Çocuklarda Şeker Hastalığı ve İnsülin Kullanımı

Şeker Hastalığı: Nedenleri, Belirtileri ve Tedavisi

Çocuklarda Şeker Hastalığı ve İnsülin Kullanımı
86 / 100SEO Score

Şeker hastalığı, vücudun kan şekeri dengesini sağlayamadığı ve şekerin dokulara zarar verebilecek seviyelere yükseldiği metabolik bir hastalıktır. Özellikle hareketsiz yaşam tarzının benimsendiği çağımızda önemli bir sağlık sorunudur.

Kandaki şekerin temel olarak iki kaynağı vardır; birincisi yediğimiz besinler ikinci ise karaciğerde depo halinde bulunan glikoz(şeker). Uzayan açlık durumunda karaciğerden kana şeker salınırken, yemek sonrası ise kandan karaciğer ve dokulara glikoz (şeker) geçişi olur. Kan şekeri başta insülin hormonu olmak üzere birçok hormonun etkisi altında hassas bir şekilde kontrol edilir.

Şeker Hastalığı Nedir?

Şeker hastalığı tıp dilindeki ismiyle “diyabet” , adından da anlaşılacağı üzere kan şekeri seviyelerinin yüksekliği ile seyreden bir hastalıktır. Şeker (glikoz) vücudumuz için önemli bir enerji kaynağı olmakla birlikte beyin için temel enerji kaynağıdır. Yaşamın devamı için kan şekeri belli seviyelerde tutulur.  Eğer bu seviyelerin üzerine çıkmaya başlarsa dokulara zarar verir.

Bu Hastalık Temelde 2 Mekanizma İle oluşur:

  1. İnsülin hormonunun yetersizliği: Vücutta yeterince insülin üretilemez.
  2. İnsülin hormonuna direnç: Yeterli insülin olduğu halde dokularda bu insüline karşı direnç vardır. Yani insülinin etkisini gösterememesi.

Peki insülin nedir?

İnsülin pankreastan salgılanan, kanda bulunan şekerin dokularımız tarafından kullanılmasını sağlayan bir hormondur. Birçok görevi olmasına rağmen temel olarak kan şekerini düzenler.

Yemek yediğimizde kana geçen glikoza (şekere) karşılık salgılanan bu hormon, şekerin hem dokularımız tarafından kullanılmasını hem de depolanmasını sağlar.

Sonuç olarak kan şekerinin yükselmesini engelleyen bir hormondur.

Yüksek şeker neden tehlidir?

Yüksek şeker, dokular üzerinde toksik etki yapar. Başta damarlar olmak üzere dokular ile etkileşime geçerek bunların yapısını bozar. Bu da uzun süreçte farklı organlarda, farklı derecelerde hasarlara yol açar. Özellikle damar yapısını bozuyor olması kalp, böbrek, göz, sinir gibi önemli yapıların beslenmesini bozar.

Şeker hastalığının temelde 3 türü vardır:

  • Tip 1 Diyabet,
  • Tip 2 Diyabet,
  • Gestasyonel Diyabet(Gebelik şekeri).

Not: Günümüzde birçok şeker hastalığı alt tipi bulunmaktadır. 

Şeker Hastalığının Nedenleri

Vücuttaki iki mekanizmanın bozukluğu şeker hastalığına neden olur.

  • Birincisi pankreastan yeterince insülin üretilememesi,
  • İkincisi ise insülin miktarı normal olduğu halde vücudumuzda buna karşı direnç olması ve olan insülinin kullanılamamasıdır.

Şeker hastalığının şeker tüketmek ile direkt bir ilişkisi yoktur. Yani kişi şeker yediği için şeker hastası olmaz.

Tip 1 Şeker Hastalığı Nedenleri (Tip 1 Diyabet)

Genetik yatkınlığı olan kişilerde çevresel faktörlerin (bazı virüsler, toksinler, stres) etkisi ile ortaya çıkar. Tip 1 diabette kandaki insülin hormonu ya yoktur yada çok azdır.

Oluşma şekli büyük oranda otoümminiteye bağlıdır.

Yani normalde zararlı etmenlere (virüs,bakteri,yabancı maddeler…) karşı savaşan ve onları öldüren savunma hücrelerinin, kendi pankreas hücrelerine saldırıp onları yok etmesi sonucu oluşur.

Sonuç olarak pankrestan insülin salgılayan hücreler ya yok olmuştur yada çok az kalmışlardır. Bu da şeker hastalığının gelişmesine neden olur.

Daha çok 30 yaş öncesinde başlayan tip 1 diyabette şikayetler aniden başlar.  Bu hastalığı olanlar genellikle zayıf veya normal kilodadırlar. Mutlak insülin eksikliği olduğu için tedavide insülin verilir.

Tip 2 Diyabet

Tip 2 diyabette asıl sorun kandaki insüline karşı vücutta direnç gelişmesidir. İnsülin direnci sonucu dokular kandaki şekeri kullanamaz. Yani kabaca insülin var ama yeterince etki etmiyor denilebilir. Bu durum şekerin yükselmesine neden olur. Tip 2 diyabet hastalığının ilerleyen dönemlerinde insülin miktarında da düşme olur.

