Çocuğunuz Konuşma ve Öfke Problemi Yaşıyorsa…

Çocuklarda Geç Konuşma Nedenleri ve Geç Konuşma Tedavisi

Çocuğunuz Konuşma ve Öfke Problemi Yaşıyorsa…

Çocuklar doğduğu andan başlayarak sürekli gelişim içerisindedir. Psikososyal gelişimini sürdüren çocuklarda dil gelişimi de başlamaktadır. Çocukların kendi yaşına uygun konuşma becerisine sahip olması ve gelişim açısından herhangi bir sıkıntı yaşamaması dil gelişimi açısından önemli bir yere sahiptir.

Çocukların zamanında konuşabilmesi için bazı koşulların bir arada bulunması gerekmektedir. Çocuğun sosyal ilişkilerinin normal olması ve zeka seviyesinin kendi yaşıtlarında bulunan çocuklarla aynı seviyede olması çocukların zamanında konuşabilmesi için gereken kriterler arası yer almaktadır.

Ayrıca çocukların psikososyal gelişimlerini sürdürmesi ve gelişimini normal süreçte devam ettirmesi dil gelişimi için önemlidir.

Çocukların Zamanında Konuşabilmesi İçin Fiziksel Özelliklerin Önemi Nedir?

Çocukların zamanında konulabilmesi için fiziksel özelliklerin de normal olması gerekmektedir. Çocukların dil gelişiminin normal bir şekilde gerçekleşebilmesi için sinir sisteminin normal olması gerekmektedir.

Ayrıca sinir sistemi ile dil kasları arasında bulunan ağız, dudak, damak ve diş yapısının normal olması çocuğun zamanında konuşabilmesi için önemli kriterler arasında yer almaktadır.

Sinir sistemi ve sinir sistemi ile bağlantılı ağız, diş, dil ve damakta doğuştan kaynaklanan bir problem olması halinde çocuğun konuşmasının negatif olarak etkileneceği unutulmamalıdır.

Çocukların Konuşma Süreci Nasıl Gerçekleşmektedir?

Çocukların konuşma süreci genel olarak ilk altı aylık dönemde kelimeleri yavaş yavaş heceleme ile başlamaktadır. 12. aya gelindiğinde ise kelimeler söylenmeye başlar.

çocukların geç konuşması

Gelişim sürecinin devamında ise 18. aya gelindiğinde çocuklar cümle kurmaya başlayabilirler. Ancak konuşma süreci bu şekilde ilerlemeyen çocukların konuşma ile ilgili problemleri olabileceğinden dolayı doktorlar tarafından incelenmesi gerekebilmektedir.

Çocukların geç konuşması nedeniyle ortaya çıkacak iletişim sorunu çocukların sosyal gelişimini de olumsuz yönde etkileyecektir. Ancak unutulmamalıdır ki bazı çocuklarda herhangi bir problem veya rahatsızlık olmadığı halde geç konuşmaya başlayabilmektedir. Çocukların belirli bir süre konuşmaması halinde doktora götürülmesi gerekmektedir.

Çocukların Geç Konuşma Nedenleri Nelerdir?

  • Çocukların geç konuşmasına neden olan önemli etmenlerden biri zeka sorunlarıdır. Zeka kaynaklı sorunlarda çocuklar yaşıtlarına göre geri kalmaktadır. Bu nedenle zeka sorunları yaşayan çocuklar yaşıtlarına göre geç konuşmaktadır.
  • Çocukların geç konuşma nedenlerinden bir diğeri de işitme problemidir. İşitme problemi yaşayan çocuklar dışarıdan herhangi bir ses duyamadıkları için konuşma problemi ortaya çıkmaktadır.

Çocukların konuşabilmesi için dış dünyadan herhangi bir uyarı alması ve algılaması ve benzer sesleri çıkarması gerekir.

Ancak işitme sorunu olan çocuklar dışarıdan herhangi bir uyarı alamadığı için konuşma problemi oldukça büyük bir problem haline gelmektedir.

  • Çocukların konuşmasını etkileyecek problemlerden bir diğeri de görme problemidir. İşitme problemi kadar çocukta büyük bir etki yaratmasa bile dış dünyayı tanıyamadığı ve cisimleri görüp öğrenemediği için konuşma sürecinde problemler ortaya çıkabilmektedir.
  • Çocukların geç konuşmasına sebep olan unsurlardan bir diğeri de çocukların içe kapanık bir yapıya sahip olmalarıdır. Kendi halinde olan çocuklarda geç konuşma sorunu ve çevreyle iletişim kurma sorunu ortaya çıkabilmektedir.

Çocukların kendi halinde, çekingen bir yapısının olmasının önüne geçebilmek için çocukların insanlar arasında büyütülmesi ve çevresel faktörlerden uyarı alması sağlanmalıdır. Bu şekilde çocukların konuşma süreci hızlandırılmaktadır.

