tedavi hizmetleri yürütülüyor.

SAYILARLA ACIBADEM SAĞLIK GRUBU

  • YILLIK ORTALAMA HASTA SAYISI

KİŞİSEL VERİLERİN ELDE EDİLMESİ VE İŞLENMESİ İLE İLGİLİ BİLGİLENDİRME FORMU

Acıbadem Sağlık Hizmetleri ve Ticaret A.Ş. (“Acıbadem”) ve Acıbadem’in hakim ve bağlı şirketleri (hepsi birlikte “Acıbadem Grubu” olarak anılacaktır.

) tarafından, 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu (“Kanun”) ve ilgili mevzuat kapsamında Veri Sorumlusu sıfatıyla, kişisel verileriniz, aşağıda açıklanan çerçevede ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu, 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, Özel Hastaneler Yönetmeliği ve Sağlık Bakanlığı düzenlemeleri ve sair mevzuata uygun olarak işlenebilecektir.

1. Kişisel Verilerin elde Edilmesi, İşlenmesi ve İşleme Amaçları

Kişisel verileriniz Acıbadem Grubu tarafından sağlanmakta olan kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amaçlarıyla ve Acıbadem Grubu şirketlerinin faaliyet konularına uygun düşecek şekilde; sözlü, yazılı, görsel ya da elektronik ortamda, çağrı merkezi, internet sitesi, sözlü, yazılı ve benzeri kanallar aracılığıyla elde edilmektedir. Sağlık verileriniz başta olmak üzere özel nitelikli kişisel verileriniz ve genel nitelikli kişisel verileriniz, Grup tarafından aşağıda yer alanlar dâhil ve bunlarla sınırlı olmaksızın bu maddede belirtilen amaçlar ile bağlantılı, sınırlı ve ölçülü şekilde işlenebilmektedir:

  • Kimlik bilgileriniz: Adınız, soyadınız, T.C. Kimlik numaranız, pasaport numaranız veya geçici TC Kimlik numaranız, doğum yeri ve tarihiniz, medeni haliniz, cinsiyetiniz, sigorta veya hasta protokol numaranız ve sizi tanımlayabileceğimiz diğer kimlik verileriniz.
  • İletişim Bilgileriniz: Adresiniz, telefon numaranız, elektronik posta adresiniz ve sair iletişim verileriniz, müşteri temsilcileri ya da hasta hizmetleri tarafından çağrı merkezi standartları gereği tutulan sesli görüşme kayıtlarınız ile elektronik posta, mektup veya sair vasıtalar aracılığı ile tarafımızla iletişime geçtiğinizde elde edilen kişisel verileriniz.
  • Muhasebesel Bilgileriniz: Banka hesap numaranız, IBAN numaranız, kredi kartı bilginiz, faturalama bilgileriniz gibi finansal verileriniz.
  • Sağlık hizmetlerinin finansmanı ve planlaması amacıyla özel sağlık sigortasına ilişkin verileriniz ve Sosyal Güvenlik Kurumu verileriniz.
  • Hastane veya tıp merkezlerimizi ziyaret etmeniz halinde güvenlik ve denetim amaçlı tutulmakta olan kamera kayıtları görüntüleriniz.
  • Otoparkı kullanmanız halinde araç plaka veriniz.
  • Sağlık Bilgileriniz: Laboratuvar sonuçlarınız, test sonuçlarınız, muayene verileriniz, randevu bilgileriniz, check-up bilgileriniz, reçete bilgileriniz dahil ancak bunlarla sınırlı olmaksızın tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi sırasında veya bunların bir sonucu olarak elde edilen her türlü sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel verileriniz.
  • www.acibadem.com.tr sitesine veya www.acibadem.com.tr/AcibademOnline/TR/MainPage adresine gönderdiğiniz veya girdiğiniz sağlık verileriniz ve sair kişisel verileriniz.
  • Acıbadem’e veya Acıbadem Grup şirketlerinden herhangi birine iş başvurusunda bulunmanız halinde bu hususta temin edilen özgeçmiş dâhil sair kişisel verileriniz ile Acıbadem Grubu çalışanı ya da ilişkili çalışan olmanız halinde hizmet akdiniz ve işe yatkınlığınız ile ilgili her türlü kişisel verileriniz.

