Bitkisel Proteinler Yaşam Süresini Uzatıyor mu?

Zayıflatan bitkisel proteinler – Ayşe Tolga İyi Yaşam

Bitkisel Proteinler Yaşam Süresini Uzatıyor mu?

Bir takım nedenlerden dolayı, bitki temelli diyetler gelişmekte olan ülkelerde giderek popüler hale gelmiştir. Etik veya sağlık bilinçli nedenlerden dolayı, insanlar yüksek kaliteli bitki temelli protein gıdaları için giderek daha istekli oluyorlar.

Kaliteli protein gıdaları sağlıklı ve dengeli bir diyet için gereklidir ve bitki temelli diyetler yapan kişilerin “yeterli” protein tüketemediklerine dair yaygın bir inanış vardır.

Aslında, American College of Cardiology Dergisi’nde 25 yıl boyunca 200 binin üzerinde çalışmayı incelemiş olan yakın tarihli bir araştırmada, “Daha sağlıklı bitki gıdalarından zengin bitki esaslı bir beslenme alışkanlığını takip etmek daha düşük koroner kalp hastalığı riski ile önemli ölçüde ilişkilendirilmiştir.

Protein alımınızı yükseltmek isteyen bir vegan, vejetaryenseniz veya çoğunlukla etsiz yemek tercih ediyorsanız, bunun yanında yeterli düzeyde protein yemek istiyorsanız , gerçeği mitten ayırmaya ve gezegendeki en iyi bitki esaslı protein gıdalarından bazılarını sizinle paylaşmamıza izin verin.

Bitki Esaslı Protein ve Diğer Proteinli Gıdalar

İnternette herkes bir görüş sahibidir, değil mi? Şüphesiz bitki temelli diyetler ve protein söz konusu olduğunda bu durum kesinlikle karışık olabilir.

Peki bilim, hayvan proteinine karşı bitki bazlı protein yemekle ilgili ne diyor? Öncelikle, proteinin diyetiniz için neden bu kadar önemli olduğunu anlamanız gerekir.

Protein, vücudumuzun sahip olduğumuz neredeyse tüm iç süreçlerde kullandığı amino asitlerden oluşan yaşamın yapı taşıdır.

Genetik yapısı bitkilerden daha çok bizimkilerinkine benzediğinden hayvanlar, insan vücudunun sindirimi en kolay olan proteini sağlarlar.

Balık, yumurta, çiğ süt veya herhangi bir et ürününü yediğinizde, vücudunuzun nasıl işleyeceğini tamamen bildiği protein yiyorsunuz demektir. Öte yandan, bitki bazlı protein, insan vücudu için biraz daha az sindirilebilirdir.

Bitkilerden alınan protein kaynakları nadiren “eksiksiz” bir amino asit profili içermektedir, yani 20 gerekli amino asidi içermektedir.

Bu, bitkilerdeki proteinin değersiz olduğu anlamına mı geliyor? Kesinlikle hayır! Bazı komple proteinden oluşan bitkisel gıdalar ve aslında çok sayıda avantajları var, bu nedenle iyi sebzeler her öğünde tabağınızın büyük bir bölümünü oluşturmalıdır.

Bitki proteini hayvan proteininden daha küçük miktarlarda ortaya çıktığı için, bitki temelli bir diyet seçmek kararlılık gerektirir. Yemek planlamasını düşündüğünüzde, yalnızca bitkisel gıdalardan ihtiyacınız olan tüm besin maddelerini almanız kesinlikle mümkündür.

Her diyet her insan için geçerli değildir, bu yüzden vücudunuz için en iyi olanı belirlemek için kendi bireysel sağlık durumunuza dikkat etmek sağlıklı bir yaşamın önemli bir parçasıdır. Örneğin, bedeninizin nasıl tepki verdiğini görmek için birçok sağlıklı diyet kombinasyonu deneyip hangisine daha iyi uyum sağladığınızı ve vücudunuza iyi geldiğini deneyimleyebilirsiniz.

Akılda tutulması gereken husus, bazı bitki kökenli proteinlerin lektinlerden yüksek ve besin emiliminin zarar görmesine neden olabilecek olmasıdır. Lektin fasulye ve buğdayda yüksek miktarda bulunmakta, daha önce bahsedildiği gibi besin emilimini azaltmakta ve hazımsızlık, şişkinlik ve birçok kişi için gaza neden olabilmektedir.

Bitki lektinlerinin beslenme açısından en önemli özelliklerinden biri sindirim sisteminde sindirimden kurtulabilme yeteneğidir; bu da sindirim sistemini kaplayan hücrelere nüfuz edebilecekleri ve bağırsak epitel hücrelerinin kaybedilmesine yardım edebilecekleri, epitel astar zarlarına zarar verebilecekleri, bu hücrelere müdahale edebilecekleri anlamına gelir.

Besin sindirimi ve absorpsiyonu, bakteriyel floradaki kaymaları uyarır ve otoimmün reaksiyonları tetikler.

Lektinler, klasik gıda zehirlenmesine ve bağırsak ağrıları ve döküntüler gibi bağışıklık tepkilerine benzer şekilde gastrointestinal rahatsızlığına neden olabilir.

Yanlış hazırlanmış çiğ taneler, süt ve fıstık gibi baklagiller ve soya fasulyesi özellikle yüksek lektin düzeylerine sahiptir.

En İyi Bitki Esaslı Protein Gıdaları

Size en iyi bitki kaynaklı protein kaynaklarından bazılarını vermek için ilk önce şunu söylemek isterim: FDA günde ortalama 50 gram protein öneriyor (sayıları erkekler ve kadınlar için farklılık göstermektedir). Hazırlanan liste bitki bazlı protein gıdalarındaki en yüksek protein sayısına göre değil, proteinlerinin kalitesi ve amino asitlerin bulunabilirliği açısından değerli gıdalardan oluşuyor.

1. Natto

Natto, çoğunlukla Japonya’da tüketilen fermente soya fasulyesidir. Bir fincan kadarı 31 gram protein içeriğinden, muhtemelen listemize 1 numaradan neden girdiğini anlamışsınızdır. Aynı zamanda eksiksiz bir proteindir.

