Bağırsak Sağlığını Olumsuz Etkileyen Hastalıklar

içerik

Sızıntılı Bağırsak Sendromu Hangi Hastalıkların Habercisidir?

Bağırsak Sağlığını Olumsuz Etkileyen Hastalıklar

Sızıntılı bağırsak sendromu (leaky gut, geçirgen bağırsak) olarak bilinen hastalık, dikkat edilmesi gereken önemli bir sorundur. Sızıntılı bağırsak sendromundan kaynaklanan birçok hastalık bulunur.

Bu durumda özellikle dikkat edilmesi gereken birkaç sızıntılı bağırsak belirtisi vardır.

Sızıntılı bağırsak sendromu (leaky gut, geçirgen bağırsak) olarak bilinen hastalık, dikkat edilmesi gereken önemli bir sorundur. Sızıntılı bağırsak sendromundan kaynaklanan birçok hastalık bulunur.

Bu durumda özellikle dikkat edilmesi gereken birkaç sızıntılı bağırsak belirtisi vardır.

  Ayrıca, zayıf beslenme, kronik stres, toksin birikmesi ve bakteriyel dengesizlik gibi faktörlerden dolayı, sızıntılı bağırsak sendromunun salgın sayılabilecek oranlara ulaştığı görülmektedir. 

Sızıntılı Bağırsak Sendromu  son zamanlarda,  otoimmün hastalık (bağışıklık sisteminin vücudun hücrelerini yok edecek şekilde onlara saldırması) için teh sinyali olarak adlandırılmıştır. Eğer sızıntılı bağırsak sendromu geçirip geçirmediğinizi öğrenmek istiyorsanız, yapmanız gereken ilk şey belirtileri takip etmektir.

Sızıntılı bağırsak sendromu nedir?

Modern tıbbın babası Hipokratın belirttiği gibi “Bütün hastalık bağırsakta başlar” modern diyetler ve değişik yaşam tarzları bağışıklık sistemi ve bağırsak fonksiyonu ile sindirim sistemimize zarar vererek genel sağlığı olumsuz  etkilemektedir.  Ayrıca  sızıntılı Bağırsak Sendromu tıp literatüründe, “bağırsağın aşırı geçirgenliği” olarak da  adlandırılır.

Sızıntılı bağırsak sendromunun nedenleri nelerdir?

Bağırsaklar, sıkı birleşme (veya TJ) proteinleri tarafından birbirine bağlanan özel epitelyal hücreler tabakası ile korunur… Bu hücreler, sindirim sisteminizden kan dolaşımına geçişini kontrol ederler. 40'tan fazla farklı TJ proteininin bağırsak sağlığında bir rol oynadığı kabul edilmiştir. 

Sızıntılı Bağırsak Sendromunun nedenlerinden bazıları şunlardır:

  • Genetik yatkınlık:  Bazı insanlar,  sızıntılı bağırsak sendromu geliştirmeye daha yatkın olabilirler. Çünkü genetik yatkınlıklar dolayısıyla vücutları otoimmün tepkileri  tetikleyen  çevresel faktörlere karşı hassastır.
  • Zayıf beslenme  alışkanlığı : Özellikle  ilave şeker, GDO'lar, rafine yağlar, sentetik gıda katkı maddeleri  ve konvansiyonel süt ürünleri gibi enflamatuar gıdaları içeren beslenme şekli sızıntılı bağırsak sendromuna neden olabilir.
  • Kronik stres
  • Aşırı Toksin:  İnsan vücudu fazla miktarda ilaç ve alkol tüketimi de dahil olmak üzere her yıl 80.000'den fazla kimyasal ve toksine maruz kalır. Ancak  sızıntılı bağırsak sendromuna neden olan diğer faktörler arasında   ilaçlar, böcek ilaçları, musluk suyu ve NSAIDS sayılabilir. Bu durumda vücutta bulunan klor ve florür gibi kimyasal maddeleri gidermek için yüksek kaliteli bir su filtresi kullanılarak ve vücuttaki iltihaplanmayı azaltmak için doğal bitkiler kullanılabilir.
  • Bakteriyel dengesizlik:  Bakteriyel dengesizlik  bağırsaklardaki yararlı ve zararlı bakteriler arasındaki dengesizlik anlamına gelir.

Sızıntılı bağırsak sendromu ile ilişkili hastalıklar

Sızıntılı bağırsak sendromu ile bağlantılı hastalıkların bazıları şunlardır:

  • Gastrik ülser (Mide ülseri)
  • Enfeksiyöz ishal
  • İrritabl Bağırsak Sendromu ( IBS )
  • Enflamatuar bağırsak hastalıkları (Crohn's, ülseratif kolit)
  • İnce Bağırsak Bakteriyel Aşırı Büyüme ( SIBO )
  • Çölyak hastalığı (kronik protein alerjisi)
  • Özofagus (yemek borusu) ve kolorektal (bağırsak) kanser
  • Alerjiler
  • Solunum yolu enfeksiyonları
  • Akut inflamasyon koşulları (sepsis, SIRS, çoklu organ yetmezliği)
  • Kronik inflamatuar durumlar ( artrit gibi  )
  • Tiroid bozuklukları
  • Obezite ile ilişkili metabolik hastalıklar (yağlı karaciğer, Tip II diyabet, kalp hastalığı)
  • Otoimmün hastalık (lupus, multipl skleroz, Tip I diyabet, Hashimoto ve daha fazlası) 
  • Parkinson hastalığı
  • Kronik yorgunluk sendromu  
  • Kilo verme ya da obeziteye karşı eğilim

Bu hastalıklar sızıntılı bağırsak sendromuna bağlı olsa da aralarında net bir ilişki olduğu kanıtlanmamıştır. Yani  sızıntılı bağırsak sendromunun bu koşullardan herhangi birine neden olduğu tespit edilmemiştir. Sadece sızıntılı bağırsak sendromu bulunan  kişilerin bir takım başka sağlık sorunlarına sahip olma risklerinin  daha yüksek olduğu saptanmıştır. 

Sızıntılı bağırsak sendromunu işaret eden 7 belirti

Sızıntılı bağırsak sendromu olup olmadığınızı nasıl anlarsınız? Bağırsak sağlığınızla ilgili bir sorun olduğuna işaret eden yedi sızıntılı bağırsak sendromu belirtisi ve bu belirtileri ortaya çıkan koşullar şu şekildedir:

1. Gıda Duyarlılıkları

Kan dolaşımına giren toksinlerin saldırısı nedeniyle, bağırsakları aşırı geçirgenliğine sahip insanların bağışıklık sistemleri belirli gıdalara (özellikle de gluten ve süt ürünlerinde)   karşı daha duyarlı hale gelmektedir.  Sızıntılı bağırsak sendromu olan kişilerde  gıda alerjileri  görülmüştür.  Alerjilerin varlığı en yaygın sızıntılı bağırsak sendromu belirtilerinden biridir.