Tip 2 diyabette genetik yatkınlık çok önemlidir. Bu hastalığa yakalananların çoğu obez veya fazla kiloludurlar. Genellikle sinsi seyreder ve başlangıçta hiçbir belirti vermeyebilir.

Gestasyonel Diyabet (Gebelik şekeri)

Gebelik şekeri olarak bilinen gestasyonel diyabet hastalığının tetikleyicisi gebeliğin devamı için salgılanan hormonlardır. Gebelikle artan hormonlar insüline karşı direnç oluştururlar. Normalde insan vücudu bu direnci daha fazla insülin salgılayarak yener. Ancak gebelik şekeri bulunan kişilerin pankreas hücreleri bu yanıtı oluşturamaz. Sonuç olarak kan şekeri yükselir.

Gebelikte vücut daha fazla insüline ihtiyaç duyar. Ancak bazı kişilerde insülin üreten hücreler sınırlıdır. Üretilen insülin miktarı normal şartlarda yeterli olsa da gebelikte yetersiz kalır.

Genellikle doğum sonrası düzelen gebelik şekeri diğer gebeliklerde de tekrarlar. Gebelik şekerinde de genetik yatkınlık söz konusudur.

Gebeliğin şekeri olan kişiler doğum sonrası normale dönerler. Ancak bu kişilerim ilerleyen dönemlerde tip 2 diyabet olma riskleri yüksektir.

Şeker Hastalığı Belirtileri Nelerdir?

Belirtiler kan şekerinin yüksekliği ile ilişkili olarak değişir. Hiçbir belirti vermemesinden komaya kadar değişen bir tabloya neden olabilir.

Şeker hastalığının en sık görülen belirtileri:

  1. Ağız kuruluğu
  2. Çok su içme
  3. Sık idrara çıkma
  4. Çok acıkma, çok yemek yeme veya iştahsızlık
  5. Artan ve açıklanamayan halsizlik
  6. Çabuk yorulma
  7. Sinirlilik
  8. Açıklanamayan kilo kaybı (genelde  tip 1 diyabette görülür)
  9. Bulanık görme (kan şekerindeki dalgalanmalar sonucu)
  10. Yavaş iyileşen yaralar
  11. Sık enfeksiyon geçirme ve tekrarlayan mantar enfeksiyonları
  12. Diş etlerinde ağrı, kızarıklık ve hassasiyet
  13. Erkeklerde cinsel fonksiyon bozukluğu
  14. Ellerde ayaklarda yanma, uyuşma, karıncalanma

Kimler Şeker Hastalığı Açısından Risk Altındadır?

Tip 1 diyabet için en önemli risk faktörü ailede şeker hastası bireyin olmasıdır. Bebekleri 4 ayından önce inek sütüyle beslemek ve D vitamini eksikliğinin riski arttırdığı söylenmektedir.

Tip 2 diyabet için birçok risk faktörü bulunmaktadır. Bunlardan bazıları:

  • Obez veya fazla kilolu olmak
  • Yüksek tansiyon hastalığı
  • Kötü kolesterolün yüksek olup iyi kolesterolün düşük olması
  • Hareketsiz yaşam tarzı, egzersiz yapmama
  • Ailede şeker hastalığı öyküsü olması
  • Polikistik over sendromu olması
  • Gebelik şekeri (gestasyonel diyabet) geçirmiş olmak
  • İleri yaş
  • İnsülin direnci veya bozulmuş glikoz toleransının olması.

Yukarıdaki faktörlerin birine veya birkaçına sahip olanlar şeker hastalığı için risk taşımaktadır. Bu durum şeker hastası olacakları anlamına gelmez ancak şeker hastalığı belirtileri için daha dikkatli olmalarını gerektirir.

 Şeker Hastalığının Vücuda Verdiği Zararlar (Komplikasyonlar)

Uzun süreli kan şekeri yüksekliği vücuttaki birçok dokuyu ve organı olumsuz etkileler. Zamanla dokuların ve organların fonksiyonunu bozar.

Kişinin kan şekeri ne kadar kontrolsüzse risk de o kadar yüksektir. Yani şekeri sürekli yüksek olan ve düzenli tedavi almayan birinde istenmeyen etkiler daha kısa sürede başlar.

Şeker Hastalığının Vücuda Verdiği Zararlar

  • Kalp hastalığına yakalanma ve kalp krizi geçirme riskini arttırır.
  • Görme problemlerine neden olur . Gözün ışığa duyarlı bölgesinin kan akımının azalması sonucu diyabetik retinopati adı verilen durum gelişir. Görme bulanıklığından tam görme kaybına kadar değişebilen sorunlara neden olur.
  • Böbreklerin fonksiyonlarında bozulma veya böbrek yetmezliğine neden olabilir. Diyabetik nefropati adı verilen bu durum, idrarda protein kaçağı ile kendini gösterebilir.
  • Vücuttaki sinirlere hasar verebilir(nöropati). Sinir hücrelerini besleyen küçük kan damarlarında daralma veya tıkanıklık yaparak çeşitli sinirsel belirtilere neden olur. Ellerde, ayaklarda uyuşma ve duyu kaybı gibi…
  • Ayaklarda gelişen hissizlik sonucunda küçük yaralar gelişir.  Bu yaralar bazen mikrop kapabilir. Bu enfeksiyonlu yaralar çok yavaş iyileşir ve ciddi sorunlara neden olabilir. Bu durumun ilerlemiş haline diyabetik ayak adı verilir.
  • Kan dolaşımını bozduğu için cinsel fonksiyon bozukluğu yapabilir.

