Çocuğunuzun iştahsızlığı hemen karalar bağlatmasın

içerik

Çocuklarda iştahsızlık Nedenleri ve Tedavisi

Çocuğunuzun iştahsızlığı hemen karalar bağlatmasın

İlk olarak iştah kavramını tanımlayacak olursak iştah, bir besinin isteyerek ve keyif alarak yenilmesidir. İştahsızlık ise bu yeme isteğindeki azalmaya verilen addır.

Bu duruma özellikle çocukluk döneminde oldukça sık rastlanmaktadır.

Az sonra okuyacağınız yazıda çocuklarda  iştahsızlık nedenleri ve bu durumu önlemek için neler yapabileceğimize dair önerilere değinip iştahsız çocuğa yaklaşım konusunda bilgiler vereceğiz

Çocuklarda İştahsızlık Nedenleri

Çocuklarda görülen iştahsızlığın birçok sebebi olabilir. Çocuğun yaşadığı fizyolojik ve psikolojik sağlık sorunları, ailenin çocuğa uyguladığı yanlış beslenme uygulamaları gibi  etmenler iştahsızlığın sebepleri arasında yer alır.

Bunlara ek olarak çocuğun her yemeği beğenmemesi, ailede yaşanan huzursuzluklar, gittiği okul/kreş ortamlarından duyduğu memnuniyetsizlik, ailenin yemek konusunda gösterdiği ısrarcı tutum da iştahsızlık sorununu tetikleyen diğer faktörlerdendir.

Çocukluk çağında iştahsızlık ve yeme sorunlarıyla doktora başvuran çocukların oranı %20-35 dolaylarındadır. Buna ek olarak büyüme geriliği görülen çocuklarda bu oran %33-90’a kadar çıkmaktadır.

Fizyolojik rahatsızlıklar iştahsızlık üzerinde en az psikolojik sorunlar kadar etkilidir.

Demir eksikliği anemisi, bağırsak parazitleri, ateşli enfeksiyon hastalıkları, diş çıkarma gibi durumlar da çocuklarda görülen çocuklarda iştahsızlığın sebepleri arasında yer alabilir.

Wright ve arkadaşları 455 çocuğun üzerinde yaptığı bir çalışmada incelediği çocukların %20’sinde yeme problemi olduğunu saptamıştır. Bununla birlikte üzerinde çalışma yapılan çocukların aileleri bu çocukların %42’sini seçici, %39’unu ise az yiyen şeklinde tanımlamıştır.

Çocuklarda iştahsızlık nedenleri arasında ailevi sebepler de yer alabilir. Yapılan bir çalışmada 142 aile üzerinde değerlendirme yapılmış ve bu ailelerin 5 yaşındaki çocukları değerlendirilmiştir.

Bu çocukların %85’i yemek yerken ailesi tarafından daha fazla yemeleri için zorlandığı, %83’ünün ise bu nedenle normalden daha fazla besin tükettikleri belirtilmiştir. Ekonomik düzeyi iyi olan ailelerin çocuklarını beslenmeye teşvik ederken anlatma ve ödül verme gibi yöntemler kullandığı da görülmüştür.

Bu çalışmada ebeveynlerin çocuklarla birlikte oturma oranının %78, yemek yerken televizyon izleme oranının %20 olduğu ifade edilmiştir.

Tüm bunları göz önüne aldığımızda çocuklarda iştahsızlık görülmesinin birden fazla sebebi olabilir. Bu sebepler çocuktan kaynaklandığı gibi aile ve çevre kaynaklı da olabilmektedir.

Nasıl Yaklaşılmalı

Bir çok ebevynin ortak sorusu olan çocuğun iştahını açmak için ne yapmalı sorusu çocuğun sağlıklı büyüme ve gelişimi için son derece önemli bir etkiye sahiptir.

 Çocuklarda iştahsızlık ve yeme problemi görüldüğünde ilk basamak sorunun nedenini saptamak olmalıdır. Eğer çocuk enfeksiyon, bağırsak paraziti gibi sağlık problemlerinden dolayı iştahsızlık çekiyorsa önce bu sorunun ortadan kaldırılması gerekir.

Çocuğa gerekli tedavi uygulandıktan sonra iştah takibi yapılmalı ve bu süreçte yiyecekler çocuğun ilgisini çekecek şekilde sunuma hazırlanmalıdır

Eğer sorun anne-baba boşanması, yeni bir kardeşin olması, aile bireylerinden birinin kaybı gibi psikolojik bir sebepten kaynaklanıyorsa bir psikolog/pedagogtan yardım alınmalıdır. Çocuklarda iştahsızlık nedenleri sık olmamakla beraber psikolojik kaynaklı olabilmektedir.

Çocuk iştahsızlıkla ilgili belirtiler gösterdiğinde bunun psikolojik mi yoksa fizyolojik mi olduğunun ayrım iyi yapılmalıdır.

İştahsız çocuk yemek yerken tabağıyla uzun süre oynuyor, ağzına aldığı lokmayı olması gerekenden geç yutuyor ise bu fizyolojik bir çok problemden kaynaklanıyor olabilir.

 Bir önceki paragrafta da belirttiğimiz gibi çocuklarda iştahsızlık probleminde ilk adım sorunun kaynağını belirlemektir. Bu aşamadan sonra iştahsızlık tedavisi aranmaya başlanabilir. tedavi konusunda bir sağlık profesyonelinden destek almak çok önemlidir.

En sık yapılan Hatalar

İştahsızlık sorunu olan çocuğu azarlamak, baskıcı bir tutumla yemek yemesi için ısrar etmek yanlış bir yöntemdir. Bununla birlikte çocuğun yemek yemediği için cezalandırılması da yapılan bir başka yanlıştır. Bu gibi tutumlarda çocuklarda iştahsızlık düzeyini arttıracaktır.

Aileler çocuğun ne yediğini iyi gözlemlenmelidir. Birçok aile çocuğu yeterli beslendiği halde az yeme problemi çektiğini iddia edebilmektedir.

Bu durumda ailenin çocuğun yaşına göre olması gereken yaş ve kilo aralığının iyi bilmesi ve buna göre kıyaslama yapması gerekmektedir.

Yani eğer çocuk olması gereken kilonun altında ise bu durumda bir çocuk hekimine, diyetisyene veya bir pedagoga danışılması en uygun seçenektir.

Çocuğun ilk olarak aile bireylerini kendine rol model aldığı unutulmamalı ve beslenme konusunda da bu husus akıldan çıkarılmamalıdır.

Beslenme sonradan öğrenilen bir davranıştır ve eğer anne veya baba yeme konusunda seçici ise çocuk da bu özelliği örnek alarak tadını hiç bilmediği besinlere karşı mesafeli davranabilmektedir.

Ya da aile bireylerinden herhangi biri sıklıkla fast food veya ambalajlı ürün tüketiyorsa çocuk da bu besinlere karşı olması gerekenden fazla ilgi gösterebilmektedir. Bu yüzden çocukla birlikte beslenirken sağlıklı besinlere karşı seçici davranılmamalıdır.

Çocuklarda iştahsızlığı önlemek için öneriler

Çocuklarda iştahsızlık probleminde ailelerin yapılabilecek ve iştahsızlığın temel tedavi önerilerini şu şekilde maddeleyebiliriz.