2. İrritabl bağırsak sendromu

Sızıntılı bağırsak sendromu, İrritabl bağırsak sendromu ve ülseratif kolit hastalığına sahip insanlarda daha fazla görülür.  Ayrıca Crohn hastalığı bulunan kişilerde de  sızıntılı bağırsak sendromu görülme riski daha yüksektir.

3. Otoimmün Hastalık

Sızıntılı bağırsak sendromunda otoimmün hastalığa neden olabilen “zonulin” olarak bilinen bir proteindir. Gluten içerikli gıdalar tüketmek bu durumu arttırabilir çünkü gluten zonulin  proteini arttır. Böylece bağırsak geçirgenliği artar.

4. Tiroid Problemleri 

Sızıntılı bağırsak sendromunun doğrudan etkileyebileceği otoimmün hastalıklardan biri de  Hashimoto hastalığıdır. Kronik tiroid olarak da bilinen bu hastalığa sahip kişilerde bozulmuş metabolizma, yorgunluk, depresyon, kilo alımı gibi belirtiler görülür.

5. Besin  Emilim Bozuklukları

Sızıntılı bağırsak sendromu vitamin B12, magnezyum ve sindirim enzimleri dahil olmak üzere besin eksikliklerinden kaynaklanır.

6. Bağırsak hastalıkları ve Cilt Hastalıkları

Sızıntılı bağırsak senndromu akne ve sedef hastalığı gibi cilt sorunlarına neden olabilir.

7. Ruh Sorunları ve Otizm

Sızıntılı bağırsak sendromu çeşitli nörobilişsel bozukluklara neden olmaktadır. Örneğin, bağırsak enfeksiyonları depresyona yol açtığı düşünülen kimyasalların salınımını tetiklemektedir. Ayrıca özellikle yaşamın ilk yılı içinde, otizmin oluşmasının da  bağırsak mikrobiyomundaki  sorunlarla bağlantılı olabileceği  yönünde çalışmalar bulunur.

Sızıntılı bağırsak sendromu tanısı

Sızıntılı Bağırsak Sendromunda doğru tanılama tedavi süreci için oldukça önemlidir. Bu nedenle bazı sızıntılı bağırsak sendromu testi mevcuttur. Testler,  görülen belirtilere  hangi eksikliklerin neden olduğunu tespit etmek için gereklidir. Sızıntılı bağırsak sendromu testleri şunları içerir:

  • Zonulin veya Lactulose Testleri
  • IGG Gıda İntolerans Testi
  • Tabure Testleri
  • Organik Asit Vitamin ve Mineral Eksikliği Testleri
  • Lactulose Mannitol Testi

Sızıntılı bağırsak sendromunun tedabi sürecini hızlandırmak için yapabilecekleriniz nelerdir?

İnsanların çoğu  sızıntılı  bağırsak sendromuna sahipse ne yiyip yememesi gerektiğini merak eder.  Bu durumda,   tahıllar, ilave şeker, GDO'lar, rafine yağlar, sentetik katkılar ve geleneksel süt ürünleri tüketmemek gerekir.   Sızıntılı bağırsak sendromunun iyileşmesini  hızlandıracak yiyecekleri ise şu şekildedir:

  • Kemik suyu
  • Ham kültürlü süt ürünleri (kefir, yoğurt, amasai, tereyağı ve çiğ peynirler gibi)
  • Fermente sebzeler ve diğer probiyotikler  Probiyotikler, bağırsak geçirgenliğini engelleyen sıkı birleşme proteinlerinin üretimini arttırmasına yardımcı olabilir.
  • Hindistan cevizi ürünleri
  • Filizlenmiş tohumlar (chia tohumu, keten tohumu ve kenevir tohumu gibi)
  • Omega-3 yağ asitleri ile besinler. (özellikle somon ve diğer vahşi balıklar)
  • Otlar ve baharatlar

Источник: https://www.sezaileventoglu.com/tr/icerik/168/sizintili-bagirsak-sendromu-hangi-hastaliklarin-habercisidir

Bağırsak hastalığını tetikleyen 7 faktör

Bağırsak Sağlığını Olumsuz Etkileyen Hastalıklar

Çölyak, irritabl bağırsak sendromu (İBS) ve laktoz intoleransı, toplumda en sık görülen bağırsak hastalıkları arasında yer alıyor.

Karın ağrısı, şişkinlik, gaz gibi şikayetlere yol açan ve belirtileri birbirine benzeyen bu rahatsızlıklar yaşam kalitesini olumsuz etkiliyor. Memorial Ataşehir Hastanesi Gastroenteroloji Bölümü’nden Doç. Dr.

Birol Baysal, bağırsak sağlığını etkileyen hastalıklar ve tedavi yöntemleri hakkında bilgi verdi.

İrritabl bağırsak sendromu iş ve sosyal yaşamı ekiliyor

Karın ağrısı, şişkinlik ve gaz gibi şikayetlere yol açan hastalıkların başında irritabl bağırsak sendromu gelmektedir. Bu hastalığın en önemli özelliği hastaların iş ve sosyal hayatında engellere yol açmasıdır.

Hastalarda gündelik yaşamda ve özelliklede stres altında artan gaz, şişkinlik, karın ağrısı, kabızlık ve/veya ishal gibi belirtiler görülmektedir. Bu da kişinin yaşam kalitesini ve konsantrasyonunu düşürmektedir.

Yüksek stres altında çalışanlarda sık görülüyor

Bu rahatsızlık birçok faktörün etkileşimi ile ortaya çıkabilmektedir. Örneğin; bağırsağın motor fonksiyon bozukluğu veya bağırsağın aşırı duyarlılığı bu sendromun gelişimine neden olabilir. Aynı zamanda geçirilmiş bir bağırsak enfeksiyonu sonrasında da İBS tetiklenebilir.

Duygusal stres sonucu gelişebilen hastalığın seyri birçok kişide yoğun ve sıkıntılı dönemlerde artmaktadır.

Bu hastalığın daha çok kadınlara özgü olduğu düşünülse de artık günümüzde kadınlar da erkekler de benzer oranda stres altında çalıştığı için erkeklerde de görülme sıklığında artış bulunmaktadır.

Kolonoskopi ile inceleme gerekir

Kolonoskopi ve kan testleri gibi uygulanan ileri tetkiklerde farklı bir patoloji bulunamazsa hastalığın tanısı konulmakta ve bu yönde tedaviye başlanmalıdır. Tedavide en önemli faktör ise kendisinde organik bir sorun olmadığının hastaya gösterilmesidir. Hastanın karın ağrıları genelde stresli dönemlerde oluşmaktadır.