Şeker hastalığı bunların dışında birçok dokuyu etkileyerek fonksiyon bozukluğu yapabilir.

Kan şekerini sıkı bir şekilde kontrol altına almak, yukarıdaki durumlara yakalanma riskini düşürür. Ayrıca sigara içme, yüksek tansiyon, yüksek kolestrol, fazla kilolu olmak, hareketsiz yaşam tarı gibi faktörler yukarıdaki durumların gelişme riskini arttırır.

Şeker Hastalığı Teşhisi

Şeker hastalığı kanınızdaki şeker değerinin belli seviyelerin üzerinde olması ile anlaşılır.

Şeker hastalığı belirtileri olan kişide teşhis için:

  • Açlık (8 saat hiçbirşey yememe) kan şekerinin 126 mg/dl üzerinde olduğu iki ayrı testle onaylanması.
  • Herhangi bir dönemde rastgele bakılan şeker seviyesinin 200 mg/dl üzerinde olması. Bu yükseklik 2 ayrı testte onaylanmış olmalıdır.
  • HbA1c değerinin 6.5 mg/dl üzerinde olması. (Bkz: HbA1c nedir?)
  • Şeker yükleme testi (OGTT) sonrası 2. saat şeker seviyelerinin 200 mg/dl üzerinde olması.

Belirtileri olan kişide yukarıdaki dört testten herhangi birinin pozitif çıkması teşhisi için yeterlidir. Şeker hastalığından şüpheleniyorsanız lütfen beklemeden doktorunuza başvurunuz.

Gizli Şeker Nedir? Nasıl Anlaşılır?

Gizli şeker olarak bilinen durum şu isimlerle de anılır; prediabetik, bozulmuş glikoz toleransı, bozulmuş açlık glikozu…

Gizli şekerde, kan testlerinde kişinin şeker hastası olmadığı belirlenmiştir. Ancak test sonuçları ileride şeker hastalığı gelişebileceğini düşündürecek seviyededir.

  • Açlık şekeri 100-125mg/dl arasında olması,
  • Şeker yükleme testi sonrası 2. saat şekerinin 140-199 mg/dl arası olması,
  • HbA1c (3 aylık şeker) seviyesinin 5.7 ile 6.4 arasında olması.

Yapılan testlerde sonuçlar yukarıdaki gibi çıkarsa kişide gizli şeker olduğu söylenir.

Gizli Şeker, kişinin şu anda şeker hastası olmadığını ancak şeker testlerinin sınırda geldiğini ifade eder. Bu durumun ilerde şeker hastalığına ilerleyebileceğini gösterir. Bir anlamda şeker hastalığının habercisidir.

Gizli şekeriniz varsa hızlıca yaşam tarzınızı ve beslenme alışkanlıklarınızı değiştirmeniz gerekir. Hareketli yaşam tarzı(egzersiz) ve fazla kiloların verilmesi, gizli şekeri olan hastaların şeker hastalığına yakalanma ihtimalini %58 oranında engeller veya geciktirir.

Şeker Hastalığının Tedavisi

Şeker hastalığının tipine göre tedavi değişmektedir.

Tip 1 diyabet tedavisi

Tip 1 diyabet hastalarının ömür boyu insülin kullanmaları gerekir. Yaşam tarzı değişiklikleri, egzersiz ve beslenme alışkanlıkları tedavinin bir parçasıdır.

Pankreas nakli (adacık hücre nakli), tip 1 diyabet hastaları için insülin kullanımını ortadan kaldıran bir seçenek olarak görülmektedir. Ancak her zaman başarılı olmaması ve başarılı olsa bile nakil sonucu ömür boyu farklı ilaçlar kullanmak zorunda kalınması bu tedavinin dezavantajıdır. Bu dezavantaj kimi zaman şeker hastalığından daha tehli sonuçlar doğurabilir.

Tip 2 diyabet (şeker) hastalarının tedavisi

Tip 2 diyabetin tedavisi, daha geniş seçenekler içermektedir. İlaç tedavisi, ağızdan alınan haplardan insülin kullanımına kadar değişir. Bu hastalar ilk dönemlerde yaşam tarzı değişikliği ve hap tedavisi ile şekerlerini kontrol altına alabilirler. İlerleyen dönemlerde ise insülin ihtiyaçları ortaya çıkar ve insülin kullanmak zorunda kalırlar.

Ağızdan alınan şeker ilaçlarının üç farklı etki mekanizmaları vardır:

  • Pankreastan insülin salınımını arttıranlar,
  • Vücudun insülin direncini azaltıp dokuların şeker kullanımını arttıranlar,
  • Mide barsak sisteminden şeker emilimini azaltanlar.

