Başarının Sırrı

10 adımda mutlak başarının sırrı

Başarının Sırrı

İnsanoğlunun en büyük çelişkilerinden biri, olmak istediğine yönelik nefreti.

Herkesin popüler olma peşinde koştuğu sosyal medyada aradan sıyrılanlara karşı, daha çok para kazanabilmek için hayatından pek çok şeyi feda ederken zengin olmuşlara karşı ya da bir sınavda başarılı olmak için çabalarken en başarılı olana karşı nefreti ancak böyle açıklayabiliyoruz.

Her şeyin ötesinde başarılı olan emsallerimizi sevmediğimiz de ortada. Başarı her insanın kendi meşrebince Nirvana’sı. Ama başarılı olanları bekleyen tek şey geniş bir haset yumağı. Bir gün bununla ilgili laflarken aramızdan birisi “zirvedekiler yalnızlığa mahkumdur” gibisinden bir şey demişti. Çok da haksız sayılmaz.

Her Perşembe akşamı İstanbul Bilgi Üniversitesi’nde Next Akademi kapsamında yüksek lisans dersim var. Kampüsü; yani Santralİstanbul‘u çok sevdiğimden elimden geldiğince erken gitmeye çalışıyorum. Oranın havasını solumak hoşuma gidiyor. Üstelik her hafta, bir vesiyle birileriyle tanışıyorum.

Beni internetten takip eden, yazılarımı okuyan birileri gelip sohbet ediyor. Dün de tam okulun bahçesinde motorumu park ederken  bir öğrenci yaklaştı. Ayaküstü sohbete koyulduk. Merhabanın ardından arka arkaya soruları sıralamaya başladı.

Hayatta kimi örnek aldığım, kimi başarılı bulduğum, egomu nasıl yendiğim, başarıya nasıl ulaştığım gibi bir dizi ecel sorusu.

Öylece kalakaldım.

Çünkü bunlar gerçekten üstünde kafa yormadığım konulardı. Etrafımda bolca başarılı insan var (bu hayatın bana verdiği en büyük hediyelerden biri). Ama kendimi başarılı olarak adlandırmadım hiçbir zaman. İnsan kendisini genellikle başarısız olduğu şeylerle değerlendiriyor. En çok kendimizi hırpalıyoruz.

Üstelik başarı dediğimiz şeylerin çoğu aslında dönemsel, küçük çaplı; hatta belki bahse bile değmez şeyler oluyor.

Başarıya dair kendime göre bir bakış açım var (Başarısızlık Zirvesi konuşmamı dinleyenler sanıyorum ne demek istediğimi anlamıştır).

Bu konudaki bazı fikirlerimi de Yaprak Özer’in programında konuk olduğumda aktarmıştım. Bu söyleşiden ilgili kısmı (biraz toparlayarak) buraya aktarayım:

Bir tamirci olabilirsiniz ya da işiniz sadece bir vida sıkmak olabilir. Mesele o vidayı dünyada en iyi sıkan olmaktır. Başarı budur. Başarı patron ya da CEO olmak değil; yaptığın her neyse onu dünyada en iyi yapan insan olma ümidi taşımaktır.

Genellikle peşinde koşulan başarı adına yapılanlarda işin özüne dair hayal yok denecek kadar azdır. Birkaç örnekle genellemeler yapayım:

  • Bir futbolcu takımını tarihe yazdırmak için değil daha iyi bir takıma daha iyi bir bedele transfer olmak için hırslıdır.
  • Bir siyasetçi halkına daha iyi hizmet etmekten çok daha yukarı seviyelere çıkabilmek, aradan sıyrılmak ve imtiyazlarını koruyabilmek için çabalar.
  • Bir şarkıcı yüz yıl sonra da dinlenecek değil; albümünü sattıracak şarkının peşindedir.
  • Bir beyaz yakalı çoğu emeğini çoğu zaman işini hakkıyla için yapmak değil; terfi edebilmek, daha iyi bir maaşa ulaşmak ve hayalindekilere sahip olabilmek için harcar.
  • Ünlü filozof Schopenhauer‘ın tespiti de yabana atılır türden değildir: Seks, neredeyse tüm insani çabaların nihai hedefidir.