Çoğu soya ürünü tavsiye edilmemesine rağmen (GDO seçeneklerinin yaygınlığı ve fito-östrojen komplikasyonları nedeniyle) natto, bu riski göze almaya değer bir fermente soya ürünüdür.

Natto’nun kokusu ve dokusu insanları sıklıkla mahvediyor ancak tadını çıkarmak gerek ve nattoyu bir yan yemek olarak kullanabilir ve özellikle sağladığı tüm faydalar yüzünden az da olsa tüketebilirsiniz.

2. Spirulina

Bu yosun biraz tuhaf görünüyor, ancak bu bitki proteini santralı süper besin, ağır metal detoksu, AIDS iyileştirmesi ve kanseri önleme gibi inanılmaz bazı avantajlara sahiptir. Tek başına eksiksiz bir protein olmasa da spirulina, sadece bir porsiyonda 39 gram protein içeriyor.

Kaybettiğiniz metionin ve sisteini tamamlamak için, tam bir tahıl ya da bazı yemişlerle eşleştirin. Spirulina, aynı zamanda, bir bitki gıdasında bulunan en yüksek glutamin miktarını da içerir.

Glutamin, temel olarak adlandırılan bir amino asittir, çünkü vücut kendi başına yaratabilir ancak gıdalar yoluyla sadece tüketilmesi gereken miktarda kullanılır.

3. Tempeh

Dünyanın en iyi bitki kökenli protein kaynaklarından bir diğeri, Endonezya soya fasulyesi olan tempehdir. Natto gibi, bu probiyotik açısından zengin fasulye, soyanın ortak sorunlarını sıklıkla ortadan kaldırmak için fermente edildi.

Bu proteinin porsiyonundan 18 gram protein alırsınız. Bazıları kaynar ve soya sosu ya da Hindistan cevizi ile tüketir ve yanına eklenen gıdaların lezzetini emdiği için onu neredeyse her tarif ile birlikte kullanabilirsiniz.

Bir başlangıç için salata ve güveçte deneyin.

4. Beslenme Mayası (Nutritional Yeast)

Adın sizi kandırmasına izin vermeyin, bu maya ekmek pişirmeye yardımcı olanlarla aynı şey değildir. Beslenme mayası sadece porsiyon başına yaklaşık 9 gram protein içerir. Bununla birlikte, hemen hemen tüm bitkisel gıdalardan farklı olarak, genellikle B12 vitamini içerir. Genellikle besin mayasına bir çeşni gibi davranmalısınız.

5. Kabak Çekirdeği

Bir bardak kabak çekirdeği 12 gram protein içerir. Kabak çekirdeği, sağlıklı katı yağlar, magnezyum, lisin ve çinko (son iki tanesi genellikle bitki temelli diyetler ile sınırlıdır) bakımından zengin bir protein kaynağıdır. Bununla birlikte dikkatli olun: diyet yapıyorsanız özellikle bir bardak kabak çekirdeğinin 264 kalori içerdiğini bilmelisiniz.

6. Kenevir Tohumu

Kenevir tohumları porsiyon başına 9 gram protein içerir ve aynı zamanda amino asit profilleri de tamamlanmıştır. Muhtemelen gama-linolenik asit (GLA) içerirler; bu, iltihaplanmayı azaltmak ve multipl skleroz sorununa yardımcı olmak gibi pek çok sağlık faydasına sahip olmasının bir nedeni olabilir.

7. Amarant

Aztekler tarafından tarihe geçmiş bir glutensiz eski tahıl olan amarant tahılları mükemmel bir besin kaynağıdır. Amarant, porsiyon başına 9 gram protein sunar ve günlük önerilen manganez alımının % 100’ünden fazlasını içerir.

8. Kinoa

Porsiyon başına 8 gramlık protein, amino asitlerin eksiksiz bir şekilde eklenmesi ve nispeten erişime açık olması nedeniyle, kinoa sıkça tüketilen bitki bazlı protein gıdalarından biridir.

9. Yeşil Mercimek

Baklagil ailesinin bir parçasıdır ve 18 gram protein içeren mükemmel bir beslenme profili sağlar. Teknik olarak tüm 20 amino asidi de içerirler, ancak mercimekteki sistein ve metionin miktarları önemsizdir, bu nedenle protein makrolarını izliyorsanız sayıları eşitlemek için badem veya başka bir sağlıklı fıstık eklemeyi deneyin.

10. Bezelye

Yeşil bezelye porsiyon başına 9 gram protein ve önemli miktarlarda lösin, lisin ve glutamin içeriyor. Ayrıca obezite, kalp hastalığı ve şeker hastalığı riskinizi azaltmaya yardımcı olan yüksek lifli gıdalardan biridir.

Источник: https://www.aysetolga.com/zayiflatan-bitkisel-proteinler

Haşimato Hastalarının Beslenme Şekilleri Nasıldır? Haşimato Hastalarına Öneriler

Bitkisel Proteinler Yaşam Süresini Uzatıyor mu?

Son zamanların dikkat çeken hastalıklarından olan Haşimato hastalığı, özellikle beslenme faktörünün etkili olduğu bir rahatsızlıktır. Bu yüzden hastalar düzenli beslenmeye ve egzersiz yapmaya özen göstermelidir.

Haşimato Hastalığı Nedir?

Vücudun bağışıklık sistemindeki herhangi bir bozuklukla ortaya çıkabilen Haşimato hastalığında, hastalarının tüketmesi gereken besinler vardır.

Bu anlamda yine haşimato hastalığına yakalanan insanlarda hangi besinler kullanmalı ya da tiroid hastaları nasıl beslenmeli gibi pek çok sorular aktarılabilir.

Şimdi bu hastalıkla ilgili tüm bilgileri sizlerle paylaşıp, haşimato hastaları ne yemeli sorusuna yanıtlar bulacağız.

Kimler Risk Altında?

Hastalığın nasıl ortaya çıktığı tam olarak tespit edilmediğinde ailesel durumlara bakılmaktadır. Çünkü bu hastalık aynı aile üyelerinde sıklıkla görülmektedir.

Kuvvetli bir genetik geçişe sahip olan Haşimato tiroidi için gerekli tetkikler yapılır ve hastanın tedavi süreçleri hızlı bir şekilde başlatılır.

Bu tiroidi engellemek için öncelikle tüketilmesi gereken bazı besinler ve hastalarının yememesi gereken besinler bulunur.

