Beslenme Bozukluğu Olanlarda Boğulma Riski Daha Yüksek

Nanda Hemşirelik Tanıları ve Bakım Planları

Beslenme Bozukluğu Olanlarda Boğulma Riski Daha Yüksek

Hemşirelerin mesleklerindeki esas amaçları: bireylerin sağlığını geliştirmek ve hastalara iyi bir bakım verebilmektir. Bu amaçlarına ulaşabilmek ve iyi bir klinik bakım sağlayabilmek için de hemşirelik tanılama sisteminden faydalanırlar.

NANDA hemşirelik tanılama sistemi olarak isimlendirilen bu sistem Kuzey Amerika Hemşireler Birliği tarafından hazırlanmıştır. Nanda hemşirelik tanıları hemşirelerin daha iyi ve daha doğru bakım yapmalarına ve bakımları kayıt altında tutabilmelerine yardımcı olur.

Günlük kayıt altına alınan bu verilerle de hastanın gereksinimleri, sağlık durumu ve tedaviye yanıtı hakkında bilgi sahibi olurlar.

Fonksiyonel Sağlık Örüntülerine Göre Gruplanmış Nanda Hemşirelik Tanıları

Tanılara ve örüntülere gitmek için linkleri tıklayınız.

Sağlığı Algılama-Sağlığın Yönetimi

Beslenme-Metabolik

Eliminasyon

Aktivite-Egzersiz

Uyku-Dinlenme

Bilişsel-Algısal

Kendini Algılama

Rol-İlişki

Cinsellik-Üreme

Başetme-Stres Toleransı

Değer-İnanç

1.SAĞLIĞI ALGILAMA-SAĞLIĞIN YÖNETİMİ

Bağışıklık Durumunu Güçlendirmeye Hazır Oluş

Büyüme ve Gelişmede Gecikme Riski

Gelişmede Gecikme Riski

Orantısız Büyüme Riski

Yetişkin Tip İyileşmede Yetersizlik

Cerrahi İyileşmede Gecikme

Sağlığını Etkisiz Yönetme

Sağlığını Etkili Yönetme

Kontaminasyon

Kontaminasyon Riski

Perioperatif Pozisyonda Travma Riski

Riskli(Risk Alıcı) Sağlık Davranışları

Sağlığı Geliştirme Davranışları

Sağlığı Sürdürmede Etkisizlik

Tanımlanan Rejime Uymada Güçlük/Uyumsuzluk

Travma Riski

Boğulma Riski

Düşme Riski

Yaralanma Riski

Zehirlenme Riski

Ani Bebek Ölüm Sendromu Riski

2.BESLENME-METABOLİK

Adaptif Kapasitede Azalma: İntrakranial

Beslenmede Dengesizlik: Gereksinimden Fazla

Beslenmede Dengesizlik: Gereksinimden Fazla Beslenme Potansiyeli

Beslenmede Dengesizlik: Gereksinimden Az

Beslenmede Güçlenmeye Hazır Oluş

Dentisyonda Bozulma

Bebeğin Beslenme Örüntüsünde Etkisizlik

Yutmada Bozulma

Elektrolit Dengesizliği Riski

Emzirme: Etkisiz Emzirme

Emzirme: Etkili Emzirme

Emzirmenin Kesintiye Uğraması

Emzirmede Güçlendirilmeye Hazır Oluş

Enfeksiyon Riski

Enfeksiyon Bulaştırma Riski

Kan Glukozunda Değişkenlik (İstikrarsızlık) Riski

Karaciğer Fonksiyonunun Bozulma Riski

Korunmada (Savunmada) Etkisizlik

Doku Bütünlüğünde Bozulma

Deri Bütünlüğünde Bozulma

Oral Mukoz Membranda Bozulma

Lateks Alerji Tepkisi

Lateks Alerji Tepkisi Riski

Neonatal Sarılık

Sıvı Volüm Eksikliği

Sıvı Volüm Eksikliği Riski

Sıvı Volüm Dengesizliği Riski

Sıvı Volüm Fazlalığı

Vücut Sıcaklığında Dengesizlik Riski

Hipertermi

Hipotermi

Etkisiz Termoregülasyon

3.ELİMİNASYON

Barsak İnkontinansı

Diyare

Konstipasyon

Algılanan Konstipasyon

Konstipasyon Riski

Üriner Boşaltımda Bozulma

Üriner Eliminasyonu Güçlendirmeye Hazır Oluş

Devamlı İnkontinans

Fonksiyonel İnkontinans

İdrar Tutamama (Sıkışarak Kaçırma)

İdrar Tutamama (Sıkışarak Kaçırma) Riski

Matürasyonel Enürezis

Refleks İnkontinası

Stres İnkontinansı

Taşma/Tahliye İnkontinansı

4.AKTİVİTE-EGZERSİZ

Aktivite İntoleransı

Aktivite Planlamada Etkisizlik

Amaçsız Gezinme

Bebek Davranışının Disorganizasyonu

Bebek Davranışının Disorganize Olma Riski

Bebek Davranışının Organizasyonunu Güçlendirmeye Hazır Oluş

Disuse (Kullanmama) Sendromu

Enerji Alanında Rahatsızlık

Eğlence Aktivitesinde Eksiklik

Enerji Alanında Rahatsızlık

Etkisiz Doku Perfüzyonu (Spesifik)

Etkisiz Gastrointestinal Doku Perfüzyonu Riski

Etkisiz Periferal Doku Perfüzyonu

Renal Perfüzyonda Etkisizlik Riski

Evin Bakımını Sağlamada Yetersizlik

Fiziksel Mobilitede Bozulma

Yatak İçi Mobilitede Bozulma

Yürümede Bozulma

Tekerlekli Sandalye İle Mobilitede Bozulma

Tekerlekli Sandalyede Transfer Yeteneğinde Bozulma

Kanama Riski

Kardiyak Out-Put’ ta Azalma

Kardiyak Doku Pefüzyonunda Azalma Riski

Öz bakım Eksikliği Sendromu

Öz bakımda Güçlendirilmeye Hazır Oluş

Kendi Kendine Beslenmede Eksiklik

Kendi Kendine Giyinebilmede Eksiklik

Kendi Kendine Tuvaleti Kullanmada Eksiklik

Kendi Kendine Yıkanmada Hijyeni Sağlamada Eksiklik

Periferal Nörovasküler Disfonksiyon Riski

Sedanter (Hareketsiz) Yaşam Şekli

Solunum Fonksiyonunda Etkisizlik Riski

Etkisiz Solunum Örüntüsü

Gaz Değişiminde Bozulma

Hava Yolunu Temizlemede Etkisizlik

Spontan Ventilasyonu Sürdürmede Yetersizlik

Ventilatörden Ayrılmaya Disfonksiyonel Tepki

Ventilatörden Ayrılmaya Disfonksiyonel Tepki Riski

Şok Riski

Vasküler Travma Riski

5.UYKU-DİNLENME

Uyku Örüntüsünde Rahatsızlık

Uykusuzluk (İnsomnia)

Uyku Yoksunluğu

Uyku Bozukluğu

Uyku Kalitesini Güçlendirmeye Hazır Oluş

6.BİLİŞSEL-ALGISAL

Aspirasyon Riski

Bilgi Eksikliği (Spesifik)