Acıbadem Grubu tarafından elde edilen her türlü kişisel veriniz (Özel nitelikli kişisel veriler de dahil fakat bunlarla sınırlı olmamak kaydıyla) aşağıdaki amaçlar ile işlenebilecektir:

  • Kimliğinizi teyit etme,
  • Kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbî teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi.
  • İlgili mevzuat uyarınca Sağlık Bakanlığı ve diğer kamu kurum ve kuruluşları ile talep edilen bilgilerin paylaşılması.
  • Hastane ve Tıp Merkezlerimizin iç işleyişi ile günlük operasyonların planlanması ve yönetilmesi.
  • Hastane Yönetimi, Hasta Hakları, Hasta Deneyimi bölümleri tarafından hasta memnuniyetinin ölçülmesi, arttırılması ve araştırılması.
  • İlaç temini.
  • Randevu almanız halinde randevu hakkında sizi haberdar edebilme.
  • Risk yönetimi ve kalite geliştirme aktivitelerinin yerine getirilmesi.
  • Sağlık hizmetlerini geliştirme amacıyla analiz yapma.
  • Hasta Hizmetleri, Mali İşler, Pazarlama bölümleri tarafından sağlık hizmetlerinizin finansmanı, tetkik, teşhis ve tedavi giderlerinizin karşılanması, müstehaklık sorgusu kapsamında özel sigorta şirketler ile talep edilen bilgilerin paylaşılması.
  • Araştırma yapılması.
  • Yasal ve düzenleyici gereksinimlerin yerine getirilmesi.
  • Sağlık hizmetlerinin finansmanı kapsamında özel sigorta şirketler ile talep edilen bilgileri paylaşma.
  • Kalite, Hasta Deneyimi, Bilgi Sistemleri bölümleri tarafından risk yönetimi ve kalite geliştirme aktivitelerinin yerine getirilmesi.
  • Hasta Hizmetleri, Mali İşler, Pazarlama bölümleri tarafından hizmetlerimiz karşılığında faturalandırma yapılması ve anlaşmalı olan kurumlarla ilişkinizin teyit edilmesi.
  • Pazarlama, Medya ve İletişim, Çağrı Merkezi bölümleri tarafından kampanyalara katılım ve kampanya bilgisi verilmesi, Web ve mobil kanallarda özel içeriklerin, somut ve soyut faydaların tasarlanması ve iletilebilmesi.

İlgili mevzuat uyarınca elde edilen ve işlenen Kişisel Verileriniz, Acıbadem veya Acıbadem Grubu’na ait fiziki arşivler ve/veya bilişim sistemlerine nakledilerek, hem dijital ortamda hem de fiziki ortamda muhafaza altında tutulabilecektir.

2. Kişisel Verilerin Aktarılması

Kişisel verileriniz, Kanun ve sair mevzuat kapsamında ve yukarıda yer verilen amaçlarla Acıbadem ve Acıbadem Grubu tarafından Acıbadem Grubu’na dahil olan şirketler ile, Özel sigorta şirketleri, Sağlık bakanlığı ve bağlı alt birimleri, Sosyal Güvenlik Kurumu, Emniyet Genel Müdürlüğü ve sair kolluk kuvvetleri, Nüfus Genel Müdürlüğü, Türkiye Eczacılar Birliği, Mahkemeler ve her türlü yargı makamı, merkezi ve sair üçüncü kişiler, yetki vermiş olduğunuz temsilcileriniz, avukatlar, vergi ve finans danışmanları ve denetçiler de dâhil olmak üzere danışmanlık aldığımız üçüncü kişiler, düzenleyici ve denetleyici kurumlar, resmi merciler dâhil sağlık hizmetlerini yukarıda belirtilen amaçlarla geliştirmek veya yürütmek üzere işbirliği yaptığımız iş ortaklarımız ve diğer üçüncü kişiler ile paylaşılabilecektir.

3. Kişisel Veri Elde Etmenin Yöntemi ve Hukuki Sebebi

Kişisel verileriniz, her türlü sözlü, yazılı, görsel ya da elektronik ortamda, yukarıda yer verilen amaçlar ve Acıbadem’in faaliyet konusuna dahil her türlü işin yasal çerçevede yürütülebilmesi ve bu kapsamda Acıbadem’in akdi ve kanuni yükümlülüklerini tam ve gereği gibi ifa edebilmesi için toplanmakta ve işlenmektedir. İşbu kişiler verilerinizin toplanmasının hukuki sebebi;

  • 6698 sayılı Kişisel Verilerin Korunması Kanunu,
  • 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu,
  • 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname,
  • Özel Hastaneler Yönetmeliği,
  • Kişisel Sağlık Verilerinin İşlenmesi ve Mahremiyetinin Korunması Yönetmeliği,
  • Sağlık Bakanlığı düzenlemeleri ve sair mevzuat hükümleridir.

Ayrıca, Kanun’un 6. maddesi 3.

fıkrasında da belirtildiği üzere sağlık ve cinsel hayata ilişkin kişisel veriler ise ancak kamu sağlığının korunması, koruyucu hekimlik, tıbbı teşhis, tedavi ve bakım hizmetlerinin yürütülmesi, sağlık hizmetleri ile finansmanının planlanması ve yönetimi amacıyla, sır saklama yükümlülüğü altında bulunan kişiler veya yetkili kurum ve kuruluşlar tarafından ilgilinin açık rızası aranmaksızın işlenebilir.