Bu ağrılara kabızlık-ishal atakları eşlik ediyor ve gaz problemleri de oluyorsa tedavi buna göre şekillendirilmektedir.

Genelde 20-40 yaş aralığında İBS daha sık görülmektedir; ancak 40’lı yaşlardan sonra bu belirtilerin varlığında hastaya daha dikkatli yaklaşmak ve mutlaka kolonoskopik inceleme bazı durumlarda gastroskopik inceleme yapmak gerekir.

Çölyak artık her yaşta görülebiliyor

Daha çok çocukluk çağında görülen ancak günümüzde ileri yaşlarda da sıkça rastlanan çölyak hastalığı, özellikle buğdaydan üretilen besinlerdeki glütene karşı aşırı duyarlılıktan kaynaklanmaktadır. Buğday gibi arpa, çavdar gibi diğer tahıllar da glüten içermektedir.

Çölyak hastalığı, söz konusu tahılların içindeki glütene karşı onikiparmak bağırsağında gerçekleşen bir reaksiyon sonucu ortaya çıkmaktadır. Hastalık; gelişme geriliği, protein, demir ve B12 vitamini eksikliği gibi bazı sorunlara yol açabilmektedir.

Kendini en çok ishal, karın ağrısı ve şişkinlik gibi bulgularla göstermektedir.

Glütensiz diyet ile iyileşme sağlanıyor

Tanısal süreçte ilk olarak hastanın öyküsü dinlenmelidir, ikinci olarak ise; serolojik testler uygulanmalıdır. Bu tetkiklerde bilinen antijenlere karşı oluşan antikorlar aranmaktadır. Serolojik testlerin yanı sıra en önemli tanı aracı endoskopidir.

Bu aşamada gastroskopi yapılmakta, onikiparmak bağırsağından çoklu biyopsi alınmaktadır. Eğer çölyak hastalığı saptanırsa, hastaya glütensiz diyet önerilmektedir. Glütensiz diyetle hastalarda çoğu zaman iki hafta içinde klinik, 4-6 hafta içinde de laboratuvar testlerinde iyileşme başlamaktadır.

Daha uzun süreçte ise endoskopik olarak rahatlama görülmektedir.

Laktoz intoleransı aslında bir enzim eksikliği

Çölyak hastalığına çoğu zaman laktoz intoleransı da eşlik edebilmektedir. Bu hastalık, laktaz adı verilen bir enzimin eksikliğinden dolayı ortaya çıkmaktadır. Laktoz intoleransı görülen kişiler süt ve süt ürünleri tükettiğinde mide şikayetleri yaşamaktadır. Gaz, şişkinlik, kramp, ağrı gibi sorunlarla karşı karşıya kalırlar.

Bu besinler tüketildiğinde hastaların hassasiyetinin artması tanı için yeterli olur. Beslenme düzeninin değiştirilmesi kişide rahatlama yaratacaktır. Hayvansal sütten alınması gereken kalsiyum, soya sütü ve pirinç suyuyla desteklenmelidir.

Laktoz intoleransı kötü seyirli bir hastalık olmamakla birlikte, önemli bir hassasiyeti işaret etmektedir.

Hastalıklar birbirine eşlik edebiliyor

İrritabl bağırsak sendromu, çölyak ve laktoz intoleransı hastalıkları benzer bulgular içerebildiğinden birbirine karıştırılabilmektedir. Ayırıcı tanı için bir gastroenteroloji uzmanı tarafından detaylı bir muayene gerekmektedir. Kimi zaman bazı hastalıklar bir arada da görülebilmektedir. Örneğin; irritabl bağırsak sendromuna bazen çölyak bazen de laktoz intoleransı eşik edebilmektedir.

kaynakhttp://www.kadinvekadin.net/bagirsak_sagligini_etkileyen_hastaliklar_ve_tedavi_yontemleri.html

Источник: http://www.haberegider.com/blog/bagirsak-hastaligini-tetikleyen-7-faktor/

Bağırsaklarınız değil, beyniniz sizi yönetsin!

Bağırsak Sağlığını Olumsuz Etkileyen Hastalıklar

Hisar Intercontinental Hospital Gastroenterohepatoloji ve Fitoterapi Uzmanı Dr. Hakan Güveli’ye İrritabl Bağırsak Sendromu’nu sorduk…

İrritabl Bağırsak Sendromu (İBS) nedir?

Bağırsak alışkanlığınızda altta bir hastalık olmadan meydana gelen, karında rahatsızlık hissi, düzensiz bağırsak hareketleri, belirgin derecede şişkinlik, şişlik ve acil tuvalet ihtiyacı gibi belirtileri bir arada gösteren bir sendromdur.

İrritabl bağırsak sendromunda sindirim sistemi istenilen şekilde çalışmaz; sinir ve kasların çalışması çok daha hassaslaşmıştır. Bu da yemek sırası veya sonrasında kramplara ve ishale neden olabilir. Kişinin sosyal hayatını olumsuz yönde etkileyen bu hastalık tedirginliğe yol açabilir.

Ancak İBS hastası olan çoğu kişi diyet, stres ve medikal tedavilerini kontrol ederek yaşam kalitelerini yükseltir.

İrritabl Bağırsak Sendromu'nun belirtileri nelerdir?

  • Karında şişlik, baskı veya gerginlik hissi
  • Dışkı kıvamında değişkenlik (zeytin çekirdeği, ceviz, sosis, bazen cıvık pelte pelte, bazen çamur ya da jöle gibi)
  • Dışkılama sıklığında değişiklik (bazen 3 kez/gün, bazen 3 günde bir, bazen günde bir)
  • Dışkı çıkışında anormallik (ağrı duyma, iç çamaşırında kirlenme, ani dışkılama, yetersiz boşaltma)
  • Dışkı ile birlikte sümük ya da mukus olması

İBS belirtileri kişinin ne yediğine, ne kadar yediğine, duygusal durumuna, kadınlardaki menstrüasyon dönemine göre değişir. Bu nedenle İBS hastalarının hangi şikâyetlerinin hangi durumlarda arttığını iyi bir şekilde gözlemlemesi ve kaydetmesi önemlidir.

İrritabl Bağırsak Sendromu'nun tanı ve tedavi süreci nasıl işler?

İBS şikâyetleri olan kişi detaylı bir tıbbi özgeçmiş ve fiziksel muayene ile değerlendirilir. Gaita örneği dışkıda kan ve enfeksiyon durumunun saptanması için kullanılabilinir.

Endoskopi ile bağırsak muayeneleri yapılır. IBS tedavisi yaşam şeklinin değiştirilmesine dayanır. Yanlış beslenme, stres gibi İBS’ye neden olan durumlara göre tedavi şekil almalıdır.