Bilgi Düzeyini Güçlenmeye Hazır Oluş

Çevreyi Yorumlamada Bozulma Sendromu

Duyusal Algılamada Bozulma (Spesifik)

Düşünme Süreçlerinde Bozulma

Bellekte Bozulma

Karar Vermede Çatışma

Karar Vermede Güçlendirilmeye Hazır Oluş

Konfüzyon

Akut Konfüzyon

Akut Konfüzyon Riski

Kronik Konfüzyon

Otonomik Disrefleksiya

Otonomik Disrefleksiya Riski

Rahatta Bozulma

Akut Ağrı

Kronik Ağrı

Bulantı

Rahatlığını (Konforu) Güçlendirmeye Hazır Oluş

Unilateral (Bir Tarafı) İhmal Etme

7.KENDİNİ ALGILAMA

Anksiyete

Ölüm Anksiyetesi

Benlik Kavramında Rahatsızlık

Benlik Kavramını Güçlendirmeye Hazır Oluş

Beden İmgesinde Rahatsızlık

Bireysel Kimlik (Kendilik) Tanımında Bozulma

Benlik Saygısında Rahatsızlık

Durumsal Düşük Benlik Saygısı

Durumsal Düşük Benlik Saygısı Riski

Kronik Düşük Benlik Saygısı

Güçsüzlük

Güçlendirilmeye Hazır Oluş

Güçsüzlük Riski

İyileşmede/Güçlenmede Yetersizlik

İtibarın Tehye Girmesi Riski

Korku

Ümitsizlik

Ümidi Güçlendirmeye Hazır Oluş

Yorgunluk

8.ROL-İLİŞKİ

Acı Çekme

Beklenen Acı Çekme

Karmaşık (Çapraşık) Acı Çekme

Kronik Keder

Aile İçi Süreçlerin Devamlılığında Bozulma

Aile İçi Süreçlerde Güçlenmeye Hazır Oluş

Disfonksiyonel Aile İçi Süreçler

Ebeveynlikte Yetersizlik

Ebeveyn- Bebek-Çocuk Bağlılığında Bozulma Riski

Ebeveynlik-Rol Çatışması

Bakım Verici Rolünde Zorlanma

Bakım Verici Rolünde Zorlanma Riski

Çocuk Yetiştirme Süreçlerinde Güçlendirilmeye Hazır Oluş

İletişimde Bozulma

Sözel İletişimde Bozulma

İlişkilerde Güçlenmeye Hazır Oluş

Rol Performansında Etkisizlik

Sosyal Etkileşimde Bozulma

Sosyal İzolasyon

Yalnızlık Riski

9.CİNSELLİK-ÜREME

Maternal/Fetal İkili Boyutunda Rahatsızlık Riski

Cinsellik Örüntülerinde Etkisizlik

Cinsel Disfonksiyon

10.BAŞETME-STRES TOLERANSI

Etkisiz Bireysel Baş Etme

Savunucu Baş Etme

Etkisiz İnkâr

Aile Baş Etmesi- Güçlendirilmeye Hazır Oluş

Aile Baş Etmesi- Ödün Verme

Aile Baş Etmesinde Yetersizlik

Etkisiz Toplumsal Baş Etme

Baş Etmede Güçlenmeye Hazır Oluş

İntihar Riski

Dayanma Gücünde (Esneklikte) Bozulma

Dayanma Gücünde (Esneklikte) Bozulma Riski

Dayanma Gücünde (Esneklikte) Güçlenmeye Hazır Oluş

Kendine Zarar Verme Riski

Kendini Sakat Etme

Kendini Sakat Etme Riski

Kendini İhmal Etme

Post Travma Sendromu

Post- Travma Sendromu Riski

Tecavüz Travma Sendromu

Relokasyon/ Taşınma Stresi Sendromu

Relokasyon/Taşınma Stresi Riski

Stres Yüklenmesi

Şiddet Riski- Başkalarına Yönelik

Şiddet Riski- Kendine Yönelik

11.DEĞER-İNANÇ

Dinsel Kurallara Uymada Bozulma

Dinsel Kurallara Uymada Güçlenmeye Hazır Oluş

Dinsel Kurallara Uymada Bozulma Riski

Moral Distress/ Ahlaki Sıkıntı

Spiritüel Distress (Manevi Sıkıntı)

Spiritüel Distress Riski

Spiritüel İyilik Halini Güçlendirmeye Hazır Oluş

İnsan İtibarının Tehye Girme Riski

Nanda Tanı Listesindeki İçerikler Oluşturulurken Kullanılan Kaynaklar:

1.Erdemir, F. (2005). Hemşirelik Tanıları El Kitabı. Ankara, Turkey: Nobel Tıp Kitapevleri.

2.Erdemir F, Altun E, Geckil E. (2004) Nursing Students’ Self Assesment and Opinions About Nursing Diagnosis in Clinical Practice, International Journal of Nursing Terminologies and Classification 14(4),34.

3.Erdemir, F. (2003) NANDA Hemşirelik Tanıları Taksonomi II, Hemşirelik Sınıflama Sistemleri Sempozyum Kitabı (5-7 Haziran 2003), Ankara, Türkiye, s:17.

Источник: http://nandahemsireliktanilari.com/nanda-hemsirelik-tanilari-ve-bakim-planlari/

Yaşlılarda beslenme bozuklukları tanı ve tedavi yöntemleri

Beslenme Bozukluğu Olanlarda Boğulma Riski Daha Yüksek

Daha önceki yıllarda yaşlanma ve sağlık ilişkisi sadece basit bir “işgücü” potansiyeli olabilme açısından incelenmekteyken bu yaklaşım kronik hastalıkların yetişkin yaş gruplarını etkilemeye başladığı 1950’li yıllardan sonra değişim göstermiştir.

Sanitasyon, beslenme, aşılama gibi temel koruyucu sağlık hizmetlerinin gelişmesi ve antibiyotiklerinbulunması ile başlayan tedavi hizmetlerinin iyileştirilmesi yaşlı nüfusun artmasınaneden olmuştur.

 Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) verilerine göre, 65 yaş ve üzeri grup olarak tanımlanan yaşlı nüfus hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkelerde yılda yaklaşık

%5’lik bir artış gösterdiği saptanmıştır.

Yaşlıların %90’ında en az 1 hastalık var ve reçetelerin yarısı yaşlılara yazılıyor

Buna göre, halen Dünyada 580 milyon yaşlı kişi bulunmakta ve bu rakamın 2020 yılına gelindiğinde bir milyara ulaşacağı tahmin edilmektedir. Yaşlı nüfus genel olarak üç kategoriye ayrılmaktadır: 65-74, 75-84, 85 ve üzeri.

Yaşlılık döneminde kronik hastalıklar ve beslenmeye özel sorunlar arasında yakın bir ilişki bulunmaktadır. Beslenme sorunları, kendi başına bir sağlık sorunu olarak ortaya çıktığı gibi kronik hastalıkların altında yatan en önemli nedenlerden birisidir.

Bu dönemde diğer yaş gruplarında olduğu gibi “yetersiz (malnütrisyon)” ve “dengesiz (şişmanlık)” beslenmeye ilişkin durumlar yaşanmaktadır.

