Büyükten Küçüğe Kadar Herkes Kaygılı !

Gereksiz Kaygıyı Yenmek ve Endişeden Kurtulmak İçin

Büyükten Küçüğe Kadar Herkes Kaygılı !

Kaygının da birçok cevherde olduğu gibi gerekli olanı gereksiz olanı vardır. Gerekli olanı önlem almayı, ihmal etmemeyi, kartlarını gelecek günlere göre ayarlamayı gerektirir.

Bu anlamda, kaygının derecesini iyi ayarlayabilenler, plancı, bol önemli ve B planı olan insanlardır genelde.

Ancak gereksiz kaygı zedelenmelerinde, ruhunu kapı aralıklarına sıkıştıranlar, bilincini zedeleyenler de yok değildir.

Gereksiz kaygılarda her zaman için bir zorlama, bir aşırıya kaçma var. Ve biz ülke olarak da dünya olarak da giderek kaygılı insanlarla çevrili olmaya başladık.

Zaten herkes günün modasından dolayı kendini paranoyak, manik – depresif ve anksiyete bozukluğu olarak niteleyen insanların sayısız az değil. Adeta hasta olmak, hasta hissetmek süper bir olguymuş, marjinal bir hadiseymiş gibi lanse ediliyor.

Bu da kim gerçek hasta, kim rol yapıyor gibi bir sorunsalı doğuruyor toplum hattında.

Şahsım adına herhalde tanıştığım son 20 insanın içinde zihinsel ya da psikolojik sorunu olmayan insan yok idi.

Herkes o kadar deli, o kadar çılgın ve o kadar farklı ki… Ay bende anksiyete bozukluğu var o nedenle ben yapamam gibi komik ve saf cümlelerle insan hasta taklidi yapıyor.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü kitabında da doktor: Psikanaliz çıktığından beri herkes biraz hasta – saptaması insanın nasıl psikolojik denklemleri ve sonuçları bile magazinel olarak sömürdüğünün güzel bir ispatı.

Öyleyse ilk başta kendimizi hasta ilan etmekten kaçınmalıyız.

Öyle tek başına izlediğimiz filmin gerçek hasta karakterinin etkilerinden sıyrılamayıp kendimizi o karakterle fazla özdeşleştirerek kendimizi hasta ilan etmemeliyiz.

Bu hem gerçek hastaların hastalıklarıyla dalga geçmek olur, hem de kendi kendimizi bilerek sakat bırakmak olur. Zira insan bir şeye kendi iç dünyasında ne kadar yoğunlaşırsa onun gerçek olma ihtimali var.

Kendi kaygılarının içine bata çıka kendisini kaygı bozukluğu hastalığına kaptıranların sayısı da az değildir hani. Öyleyse parlak fikirlere hoş geldiniz. Bu yazımızda en başta gereksiz kaygıyı ve endişeyi yenmenin tüm yollarını bir rehber halinde sunacağız sizlere.

Akabinde ise kaygı bozukluğu ve endişeyle yıpratılmış bünyelere karşı neler yapmamız gerektiğinden dem vuracağız. Parlak fikirler her zamanki gibi yanınızda.

Şimdi elinizdeki kaygı ve endişeleri yavaşça yere bırakın ve sizi huzura se edecek yazımızı an be an okumaya ve tadını çıkarmaya başlayın.

Kaygılı insanlar genelde tırnaklarını yerler. Çünkü onların kaygıyla dolu olan beyinleri kendi vücuduna doğru yöneltir kişiyi. O tırnaklar yenecektir. Arka planda ve geriye kalan olarak yenmiş tırnaklar hoş bir görüntü ve sağlıksız bir imaj çizse de kişi kendini mutlak surette durduramaz.

Çünkü bilinç kaygı ve endişe birimlerine o kadar odaklanmıştır ki geride hiçbir şeyin önemi yoktur. Kafaya takılan şeylerden sonra tırnak yemek basit ve en başta başa gelen bir dışa vurum gibidir. Bu açıdan baktığımızda insanın çoğu tiki aslında kaygı bozukluklarının bir dışa vurumudur.

Bu nedenle bunu belirti olarak kabul edip üstüne gitmek daha da artarsa bir uzmandan destek almak en mantıklısı olacaktır.

Her Alanda Kaygıyı Yenebilmek İçin Az Bilinen Taktikler adlı makalemizde şöyle dursun.