Hepimiz özünde daha iyi eşlere daha kolay yoldan ulaşabilmek ve elde edebilmek için çabalıyoruz. Daha iyi bir hayat idealinin biyolojik kökeninde daha iyi bir eş ve daha güvencede bir aile var. Şüpheniz varsa biraz okuma yapmak iyi gelebilir. Doğa bile bu konuda yeterince ipucu taşır esasında.

Özetle hepimiz gerçekten ve sadece uğraştığımız işlere odaklansaydık bugün iş alemi de yaşadığımız gezegen de çok farklı olacaktı.

Şef, yönetici, müdür, amir, memur, astsubay, subay, müsteşar, bakan gibi uzmanlıktan çok kıdem, sabır ve yaşa bağlı pek çok unvan karşılıksız kalacaktı.

(bütün bu tespitlerden mevcut hali eleştirdiğim, yanlış bulduğum sonucu da çıkmasın. Yaptığım bir durum değerlendirmesi sadece)

Başarılı mı, popüler mi?

Başarıya dair ciddi bir kafa karışıklığım var.

Yukarıda bahsettiğim sunumumda da değindiğim gibi yakın geçmişte filmi çevrilmeseydi bugün ismini çoğu kişinin duymamış olacağı Nikola Tesla başarısız mıydı mesela? Dünyanın akışını değiştiren bir bilimci olarak beş parasız, bisküviyle hayatta kalmaya çalışırken, pis, sefil bir otel odasında öldü.

Ya da (yine eminim pek çok kişinin ismini dahi duymadığı) Türkiye’nin en büyük başarı öykülerinden Vecihi Hürkuş başarısız mıydı? Türkiye’nin askeri ve sivil havacılık tarihini yazan adamın bugün başarıya dair bir mesele adı bile anılmıyor.

Özetle başarı kriterimiz çoğu zaman bugünün genel-geçer değerleri ve popüler kimliklerinden besleniyor. Nice başarı ve arkasındaki kişiler adları bile anılmadan göçüp gidiyor bu dünyadan. Çünkü başarılı olarak anılma beklentileri yok. İşlerine, hayallerine odaklanmışlar. Dertleri daha iyisini yapabilmekten ibaret.

Başarı o kadar dejenere olmuş, içi boşaltılmış bir kavram ki en temel değerlerden bile muaf hale gelmiş.

Güvenilirlik mesela…

Güvenilirlik popülerliğe endekslenmiş. Bakkalım olsa beş dakikalığına çişe giderken kasayı bile emanet etmeyeceğim kimileri ülkenin en güvenililr insanları arasına girmiş örneğin.

Özetle her şeyin anlamından alabildiğine uzaklaştığı bir dönemdeyiz.

Ay beyaz, deniz mavi

Ders çıkışı Vecihi‘ye binerken gökyüzünde muhteşem bir dolunay olduğunu fark ettim. Bu manzarayı Boğaz’da daha keyifle seyredeceğimi düşündüm. Akıntı Burnu’nda bir banka oturup seyretmeye başladım. O an ne kadar uzun zamandır göğe bakmadığımı düşünerek hayıflandım.

Ay karşımda tabak gibi parıldıyordu. Dikkatle bakınca yüzeyindeki lekeler, kraterler belirginleşmeye başladı. Tam o anda aklıma geldi. Hala pek inanasım gelmese de bir iddiaya göre aramızdan bir insan oraya gidip aracından inmiş ve yürümüş, koşmuş, zıplamış ve dönmüştü.

Aklıma yeniden okulun otoparkındaki kısa sohbetimiz geldi.

Ay’da yürümüş birileri varken başarıdan söz etmek kimin haddine?