4. Kişisel Verilerin Korunmasına Yönelik Haklarınız

Kanun ve ilgili mevzuatlar uyarınca;

  • Kişisel veri işlenip işlenmediğini öğrenme,
  • Kişisel veriler işlenmişse buna ilişkin bilgi talep etme,
  • Kişisel sağlık verilerine erişim ve bu verileri isteme,
  • Kişisel verilerin işlenme amacını ve bunların amacına uygun kullanılıp kullanılmadığını öğrenme,
  • Yurt içinde veya yurt dışında kişisel verilerin aktarıldığı üçüncü kişileri bilme,
  • Kişisel verilerin eksik veya yanlış işlenmiş olması hâlinde bunların düzeltilmesini isteme,
  • Kişisel verilerin silinmesini veya yok edilmesini isteme,
  • Kişisel verilerin eksik veya yanlış işlenmiş olması hâlinde bunların düzeltilmesine ve/veya kişisel verilerin silinmesini veya yok edilmesine ilişkin işlemlerin kişisel verilerin aktarıldığı üçüncü kişilere bildirilmesini isteme,
  • İşlenen verilerin münhasıran otomatik sistemler vasıtasıyla analiz edilmesi suretiyle kişinin kendisi aleyhine bir sonucun ortaya çıkmasına itiraz etme hakkını haizsiniz.

Mezkûr haklarınızdan birini ya da birkaçını kullanmanız halinde ilgili bilgi tarafınıza, açık ve anlaşılabilir bir şekilde yazılı olarak ya da elektronik ortamda, tarafınızca sağlanan iletişim bilgileri yoluyla, bildirilir.

5. Veri Güvenliği

Acıbadem, kişisel verilerinizi bilgi güvenliği standartları ve prosedürleri gereğince alınması gereken tüm teknik ve idari güvenlik kontrollerine tam uygunlukla korumaktadır. Söz konusu güvenlik tedbirleri, teknolojik imkânlar da göz önünde bulundurularak muhtemel riske uygun bir düzeyde sağlanmaktadır.

6. Şikayet ve İletişim

Kişisel verileriniz teknik ve idari imkânlar dâhilinde titizlikle korunmakta ve gerekli güvenlik tedbirleri, teknolojik imkânlar da göz önünde bulundurularak olası risklere uygun bir düzeyde sağlanmaktadır. Kanun kapsamındaki taleplerinizi, “https://www.acibadem.com.tr/acibademonline/hastaverilerinkorunmasi.html” web adresindeki “Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Uyarınca Başvuru Formu” nu doldurarak;

  • (i) Fahrettin Kerim Gökay Cad. No: 49 Altunizade, Istanbul, Türkiye adresine kargo ile ıslak imzanızı taşıyan bir dilekçe ile “Kurumsal Sekretarya” departmanı dikkatine Zarfına “Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Kapsamında Bilgi Talebi” yazılarak gönderebilirsiniz,
  • (ii) Noter kanalıyla gönderebilir,
  • (iii) acibademsaglik@hs02.kep.tr adresine güvenli elektronik ya da mobil imzalı olarak, kayıtlı elektronik posta adresi veya sistemimizde kayıtlı elektronik e-posta adresiniz aracılığıyla ve/veya
  • (iv) Acıbadem’e hitaben yazdığınız “word veya pdf.” formatındaki bir dosyayı güvenli eimza ile imzalayarak kisiselveri@acibadem.com ‘a e-posta’nın konu kısmına “Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Bilgi Talebi” yazarak iletebilirsiniz.

Kanun kapsamındaki taleplerinizi, https://www.acibadem.com.tr/acibademonline/hastaverilerinkorunmasi.html web adresindeki “Kişisel Verilerin Korunması Kanunu Uyarınca Başvuru Formu” nu doldurarak ve formda belirtilen usullerle tarafımıza iletmenizi rica ederiz.

Daha iyi bir deneyim için konum izni vermelisiniz.

Источник: https://www.acibadem.com.tr/bagimlilikmerkezi/bagimlilik-nedir/

Dijital bağımlılık nedir? Sosyal medyada bağımlılık neden artıyor?

Bağımlılık Mı? O Da Ne Demeyin!

Bağımlılık sürecindeki en temel etkenin haz almak olduğunun vurgulandığı programda Yrd. Doç. Dr. Onur Noyan “Ne kadar çok fav/retweet o kadar çok haz, ne kadar çok beğeni o kadar çok haz ve bağımlılık sarmalı” diye konuştu.

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi tarafından Merkez Yerleşkesi Nermin Tarhan Konferans Salonu’nda düzenlenen 4. Uluslararası İletişim Günleri’nde “dijital bağımlılık” konusu nörobilim, psikoloji ve etik açılardan ele alındı.