Tip 2 diyabet(şeker) hastalarına yukarıdaki mekanizmalara sahip ilaçlardan biri veya birkaçı birlikte verilebilir.  Aşırı kilo önemli bir risk faktörü olduğundan, obez hastalarda zayıflama ameliyatları (bariatrik cerrahi) yapılmakta ve kan şekerleri düşürülmektedir. Bu ameliyatlar her hastaya uygun değildir.

Şeker Hastalarında Egzersizin Önemi

Düzenli egzersiz kandaki şekerin hücreler tarafından alınıp kullanılmasını arttırarak kan şekeri seviyelerinin düşmesine yardımcı olur. Vücuttaki insülin direncini azaltıp, insülin duyarlılığını arttırır. Böylece şeker hastaları daha düşük seviyelerde insüline ihtiyaç duyarlar.

Şeker hastaları nasıl beslenmeli?

Egzersiz, özellikle tip 2 diyabet hastalığının gelişmesini engellemeye yardımcı olur. Ayrıca gizli şeker teşhisi almış kişiler egzersiz yaparak şeker hastalığına yakalanma riskini önemli derecede azaltmış olurlar. Şeker hastalığı dahiliye veya endokrinoloji doktoru tarafından takip edilir.

Источник: https://www.saglikbilgi.net/seker-hastaligi-belirtileri-nedenleri/

İnsülin Direnci Nedir?

Çocuklarda Şeker Hastalığı ve İnsülin Kullanımı

‘’Çok az yemek yememe rağmen bir türlü kilo veremiyorum”

“Su içsem yaradığını hissediyorum”

Bu şikayetler şeker hastalığı yani diyabet başta olmak üzere pek çok ciddi sağlık sorununa neden olabilen insülin direncine işaret ediyor olabilir. Memorial Sağlık Grubu Endokrinoloji Bölümü Uzmanları, insülin direnci ve tedavisi hakkında bilgi verdi.

İnsülin direncini tanımlamadan önce insülinden bahsedelim. Pankreastan salgılanan şeker metabolizmasını düzenleyen bir hormondur. İnsülin bu düzenlemeyi yaparken “insülin reseptörü” adı verilen bir yapıya bağlanır ve aktive olur. Bu reseptör, çeşitli nedenlerle insülinin bağlanmasına izin vermez ise; insülin kanda yeterli miktarda olduğu halde görev yapmıyormuş izlenimi verir.

İnsülin direnci, vücuttaki şekeri kontrol etmek için salgılanan insülinin etkisini göstermesindeki zorluk olarak tanımlanabilir.

Normal şartlarda vücut şekeri 1 ünite insülin ile kontrol altına alabiliyorken insülin direnci olan hastalarda vücut 2-3 ünite insülin salgılamak durumunda kalır.

  İnsülin direnci arttıkça, şeker kontrolünü sağlamak için insülin de artmış olur. Bu da vücutta gereğinden fazla insülin salgılanması anlamına gelir.

Tüm dünyada ve ülkemizde giderek artan obezite ve diyabet görülme sıklığı, “insülin direnci” olarak adlandırılan metabolik sorunu da beraberinde getiriyor.

Vücuttaki yağ oranının artması insülin direncine, insülin direnci de vücuttaki yağ oranının artmasına yani obeziteye neden oluyor.

Protein metabolizması, üreme ve bağışıklık gibi birçok sistemi etkileyen insülin direncinin tedavi edilebilmesi için öncelikle beslenme ve egzersiz alışkanlıklarının gözden geçirilmesi gerekiyor.

İnsülin direnci insülinin vücutta depolanmasına neden olduğu için kilo alımına, karaciğer yağlanmasına, kalp ve damar hastalıklarına neden olabilir. İnsülin direnci sorunu olanlar spor yapıp dengeli beslenseler dahi kilo vermekte zorlanırlar.

Çünkü fazlasıyla salgılanan insülin, alınan gıdaların yağ olarak depolanmasına neden olur. Giderek daha çok salgılanmak zorunda kalınan insülin zaman içinde pankreası yorar.

İnsülin direnci  zamanla pankreas yetmezliği ve diyabet hastalığına kadar gidebilen ciddi bir tablo karşımıza çıkabilir.

İnsülin direncinde beslenmenin yeri çok önemlidir. İlk çağlardan günümüze besine ulaşmamız her geçen yüzyıl daha kolaylaşmış ve buna ters orantılı olarak ulaşılan besinlerin kalori değerleri de her geçen yüzyıl artmıştır.

Teknolojideki bu ilerleme çalışma şekillerinin daha çok ofis ortamında, bilgisayar odaklı olmasına neden olmuştur. Ofis ortamında hareketsizlik ve fast food tüketimi çalışanları obezite ile karşı karşıya getirmektedir.

Bol kalorili besinleri hızla tüketme zorunluluğu, hareket azlığı ile birleşince bel çevresi yağlanmasını kaçınılmaz hale getirmekte; bu da insülin direnci sendromunun başlamasına neden olmaktadır.

İnsülin Direnci Belirtileri

İnsülin direnci, insülinin dolaşımda bulunmasına rağmen glikoz, yağ ve protein metabolizmasındaki biyolojik etkilerini gösterememesidir.