Bu yazımız bir önceki yazıya göre sadece gereksiz kaygıya ve endişeye odaklanmışken, buraya bıraktığımız yazı linki ise, her alanda kaygıyı yenebilmek adına az bilinen taktikler sunuyor size.

Aşk alanında ikili ilişkiler babında, iş yeri krizleri olarak akla çakılan kaygıları yenmek adına, kısacası her alanda kaygıyı yenmek isteyen arkadaşlarımız bu yazımızdan öğrenecekleriyle yollarına devam edebilirler.

Gereksiz Kaygıyı ve Endişeyi Yenmek İçin 

  • Bir kere kaygının üstüne gitmekte fayda var. Bu nasıl olacak? Aklınıza üşüşen, ruhunuzu kara dumanlarla kaplayan, bilincinizi zehirleyen her kaygı unsurunun sizin ürettiğiniz ve sıfırdan çıkardığınız bir göz yanılgısı olmadığından emin olmak gerek. Bunun için kaygının kaynağına inmek zorundasınız. Bu da yüzleşmeyi gerektiriyor. Ama eşit bir seviyede. Çünkü insan olarak hiçbir kaygıdan hiçbir endişeden daha güçsüz sayılmazsınız. Kendinize güç depolamayı ve kendi kendinize öğütler verip onları tutmayı ihmal etmeyin. İnsan birçok açıdan güçsüz olabilir ama sanmak ve yanılmakla ilgili olarak kafasından çıkardığı ve büsbütün kendisini yaralayacak olan endişelerden daha büyük olduğu kesindir.

Her alanda kaygının ne kadar zorlayıcı ne kadar köşeye sıkıştırmaya yönelik olduğunu söylemiştik.

İşte iş yerinde işine odaklanamayan, kendi baş ağrısı ve kaygı yekunu ile birlikte başa çıkmaya çalışan çalışan, modern bir kadın. Hani az biraz ileride ağlayan birini görürüz de ”kim bilir ne sıkıntısı var kadıncağızın” deriz. Kaygı sorunlarıyla boğuşanlar genelde dertlerini ağlayarak göstermezler.

Zira onların ki daha çok baş ağrısı, sinir bozukluğu, tahammülsüzlük ve agresiflik olarak tezahür eder. Bu kadın gibi binlercesi, milyonlarcası aklındaki envai çeşit kaygıya karşın, gelip iş yerinde rutin işlerini yapmak zorundadır. Zira kimse de gelip senin neyin var demez. İşte modern dünya kabusu!

  • Pozitif düşüncelere odaklanmakta fayda var. Beyin ile ilgili yapılan son nörolojik araştırmalar bize gösterdi ki insan kendi düşüncelerini yönetebilecek bir dizayna sahip. Yani ne düşündüğümüzü beynimiz değil biz seçebiliyoruz. Yeter ki doğru düşünme yöntemlerini bilelim ve onları kafamızın içinde uygulayacak kadar pozitif olalım. Son çağı modası depresif olmak ve karanlık düşünceler tarafından darp edilmek. Bunu biliyoruz. Ama en sonunda kendi içi içini yiyen birer kurtçuklara dönüşüyoruz. O nedenle her zaman pozitif düşünün. Gelecek günler güneşli olmasa bile şimdinin karanlığından kurtulanacaktır. İnsan yeter ki inansın!

Bazen bilgisayardan ya da arabanın müzik çalarından bir şarkı yükselmeli. ”Başın önüne eğilmesin / aldırma gönül aldırma” mısraları yükselmeli insanı hüzne ve çoşkuya se eden ezgilerle birlikte. İnsan olmak zor, çok zor hem de.

Ama her şeye rağmen dostlarımıza sarılmalı, sevdiklerimizin yanında kalmalıyız. Dünyada çözülmeyecek tek sorun ölüm. Onu da ölümden sonra anlayacağız. Sorun mu ödül mü diye! O nedenle başınız önüne eğilmesin arkadaşlar.

  • Her zaman için çözüm odaklı olun. Nice beynimize üşüşüp de tahtını kuran kaygılar, aslında birkaç dakikalık çözüm odaklı düşünme sonucu imha olacak kadar güçsüz, dayanaksız noktalardır. Biz bunlara vesvese deriz, kuruntu deriz. Ama işte zamanında önlerine geçilmezse büyür de büyürler. Sizin güçsüzlüğünüzden yüz bulurlar ve imparatorluklarını ilan ederler. O zaman yapılacak en temiz hareket en yakın kliniğe gitmek ve kendinizi modern tıbbın kollarına bırakmaktır.