  • Günümüzde teknolojinin küçük yaşlardan itibaren hayatımıza girmesi çocukların konuşma sorunlarını da beraberinde getirmiştir. Teknolojinin faydaları herkes tarafından bilinmektedir. Çocuklar üzerinde olumlu etkileri bulunmakla birlikte çocukları sürekli teknolojiye bağımlı hale getirmek doğru değildir.

Belirli sürelerde çocuklara sunulacak olan teknolojik yenilikler çocukların gelişimine katkı sağlayacaktır. Aksi halde 0-3 yaş arasında televizyon ve diğer teknolojik cihazlara bağlı hale gelen çocuklarda dış dünyadan kopma ve iletişim bozukları ortaya çıkabilmektedir.

Duygusal alışverişin ortadan kalktığı ve sosyalleşme içerisinde olmayan çocukların konuşmaları geri kalabilmektedir.

  • Çocuklarda konuşma sıkıntılarının ortaya çıkma nedenlerinden bir diğeri de evde konuşma dili bozuk kişilerin bulunması, yanlış öğrenme gibi sorunlar çocukların konuşmasını geciktirebilir.
  • Çocuklarda meydana gelen psikolojik rahatsızlıklar, merkezi sinir sisteminde ortaya çıkan rahatsızlıklar, depresyon belirtileri çocukların geç konuşmasına neden olan kriterler arasında yer almaktadır.

Çocuklarda Geç Konuşma Tedavisi

  • Çocuğun konuşma sürecini hızlandırmak için çocuğa sevgi dolu bir aile ortamı hazırlamak,
  • Çocuklarla ilgilenmek ve çocuklara sevildiğini hissetmek ile çocuklarla sürekli iletişim halinde olmak,
  • Çocukların yemeğini yedirmek, uyutmak, oyun oynamak gibi ihtiyaçlarını gidermek,
  • Çocuklarla birlikte kaliteli zaman geçirmek ve oyunlar oynamak,
  • Çocukların konuşma sürecinde onlarla sık sık konuşmak,
  • Çocuğu ihmal etmemek ve ona önemli olduğunu hissettirmek,
  • Çocukların gelişimi için beslenme şekli çok önemli bir yere sahiptir. Anne ve babalar çocukların zeka gelişimlerini arttırabilmek için sağlıklı ve çeşitli bir beslenme şekli benimsemeli,
  • Çocukların tek kalmasının önüne geçmek ve yaşıtlarıyla zaman geçirmesini sağlamak,
  • Çocukların anne babayla iletişime geçmesi halinde cevap vermek,
  • 0 ile 4 yaş arasındaki çocukların televizyon karşısında çok fazla zaman geçirmesini engellemek,
  • Çocukla iletişime geçerken kısa ve basit cümleler kurmaya özen göstermek,
  • Çocuğun kendine güveninin arttırılmasını sağlamak,
  • Çocuğun kalabalık ortamlarda bulunmasını sağlamak ve konuşmaya teşvik etmek,
  • Çocuğun gelişimi için günlük olarak çocukla resim veya kitaplar üzerine konuşmak,
  • Çocuklar konuşmaya çalıştığında onları teşvik etmek ve onun kalabalık içerisinde konuşmasını sağlayarak öz güveninin gelişmesini sağlamak,
  • Çocukların konuşma zorluğu çekmesi halinde çocuğun dikkatini dağıtarak konuşma zorluğu çektiğini ona anımsatmamak,
  • Çocuklarla konuşurken ses tonunu doğru bir şekilde ayarlamak ve yaşına uygun olarak eğitim vermek,
  • Anaokullarında parmak oyunları oynatılmaktadır. Evde parmak oyunları yardımıyla çocuklarla iletişime geçilebilir ve onları konuşturabilirsiniz.

çocuklarda geç konuşmasağlık

Источник: https://yasamloji.net/altin-ogutler-tavsiyeler/cocuklarda-gec-konusma-nedenleri-ve-gec-konusma-tedavisi.html

Duygusal ve Davranışsal Problemler

Çocuğunuz Konuşma ve Öfke Problemi Yaşıyorsa…

Öfke kötü bir duygu mudur? Çocuklarımız öfkelenince telaşlanmalı mıyız?

Toplumumuza baktığımızda ‘öfke’ duygusu kötü bir duygudur. Yetişkinler çocuklarına öfkelenmemeyi öğretmeye çalışırlar. Oysaki bu eşyanın tabiatına aykırı bir durumdur. Öfke doğuştan gelen bir duygudur; örneğin, bebekler ihtiyaçları karşılanmadığı zaman ağlayarak öfkelerini ifade ederler.

Kaldı ki yaşamımızın her alanında bu duygumuzu tetikleyecek öfke mayınları vardır. Dolayısıyla yaşamın hiçbir alanında öfkelenmeden yaşamak mümkün değildir. Öfke, sevinç, merak, üzüntü, endişe gibi diğer duygular kadar yaşanması doğal bir duygudur.