Neil Armstrong, Buzz Aldrin ve Michael Collins geri döndükleri zaman koca evren içinde önemsiz bir kum tanesinden ibaret Dünya’da kopardığımız bunca fırtınaya şaşırmamışlar mıdır acaba?

Ya da daha güncel bir örneği; Felix Baumgartner’ı hatırlayalım:

Başarı bu değilse, nedir? Dünyanın en yüksek dağını fetheden (ve kimse inanmayacak derdine düşen) Andrew Scott Waugh, nice zorluklara göğüs gererek Ümit Burnu’nu keşfederek geçen ve tarihin seyrini değiştiren Bartolomeu Dias ya da akla gelen gelmeyen nice bilimci, kaşif, araştırmacı, fikir önderi, teorisyen, politikacı, sporcuyu düşününce başarının çıtası arşa erişiyor.

Bu bahsin içinde anmadan geçemeyeceğim. 14. Dalai Lama’nın öğütleri arasında güzel bir sözü var; kulağınıza küpe olsun:

Başarılarını, onları elde etmek için feda ettiklerine bakarak değerlendir.

Kişisel gelişim adı altında birkaç adımda her şeyin sihirli iksirini bizlere sunmak adına çırpınılan bir çağ için hiç de uygun kafalar değil bunlar. 10 adımda başarıya ulaştıracak bir reçete hiç de fena olmazdı oysa.

Nazım Hikmet ne güzel yazmış başka şeylerin derdindeyken bu konuları:

Yaşamak şakaya gelmez, büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın bir sincap gibi mesela, yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden,

yani bütün işin gücün yaşamak olacak.

Yaşamayı ciddiye alacaksın, yani o derecede, öylesine ki, mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, yahut kocaman gözlüklerin, beyaz gömleğinle bir laboratuarda insanlar için ölebileceksin, hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için,

hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken,

hem de en güzel en gerçek şeyin

yaşamak olduğunu bildiğin halde.

Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,

yaşamak yani ağır bastığından.

Bir de işin şu boyutu var elbette…

Mütevazı olmak ve çalışmaya devam etmek için ne çok sebebimiz var, değil mi?

Источник: https://www.mserdark.com/10-adimda-mutlak-basarinin-sirri/

Başarının Sırrı : Azim, Tutku ve İnanmak

Başarının Sırrı

Başarının sırrı birçok defa sitemiz üzerinde anlattık. Başka bir bakış açısıyla azim, tutku ve inanmak başarıya nasıl etki ediyor? Neyi değiştiriyor?

Heyecanlanmayın, bunlar hepimizde var, yok olduğunu düşünüyorsak, kendimize dönüp bir bakmamız ve içimizde arayıp bulmamız, keşfetmemiz gerekiyor.

Konuya devam etmeden önce, kullandığımız kelimelerin anlamında birleşmemiz gerekiyor. Her birimizin sözlüğünde her sözcüğün farklı bir anlamı vardır, çünkü her birimiz konuşulan sözcükle ilgili farklı bir yaşam deneyimine sahibiz. Birlikte yaşadığımız kişilerle ortak sözlüğümüzü oluşturmak ve kullanmakta yarar var, daha huzurlu bir yaşam için…

Kelimelerin Gücünü Hissedin

Öğrenci, keşifçi, paylaşımcı, hayalperest ve işine duygularını karıştıran bir kelimeciyim ben. Kelimelerin peşine düşerim. Bazen tek bir kelime bana ne çok şey anlatır… Tutku ile düşerim kelimenin ağına.

O, bir tek kelime kocaman bir öykü yazar hayal dünyamda, resimler yapar/çizer, fotoğraflar çeker, birlikte yaşarız, gelişir, keşfeder ve büyürüz.

Sürekli kullandığımız bazı kelimelerin anlamlarını (TDK’dan da yararlanarak) yazıyor ve ortak sözlüğümüzü oluşturmaya başlıyorum.