Kaygı bozukluğunun son hali: Panik Atak: 

Gereksiz kaygılar ve endişeler zamanında önlem alınmazsa en son haline bürünür. Buna panik atak diyoruz. Her ne kadar Sınav filminde ‘‘panik olmayacaksın atak olacaksın” diye esprisi yapılmış olsa da hastaların kendilerine zor zamanlar ve anlar yaşatan beter bir hastalıktır panik atak.

Şu görselde görüldüğü üzere panik atak son noktadır ve artık sadece zihni değil vücudu da sarar. Kişi kasılır, titremelere başlar ve son olarak bayılır. Bu kendisine ve çevresine karşı yaptığı en büyük kötülüktür. Ama hastalık ve rahatsızlıklar kötülük nedir bilmezler. İnsanı kuşatırlar her yandan.

Источник: //parlakfikirler.org/gereksiz-kaygiyi-yenmek-ve-endiseden-kurtulmak-icin/

Kaygı Mı Öfke Mi? Öfkeli Görünen Kaygılı Çocuklar İçin Çözüm Önerileri (2)

Büyükten Küçüğe Kadar Herkes Kaygılı !

Çocuklar doğru bilgiyle inanılmaz şeyler yapabilirler. Onların anlama potansiyelini küçümsememek çok önemli. Kişisel bir şey olduğunda anlama kapasiteleri uçsuz bucaksız olabilir. Size çocukların bilmeleri gerekenleri anlatacağım, ama bunların hepsi bir kerede olmak zorunda değil. Onlara kısa ve önemsiz sohbetlerde bilgi vermek de aynı şekilde güçlü bir etki yaratır.

‘Gerçekten çok öfkelendiğin zamanlarda muhtemelen fazla kafan çok karışıyordur. Biliyorum, yanlış bir şey yapmak istemiyorsun aslında. Böyle öfkelendiğinde neler olduğunu sana açıklamam yardımcı olabilir. Öncelikle şunu bilmelisin ki herkes birçok farklı sebepten dolayı öfkelenir. Seninki de iyi bir sebeptir eminim. Çünkü beynin, seni korumak için çok çalışır o sırada.

Beyninde amigdala denen özel bir bölüm var. Bundan hepimizde var. Amigdalanın görevi seni tehler karşısında uyarmak ve güvende tutmak. Bunu, seni korumak için çalışan kendi küçük savaşçın gibi düşün.

Seninki özellikle fazla çalışıyor. Teh olabileceğini düşündüğü zaman, vücudunu bir çeşit süper kahraman yakıtıyla dolduruyor. Bunlara oksijen, hormonlar ve adrenalin diyoruz.

Amaç, tehyle baş edebilmen için seni güçlü, hızlı ve enerji dolu yapmak.

Bu, beyninin sana zarar vereceğini ya da rahatsız edeceğini düşündüğü herhangi bir şey olabilir: Yeni insanlar, yeni yerler, aşırı ses, riskli hissettiğin bir şey yapmak zorunda olman gibi. Herkesi kaygılandıran bir şeyler vardır mutlaka. Bu anlamda hepimiz aynıyız.

Beynin sana zarar verebilecek bir şeyin gerçekten varolup olmadığını umursamaz. Seni sadece güvende tutmak ister, bu yüzden ne olur ne olmaz diye seni yakıtla doldurmak ister. Bunun çok havalı bir adı bile var: “Savaş ya da kaç.” Yani teh ile savaş ya da ondan kaç. Bil bakalım beynin seni hangisi için hazırlıyor? Seni hazırladığı şey tehyle savaşmak.

Bu gerçekten çok hızlı olur. O kadar hızlı olur ki, içinde öfkeli duygular hissedene kadar ne olup bittiğinin farkına bile varamazsın. Beynin süper hızlıdır ve daha tehnin gerçek olup olmadığını düşünmeden önce seni aniden savaş ya da kaç yakıtıyla doldurur.

Bu hepimizin içinde olur, ama bazı insanlarda daha fazla olur. Özellikle buna gerek olmayan durumlarda. Beyninin dünyadaki her şeyden çok yapmak istediği şey seni korumaktır ve bunu yapmak için çok ama çok çalışır. Korunmaya ihtiyaç duymadığın zamanlarda bile.