Yaşlılarda yetersiz beslenme sorunları

Çoğunlukla “protein-enerji malnütrisyonu” olarak ortaya çıkan yetersiz beslenme sorunları Dünyada sosyo-ekonomik açıdan az gelişmiş bölgelerde ve çoğunlukla da kırsal kesimlerde görülmektedir. Yaşlılık döneminde bireyler daha genç yaşlara göre protein-enerji malnütrisyonu açısından daha savunmasız, duyarlı ve örselenebilir özelliktedirler.

Yanlış gıdaların tüketilmesi yaşlıların kronik hastalıklara yakalanma risklerini artırmaktadır. Altmış beş yaş üzeri grupta malnütrisyon sıklığı çeşitli çalışmalarda farklılık göstermektedir.

Herhangi bir nedene bağlı malnütrisyon sıklığı yataklı bir tedavi kurumundaki geriatrik hastalar arasında %1-83; kendi evlerinde yaşayan “sağlam” yaşlılar arasında ise %2-32 arasında değişmektedir.

Konu protein enerji malnütrisyonu olduğunda ise hastanede yatan yaşlılar arasında sıklık %30-65; herhangi bir kurumda (huzurevi, yaşlı bakım evi) yaşayan yaşlılarda ise %25-60 arasındadır.

Malnütrisyonun sağlık sonuçları dışında ekonomik yükleri de bulunmaktadır. Birleşik Krallık’ta yapılmış olan bir çalışmada malnütrisyona bağlı olarak gelişen hastalıklarla mücadele için 7.

3 milyon sterlin harcandığı vurgulanmıştır.

Yaşlı bir kişide beslenme durumunun kötüye gittiği tanımlanmalıdır. Klinik bulgular tek başlarına beslenme yetersizliğine dair geçerli göstergeler değildir. Diyet yoluyla yeterli miktarlarda enerji ve protein alımı sağlanmalıdır. 75 yaşın altındaki aşırı kilolu bir kişi, ek hastalıkları varsa dikkatli bir şekilde zayıflayabilir.

75 yaşın üzerindeki hastalar zayıflama programlarından nadiren fayda görürler. 60 yaşın üzerindeki kişilerin yeterli miktarda D vitamini almalarını sağlamak için yıl boyunca 20 µg (800 IU) miktarda takviye almaları önerilir.

 İlke olarak; Beslenme durumu zayıf ve beslenme yetersizliği olan yaşlı bir hastanın kronik bir hastalıktan muzdarip olması olasıdır.

Sağlık hizmetleri uzmanları, beslenme durumunun zayıf olan yaşlılarda, mevcut uygulamalara ek olarak daha fazla çaba göstermelidirler. Yaşlı bir kişinin beslenme durumu, vücut ağırlığındaki değişikliklere göre değerlendirilmeli ve izlenmelidir.

Kurumlarda ve ev bakımında Mini Beslenme Değerlendirme (MNA) testi faydalıdır. Aşırı kilolu yaşlı bir kişide de beslenme yetersizliği olabilir (kilolu zayıflık).

 Diyet tedavisi, iyi bir beslenme durumunu ve uygun vücut ağırlığının korumak, kilo kaybını önlemek ve fonksiyonel kapasite ile yaşam kalitesini yükseltmek için kullanılabilir.

Yoğun ilaç tüketimi yaşlılarda ciddi riskleri yaratıyor

Düşük vücut kitle indeksi (BMI) ve istenmeden oluşan kilo kaybı morbidite ve mortaliteyi arttırır. Enerji ve proteinlerin yeterli miktarda alınması garanti edilmelidir. Sağlam kas gücünü korumak ve sarkopeninin ilerlemesini önlemek önemlidir.

 75 yaş altında ve BMI 30’dan yüksek olan hastada, daha fazla fiziksel egzersizin de yardımıyla, dikkatli bir şekilde kilonun azaltılması, diyabet, kalp yetmezliği, hipertansiyon ve osteoartrit tedavisi için faydalıdır.

Bunların dışında, orta derecede fazla kilolu olmak, yaşlı bir hastada nadiren tedavi gerektiren bir endikasyondur.

75 yaşın üzerindeki hastalar zayıflama programlarından nadiren yarar görürler. Güneş ışığının yıl boyunca sınırlı derecede bulunduğu ülkelerde, 60 yaş üzerindeki kişiler için yıl boyunca günde 800 IU (20 µg) miktarında D vitamini takviyesi önerilir. Düşmeye bağlı kırıkların önlenmesi için minimum D vitamini dozu 700–800 IU (17.

5–20 µg) olmalıdır. Osteoporozun önlenmesi için, öncelikle beslenme yoluyla uygun miktarda kalsiyum alımı (günde 800–1 500 mg) da sağlanmalıdır. Eğer yaşlı bir hastada B12vitamini veya demir eksikliği varsa gastrointestinal sorunlar üzerinde durulmalıdır.

 Diğer vitaminler veya minerallerin düzenli kullanımının etkili olduğu kanıtlanmamıştır.

Yetersiz beslenmenin yaygınlığı ve risk faktörleri

Batı dünyasında, yaşlı popülasyon arasında beslenme yetersizliği prevalansı %5-10’dur.

  • 80 yaşın üzerindeki hastalarda %10–20
  • Hastaneye yatırılan hastalarda %27–65
  • Kurumlarda bakılan hastalar arasında %30–80

Predispozan Faktörler

  • Gıdalara alımı ile ilgili sorunlar
  • Mali nedenler (düşük emekli maaşı, gıda için para harcamaya karşı isteksizlik)
  • Hareket etmemekle, azalmış fonksiyonel kapasiteyle ve kişisel yardım alamamakla ilgili sorunlar
  • Eski alışkanlıklarından vazgeçememe durumu, alkol bağımlılığı
  • Çiğneme ve yutma ile ilgili zorluklar
  • Felç, demans, Parkinson hastalığı, eksik dişler, ağız ağrısı
  • Artan besinsel gereksinimler
  • Enfeksiyonlar, bası yarası
  • Travma, ameliyat, özellikle kalça kırığı olan hastalar
  • Kaşeksiye yol açan hastalıklar
  • Kanser, kronik enfeksiyonlar (tüberküloz vs.)
  • Alzheimer hastalığı, demans
  • Besinlerin kullanımında bozukluklar
  • Malabzorpsiyon (bağırsak bozuklukları, çölyak hastalığı)

Diğerleri faktörler

  • Psikolojik sebepler (depresyon, paranoya, mani)
  • İlaç tedavisi? iştahın azalması, ağızda kuruluk, tat veya koku almada farklılıklar
  • Tat veya koku alma hissinin bozulması
  • Yaşlanmaya bağlı fizyolojik değişiklikler
  • Bazal metabolizmanın düşmesi ve fiziksel aktivitenin azalması, enerji ihtiyacını azaltacak ve yaşlı kadınların günlük kalori alımı genellikle 1500 kcal’nin altında kalacaktır. Bunun daha da altında kalacak kalori alımı, hastayı yetersiz besin alımına sokacaktır.
  • Gecikmeli gastrik boşaltımda, enerji bakımından zengin metabolizma ürünleri (glikoz, serbest yağ asitleri) dolaşımda daha uzun süre kalır ? tokluk hissi daha uzun sürer.
  • Kas dokusu yaşlanmayla her zaman kaybedilir ve adipoz doku oranı artar.
  • Azalmış glikoz toleransı
  • Sıvı dengesi bozukluklarına yatkınlık
  • Yetersiz beslenmenin sonuçları
  • Yetersiz beslenme ve istemeden oluşan kilo kaybı, artan morbidite ve mortaliteyle bağlantılıdır.
  • Hastalıkların iyileşmesinin gecikmesi
  • Hastanede yatışın uzaması, sağlık hizmetleri talebinin artması
  • Dayanıklılığın azalması, yaraların daha yavaş iyileşmesi, enfeksiyon riskinin artması
  • Hızlanmış kas atrofisi, kas işlevi ve gücünün azalması, düşme ve kırık risklerinin artması

Yetersiz beslenmenin tanısı

Klinik bulgular beslenme yetersizliğine dair duyarlı göstergeler değildir.