İnanmak

Bir şeyi doğru olarak benimsemek, birine, bir şeye inanmak, güvenmek, bir şeyin varlığını, doğruluğunu kabul etmek, sevecek, güvenecek ve bağlanacak en yüksek varlık olarak bilmek, iman etmek.

Tutku

Güçlü istek ve eğilimin yöneldiği amaç, irade ve yargıları aşan güçlü bir coşku, ihtiras.

Azim

Sözünden veya kararlarından dönmemek, bir işi sonuna değin sürdürmek, bir işteki engelleri yenme kararlılığı göstermek. Bir işteki engelleri yenme kararlılığı.
Okuduğumuz bölümde çokça geçen hırs sözcüğüne de bir bakalım.

Hırs

Sonu gelmeyen istek, aşırı tutku, öfke, kızgınlık.

Doğa

İnsan faaliyetlerinin dışında kendi kendini sürekli olarak yeniden yaratan ve değiştiren güç, canlı ve cansız maddelerden oluşan varlığın hepsi, tabiat. Evrende meydana gelen olayları denetiminde, egemenliğinde tuttuğuna inanılan soyut güç…

Çaba

Herhangi bir işi yapmak için ortaya konan güç, zorlu, sürekli çalışma, gayret, ceht, efor.

Başarı

Bir işte elde edilen yararlı sonuç, muvaffakıyet.

Denge

Bir nesnenin veya bir insanın devrilmeden durma hâli, Zihinsel ve duygusal uyum, istikrar.

Başarı sonuç değil, yolculuktur, iyi yolculuklar…

Başarı nedir?

Başarı nasıl ölçülür?
Sizin başarı ölçütünüz nedir?
Neye göre başarılısınız?

Başarı tesadüf değildir, çoğu zaman tesadüf gibi görünse de.
Sınav kazanmak, başarı mıdır? Hem de nasıl… Üniversite sınavına hazırlanan gençleri bir düşünün. Sadece kendileri için değil, aileleri için kazanmak, başarmak isterler neredeyse.

Yemek yiyebilmek, eline kaşığı yeni alan bir bebeğin kaşığı ağzına götürebilmesi ne büyük başarıdır.

Tavsiye Yazı :   En zengin 100 dünyalının başarı sırrı!

Yürüyebilmek, emekleyen bir bebeğin ayağa kalkması, alkışlar ve çığlıklarla ilk adımı atması.

Para kazanmak, terfi etmek, buluş yapmak, kitap yazmak, yaratmak, en ünlü, en zengin, en büyük olmak.

Başarının ölçüsü hep “sonuçlar” mıdır?

Sonuç nedir? Sonuçta ne oldu? Sonuçta ne elde ettin? Sonuçta ne yapıyorsun?Başarı bu mudur? Bu ölçüler yeterli midir, doğru mudur? Başarının ölçüsü olarak ne kullanılmalıdır?Başarı nedir? Başarılı insanlar kimlerdir? Başarılı kişi kimdir?İstediklerini, kendi düşündüklerini yapan kişi midir?Kamu yararına, toplumun istediklerini gerçekleştiren kişi midir?

Kimin için başarılı?

Toplum için “başarılı olmak”, toplumsal değer ölçütleri ile belirlenmektedir. Ya sizin için belirleyici olan nedir? Sizin için en değerli olan ne ise, başarıyı ona göre mi tanımlarsınız? Neye önem veriyorsanız, en başarılı kişi, ona sahip olan mıdır?

“Hayatta en büyük isteğim, kendime yapabileceğimin en iyisini yaptıran olmaktır.”

Benim için başarıya sahip olmanın yolu, ne elde etmek istediğim, nelere sahip olmak istediğimle başlar. Bu hedeflere giden yolda gösterdiğim çaba ile ölçerim başarımı.
Benim için başarı istek, hedef ve çaba kelimelerini içinde barındırır.