Burada önemli olan öfkelenmeden yaşamak değil, öfkelendiğimizde bu öfkeyi nasıl yönettiğimizdir. Öfke uygun bir şekilde ifade edilirse eğer, bireyin benliğini koruyan bir kalkan görevi görür. Ancak bu duygular uygun şekilde ifade edilmediğinde saldırganlık ve şiddete dönüşür.

Buradan anlıyoruz ki, tehli olan öfke duygusu değil, öfke duygusunun yol açtığı saldırganlık ve şiddettir.

Öfke Duygusunun Sebepleri?

  • Çocuğun ve Ergenin yaşadığı travmatik olaylar.
  • Çocuğun ve Ergenin duygusal ihtiyaçlarının ailesi tarafından karşılanmaması.
  • Ailede anne- babanın öfke kontrolünün olmaması, öfkeyi sağlıklı şekilde yönetme becerilerinin olmaması. Burada çocuk anne – babadan model alarak şiddeti öğreniyor.
  • Çocuğun okulda akran şiddetine maruz kalması ( akranları tarafından itilme-kakılma, dövülme, aşağılanma gibi).
  • Dağılmış aileler.
  • Ebeveynin tutarsız şekilde disiplin uygulaması. Hatta bazen hiç disiplin uygulamaması.
  • Sosyal medyanın etkisi( şiddet içeren televizyon ve bilgisayar oyunları).
  • Anne-baba veya öğretmenin çocuğu aşağılaması, dışlaması
  • Çocuğun okul başarısının düşük olması . Dolayısıyla, çocuğun kendisini yetersiz hissetmesi.
  • Ergenlik dönemi yarattığı değişimler . Ergenlik döneminde çocuk hem hormonal hem de duygusal olarak birçok değişimler yaşar. Bütün bu değişimler ergende öfke duygusu yaratır. Aynı zamanda ergen anne ve babadan koparak yeni bir kimlik oluşturma sürecine girer . Anne-baba dan ayrılabilmesi içinde öfkeye ihtiyacı vardır. Ergen sevgi ve aşk ile bu ayrılmayı gerçekleştiremez.

Öfke duygusu şiddete ve saldırganlığa dönüşmeye başlarsa, yani;

  • Çocuk veya Ergen sık sık arkadaşlarına zarar veriyorsa, Onlarla kavga ediyorsa,
  • Ev de ve okulda her şeye karşı tepkisel olup yoğun öfke gösterip saldırganca davranışlar sergiliyorsa,

Aileler dikkatli olmalılardır. Gerekirse bir uzmandan yardım almalılardır.

Karşıt Olma ve Karşıt Gelme Bozukluğu

Bazen aileler, çocuğum ‘ hiç söz dinlemiyor, ne desek hayır diyor, kurallara uymuyor’ gibi şikayetler dile getirirler. Bu çocuklar toplum tarafından ‘zor çocuk’ olarak nitelendirilirler. Ailesi, arkadaşları ve diğer insanlar ile ilişkileri iyi değildir.

Karşıt olma ve Karşıt Gelme Bozukluğunun Belirtileri:

  • Sık sık hiddetlenip, huysuzlanma
  • Sık sık büyükleri ile tartışmaya girme
  • Büyüklerinin isteklerine, kurallarına karşı gelme
  • Kendi hatalarını için başlarını suçlama
  • Başkalarını kızdıracak davranışlarda bulunma

Bu çocuklar sürekli olarak her şeye muhalefet için ve anne-babası bir şey istediğinde ‘hayır yapmayacağım’ şeklinde cevap verdikleri için aile içinde bir çatışma meydana gelir. Bu çatışma o kadar basit günlük olaylarda (giyinme, yatma,yemek yeme, banyo yapma) bile olur ki artık ailenin sabrı kalmaz.

Anne-baba da kurallarının çocuk tarafından kabul görmesi için baskıcı, katı disiplin şekilleri uygulayabilirler. Bu da aslında var olan durumu daha da yokuşa sürer. Ve en sonunda çocuklar daha da öfkeli hissederlerken, aileler de kendilerini çok daha yorgun hissederler.

Bütün bunların sonucunda ebeveyn ve çocuk arasındaki ilişki yıpranır.

Bu çocukların aynı zaman da arkadaş ilişkileri de kötüdür. Çünkü bu çocuklar kazanmaya odaklıdırlar, yenilgiyi kabul etmezler. Bundan dolayı da kazanmak için oyunun kurallarını kendi istekleri doğrultusunda değiştirirler.

Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivitesi (DEHB)olan çocukların büyük bir çoğunluğunda bu bozukluğun belirtileri gözlemlenir. Eğer çocuk da DEHB yok ise çocuk da depresyondan şüphelenilebilir.

Yalan Söyleme

Zaman zaman aileler çocuklarının çok yalan söylediklerini ve bundan çok rahatsız olduklarını dile getirirler. Bu çocuklar gerçekten yalan söylüyorlar mı? Yoksa hayal ve gerçeği ayırt edemiyorlar mı? Burada önemli olan kriter yaştır. Çocuklar 5-6 yaşlarına kadar hayal ve gerçeği ayırt edemezler.