Stres durumunun azaltılması İBS şikâyetlerinin azalmasını sağlayan ilk adımdır.

Sağlıklı beslenme ve düzenli egzersizi hayatınızın tam ortasına yerleştirin!

  • Günlük besin tüketim kaydınızı ve şikâyetlerinizi yazdığınız bir defter hazırlayın. Bu şekilde hangi besinlerin rahatsızlık yarattığını daha iyi tespit edeceksiniz.
  • 3 ana 3 ara öğün olmak üzere az miktarlarda ve sık aralıklarla beslenin.
  • Öğün atlamayın ve gece geç saatlerde yemek yemeyin.
  • Yemek yerken acele etmeyin, kendinize zaman ayırın.
  • Hareket halindeyken yemek yemeyin ve lokmalarınızı iyi çiğneyin.
  • Dışkılama alışkanlığınızı düzenlemek için tuvalete vakit ayırın (Her sabah tuvalete gitmek gibi).
  • Yürüyüş, bisiklet, yüzme gibi düzenli fiziksel aktiviteler yapın.
  • Günün stresinden kurtulmak için kendinize 10 dakika zaman ayırın (germe hareketleri yapabilir, müzik dinleyebilirsiniz.)

Gaz, hazımsızlık ve bulantı yaşıyorsanız:

  • Çiğ sebze ve meyve tüketiminizi sınırlandırın. Çiğ salatalar yerine pişmiş sebzelerden; çiğ meyveler yerine kompostolardan faydalanın.
  • Kefir, probiyotik yoğurt gibi probiyotikleri hayatınıza sokun.
  • Yağlı yiyecekleri, kızartmaları, kavurmaları, sakatatları, kek, poğaça ve börekleri beslenmenizden çıkarın.
  • Kurubaklagiller (kuru fasulye, nohut, mercimek gibi) gaz yapıcı özelliğe sahiptir.
  • Kola, gazoz, meşrubatlar ve karbonatlı içecekler gaz şikâyetlerinizi artırır.
  • Su tüketiminizi gün içerisine yayarak yudum yudum için. Çok soğuk ya da sıcak sulardan uzak durun.
  • Yemeklerinizi haşlama, ızgara ya da fırında pişirme yöntemlerinden biri ile hazırlayın.
  • Şişkinlik gerginlik, baskı, dolgunluk, tokluk gibi şikâyetleriniz için keçisakalı, kimyon, papatya, zencefil, nane, yıldız anasonu, zerdeçal, anason, adaçayı, kekik, rezene, tarçın, kişniş, çörekotu, defne ve papatyadan faydalanın.
  • Az miktarlarda ve sık aralıklarla beslenmek ilkeniz olsun.

İshaliniz varsa:

  • İshalle birlikte kaybedilen suyu yerine koymak için su tüketiminizi artırın. Gün içerisinde en az 1,5- 2 litre su tüketmeye özen gösterin.
  • Gazlı içeceklerden, meşrubatlardan uzak durun.
  • Kafein tüketiminizi azaltın.
  • Salata gibi çiğ sebzelerden uzak durun. Bunların yerine pişmiş sebze yemeklerini tercih edin; ama fazla miktarlarda tüketmeyin.
  • Muz, kabuksuz elma, kabuksuz şeftali, kabuksuz ayva ve bunların kompostolarını tüketin.
  • Fazla şeker alımından uzak durun.
  • Probiyotik yoğurdu ve kefiri hayatınıza sokun.
  • İshal, fazla yağ tüketimi ile de artabilir. Yağlı yiyeceklerden, kızartmalardan, cipslerden uzak durun.
  • Haşlanmış patates, pirinç lapası yiyin.
  • Havuç, elma, şeftali, mango çözülebilir life sahip oldukları için kabuksuz olarak tüketin.
  • Limon, nar, melisa, kekik, keçiboynuzu, ahududu yaprakları, yaban mersini, hünnap kullanın.

Kabızlığınız varsa:

  • Günlük 25-30 gram diyet posası (lif) alın. Bunu sebze, meyve, tahıl, yağlı tohum alımınızı düzenleyerek artırın.
  • Zeytinyağlı/ etli/ etsiz sebze yemekleri mutlaka öğünlerinizde bulunsun.
  • Gün kurusu, mürdüm eriği, kuru incir gibi laksatif etki gösteren meyvelerden yapılan komposto ve hoşafları tüketin.
  • Haftada 2 kez kurubaklagiller tüketin.
  • Salataları öğünlerinize ekleyin. Kuru baklagiller ve tahıllarla yapılan salataları da mönünüze ekleyin.
  • Sebze ve meyve tüketiminizi artırın. Günde 2 porsiyon sebze, 3 porsiyon meyve tüketin. Kabuklu tüketilebilen meyveleri kabuklarıyla tüketin.
  • Yulaf ezmesi, kepek, tam tahıllı gevrek gibi ürünleri ara öğünlerinizde veya kahvaltılarınızda lif alımınızı artırmak için kullanabilirsiniz.
  • Gün kurusu, kuru incir, siyah çekirdekli kuru üzüm ve mürdüm eriğinden marmelat yapmayı deneyin.
  • Yeterli su tükettiğinizden emin olun. Günde en az 1,5- 2 litre su tüketin. Kendinize ait bir sürahiyi gün içerisinde göz önünde bulundurmak su tüketiminizi artırabilir.
  • Mercimek, ezogelin ve sebze çorbalarını öğünlerinizde bulundurun.
  • Probiyotik yoğurdunuza kuru meyveleri, keten tohumunu ve karnıyarık tohumunu ekleyerek lezzetli ve sağlıklı ara öğünler geliştirin.
  • Tam tahıllı, tam buğday ve çavdar ürünlerinden (esmer pirinç, esmer makarna, bulgur pilavı, tam buğday/çavdar ekmeği gibi) faydalanarak diyet lifinizi artırın.
  • Ceviz, badem, fındık gibi yağlı tohumlardan faydalanın.

İlginizi çekebilecek diğer haberler

Источник: https://hthayat.haberturk.com/saglik/haber/1023657-bagirsak-hastaliklari-nelerdir

Kemik Sağlığını Etkileyen Hastalıklar Sanıldığından Fazla Sayıda

Bağırsak Sağlığını Olumsuz Etkileyen Hastalıklar

23.05.2019 – Genetik mirasınızın yanı sıra ne kadar dikkat ederseniz edin kemik sağlığınızı olumsuz yönde etkileyecek hastalıklarınız söz konusuysa sağlık problemleriyle erken dönemde karşılaşma ihtimaliniz artıyor. Kemik sağlığınızı olumsuz yönde etkileyebilecek hastalıkları Hastane Derindere Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Sidar Öztürk anlattı.

