Büyükten Küçüğe Kadar Herkes Kaygılı !

Kaygı Mı Öfke Mi? Öfkeli Görünen Kaygılı Çocuklar… (1)

Büyükten Küçüğe Kadar Herkes Kaygılı !

Kaygı bazen aşırı aldatıcı olabilir. Çocuklarda, daha tipik belirtileri olan çekingen davranıştan ve yapışık olma halinden uzaklaşıp kendini öfke krizleri, sinir krizleri ve agresyon olarak gösterebilir. Sanki anksiyete ile başa çıkmak yeterince zor değilmiş gibi!

Çocuklar kaygılı bir beynin etkisi altında olduklarında, davranışlarının, sınırları aşmaya çalışmakla ilgisi bile olmaz. Bunlar genellikle yanlış şeyi yapmak istemeyen harika çocuklardır, ama beyinleri yüksek seviyede bir alarm hali içindedir.

Kaygı bu şekilde onları ele geçirdiğinde eğer kafalarının içinde neler olup bittiğini görebilseydik, davranışları bize çok mantıklı gelirdi. Onları, kaygının yarattığı tüm bu kaosun içinden çekip çıkarmak isterdik.

Elbette bu, başa çıkılmaz ve zor davranışları konusunda özgür oldukları anlamına gelmez. Öfkeli davranışları anlaşılır bir şeydir ve bunu bilmelerini sağlamamız oldukça önemlidir.

Ancak bu çocuklar her zaman daha iyisini yapabilme potansiyeline sahiptir.

Çocuklar neyi neden yaptıklarına dair daha net bir anlayışa sahip olduklarında, daha iyi tepkiler geliştirme yolunda da daha başarılı olurlar. Tam bu noktada, hayatlarındaki yetişkinler önemli bir fark yaratabilir.

Ebeveynler, aile büyükleri, öğretmenler… Davranışlarını “yaramazlık” olarak görmek yerine bunların kaygıdan kaynaklandığını anlayabilen ve bu şekilde tepki verebilen herkes, bu çocukların dünyaya karşı daha sağlıklı, güçlü ve etkili tepkiler vermenin yollarını bulmalarını sağlar.

Her çocuğun içinde bunu yapmak vardır, ancak anksiyete dikkatlerini sinsice çeler ve güçlü yönlerini görmelerini engeller.

Anksiyete mi kaygı mı?

Anksiyete beynin bir bölümü (amigdala) sorun hissettiğinde oluşur.

İster gerçek olsun, ister hayali, beyin tehdit hissettiğinde vücuttaki hormonları (stres hormonu olan kortizol de dahil) ve adrenalini, vücudu güçlü, hızlı ve enerjik hale getirmek için aniden yükseltir.

Bu “savaş ya da kaç” tepkisidir ve bizi binlerce yıldır hayatta tutan şeydir. Güçlü ve sağlıklı beyinlerin çalışma şekli böyledir.

Kaygılı bir beyin, biraz fazla korumacı olan güçlü ve sağlıklı bir beyindir. Tehdit hissetmeye ve gerektiğinde “panik düğmesine” basmaya daha meyillidir. Kaygıyla ilgili en korkunç şeylerden biri, uyarı bile vermeden ve genellikle hiç ihtiyaç yokken ortaya çıkmasıdır. Bunu beklemeyen bir vücudu, “savaş ya da kaç” moduna sokar.

Kaygılı çocuklar için yeni, alışılmadık, zor ya da stresli olan her durum potansiyel bir tehdit sayılır. “Savaş ya da kaç” tepkisi, otomatik olarak ve aniden oluşur ve vücuttaki nörokimyasalları aniden yükselterek onları “savaş ya da kaç” tepkisine hazırlar.

Kaygıyla birlikte görülen her belirti – hızlanan nabız, midede rahatsızlık, terleme, kusma, kollarda ve ellerde titreme – bu nörokimyasallardaki ani yükselişten kaynaklanır. “Savaş ya da kaç” tepkisinin doğal sonu, yoğun fiziksel etkinliktir. Eğer tehdit gerçek olsaydı, hayatları için savaşır ya da kaçarlardı.

Savaşmaya ya da kaçmaya gerek olmadığında, nörokimyasalları vücuttan atmanın herhangi bir yolu yoktur ve onlar da büyüyerek anksiyetenin fiziksel belirtilerini oluştururlar. Her tür çekingen davranışa, mide rahatsızlığına, baş ağrısına, yeni ya da alışılmadık duruma dikkat edin. Bunlardan herhangi biri, kaygının işbaşında olduğunun bir kanıtı olabilir.