Bu nedenle, bir masaldan ya da çizgi filmden etkilenerek kendine hayali bir hikaye uydurabilir ve bu hikayeye de inanabilir. Örneğin, izlediği çizgi filmde kahraman hayvanat bahçesine gittiyse akşam eve gelen annesine o gün hayvanat bahçesine gittiğini anlatabilir.

Çocuklar 7 yaşından sonra hayal ve gerçeği daha iyi ayırt etmeye başlar ve bu dönemden sonra söylenen yalanların altında yatan bazı nedenler olabilir. Bunları şöyle sıralayabiliriz;

  • Bazı durumlarda çocuklar kendilerini korumak amacıyla yalana başvurabilirler. Örneğin, evde annesi için önemli bir vazoyu kıran çocuk, annesinin tepkisinden korktuğu için kardeşinin kırdığını söyleyebilir.
  • Bazen çocuklar yalan söylemeyi model alarak öğrenirler. Anne-baba ya da kayın bir yetişkin yalan söyleyerek bazı durumlardan olumlu sonuçlar elde ediyorsa ve çocuk da buna tanık oluyorsa, bu yola başvurabilir. Örneğin, telefonda arkadaşıyla görüşmek istemeyen bir annenin arkadaşına o gün işe gitmeyeceği halde işe gideceğim demesi gibi.
  • Takdir ve onay almak için çocuklar yalana başvurabilirler. Örneğin sınavdan 100 almadığı halde almış gibi söyleyebilir.
  • Başkalarının kendisine hayran olması için yalan söyleyebilirler. Örneğin, arkadaşlarının kendisine hayran olması için kendisinde olmayan bir oyuncağın kendisinde var olduğunu söyleyebilir.
  • Hata yaptıklarında doğruyu söyleyen çocuklar aileleri tarafından sert bir tepki görüyorlarsa, eleştiriliyorlarsa bu çocuklar yalana başvurabilirler.

Bütün bunların dışında davranım bozukluğu olan ‘patolojik yalan’ vardır. Bu çocuklar kolayca, her hangi bir pişmanlık duymadan kendi çıkarları doğrultusunda yalan söylerler.

Hatta bazen bir konuda çıkarları söz konusu olmasa bile yalan söylerler. Ve her türlü yalan söylemekten ze alılar. Patolojik yalan söyleyen çocukların yaşlarına göre yeterli ahlaki ve duygusal gelişimi oluşmamıştır.

Bu çocuklar çevrelerine ve olaylara karşı ilgisizdirler.

Çalma

Başkalarının eşyalarını izinsiz olarak almak olan çalma eylemini çocuklar zaman zaman yaparlar.

İki yaş civarında henüz mülkiyet kavramı gelişmediği ve çocuklar ben merkezci olduğu için başkalarına ait olan eşyaları kendilerine ait olduğunu düşünerek alırlar.

3-4 yaş civarında ise çocuk artık izinsiz başkasının eşyasını almaması gerektiğini bilir ancak yine de üst benlik tam olarak oluşmadığı için kendisine engel olamaz ve alırlar. 5-8 yaşlarında ise çocuk hoşuna giden bir şey olduğunda gizlice alır.

Çocuğun eğer sosyal ilişkilerinde sıkıntısı varsa, ailesi çocuğu duygusal yönden yeterince beslemiyorsa ve çocukta özgüven güven problemi varsa çocuk çalma davranışına başvurabilir.

Bunların dışında, davranım bozukluğuna sahip olan çocukların ve ergenlerin gerçekleştirdikleri çalma davranışı vardır ki, bu çocuklar yaptıkları bu davranıştan suçluluk duymazlar. Bu da bu çocukların bu davranışı kolayca yapmalarına neden olur.

Gece Altını Islatma (Enürezis)

Çocuğun mesanesini kontrol etmeyi öğrendiği 4-5 yaşlarından sonra istem dışı olarak yatağına kaçırmasına ‘enüresis’ denir. Gece altını ıslatan çocukların bazılarında gündüz de altını ıslatma problemi bulunabilir. Alt ıslatma problemi birincil ve ikincil olmak üzere ikiye ayrılır.

Birincil alt ıslatma problemi: Eğer bu problem çocuğun doğumundan itibaren var ise buna birincil alt ıslatma problemi denir.

İkincil alt ıslatma problemi: Çocuk gece ve gündüz olmak üzere tuvalet alışkanlığını kazandıktan sonra ortaya çıkarsa buna da ikincil alt ıslatma problemi denir.

İkincil alt ıslatma problemleri daha çok çocuğun yaşadığı psikolojik problemlere bağlıdır. Örneğin, stres, travma, okul başarısızlığı, kardeş doğumu, aile içi problemler, anne-baba ayrılığı gibi…

Enüresiz sıklığı ergenlik dönemine doğru azalır ancak %1-2’sinde hala devam eder. Erkek çocuklarda kızlara oranla daha çok görülür.