  • Öncelikle çocuğa beslenmenin gerçekten önemli olduğunu, eğer yeteri kadar beslenmezse karşılaşabileceği sorunları onun yaşına uygun bir şekilde anlatmaya çalışın. Örneğin bunu kısa hikayeler, masallar anlatarak yapabilirsiniz.
  • Çocuğun hangi besini ne kadar yiyeceği konusunda fazla ısrarcı olmak aşırı kilo alımına ya da tam tersi düşük kiloya sebep olabilir bu yüzden çocuğunuza yemek konusunda aşırı baskıcı bir tutum benimsemeyin.
  • Çocuğunuzun besleneceği saatleri iyi seçmeye çalışın. Örneğin yeni uyandığı ya da uyku saatlerinin yaklaştığı vakitlerde çocuk huysuz ve yeme konusunda isteksiz olabilir. Ona keyifli ve sizinle iletişimi yüksek olduğu saatlerde yemek yedirmeye çalışın. Çoçukların iştahını açan yiyecekler i tercih edin.
  • Öğün aralarında içireceğiniz süt, meyve suyu gibi sıvı gıdalar doygunluk hissi vereceğinden bu gibi besinleri ana öğüne yakın vakitlerde vermemeye özen gösterin aksi takdirde çocuk doygunluk hissedecek ve yemeğini yemek istemeyecektir.
  • Öğünlerde yedirdiğiniz yiyecekleri karıştırmamaya özen gösterin. Böyle bir uygulamaya giderseniz iştahsız çocuk tabakta gördüğü karışık görüntüden hoşlanmayıp hazırladığınız yemeği yemek istemeyecektir, damak zei yeterince iyi gelişmeyecektir.
  • Ana ve ara öğünleri birlikte yemeye özen gösterin. Çocuğun aileyle birlikte sofraya oturup anne, baba ve kardeşleriyle yemek yemesi çok önemlidir, ona ayrı sofrada ve ayrı vakitlerde yemek yedirmeyin. Ayrı zamanlarda ve ayrı sofralarda yemesi çocuğunuzun iştahını ve sofra kültürünü olumsuz yönde etkileyecektir. Ayrıca ellerini kullanmayı öğrendiği andan itibaren yemeğini kendi çatal-kaşığını kullanarak yemesine izin verin.
  • Çocuğunuza yemek yedirirken televizyon izletmeyin. Televizyon çocuğun yemeğe olan ilgisini azaltacaktır. Bunun yerine onunla eğlenceli sohbetler edebilirsiniz.
  • Çocuğunuzun sevmediği yemekleri/besinleri ilgi çekici sunumlar halinde hazırlamanız çocuğunuzun yemeğe/besine olan ilgisini arttıracaktır. Örneğin çocuğunuz yumurta sevmiyor ise onu bir hayvan ve ya çizgi film karakterine benzetmeniz çocuğunuzun yumurtaya bakış açısını değiştirebilir.
  • Çocuğunuzun sizinle birlikte yemek yapmasına izin verin. Çocuğunuz et yemeyi sevmiyorsa onunla birlikte küçük köfteler yapın, kendi yaptığı köfteyi yemek onu heyecanlandıracaktır.
  • Yemek konusunda çocuğunuzu diğer çocuklarla karşılaştırmayın. Bu onun hırçınlığını arttıracak ve onu daha iştahsız olmaya itecektir. Ayrıca bu gibi karşılaştırmalar çocuğunuzun ruhsal psikolojisi içim olumlu olmayacaktır.
  • Çikolata, şekerleme gibi ambalajlı ürünleri çocuğunuz her istediğinde vermeyin. Bu besinler çocuğunuzda tokluk hissi oluşturacak, ana öğünde yemek yemesini engelleyecektir.
  • Tabağı sizin ölçülerinize göre değil onun ölçülerine göre doldurun. Birden karşısında tıka basa bir tabak görmek onu korkutabilir ve yemeğe olan ilgisini azaltabilir. Çocuklarda iştahsızlığın önemli sebeplerinden birisi de tepeleme doldurulmuş tabaklardır.

Diyetisyen yorumu

İştahsızlık özellikle çocukluk döneminde anne babaların sıkça karşılaştığı bir problemdir. Uzun süreli iştahsızlık problemleri çocuğun büyüme ve gelişmesini olumsuz yönde etkileyebilmektedir. Ailelerin çocuğundaki büyüme ve gelişmenin yeterli olup olmadığını anlayabilmeleri için çocuğun yaşına göre olması gereken boy ve kilo aralığını bilmeleri gerekir.

Bunu öğrenebilmeleri için ise mutlaka bir diyetisyen ve çocuk hekimiyle iletişim halinde olmalılardır. Eğer çocuğun iştahsızlık problemleri fizyolojik sorunlardan kaynaklanıyorsa bu durum bir çocuk doktoru yardımıyla ortadan kaldırılmalı ve bir diyetisyen ile birlikte çocuk için özel olarak hazırlanmış bir sağlıklı beslenme planı uygulanmalıdır.

Sorunun psikolojik nedenlerden kaynaklanması halinde ise bir pedagog ile iletişime geçilmeli ve psikolojik tedavi uygulanırken aynı zamanda diyetisyenin çocuk için hazırladığı beslenme programı da devreye sokulmalıdır.Unutmayınız ki çocuklar bizim geleceğimizdir ve iyi bir gelecek ancak sağlıklı çocuklarla sağlanır.

 Bu sebeple çocuklarda iştahsızlık problemi hafife alınmamalı ve en yakın sağlık kuruluşuna bu durum ile alakalı başvurulmalıdır.

Источник: https://www.beslenmerehberim.net/istahsiz-cocuk/

Tüplerin Bağlanması (Tüp Ligasyonu)

Çocuğunuzun iştahsızlığı hemen karalar bağlatmasın

Çiftlerde hamilelik istenmeyen durumlarda başvurulan korunma yöntemleri oldukça çeşitlidir. Ancak bu yöntemler geçici yöntemlerdir.

Eğer çiftler yeniden çocuk sahibi olmak istemiyorsa ve geçici doğum kontrol yöntemlerine güvenemiyorlarsa en kesin ve kalıcı doğum kontrol yönteminin tüpleri bağlatmak olduğunu düşünerek tüp ligasyonu yaptırabilirler.

Kordon bağlatma olarak da bilinen tüp ligasyonu, tüplerin geçirgenliğinin bilinçli olarak engellenmesi mantığı üzerine oturtulmuş bir operasyondur ve bu operasyon sayesinde erkekten gelen sperm, tüpleri geçerek kadının yumurtasına ulaşamaz ve onu dölleyemez. Böylelikle gebeliğin oluşması da engellenmiş olur.

Bir cerrahi sterilizasyon yöntemi olan tüp ligasyonu sayesinde, kesin olarak çocuk istemediğine karar veren çiftler kesin etkili bir doğum kontrol yöntemi uygulamış olurlar.

Tıp dilinde “tubal sterilizasyon ameliyatı” ya da “tubal ligasyon”(kısırlaştırma) denilen kordon bağlatma operasyonu, kesin olarak çocuk istemediğine karar veren kadınlarla, sorunlu hamilelik riski olan kadınlara, ileri yaştaki kadınlara ve tecavüze maruz kalma riski olan kişilere yapılır.

Uygulandıktan sonra gebelik ihtimali neredeyse yok denecek kadar düşük olduğu için bu operasyonu yaptıracak kişinin çok iyi düşünmesi ve karar vermesi gerekecektir.