 En yaygın olarak kullanılan göstergeler şunlardır: istenmeden oluşan kilo kaybı, düşük vücut ağırlığı veya BMI, yaraların zor iyileşmesi, üst orta kol çevresi, serum albümin, hemoglobin ve lenfositler, diyetin dikkatle incelenmesi, gıdaları alma ve hazırlama kabiliyeti, vitamin alımı, klinik muayene.

 Mini Beslenme Değerlendirme Testi (MNA) günümüzde en güvenilir beslenme yetersizliği ölçüsü olarak addedilmektedir. Pek çok ülkede geçerli kılınmıştır. Beslenme durumunun kötüye gittiğinin fark edilmesi, genellikle çok zordur.

Beslenme yetersizliğinin tedavisi

Yaşlı hastalarda diyet tedavisinin amacı, uygun miktarda kalori,proteinve besinlerin alımını korumak ve yeterli bir beslenme durumunu muhafaza etmektir.

 Yaşlı ve hasta popülasyon, özellikle protein-kalori oranı, beslenme yetersizliğinden etkilenmektedir ki bu da konuya mevcut uygulamada gösterilenden daha fazla dikkat gösterilmesini gerektirmektedir. Besinsel takviyeler görünüşe göre mortalite ve komplikasyonları Bazaltmaktadır.

 Sık tüketilen yüksek kalorili atıştırmalıklardan oluşan bir diyet, geleneksel bir diyete kıyasla, yetersiz beslenen yaşlı hasta için uygun kalori alımını daha iyi temin eder. Bakım kurumlarında aile tarzında sunulan öğünler yaşam kalitesini iyileştirir ve kalori ile besin alımını arttırır.

 Evinde yaşayan yaşlı bir kişinin yemek yeme alışkanlıkları kontrol edilmelidir; özellikle hastaneden taburcu olduktan sonra yiyecek teslimatı yapan hizmetlerden yararlanılması düşünülebilir.

Yaşlı bir kişinin günlük protein alımı vücut ağırlığının kilogramı başına 1-1,2 g olmalıdır. Hastalık sırasında bu gereksinim artar. 

  • Yaş ilerledikçe diyetteki protein ve besin yoğunluğu artmalıdır. Yaygın olarak görülen diğer beslenme bozuklukları
  • Belirli besinlerin eksikliğinin yol açtığı sonuçlar
  • Anemi (demir, vitamin B12); gastrointestinal hastalık dikkate alınmalıdır.
  • Osteoporoz ve osteomalazi
  • D vitamini eksikliği, kurumlarda bakılan ve ağırlıklı olarak iç mekanlarda oturan yaşlı hastalarda yaygın bir durumdur. Düzenli D vitamini takviyesi yapılması gerektiği doğrulanmıştır. Günde 700–800 IU (17.5–20 µg) ölçüsünde bir D vitamini dozunun kırıkların önlenmesinde etkili olduğu kanıtlanmıştır.
  • Güneş ışığının yıl boyunca sınırlı derecede bulunduğu ülkelerde, 60 yaşın üzerindeki kişiler için yıl boyunca günde 800 IU (20 µg) miktarında D vitamini takviyesi önerilir.
  • Gece körlüğü
  • Nöropatiler (B vitamini grubu)
  • Folat eksikliği yaygındır.

Obezite: Obezitenin sağlık riskleri ve olumsuz etkileri:

  • metabolik bozukluklar (diyabet)
  • hareketlilikle ilgili fiziksel sınırlamalar
  • cilt enfeksiyonları (intertrigo)kardiyovasküler hastalıklar.

Kilo vermeye yönelik girişimlerde dikkatli olunmalıdır. Yaşlı hastalarda kilo kaybı ve kilonun değişkenlik göstermesi kas kaybına ve adipoz doku oranında bir artışa yol açar.

Kaynaklar:KDTRehberi ve Geriyatri Derneği Yayınları arasında çıkan YAŞLILIK DÖNEMİNDE BESLENME SORUNLARI VE YAKLAŞIMLAR isimli çalışmayı incelemenizi öneririz. Diğer kaynaklar:
1-Suominen MH, Kivistö S, Pitkälä KH.

The effects of nutrition education on professionals’ practice and further to the nutrition of aged nursing home residents accepted for publication. Eur J Clin Nutr 2007;61(10):1226-32
2-Milne A, Avenell A, Potter J.

Meta-Analysis: Protein and energy supplementation in older people. Ann Intern Med. 2006;144:37-48

Источник: https://www.medikalakademi.com.tr/yaslilarda-beslenme-bozukluklari-tani-tedavi-yontemleri/

İlginç araştırma: Penis şekliniz böyleyse risk altındasınız!

Beslenme Bozukluğu Olanlarda Boğulma Riski Daha Yüksek

ABD’nin Teksas eyaletinde yapılan bir araştırma, erkekler için önemli bulgular ortaya koydu. Houston’daki Baylor College’da yapılan ve 1.5 milyon erkekten elde edilen verilerin değerlendirildiği araştırmada Peyronie Hastalığı olarak da bilinen rahatsızlıktan muzdarip olanların kanser riski altında olduğu belirlendi.

Erkeklerin penislerinin kavisli olmasına sebep olan Peyronie Hastalığı ile incelemelerde bulunan araştırmacılar, bu hastalığa yakalananların %40 oranında testis kanseri riski altında olduğu belirtildi.

Penis içerisindeki dokularda anormal yara dokusu veya plak gelişimi sebebiyle karşılaşılan bu rahatsızlığın bu uzuvda meydana gelen rahatsızlıklarla oluşuyor.

Baylor College Medicine‘da yapılan ve America nSociety for Reproductive Medicine’de sunulan araştırmada, bu hastalığa sahip erkeklerin kan kanseri olma riskinin %29 daha fazla ve mide kanserine yakalanma riskinin ise %40 daha fazla olduğu belirtildi.

Penis eğriliği neden olur? Peyronie Hastalığı nedir?

Hastalık penis gövdesinde ve sıklıkla sırt tarafında sonradan oluşan, sert yama gibi bir tabaka ile karakterizedir. Penis sertleşip dikleştiğinde plağın olduğu tarafa doğru eğrilir. Cinsel birleşme sırasında bu durum penis fonksiyonunu bozarak kimi zaman sertleşme bozukluğuna kadar giden ciddi sorunlara neden olur.