Enüresiz problemi olan çocukların idrar yolları gerek işlev gerekse de şekil bakımından normaldir. Ancak bu çocuklarda altını ıslatmayan çocuklara göre daha çok idrar yolları iltihabına rastlanır.

Psikolojik problemlerin soruna neden olmasının dışında yapılan araştırmalar bazı vakalar için sorunun genetik geçişli olabileceğini de göstermektedir. Gece altını ıslatan çocukların % 70’inin birinci derece akrabalarında aynı sorunu olan bireylere rastlanılmaktadır.

Bu çocukların önemli bir bölümünde uykunun derin olduğu gözlenmiştir. Derin uykuda olan çocuğun idrar torbası gevşektir ya da idrar torbasından gelen uyaranlar çocuğun uyanmasını sağlamaktadır.

Alt ıslatma problemi tedavi edilmese de ergenlik döneminde kendiliğinden düzelebilmektedir. Ancak bu döneme kadar çocuğun altını ıslatıyor olması çocukta utanç duygusu yaratabilir, çocuk da güven problemine neden olabilir. Bu nedenle problemin geçmesini zamana bırakmak yerine gerekli yardım alınmalıdır. 5 yaşından sonra gece ıslatması olan çocuklar mutlaka tedavi edilmelidir.

Dışkı Kaçırma (Enkoprezis)

Çocuğun dışkısını tutma ve bırakma becerisi geliştiği halde istemli ya da istemsiz şekilde dışkısını uygunsuz yerlere bırakmasına dışkı kaçırma (enkopresiz) denir. Araştırmalar göstermiştir ki, çocukların büyük kısmının 2.5-3 yaşlarında dışkılarını kontrol edebilme becerileri gelişmiştir.

4-5 yaşlarında ise bütün sağlıklı çocukların ( örneğin, çocuğun kalın bağırsak hastalığı olabilir) dışkısını tutması beklenir. Bazı çocuklar bebeklikten itibaren bu kontrolü hiç sağlayamazlarken bazıları ise tuvalet eğitimi tamamladıktan en az bir yıl sonra tekrar dışkı kaçırmaya başlayabilir.

Dışkı kaçıran çocuklar genelde yoğun utanç duygusu hissederler ve bazıları durumu inkar eder ve kıyafetlerini değiştirmek istemezler. Bazıları kıyafetlerini saklarlar. Bazıları ise bunların tam tersi dışkıları ile oynar ve onu evin değişik yerlerine sürerler.

Dışkı kaçırmanın nedenleri:

2’ ye ayırabiliriz. Bedensel nedenler ve ruhsal nedenler olmak üzere

Bedensel nedenler: Bu çocukların kalın bağırsak işlevlerinde bozukluk vardır. Bu nedenle sık sık kabız olurlar. Kabızlık sonucunda da dışkı kontrolleri bozulur.

Ruhsal nedenler: Tuvalet eğitiminin erken yaşta başlaması ve eğitimin ceza içeren otoriter bir tarzda uygulanması çocuğun dışkısını bırakmamasına neden olabilir.

Burada çocuk annenin otoriter, baskıscı tavrına karşı dışkısını tutarak tepki göstermektedir.

Bunların dışında yeni bir kardeşin doğumu, anneden uzak kalma, ağır bir hastalık geçirme, ailede bir krizin yaşanması, kayıp gibi olaylar sonucunda çocuk dışkı kaçırma eyleminde bulunabilir.

4-5 yaşlarından sonra dışkı kaçırma çocuk için oldukça zedeleyici bir durumdur. Çevresi, annesi-babası tarafından eleştirilen çocuğun zamanla sosyal ilişkileri bozulur, işler daha da kötüye gider.

Bu da tedaviyi daha da zorlaştırır.

Bu nedenle anne-babaların bu durumun her şeyden önce çocuğun ruh dünyasında var olan sorunlarının dışa yansıması olduğunu kabul etmeleri ve sorunu çözmek için mutlaka bir uzmana başvurmaları gerekmektedir.

Çocukluk Çağı Depresyonu

Çocukluk çağı depresyonu ile ilgili detaylı bilgi için tıklayın.

Источник: https://www.linadanismanlik.com/duygusal-ve-davranissal-problemler.html

Çocuğunuz Konuşma Ve Öfke Problemi Yaşıyorsa…

Çocuğunuz Konuşma ve Öfke Problemi Yaşıyorsa…

Çocuklarda büyüme ve gelişme geriliğine yol açabilen işitme bozukluklarının erken dönemde tedavi edilmesi gerekiyor. Memorial Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Bölümünden Doç. Dr. Mustafa Cem Özbek, çocuklarda işitme kaybı ve tedavisi ile ilgili bilgi verdi.

Kulakta sıvı birikmesine dikkat!

Çocukluk çağında sıklıkla işitme kaybına neden olan pek çok neden bulunmaktadır.