Sorunlu ve şiddetli geçimsizlik yaşanan  evliliklerde, kadın eğer bu operasyonu  düşünüyorsa, boşanma ve yeniden evlilik gibi faktörleri göz önünde bulundurup, yeniden çocuk sahibi olmayı isteyebileceği ihtimalini de dikkate almalı ve yeniden düşünmelidir. Kadınlarda yumurtayı taşıyan tüpleri bağlatmak gebe kalma olasılığını ortadan kaldırır; ancak bu, cinsel isteği, adet düzenini, cinsel ilişkiyi ve vücuttaki herhangi bir yapıyı bozmaz, değiştirmez, olumsuz yönde etkilemez. Kordon bağlatma operasyonu geçiren kişilerde, ikinci bir ameliyatla tüpler yeniden açılsa da gebelik oluşma riski eskiye oranla hayli düşüyor.

Tüp Bağlatma Ameliyatı

En az tüp ligasyonu nedir sorusunun yanıtı kadar merak edilen bir soru daha vardır ki o da şudur: Tüpler nasıl bağlanır?

Kadınlarda tüplerin bağlanması; laparoskopi denilen kapalı yöntem ve açık ameliyat yöntemi olmak üzere iki şekilde yapılır. Her iki işlemde de sağ ve solda bulunan iki ayrı tüp ortalarından kesilir ve bağlanır. Bu sayede sperm ve yumurtanın bu tüpler kanalıyla birbirlerine ulaşmaları engellenmiş olur.

Laparoskopi ile tüp ligasyonu: Bu yöntemde karna sezaryen ameliyatındaki kesi yapılmaz, karnın üzerinden içeri sokulan kamera ve ilgili aletlerle işlem yapılır.

Laparoskopik yöntemde tüpler tam ortasından koterizasyon ile yakılır ve tüp uçları klipsle kapatılır. 1-2 küçük delikten girilerek işlem gerçekleştirilir.

Bu da ameliyat sonrasında hissedilecek ağrının az olmasını ve iyileşme sürecinin hızlı olmasını sağlar. Ameliyattan en fazla 1 gün sonra hasta taburcu olur.

Açık ameliyat tekniği ile tüp ligasyonu: Bu yöntemde de sezaryen kesisinin yapıldığı bölgeden kesi yapılarak operasyon gerçekleştirilir. Fakat burada yapılan kesi, sezaryen işlemindeki kesiden 3-5 cm.

daha küçük yapılır ve tüpler bağlanır. Kesinin küçük olması hem ağrı ve sızının da daha az olmasına, hem de hastanın daha hızlı iyileşmesine olanak sağlar. Hasta operasyondan 1 gün sonra taburcu edilir.

Her iki yöntemde de koruma olasılığı oldukça yüksektir.

Tüplerin bağlanmasına hamileliği devam ederken karar veren kişiler de doktoruyla konuşarak doğum esnasında tüplerinin bağlanmasını isteyebilir. Yani sezaryen doğumdatüplerin bağlanması mümkündür.

Çocuk istemediklerine  kesin olarak karar veren çiftler, sezaryen sırasında tüplerin bağlanmasını beyan ettiklerinde iki ameliyat aynı keşide gerçekleştirilir. Sezaryen için yapılan kesi, tüp ligasyonu için de yeterli gelecektir. Ekstra bir kesi yahut genişletme gerektirmez. Sadece sezaryen ameliyat birkaç dakika daha uzamış olur.

Bunun dışında yumurtalık, miyom, kist benzeri operasyonlar sırasında da tüp bağlama işlemi yapılabilir.

Sezaryen doğumda tüplerin bağlanması işlemi, normal doğum sırasında da yapılabilmektedir. Normal doğumdan sonraki gün, göbek altından yapılacak küçük bir kesi işlemiyle kordon bağlatma operasyonu gerçekleştirilir.

Ancak bu kesi, sezaryen kesisi yapılan bölge olan pubik bölgede değil, daha yukarıda göbeğe yakın bir bölgede yapılır; zira doğumdan sonra büyüyen rahim daha yukarıda konumlanacağından, tüpler de rahimle aynı seviyede olacaktır.

Tüp Bağlıyken Hamile Kalınır mı?

Her doğum kontrol yönteminde olduğu gibi tüp ligasyonu yöntemi de yüzde yüz koruma sağlamaz. Tüpleri bağlatmak, hamile kalma riskini çok düşürse de, nadiren gebelik oluşma durumu ortaya çıkabilir.

Tüpleri bağlıyken dış gebelik yaşayan kadınlar vardır ancak az önce de belirttiğimiz gibi bu oran son derece düşüktür.

Yine de adet gecikmesi gibi durumlar yaşandığında vakit kaybetmeden hekime başvurup gerekli test ve tetkikleri yaptırmak yerinde olacaktır.

Tüplerin Bağlanmasının Zararları

Kadınlarda tüplerin bağlanması kadın üreme organlarına ve diğer organlara zarar vermez.

Ancak şu da bilinen bir gerçek ki, en küçük ve basit sayılabilecek operasyonlarda bile nadir de olsa risk vardır.

Anesteziye bağlı riskler, kanama gibi olumsuzluklar ve civar organlarda oluşabilecek hasarlar oluşabilir; ancak belirttiğimiz gibi bu son derece nadir gelişen bir durumdan öteye gitmez.

Bunların dışında kadınların çoğunda kordon bağlatma operasyonu sonrasında bazı olumsuz durumların gelişebileceği yanılgısı vardır.

Tüp bağlatmanın menopoza yol açabileceği, cinsel hazzı ve isteği yok edebileceği, adet düzensizliği yapabileceği, cinsel ilişkiyi zorlaştırabileceği, bel ve kasık ağrısı yapabileceği yönünde yanılgılar ve endişeler de yok değildir; ancak kordon bağlatmaoperasyonu bu sayılan şikayetlerin hiçbirine yol açmaz.

Tüp bağlatma ya da diğer adıyla kordon bağlatma ameliyatının tek dezavantajı, geri dönüş olasılığının çok zor bir operasyon olmasıdır.

Tüplerini bağlattıktan sonra, herhangi bir sebeple bu kararından vazgeçen ve çocuk sahibi olmak isteyenler için zorlu bir süreç yaşanır.

Tıptaki son gelişmeler sayesinde mikro cerrahi yöntemiyle yapılan operasyonlarda, evvelden bağlanmış tüpler yeniden açılarak dikilmekte ve başarı da sağlanmaktadır; ancak bu oran da ne yazık ki çok yüksek değildir.

Источник: https://www.hamilelikgebelik.net/tuplerin-baglanmasi-tup-ligasyonu/

İştahsızlık Sorunu Neden Ortaya Çıkar? – Sebepleri.com

Çocuğunuzun iştahsızlığı hemen karalar bağlatmasın

İştahsızlık kısaca kişinin yemek yememek istemesi olarak tanımlanabilir. Fazla yemek nasıl önemli bir sorunsa, iştahsızlık da önemli bir sorun olarak kabul edilebilir.

Çünkü beslenme bozukluğuna bağlı olarak ortaya çıkan önemli sağlık problemlerine neden olabilir.

İştahsızlığa yol açan sebepler ise fiziksel ya da psikolojik olabilir, başka bir rahatsızlığa bağlı olarak da iştahsızlık ortaya çıkabilir.