Dokularda insülinin aracı olduğu glikoz kullanımının azalması ve karaciğerde glukoz yapımının artması ile ortaya çıkan metabolik bozulma, insülin direncinin temelini oluşturmaktadır. İnsülin direnci, tip 2 diyabet, hipertansiyon, lipid yüksekliği, polikistik over sendromuna eşlik eder.

İnsülin direnci ile ilişkili metabolik durumun değerlendirilmesinde, açlık ve tokluk kan şekeri, HbA1c değerleri bakılmalıdır. Gerekli durumlarda şeker yükleme  testi (oral glikoz tolerans testi)  yapılabilir.

İnsülin direncine sahip, metabolik sendrom taşıyan hastaların bel çevreleri önemlidir.

Bel çevresi kadınlarda 80cm, erkeklerde 94cm üzerinde olan bireylerde;

  • Açlık kan şekeri 100mg/dl’den yüksekliği
  • Kan basıncı 130-85mmhg üzeri veya hipertansiyon tanısı ile antihipertansif ilaç kullanımı
  • Trigliserid düzeyi 150mg/dl’nin üzeri veya HDL-kolesterol(iyi kolesterol) kadınlarda 50mg/dl erkeklerde 40mg/dl’den düşüklüğü gibi kriterlerinden en az ikisi mevcut ise insülin direnci varlığı kabul edilerek değerlendirme yapılmaktadır.

İnsülin direnci veya tip 2 diyabeti olan kişilerin yakınlarında genetik faktörlerin etkisi ile insülin direnci daha sık görülmektedir. Ayrıca hareketsiz yaşam, fazla kalorili beslenme gibi faktörler de insülin direnci gelişimine yol açmaktadır. Kas, yağ doku ve karaciğer etkilenen dokulardır.

İnsülin direncinin belirtilerini;

  • Ağır bir yemek sonrası, şekerli bir gıda yedikten sonra gereğinden fazla bir ağırlık hissi, uyku hali oluşması;
  • Yemekten sonra şekerin kontrolsüz olarak düşmeye başlamasıyla el titremesi, terleme,
  • Mide kazınması şikayetleri;
  • Kilo almanın kontrol edilememesi
  • Sık tatlı yeme isteği
  • Yorgunluk hissi
  • Bel çevresinin giderek genişlemesi
  • 'Akantozis Nigrikans' denilen özellikle koltuk altı, kasık, boyun bölgelerinde esmerleşme
  • Karaciğerde yağlanma
  • Kadınlarda adet düzensizlikleri olarak sıralanabilir. İnsülin direnci belirtilerini fark eder etmez mutlaka bir endokrinoloji ya da dahiliye uzmanına başvurulmalıdır.

İnsülin Direnci Nasıl Hesaplanır?

İnsülin direnci diyabet, kalp hastalıkları ve metabolik sendrom gibi pek çok önemli hastalığa neden olmaktadır.  Metabolik sendrom, insülin direnci, kan insülin yüksekliği, şişmanlık, hipertansiyon, kolesterol yüksekliği ve koroner damarlarda tıkanıklık gibi çok ciddi problemlerle birlikte seyreder.

Aynı zamanda insülin direnci genç kadınlarda polikistik over sendromu gibi sağlık sorunlarına da neden olabilir. İnsülin direncinin kiloyla ilişkisi ise tam bir kısır döngü olarak tanımlanmaktadır. “Yağlanma ve kilo artışı = İnsülin direnci = Yağlanma”.

Bu kısır döngüden kurtulmanın kolay bir yolu ise insülin direncinin tam donanımlı bir hastanede ölçtürülmesi ve uzmanlarca kontrol altına alınmasıdır. Ülkemizde insülin direncinin neden olduğu metabolik sendrom ile ilgili  “Metsar” adı altında bir çalışma yapılmıştır.

4 bin kişinin üstünde bir grup üzerinde yapılan araştırma sonucunda ülkemizde metabolik sendrom oranının %33 olduğu saptanmıştır. Bu çalışma sonucunda asıl önemli olan metabolik sendrom hastalığı olanların birçoğunun hastalığının farkında olmamasıdır.

Bu çalışmadaki ilginç verilerden bazıları ise şöyle;

  • Türk toplumu %31.3 oranında sigara kullanmaktadır.
  • Toplumdaki 20 yaş üstü kişilerin %27.6 kadarının şekeri yüksek fakat maalesef bu kişiler bunun farkında değil. Bu kişiler diyabet riski altındalar ve bunların insülin direnci tedavisi almaları gereklidir.
  • Türk kadınlarının %54.8 kadarı şişman ve bu nedenle kalp krizi ve diyabet açısından risk altındadır.

Bu sonuçlar insülin direncinin ne derece önemli ve ilerleyici bir hastalık olduğunu göstermektedir. Ülkemizde insülin direnci ve buna bağlı olarak; şişmanlık, diyabet ve kalp krizleri gün geçtikçe artacaktır. Bize düşen görev iş işten geçmeden kontrollerimizi yaptırıp önlemleri önceden almaktır.