Hastalığın sık görülen bir diğer belirtileri ise penis ağrısı, ağrılı ereksiyon ve penis boyunun kısalmasıdır. Ereksiyon halindeki penisin genellikle yukarıya – ender de olsa yanlara veya aşağıya – doğru eğrilmesi ile kendini gösterir. Hastalar bunu penis eğriliği veya yamuklaşma şeklinde tarif eder.

Kontroller aksatılmamalı!

Araştırmayı yürüten Dr. Alexander Pastuszak, “Daha önce kimse bu rahatsızlıklar arasında bağlantıyı kurmamıştı. Araştırmamıza göre bu rahatsızlığa sahip erkekler kontrollerini yaptırmalı ve aksatmamalılar” ifadesini kullandı.

İngiltere’nin çok okunan gazetelerinden Daily Mail, İstanbul Üniversitesi‘nde yapılan bir araştırmaya atıfta bulunarak, erkeklerin yaklaşık %3.7 ve %7.1’inin bu rahatsızlıktan muzdarip olduğunu fakat, bazı hastaların utandıkları için doktorlara gitmediği için bu oranın daha da yüksek olduğunu tahmin ettiklerini yazdı.

Peyronie hastalığı nasıl anlaşılır?

Sert plak dokusu penis tabakasının elastikiyetini azaltır ve penisin ereksiyon sonrasında yukarıya doğru eğrileşmesine sebep olur. Penisin eğilip bükülmesine sebep olan bu plak sıklıkla penisin üst tarafında kendini gösterse de penisin alt tarafında veya yan taraflarında da görülebilir.

Bu durumda penisin aşağıya doğru ya da yana doğru bükülmesine sebep olur. Hatta bazı hastalarda penis gövdesini çepeçevre saran bir plak meydana gelir. Penis sertleştiğinde plak penisin gövdesinin boğulmuş gibi bir görünüm (kum saati ya da kuğu boynu görünümü) almasına sebep olur.

Hastaların çoğunluğu penislerinin kısaldığından, genel olarak küçüldüğünden yakınırlar. Ağrılı ereksiyonlar ve cinsel ilişkide zorluk yani iktidarsızlık ortaya çıkması bu erkekleri doktora gitmeye zorlayan önemli nedenlerden biridir.

Tüm bu fiziksel bozukluklar bir peyronie hastasının yaşam kalitesini bozar. Hastalığın görüldüğü erkeklerin yaklaşık yüzde 20 ile 40’ında sertleşme problemi yani iktidarsızlık şikâyeti de söz konusudur.

Peyronie hastalığı hangi sıklıkta görülür?

40 ile 70 yaş arasındaki her 100 erkekten 1 ile 4’ünde (yüzde 3.7) görüldüğü bildirilmiştir. Bununla beraber şiddetli peyronie hastası olan daha genç yaşta hastalar da rapor edilmiştir. 50 ila 70 yaş arasındaki erkeklerde görülme oranı yüzde 7’ye yükselir.

Peyronie hastalığının nedeni nedir?

Bu hastalığın günümüzde bile kesin nedenleri ortaya konulamamıştır. Birçok uzman peyronie hastalığını başlatan etkenin cinsel ilişkiler sırasında gerçekleşen tekrarlayıcı hafif penis travmaları -tunika albugineada yırtılmalar- olduğuna inanmaktadır.

Araştırmalar gen aktivasyonunun ve iyileşme ile ilgili bağ dokusu bozukluklarının da peyroni hastalığına sebep olduğunu düşündürmektedir. Vitamin E eksikliği, propanolol, metotrexat gibi bazı ilaçların uzun süreli kullanımı, diyabet, gut hastalığı, uzun süreli sigara kullanımı ile idrar yollarına yapılan cerrahi girişimlerin hastalığı tetiklediği de iddia edilmiştir.

Peyronie hastalığı nasıl teşhis edilir?

Peyronie hastalığının teşhisinde hikaye ve üroloğun yaptığı fizik muayene yeterlidir.

Hikaye alınırken; hastalığın ortaya çıkış zamanı ve şekli (kronik ya da akut), hastalığın ilerleme şekli, kullanılan ilaç ve alışkanlıklar değerlendirilir.

Seksüel hikayede; hastanın ereksiyon sağlamada herhangi bir zorluğunun olup olmadığı sorgulanır. Fizik muayene sırasında penis üzerinde plak muayenesi yapılarak plağın boyutları değerlendirilir.

Peyronie hastalığının seyri nasıldır?

Peyroni hastalığı, belli bir süre devam eden bir tür yara iyileşme bozukluğu olarak düşünülebilir. Gerçekte bu hastalık iki evrede sınıflandırılmaktadır:

Akut inflamasyon evresi: Yaklaşık olarak 6 ay ile 18 ay arasında devam eder ki bu sırada hasta ağrı şikâyetinin devam ettiğini söyler. Peniste plak vardır ve hafif bir eğrilik söz konusudur.

İkinci dönem ya da kronik evre: Artık hastalığın oturmuş olduğu, peniste belirgin bir eğriliğin bulunduğu, sertleşme probleminin yaşandığı ve plağın boyutunun değişmediği dönem.

Peyronie hastalığı nasıl tedavi edilir?

Tedavi seçiminde hastalığın hangi dönemde olduğunun bilinmesi önemlidir. Çünkü hastaların yüzde 13’ünde belirtilerin kendiliğinden kaybolabildiği, bununla beraber yüzde 50’sinde ise instabil dönemde hastalığın ilerlediği bildirilmiştir. İlaç tedavisinin yanı sıra cerrahi tedaviler ve penil protez uygulanabilmektedir.

Yılların değişmeyen sorusu: Kaç cm olmalı?

Источник: https://indigodergisi.com/2017/11/penis-egriligi-peyronie-nedir/

Hızla Yükselen Bir Beslenme Bozukluğu: Ortoreksi

Beslenme Bozukluğu Olanlarda Boğulma Riski Daha Yüksek

Ortoreksi (orthorexia), oldukça yeni bir beslenme bozukluğu ve bu sebeple, henüz resmi olarak psikolojik hastalık sayılmıyor.

Yani şu anda DSM-V içerisinde yer almıyor; ancak ABD Ulusal Beslenme Bozuklukları Organizasyonu ortoreksiyi çoktan tanımaya başladı. Anoreksiya ve bulimiyanın küçük kardeşi olarak görebilirsiniz.

Ancak ortoreksi, ikisinden de azgın ve diğer tüm beslenme bozukluklarından daha sinsi.

Her şey, daha iyi ve sağlıklı yemekler yeme isteğiyle başlıyor.

Birçok insan, süpermarketlerde daha mantıklı yiyecekleri tercih ediyor ve birkaç alışkanlıklarını değiştirerek, daha sağlıklı olmayı hedefliyor.

Ortoreksik olan insanlar, bir süre sonra yedikleri yiyeceklerin miktarı ve saflığına kilitlenip kalıyorlar. Böylece, ağızlarından giren şeylere ve miktarlarına çok katı kurallar koymaya başlıyorlar.

Yemiyorlar değil, yiyorlar. Ancak ne yedikleriyle ve ne kadar yedikleriyle ilgili müthiş takıntılar geliştiriyorlar. Kısa sürede, bununla ilgili o kadar takıntılı hale geliyorlar ki, tüm hayatları zincirleme olarak etkilenmeye başlıyor: ekonomik, sosyal, ailevi ve hatta, ironik bir şekilde, sağlık durumları hızla çakılmaya başlıyor.