Bu hastalığa yakalanan kişiler toplumumuzda % 2’lik bir oranı oluşturmaktadır. Ayrıca kadınların daha çok yakalanma riski vardır. Haşimato hastalığının başlangıçta herhangi bir belirtisi de olmayabilir. Ancak doktor tedavisinde tiroid bezinde hormon azlığı görülebilecektir. Ağrının da başlaması üzerine el ve yüzde şişme, sesin kalınlaşma durumu ve halsizlik ortaya çıkan ilk belirtilerdir.

Hastalığın Şikâyetleri Nelerdir?

Haşimato hastalığında hastaların ilk şikâyetleri uykuda artış, yorgunluk ve halsizlik olmaktadır. Bunun yanı sıra kabızlık ve eklem ağrıları da kendini belli eder. Daha sonra adale krampları başlar ve göz kapaklarında şişme görülebilir.

Belirtiler arasında kaşların dış kısmının dökülmesi, kilo alımı, sesin kalınlaşması, üşüme, işitme gücünün azalması, dengede bozukluk, bilekte sinir sıkışmaları, adette düzensizlik, hayal görme durumları, saç dökülmesi, karında su toplanması gibi şikâyetler görülebilir. Hastalık, dönemler halinde seyrettiği için laboratuvar tetkiklerinde kontrol edilebilmektedir.

Dikkat Edilmesi Gerekenler

Hastaların öncelikle iyot tuzu ya da iyotlu öksürük şurubu tüketmemesi gerekir. Bununla beraber doktorun tavsiyesiyle birlikte selenyum desteği alınabilir. Hormon tiroidi için ilaçlar aç karnına tüketilmelidir. İlaç kullanımından sonra gün içinde farklı bir ilaç alınmaması gerekir. Tiroidi tetikleyecek durumları zaten doktorunuz sizlerle paylaşacaktır.

Haşimato Hastalığı ve Beslenme

Tiroid bezi yetmezliğinin birinci dereceden sebebi olan bu hastalıkta çok önemli beslenme programları uygulanmaktadır ve ilk olarak glütensiz beslenmeye dikkat edilmelidir. Bununla beraber katkı maddeli gıdalardan uzak durulmalı ve şekersiz beslenme programları yapılmalıdır. Aynı durum içecekler için de geçerlidir.

Öneriler

Günümüzde zayıflama sürecinde en çok karşılaşılan durumlardan biri olan tiroid hastalıklarında beslenme çok önemlidir. Yaşamsal fonksiyonlar için düzenli bir şekilde salgılanması gereken tiroid hormonları eğer fonksiyonunu yitirirse ortaya çok ciddi rahatsızlıklar da çıkabilir. Bu konuda uzman doktorların sunacağı öneriler şu şekilde olacaktır.

  • Yaşam tarzınıza çok dikkat etmeniz gerekir. Ayrıca yağ ve protein bakımından zengin gıdalar tüketilmelidir. Sebze ve meyve alışverişi yaparken sürekli taze olarak almalı ve tüketmelisiniz.
  • Tiroidi engelleyebilecek omega-3 tüketimi yapılmalıdır. Daha fazla balık tüketmeli ve sonrasında yağsız kırmızı et ile hindi tüketilebilir.
  • Kuru baklagiller çokça tercih edilmelidir. Bitkisel protein kaynağı olan bu ürünler en azından haftada 2 kez tüketilmelidir.
  • Lif oranı fazla olan keten tohumunu beslenme programınıza ekleyebilirsiniz. Ayrıca keten tohumunun E vitamini açısından da zengin bir besin olduğu bilinmektedir. Günde 1 ya da 2 yemek kaşığı öğütülmüş keten tohumunu çorbalara ya da salatalara ilave ederek tüketebilirsiniz.
  • Tiroidi tetikleyen en önemli mineral iyottur. Fazlası alındığında tiroid hastalığına neden olduğu bilinmektedir. İyot tuzu bu konuda tüketilmemesi gereken besinler arasındadır.
  • Deniz ürünleri, badem, tavuk, ay çekirdeği ve süt tüketimine özen göstermelisiniz.
  • Selenyum minerali, tiroid hormonu adına önemlidir. Kanda yer alan TSH ve T4 hormonlarının yükselmesine neden olan selenyum eksikliği bu hastalığın şiddetini artırmaktadır.
  • Deniz ürünleri sürekli tüketilmelidir. Ayrıca yumurta sarısı, kayısı, maydanoz, bira mayası ve mantar da hastalığa iyi gelen besinler arasındadır.
  • Çiğ olarak tüketilmemesi gereken turp, brokoli, hardal, kara lahana ve yer fıstığı da önemli rol oynar. Ödem sorunlarının da yaşanmaması adına bol su tüketimi yapılması gerekir.
  • Alkol ve sigara tüketimi sonlandırılmalı ve metabolizma hızının olumsuz yönde etkilenmemesi sağlanmalıdır.
  • Düzenli egzersizler yaparak vücut sağlığı artırılmalı ve stressiz bir yaşam tercih edilmelidir.

Bu hastalıkta doğru bilinen yanlışlar da bulunmaktadır. Öncelikle tiroid hormonu haplarının kullanılması, kişilerde aşırı kilo aldırıyor düşüncesi günümüzde reddedilmiştir.

Ayrıca bu ilaçların tüylenmeye neden olduğunu belirten kişiler de bulunmaktadır. Bu da yanlış bir bilgilendirmedir. İlaçların kemik erimesi gibi yan etkileri de bulunmamaktadır.

Aşırı doz alınmadığı ve doktor tavsiyelerine uyulduğu sürece düzenli olarak kullanılması gerekmektedir.

Bu beslenme önerilerine uyulduğu ve doktorun tavsiyeleriyle hareket edildiği zaman yaşamsal fonksiyonlar için gerekli olan tüm hormonlar farklı rahatsızlıklara yol açmaz ve sağlıklı bir şekilde yaşanılabilir.

Çünkü tiroid hormonu bu kriterleri belirleyen en önemli bileşendir ve normalden fazla salgılandığı durumda metabolizma fazlasıyla hızlanarak hipertiroidi hastalığına sebep olabilir.

Bu durumların tamamı kan testinde ortaya çıkacak ve gerekli bilgiler hastalara da sunulmuş olacaktır.