Oluşan sinir krizlerine ya da öfke krizlerine dikkat edin. Daha çok alışılmadık durumlarda mı yoksa çocuğunuzun duygusal kaynaklarını tüketen durumlarda mı oluşuyor gibi görünüyorlar?

Neden bazı çocuklarda anksiyete kendini öfke şeklinde gösterir?

Anksiyete genellikle çekingenlik ya da yapışık olma haliyle ilişkilendirilir ama kendini her zaman bu şekilde göstermez. Psikolojik dürtü ise aynıdır: Tehdit altındaki bir beyin. Ancak beyin kaçmak yerine savaşa girer. Ortada endişe edilecek bir durum olup olmadığı fark etmez. Beyin sorun olduğunu düşünüyorsa, bu sanki doğruymuş gibi davranır.

Kaygılı bir beyin çok korumacı bir beyindir ve hiç gerek olmasa da alarma basma konusunda daha hızlı davranacaktır. Bu; alışılmadık durumlara ya da insanlara, oyun parkındaki çatışmalara, eleştiriye, hayal kırıklığına, başarısızlık ya da utanma tehdidine yani kısacası kötü bir şey olmak üzereymiş hissini tetikleme potansiyeline sahip her şeye karşı tepki olarak ortaya çıkabilir.

“Savaş tepkisi”, beynin, potansiyel olarak zararlı hissettiren bir durumla başa çıkması için genç bir vücuda gerekli fiziksel kaynakları vermesinin “doğal” bir yoludur. O kadar hızlıdır ki, tehdidin gerçekliğini bilinçli bir şekilde ele almak için hiç zaman olmaz.

Büyümenin bir parçası olarak çocuklar kendilerini düzenli olarak, dünya ve içindeki insanlarla başa çıkmak için yöntemler öğrenmek ve uzlaşmada bulunmak zorunda oldukları alışılmadık durumların içinde bulurlar.

Onları güçlü ve sağlıklı yetişkinler olmaya doğru götüren duygusal ve sosyal becerileri böyle öğrenirler.

Ancak kaygılı bir beyin için bu, her seferinde bir sorundur! Üzerlerinde beklenti yaratan ve kendi kaynaklarını aşan her şey, kaygıyı tetikleme potansiyeline sahiptir.

Tıpkı kaçma tepkisindeki gibi (çekingenlik, yapışkanlık), savaş tepkisi de tehdit altında olduğunu düşünen bir beynin otomatik bir tepkisidir. Bu, çocuklara bunu kontrol etmeyi öğretemeyeceğimiz anlamına gelmez, kesinlikle bunu yapabilirler, ama önce ne olduğunu anlamaları gerekir.

Hayatlarındaki yetişkinler olarak, agresif ve yıkıcı bir çocuğun altında, güven ve huzur arayan kaygılı bir çocuk yattığı olasılığına açık olmamız çok önemlidir.

Eğer anksiyete iş başındaysa, agresyonu kötü bir davranış olarak ele almak, durumu her zaman alevlendirir. Diğer taraftan durumu anksiyete olarak ele almak, onlara çıkış için kendi yollarını bulmalarını sağlayacak desteği ve yöntemleri vermemizi sağlar.

Ayrıca bu, onlara hayatlarının geri kalanında “iyi” olmalarını sağlayacak hayati beceriler öğretir.

Yazının ikinci bölümünde neler var: Anksiyete odaklı agresyonla başa çıkmanın pratik yolları, çocuklar kaygıyla ilgili neler bilmeli, çözümler ve öneriler…

Yazının ikinci bölümü için: https://www.egitimpedia.com/ofkeli-gorunen-kaygili-cocuklara-yardim-etmenin-yollari/

Kaynak: http://www.heysigmund.com/anxiety-or-aggression-children/

Источник: https://www.egitimpedia.com/kaygi-mi-ofke-mi-ofkeli-gorunen-kaygili-cocuklar-1/

Gereksiz Kaygıyı Yenmek ve Endişeden Kurtulmak İçin

Büyükten Küçüğe Kadar Herkes Kaygılı !

Kaygının da birçok cevherde olduğu gibi gerekli olanı gereksiz olanı vardır. Gerekli olanı önlem almayı, ihmal etmemeyi, kartlarını gelecek günlere göre ayarlamayı gerektirir.

Bu anlamda, kaygının derecesini iyi ayarlayabilenler, plancı, bol önemli ve B planı olan insanlardır genelde.

Ancak gereksiz kaygı zedelenmelerinde, ruhunu kapı aralıklarına sıkıştıranlar, bilincini zedeleyenler de yok değildir.