100.000 TL Paranız Olsa Nasıl Yatırım Yapardınız? Sanal Para ile Deneyin!

Osteoporoz

Osteoporoz, kemiklerinizin tehli biçimde zayıflamasına özellikle kalça, omurga ve bilekte kırık problemiyle karşılaşma ihtimalinizi artırmaya neden olan bir hastalıktır. Bu nedenle hekiminiz düzenli olarak kemik yoğunluğunuzu tespit etmek isteyebilir. Hekiminizin önereceği bazı ilaçların yanı sıra sağlıklı kilonuzu korumak ve egzersiz yapmak kemik kaybınızı yavaşlatabilir.

Osteopetrozis

Kalıtsal bir hastalık olan Osteopetrozis’de kemik yoğunluğunuz gereğinden fazla artar; ancak bu kemiklerinizin daha güçlü olacağı anlamına gelmez, kemikler zayıflar ve daha kolay kırılabilir hale gelir.

Bu durum aynı zamanda kemiklerinizdeki iliği de etkiler ve vücudunuzun enfeksiyonla savaşması, oksijen taşıması ve kanamayı kontrol etmesini zorlaştırabilir.

İlaç ve hormon tedavisi, takviyeler, fizik tedavi uygulamaları ve gerektiğinde ameliyat, hastalığın tedavisinde kullanılan yöntemlerdir. 

Osteonekroz (Avasküler Nekroz)

Genellikle uyluk, kol, diz veya omuzlarda kemik yeterince kanlanamadığında meydana gelen sağlık problemidir. Kemik dokusu zarar görerek çöker, kişinin acı çekmesine neden olarak hareket etmesini zorlaştırabilir.

Böyle bir durumla karşılaşıldığında yaralanma, yanlış ilaç kullanımı, kanser, Lupus veya HIV gibi bağışıklık sistemini olumsuz yönde etkileyebilecek sağlık problemleriniz olup olmadığı hekiminizce araştırılır.

İlaç, fizik tedavi uygulamaları ve ameliyat hastalığın tedavisinde kullanılan yöntemlerdir. 

Tip 1 Diyabet

Çocukluk döneminden itibaren görülmeye başlanan ve kalıtsal bir hastalık olan Tip 1 Diyabette vücut hiç ya da çok az insülin salgılandığı için kemikleriniz de zayıflar.

Tam olarak etkisi hala bilinemese de yeterince insülin olmadan kemikleriniz de büyüyemez veya en yüksek kemik kütlelerine ulaşabilir.

Hekiminiz, ilaçlar, diyet, kan şekeri testleri ve yaşam tarzı değişiklikleri ile süreci yönetmenizi sağlamaya çalışır. 

Lupus

Lupus bağışıklık sisteminize zarar veren bir hastalıktır. Kas ağrısı, ateş, yorgunluk, döküntü ve saç dökülmesi sık görülen belirtilerdir. Eklemlerde şişlik ve ağrıya neden olur. Ayrıca osteoporoz ve kemik kırığı oluşma riskiniz daha yüksektir. Lupusu tedavi etmek için alabileceğiniz kortizon içerikli ilaçlar da kemik kaybına neden olabilir.

Osteoartrit

Bu “aşınma ve yıpranma” tipi artrittir. Kemiklerinizin uçlarını kaplayan kaygan dokuya zarar verir. Kemik ve kıkırdak kırılarak ağrı ve şişmeye neden olabilir. Zamanla, eklemin şeklini bile değiştirebilir. Egzersiz yapmak ve fazla kilonuzu vermek, ağrı ve sertliği önlemeye yardımcı olabilir. Hekiminiz ilaç ve durumunuza göre ameliyat önerebilir.

Romatoid Artrit

Lupus gibi bağışıklık sisteminizi hedef alan hastalıklardandır. Genellikle el ve ayaklardaki eklem ve kemikleri etkileyen hastalıkta eklemlerinizde ağrı ve şişliğin yanı sıra, yorgun ve yüksek ateş problemleri yaşayabilirsiniz. İlaç tedavisinin yanı sıra beslenme, kalbi ve diğer kaslarınızı güçlendirmeye yönelik destek tedavileri almanız gerekir.

Çölyak Hastalığı

Bu, vücudunuzun buğday ve diğer tahıllarda bulunan bir protein olan glüteni tutamayacağı anlamına gelir. Yemek yerken, bağışıklık sisteminiz ince bağırsaklarınıza saldırır ve zarar verir. Vücudunuz kalsiyum da dahil olmak üzere kemiklerinizin ihtiyaç duyduğu besin maddelerini yeterince alamaz. Çölyak hastalarında kemik zayıflığı yaygın olarak görülür.

Hipertiroidi

Tiroid beziniz vücudunuzun enerji kullanmasına yardımcı olan hormonları gereğinden fazla üretir. Bu da yorgunluk, uykusuzluk gibi problemlerin yanı sıra kemik kaybını hızlandırır. Doktorunuz, ilaç, ameliyat veya her ikisiyle de hormon seviyenizi normale döndürmenize yardımcı olur.

Sigara içmek

Tütün, kan dolaşımınızı bozduğu için çok fazla kan dolaşımı olmayan omurga ve kemiklerinizi de olumsuz yönde etkileyerek zayıflamasına neden olur. Sigara içmek ayrıca diğer hastalıklardan kaynaklanan eklem ve sırt ağrısını da daha kötü hale getirebilir.

Obezite Cerrahisi

Obezite cerrahisinden sonra hekiminizin önerdiği kalsiyum ve D vitamini takviyelerini düzenli kullanmazsanız kemik erimesi problemiyle karşılaşma riskiniz artar.

Fibröz Displazi

Kalıtsal bir sağlık problemi olan Fibröz Displazi’de kemikler zayıflayarak şekil bozukluğu oluşmaya başlar ve daha kolay kırılır hale gelir. Bu hastalığı taşıyan çocuklarda kol, pelvis, yüz, bacak ve kaburga başta olmak üzere kemik kırığı çok fazla görülür. Semptomları azaltmak için hekiminizin önereceği ilaçları, diyet ve egzersizleri düzenli olarak uygulamanız gerekir.

Kemik Erimesi, Osteoporoz Nedir? Belirtileri, Önlem ve Tedavi Yolları

Osteoporoz yani kemik erimesi kemik kalitesi ve yoğunluğunun azalması ile kemiklerin kırılgan hale gelmesine denmektir.

Daha az kemik dokusuna sahip oldukları için kadınların erkeklere göre osteoporoza yakalanma riski daha yüksektir.

Osteoporozu doğru beslenme ile durdurmak ya da önlemenin mümkün olduğunu söyleyen Liv Hospital Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Prof. Dr. Çağatay Öztürk anlattı.