Üsküdar Üniversitesi Rektörü Psikiyatrist Prof. Dr. Nevzat Tarhan, açılış konuşmasında Durham Üniversitesinden Dr.

Gerald Moore’un sunumunda ele alacağı dopaminin beynin haz maddesi olduğunu hatırlatarak “Dopamin maddesinin iletişimin konusu olması, iletişimin nörobilimle birleşmesi aslında bilimin geleceğini de görmektir, yakalamaktır.

Şu anda haz peşinde koşan bir insanlık mı var, haz bağımlılığı mı oluşuyor, insanın yaşam amacı değişti mi, insan niçin yaşıyor, bunlar popüler kültürde yapılan tartışmalar. Bu tartışmaların Durham Üniversitesinde yapılan bir çalışmaya konu olması ve bunun Üsküdar Üniversitesinde konuşulması çok önemli” dedi.

Prof.Dr. Tarhan: “İnternetsiz ortam kişiyi krize sokuyorsa bağımlılık başladı demek!”

Sosyal davranış açısından kuşakların iyi analiz edilmesi gerektiğini, analiz edilmesi gereken konulardan birinin de dijital bağımlılık olduğunu belirten Tarhan, “İnternet kuşağının risklerinden birisi de teknolojinin beyindeki ödül ceza sistemini bozması ve bağımlılık yapmasıyla çok yakından ilgili.

Beyindeki ödül ceza sistemi haz duygusu ile ilgili. Haz duygusunun temel maddesi de dopamin ve dopamini artıran şeyler. Bağımlılığa ödül yetmezliği sendromu deniyor.

İnternet de tıpkı madde gibi ödül yetmezliği yapıyor, internetin olmadığı bir ortamda kişi krize giriyorsa ve günlük işlerini aksatıyorsa bağımlılık başlamış demektir” dedi.

Prof.Dr. Göngör: “Dijitalleşmenin iletişim ve psikolojik boyutunu tartışıyoruz”

Üsküdar Üniversitesi İletişim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Nazife Güngör de bu yılki İletişim Günleri’nde dijital bağımlılığı ele aldıklarını belirterek “Dijital bağımlılık mıdır bağlılık mıdır, özgürlük müdür, sınırlılık mıdır tartışacağız. Konunun iki boyutu var, bir tarafta iletişimsel boyutu diğer tarafta psikolojik boyutu. Bu sene kapsamı genişlettik” dedi.

Güngör, önümüzdeki yıllarda sosyolojik, kültürel, sağlık bilimleri boyutlarıyla tartışmaya açacaklarını söyledi.

Dr. Gerald Moore: “Nefret ediyor ancak yine de tekrarlıyor”

Moderatörlüğünü Üsküdar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Sevil Atasoy’un yaptığı “Dijital Medya Çağı ve Bağımlılık” başlıklı ilk oturumda konuşan Durham Üniversitesinden Dr. Gerald Moore, “Dengesizlik, Bozukluk ve Dopamin Etkisi: Teknoloji Her Zaman Bağımlılık Yapmıştır, Dijital Medya Neden Farklı Olsun?” başlıklı sunumunda ilginç tespitlerde bulundu.

Bağımlılık ve dopamin ilişkisi üzerinde duran Dr. Gerald Moore, bağımlılıkta beynin neden daha fazla istediğini şöyle açıkladı: “Biz ne zaman keyif ve heyecan hali yaşıyorsak beyinde yüksek seviyede dopamin salgılanıyor. Dopamin haz alınan o hareketin devamının yapılmasını sağlıyor.

Bize haz veren bir davranış tekrarlanarak yapıldığında dopamin seviyesi yükselmeye başlıyor, o seviyenin hep korunması ya da yükseltilmesi adına o harekete devam edilmesi gerekiyor. Kişi aslında yaptığı şeyden nefret ediyor ancak dopamin salgısı o kadar yüksek seviyede ki o davranışı tekrarlatıyor.

Biz yıllardır bağımlı insanların o hareketi ya da davranışı hoşlandıkları için yaptıklarını zannederdik fakat işin dopaminle ilgili olduğu anlaşıldı” dedi.

Prof.Dr. Korkmaz Alemdar: “Teknolojiyi kim icat ettiyse o kullanır”

Türkiye’de iletişim bilimin kurucu isimlerinden Prof. Dr. Korkmaz Alemdar ise “Geleneksel Medyadan Dijital Medyaya İletişim Bilimlerinin Serüveni” başlıklı sunumunda yeni teknolojileri üreten ülkelerin bu teknolojinin kullanılması konusunda da söz sahibi olduğunu belirterek “Bu aracı kim icat ettiyse o kullanır, kim bunu yarattıysa ve denetliyorsa o kullanır” dedi.