Источник: https://hormonlarim.com/tiroid-bezi/hasimato-hastalarinin-beslenme-sekilleri

Ereksiyona İyi Gelen Yiyecekler

Bitkisel Proteinler Yaşam Süresini Uzatıyor mu?

Penisin, cinsel uyarılmayla birlikte sertleşmesi, büyümesi ve sıklaşması olarak tanımlayabileceğimiz ereksiyon, psikolojik ve fizyolojik pek çok etkene bağlı olarak gerçekleşir. Fizyolojik olarak; uyarılma sırasında atardamarlarla kan hızlıca penise pompalanır, böylece penis kanla dolarak büyür ve sertleşir.

Penise dolan bu kan, dolaşıma hemen geri dönmez, toplardamarların kapanmasıyla bir süre peniste kalır ve sertliğin uzun süre korunması sağlanır. Sonra toplardamar açılır, kan dolaşıma döner ve penis eski durumuna gelir. Erkekler, gece boyunca ve sabah uyanmaya yakın saatlerde, sebebi henüz tam olarak anlaşılmayan ereksiyonlar yaşarlar.

Bu durum, ereksiyon sorunu yaşayan erkeklerde sorunun fizyolojik olmadığını göstermesi açısından bir işaret olarak kabul edilir. Cinsel uyarılmayla birlikte penisin yeterli sertliğe ulaşamaması ya da sertliğini yeterince koruyamaması durumuna ise halk arasında iktidarsızlık denir.

Cinsel ilişki ya da mastürbasyon sırasında ortaya çıkabilen bu durum, 6 ay devam ederse, bir sertleşme sorunundan bahsedilebilir. Sertleşmeye sebep olan fiziksel ve psikolojik etkenler aynı şekilde sertleşme sorunlarının da sebebidir. Ereksiyon sorunları psikolojik olarak da irdelenmelidir.

Bazı durumlarda kadının cinsel sorunlarıyla ilgili olarak da ortaya çıkabilir.

Örneğin, kadının cinsel ilişkide yaşadığı kaygıya bağlı olarak kendisini kasması ve ilişkinin gerçekleşememesi veya oldukça zor bir şekilde gerçekleşmesi olarak bilinen vajinismus problemi zamanla erkekte erken boşalma, sertleşme sorunları, hatta cinsel isteksizlik problemine yol açabilir. Sadece erkeğe ait olduğu düşünülen ereksiyon sorunlarının çözümü, çoğu zaman eşlerin birlikte tedavisi ile mümkündür.

Ülkemizde tanınması ve yaygın olarak kullanılmaya başlaması ancak on yıl kadar öncesine giden fakat Uzak Doğuda 5000 yıllık bir geçmişi olan Ginseng, köklerinin insan vücuduna benzerliğinden ötürü “insan otu” adıyla da bilinir. Yetiştiği coğrafi bölgelere göre pek çok çeşidi bulunan Ginseng, sahteciliği en fazla yapılan ürünlerden biridir.

Kore Ginseng’i denilen türünün gerçek ginseng türü olduğu kabul edilir. Eczanelerde ve sağlık ürünleri satılan marketlerde, kapsül, hap, yağ ve çay formlarında ambalajlı halde satışı yapılır. Ginseng dendiğinde ilk akla gelen, cinsel güç üzerindeki etkileridir. Afrodizyak özelliği vardır, sperm sayısını artırarak doğurganlıkla ilgili sorunların aşılmasına yardım eder.

Kan damarlarının genişlemesini sağlayarak, ereksiyona yardımcı olduğu, yapılan deneylerle tespit edilmiştir. Aynı zamanda güçlü bir antioksidandır ve yaşlanmayı geciktirdiği söylenir. Kalp-damar sağlığı üzerinde de olumlu etkileri vardır.

 Bulantı, baş ağrısı, tansiyon dengesizlikleri, ishal gibi yan etkileri olduğu göz önünde tutularak, özellikle hamilelerin ve başka herhangi bir sağlık sorunu olanların doktora danışmadan kullanmaması tavsiye edilir.

Ballıbabagiller familyasından, ilkbahar ve yaz ayları boyunca çiçek açan, kış boyu yapraklarını dökmeyen bir bitkidir. Kurutulmuş olarak et ve balık yemeklerini tatlandırmak için, hoş yaprakları ve ince sürgünleri taze olarak salatalarda kullanılır.

 Tıbbi olarak pek çok yararı olduğu bilinmektedir. Başlıcaları; karaciğeri temizlemek, hazımsızlığı gidermek, sinirleri güçlendirmek, idrar söktürmek, adet kanamalarını düzene sokmaktır. Kan dolaşımını hızlandırır ve kılcal damarları açar. Böylece ereksiyona yardımcı olur.

Çiçek açtığı zamanlarda tıbbi etkisi daha fazla olan bitkinin yaprakları ve taze sürgünleri yaz boyu toplanır ve direk olarak güneş almayan bir yerde kurutulur.

Bir bardak kaynar suya bir tatlı kaşığı kurutulmuş biberiye konur, 10-15 dakika demlendirilir ve gün boyu 2-3 bardak içilebilir.

Mutluluk hormonu olarak bilinen endorfin salgısının üretimini destekleyen ve bibere acı tadını veren kapsaisin (capsaicin) maddesini içerir.

Bu bileşenin kalp atışlarını ve kan dolaşımını hızlandırdığı, bunun da cinsel performansa olumlu etkileri olduğu bilimsel olarak ortaya konmuştur. Acı biber, yendikten sonra 3 saat boyunca metabolizma hızını 2 katına kadar yükseltebilir.

Acı biberin bir diğer faydası da metabolizmayı hızlandırması ve iştahı azaltarak tokluk hissini uzatmasıdır. Bu yönleriyle kilo vermek isteyenlerin de bolca tüketmesinde hiçbir sakınca yoktur.

4. İstiridye

Testislerde ve bir miktar da böbrek üstü bezlerde üretilen erkek cinsiyet hormonu testosteronun üretiminde çok önemli bir yeri olan çinko istiridyede yüksek oranda vardır. Sperm sayısını artırır, hem kadınlarda hem erkeklerde libidoyu tetikler.