Bilmen gereken önemli bir şey var: Seni güvende tutmak ve tehyle baş etmeye hazır olmak gibi çok önemli bir görevi olan beynindeki bu bölüm, aynı zamanda duygularla da ilgilenir.

Tehde olduğunu düşündüğünde devreye girer. Çalışmaya başladığında duyguların da devreye girer.

Bazen çok fazla çalışırlar! İşte bu yüzden kendini gözyaşlarına boğulacak gibi ya da gerçekten çok kızgın hissedebilirsin.

Tüm bunlar, kendini kaybetmene sebep olduğu için beynini suçlayabilirsin anlamına gelmiyor. Bu, sana iyi bakmak için çok çalışan gerçekten güçlü ve sağlıklı bir beynin olduğu anlamına geliyor. Beynin o sırada her şeyin patronu olmak istiyor, ama beynine hükmeden sen olduğunda, her şey yumuşacık bir şekilde akacaktır!

Beyinlerle ilgili olarak bilmen gereken bir şey daha var. Beyinler değişebilir. Oldukça şaşırtıcılardır.

Beyninin sana karşı biraz fazla korumacı olduğu anda, onu, ortada hiçbir teh yokken bu kadar fazla tepki vermemesi konusunda eğitebilirsin.

Bir teh ya da sorun olduğunda bunu bildirerek seni korumaya yine devam edecektir ve seni bununla baş etmeye hazırlama konusunda yine muhteşem olacaktır, ama bunu yapmasına gerek olmadığında o kadar fazla çalışmayacaktır.

Beyninin patronu olmak ve ona daha fazla gevşemesini öğretmek için yapabileceğin bazı şeyler var. Gerçekten bir teh olduğunda seni yakıtla doldurmaya devam edecektir yine, ama beyninin patronu sen olursan, son sözü sen söylersin. Bu şu anlama geliyor: Ortada hiçbir teh yoksa, beynini çok daha hızlı sakinleştirebileceksin. Bunu yapmanın yollarını konuşalım şimdi.’

•    Nefes al, nefes ver – muhtemelen daha önce hiç yapmadığın bir şekilde!

‘Güçlü ve derin nefesler kaygılı (ve de öfkeli!) bir beyni her zaman sakinleştirir. Ancak beynin seni güvende tutmaya çalışmakla meşgulken bu o kadar da kolay değildir.

Koruyucu savaşçı modunda olduğunda beyninin yapmak isteyeceği son şey, sakinleşmek için ara vermektir.

Çünkü seni güvende tutmak için yapması gereken bazı önemli işleri olduğunu düşünür! Önce güçlü ve derin nefeslerin neden işe yaradığını konuşalım. Ardından nefesini mükemmelleştirmenin özel yollarından bahsederiz.

Güçlü nefesler beyninin ön tarafını göreve çağırır. Bu bölgenin adı prefrontal korteks. Bu, beyninin her şeyi sakinleştiren ve her şeyin üzerinden sakin sakin geçmesini sağlayan bölümdür.

Amigdalan teh olduğunu düşündüğünde patronluk taslamaya başlar ve beyninin bu bölümüne dönüp ona ihtiyaç olmadığını söyler. İşte bu yüzden beyninin patronu olmayı öğrenmen bu kadar önemli.

Kontrol sende olduğunda, savaşma ya da kaçma konusundaki karara beyninin ön taraftaki bölümünü de dahil edebilirsin.

Bu gerçekten önemli. Beynin ön taraftaki bölümü, amigdalanı sakinleştirme konusunda harikadır. Yani seni savaşmak ve öfkeli duygular konusunda tetikleyen bölümü sakinleştirir.

Peki, beyninin ön tarafını nasıl bu işe dahil edebilirsin? Nefes alıp vererek. Nefes amigdalan için ninni gibidir. Aslında endişe edecek hiçbir şey olmadığını fark etmeni sağlar. Bu gerçekleştiğinde, amigdala sakinleşecektir ve tabii ki sen de.

Ama nefes alıp verme çalışmalarını öfkeli olmadığın zamanlarda yapmalısın. Gerçekten altüst olduğun bir anda yeni şeyler yapmayı denemek çok zordur. Hepimiz bunda zorlanırız! Güçlü nefesler alıp vermek herhangi yeni bir beceri kazanmaya benzer.