Kulakta sıvı birikmesi, çocukluk çağında geçirilen enfeksiyonlar, anne hamileyken geçirilen kızamıkçık, toksoplazma, herpes gibi enfeksiyonlar veya doğumdan sonra geçirilen kabakulak menenjit, su çiçeği gibi hastalıklar çocuklarda işitme kaybı yapan nedenler arasındadır.

Akraba evlilikleri de genetik geçişli işitme kayıplarının sık ortaya çıkmasının önemli bir nedenidir. En çok görülen neden ise kulakta sıvı birikmesidir. Geçirilen orta kulak enfeksiyonları sonucunda, orta kulakta efüzyon denilen sıvı oluşur.

Kulakta sıvının uzun süre kalması zaman içinde zarda incelmeye neden olur. İncelen zar orta kulaktaki kemikçiklere yapışarak onları aşındırması hayatın ilerleyen döneminde kalıcı işitme kayıplarına neden olabilir.

Erken teşhis ile tüp tedavisi işitme kaybını önlüyor

Erken teşhis ile kulak zarına uygulanacak tüp takılması sorunu büyümeden kolaylıkla çözmektedir. Kulak zarına konulan tüp, orta kulak ile dış ortam arasındaki basıncın dengelenmesini sağlar ve geçici bir süreliğine görevini yeterli yapamayan östaki borusunun işlevini görür.

Kulaktaki negatif basınç ortadan kalkınca orta kulaktaki enfeksiyon düzelir, hücreler normal işlevini yapmaya başlar.

Konulan tüp zaman içinde kulak zarından kendisi çıkmakta ve bu süre zarfında da orta kulaktaki sorun büyük oranda tedavi olmakta çocuk normal işitmesine ve sağlam kulak zarına sahip olmaktadır.

İşitme kaybı lisan öğrenmeyi ve konuşmayı da engelliyor

İşitme kaybı, konuşma-lisan gelişimini etkileyen en önemli faktördür. İletişimin sağlanmasının en önemli aracı olan konuşmanın öğrenilebilmesi için, çocukluk çağındaki işitmenin yeterli olması gerekmektedir.

Hayatın ilk iki yılı lisan gelişimi açısından en önemli zaman dilimidir. Bu sürede işitme kaybı olup da saptanamayan çocukların dil gelişiminde, yeterli ilerleme sağlanması çok güç olur.

Çocukluk döneminde meydana gelen işitme kayıpları ne kadar erken meydana gelirse, lisan ve dolayısıyla da çocuğun konuşma gelişimini o kadar olumsuz etkiler.

Bu nedenle çocukluk döneminde var olan veya sonradan ortaya çıkan işitme kayıpları erken teşhis edilmeli ve gereken tedavi veya rehabilitasyon programlarına da mümkün olduğunca erken başlanılmalıdır. Doktor aile, öğretmenler ortak hareket ederek çocuğa yardımcı olmalıdır.

Konuşamamak çocuğun geride kalmasına neden oluyor

Lisanı henüz daha yeni öğrenme aşamasında olan çocuklardaki yüzde 30’luk bir işitme kaybı dahi konuşulan kelimelerin %25- 40’ını anlamamalarına neden olur. Yüzde 40’lık kaybı olan bir çocuk konuşmaların neredeyse yarısını anlayamaz.

Konuşmayı öğrenmiş bir erişkin tam duyamasa bile sözcükler arasındaki boşlukları beyinde çözümleyip aralarını doldurabilir, ancak iyi duyamayan çocuk, dil gelişimi henüz yeterli olmadığı için bunu yapamaz.

İşitme kayıplı geçirilen süre uzadıkça, lisan gelişiminde gecikme ortaya çıkar, kelime sayısı yeterli gelişemez, çocuk daha içine kapanık ve çevresinden uzak durma eğiliminde olur. Konuşma, kendini ifade edebilmenin de bir aracı olduğu için bazı çocuklar konuşarak sıkıntılarını anlatamadıkları için agresif olabilirler.

Çocuk önce sosyal olarak evde veya yuvada, daha sonra da okulda akademik olarak arkadaşlarının gerisinde kalır. Oysaki artık günümüzde işitme kayıplarının birçoğu önlenebilmekte veya erken tanı ile tedavi edilebilmektedir.

Sonradan da ortaya çıkabiliyor

Önemli olan başka bir nokta da; doğumdaki taramadan sonra ortaya çıkabilecek hastalıkların neden olabileceği işitme kayıplarıdır.

Örneğin yenidoğan sarılığı geçiren, 1500 gramdan az düşük doğum ağırlığı ile doğan, iç kulağa zarar verebilecek bazı antibiyotiklerin kullanıldığı, kafa travmasına maruz kalan, ailelerinde kalıtsal işitme kaybı olan veya menenjit, kabakulak gibi hastalıkları geçiren çocuklar, işitme taramasını geçseler dahi tetkikleri tekrar yapılarak yakın izlemde tutulmalıdırlar. Benzer şekilde kulak kepçesinde ve çevresinde anormallik tespit edilen çocukların da işitmeleri yakından takip edilmelidirler.