Mutluluk hissi vererek, cinsel ilişkiyi devam ettirmek için isteği artıran dopamin salgısının yapımına da katkısı vardır.

Aynı zamanda iyi bir protein kaynağı da olan istiridye, çok eski çağlardan beri, tüm dünyada çok etkili bir afrodizyak olarak kabul görmektedir.

5. Muz

Dopamin seviyesinin doğal olarak yükselmesini sağlayan nadir yiyeceklerden biri de muz. Dopamin üretiminde yer alan tirozin adlı maddeyi içerir. İyi bir B vitamini kaynağı olan muz, enerji verir ve ilişkinin süresini uzatmaya yardımcı olur.

6. Çilek

Afrodizyak etkileri ile en çok tanınan meyvelerden çilek, bol miktarda fosfor ve demir içerir. C vitamini bakımından da çok zengindir. Kan dolaşımını artırıcı ve sperm sayısını artırıcı özellikleriyle de bilinen çileğin bazı kişilerde alerjiye sebep olduğu unutulmamalıdır.

7. Yaban Mersini

Yaban mersini, ereksiyonu kolaylaştıran çok güçlü bir antioksadan olan antosiyaninlerden, yüksek miktarlarda içerir. Kan akışını artırarak, cinsel ilişki sırasında penise daha çok kan gitmesine yardımcı olur. Raf ömrü çok kısa olduğu için daha çok dondurulmuş halde bulunabilen yaban mersini, mevsiminde, yöresel pazarlarda taze olarak da bulunabilir.

8. İncir

Hem tazesi hem de kurutulmuşu ayrı ayrı pek çok faydaları olan incir, tarihte bilinen ilk meyve. Çoğu uygarlıkta cinsellik çağrıştıran incir, eski çağlarda kadın cinsel organına benzetilirmiş. Adem ile Havva cennetten kovulduklarında, cinsel organlarını incir yaprağıyla kapatmışlar.

Eski Mısır kraliçesi Kleopatra’nın en sevdiği meyve olan incir, antik Yunan Uygarlığında da aşkın ve doğurganlığın simgesi sayılmıştır. Kurutulmuş hali antioksidanlar bakımından çok zengindir. İncir çekirdekleri balla karıştırılarak yendiğinde enerji verici etkisiyle, ereksiyonu kolaylaştırır ve süresini uzatır.

Bu haliyle yüksek kalori içerdiğini unutmamak gerekir.

Источник: https://evdesifa.com/ereksiyona-iyi-gelen-yiyecekler/

Bitkisel proteinler yaşam süresini uzatıyor mu?

Bitkisel Proteinler Yaşam Süresini Uzatıyor mu?

Vitamin takviyeleri ne zaman kullanılmalı? Fayda ve zararları nedir?

Karbonhidrat, protein ve yağların yeterli ve dengeli beslenmedeki yeri ve günlük gereksinimleri bilinen bir konu. Bununla birlikte farklı karbonhidrat, yağ ve protein türlerinin sağlığa etkileri ve tüketim miktarları konusu ise halen tartışılmaya devam ediyor.

Hayvansal ve bitkisel protein alımının yaşam süresine etkisini değerlendiren güncel bir araştırma, “Hayvansal ve bitkisel protein kaynakları ne kadar tüketilmeli” sorusunu yeniden gündeme taşırken bir yandan da tartışmaları beraberinde getiriyor.

Peki, beslenme ve sağlık otoriteleri bitkisel ve hayvansal kaynaklı proteinlerin tüketimi konusunda ne öneriyor?

Yaşları ortalama 49 olan, 46 binden fazla erkek ve 85 binden fazla kadının 32 yıl süreyle izlendiği araştırmada; her dört yılda bir bireylerin besin tüketim sıklıkları bir kez sorgulanarak, hayvansal ve bitkisel protein tüketimleri belirlendi ve yaşam tarzına ek olarak tıbbi bilgileri de ayrıca incelendi. Sonuçta bireylerin, hayvansal protein alımının günlük toplam enerjiye katkısının yüzde 14 (yüzde 9-yüzde 22) olduğu bulundu.

Protein nedir? Hangi besinlerde bulunur? Faydaları ve zararları

Araştırmada hayvansal protein alımı yüksek olan bireylerde kalp damar hastalıklarına bağlı ölüm riskinin de arttığı görüldü.

Ancak bu bireylerde sigara kullanımı, şişmanlık, sedanter yaşam (hareketsiz yaşam) gibi kalp damar hastalıklarına yol açabilecek yaşam tarzı etmenlerinden en az birinin mevcut olduğu da belirtiliyor.

Kalp damar hastalıkları açısından risk oluşturan yaşam tarzı etmenlerinden herhangi biri bulunmayan bireylerde ise yüksek hayvansal protein alımıyla yaşam süresi arasında bir ilişki ise bulunmadı.

Araştırmada, bireylerin bitkisel protein alımının günlük toplam enerjiye katkısının yüzde 4 (yüzde 2-yüzde 6) olduğu, bitkisel protein tüketimi yüksek olan bireylerin aynı zamanda sağlıklı bir yaşam tarzını benimsediği ve dolayısıyla ölüm riskinin daha düşük olduğu tespit edildi. Hayvansal proteinden gelen enerjinin yüzde 3’ünün, bitkisel proteinlerden karşılanacak şekilde azaltılmasının tüm nedenlere bağlı ölüm riskini azaltabileceği de araştırmanın diğer sonuçlarından biri olarak öne çıktı.

Proteinler karbonhidrat ve yağlarla birlikte tüketilmeli

Araştırmanın sonuçları nasıl değerlendirilmeli?

Sigara, yetersiz fiziksel aktivite ve şişmanlık gibi etmenlerin yaşam süresinin kısalmasında rol oynadığının tespit edildiği araştırmada, yüksek bitkisel protein alımı ile yaşam süresi arasındaki pozitif ilişkinin, yetersiz aktivite gibi olumsuz yaşam tarzı etmenlerinden en az birine sahip olan bireylerde daha belirgin bulunması beklenebilir bir durum. Dolayısıyla, şişman ve sigara kullanan bireylerde, yüksek hayvansal protein tüketimi ile ölüm riski arasındaki pozitif ilişkinin daha belirgin bulunması da normal karşılanabilir.