Ortoreksi de anoreksi veya bulimi gibi sinsi bir hastalık; ancak çok temel bir farkı var: Bu ikilinin aksine, ortoreksi hastaları yemek yiyorlar. Dolayısıyla bir şeyler yedikleri için, sağlıklı olduklarını düşünüyorlar. Ancak aslında doğru beslenmiyorlar ve takıntıları, zarar verici bir boyuta ulaşıyor. Bu da, hastalığı daha da korkutucu yapıyor.

Ortoreksik hastalar, ne yiyip ne yiyemeyecekleriyle ilgili bir dizi, kendi kendine belirlenmiş ama çok katı “kurallar” listesi oluşturuyorlar. Hayatlarının giderek artan miktarda bir kısmını bu kurallara nasıl daha iyi uyabileceğine kafayı takmakla geçiriyorlar.

Başaramadıkları her seferde giderek daha büyük üzüntüler yaşıyorlar. Kısa sürede, bu kendi kendine belirledikleri kuralların kölesi haline geliyorlar ve kendilerini yıpratmaya başlıyorlar.

Bu da, yine ortoreksinin temel belirtilerinden biri olan, kendi kendine cezalandırmayı beraberinde getiriyor: Daha katı kurallar geliyor, olmaması gereken düzeyde oruçlar başlıyor, halk içerisinde kendisini küçük görme davranışları baş gösteriyor, abartılı düzeylerde egzersiz yapmaya başlanıyor. Daha katı kurallar, daha az besin demek oluyor. Bu da, bireyin sağlık dengesinin hızla bozulması anlamına geliyor.

Ortoreksinin Sosyal Hayata Etkileri

Ortoreksi hastalarının hayatı, yiyeceklerinin kalitesi, saflığı/doğallığı ve kaynağı etrafında dönüyor. Öyle ki, normalde hiçbir zararı olmayan besinler, sırf kalitesindeki en ufak olası düşüklükten ötürü diyetin dışında bırakılıyor.

Bu insanlar, öyle saplantılı hale geliyorlar ki, yanlarında “acil durum beslenmesi” taşıyorlar. Böylece, besin fobilerini tetikleyecek herhangi bir durumda, buna başvurabiliyorlar. Bir başkası tarafından hazırlanmış yiyecekleri asla yememeye başlıyorlar.

İçeriği %100 ilan edilmeyen hiçbir besinden tüketmiyorlar.

Bu durum, ilk etapta normal gibi gelse de, psikolojik semptomlarla birleştirildiğinde sorunun boyutları ortaya çıkıyor: bu kişiler, kendilerini diğerlerinden üstün görüyorlar ve sadece kendi yediklerinin sağlıklı olduğuna inanmaya başlıyorlar.

Etraflarındaki insanları, kendileri gibi beslenmek konusunda “eğitmeleri” gerektiği konusunda bir sanrıya kapılıyorlar. Kendilerini, etraflarındakilerin beslenme uzmanı ve danışmanı olarak görüyorlar. Kendileri haricindeki her türlü beslenme tipinin hatalı, sağlıksız, ölümcül olduğuna kanaat getiriyorlar.

Bu durum, hem ailevi, hem de sosyal izolasyonu beraberinde getiriyor.

Tabii bu durumun zincirleme olarak birçok sıkıntısı da beraberinde geliyor: İlk etkilenen, birinci derece aile oluyor. Eşler ve çocuklar, ortoreksi hastalarının takıntılarının kurbanı oluyorlar. Tüm aile, bir bireyin saplantılı beslenme tipini takip etmek zorunda bırakılıyor.

Bu durum, aile içi şiddeti, aldatmalar, boşanmaları doğuruyor. Kurallar sıkılaştıkça, hem takip etmesi zorlaşıyor, hem de daha pahalı hale geliyor. Çok daha özel seçilmiş besinler, normalde hiçbir avantajları olmamasına rağmen, çok daha yüksek meblağlar ödenerek satın alınıyor.

Alışveriş süreleri uzuyor.

Bu hastalığın, genellikle yaşamda yapılan köklü bir değişikle tetiklendiği düşünülüyor: yeni bir din, felsefe, işten çıkarılma, gelirde hızlı düşüş, yeni bir egzersiz rutini, yeni arkadaşlar veya eş, vb. değişimler, bu saplantıları tetikliyor. Çünkü birey, bu “yenilik” içerisinde kendisini yeterince iyi bulmuyor.

Bu nedenle, yediği besinlere yönelerek onları kontrol altına alma yolunu tercih ediyor. Kendi diyetinin en doğrusu olduğunu göstermek için, kendi kendine bulduğu, çoğu zaman temelsiz ve güvenilmez olan kanıtlar topluyor. Bu diyetini, diğerlerine ispatlama zorunluluğu olduğu sanrısına kapılıyor.

Bu durumun, son zamanlarda giderek artan “diyet uzmanları” nedeniyle de katlanarak arttığı düşünülüyor.

Ortoreksi Tanısı

Eğer ki sadece kendinizin yediğiniz besinlerin doğru olduğuna, diğer herkesin yanlış olduğuna inanıyorsanız muhtemelen bu yönde bir paranoya geliştiriyorsunuz demektir. Elbette her spesifik diyet türü, ortoreksiye işaret etmiyor. Dolayısıyla aşağıdaki soruları cevaplayarak, kendinizde bu tür bir sorun olup olmadığını öğrenebilirsiniz.

  1. Ara sıra, keşke öylesine bir şeyler yiyip, yediğiniz şeyin kalitesini umursamamak istediğiniz ama bunu yapamadığınız oluyor mu?
  2. Yemeğe daha az, hayata ve sevgiye daha çok zaman ayırmak istediğiniz oluyor mu?
  3. Başkası tarafından hazırlanan bir yemeği, tek bir öğün dahi olsa, isteyerek yemekte güçlük çekiyor musunuz?
  4. Gözünüz sürekli sizin için sağlıksız olduğunu düşündüğünüz yiyecekleri arıyor mu? 
  5. Kusursuz bir diyete sahip olmak için zamanınızın büyük bir kısmını harcıyor musunuz?
  6. Eğer diyetinize sadık kalamazsanız, kendinizi harap ediyor musunuz?
  7. Kendinizi sürekli “doğru diyeti” ararken mi buluyorsunuz?
  8. Diğer insanlara bakıp, o yedikleri şeyleri nasıl yediklerine inanamadığınız oluyor mu?
  9. Gününüzün 3 saat ya da daha fazlasını ne yemeniz gerektiğini düşünerek geçiriyor musunuz?
  10. Bazı günlerin öğünlerini, günlerce önceden planlıyor musunuz?
  11. Yemek kaliteniz arttıkça, yaşam kaliteniz düştü mü?
  12. Yemek tercihleriniz, aileniz ve arkadaşlarınızdan uzak kalmanıza neden oluyor mu?

Eğer bu soruların çoğuna ya da tamamına “evet” diyorsanız, en kısa sürede bir diyetisyene ve psikologa gözükmenizi tavsiye ederiz.