Ne kadar çok yaparsan, o kadar iyi olursun.

Bunun pratiğini yapmanın bazı eğlenceli yolları var. Ama bol bol pratik yapmalısın. Bu yüzden sabırlı ol ve her gün yapmaya devam et.

O elinde tuttuğun sıcak kakao mu?!

Elinde bir bardak sıcak kakao tutuyor gibi yap. Burnundan üç saniye boyunca nefes al, sanki bol çikolatalı ve lezzetli bir şeyi kokluyormuş gibi. Sonra onu nefes vererek soğutuyormuş gibi ağzından üç saniye boyunca nefes ver. Bunu dört ya da beş kez yapmaya devam et. Bak bakalım kendini nasıl sakin hissetmeye başlayacaksın.

Kendine bir nefes arkadaşı bul.

Karnının üzerine yumuşak bir oyuncak koy. Üç saniye nefes al, bir saniye nefesini tut ve sonra üç saniye nefesini ver. Eğer oyuncak hareket ediyorsa, derin derin karnına doğru nefes alıyorsun demektir. Tıpkı güçlü bir nefesin olması gerektiği gibi. İşte başardın!

Beynini değiştirmenden bahsettiğimizi hatırlıyor musun? Kaygı duygularının içindeyken her nefes alıp verdiğinde, beynini değiştirmeye ve onu güçlendirmeye yardımcı oluyorsun aslında. İnanılmaz bir şey başarıyorsun ve bunu ne kadar fazla yaparsan, o kadar iyi olacaksın. Unutma, bol bol pratik yapmalısın!

•    Güçlü duyguların hazır olsun

‘Öfkelenmeye başladığını hissetmeye başladığında, beynine patronun sen olduğunu söylemenin zamanı geldi demektir. İşte sana işin sırrı: Öfkelenmeden önce ne düşüneceğini önceden çalışmalısın ve bunu düşünmenin bol bol pratiğini yapmalısın.

Ne kadar çalışırsan, o kadar kolaylaşacaktır. Bir süre üzerinde çalıştıktan sonra hiçbir çaba harcamadan güçlü düşüncelerini ortaya çıkarabileceksin. Tıpkı nefes gibi bu da pratik gerektirir. Güçlü düşüncelerinin neler olabileceği üzerinde çalış.

Güçlü küçük savaşçın amigdalan ile konuşuyor gibi yap. Dinlemeye her zaman hazır olacaktır. Kafanın içinde sessiz ya da sesli alıştırma yapabilirsin. Bu sana kalmış. “Sorun yok savaşçı dostum. Hepimiz iyiyiz. Burada hiçbir şey bize zarar veremez.

” Sonra güçlü ve cesur düşüncelerin otomatikleşene kadar pratik yapmaya devam et. Mutlaka otomatikleşeceklerdir.’

•    Farkındalık

Farkındalığın ne kadar etkili olduğu üzerine yapılan çalışmalardan koca bir kütüphane kurulur desem abartmış olmam. Farkındalığın, güçlü bir beden, zihin ve ruh sağlığı kazandırma konusunda devasa bir kapasiteye sahip olduğu sayısız kez bilimsel olarak kanıtlanmıştır. Beyni, kaygı karşısında güçlendirmek de onun mucizelerinden biridir.

Kaygı, beyin gelecekte aşırı fazla zaman geçirdiğinde ortaya çıkar. Bu, beynin “Ya eğer…” sorusuna saplanıp kaldığı zamanlardır. Farkındalık beyni anda kalması konusunda güçlendirir.

Aslında çok basittir ve çocuklar bunu zaten biz yetişkinlerden çok daha güzel yaparlar. Onlar zaten farkındalığı yüksek küçük varlıklardır. Ama yine de bu becerilerini ne kadar güçlendirirlerse, o kadar güçlü olurlar.

İster kaygılı olun, ister olmayın bu başlı başına şahane bir beceridir.

Farkındalık geriye çekilmek ve düşüncelerin ve duyguların gelip gitmesini izlemektir. Yargılamadan ve sakin bir zihinle. Bunun, beynin içgüdüsel ve duygusal arka tarafı ile (savaş ya da kaç tepkisinin kalbi) prefrontal korteks (beyni sakinleşmeye çağıran bölüm) arasındaki bağı güçlendirdiği kanıtlanmıştır.