Araştırmacılar, sağlıklı bir yaşam tarzı söz konusu değilse hayvansal protein tüketiminin ve özellikle de hedef gösterilen kırmızı et ve işlenmiş et tüketiminin bitkisel kaynaklarla değiştirilmesinin ölüm riskinde zannedildiği kadar önemli bir fark yaratmayabileceğini de belirtiyor.

Otoriteler ne diyor?

Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA), yetişkinler için güvenilir, günlük protein gereksinimini vücut ağırlığı başına 0.8 gram, bebek, çocuk ve adolesanlar için ise 0.8-1.3 gram olarak belirlemiştir.

Sağlık otoriteleri yeterli ve dengeli beslenme ve sağlığın sürdürülmesi için ihtiyaç duyulan protein alımının ne olduğunu belirtmekte, ancak bunun ne kadarının hayvansal ne kadarının bitkisel kaynaklardan sağlanması gerektiğine dair kesin bir öneride bulunmamaktadır.

Ancak bitkisel veya hayvansal kaynaklı besinlerin içerdiği protein miktarları (gram/100g besin) aynı olsa da özellikle içerdikleri elzem amino asit türleri ve miktarları farklılık göstermektedir.

[attention type=yellow]
Besinlerdeki proteinlerin, hangi elzem amino asitleri içerdiği ve içerdiği toplam elzem amino asit miktarı, proteinin vücutta kullanımını ve dolayısıyla protein kalitesini etkilemektedir.
[/attention]

Et, balık, yumurta ve süt ürünleri gibi hayvansal protein kaynaklarının içerdiği elzem aminoasitler ve vücutta kullanımı; tahıl, kurubaklagil ve yağlı tohumlar gibi bitkisel protein kaynaklarından daha yüksektir.

Baklagiller de etler gibi yüksek protein içeren bitkisel besinlerdir.

Ancak yumurta, et ve süt gibi hayvansal kaynaklı besinlerdeki proteinlerin sindirilebilirliği yüzde 91-100 iken baklagillerdeki proteinlerin sindirilebilirliği yüzde 69-90 arasında değişmektedir.

Hayvansal kaynaklı proteinlerin hem sindirilebilirliği hem de elzem amino asit içerikleri nedeniyle vücut proteinlerine dönüşebilirliği daha yüksektir.

Besin desteklerinin kullanımı ve besin değerleri

Besin çeşitliliği sağlamak önemli

Sonuç olarak yaş gruplarına göre güvenilir günlük protein gereksinimleri belirlenmiştir. Ancak bu ihtiyacın ne kadarının hayvansal ve bitkisel proteinlerden karşılanması gerektiğine yönelik kesin bir öneri mevcut değildir.

  Hayvansal kaynaklı proteinlerin vücutta kullanımı ve elzem amino asit içeriği bitkisel kaynaklı besinlerden yüksektir. Ancak bitkisel kaynaklı besinler yeterli ve dengeli beslenmenin temel bileşenleri olan karbonhidrat, posa, vitamin ve minerallerin önemli bir kaynağıdır.

Hayvansal kaynaklı besinlerin bileşimindeki yağ baskın olarak doymuş yağ asitlerinden oluşmaktadır.

Dolayısıyla bitkisel protein kaynaklarına ağırlık vermek, diyetin protein kalitesinin azalmasına, hayvansal protein kaynaklarına ağırlık vermekse, doymuş yağdan zengin ancak posadan sınırlı bir beslenmeye yol açabilir.

  Yeterli ve dengeli beslenmede, süt ve süt ürünleri, et, tahıl, kurubaklagil, sebze –meyve grubundan yer alan tüm besinlerden tüketmek ve besin çeşitliliğini sağlamak önemlidir.

 Besin çeşitliliği sağlanacak şekilde tüm besin gruplarından ihtiyaç duyulan kadar tüketildiğinde hem günlük protein gereksinimi karşılanabilir hem de hayvansal ve bitkisel protein alımı arasındaki denge korunabilir. Yeterli ve dengeli beslenme, sağlıklı bir yaşam tarzı ile desteklenirse yaşam süresi de uzayabilir.

KAYNAKLAR

  1. EUFIC, The European Food Information Council, Plant protein may decrease risk of death, eufic.org/en/whats-in-food/article/plant-protein-may-decrease-risk-of-death, Song M, Fung TT, Hu , et al. Association of Animal and Plant Protein Intake With All-Cause and Cause-Specific Mortality. JAMA Intern Med. Published online August 01, 2016. DOI:10.1001/jamainternmed.2016.4182
  2. efsa.europa.eu/sites/default/files/2017_09_DRVs_summary_report.pdf,
  3. European Food Safety Authority (EFSA), Scientific Opinion on Dietary Reference Values for protein, EFSA Journal, 2012;10(2):2557

Источник: https://www.medikalakademi.com.tr/bitkisel-proteinler-yasam-sueresini-uzatiyor-mu/

Ömrünüzü uzatmak sizin elinizde: Yaşlanmayı geciktiren besinler

Bitkisel Proteinler Yaşam Süresini Uzatıyor mu?

Her besinin yeri ayrı olsa da bazıları var ki etkileriyle yüzümüzü daha çok güldürüyor. Elbette yaşlanma karşıtı 8 besin de bunlardan. Bakalım bu besinler nelermiş:

1-Bezelye

Yeşil ve sarı renkteki baklagiller yaşlanma karşıtı besinler listesinin ilk sıralarında yer alıyor. İngiliz Tıp Dergisi’nde (BMJ) yayımlanan bir çalışma da bütün olarak pişmiş bezelye ve diğer baklagillerin yaşlanmayı yavaşlatabildiğini ortaya koydu. Araştırmacılar bu etkinin kaynağının besinlerin içerdiği lif ve antioksidanlar olduğunu tahmin ediyor.

2-Yağlı tohumlar

Fındık, ceviz, badem, yer fıstığı gibi sağlıklı yağ içeriğine sahip tohumlara diyetinizde düzenli şekilde yer vermek sağlığınız için yapabileceğiniz en iyi şeylerden biri olabilir. Yapılan bir araştırma da bunu doğrular nitelikte.

Buna göre, sağlıklı yağ içeriğine sahip ve yağlanma karşıtı olan bu kuru yemişleri haftada üç ya da daha fazla kez tüketen insanların ömürleri ortalama 2-3 yıl daha uzun oluyor.