Gereksiz kaygılarda her zaman için bir zorlama, bir aşırıya kaçma var. Ve biz ülke olarak da dünya olarak da giderek kaygılı insanlarla çevrili olmaya başladık.

Zaten herkes günün modasından dolayı kendini paranoyak, manik – depresif ve anksiyete bozukluğu olarak niteleyen insanların sayısız az değil. Adeta hasta olmak, hasta hissetmek süper bir olguymuş, marjinal bir hadiseymiş gibi lanse ediliyor.

Bu da kim gerçek hasta, kim rol yapıyor gibi bir sorunsalı doğuruyor toplum hattında.

Şahsım adına herhalde tanıştığım son 20 insanın içinde zihinsel ya da psikolojik sorunu olmayan insan yok idi.

Herkes o kadar deli, o kadar çılgın ve o kadar farklı ki… Ay bende anksiyete bozukluğu var o nedenle ben yapamam gibi komik ve saf cümlelerle insan hasta taklidi yapıyor.

Ahmet Hamdi Tanpınar’ın Saatleri Ayarlama Enstitüsü kitabında da doktor: Psikanaliz çıktığından beri herkes biraz hasta – saptaması insanın nasıl psikolojik denklemleri ve sonuçları bile magazinel olarak sömürdüğünün güzel bir ispatı.

Öyleyse ilk başta kendimizi hasta ilan etmekten kaçınmalıyız.

Öyle tek başına izlediğimiz filmin gerçek hasta karakterinin etkilerinden sıyrılamayıp kendimizi o karakterle fazla özdeşleştirerek kendimizi hasta ilan etmemeliyiz.

Bu hem gerçek hastaların hastalıklarıyla dalga geçmek olur, hem de kendi kendimizi bilerek sakat bırakmak olur. Zira insan bir şeye kendi iç dünyasında ne kadar yoğunlaşırsa onun gerçek olma ihtimali var.

Kendi kaygılarının içine bata çıka kendisini kaygı bozukluğu hastalığına kaptıranların sayısı da az değildir hani. Öyleyse parlak fikirlere hoş geldiniz. Bu yazımızda en başta gereksiz kaygıyı ve endişeyi yenmenin tüm yollarını bir rehber halinde sunacağız sizlere.

Akabinde ise kaygı bozukluğu ve endişeyle yıpratılmış bünyelere karşı neler yapmamız gerektiğinden dem vuracağız. Parlak fikirler her zamanki gibi yanınızda.

Şimdi elinizdeki kaygı ve endişeleri yavaşça yere bırakın ve sizi huzura se edecek yazımızı an be an okumaya ve tadını çıkarmaya başlayın.

Kaygılı insanlar genelde tırnaklarını yerler. Çünkü onların kaygıyla dolu olan beyinleri kendi vücuduna doğru yöneltir kişiyi. O tırnaklar yenecektir. Arka planda ve geriye kalan olarak yenmiş tırnaklar hoş bir görüntü ve sağlıksız bir imaj çizse de kişi kendini mutlak surette durduramaz.

Çünkü bilinç kaygı ve endişe birimlerine o kadar odaklanmıştır ki geride hiçbir şeyin önemi yoktur. Kafaya takılan şeylerden sonra tırnak yemek basit ve en başta başa gelen bir dışa vurum gibidir. Bu açıdan baktığımızda insanın çoğu tiki aslında kaygı bozukluklarının bir dışa vurumudur.

Bu nedenle bunu belirti olarak kabul edip üstüne gitmek daha da artarsa bir uzmandan destek almak en mantıklısı olacaktır.

Her Alanda Kaygıyı Yenebilmek İçin Az Bilinen Taktikler adlı makalemizde şöyle dursun.

Bu yazımız bir önceki yazıya göre sadece gereksiz kaygıya ve endişeye odaklanmışken, buraya bıraktığımız yazı linki ise, her alanda kaygıyı yenebilmek adına az bilinen taktikler sunuyor size.

Aşk alanında ikili ilişkiler babında, iş yeri krizleri olarak akla çakılan kaygıları yenmek adına, kısacası her alanda kaygıyı yenmek isteyen arkadaşlarımız bu yazımızdan öğrenecekleriyle yollarına devam edebilirler.

Gereksiz Kaygıyı ve Endişeyi Yenmek İçin 

  • Bir kere kaygının üstüne gitmekte fayda var. Bu nasıl olacak? Aklınıza üşüşen, ruhunuzu kara dumanlarla kaplayan, bilincinizi zehirleyen her kaygı unsurunun sizin ürettiğiniz ve sıfırdan çıkardığınız bir göz yanılgısı olmadığından emin olmak gerek. Bunun için kaygının kaynağına inmek zorundasınız. Bu da yüzleşmeyi gerektiriyor.