Hiçbir dönemde hiçbir devletin kendi yarattığı olanakları titizlikle korumanın dışında hiçbir şey yapmadığını belirterek “O nedenle bu gerçekleri yan yana koyarsanız adına iletişim bilimleri dediğimiz bilimin gerçekten gelişmesini istiyorsanız tarihinin ortaya çıkmasını, gelişmesini ve neyin neden yapıldığı konusunun aydınlatılmasına mecburuz” diye konuştu. Alemdar, genç iletişimcilere kendi tarihimizi ve geçmişimizi öğrenmelerini tavsiye etti.

Yrd. Doç. Dr. Onur Noyan: “İçe dönük ve yalnız olmak bağımlılığı artıran faktör”

“Dijital Bağımlılığın Psikolojik Boyutu” başlıklı ikinci oturumda da NPİSTANBUL Beyin Hastanesi’nden Yrd. Doç. Dr. Alptekin Çetin, Yrd. Doç. Dr. Cemal Onur Noyan, Uzman Klinik Psikolog Aslı Başabak Bhais önemli tespitlerde bulundu. Doç. Dr.

Gül Eryılmaz’ın moderatörlk yaptığı oturumda konuşan Yrd. Doç. Dr.

Onur Noyan, internet bağımlılığı yerine “kullanım bozukluğu” ifadesini kullandıklarını belirterek kullanım bozukluğu nedeniyle kişinin zaman algısının bozulduğunu, özellikle gece akıllı telefon kullanımıyla birlikte uyku kalitesinin bozulduğuna dikkat çekti.

Yapılan bir araştırmada %40 oranında bireyin gece uykudan uyanıp maillerini kontrol ettiğinin tespit edildiğini belirten Noyan, “Kişilik özellikleri içe dönük ve yalnız olanlar sosyal medyada dijital bağımlılığı artıran bir faktör.

Bağımlılık sürecindeki en temel etken haz almak, o siteye girmek daha faza haz almamızı sağlıyor ve tekrar tekrar girmenize sebep oluyor. Arkadaşlar en büyük etken, onların ne yaptığını merak ediyoruz. Bu özellikler kişileri sosyal medyaya daha yatkın hale getiriyor. İnternet aktif bir eğlencedir.

Süreci siz yönetirsiniz. Mesela oyunda başarılı olduğunuzda süreci siz yönetirsiniz, sosyal medyada bir şey paylaştığınızda birileri beğenir, yorum yapar. Ödül budur. Seçeneğin çok olması ödülü artırır. Bu nedenle sosyal medyada sürekli bir şey paylaşırız.

Ne kadar çok fav/retweet o kadar çok haz, ne kadar çok beğeni o kadar çok haz ve bağımlılık sarmalı” diye konuştu.

Uzman Klinik Psikolog Aslı Başabak Bhais de internet bağımlılığının hem yetişkinlerde hem de ergenlerde arttığına dikkat çekerek “İnternetle ne kadar temasta olduğunuzu fark edin, gün içinde internette en çok zaman geçirdiğiniz uygulamaları belirleyin ve geçirdiğiniz zamanı sınırlayın. Yazılı iletişim kurmak yerine insanları arayın” tavsiyesinde bulundu.

Pelin Çift: “Kendinize inanın ve asla yılmayın”

İletişim Günleri, TRT’de yayınlanan Pelin Çift ile Gündem Ötesi programının sunucusu Pelin Çift’i de ağırladı. Üsküdar Üniversitesi Nöropazarlama Yüksek Lisans Programı Başkanı Prof.Dr.

Sinan Canan ile bir söyleşi gerçekleştiren Pelin Çift, mesleğe adım atarken yaşadığı deneyimleri paylaşarak “Mutlaka bir hedefiniz olsun, özellikle iletişim fakültesinde okuyan arkadaşlar mezun olmayı beklemeden çalışın.

Önce kendinize inanın ve asla yılmayın, sonuna kadar güveneceğiniz yol arkadaşınız olsun” tavsiyesinde bulundu.

Öğrencilerin büyük ilgi gösterdiği programın sonunda Pelin Çift öğrencilerle özçekim gerçekleştirdi.

Üsküdar Üniversitesi Televizyonu ÜÜTV’den de canlı yayınlanan programda İletişim Fakültesi öğrencilerinin modern dans gösterisi ilgiyle izlendi.

İki gün süren etkinlikte Akbank tarafından ödül almış kısa filmlerin gösterimi de gerçekleştirildi.

Sanal kumar bağımlılık yapıyor mu?

Источник: https://indigodergisi.com/2017/05/dijital-bagimlilik-nedir/

Madde Bağımlılığı

Bağımlılık Mı? O Da Ne Demeyin!

Uyuşturucu madde bağımlılığı nedir?