İnsülin Direnci Testi

Kişi insülin direncinin olup olmadığını günlük rutinini sorgulayarak da anlayabilir. Buna göre bireyin kendinize sorması gereken sorular şunlar;

  • Abur cubur diye adlandırılan; çerez, cips, patlamış mısır besinleri tüketiyor muyum?
  • Tansiyonum 140-90 üzerine çıkıyor mu?
  • Düzenli spor veya egzersize rağmen kilo vermemde problem oluyor mu?
  • Bel kalınlığım fazla mı? (Bel çevresinde yağ birikimi var mı?)
  • Ailemde; diyabet veya kalp hastası, tansiyon yüksekliği, polikistik over hastası ve şişman birey var mı?
  • Yemek sonra konsantrasyon güçlüğü, dengesizlik ve baş ağrısı yaşıyor uyum?
  • Kolesterol yüksekliğim var mı?
  • Ani olarak şeker ve hamur işi yeme ihtiyacım oluyor mu?
  • Her yemekten sonra yorgunluk ve uyku hali hissediyor muyum?
  • Açlık kan şekerimde yükseklik tespit edildi mi?
  • Haftada 2 kereden az mı egzersiz yapıyorum?

Test Sonuçları

Yukarıdaki sorulara verilen EVET yanıtlarının sayısına göre kişideki insülin direnci riski konusunda değerlendirme yapılmaktadır.


İnsülin Direnci Tedavisi

İnsülin direnci tedavisinde öncelikli adım, yaşam tarzı değişiklikleridir. Tıbbi beslenme tedavisi, egzersiz ve hareketin artırılması, uyku düzeninin sağlanması ve sürdürülebilir olması önemlidir. İnsülin direnci tedavisinde tıbbi beslenme tedavisi; bireyin yaşı, cinsiyeti, fiziksel aktivite ve yaşam şekline göre kişiye özgün olarak belirlenir.

  • İnsülin direnci diyeti tüm besin ögelerini yeterli ve dengeli bir şekilde içermelidir.
  • Kısa dönem şok programlar uygulanmamalıdır.
  • Vücut ağırlığının 6 ayda yaklaşık %5-10’unun azaltılması hedeflenmelidir. Bireyin günlük mevcut kalori alımı hesaplanmalı ve ortalama 400-600 kcal azaltılmalıdır.
  • Haftalık 0.5-1kg ağırlık kaybı hedeflenmelidir.
  • Sürdürülebilir, uygulanabilir ve lezzetli bir program hazırlanmalıdır.
  • Dengeli beslenme programı 4-6 öğünden oluşmalıdır. Sık aralıklarla beslenme bir sonraki öğünde fazla yemeyi önler.
  • Günlük protein alımı toplam kalorinin %20-35’ini oluşturmalıdır. Proteinin yeterli miktarda alınması tokluk hissi ve yağsız vücut kitlesini koruması açısından önemlidir.
  • Günlük kalorinin %25-35’i de yağlardan alınmalıdır.
  • Yağda eriyen vitaminlerin emilimi( A, D, E, K) olumsuz etkilenebileceğinden yağ oranı çok azaltılmamalıdır.
  • Günlük kalorinin %50-65’i de karbonhidratlardan alınmalıdır.
  • Basit karbonhidratlar yerine(şeker gibi), kompleks karbonhidratlar (tam tahıl ürünleri, baklagiller) tercih edilmelidir.

Yaşam tarzı değişikliğini uygulayamayan veya yarar görmeyen hastalara bazı ilaçlarla tedavi önerilebilir. İştah ve hafif kilo kaybı etkisi gösterir. Metformin özellikle HbA1c % 5.7-6.4 arasındaki açlık ve/veya tokluk kan şekeri normal sınırın üzerinde olan, gebelik diyabeti öyküsü bulunan, vücut kitle indeksi 35’ten büyük hastalarda diyabet gelişme riskini %30 azaltmaktadır.

İnsülin direnci tedavisinde öncelikle bir kan testi yapılarak direnç seviyesi ölçülür. Direncin yüksek olduğu kişilerde 2-3 ay ya da en fazla 6 aylık tedavilerle seviye normale döndürülebilir.

İnsülin direnci seviyesi normale döndüğünde de kilo vermenin önündeki engeller kalkmış olur. Dolayısıyla hastaların hızla iştahları kesilir ve kilo verir.

Buna ek olarak da kalp hastalığı, kanser tiplerine yatkınlık ve şeker hastalığı da önlenmiş olur.

İnsülin direnci tedavisinde ilaçların da rolü büyüktür. Sağlıklı bir beslenme ve egzersiz programı ile birlikte gerekli ilaçlar kullanıldığı zaman kişi kilo vermeye başlar.

İnsülin direncini önleyen ilaçlar şeker tedavisinde de kullanılan ilaçlardır ve 2-3 ay içinde insülin direnci kontrol altına alınıp, seviyesi tamamen normale getirildikten sonra ilaç tedavisi sonlandırılır.

Böylece kilo alımı, aşırı yağlanma, damar yağlanmaları, ateroskleroz yani damar sertliği, kalp damar hastalığı riskleri, karaciğer yağlanması riski, özellikle risk altındaki insanlardaki diyabet hastalığına doğru gidişat tamamen engellenmiş olur.