İştahsızlık Nedenleri

Fiziksel ve psikolojik bazı nedenler iştahsızlığa yol açabilir. Ayrıca yaşa bağlı olarak ortaya çıkan iştahsızlık problemi de görülebilir.

1.Fiziksel Nedenlere Bağlı Olan İştahsızlık:

  1. Beynin iştahla ilgili olan, yemek yeme dürtüsünü sağlayan bölgesinde meydana gelen tümörler iştahsızlığa neden olabilir.
  2. Midede meydana gelen ülser ya da gastrit gibi hastalıklar ya da diğer problemler iştahsızlığa yol açabilir.
  3. Bağırsakta meydana gelen yaralar, ülser ya da emilimi etkileyen problemler iştahsızlıkla neticelenebilir.

  4. Yemek borusunu etkileyen reflü ya da diğer bazı sorunlar iştahsızlık nedenleri arasında yer alabilir.

  5. Ağız ve diş sağlığını etkileyen, alkol ve sigara kullanımı, sürekli olarak sıcak içecekler tüketme gibi alışkanlıklar nedeniyle ortaya çıkan dildeki tat reseptörlerinin (tat alma hücreleri) duyarlılığını kaybetmesi sonucu da iştahsızlık sorunu ile karşılaşılabilir.

2.Psikolojik Nedenlere Bağlı Olan İştahsızlık:

  1. Aşırı kaygıya neden olan olaylar, kişilerin yemek yeme ihtiyacını arka plana atmasına ve iştahsızlığa sebep olabilir. Bu kişilere ve olaylara örnek olarak özellikle sınav dönemlerindeki öğrenciler, yüksek beklentilerle karşılaşan kişiler ya da yoğun iş hayatı olan kişiler gösterilebilir.

  2. Depresyon problemi, farklı sorunlara yol açabildiği gibi iştahsızlığa da neden olabilir.
  3. Travmalar: Doğal afetlerin yaşanması, yakın olan ve sevilen bir kişinin ölümü ya da beklenilmeyen bir zamanda işten çıkartılma gibi travmatik durumlar iştahsızlık nedenleri arasında yer almaktadır.

3.Yaşa Bağlı Olan İştahsızlık:

  1. Yaşlı kişilerde farklı nedenlerle iştahsızlık görülebilir. Tat alma hücrelerinin zamanla işlevlerini kaybetmesi, mide ya da bağırsaklarda yaşanan sorunlar, ilerleyen yaş nedeniyle metabolizmanın yavaşlaması iştahsızlık nedenleri arasında yer alabilir.

    Sonuç olarak yemeklerden ze almama, başka sorunlarla karşılaşma ya da yavaşlayan metabolizmanın mide çalışma hızını azaltması gibi nedenler iştahsızlığa neden olabilir.

  2. Çocuklarda iştahsızlık nedenleri ise farklı gruplar altında incelenebilir.

  • ‘Yemek seçen çocuklar’ olarak adlandırılan grup, yeni tat, görüntü, kıvam ya da kokuya sahip olan yiyecekleri yemeyi reddedebiliyorlar. Bu çocukları yemeleri için zorlamak önerilen bir davranış şekli değil. Bunun yerine teşvik etmek, model olmak, reddedilen besinleri farklı zamanlarda ve değişik şekillerde denemek olumlu sonuçlar verebiliyor.
  • ‘Yemek yemekten korkan çocuklar’ olarak isimlendirilen kategorideki çocuklar ise beslenmeye direnç gösteren, ağızlarını açmak istemeyen ve beslendikleri sırada ağlayan çocuklar olarak gösterilebilir. Yemekle ilgili şeylerden kaçmak ve yememek için her türlü çabayı gösterebilirler. Kademeli duyarsızlaştırma yöntemi ve beslenme eksiğini tamamlamak için gerekirse beslenme desteklerinden faydalanmak bu kategoriye giren çocuklar için önerilen yöntemler olarak gösterilebilir.
  • ‘İştahsız ve hareketli çocuklar’, aşırı enerjik ve yemek yeme işine odaklanamayan çocuklar olarak tarif ediliyor. Bu çocukların sorununu gidermek için yemek disiplini ve terbiyesinin verilmesi, yemek yeme işinin bir ritüel olarak tanıtılması gibi yollara başvurulması tavsiye ediliyor.
  • ‘Organik hastalığa bağlı iştahsız çocuk’ kategorisi ise herhangi bir sağlık sorununa bağlı olarak iştahsızlık problemi yaşayan çocukları içeriyor. Bu durumda iştahsızlığa neden olan asıl sorunu tespit etmek ve tedavi etmek gerekiyor.
  • ‘İştahsız ve içine kapanık çocuklar’, ebeveynlerinden ya da bakımını üstlenen kişilerden yeterince ilgi göremeyen veya annesi ile babası ayrılmış olan çocuklardan oluşuyor. Bu durumda söz konusu olan kişilerle çocuğun ilişkisini dikkatli bir şekilde ele almak ve düzenlemek gerekiyor.
  • ‘İştahsız olarak değerlendirilen normal çocuk’ ifadesi ise sağlıklı ve düzenli şekilde beslenen çocukları anlatıyor. Ama sevdiği ve sevmediği yemekler olan çocuk, yanlış bir şekilde fazla yemek yiyen çocuklarla karşılaştırılıyor ve iştahsız olarak nitelendiriliyor. Bu durumda başvurulan doktorun aileye durumu açıklaması, gerekli olan güveni vermesi ve ebeveynlerin beslenme konusunda bilinçlenmesi büyük önem taşıyor.Çocuklarda iştahsızlık, farklı kategorilere ayrılarak incelenen önemli bir sorundur.

4.Diğer Nedenlere Bağlı Olan İştahsızlık:

Beslenme yanlışlıkları, beslenme düzeninin ya da alışkanlıkların değişmesi, uyuşturucu madde kullanımı gibi alışkanlıklar iştahsızlığa neden olan durumlar olarak gösterilebilir.

İştahsızlığın Yol Açtığı Sorunlar ve Tedavisi

İştahsızlık nedeniyle yeterince beslenemeyen kişilerde hazımsızlık ve gaz gibi sorunlar ortaya çıkabilir. Ayrıca uzun süreli iştahsızlıklarda sinir hücreleri için gereken yağlar yeterli miktarda alınamadığı için sinir sistemi problemleri ortaya çıkabilir.

İştahsızlık tedavisinde ise sorunu kaynağını tespit etmek gerekecektir. Buna göre bazı iştah açıcı ilaçlar ya da psikolojik yöntemler devreye girebilir. Ayrıca vitamin, mineral, protein gibi iştahsızlık nedeniyle yeterli miktarda alınamayan maddeleri de besin takviyeleri yoluyla tamamlamak gerekebilir.

Bu makale işime yaradı diyorsanız paylaşın; Sağlık kategorisindeki bu yazı 19 Ocak 2016 tarihinde eklendi. 9065 kere okundu ve Sebepleri tarafından yazıldı.

Источник: https://www.sebepleri.com/istahsizlik/

Adet ağrılarını hafife almayın

Çocuğunuzun iştahsızlığı hemen karalar bağlatmasın

Her iki kadından birinde görülen adet ağrıları, fiziksel olduğu kadar ruhsal sorunları da beraberinde getirebiliyor.