Çocuklar için farkındalık çalışmaları en çok, beş dakika ya da daha kısa sürdüğünde işe yarar. Ancak yine de istedikleri kadar devam etmelerine izin vermek gerekir. İşte çocuklarla farkındalık çalışmaları yapmanın eğlenceli yolları.

 •   Duyguları adlandırın.

Büyük duygular beynin sağ bölümünde yaşar. Bu duygulara anlam veren kelimeler ise sol tarafta. Bazen bu ikisi arasında bir kopukluk olur. Bu hepimizin içinde olabilir. Bir bağlantı kopması yaşandığında, büyük duygular vardır ama aşırı yorucu hissettirirler ve bir anlam ifade etmezler.

Bunu şöyle düşün. Beynin sol tarafı ‘olan şey şu’ diyendir. Dünyayı kelimelerle anlamaktır. Somut veri, gerçekler, somut bilgiler gibi. Beynin sağ tarafı ise ‘olanlar hakkında hissettiğim şey şu’ diyendir. Dünyayı duygularla ve içgüdülerle anlamaktır.

Eğer sadece sol beynimiz olsaydı, çok fazla detayımız olurdu (‘önce şu oldu, sonra bu oldu’), ama bu dünyaya çok daha soğuk ve ilişkisiz bir tepki vermemize sebep olurdu. Eğer sadece sağ beynimiz olsaydı, bir deneyim hakkında ne hissettiğimiz duygusuna sahip olurduk ve bolca duygu olurdu, ama daha rasyonel bir anlayış eksikliği yaşardık.

Dünyanın detayları önemli (‘olan şey şu’) ama daha büyük bir resim de (‘olanlar hakkında hissettiğim şey şu’) öyle.

Büyük bir duygunun ortasında kaldıklarında çocukları sakinleştirmenin en güçlü yolu duyguları adlandırmaktır. Çocuğunuz büyük bir öfke duygusunun tam ortasında kaldığında, gördüğünüz duyguyu adlandırın. ‘Şu an gerçekten çok kızgın olduğunu görebiliyorum.’ ‘Markette koşmana izin verilmemesi seni gerçekten çok kızdırdı, anlıyorum. Bazen hareket etmeden durmak çok zor değil mi?’

Duygularına uyan kelimeleri duymak, beyinlerinin sağ ve sol bölümleri arasındaki bağı güçlendirmeyi sağlayacaktır. Bu gerçekleştiğinde duyguları sakinleşmeye başlar. Bu, büyük ve bulanık bir duyguyu “tuzağa düşürmek” gibi hissettirecektir.

Ve kelimeleriniz sayesinde bir anlam ifade etmeye başlayacaktır. Sabırlı olun. Hemen olmayacak belki ama mutlaka bir fark yaratacaktır. Bu ayrıca çocuğunuzun duygulara yönelik kelime dağarcığını da genişletmeyi sağlayacaktır. Bu da duygusal zekalarını geliştirmenin güçlü bir parçasıdır.

Duygusal zeka büyümekte olan bütün çocuklar için çok önemlidir.

•    Ruh hallerini yükseltin.

Kendilerini sürekli öfke nöbeti geçirirken  ya da agresifleşirken bulan çocuklar, muhtemelen kötü davranışlarına çok fazla odaklanacaktır. Ruh halllerini düzeltmek için güçlü yönlerine odaklanın.

Ve son olarak…

Eğer çocuğunuz çok hızlı öfkeleniyorsa, gerçek “suçlunun” kaygı olabileceği olasılığına açık olun. Her tür kaygıyı altüst etmenin en güçlü yolu, çocuklara davranışlarının altında yatan itici gücü açıklamaktır. Bu onları güçlendirmenizi sağlar. Aynı zamanda duygularını yönetme konusunda güçlü yönlerine odaklanmayı ve ruh hallerini tam anlamıyla yükseltmeyi sağlar.

Yazının birinci bölümü için: Kaygı Mı Öfke Mi? Öfkeli Görünen Kaygılı Çocuklar… (1)

Kaynak: //www.heysigmund.com/anxiety-or-aggression-children/

Источник: //www.egitimpedia.com/ofkeli-gorunen-kaygili-cocuklara-yardim-etmenin-yollari/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.

    ×
    Рекомендуем посмотреть