Doğru beslenin, osteoporozu önleyin

Doğru beslenme ile osteoporozun önüne geçmek mümkündür. Kalsiyum, magnezyum ve mineral açısından zengin olan besinlerin kemik yapısını güçlendirmeye fayda sağladığı gibi bu besinler kemik sağlığı için en önemli mineral kalsiyumdur.

Bu nedenle kemik erimesinden koruyan en önemli besinler de süt ve süt ürünleridir. Peynir ve diğer süt ürünleri kalsiyum bakımından zengin içeriğe sahiptir.

Bunun yanı sıra yeşil yapraklı sebzeler, kuru baklagiller, kuruyemiş, D vitamini içeren gıdalar ve tahıl bakımından zengin besinler de kemik erimesini korumak için tüketilmesi gereken besinlerdir.

  • Yüksek oranda kalsiyum ve magnezyum içeren kayısı tüketin.
  • Vücuttaki D vitaminini aktif hale getirmek için en az 15 dakika güneş ışığından faydalanın.
  • Her gün D vitamini kaynağı yumurta sarısı tüketin.
  • Çay, kahve gibi kafein içeren içeceklerden uzak durun.
  • A, E ve C vitaminleri bakımından zengin olan ve bol miktarda kalsiyum içeren brokoli, marul gibi yeşil sebzeler tüketin.
  • Kalsiyum ve D vitamini deposu süt için.
  • Haftada iki gün kalsiyum bakımından zengin olan istiridye, karides gibi deniz ürünleri tüketin.
  • Sigara ve alkolden uzak durun.
  • İdrarla kalsiyum atılımını artırarak kemiklerdeki kalsiyum miktarını azaltan tuzu azaltın.

Kemik Erimesi Sırtta Kamburlaşmaya Neden Olur

Osteoporoz vücudumuzda en çok omurgamızı etkiler. Osteoporotik kemiklerdeki kırıklar sıklıkla omurga, kalça ve el bileğini içerir. Kalça ve el bileğindeki osteoporotik kırıkların aksine omurgadaki kırıklar sıklıkla düşme veya travma ile ilişkili değildir.

Vücutta sessizce ilerleyen ve kırık oluşmadığı sürece belirti vermeyen osteoporoz vakalarının sadece yüzde 30’u klinik şikayetler ile belirlenirken, geri kalan kısmın çoğu rastlantısal olarak saptanıyor.

Hastalığın yaygın bulguları ise bel ve sırt ağrıları, boyda kısalma, omurgada kırık, sırtta kamburlaşma olarak ortaya çıkıyor.

Osteoporoz’un Neden Olur?

Osteoporoz yani kemik erimesi çoğunlukla ileri yaşta ve kadınlarda özellikle menopozdan sonra sıklıkla görülen bir hastalık.

Ancak erken yaşta önlem almak kemik yoğunluğunu zirveye taşımak kemik erimesinin önlenmesi açısından hayati önem taşıyor.

Dünyada her yıl yaklaşık 9 milyon kolay kırılmadan sorumlu tutulan osteoporoz, kadınları ilgilendiren bir sorun olarak görülse de erkeklerde de ileri yaşlarda sıklıkla görülüyor.

Günümüz koşullarında özellikle kapalı mekan çalışanlarda, güneşle teması olmayanlarda, gıdalarla yeterli kalsiyum alamayanlarda; kemik problemlerinin çok daha erken yaşlarda başladığını söyleyen Liv Hospital Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr.

Nilgün Güvener Demirağ “Pek çok insan yaklaşık 30 yaşına kadar zirve kemik kitlesine ulaşır. Ancak bu yaş sonrasında yapım-yıkım dengesi yıkım lehine değişmeye başlar.

Dolayısıyla bu yaşa kadar ne kadar yüksek zirveye ulaşılırsa, ileriye yönelik kemik kaybının getireceği sorunları önlemek o kadar kolay olur” diyor.

30 yaşından sonra kemik yıkıma başlar

Kemiğin önemli işlevleri arasında, vücut bütünlüğü ve yapısını sağlama, organları koruma, kasların tutunmasını sağlama ve kalsiyum başta olmak üzere mineral deposu olması mevcuttur. Kemik sürekli yenilenen bir organdır ve yıkılıp yerine yenisi yapılır.

Gençken yeni kemik yapımı yıkımdan daha hızlıdır kitlesini artırma yönünde bir denge mevcuttur. Pek çok insan yaklaşık 30 yaşına kadar zirve kemik kitlesine ulaşır. Ancak bu yaş sonrasında yapım-yıkım dengesi yıkım lehine değişmeye başlar.

Dolayısıyla bu yaşa kadar ne kadar yüksek zirveye ulaşılırsa, ileriye yönelik kemik kaybının getireceği sorunları önlemek o kadar mümkün olabilir.

Fazla tuz kalsiyum kaybı yapıyor

Genetik, kuşkusuz hastalıklara meyilde çok önemli bir belirleyicidir. Çevresel etmenler, düzeltilebilir olmaları nedeniyle çok önemlidir.

Beslenmede yeterli kalsiyum alımı, D vitamini eksikliğinin önlenmesi ve buna yönelik yeterli gün ışığı maruziyeti, bunun mümkün olmadığı durumlarda D vitamini desteği, egzersiz, yüksek tuzlu beslenmeden kaçınma, dengeli beslenme, potasyum içerikli meyve sebze tüketimleri, sigara ve alkolden uzak durma kazanılması gereken yaşam alışkanlıklarıdır ve bu alışkanlıkların çocukluktan itibaren kazanılması, korunma adına oldukça önemlidir. Yoğun tuz tüketimi de kemik sağlığını olumsuz etkiler. Diyette alınan tuz miktarının fazlalığı, idrar kalsiyumunun geri emilimini bozup kalsiyum kaybına neden olur. Pek çok ülkede olduğu gibi Türkiye’de de hazır gıdaların tüketiminin artışı, tuz tüketimini de artırmıştır.

Kemik sağlığımızı olumsuz etkileyen faktörler nelerdir?