Ağrının tipi ve şiddetine göre; egzersiz, sıcak uygulama, çeşitli bitki çaylarının içilmesi hatta cerrahi yöntemlere başvurulması gibi tedbirler alınabiliyor.

Memorial Hizmet Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Nadide Korkut, adet ağrıları ve alınması gereken önlemler hakkında bilgi verdi.

BAŞ AĞRISI VE HALSİZLİK YAPIYOR

Dismonere denilen adet ağrıları yaklaşık her iki kadından birinde görülmektedir. Adet dönemlerinde yaşanan ve bazen günlük yaşamı olumsuz yönde etkileyen ağrılar; kasıklara, bacaklara ve bele yayılan kramplar şeklinde yaşanmaktadır. Bu ağrı ve kramplara; baş ağrısı, baş dönmesi, kusma, halsizlik, ishal, sinirlilik ve bayılmalar da eşlik edebilmektedir.

AĞRI ARTIŞ GÖSTERİYORSA UZMANA GİDİN

Adetlerin oluşmasıyla birlikte ağrılar herhangi bir organik nedene bağlı olmadan yaşanabilmektedir. Doğal bir süreç olarak kabul edilen ve “Primer Dismonere” denilen bu ağrılar 20-25 yaşlarına kadar azalarak devam edebilmektedir.

20-30 yaşlarında ortaya çıkan ve artarak devam eden “Sekonder Dismonere” denilen ağrılara ise;

  • Miyom
  • Endometriosiz yani rahim içini döşeyen ve her ay adetle birlikte dökülen tabakanın karın içinde başka yerlere yerleşmesi.
  • Yumurtalık kisti
  • Polip
  • Genital enfeksiyonlar
  • Servikal darlık,
  • Rahim içi yapışıklık,
  • Bası yapan tümörler neden olabilmektedir.

Ağrının gerçek nedenini ortaya koymak için jinekolojik muayenenin yanı sıra ultrasonografi, smear testi ile ağrının özellikleri incelenmelidir. Ağrının nedeninin belirlenemediği durumlarda laparoskopik yöntemlerle karın içinde ağrıya neden olabilecek rahatsızlıkların varlığı sorgulanmalıdır.

NEDEN MİYOMLAR OLABİLİR 

Ağrı kesici ve kas gevşetici ilaçlarla birlikte hormonal dalgalanmaların neden olduğu kasılmalara karşı doğum kontrol ilaçları kullanılabilmektedir. Kontrol altına alınamayan ve altında farklı sorunların neden olduğu ağrılara genellikle miyomlar neden olmaktadır.

40 yaş sonrası her 3 kadından birinde görülen miyomlar şiddetli ağrı ve kanamalar yapabilmektedir. 5 cm. üzerinde olan miyomların genel anestezi altında miyemektomi yöntemiyle alınması yaşana sorunların giderilmesini sağlayabilmektedir.

Miyom gibi şiddetli ağrılara neden olan rahim iç zarına ve yumurtalıklara yerleşen kistlerde açık ya da laparoskopik cerrahiyle çıkarılarak ağrılar sonlandırılabilmektedir.

Bütün cerrahi müdahalelere rağmen geçmeyen şiddetli ağrılar için “Presakral Nevrektomi” denilen rahim arka bölgesinden geçen sinirler kesilerek ağrıların beyne iletimi engellenebilmektedir.

AĞRILARI HAFİFLETMEK İÇİN

Ruhsal ve cinsel sorunlar, eğitim yetersizliği, sosyo-ekonomik durumu iyi olmayan kadınlarda ağrılı adet daha sık görülmektedir.

Ailesinde adet ağrısı öyküsü olanlarda genetik faktörler dışında; koşullandırma yönü ile adet ağrılarının daha yaygın olduğunu gösteren çalışmalar bulunmaktadır Bu da adet ağrılarının psikolojik kökeni hakkında bilgi vermektedir. Yaşanan ağrıları dindirmek için;

1. Sıcak uygulama önemlidir. Sıcak banyo, karın üzerine ısıtılmış havlu uygulaması veya sıcak su torbası ağrıyı azaltabilir.

2. Spor ve egzersiz düzenli yapılmalıdır: Yürüyüş, bisiklet, yüzme gibi hafif spor ve egzersizler endorfin salgılamasını artırarak adet ağrısını azaltabilir. Sporcularda adet ağrılarına daha az rastlanır.

3. Karın kaslarının kanlanmasını artırıp gevşeme sağlayan masajlar ağrıyı giderir.

4. Akupunktur önemli bir tedavi alternatifidir. Belirli sinir bölgelerinde blokajlar yaparak; ağrı oluşturan yolakları keser ve kimyasal nöromediatörleri azaltır.

5. B vitamini, magnezyum takviyeleri ve balık yağı da ağrı giderecek nöro kimyasalları artırır.

6. Bitki çayları da başvurulabilecek yollardan biridir. Özellikle papatya, civanperçemi, sarı kantaron, nane, adaçayı, aslan perçemi, safran, maydanoz suyu hem ödem atıcı; hem de kas kramplarını önleyici özelliklere sahiptir.

7. Sigara içen kadınlarda adet ağrılarına daha fazla rastlanır. Sigarayı bırakanlar da adet ağrılarında azalma görülür.

8. Uyku, meditasyon, yoga ve pilates gibi uygulamalar kasların gevşemesini sağlayarak ağrı kontrolü açısından faydalı olabilir.

9. Lifli gıdalarla sağlıklı beslenmek adet ağrılarını hafifletebilir. Adet ağrılarına baş ağrısı karında şişlik gibi sorunlarda eşlik ediyorsa tuzu kısıtlamak olumlu sonuç verebilmektedir.

10. Karın kaslarının rahatlamasını sağlayan cenin pozisyonunda yatmak, ağrı kesici ilaç ve sıcak uygulamalarla birlikte olumlu sonuçlar yaratır

Источник: https://www.saglikk.com/adet-agrilarini-hafife-almayin/

“Çocuğum iştahsız ne yapmalıyım?” – Sağlık ve Güzellik Rehberi

Çocuğunuzun iştahsızlığı hemen karalar bağlatmasın

Uzmanlar, genellikle 8. ve 9. aydan itibaren okul çağına kadar süren çocuklardaki iştahsızlık probleminin ancak doğru yaklaşımla çözebileceğini belirtiyor.

Çocuklarda görülen iştahsızlık problemleri, özellikle günümüzde her 2 anneden birinin yaşadığı ve çare aradığı önemli sorunların başında geliyor. Uzmanlar, çocuklarda iştahı artırmak için yapılabilecekler konusunda ebeveynlere önerilerde bulunuyor.

Çocuklarda iştahsızlık problemi, her iki anneden birinin kabusu oluyor. İştahsızlık bazı durumlarda kansızlık, reflü ve bağırsak enfeksiyonu gibi sağlık sorunlarından kaynaklanabiliyor.

Ancak iştahsızlığın ardında bir hastalık yatmıyorsa, düzenli takiplerini yapan hekiminiz kilo-boy-baş çevresi gelişiminin yaşına uygun seyrettiğini söylüyorsa, çocuğunuz ihtiyacı kadar besini alıyor demektir.

Siz yine de iştahsızlık sorunundan yakınıyorsanız, uzmanların önerilerini uygulayarak çözüm bulabilirsiniz.