Madde bağımlılığı, vücudun işlevlerini olumsuz yönde etkileyen maddelerin kullanılması, bundan dolayı zarar görüldüğü hâlde bu maddelerin kullanımının bırakılamamasıdır. Bağımlı, madde kullanımına ara verdiğinde yoksunluk belirtileri yaşar. Zamanla madde kullanım sıklığını ve dozunu artırır.

Aşağıdakilerden sadece 3'ünün 12 aylık bir süre içerisinde görüldüğü kişi bağımlıdır.

  • Kullanılan madde miktarının sorunlara rağmen giderek artırılması.
  • Bırakma çabalarının boşa çıkması.
  • Maddeyi sağlamak, kullanmak veya bırakmak için çok fazla zaman harcanması.
  • Sosyal, mesleki ve kişisel etkinliklerin azaltılması veya bırakılması

Etkileri

Uyuşturucu olarak kullanılan maddelerin kimyasal yapıları birbirinden farklıdır. Kullanıldıklarında merkezi sinir sisteminin farklı bölümlerini etkileyerek fiziksel ve psikolojik tahribata yol açarlar.

Uyuşturucu maddelerin hiçbir güvenli kullanım şekli yoktur. Kullanan herkes için bağımlı olma riski eşittir. Hücrelerimiz vücuda giren her maddeyi tanır ve bir daha unutmamak üzere hafızasına alır.

Hücresel öğrenme süreci denen bu durum herkes için geçerlidir.

  • Aklı ve iradeyi işlemez hale getirir. Kişiyi normal yaşam ve davranışlarından uzaklaştırır.
  • Bulantı, kusma, karın ağrıları, kabızlık, ishal, mide ve bağırsak spazmlarına/kanamalarına sebep olur.
  • Tüm iç organların zarar görmesine ve buna eşlik eden bir dizi hastalığa neden olur.
  • Zehirlenmelere ve bu yolla gelen ölümlere sebep olur.
  • Uyuşturucular, bireyin çevreye uyum yeteneğini azaltır. Bağımlı giderek aileden ve çevresinden kopararak, yalnızlaşır. Çoğu zaman bu tabloya ağır bunalımlar eşlik eder.

Ne yapmalı?

  • Eğer kişi maddenin etkisi altında ise onunla bu durumda konuşmanın yararı olmaz.
  • Kendinizi hazır hissetmeden onunla konuşmayın.
  • Açık, samimi ve inandırıcı olun, öğüt vermeyin.
  • Genellemeler yapmaktan kaçının.
  • Korkularınıza dayanarak konuşmayın.
  • Onu etiketlemekten kaçının, çünkü “kullanıcı olarak” etiketlenen kişiye yaklaşmak çok zordur.
  • Önyargılarınızın farkına varın (“Bunlar iflah olmaz”), böylece yanlış iletişim kurma olasılığını azaltırsınız.
  • Kendinizi onun yerine koymayı deneyerek onun düşünce, yaşantı ve korkularını anlamaya çalışın.
  • Uzman yardımı alması için samimi bir yaklaşımla onu ikna edin.

Ne yapmamalı?

  • Kabullenmeme-İnkâr: “Yok, benim çocuğum asla kullanmaz.”
  • Kendini ve eşini suçlama: “Bu çocuk senin yüzünden böyle oldu.” “Biz iyi anne-baba olamadık.”
  • Hayal kırıklığı, çaresizlik duygusu: “Ben seni bunun için mi yetiştirdim?” “Her şey bitti, artık hiçbir şey eskisi gibi olamaz.”
  • Öfke: “Benim böyle bir çocuğum olamaz!”
  • Çocuğu suçlama ve aşağılama: “Senden hiçbir şey olmaz.”
  • Uç kararlar alma: “Okul hayatın bitti.”

Önleyici faktörler

  • Uyuşturucu maddeler ile ilgili yaşa uygun doğru bilgilenme
  • Güçlü ve pozitif aile bağları
  • Anne-Babaların çocuklarıyla ilgili olmaları ve çocuklarının kimlerle arkadaşlık ettiğinden haberdar olmaları
  • Aile içi kuralların açık olması ve herkesin bunlara uyması
  • Okulda başarılı olma
  • Okul, STK'lar ve kulüpler gibi kurumlarla kurulmuş güçlü bağlar

Tedavi için

Madde kullanan ve tedavi olmak isteyen, bu konudaki problemlerine çözüm arayan kişi ve yakınları hastanelere bağlı Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezleri (AMATEM) ile psikiyatri kliniklerine başvurarak tedavi olabilirler. Hasta ve doktor işbirliğiyle yürütülen tedavi, 2-6 hafta arasında hastanede yatarak arındırma ve bir yıl süre ile psiko-sosyal tedavi şeklinde gerçekleşmektedir.
En iyi korunma yolu hiç başlamamaktır.