Evrim Ağacı'na her ay sadece 1 kahve ısmarlayarak destek olmak ister misiniz?

Şu iki siteden birini kullanarak şimdi destek olabilirsiniz:

kreosus.com/evrimagaci | patreon.com/evrimagaci

Çıktı Bilgisi: Bu sayfa, Evrim Ağacı yazdırma aracıkullanılarak 11/07/2019 14:43:21 tarihinde oluşturulmuştur.

EvrimAğacı'ndaki içeriklerin tamamı, birden fazla editör tarafından, durmaksızın eldengeçirilmekte, güncellenmekte ve geliştirilmektedir.

Dolayısıyla bu çıktının alındığıtarihten sonra yapılan güncellemeleri görmek ve bu içeriğin en güncel halini okumakiçin lütfen şu adrese gidiniz: https://evrimagaci.org/s/2867

İçerik Kullanım İzinleri: Evrim Ağacı'ndaki yazılı içeriklerorijinallerine hiçbir şekilde dokunulmadığı müddetçe izin alınmaksızınpaylaşılabilir, kopyalanabilir, yapıştırılabilir, çoğaltılabilir, basılabilir,dağıtılabilir, yayılabilir, alıntılanabilir.

Ancak bu içeriklerin hiçbiri izinalınmaksızın değiştirilemez ve değiştirilmiş halleri Evrim Ağacı'na aitmiş gibisunulamaz. Benzer şekilde, içeriklerin hiçbiri, söz konusu içeriğin açıkçabelirtilmiş yazarlarından ve Evrim Ağacı'ndan başkasına aitmiş gibi sunulamaz.

Busayfa izin alınmaksızın düzenlenemez, Evrim Ağacı logosu, yazar/editör bilgileri veiçeriğin diğer kısımları izin alınmaksızın değiştirilemez veya kaldırılamaz.

Источник: https://evrimagaci.org/hizla-yukselen-bir-beslenme-bozuklugu-ortoreksi-2867

Obezite Kadar Riskli Bir Durum: Yeme Bozuklukları | Gamze Akbulut Gıda, Tarım, Beslenme, Çevre, Yaşam, haber, inovasyon, sağlık

Beslenme Bozukluğu Olanlarda Boğulma Riski Daha Yüksek

Yeme bozuklukları, obezite ile benzer şekilde son yıllarda artan bir prevalansa sahiptir. Bu hastalıkların oluşumu ve ilerlemesinde fizyolojik, psikolojik ve metabolik olarak farklı etmenler rol oynamaktadır.

Hastalık öyküsü, psikiyatrik durum ve diğer hastalıklar tek başına ya da birlikte rol oynayabilir. Ayrıca değişen sosyal çevre ile birlikte dayatılan zayıflığın ideal olduğu algısı bireylerde yeme bozukluklarına olan eğilimi artırmıştır.

Bu nedenle farklı etmenlerin bir arada değerlendirilmesi önemlidir.

Yeme bozuklukları, psikolojik, fizyolojik ve davranışsal tanı kriterleriyle değerlendirilen psikiyatrik hastalıklardır.

Bu tanı kriterleri Amerikan Psikiyatri Birliği’nin Psikiyatrik Hastalıklar Tanısal ve İstatistiksel El Kitabı’nda (Diagnostic and Statistical Manual of Mental Disorder- DSM) yer almaktadır.

Tanı kriterleri 2014 yılında güncellenmiş ve DSM-V kriterleri olarak yayınlanmıştır. Yeme bozuklukları Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yayınlanan ICD-11 (The International Classification of Diseases) kriterlerinde de yer almaktadır.

DSM-V kriterlerinde beslenme ve yeme bozuklukları başlığında “Yeme bozuklukları yeme ve yemeyle ilgili davranışlarla ilişkili, fiziksel ve fizyolojik fonksiyonları etkileyen, besinin tüketim ve emiliminde değişikliklerle karakterizedir” şeklinde yer almaktadır.

Yeme bozukluğuna sahip bireyler genellikle vücut ağırlığı, beden ölçüleri ve tükettikleri besinler hakkında negatif tutuma sahiptir. Yeme bozukluklarına dair semptomlar tanıdan çok daha önce ortaya çıkmaktadır.

Hastalık, bireyin diyetinde enerji kısıtlamasıyla başlayabilir. Bireyin yakın çevresi bireyde sebebi bilinmeyen anksiyete, stres, depresyon, gizlilik, saplantılar veya öfke gibi davranışlar sergilediğini görebilir.

Yeme bozuklukları bireyin yaşamını fiziksel, sosyal ve duygusal açıdan etkileyen önemli hastalıklardır.

Yeme bozukluklarının neden olduğu tıbbi komplikasyonlar, mortalite riskini artırır. Yeme bozukluklarına bağlı mortalite oranı diğer psikiyatrik hastalıklara göre daha yüksektir.

Hastalıkta erken tanı ve tedavi sürecinin hızlı bir şekilde ilerlemesi ölüm oranlarını azaltmada önemlidir. Yeme bozuklukları besin alımının kısıtlanmasının yanı sıra farklı durumları da içerebilmektedir.

Bu nedenle, yeme bozukluklarının tedavisinde klinikte multidisipliner yaklaşım sergilenmelidir. Beslenme ise bu yaklaşımın çok önemli bir parçasıdır.

Yeme bozukluğu olan birey, genellikle davranış değişikliklerinin ciddiyetini farketmez ve sahip olduğu problemlerin varlığını reddeder. Problemin varlığının farkına varsa bile bu konuda bir şey yapmayı reddedebilir.

Bazı durumlarda bu durumuna karşı utanç duyabilir ve yaptıklarını kimsenin bilmesini istemeyebilir. Bireyin duyduğu bu utanç, duygu karmaşası bireye destek vermek isteyen aile bireyleri ve arkadaşlarında karmaşıklığa yol açabilir. Bu durumda aile desteği çok önemlidir.

Yeme bozukluklarından şüphe edilen birey, çocuk veya adölesansa destek alması konusunda muhakkak hekime başvurulmalıdır.

Yeme Bozuklukları Açısından Risk Grupları

Yeme bozukluklarının insidans ve prevelansı gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde artmaktadır. Bu artışın önüne geçilmesi için risk faktörlerinin saptanması ve bu faktörlerin hasta ve toplum üzerindeki sonuçlarının değerlendirilmesi öncelikli yaklaşımdır.

Yeme bozukluklarına sahip bir bireyde klinik tanının geç konulması hastalık nedenini belirlemeyi güçleştirmektedir.

Cinsiyet, etnik köken, erken çocukluk dönemindeki yeme alışkanlıkları ile obezite, gastrointestinal problemler, vücut ağırlığındaki artıştan kaygı ve endişe duyma ve olumsuz beden algısı, cinsel istismar, olumsuz benlik saygısı, psikiyatrik hastalıklar ve diğer travmalar yeme bozuklukları için risk faktörüdür.

Ayrıca genetik ve nöro-biyolojik durumlar da etken olabilir. Yeme bozukluklarına sahip bireylerin %95’i kadındır. Bu bireyler özellikle 14-19 yaş arasında anoreksiya nervoza, 19-25 yaş arasında  bulimiya nervoza oluşumu açısından daha fazla risk altındadırlar.