  • Dengesiz beslenme, yetersiz kalsiyum, magnezyum, potasyum alımı
  • Hareketsizlik
  • Gün ışığından yeterli yararlanamama
  • Sigara ve alkol kullanımı
  • Cinsiyet, düşük vücut kitle indeksi ve yaş
  • Beyaz ırk (özellikle açık renk saç ve göz rengi)
  • Ailede osteoporoz öyküsü
  • Hormonel sorunlar (yüksek tiroid ve paratiroid hormon düzeyleri, kadında estrojen, erkekte testosteron eksikliği, yüksek kortizol salgısına neden olan Cushing hastalığı..)
  • Yeme bozuklukları, anoreksiya nevroza, bulumia, kilo verdirmeye yönelik yapılan bariatrik cerrahiler, Celiac hastalığı gibi malabsorbsiyona neden olan barsak hastalıkları
  • Kronik böbrek yetmezliği, transplantasyon
  • İlaçlar: Uzun süreli kortikosteroid (kortizon) içerikli ilaç kullanımı, epilepsi tedavisinde kullanılan ilaçlar, bazı antidepresanlar (SSRI), mide asit salgısını azaltmaya yönelik verilen proton pomapa inhibitörleri, aromataz inhibitörleri…

Kemik açısından olumsuz sonuçları bilinen ilaçları uzun süre kullanmak zorunda olan hastalar için koruma protokolleri uygulanmalı ve kemik yoğunluğu periyodik izlenmelidir.

Günde 20 Dakika Yürü, Osteoporoza Savaş Aç

Osteoporoz, halk arasında bilinen ismiyle kemik erimesi özellikle menopoz sonrası kadınların önemli sorunlarından biri. Kemiklerin kütle kaybetmesi ve kırılganlığında artış ile karakterize bir kemik metabolizması hastalığı olan osteoporoz, basit düşmelerde bile kalça kırıklıklarına sebep olabilir.

D vitamini eksikiğine değinen Liv Hospital Ankara Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Rıdvan Alaca “D vitamini eksikliğini önlemenin en güzel yolu güneş ışınlarının dik geldiği saatlerde 20 dakika yürüyüş yaparak vücuda güneş ışığını temas ettirmektir.

Kanda dolaşmakta olan D vitamini böylelikle aktif hale gelir. Ayrıca kalsiyum içeren yiyeceklerin tüketilmesi gerekir. Yoğurt, süt ürünleri ve kuru baklagiller kalsiyum içeren yiyecekler arasında yer alıyor.

Tüm bunların yanı sıra egzersiz de kemiklerin güçlendirmesinde yardımcı olan unsurlardan biri” diyor.

Osteoporozun en önemli belirtisi kırık

Kırklı yaşlardan sonra kemik kütlesi azalmaya başlar.

Çeşitli endokrin sistem hastalıkları, ilaç kullanımı, romatizmal hastalıklar, mide-bağırsak sistemi hastalıkları ve yaşam tarzına bağlı osteoporozlar “ikincil osteoporoz” olarak adlandırılır.

Kamburlaşma, ağrı ve boy kısalması ile kendini gösteren osteoporozda en önemli belirti kırıktır. Osteoporoz birçok hastada kemik kaybı yavaş, yakınma ve belirti vermeden seyrettiği için “sessiz bir hastalık” olarak da adlandırılır.

Osteoporoz kader değil

Korunma için ergenlikte tepe kemik kütlesini olabildiğince artırmak ve yaşlılıkta da kaybı azaltmak gerekir. Çocukluk ve ergenlik çağında kalsiyum alımının artırılması ve vücut ağırlığı ile yapılan yürüme, koşma, dans, top ve raket sporları gibi aktiviteler yapılmalıdır.

Unutulmamalıdır ki 25 yaşına kadar oluşturulan doruk kemik kütlesi ne kadar yüksek olursa ileri yaşlarda osteoporoza yakalanma şansı o kadar az olur. Osteoporoz önlenebilir bir hastalıktır. Hastalık hakkında gerekli bilgiye sahip olmak, gerekli incelemeleri zamanında yaptırıp önlemleri almak bu hastalıktan korunmayı sağlar.

Özellikle ergenlik çağında bu tedbirler doruk kemik kütlesinin oluşturulması için çok önemlidir.

D vitaminini eksik etmeyin

Tedavinin en önemli amacı kırık oluşumunu önlemek ve azalmasını sağlamaktır. Kemik yapımını, kemik kalitesini artıran ve kemik yıkımını azaltan ilaçlar kullanılır.

Kalsiyumdan zengin diyet ve D-vitamini tedavinin önemli diğer unsurlarındandır. Bunların dışında diyet, fiziksel aktivitenin desteklenmesi ve egzersiz programları da tedavi destekleyici önlemler arasındadır.

Ayrıca düşmeyi engelleyici tedbirlerin alınması da önemlidir.

Источник: https://kanalfinans.com/haberler/saglik-ve-yasam/osteoporoz-nedir-kemik-sagligimiz-olumsuz-etkileyen-faktorler-nedir

Sindirim Sistemi Sağlığını Olumlu ve Olumsuz Etkileyen Etmenler Nelerdir?

Bağırsak Sağlığını Olumsuz Etkileyen Hastalıklar

1) Besinlerin sindirim sisteminde enzimatik hidrolizle emilebilecek daha basit biçimlere dönüştürülmesi.

2) Vücuda alınan besin maddelerinin mekaniksel, enzimatik ve bakteriyel olarak bağırsak mukozasından emilebilecek duruma getirilmesi olayı.

3) Besinlerin çeşitli enzimlerle kimyasal olarak parçalanması ile organizma tarafından kullanılmak üzere bağırsak duvarından emilecek duruma getirme.

4) Doğal özdeklerin ısı, basınç ve kimyasal etkilerle tümden ya da tikel olarak çözünür duruma getirilmeleri.

Yeryüzünde bulunan bütün canlılar yaşamlarını sürdürebilmek için beslenme, solunum, dolaşım, boşaltım, büyüme, gelişme, hareket edebilme, üreme gibi yaşamsal faaliyetleri gerçekleştirirler. Canlılar bu yaşamsal faaliyetleri gerçekleştirebilmek için enerjiye ihtiyaç duyarlar. İhtiyaç duyulan bu enerji, enerji verici besinlerden sağlanır.

Canlıların yaşamsal faaliyetlerini sürdürebilmek için dışarıdan aldıkları maddelere besin, bu maddelerin vücuda alınmasına da beslenme denir.

 Sindirim Sisteminin Sağlığnı Olumlu Etkileyen Etmenler

1- Yenilen besinler çok sıcak ya da soğuk olmamalı. 2- Aşırı acı, baharatlı, ekşi, yağlı yemekler yenmemeli. 3- Yıkanmamış, temizlenmemiş, bayat ve çürük gıdalar yenmemeli. 4- Alkol sigara ve uyuşturucu kullanılmamalıdır. 5- Yemek sırasında ve yemekten sonra gerektiğinden fazla su içilmemelidir. 6- Yiyecekler iyice çiğnenmeli.

7- Yemekten sindirim sistemini yoracak kadar çok yemek yemeden kalkılmalıdır. 8- Lifli besinler (kabak) yenilmeli ve dengeli beslenilmelidir. 9- Yeterli, düzenli ve dengeli beslenilmeli. 10- Stresten kaçınılmalıdır. 11- Bağırsakların çalışması için spor yapılmalıdır. 12- Yemekten sonra vücut dinlenmelidir (1 saat). 13- Dişler temiz tutulmalı ve fırçalanmalı.