Ayrıca bu besinlerin vücudun en büyük iki düşmanı olan kanser ve kalp hastalıkları riskini de önemli ölçüde azalttığı biliniyor.

3-Bitkisel protein kaynakları

Daha uzun bir hayat yaşamak için biftekleri, köfteleri ya da tavuğu hayatınızdan çıkarmanıza gerek yok. Fakat haftanın birkaç günü etsiz yemek pişirmek hiç de fena bir fikir değil.

Amerikan Nefroloji Derneği tarafından yapılan bir çalışmaya göre beslenmenizde bitkisel protein kaynaklarına yer vermek, özellikle de böbreklerinizle ilgili bir sorundan mustaripseniz yaşam sürenizi uzatmanıza yardımcı olabilir.

Kinoa, soya, karabuğday, pirinç, fasulye, tofu gibi bitkisel kaynaklar ciddi oranda protein içeriyorlar ve lif, vitamin ve mineraller açısından da vücudunuza ciddi fayda sağlıyorlar.

4-Havuç

Havuç sadece yaşam sürenizin uzamasına yardımcı olmakla kalmayıp fiziksel görünümünüzün de iyileşmesine destek oluyor.

Glasgow ve Exeter Üniversiteleri tarafından yapılan bir çalışma da havuca parlak turuncu rengi veren karotenoidlerin yaşlanma sürecini yavaşlattığını keşfetti.

Havucun bu etkisinin kaynağında yeni ve sağlıklı cilt hücrelerinin oluşumu için gerekli olan antioksidanlar ve zengin A vitamini içeriği yer alıyor. Üstelik A vitamini cildinizi yenilemekle kalmayıp sizi bakteri ve virüslere karşı da koruyor.

5-Sardalya

Beslenme ve Diyetetik Akademisi’ne göre Omega-3 yağ asitlerinin kalp hastalıkları ve diyabet riskini azaltmaya yardımcı olan uzun ömürlü etkileri bulunuyor. Bu mucizevi bileşikleri yağlı balıkların tümünde bulabilseniz de en mükemmel ve en az bilinen kaynaklardan biri sardalya.

Bu küçücük balıkların bir porsiyonu günlük omega-3 ihtiyacınızın yaklaşık yarısını, B12 vitamini ihtiyacınızın ise dört katını karşılıyor. Sardalya küçük balık çeşitlerinden biri olduğu için besin zincirinin en altında bulunuyor.

Böylece somon ve ton balığı gibi çeşitlere nazaran daha az toksin içeriyor.

6-Hindistan cevizi

Kopenhag Üniversitesi tarafından yapılan bir araştırmada Hindistan cevizinde bulunan orta zincirli yağ asitlerini yüksek miktarda içeren bir diyetin, DNA’yı hasara karşı koruyarak beynin yaşlanmasını yavaşlattığı görüldü. Çalışma insanlar üzerinde yapılmamasına rağmen araştırmacılar bu tropik meyvenin insan beyni üzerinde de benzer etkiyi yapabileceğini söylüyor.

7-Lahana turşusu

Probiyotik olarak da bilinen iyi bakteriler açısından zengin olan besin ve yiyeceklerin yaşam süresinin uzamasına yardımcı olabileceği araştırmalarla ortaya kondu. Lahana turşusu da bu yiyeceklerden biri.

İyi bakterilerin yüksek miktarda yer aldığı besinler inflamasyonu azaltıyor, bağışıklık sistemini güçlendiriyor ve metabolizmanızın düzgün çalışmasına destek oluyor.

Bu etkiler de elbette daha sağlıklı ve daha uzun bir hayat yaşamanızı sağlıyor.

8-Kefir

Fermente edilmiş bu yararlı içecek tıpkı yoğurt gibi güçlü bir bakteri ve maya karışımı içeriyor.

En iyi probiyotik kaynaklardan biri olan kefirin sağlığımıza etkileri hakkında yıllardır pek çok araştırma yapıldı.

Bu araştırmaların sonuçlarından yola çıkarak kefirin diyabet, kalp hastalıkları ve inme gibi sağlık problemlerinin iyileştirilmesine ve azaltılmasına yardımcı olduğu düşünülüyor.

Eğer sade kefir içemiyorsanız hazır paketlerde satılan şeker içeriği yüksek meyveli kefirlere yönelmek yerine evde dilediğiniz meyveyi katarak kendi meyveli kefirinizi yapabilirsiniz. Böylece eklenmiş şeker ve koruyucu maddeler olmaksızın çok daha sağlıklı bir tercih yapmış olursunuz.

Kaynak

Источник: https://www.diyetkolik.com/omrunuzu-uzatmak-sizin-elinizde-yaslanmayi-geciktiren-besinler/

Btkisel Proteinler Yaşam Süresini Uzatıyor mu?

Bitkisel Proteinler Yaşam Süresini Uzatıyor mu?

Karbonhidrat, protein ve yağların yeterli ve dengeli beslenmedeki yeri ve günlük gereksinimleri bilinen bir konu. Bununla birlikte farklı karbonhidrat, yağ ve protein türlerinin sağlığa etkileri ve tüketim miktarları konusu ise halen tartışılmaya devam ediyor.

Hayvansal ve bitkisel protein alımının yaşam süresine etkisini değerlendiren güncel bir araştırma, “Hayvansal ve bitkisel protein kaynakları ne kadar tüketilmeli” sorusunu yeniden gündeme taşırken bir yandan da tartışmaları beraberinde getiriyor.

Peki, beslenme ve sağlık otoriteleri bitkisel ve hayvansal kaynaklı proteinlerin tüketimi konusunda ne öneriyor?

Araştırma Sonuçları Ne Söylüyor?

Yaşları ortalama 49 olan, 46 binden fazla erkek ve 85 binden fazla kadının 32 yıl süreyle izlendiği araştırmada; her dört yılda bir bireylerin besin tüketim sıklıkları bir kez sorgulanarak, hayvansal ve bitkisel protein tüketimleri belirlendi ve yaşam tarzına ek olarak tıbbi bilgileri de ayrıca incelendi.

Sonuçta bireylerin, hayvansal protein alımının günlük toplam enerjiye katkısının yüzde 14 (yüzde 9-yüzde 22) olduğu bulundu. Araştırmada hayvansal protein alımı yüksek olan bireylerde kalp damar hastalıklarına bağlı ölüm riskinin de arttığı görüldü.