Maddeden kurtuluş mümkün

  • Bağımlılık düzelebilir ancak tam olarak iyileşmenin gerçekleşmesi için ciddi bir çaba ve zaman gerekmektedir.
  • Kişinin tedavi olmayı istemesi ve kendini hazır hissetmesi en önemli aşamadır.
  • Bu süreçte doğru iletişim ve bağımlının yaşadıklarını yakınlarıyla paylaşması önemlidir.
  • Bağımlılık tedavisi kişiye, kullanılan maddenin cinsine ve kullanım süresine göre değişiklik gösterir.
  • Maddeyi kişinin tek başına bırakması neredeyse imkânsızdır, muhakkak uzman yardımı alınmalıdır.

Risk faktörleri

  • Psikolojik sorunları olan ya da herhangi bir madde bağımlılığı bulunan ebeveynin çocukları daha büyük risk altındadırlar
  • Ebeveyn-çocuk arasında bağlanma ve ilgi eksikliği (özellikle 'Baba' rolünün ev ortamında eksikliği)
  • Sınıfta aşırı utangaçlık ya da şiddet içeren davranışlar
  • Okul başarısında düşüş

Önleme önemlidir!

Toplumda bağımlılık yapıcı maddelerin kullanılmasını ve yayılmasını önleme çalışmaları, bu maddelerin yarattığı bireysel ve toplumsal sorunları en aza indirmek ve toplumda sağlıklı davranışların gelişmesini sağlamak amacıyla yapılmaktadır.

  • Bağımlılık, geliştikten sonra tedavisi oldukça güç olan bir hastalıktır.
  • Uygulanan uzun süreli tedavilerin maliyeti çok yüksektir.
  • İyileştikten sonra gerekli sosyo-psikolojik tedbirler alınmazsa, bağımlılığın yineleme oranı çok yüksektir.
  • Madde kullanımının insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkisi nedeniyle ülkenin sağlık harcamaları artmaktadır.
  • Her türlü önleme programı maliyetinin, tedavi maliyetinden daha düşük olduğu gözlenmiştir.

 Ayrıntılı bilgi için tbm.org.tr adresini tıklayınız.

SIKÇA SORULAN SORULAR

  • MADDE BAĞIMLILIĞI HAKKINDA MERAK EDİLEN SORULAR VE CEVAPLARI

Uyuşturucu madde bağımlılığı nedir?

Madde bağımlılığı, vücudun işlevlerini olumsuz yönde etkileyen maddelerin kullanılması, bundan dolayı zarar görüldüğü hâlde bu maddelerin kullanımının bırakılamamasıdır. Bağımlı, madde kullanımına ara verdiğinde yoksunluk belirtileri yaşar. Zamanla madde kullanım sıklığını ve dozunu artırır.

Aşağıdakilerden sadece 3'ünün 12 aylık bir süre içerisinde görüldüğü kişi bağımlıdır.

  • Kullanılan madde miktarının sorunlara rağmen giderek artırılması.
  • Bırakma çabalarının boşa çıkması.
  • Maddeyi sağlamak, kullanmak veya bırakmak için çok fazla zaman harcanması.
  • Sosyal, mesleki ve kişisel etkinliklerin azaltılması veya bırakılması

Etkileri

Uyuşturucu olarak kullanılan maddelerin kimyasal yapıları birbirinden farklıdır. Kullanıldıklarında merkezi sinir sisteminin farklı bölümlerini etkileyerek fiziksel ve psikolojik tahribata yol açarlar.

Uyuşturucu maddelerin hiçbir güvenli kullanım şekli yoktur. Kullanan herkes için bağımlı olma riski eşittir. Hücrelerimiz vücuda giren her maddeyi tanır ve bir daha unutmamak üzere hafızasına alır.

Hücresel öğrenme süreci denen bu durum herkes için geçerlidir.

  • Aklı ve iradeyi işlemez hale getirir. Kişiyi normal yaşam ve davranışlarından uzaklaştırır.
  • Bulantı, kusma, karın ağrıları, kabızlık, ishal, mide ve bağırsak spazmlarına/kanamalarına sebep olur.
  • Tüm iç organların zarar görmesine ve buna eşlik eden bir dizi hastalığa neden olur.
  • Zehirlenmelere ve bu yolla gelen ölümlere sebep olur.
  • Uyuşturucular, bireyin çevreye uyum yeteneğini azaltır. Bağımlı giderek aileden ve çevresinden kopararak, yalnızlaşır. Çoğu zaman bu tabloya ağır bunalımlar eşlik eder.

Ne yapmalı?