Acıbadem Bodrum Hastanesi’nden Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Tuna Gül Han, çocukların iştahını açmanın püf noktalarını sıraladı.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Tuna Gül Han, çocuklarda iştahsızlık sorunu ile baş etmenin yollarını şöyle sıralıyor:

“Bu tabaktakilerin hepsi bitecek!” demeyin

Hemen her anne bu cümleyi çocuklarına bir kez olsun söylemiştir. Peki ama tabaktaki yemeğin miktarı çocuğunuz için uygun mu? Mide kapasitesi erişkinde 1500 ml kadar oluyor.

Oysa mide kapasitesi yenidoğan bir bebekte 30 ml iken bu rakam ergenliğe doğru ancak 1000 ml civarına ulaşıyor. Çocuğunuzun mide kapasitesini en kolay, bir öğünde yemesini ve içmesini istediğiniz gıdaların hepsini küçük bir poşete koyarak anlarsınız.

Sizce çocuğunuzun midesi bu kadar büyük mü? Çocuğunuzun tabağına sadece yiyebileceği kadar yemek koymaya özen gösterin.

Ek gıdaya sebze ile başlayın

Ek gıda dönemi aslında bebeğinizin bundan sonraki sağlıklı beslenme alışkanlıklarının oturacağı bir süreç. Dolayısıyla ek gıda verirken bebeğinizin ilk tanışacağı gıdalar sebze grubundan olursa damak tadı buna uygun gelişecektir.

Bebeklikten çocukluğa geçmesine izin verin

Ne zaman ne yiyeceğine, ne giyeceğine, ne oynayacağına karar verdiğiniz bebeğiniz artık yok. Karşınızda kendi kararlarını veren, kendi isteklerinin ve sevmediklerinin farkında olan ve tabii ki buna göre yaşamak isteyen bir “çocuk” var.

Sınırlarını yine sizin belirlediğiniz bir dünyada kendi kuralları ile var olmak isteyen bir çocuk. Ağzına kaşığı eskisi kadar kolay sokamamanız da çok doğal bu durumda.

Bu yüzden elinizde kaşık veya çatal ile peşinde koşmayın, bırakın kendisi kendi ihtiyacı kadar yesin.

İşler düzene girene kadar ara öğünleri kaldırın

Abur cubur ve hazır meyve sularının tüketimi kan şekerinde ani değişiklikler yaparak öğün öncesinde iştahı kapatıyor. Zaten küçük olan mide hacmi ara öğün ile dolmuş olan çocuğunuzdan ana öğünlerde performans beklemeyin. Bu yüzden yemek aralarında çocuğunuza “Zaten yemeğini de yemedi, aç kalmasın” mantığı ile yiyecek bir şeyler vermeyin.

Günlük programımız belli olsun

Genellikle bebekliğinden itibaren uyku saatleri düzenli olan çocukların yemek saatleri de otomatik olarak düzene giriyor. Saatleriniz belirli olursa çocuğunuzun vücut ritmi de bu programa uyum sağlayacak. Bunun sonucunda çocuğunuz yemek saatlerinde acıkmaya, uyku saatlerinde de esnemeye başlayacaktır.

Gece öğünlerine son verin

Yaklaşık 9.aydan sonra gece beslenme ihtiyacı ortadan kalkıyor. Bu aylardan sonra bebeğinize vereceğiniz gece öğünleri reflü, orta kulak iltihabı ve diş çürükleri gibi riskleri beraberinde getiriyor. Üstelik çocuğunuz karnı tok olduğu için sabah kahvaltısına da isteksiz başlayacaktır.

Temel Reis olmayın

Siz ıspanağı ağzınıza sürmezken çocuğunuza Temel Reis olmayın. Çocuklar dünyayı anne-babalarının yüzleri ile tanırlar. Siz karnabahar tadını alınca yüzünüzü buruşturuyorsanız, çocuğunuz da bu besini tükürecektir.

Sofradan “tecrit” etmeyin

Her çocuğun, ne kadar döküp saçarak da yese, sosyal iletişiminin artması ve sofra adabını öğrenmesi için aileyle aynı sofraya oturması gerekiyor. Çocuğunuz, ailenin bir arada olduğu sofrada oturmalı. Bunun yerine tek başına mama sandalyesinde oturur ve karşısında onu yedirmek için uğraşan bir kişi ile karşılaşırsa, yemek yemeye doğal bir şey gözüyle bakmayacaktır.

Köftelere sebze katın

Çocuğunuz sebze yemekten kaçınıyorsa, sevdiği yemeklere, örneğin çorbalara veya köftelere rendelediğiniz sebzeleri ekleyebilirsiniz.

Yapabileceğiniz bir başka şey de havuç ya da salatalık gibi sebzeleri çiğ olarak çubuk şeklinde hazırlamak. Bu tarz bir sunum çocuğunuzun hoşuna gidebilir.

Yemek tabaklarındaki yiyeceklerden suratlar, trenler yapmak da çocuğunuzun hoşuna gidecektir. Ayrıca siz de evde bolca sebze tüketerek ona örnek olmalısınız.

Et sevmiyorsa yumurta yedirin

Et yemeyi sevmiyorsa dolmanın içine kıyma ekleyebilirsiniz. Eğer sadece kırmızı eti reddediyorsa, tavuk veya balık yedirebilirsiniz. Makarnanın üzerine kıymalı sos yapmak veya çok sık olmamak şartıyla kıymalı börek yedirmek de bir alternatif olabilir. Çocuğunuz ısrarla etten kaçınıyorsa yumurta sarısı, yoğurt, süt veya peynir de protein yerine geçecektir.

Ceza veya maddi ödül vermeyin

Yemek yemek istemiyorsa, ısrar etmeyin. Ancak yemeğini istekle, özellikle de kendisi yemişse, haftalık öğün tablosu yapıp, o öğün için bir gülen yüz etiketi yapıştırmasını sağlamanız onu motive edecektir.

Israr etmeyin ancak alternatif de yaratmayın

Çocuğunuz yemeğini bitirmemeyi tercih etmiş olabilir. Bu durumda ısrar etmeyin, ancak ara öğünde de bir şey vermeyin. O zaman çocuğunuz bir sonraki öğünü beklemesi gerektiğini öğrenecektir. Ancak aklınızda bulunsun, bu düzenin oturması vakit alabilir.

Источник: http://www.saglikveguzellik.net/cocugum-istahsiz-ne-yapmaliyim.html

Çocuklardaki karaciğer yağlanmasına karşı 7 öneri

Çocuğunuzun iştahsızlığı hemen karalar bağlatmasın

Eskiden sadece yetişkinlik döneminde görülen karaciğer yağlanması, yaşam koşullarının değişmesiyle birlikte artık çocukluk döneminde de ortaya çıkıyor. Teşhiste geç kalındığında ise karaciğerde iltihap, karaciğerin normal yapısının ve sentez fonksiyonlarının bozulması, siroz, sonuçta da çocuğun karaciğer nakil adayı olmasına yol açıyor.

Acıbadem Üniversitesi Acıbadem Atakent Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Çocuk Gastroenterolojisi Uzmanı Prof. Dr. Vildan Ertekin, çocuklardaki NASH (Non Alcolic Steatohepatit) yani “alkol dışı karaciğer yağlanmasına bağlı hepatit” hastalığının günümüzde giderek yaygınlaştığına dikkat çekiyor.