Başarılı insan, isteklerini anlayıp, hedeflerine ulaşmak için çaba harcayandır.
Asla vazgeçmeden çaba harcamaya devam edendir.

Bir öykü…

Çin bambu ağacının hikâyesini bilir misiniz?
Önce ağacın tohumu ekilir, sulanır ve gübrelenir. Birinci yıl tohumda herhangi bir değişiklik olmaz. Tohum yeniden sulanıp gübrelenir.

Bambu ağacı ikinci yılda da toprağın dışına filiz vermez. Üçüncü ve dördüncü yıllarda her yıl yapılan işlem tekrar edilerek bambu tohumu sulanır ve gübrelenir. Fakat tohum bu yıllarda da filiz vermez.

Çinliler büyük bir sabırla beşinci yılda da bambuya su ve gübre vermeye devam ederler.

Ve nihayet beşinci yılın sonlarına doğru bambu yeşermeye başlar ve altı hafta gibi kısa bir sürede yaklaşık 27 metre boyuna ulaşır.

Akla gelen ilk soru şudur: Çin bambu ağacı 27 metre boyuna altı haftada mı yoksa beş yılda mı ulaşmıştır?

Büyük bir sabırla ve ısrarla, tohum beş yıl boyunca sulanıp gübrelenmeseydi; ağacın büyümesinden, hatta var olmasından söz edebilir miydik?

Bir başarının şartları her zaman çok basittir.

Çalışın, sabredin, her zaman inanın ve hiçbir zaman geri dönmeyin.

Asla vazgeçmeyin!

Başarı sonuç değil, yolculuktur, iyi yolculuklar…

Yazan : Yasemin Sungur | Martı Dergisi

Источник: https://www.kendinigelistir.com/basarinin-sirri-azim-tutku-ve-inanmak/

800 Anaokulu Öğrencisi, 19 Yıllık Bir Araştırma ve Merak Edilen O Soru: Başarının Sırrı Nedir?

Başarının Sırrı

Okul hayatında bize dayatılan gerçek şu: Derslerine, sınavlarına çalış; iyi notlar alırsan hayatının geri kalanınında da başarılı olursun.

Ama gerçekten okulda sınavlarda başarılı olmakla hayatta başarılı olmak garantilenebilir mi? Bu ikisinin arasında doğrudan bir ilişki var mı? Yoksa hiç mi yok?

Şimdi size tüm bildiklerinizi unutturacak ve 19 sene süren bir araştırmanın sonuçlarını vereceğiz. Başarılı olmanın sırrı bu uzuuuun araştırmada.

Bilim konuşuyor burada sinyorita.

Hikayemiz 1991 yılında bir anaokulunda başlıyor

Anaokulu öğretmenleri 800 kişilik bir gruba “Sosyal Yetenek Ölçümlemesi” adı verilen bir değerlendirme sistemi uyguluyorlar. Bu sistemde örneğin “Çocuk diğerlerinin duygularını anlamada başarılı” gibi kıstaslar var ve bunlar “Hiç/Biraz/Orta derecede/İyi/Çok iyi” üzerinden derecelendiriliyor.

Bu ölçümlemede araştırma ekibi her çocuk için bir “sosyal yetenek skor”u belirliyor ve bu dosyaları tam 19 sene saklıyorlar, ta ki o anaokulu çocukları 25 yaşında birer erişkin olana kadar.

Tabii bu süre zarfında onların yetişkin hayatları hakkında bilgiler topluyor ve çocuklukların kazandıkları sosyal yeteneklerin ne kadar değerli olduğunu anlamak için bunları sonradan istatistiklere döküyorlar.

Bu uzun deneyin aradığı cevap ise oldukça basit

Başarının sırrı ne? Bizi hayatımızda başarılı kılan okulda sınavlarımızdaki başarılar mı, yoksa geliştirdiğimiz sosyal yetenekler mi?

Soru basit ama sonuçlar çok ilginç

19 sene süren bu araştırmanın sonuçları belki de tüm eğitim sistemini baştan yazacak türden. Bunları üç ana kategoride toplamak mümkün.