  • Eğer kişi maddenin etkisi altında ise onunla bu durumda konuşmanın yararı olmaz.
  • Kendinizi hazır hissetmeden onunla konuşmayın.
  • Açık, samimi ve inandırıcı olun, öğüt vermeyin.
  • Genellemeler yapmaktan kaçının.
  • Korkularınıza dayanarak konuşmayın.
  • Onu etiketlemekten kaçının, çünkü “kullanıcı olarak” etiketlenen kişiye yaklaşmak çok zordur.
  • Önyargılarınızın farkına varın (“Bunlar iflah olmaz”), böylece yanlış iletişim kurma olasılığını azaltırsınız.
  • Kendinizi onun yerine koymayı deneyerek onun düşünce, yaşantı ve korkularını anlamaya çalışın.
  • Uzman yardımı alması için samimi bir yaklaşımla onu ikna edin.

Ne yapmamalı?

  • Kabullenmeme-İnkâr: “Yok, benim çocuğum asla kullanmaz.”
  • Kendini ve eşini suçlama: “Bu çocuk senin yüzünden böyle oldu.” “Biz iyi anne-baba olamadık.”
  • Hayal kırıklığı, çaresizlik duygusu: “Ben seni bunun için mi yetiştirdim?” “Her şey bitti, artık hiçbir şey eskisi gibi olamaz.”
  • Öfke: “Benim böyle bir çocuğum olamaz!”
  • Çocuğu suçlama ve aşağılama: “Senden hiçbir şey olmaz.”
  • Uç kararlar alma: “Okul hayatın bitti.”

Önleyici faktörler

  • Uyuşturucu maddeler ile ilgili yaşa uygun doğru bilgilenme
  • Güçlü ve pozitif aile bağları
  • Anne-Babaların çocuklarıyla ilgili olmaları ve çocuklarının kimlerle arkadaşlık ettiğinden haberdar olmaları
  • Aile içi kuralların açık olması ve herkesin bunlara uyması
  • Okulda başarılı olma
  • Okul, STK'lar ve kulüpler gibi kurumlarla kurulmuş güçlü bağlar

Tedavi için

Madde kullanan ve tedavi olmak isteyen, bu konudaki problemlerine çözüm arayan kişi ve yakınları hastanelere bağlı Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezleri (AMATEM) ile psikiyatri kliniklerine başvurarak tedavi olabilirler. Hasta ve doktor işbirliğiyle yürütülen tedavi, 2-6 hafta arasında hastanede yatarak arındırma ve bir yıl süre ile psiko-sosyal tedavi şeklinde gerçekleşmektedir.
En iyi korunma yolu hiç başlamamaktır.

Maddeden kurtuluş mümkün

  • Bağımlılık düzelebilir ancak tam olarak iyileşmenin gerçekleşmesi için ciddi bir çaba ve zaman gerekmektedir.
  • Kişinin tedavi olmayı istemesi ve kendini hazır hissetmesi en önemli aşamadır.
  • Bu süreçte doğru iletişim ve bağımlının yaşadıklarını yakınlarıyla paylaşması önemlidir.
  • Bağımlılık tedavisi kişiye, kullanılan maddenin cinsine ve kullanım süresine göre değişiklik gösterir.
  • Maddeyi kişinin tek başına bırakması neredeyse imkânsızdır, muhakkak uzman yardımı alınmalıdır.

Risk faktörleri

  • Psikolojik sorunları olan ya da herhangi bir madde bağımlılığı bulunan ebeveynin çocukları daha büyük risk altındadırlar
  • Ebeveyn-çocuk arasında bağlanma ve ilgi eksikliği (özellikle 'Baba' rolünün ev ortamında eksikliği)
  • Sınıfta aşırı utangaçlık ya da şiddet içeren davranışlar
  • Okul başarısında düşüş

Önleme önemlidir!

Toplumda bağımlılık yapıcı maddelerin kullanılmasını ve yayılmasını önleme çalışmaları, bu maddelerin yarattığı bireysel ve toplumsal sorunları en aza indirmek ve toplumda sağlıklı davranışların gelişmesini sağlamak amacıyla yapılmaktadır.

  • Bağımlılık, geliştikten sonra tedavisi oldukça güç olan bir hastalıktır.
  • Uygulanan uzun süreli tedavilerin maliyeti çok yüksektir.
  • İyileştikten sonra gerekli sosyo-psikolojik tedbirler alınmazsa, bağımlılığın yineleme oranı çok yüksektir.
  • Madde kullanımının insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkisi nedeniyle ülkenin sağlık harcamaları artmaktadır.
  • Her türlü önleme programı maliyetinin, tedavi maliyetinden daha düşük olduğu gözlenmiştir.

 Ayrıntılı bilgi için tbm.org.tr adresini tıklayınız.

Источник: https://www.yesilay.org.tr/tr/bagimlilik/madde-

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.

    ×
    Рекомендуем посмотреть