NASH'in en önemli nedenleri obezite, Tip 2 diyabet, hareketsizlik ve bazı ilaçlardan kaynaklanıyor. Çağımızda çığ gibi artmaya devam eden obezite çok önemli bir halk sağlığı sorunu.

Obezitenin nedenlerinin başında kötü beslenme, aşırı fruktoz alımı ve hareketsizlik, özellikle televizyon ve bilgisayar başında fazla zaman geçirme geliyor. Prof. Dr.

Vildan Ertekin, “Hazır poğaçalar, açmalar, cipsler, asitli içecekler hazır meyve suları, tatlılar, fruktoz katkılı aşırı tatlı yiyecekler, üzerine hareketsizlik ve uzun süreli bilgisayar oyunları da eklenince obezite artık kaçınılmaz oluyor. Tüm bunlar da çocuklarda karaciğer yağlanması tablosunu yaratıyor” diyor.

KARACİĞER YAĞLANMASI SADECE ŞİŞMAN ÇOCUK HASTALIĞI DEĞİL

Hastalığın çocuklarda anlaşılabilmesinin 'kesin bir belirti vermemesi' nedeniyle zor olduğunu, bu nedenle çocukların beslenmesine daha bebeklikten itibaren önem vermenin gerekliliğini vurgulayan Prof. Dr. Vildan Ertekin, hastalıkla ilgili şu önemli bilgileri veriyor: Karaciğer yağlanmasının kesin bir belirtisi ve bulgusu yoktur.

Bu nedenle de çocuklar karşımıza son aşama dediğimiz siroz olarak da gelebilir. Karaciğer yağlanması olan bazı çocuklarda durum tek başın yağlanmadan karaciğer iltihabına döndüğünde karaciğer enzimlerinin yüksekliği tesadüfen saptanabilir, aynı şekilde karaciğerde büyüme de fark edilebilir.

Farklı nedenlerden dolayı çocuk doktoruna başvuran hastalarda tesadüfen yapılan karaciğer ultrasonografisinde de karaciğer yağlanması saptanabilir. Ama kesin ve net tanısı ne laboratuvarda karaciğer enzimlerinde yükseklik ne de ultrasonografi ile konulabilmektedir. Kesin tanı sadece karaciğer biyopsisidir.

Ama her hastaya da karaciğer biyopsisi yapılamayacağı için öncelikle karaciğer yağlanması yapabilecek nedenler ortadan kaldırılmalıdır. Risk faktörleri taşıyan çocuklar için de fizik muayene karaciğer enzimleri ve ultrasonografiyi içeren tarama programlarının yapılması gerekiyor. Şüpheli görülen durumlarda da mutlaka çocuk gastroenterolojisinin olduğu merkezlere başvurulması gereklidir.

Karaciğer yağlanması sadece 'şişman çocuk' hastalığı değildir. Normal kilodaki çocuklarda da olabilir. Ama şişman çocuklarda daha yüksek oranda görülür.

NASH hastalığının nedenleri nelerdir?

•Obezite •Hareketsizlik •Tip 2 diyabet

•Bazı ilaçlar (Epilepsi ilaçları, steroidler).

KARACİĞER YAĞLANMASINA KARŞI 7 ÖNERİ

Prof. Dr. Vildan Ertekin, şekerden daha fazla tat veren fruktozlu gıdalardan çocukların uzak tutulmasıyla işe başlanabileceğini belirterek, alınacak önlemleri şöyle sıraladı: 1-Beslenme hayatımızın tüm dönemlerinde çok önemli bir yere sahiptir.

Anne karnındaki bebek beslenmesinden tutun da yaşlılıktaki beslenmeye kadar her dönemdeki beslenme hayati önem taşır. Bu nedenle bebekler ilk 6 ay mutlaka tek başına anne sütü ile beslenmelidir. Çocuğunuza akşam evde tencere yemeği, salata, çorba gibi geleneksel Türk mutfağı yemeklerini yeme alışkanlığını kazandırmalıyız.

En büyük teh tencere yemeği, salata sevmeyen sürekli fast food gıdalarla abur-cuburla beslenen çocuklardır. 2-Kalori bombardımanı olmanın dışında hiçbir faydası olmayan hazır kekler, kurabiyeler, tatlılardan, paketlenmiş meyve sularından ve asitli içeceklerden çocukların uzak tutulmasında fayda vardır.

Beslenme çantalarında kesinlikle bu gıdalara yer verilmemesi gerekir. Bu gereksiz yiyecek ve içeceklerin yerine beslenme çantalarına içecek olarak ayran, yiyecek olarak da taze domates, marul, peynirle; tam buğday ekmeğinden yapılmış evde hazırlanmış sandviç olmasına dikkat edin. 3-Hazır meyve suyu vermek yerine, meyveyi tüketmesini sağlayın.

Eğer çok meyve suyu istiyorsa, evde meyvelerden kendiniz taze olarak sıkıp hazırlayın. Ama aşırya kaçmayın. 4-Çocuğunuzun bilgisayar ve televizyon başında çok fazla zaman geçirmesine izin vermeyin. 5-Bir spor dalıyla ilgilenmesini, hareket etmesini ve yakın mesafelere yürüyerek gitmesini teşvik etmeye çalışın.

6-Öğün atlamak çocuğunuzun daha fazla acıkmasına ve abur cubur yemesine neden olacağından, öğünlerde, vaktinde yemek yemesine özen gösterin.

7-Aile sofraları hem aile içi kaliteli zaman geçirilebilecek en güzel yer, hem de aile bireyleri arasında iletişimin artmasında çok faydalıdır.

Günümüzde şehir hayatı, iş saatlerinin düzensizliği bu mutlu aile sofralarını neredeyse imkansızlaştırıyor. Tüm aile bireyleri elinde bir tabakta, ayakta ya da televizyon karşısında bir şeyler atıştırır hale geldiklerinden akşam sofralarında bir arada olunamıyor. Bu nedenle akşam hep birlikte aynı sofrada yemek yemeye özen gösterin.

GÜNÜN EN ÖNEMLİ MANŞETLERİ İÇİN TIKLAYIN BUGÜN NELER OLDU

Источник: https://www.sabah.com.tr/saglik/2014/10/30/cocuklardaki-karaciger-yaglanmasina-karsi-7-oneri

Çocuklarda İştahsızlık

Çocuğunuzun iştahsızlığı hemen karalar bağlatmasın

Çocuklarda İştahsızlık

Çocuklarda iştahsızlık , çocuğun yemek yemeyi reddetmesi ve önceki dönemlere nazaran daha az yemesi ile ortaya çıkan bir durumdur. İştahsızlık ve yemek yeme sorunu olan çocukların hassasiyetle izlenmesi gerekir. Ağırlık ve boy persentil değişimleri iyi izlenmeli, değerlerin 3. persentilin altına düşmesi halinde çocuklar, büyüme-gelişme geriliği açısından incelenmelidir.

Çocukların birçoğu yemeğe karşı isteksiz, diğer bir deyişle iştahsızken; bazıları yemeyi reddeder ya da seçici davranır. Yemeği reddetme ya da seçici davranma özellikle 2 yaş civarında sık rastlanan olumsuz yeme davranışlarıdır.
Bazı durumlarda çocuk iyi besleniyordur ancak ailenin beklentisi çocuğun yediklerinden daha fazla yemesi gerektiğidir.