Ancak bu bireylerde sigara kullanımı, şişmanlık, sedanter yaşam (hareketsiz yaşam) gibi kalp damar hastalıklarına yol açabilecek yaşam tarzı etmenlerinden en az birinin mevcut olduğu da belirtiliyor.

Kalp damar hastalıkları açısından risk oluşturan yaşam tarzı etmenlerinden herhangi biri bulunmayan bireylerde ise yüksek hayvansal protein alımıyla yaşam süresi arasında bir ilişki ise bulunmadı.

Araştırmada, bireylerin bitkisel protein alımının günlük toplam enerjiye katkısının yüzde 4 (yüzde 2-yüzde 6) olduğu, bitkisel protein tüketimi yüksek olan bireylerin aynı zamanda sağlıklı bir yaşam tarzını benimsediği ve dolayısıyla ölüm riskinin daha düşük olduğu tespit edildi. Hayvansal proteinden gelen enerjinin yüzde 3’ünün, bitkisel proteinlerden karşılanacak şekilde azaltılmasının tüm nedenlere bağlı ölüm riskini azaltabileceği de araştırmanın diğer sonuçlarından biri olarak öne çıktı.

Araştırmanın Sonuçları Nasıl Değerlendirilmeli?

Sigara, yetersiz fiziksel aktivite ve şişmanlık gibi etmenlerin yaşam süresinin kısalmasında rol oynadığının tespit edildiği araştırmada, yüksek bitkisel protein alımı ile yaşam süresi arasındaki pozitif ilişkinin, yetersiz aktivite gibi olumsuz yaşam tarzı etmenlerinden en az birine sahip olan bireylerde daha belirgin bulunması beklenebilir bir durum. Dolayısıyla, şişman ve sigara kullanan bireylerde, yüksek hayvansal protein tüketimi ile ölüm riski arasındaki pozitif ilişkinin daha belirgin bulunması da normal karşılanabilir. Araştırmacılar, sağlıklı bir yaşam tarzı söz konusu değilse hayvansal protein tüketiminin ve özellikle de hedef gösterilen kırmızı et ve işlenmiş et tüketiminin bitkisel kaynaklarla değiştirilmesinin ölüm riskinde zannedildiği kadar önemli bir fark yaratmayabileceğini de belirtiyor.

Otoriteler Ne Diyor?

Avrupa Gıda Güvenliği Otoritesi (EFSA), yetişkinler için güvenilir, günlük protein gereksinimini vücut ağırlığı başına 0.8 gram, bebek, çocuk ve adolesanlar için ise 0.8-1.3 gram olarak belirlemiştir.

Sağlık otoriteleri yeterli ve dengeli beslenme ve sağlığın sürdürülmesi için ihtiyaç duyulan protein alımının ne olduğunu belirtmekte, ancak bunun ne kadarının hayvansal ne kadarının bitkisel kaynaklardan sağlanması gerektiğine dair kesin bir öneride bulunmamaktadır.

Ancak bitkisel veya hayvansal kaynaklı besinlerin içerdiği protein miktarları (gram/100g besin) aynı olsa da özellikle içerdikleri elzem amino asit türleri ve miktarları farklılık göstermektedir.

[attention type=yellow]
Besinlerdeki proteinlerin, hangi elzem amino asitleri içerdiği ve içerdiği toplam elzem amino asit miktarı, proteinin vücutta kullanımını ve dolayısıyla protein kalitesini etkilemektedir.
[/attention]

Et, balık, yumurta ve süt ürünleri gibi hayvansal protein kaynaklarının içerdiği elzem aminoasitler ve vücutta kullanımı; tahıl, kurubaklagil ve yağlı tohumlar gibi bitkisel protein kaynaklarından daha yüksektir.

Baklagiller de etler gibi yüksek protein içeren bitkisel besinlerdir.

Ancak yumurta, et ve süt gibi hayvansal kaynaklı besinlerdeki proteinlerin sindirilebilirliği yüzde 91-100 iken baklagillerdeki proteinlerin sindirilebilirliği yüzde 69-90 arasında değişmektedir.

Hayvansal kaynaklı proteinlerin hem sindirilebilirliği hem de elzem amino asit içerikleri nedeniyle vücut proteinlerine dönüşebilirliği daha yüksektir.

Besin Çeşitliliği Sağlamak Önemli

Sonuç olarak yaş gruplarına göre güvenilir günlük protein gereksinimleri belirlenmiştir. Ancak bu ihtiyacın ne kadarının hayvansal ve bitkisel proteinlerden karşılanması gerektiğine yönelik kesin bir öneri mevcut değildir.

Hayvansal kaynaklı proteinlerin vücutta kullanımı ve elzem amino asit içeriği bitkisel kaynaklı besinlerden yüksektir. Ancak bitkisel kaynaklı besinler yeterli ve dengeli beslenmenin temel bileşenleri olan karbonhidrat, posa, vitamin ve minerallerin önemli bir kaynağıdır.

Hayvansal kaynaklı besinlerin bileşimindeki yağ baskın olarak doymuş yağ asitlerinden oluşmaktadır. Dolayısıyla bitkisel protein kaynaklarına ağırlık vermek, diyetin protein kalitesinin azalmasına, hayvansal protein kaynaklarına ağırlık vermekse, doymuş yağdan zengin ancak posadan sınırlı bir beslenmeye yol açabilir.

Yeterli ve dengeli beslenmede, süt ve süt ürünleri, et, tahıl, kurubaklagil, sebze –meyve grubundan yer alan tüm besinlerden tüketmek ve besin çeşitliliğini sağlamak önemlidir.

Besin çeşitliliği sağlanacak şekilde tüm besin gruplarından ihtiyaç duyulan kadar tüketildiğinde hem günlük protein gereksinimi karşılanabilir hem de hayvansal ve bitkisel protein alımı arasındaki denge korunabilir. Yeterli ve dengeli beslenme, sağlıklı bir yaşam tarzı ile desteklenirse yaşam süresi de uzayabilir.

Источник: http://www.varyanthaber.com/2018/04/btkisel-proteinler-yasam-suresini-uzatiyor-mu/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.