Özellikle şeker hastalığı riski taşıyan hastalarda insülin direnci tespit edilip, doğru tedavi uygulandığında hastalık hiç başlamadan önlenmiş olur. Bu nedenle insülin direnci zamanında tedavi edildiğinde şeker hastalığı riskini ortadan kaldırmak mümkündür.

İnsülin direnci tedavisinde bir başka yaklaşım da insülin fazlalığının sadece dışarıdan insülin verilmesi ile değil Tip 2 diyabetik hastaların tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar ile de teşvik edilmesidir. Bu nedenle tedavi tümüyle ele alınmalıdır.

İnsülin direnci tedavisi doğru ve yeterli beslenme planı, kişinin günlük yaşamı ile uyumlu hale getirilmelidir. Aksi takdirde tedavinin tümüyle kontrolsüz gitmesine neden olabilir.

Mümkün olduğu kadar öğünlerde rafine karbonhidrat kısıtlanmalı, yeterli kalori alımı kilo kontrolü hedeflenerek sağlanmalıdır. Beslenmenin şekli ve gıdaların hazırlanması da çok önemlidir.

Yemekler yavaş, çok çiğnenerek, doyma hedeflenmeden yenilmelidir.

İnsülin direnci ve diyabet tedavisinde egzersiz ve beslenme ile ilaç tedavisinin zamanlaması oldukça önemlidir. Her hastanın bir sporcu gibi davranmasını beklemek ve onu bu konuda zorlamak doğru değildir. Yeterli düzeyde egzersizi en uygun dönemde yapmaya teşvik etmek gerekir.

Komplikasyonlar mutlaka değerlendirildikten sonra egzersiz planlaması yapılmalıdır. Yemeklerden sonraki ilk 30-60 dakika içinde oturma ve çay içme alışkanlığından vazgeçilmelidir.  Bu dönemlerde 10-15 dakikalık yürüyüşler ya da sofra toplama gibi hareketler yapılması daha doğrudur.

Hiç vakit kaybetmeden online hastane randevusu alabilir ve insülin direncinizin olup olmadığını kontrol ettirebilirsiniz. 

Güncellenme Tarihi: 22 Kasım 2018Yayınlanma Tarihi: 22 Aralık 2016

Источник: https://www.memorial.com.tr/saglik-rehberleri/insulin-direnci-nedir/

İnsülin Nasıl Kullanılır? Diyabet ve İnsülin Kullanımı Hakkında Bilgiler – Sağlık Ocağım .NET

Çocuklarda Şeker Hastalığı ve İnsülin Kullanımı

Kandaki glukoz seviyelerini düzenleyen, Langerhans islets’leri olarak da bilinen, pankreasta hücre kümelerinden meydana gelen bir hormondur ve bu hormon sürekli olarak üretilir, ancak yemekten sonra yükselen glukoza tepki olarak insülin miktarı artar.

Glukoz hücreler tarafından emilerek enerjiye dönüştürülecekse  insüline ihtiyaç duyulur. İnsülin, bununla birlikte, kanda glukoz yapılmasını engelleyerek dokuların yeterli miktarda glukoz içerdiğinden emin olur. İnsülin yetmezliği şeker hastalığı (diyabet hastalığı) ile sonuçlanır.

Şeker hastalığında insülin tedavisi ne işe yarar?

Tip 1 diyabetli hastalarda pankreas insülin üretmediği için diyabet meydana gelir. Tip 1 diyabet hastaları pankreas insülin üretmediğinden, yiyeceklerden alınan glukozu kullanabilmek için insülin enjeksiyonuna ihtiyaç duyarlar.

Tip 2 diyabet hastalığı en sık görülen diyabet tipidir. Kişilerin yanlış beslenme ve yaşam tarzı, dokularda insülinin kullanılamaması nedeni ile ortaya çıkar. Tip 2 diyabetli hastaların bir kısmı vücutlarındaki glukozun enerjiye dönüşmesini sağlayabilmek için diyabet hapı ya da insülin enjeksiyonu kullanımına ihtiyaç duyarlar.

İnsülin tedavisinin amacı nedir?

İnsülin kullanımının amacı, kan şekeri (glukoz) seviyesini kontrol etmektir.

Kan şekeri seviyesini normale döndürerek diğer organlarda oluşabilecek göz hasarlarına (diyabetik retinopati, diyabetik katarakt gibi), böbrek hasarlarına (diyabetik nefropati gib), ayak yaralarına (diyabetik ayak gibi), sinir hasarlarına (diyabetik nöropati gibi), sindirim sistemi sorunlarına (diyabetik gastroparezi gibi), kalp damar hastalıklarına ve benzeri hastalıkların gelişimine engel olur. Çocuklarda insülin tedavisinin amacı ise diyabetli çocuklarda büyümeyi ve gelişmeyi sağlamasıdır.

İnsülin terapisi (tedavisi) nedir?