14- Yemeklerden önce ve sonra eller yıkanmalı.

15- Rahatsızlıklarda doktora gidilmeli.

Sindirim Sisteminin Sağlığını Olumsuz Etkileyen Etmenler

Sindirim sisteminde görülen bazı hastalıklar, sindirim sistemi sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir.Bu hastalıklar arasında kolera, dizanteri, ülser, tifo, ishal, siroz, sarılık (Hepatit B) gibi hastalıklar bulunuyor.

Bu hastalıklardan bir kısmı bağırsak solucanı, kancalı kurt, şerit (tenya) ve kıl kurdu sayesinde ortaya çıkar.

Bunların dışında gastrit, gaz şişkinliği, hıçkırık, kabızlık, karın ağrısı, kusma, mide yanması, reflü, safra kesesi şikâyetleri de sindirim sisteminde görülen rahatsızlıklardır.

Kolera :

Kolera (Vibrio cholerae) bakterisinin neden olduğu bağırsak enfeksiyonu ve şiddetli ishal ile ortaya çıkan bir hastalıktır. Kolera genellikle, dışkı bulaşmış kirli su ya da bu sularla yıkanmış gıdalar aracılığı ile yayılır.

Ağızdan sıvı tedavisi ile hastalık tedavi edilebilir. (Tedavinin amacı, kaybedilen su ve elektrolitleri – sodyum, potasyum, klor, bi karbonat – yerine koymaktır).

Dizanteri

İnsanlarda kanlı ishal, şiddetli karın ağrısı, gerekmediği halde dışkılama isteği duyma, bağırsak yaraları, (hayvanda makattan kan ya da kanlı dışkı gelmesi) gibi belirtiler gösteren hastalıktır.

Sığır ve domuz vebası, şarbon, geviş getirenlerde bağırsak zehirlenmeleri sonucunda dizanteri oluşur. Ayrıca maden ya da bitki zehirlenmelerinin birçoğu da (cıva, kuduzböceği, sultan otu, sütleğen, kartallı eğrelti, acı çiğdem vb.) dizanteri belirtisi yaratır.

Ülser 

Mide mukozasının alkol, sigara ve asitli içecekler nedeniyle zedelenmesiyle oluşur.

Siroz 

Alkol ve sigara sayesinde karaciğer hücrelerinin kendini yenileyememesi sonucu oluşur.

Tifo

Kirli içme suları ve pis yiyeceklerden bulaşan bulaşıcı bir hastalıktır. Genelde salgın şeklinde görülür. Tifo; kalbi, beyni, böbrekleri, akciğerleri, karaciğeri, göz ve kulak sinirlerini etkiler. Hastalık (Salmonella typhi adlı) bakteriler nedeniyle oluşur. (Bu bakteri vücuda girdikten 7–15 gün sonra hastalık ortaya çıkar.

Mikrop, tifolu hastaların dışkılarında veya idrarlarında, kanlarında, tükürüklerinde veya vücutlarında görülen deri döküntülerinde bulunur. Hastanın hastalık süresince bol su içmelidir). (İçme ve kullanma sularının kontrolü, besin hijyeni, lağım ve kanalizasyon tesislerinin hijyen şartlarına uygun duruma getirilmesidir).

(Tifo aşısı: Kesin koruyucu değildir. Ölü tifo aşısı % 51-67 oranında koruyuculuk sağlar. Canlı atenüe oral aşı ise yakın oranlarda koruyuculuğa sahiptir ve yan etkileri daha azdır).

İshal

Dışkının sık olarak sulu veya yumuşak çıkması durumudur. Dünyada ishal beş yaşından küçükler arasında ölümün ikinci büyük nedenidir (Her yıl ortalama 1,5 milyon bebek bu yolla ölür İshal, kalın bağırsağın yeterince sıvı emmemesinden meydana gelir.

En sık görülen nedeni enfeksiyon veya bakteri içeren atık maddelerdir. (Bir kişi birkaç günde, en fazla bir haftada iyileşir.

Buna karşın hastalıklı veya kötü beslenen kişilerde ishal ciddi su kaybına yol açabilir ve tedavi olmadığı takdirde hayati teh oluşturabilir).

(İshal ayrıca daha ciddi hastalıkların bir belirtisi olabilir, örneğin dizanteri, kolera, botulizm veya Crohn hastalığı gibi kronik bir duruma işaret edebilir. Apandisit hastalarında genelde ishal olmasa da apandis patlamasının sık görülen bir belirtisidir. Radyasyon hastalığının da bir sonucudur).

Sarılık

Kandaki vücuda renk veren maddelerin değerinin değişmesi sonucu deri ve mukozaların sarı renk alması durumudur. Hepatite yol açan A,B,C,D,E virüsleridir. Bunun dışında atık maddeler ve radyasyon sonucu da oluşabilir.

Gastrit 

Alkol, tütün, kimyasal maddeler ile bakteriler ve virüslerden dolayı oluşan hastalıktır.
Başlıca belirtileri arasında yemeklerden sonra midede rahatsızlık duygusu, bulantı, kusma, ekşime, iştah yitimi, mide ağrıları sayılabilir.

Hıçkırık

Diyafram kasının birden kasılması sonucunda ses tellerinin arasındaki açıklığın istem dışı kapanması ile gerçekleşen ani soluk alımı ve bu sırada bir ses dışarı çıkmasıdır.
Nedenleri çeşitlidir.

Basit hıçkırıklar; çoğunlukla mide gazı, sıcak ve baharatlı yemekler, sinir bozukluğundan kaynaklanır. Ayrıca; bazı kalp, karaciğer, bağırsak ve pankreas hastalıkları, zatülcenp veya zatürreede de görülebilir.

3 saatten fazla süren hıçkırıklarda, doktora başvurmak gerekir.

Kabızlık

Kabızlık, bağırsak hareketlerinin normale göre azalması durumudur. Bağırsak fonksiyonu, kişiden kişiye farklılık gösterir.

Reflü 

Mide asidinin mideden yemek borusuna kaçması hastalığıdır. Stres,gazlı içecekler, çay ve kahve türü içecekler reflüyü arttırır. Reflü haslarında sürekli ağızdan gaz çıkarma, yemek borusunda yanma, göğüste yanma ve ağrı hissi görülür, kalp şikayeti oluşur.

Источник: http://www.renklinot.com/soru-cevap-2/sindirim-siztemi-sagligini-olumlu-ve-olumsuz-etkileyen-etmenler-nelerdir.html

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.

    ×
    Рекомендуем посмотреть