    Ama eşit bir seviyede. Çünkü insan olarak hiçbir kaygıdan hiçbir endişeden daha güçsüz sayılmazsınız. Kendinize güç depolamayı ve kendi kendinize öğütler verip onları tutmayı ihmal etmeyin.

    İnsan birçok açıdan güçsüz olabilir ama sanmak ve yanılmakla ilgili olarak kafasından çıkardığı ve büsbütün kendisini yaralayacak olan endişelerden daha büyük olduğu kesindir.

Her alanda kaygının ne kadar zorlayıcı ne kadar köşeye sıkıştırmaya yönelik olduğunu söylemiştik.

İşte iş yerinde işine odaklanamayan, kendi baş ağrısı ve kaygı yekunu ile birlikte başa çıkmaya çalışan çalışan, modern bir kadın. Hani az biraz ileride ağlayan birini görürüz de ”kim bilir ne sıkıntısı var kadıncağızın” deriz. Kaygı sorunlarıyla boğuşanlar genelde dertlerini ağlayarak göstermezler.

Zira onların ki daha çok baş ağrısı, sinir bozukluğu, tahammülsüzlük ve agresiflik olarak tezahür eder. Bu kadın gibi binlercesi, milyonlarcası aklındaki envai çeşit kaygıya karşın, gelip iş yerinde rutin işlerini yapmak zorundadır. Zira kimse de gelip senin neyin var demez. İşte modern dünya kabusu!

  • Pozitif düşüncelere odaklanmakta fayda var. Beyin ile ilgili yapılan son nörolojik araştırmalar bize gösterdi ki insan kendi düşüncelerini yönetebilecek bir dizayna sahip. Yani ne düşündüğümüzü beynimiz değil biz seçebiliyoruz. Yeter ki doğru düşünme yöntemlerini bilelim ve onları kafamızın içinde uygulayacak kadar pozitif olalım. Son çağı modası depresif olmak ve karanlık düşünceler tarafından darp edilmek. Bunu biliyoruz. Ama en sonunda kendi içi içini yiyen birer kurtçuklara dönüşüyoruz. O nedenle her zaman pozitif düşünün. Gelecek günler güneşli olmasa bile şimdinin karanlığından kurtulanacaktır. İnsan yeter ki inansın!

Bazen bilgisayardan ya da arabanın müzik çalarından bir şarkı yükselmeli. ”Başın önüne eğilmesin / aldırma gönül aldırma” mısraları yükselmeli insanı hüzne ve çoşkuya se eden ezgilerle birlikte. İnsan olmak zor, çok zor hem de.

Ama her şeye rağmen dostlarımıza sarılmalı, sevdiklerimizin yanında kalmalıyız. Dünyada çözülmeyecek tek sorun ölüm. Onu da ölümden sonra anlayacağız. Sorun mu ödül mü diye! O nedenle başınız önüne eğilmesin arkadaşlar.

  • Her zaman için çözüm odaklı olun. Nice beynimize üşüşüp de tahtını kuran kaygılar, aslında birkaç dakikalık çözüm odaklı düşünme sonucu imha olacak kadar güçsüz, dayanaksız noktalardır. Biz bunlara vesvese deriz, kuruntu deriz. Ama işte zamanında önlerine geçilmezse büyür de büyürler. Sizin güçsüzlüğünüzden yüz bulurlar ve imparatorluklarını ilan ederler. O zaman yapılacak en temiz hareket en yakın kliniğe gitmek ve kendinizi modern tıbbın kollarına bırakmaktır.

Kaygı bozukluğunun son hali: Panik Atak: 

Gereksiz kaygılar ve endişeler zamanında önlem alınmazsa en son haline bürünür. Buna panik atak diyoruz. Her ne kadar Sınav filminde ‘‘panik olmayacaksın atak olacaksın” diye esprisi yapılmış olsa da hastaların kendilerine zor zamanlar ve anlar yaşatan beter bir hastalıktır panik atak.

Şu görselde görüldüğü üzere panik atak son noktadır ve artık sadece zihni değil vücudu da sarar. Kişi kasılır, titremelere başlar ve son olarak bayılır. Bu kendisine ve çevresine karşı yaptığı en büyük kötülüktür. Ama hastalık ve rahatsızlıklar kötülük nedir bilmezler. İnsanı kuşatırlar her yandan.

Источник: https://parlakfikirler.org/gereksiz-kaygiyi-yenmek-ve-endiseden-kurtulmak-icin/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.

    ×
    Рекомендуем посмотреть