Tarama testleriyle erken teşhis edilebiliyor

Günümüzde yapılan çalışmalar neticesinde artık doğan her çocuğa otoakustik emisyon dediğimiz tarama testi yapılmaktadır. Bu çok önemli bir gelişmedir. Tarama testleri sayesinde işitme kaybı olan çocuklar erken teşhis edilebilmektedir.

Eğer çocuk tarama testinden geçemediyse test belli bir süre sonra tekrarlanmakta, yine geçemediyse daha detaylı bir tetkik olan beyin sapı sinyallerinden işitmeyi ölçen ABR dediğimiz tetkik yapılmaktadır.

İşitme kaybı tespit edilen çocuklarda, işitme kaybı seviyesine göre ya erkenden işitme cihazı verilmekte veya da işitme tama yakın yoksa koklear implant ( biyonik kulak) ameliyatları yapılarak tedavi uygulanmaktadır. Bu uygulamaların mümkünse ilk 2 yıl içinde yapılması çocuğun ilerleyen yıllarda normal dil gelişimine ulaşmasını sağlaması bakımından çok önemlidir.

İlk iki yıldan sonra yapılan ameliyatlarda aynı başarıyı sağlamak ne yazık ki mümkün olmamaktadır. Elbette ki, sadece ameliyat veya cihaz verilerek sorun çözümlenmemektedir. Bu hasta grubunun yakın takip edilmesi ve eğitim programlarına alınarak rehabilitasyonlarının sağlanması da gerekmektedir.

Источник: https://www.marasanahaber.com/cocugunuz-konusma-ve-ofke-problemi-yasiyorsa/3398/

Çocuğunuz Konuşma Ve Öfke Problemi Yaşıyorsa..

Çocuğunuz Konuşma ve Öfke Problemi Yaşıyorsa…

 Çocuklarda gizli kalan işitme kayıpları dil gelişiminin olumsuz etkilenmesine, okul başarısızlığına ve anlamlandırılamayan öfke nöbetlerine neden olabiliyor.

Konuşmayı yaşıtları gibi öğrenemeyen ve doğru sözcükleri bulmayan çocuklar kendini toplumdan soyutlayarak yalnızlaşabiliyor. Çocuklarda büyüme ve gelişme geriliğine yol açabilen işitme bozukluklarının erken dönemde tedavi edilmesi gerekiyor.

Memorial Ankara Hastanesi Kulak Burun Boğaz Hastalıkları Bölümünden Doç. Dr. Mustafa Cem Özbek, çocuklarda işitme kaybı ve tedavisi ile ilgili bilgi verdi.

Kulakta sıvı birikmesine dikkat!

Çocukluk çağında sıklıkla işitme kaybına neden olan pek çok neden bulunmaktadır.

Kulakta sıvı birikmesi, çocukluk çağında geçirilen enfeksiyonlar, anne hamileyken geçirilen kızamıkçık, toksoplazma, herpes gibi enfeksiyonlar veya doğumdan sonra geçirilen kabakulak menenjit, su çiçeği gibi hastalıklar çocuklarda işitme kaybı yapan nedenler arasındadır.

Akraba evlilikleri de genetik geçişli işitme kayıplarının sık ortaya çıkmasının önemli bir nedenidir. En çok görülen neden ise kulakta sıvı birikmesidir. Geçirilen orta kulak enfeksiyonları sonucunda, orta kulakta efüzyon denilen sıvı oluşur.

Kulakta sıvının uzun süre kalması zaman içinde zarda incelmeye neden olur. İncelen zar orta kulaktaki kemikçiklere yapışarak onları aşındırması hayatın ilerleyen döneminde kalıcı işitme kayıplarına neden olabilir.

Erken teşhis ile tüp tedavisi işitme kaybını önlüyor

Erken teşhis ile kulak zarına uygulanacak tüp takılması sorunu büyümeden kolaylıkla çözmektedir. Kulak zarına konulan tüp, orta kulak ile dış ortam arasındaki basıncın dengelenmesini sağlar ve geçici bir süreliğine görevini yeterli yapamayan östaki borusunun işlevini görür.

Kulaktaki negatif basınç ortadan kalkınca orta kulaktaki enfeksiyon düzelir, hücreler normal işlevini yapmaya başlar.

Konulan tüp zaman içinde kulak zarından kendisi çıkmakta ve bu süre zarfında da orta kulaktaki sorun büyük oranda tedavi olmakta çocuk normal işitmesine ve sağlam kulak zarına sahip olmaktadır.

İşitme kaybı lisan öğrenmeyi ve konuşmayı da engelliyor

İşitme kaybı, konuşma-lisan gelişimini etkileyen en önemli faktördür. İletişimin sağlanmasının en önemli aracı olan konuşmanın öğrenilebilmesi için, çocukluk çağındaki işitmenin yeterli olması gerekmektedir.