Düşük vücut ağırlığına sahip olma kaygısı olan meslek grubundaki bireylerde (model, dansçı, oyuncu vb.) ve vücut ağırlığının boy uzunluğundan bağımsız olarak önemli olduğu spor türleriyle (boks, ağırlık kaldırma, vücut geliştirme, dövüş sanatları vb.) uğraşan bireylerde yeme bozukluklarının görülme riski daha yüksektir.

Genetik faktörler, yeme bozuklukları gelişim riskini etkileyebilmektedir. Vaka-kontrol çalışmalarında çeşitli polimorfizmlerin anoreksiya nervoza gelişim riskini artırabileceği bildirilmiştir.

Anoreksiya nervozalı hastalarda DRD2 geninde polimorfizm oluştuğunu gösteren çalışmalar bulunmaktadır.

Ayrıca”rs17782313” geni allelindeki polimorfizmin yüksek BKİ ve aşırı yeme davranışı ile ilişkili olabileceğini gösteren çalışmalar vardır.

Genel olarak, toplumsal etkiler yeme bozukluklarının gelişiminde rol oynayabilir. Görünüş ve güzellik algısı bireyin düşünceleri üzerinde etkili olabilmektedir. Genç, uzun, zayıf veya kaslı olmak, beyaz tenli olmak gibi kavramlar toplumdaki ideal güzellik tanımlamasının bileşenleri gibi görülmektedir.

Medyanın sunduğu bu güzellik algısı aslında kimsenin gerçeğini yansıtmamaktadır. Malnütrisyonun neden olduğu sağlık risklerine rağmen, moda ve medya endüstrisi bu algıyı oluşturmuştur.

Moda diyetleri savunan endüstri bu algıdan yola çıkarak diyet ürünleri, yapay tatlandırıcılar, diyet suplemanları, diyet formulalar, besin gruplarının kısıtlanması, protein destekleri gibi ürünlerin kullanımını ticari çıkarlar doğrultusunda önermektedir.

Genetik ve kişisel yatkınlığı olan her bireyde yeme bozukluğu gelişmez. Ancak bazı tetikleyici faktörler hastalık gelişimine neden olabilir. Bunlar;

  • Yaşam tarzı değişiklikleri: yetişkin döneme girme, menapoz yaşına girme, yüksekokula geçme, evlilik, boşanma, iş değişikliği, taşınma vb.
  • Travmalar: aile bireylerinin ölümü, suç mağduru olma, aile içi şiddet ve/veya cinsel şiddet,
  • Mesleki stres: modellik, atletizm gibi alanlarda çalışma durumu,
  • İştahı azaltan hastalıklar: kistik fibrozis, çölyak, diyabet, virüsler vb. gibi.

Bu durumlar besin alımında kısıtlamaya neden olarak yeme bozukluğu gelişimine katkıda bulunabilmektedir. Bazı bireyler hayatlarında kontrol edebildikleri tek şeyin beslenme durumları olduğu düşüncesiyle hareket etmektedir. Düşük benlik saygısı yeme bozukluğu olan bireyler arasında yaygındır.

Yeme Bozuklukları ve Obezite İlişkisi

Obezite, yağ dokusundaki aşırı artışla karakterize kronik bir hastalıktır. Obezite ve yeme bozuklukları farklı hastalıklar gibi görünse de, benzer komplikasyonlara sahiptirler. Ayrıca ortaya çıkmalarına neden olan biyolojik, evresel ve nörokognitif risk faktörleri ortaktır.

Olumsuz beden imajı ve sağlıksız beslenme örüntüsü hem yeme bozuklukları, hem de obezite için risk faktörüdür. Beden algısı, besin alımını olumsuz yönde etkilemektedir. Genellikle bu süreç olumsuz beden algısı, kısıtlama, aşırı yeme ve vücut ağırlığı artışı şeklinde ilerlemektedir.

Özellikle tıkınırcasına yeme bozukluğu olan hastalarda obezite sıklıkla görülmektedir ve tıkınırcasına yeme bozukluğunun obezite etiyolojisinde etkili olabileceğine dair tartışmalar bulunmaktadır. Bulimiya nervoza obezitenin en çok görüldüğü ikinci yeme bozukluğudur.

Beden imajı ve Yeme Bozuklukları

Yeme bozukluklarının belirlenmesinde bozulmuş yeme davranışı ile birlikte beden imajı algısı en iyi göstergelerdir.

Vücut ağırlığı ve biçimine odaklanmış beden algısı özellikle adölesan dönemdeki kızlarda ve kadınlarda yaygın olarak görülmektedir.

Beden algısına dair duyulan endişe normal olabildiği gibi patolojik bir durumu da ifade edebilir. Yeme bozukluklarına sahip bireylerin duyduğu kaygı çok yönlü ve yoğundur.

Beden imajının son yıllarda üzerinde durulmasının nedeni medyanın görünüş üzerindeki etkileriyle ilişkilidir. Medyanın dayattığı zayıf model ve atletleri ideal gösteren algı, toplumun büyük bir kesimini etkilemektedir.

Bu durum,aşırı zayıflığı güzellik olarak göstermekte ve bireylerde bedenlerine karşı memnuniyetsizlik oluşmasına neden olmaktadır. Özellikle genç kadınlar bu “ideal” olarak tanımlanan ağırlığa ulaşmak için vücut ağırlığı kaybına yönelmektedir.

Bunun önüne geçilebilmesi için toplumu doğruya yönlendirecek rol modellere ihtiyaç vardır.

Yeme Bozukluğu Olan Bireylere Yaklaşım

Yeme bozukluğu olduğundan şüphe edilen bireye ailesinin ya da çevresindeki kişilerin yaklaşımı oldukça önemlidir. İlk olarak yapılması gereken doğru bilgiye ulaşmaktır. Bu yaklaşım şüphelerin giderilmesini sağlayacaktır. İkinci yaklaşım bireyle en uygun zamanda iletişime geçilmesidir.

Bu durumda bireyi suçlayıcı bir tavırla tartışmaya girilmemelidir. Birey bu yaklaşıma pozitif cevap verebilir. Tedavi süreci bu şekilde hızlanabilir. Ancak birey problemin varlığını kabul etmeyip savunmaya geçebilir. Bu durumda da, bireyin suçlu veya utanmış hissedebileceği akla getirilmelidir.

Yapılan en önemli hatalar bireyi yemek yemeye zorlamak, en sevdiği yiyeceklerin hepsini birden aynı anda hazırlamak ve sunmak, bireyi izlemek ve  ne yediğini sorgulamaktır.

Yeme bozukluklarının tedavisinde erken tanı ve tedavi oldukça önemlidir. Bu nedenle doktor, diyetisyen ve terapistlerden oluşan multidisipliner bir yaklaşım önerilmektedir.

Ekip üyelerinin yatan hastanın tedavisi ve izleminde spesifik görev ve sorumlulukları vardır.

Multidisipliner yaklaşımda temel olarak doktorun rolü tıbbi değerlendirme ve izlem, diyetisyenin rolü beslenmenin takibi, terapistin rolü ise fizyolojik iyileşmeyi sağlamaktır.

Источник: https://www.yasamicingida.com/yazarlar/gamze-akbulut/obezite-kadar-riskli-bir-durum-yeme-bozukluklari/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.