İştahsızlık

1- Bazı hastalıkların ve özel durumların sonunda ortaya çıkabilir. SONUÇTUR2- Bazı hastalık ve özel durumların ortaya çıkmasına sebep olabilir.

NEDENDİR

Bu iki maddeyi dikkatle incelediğinizde sizin çocuğunuzda hangi durum söz konusu anlayabilirsiniz.

Çocuğum iştahsız, hiç yemek yemiyor, yemek yemeyi reddediyor, sadece sevdiği yemekleri yiyor, zorlarsam yemek yiyor gibi cümlelerle çocuğunuzun iştahsızlığını önce tanımlamalısınız. Durum tespitini yaptıktan sonra nedenlerini bulmaya çalışmalısınız.

• Psikolojik nedenler

Çocuklarda iştahsızlık genellikle psikolojik nedenlerle ortaya çıkar. Çünkü beslenme, çocuğun ebeveynlerine isteğini en iyi anlatabildiği araçlardan biridir. Çocuk tarafından yiyeceğin reddedilmesi, anne-babaya karşı kullanılan güçlü bir silahtır.

Aile ve çocuk arasında yaşanan olumsuz yeme davranışının devam etmesi, duygu durum bozukluğuna kadar varan sorunlara neden olur. Yemek saatlerinde adeta kabuslar yaşanır, çocuk ve aile deyim yerindeyse savaşır. Genellikle de savaşı çocuklar kazanır.

• Hastalıklar

Anemi (kansızlık), barsak parazitleri, enfeksiyon hastalıkları, hipertiroidi, diyabet, konjenital kalp hastalıkları, besin zehirlenmesi gibi hastalıklar henüz tanısı konmadan önce iştahsızlık şeklinde belirti verebilir. Çocuğunuzun birden iştah kaybını fark ettiyseniz vakit kaybetmeden sağlık kontrollerini yaptırınız.

• Özel Durumlar

Diş çıkarma dönemi, ev değişikliği, taşınma nedeniyle hava değişimi, tatil nedeniyle evden uzaklaşma, anneden ya da babadan ayrılma (iş nedeniyle de olabilir) gibi nedenler geçici olarak iştahın azalmasına yol açabilir. Yeni duruma alıştıkça kısa sürede iştahsızlık ortadan kalkar.

İştahsız bir çocuğunuz varsa ve büyüme eğrisi iyi gitmiyorsa mutlaka doktor ve diyetisyeninizden yardım isteyin! Eğer sağlığında bir sorun varsa doktorun vereceği tedaviyi aynen uygulayın. İlaç zamanlarını aksatmayın, çevrenizdeki insanların çözüm için önerdiği her şeyi uygulamaya kalkmayın. Kısaca beslenme davranışına ilişkin yapabileceklerinizi sıralarsak:

• Çocuğun gerçek yediklerini ayrıntılı beslenme günlüğünü yazarak tespit edin. Belki de endişelenecek bir şey yoktur, yediği her şeyi yazdığınız defteri diyetisyeninize götürerek yeterli olup olmadığını kontrol ettirin.

• Birçok anne-baba çocuklarının ağırlık kazancı ve besin gereksinimleri konusunda gerçekçi olmayan beklentiler içindedir. Çocuklar doğumdan-1 yaşına kadar ki süre içinde 6 kg , 2., 3., ve 4. yıllarda ise ortalama 2 kg/yıl şeklinde kilo almalıdır, bu nedenle hızlı gelişmeyi izleyen bebeklik döneminden sonra, kilo alımlarının fazla olmayacağını unutmayın.

• Süt, meyve suyu, su, kola, çay gibi içecekleri çocuğunuz ne kadar tüketiyor, bunları kaydederek tespit edin. Pek çok çocuk içmeyi, yemeğe tercih eder ve kolayca doygunluk hissi duyar.

Çocuğunuzun yemekten 1 saat önce ve yemek sırasında sıvı alımını sınırlandırın. Kolay tükettiği için devamlı yemeklerini sıvı hale getirmekten vazgeçin.

Çocuk yemeklerini halen biberon ile içiyorsa, biberonu bırakarak fincan-kaşık kullanmaya çalışın. Böylece çocuğun sıvı alımı kendiliğinden azalır.

• Çocuğun besin seçimindeki öncelikleri dikkate alınarak farklı çeşitte besinler sunun. Siz her gün aynı yemeği yer misiniz? Çocuklar içinde bu böyledir bunu asla unutmayın. Örneğin ıspanağı bir kez pirinçli pişirdiyseniz, bir daha ki sefere böreğin içinde kullanın.

• Yemek porsiyonları sizin ölçünüze göre değil, çocuğunuzun gereksinimine göre ayarlayın. Çocuğun yaşı, kilosu, sağlık durumu bu miktarı etkileyeceğinden miktar vermiyorum. Diyetisyeniniz özel olarak çocuğunuzun hangi yiyecek grubundan günlük ne kadar tüketmesi gerektiğini hesaplayacaktır.

• Bir öğünde verdiğiniz besini reddettiyse , tamamen farklı bir besin deneyin. Onu da reddediyorsa, bir sonraki öğüne kadar herhangi bir besin vermeden bekleyin.

Diğer yapılması gerekenler

• Ara öğünlerin küçük porsiyonlar şeklinde olmasına dikkat edin. Aksi halde bir sonraki ana öğünün yenmesi engellenir.

• Herhangi bir nedenle ödül olarak şeker ve tatlı türü besinleri vermeyin. Besinleri ödül-ceza aracı olarak asla kullanmayın, bu çocuğunuzun size kullanacağı silahları güçlendirecektir.

• Yiyecekleri çocuğunuzun kolay yiyebileceği türden hazırlayın. Örneğin küçük dilimlenmiş havuç, salatalık vb. küçük şekillenmiş köfte, sigara böreği, karikatürize edilmiş kurabiye, kek vb.

• Çocuklar söyleneni-anlatılanı değil, gördüklerini taklit ederek öğrenirler. Bu nedenle anne-baba ve çocuğun bakımından sorumlu diğer kişilerin olumlu(tutarlı ve benzer) yeme davranışı içinde olmaları gerekir.

• Grup halinde yaşıtlarıyla yemek yemek ya da arkadaşının evinde, restoranda, piknikte yemek, çocuklarda özellikle seçici çocuklarda olumlu yeme davranışının gelişmesine yardımcı olur.

• Geçici olarak bir yiyeceğe düşkünlük veya reddetme okul öncesi dönemde görülen yaygın bir sorundur. Normal gelişimin bir parçası olarak kabul edilen bu durum, çocuğun bağımsızlığının bir ifadesidir. Bu nedenle sorunun ne kadar sürdüğünü iyi gözlemleyin. Hemen telaşa kapılmayın.

• Reddetme durumunda, çocuğu yemek konusunda zorlamak doğru değildir. Zorlamak sorunu kötüleştirir. Çocuğun reddettiği bir yiyeceği aradan biraz zaman geçtükten sonra yeniden deneyebilirsiniz.

• Yemek saatlerinin çocuğun gününün hoş bir bölümü olmasına özen gösterin.

“Hiçbir çocuk inadı nedeni ile açlıktan ölmemiştir.”
Green, 1993

Источник: https://www.doktoramcam.com/cocuklarda-istahsizlik-2/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.