Hayatın ilk iki yılı lisan gelişimi açısından en önemli zaman dilimidir. Bu sürede işitme kaybı olup da saptanamayan çocukların dil gelişiminde, yeterli ilerleme sağlanması çok güç olur.

Çocukluk döneminde meydana gelen işitme kayıpları ne kadar erken meydana gelirse, lisan ve dolayısıyla da çocuğun konuşma gelişimini o kadar olumsuz etkiler.

Bu nedenle çocukluk döneminde var olan veya sonradan ortaya çıkan işitme kayıpları erken teşhis edilmeli ve gereken tedavi veya rehabilitasyon programlarına da mümkün olduğunca erken başlanılmalıdır. Doktor aile, öğretmenler ortak hareket ederek çocuğa yardımcı olmalıdır.

Konuşamamak çocuğun geride kalmasına neden oluyor

Lisanı henüz daha yeni öğrenme aşamasında olan çocuklardaki yüzde 30’luk bir işitme kaybı dahi konuşulan kelimelerin %25- 40’ını anlamamalarına neden olur. Yüzde 40’lık kaybı olan bir çocuk konuşmaların neredeyse yarısını anlayamaz.

Konuşmayı öğrenmiş bir erişkin tam duyamasa bile sözcükler arasındaki boşlukları beyinde çözümleyip aralarını doldurabilir, ancak iyi duyamayan çocuk, dil gelişimi henüz yeterli olmadığı için bunu yapamaz.

İşitme kayıplı geçirilen süre uzadıkça, lisan gelişiminde gecikme ortaya çıkar, kelime sayısı yeterli gelişemez, çocuk daha içine kapanık ve çevresinden uzak durma eğiliminde olur. Konuşma, kendini ifade edebilmenin de bir aracı olduğu için bazı çocuklar konuşarak sıkıntılarını anlatamadıkları için agresif olabilirler.

Çocuk önce sosyal olarak evde veya yuvada, daha sonra da okulda akademik olarak arkadaşlarının gerisinde kalır. Oysaki artık günümüzde işitme kayıplarının birçoğu önlenebilmekte veya erken tanı ile tedavi edilebilmektedir.

Sonradan da ortaya çıkabiliyor

Önemli olan başka bir nokta da; doğumdaki taramadan sonra ortaya çıkabilecek hastalıkların neden olabileceği işitme kayıplarıdır.

Örneğin yenidoğan sarılığı geçiren, 1500 gramdan az düşük doğum ağırlığı ile doğan, iç kulağa zarar verebilecek bazı antibiyotiklerin kullanıldığı, kafa travmasına maruz kalan, ailelerinde kalıtsal işitme kaybı olan veya menenjit, kabakulak gibi hastalıkları geçiren çocuklar, işitme taramasını geçseler dahi tetkikleri tekrar yapılarak yakın izlemde tutulmalıdırlar.  Benzer şekilde kulak kepçesinde ve çevresinde anormallik tespit edilen çocukların da işitmeleri yakından takip edilmelidirler.

Tarama testleriyle erken teşhis edilebiliyor

Günümüzde yapılan çalışmalar neticesinde artık doğan her çocuğa otoakustik emisyon dediğimiz tarama testi yapılmaktadır. Bu çok önemli bir gelişmedir. Tarama testleri sayesinde işitme kaybı olan çocuklar erken teşhis edilebilmektedir.

Eğer çocuk tarama testinden geçemediyse test belli bir süre sonra tekrarlanmakta, yine geçemediyse daha detaylı bir tetkik olan beyin sapı sinyallerinden işitmeyi ölçen ABR dediğimiz tetkik yapılmaktadır.

İşitme kaybı tespit edilen çocuklarda, işitme kaybı seviyesine göre ya erkenden işitme cihazı verilmekte veya da işitme tama yakın yoksa koklear implant ( biyonik kulak) ameliyatları yapılarak tedavi uygulanmaktadır. Bu uygulamaların mümkünse ilk 2 yıl içinde yapılması çocuğun ilerleyen yıllarda normal dil gelişimine ulaşmasını sağlaması bakımından çok önemlidir.

İlk iki yıldan sonra yapılan ameliyatlarda aynı başarıyı sağlamak ne yazık ki mümkün olmamaktadır. Elbette ki, sadece ameliyat veya cihaz verilerek sorun çözümlenmemektedir. Bu hasta grubunun yakın takip edilmesi ve eğitim programlarına alınarak rehabilitasyonlarının sağlanması da gerekmektedir.  

Güncellenme Tarihi: 22 Ocak 2018Yayınlanma Tarihi: 22 Ocak 2018

Benzer Sağlık Rehberleri

Источник: https://www.memorial.com.tr/saglik-rehberleri/cocugunuz-konusma-ve-ofke-problemi-yasiyorsa/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.

    ×
    Рекомендуем посмотреть