Geleneksel düşüncede şu yatıyor: Bir çocuk okul hayatında yüksek sınav notları alıyorsa o zekidir ve hayatında başarılı olmaya, çok para kazanmaya mecburdur.

Ama sınavın sonucu çocuğun ders çalışırken bir arkadaşından ne kadar yardım aldığını ya da televizyon seyretmek yerine sınava çalışmak için iradesine nasıl hakim olduğunu söylemiyor.

Araştırmacılar şöyle diyor: “Okulda başarı hem sosyal-duygusal ve hem de bilişsel yetenekleri kapsıyor. Çünkü sosyal etkileşimler, dikkat ve oto kontrol öğrenmeye hazır olmayı derinden etkiliyor.” Yani sınava çalışmak ve ondan iyi bir sonuç almanın arkasında yatan nedenleri de etkileyen bizim sosyal yeteneklerimiz.

Sonuç 2: Paylaşma ve işbirliği gibi yetenekler meyvesini hayatın ilerleyen dönemlerinde veriyor

Araştırmadan çıkan şu sonuç size pek şaşırtıcı gelmeyebilir: “Akranlarıyla iyi anlaşabilen, duygularını daha iyi kontrol edebilen, sorun çözmede iyi olan çocuklar daha başarılı hayatlar sürmüşlerdir.”

Asıl ilginç olan ise şu istatistikler: Sosyal yetenek skoru bir puan bile yüksek olan çocuğun lise diplomasını alma olasılığı diğerlerinden %54 daha yüksek, üniversiteden mezun olma olasılığı da iki kat daha fazla. Bu çocuk 25 yaşına geldiğinde ise sabit, tam zamanlı bir iş bulma olasılığı ise diğerlerine göre %46 daha yüksek.

Peki ya anaokulunda oyuncakları çalan, bir şeyleri kıran, ağlama krizlerine giren çocuklar? Bu çocukların ise büyüdüklerinde yasalarla sorun yaşamaları ve uyuşturucu kullanma olasılıkları çok daha yüksek. Ama tabii araştırma kötü sosyal yeteneklerin direkt bu sorunlara yol açtığını söylemiyor, onu da not etmeden geçmeyelim.

Sonuç 3: Sosyal davranışlar hem öğrenilebilirdir hem de öğrenilebilir değildir; yani değişmek için hiçbir zaman geç değil

Araştırmadan çıkan bir diğer ilginç sonuç ise paylaşma ve işbirliği gibi sosyal yeteneklerin “değiştirilebilir” olduğu yönünde. Bir insan sonradan belki bir anda zeki olmaz ama bir çocuk küçük yaşlarda yaşıtlarıyla anlaşmakta zorluk çekiyorsa ya da uyumsuzsa bu sonradan geliştirilemeyecek bir sosyal davranış değildir.

Tüm bunlar ne anlama geliyor?

Hızla listenin sonuna inenler ve “E yani?” diyenler için özetleyelim:

19 sene boyunca 800 çocuğun gelişimini izleyen bu araştırmadan çıkan net sonuç: Sosyal davranışlar çok küçük yaşlardan itibaren çok önemli… Üstelik bu davranışlar değiştirilemez değil, öğrenilebilir.

Bundan çıkaracağımız ders ise apaçık ortada: Çocuklara sadece bilgi depolaması yapmaktan fazlasını yapmalı, onlara diğerleriyle nasıl iletişim kurulacağını, paylaşımın önemini ve içinde tuttukları duyguları nasıl kontrol edip dışarı nasıl yansıtacaklarını öğretmeliyiz.

Çünkü başarının sırrı budur.

Araştırma hakkında daha detaylı bilgiye ulaşmak isteyenleri CNN’de yayınlanmış şu makaleye doğru alabiliriz.

Источник: https://listelist.com/basarinin-sirri/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.

    ×
    Рекомендуем посмотреть