İnsülin yenileme, şekerli diyabet tedavisinde uygulanan bir tedavi yöntemidir. İnsülin hastanın kendisi tarafından enjeksiyon ile deri altına veya infüzyon pompası ile uygulanır. İnsülin ağız yoluyla alınmaz, çünkü insülin mide asitleri tarafından parçalanır.

İnsülin tedavisi çoğunlukla komaya neden olabilecek hiperglisemiyi (yüksek kan şekerini) ve ketozis gelişimini (kanda asit oluşması) durumlarını önler.

İnsan insülin preparatları yaşlı bufalo veya domuz insülinleri şeklinde de bulunabilmesine rağmen, genetik mühendisliğinde üretilmektedir.

İnsülin tedavisi nedir 

İnsülin vücudun neresine uygulanır?

Alttaki resimde insülin enjeksiyonu uygulanan bölgeler görülmektedir. İnsülinin daha etkili olması, cildin yağ ve kas dokusunun sağlıklı kalması için enjeksiyon bölgesini sürekli değiştirmek gerekir. İnsülin kalem iğneleri 1 veya 2 defadan fazla kullanılmamalıdır. Sürekli bir bölgeden enjeksiyon yapmak ve aynı iğne uçlarını kullanmanın bazı yan etkileri vardır.

  • Enjeksiyon bölgesinde şişlik
  • Enjeksiyon bölgesinde morarma ve sertlik
  • Enjeksiyonun yapıldığı bölgede insülin birikimi
  • İnsülinin etkisinin azalması
  • Enjeksiyon bölgesinde yağ dokusu kaybı, erime ve erimeye bağlı çukurluklar gibi insülin iğnesi yapılan bölgede yan etkiler görülebilir.

İnsülin enjeksiyonu uygulanabilen vücut bölgeleri

İnsülin iğnesi (enjeksiyonu) nasıl uygulanır?

  • Hijyene önem verilmeli ve enjeksiyon uygulamadan önce eller yıkanmalıdır.
  • Enjeksiyon edilecek bölge sabun veya su ile yıkandığında, alkol veya kolonya ile silmeye gerek yoktur.
  • Enjeksiyon öncesi bölge alkol ile silindiğinde kuruması beklenmelidir.
  • İnsülin yapılacak bölgenin cildi 2-3 parmak yardımı ile yukarı doğru çekilir. Doğru dozda hazırlanan insülin kalemi tutulan cilde dik olarak batırılarak insülin uygulanır.
  • Cilt altı dokuya çabuk girilmelidir.
  • Hava enjekte edilmemelidir.
  • İğnenin ucu cilt içindeyken yön değiştirilmemelidir.
  • İnsülin cilt altına yapıldıktan sonra iğne hemen çekilmeden, parmaklar ile tutulan kısım bırakılır ve 10 saniye kadar bekledikten sonra iğne çekilir.
  • Enjeksiyon yapıldıktan sonra ağrı olur ya da kan ve berrak bir sıvı gelirse 5-8 saniye kuru pamuk ile basınç uygulanmalı ama masaj yapılmamalıdır.
  • Enjeksiyon sırasında ağrı duymamak için, enjekte edilecek insülinin oda sıcaklığında olması gerekir, çünkü soğuk yapılan insülin ağrıya sebebiyet verebilir.
  • Enjeksiyonlar, kıyafetler çok ince olsa bile kıyafet üzerinden uygulanmamalıdır.

İnsülin iğnesi elbise üzerinden neden uygulanmaz

Diyabet (şeker hastalığı) tedavisinde doktorun tavsiyelerini dikkatlice uymak şartıyla sonradan çıkacak sorunlardan daha az etkilenmek mümkündür.

 Aksi taktirde tedaviden çok fazla fayda görülmez, bu nedenle yaşam kalitesini arttırmak ve diyabetin meydana getirebileceği zararlardan korunabilmek için düzenli doktor kontrollerini, önerilen beslenme şekli ve egzersiz programı, ilaçların düzenli ve zamanında kullanımı gibi dikkat edilecek noktaları unutmamak tedavinin kalitesini yükseltir ve hastanın yaşam kalitesini arttırır.

İnsülin iğnesi kullanırken nelere dikkat etmeli?

İnsülin kalemine takılan iğne uçları2 defadan fazla kullanıldığında bazı riskler söz konusudur.

  • İğne ucu körleşeceği için enjeksiyon anında acı duyulur.
  • İğnenin mikroskopik ucu daha fazla kullanıldığında kırılır ve metal parçacıkları enjeksiyon uygulanan bölgede kalabilir.
  • İğne uçları fazla acı hissedilmemesi için silikonlanmıştır ve fazla kullanım nedeni ile silikon erir ve ağrıya neden olur.
  • Kullanılan iğne uçları, kalem ucunda kalırsa insülin kartuşunun içerisine hava girmesine neden olabileceği için eksik dozda insülin uygulanmasına sebep olur.
  • Kalem ucunda takılı kalan iğnenin diğer ucu insülin kartuşunun içinde kalacağı için, iğnenin kanalında insülin kalır ve kanaldaki bu insülin kalıntısı kristalleşerek iğnenin kanalını tıkar, bu da enjeksiyon yapımı sırasında zorlanmaya ve eksik insülin verilmesine neden olur.

İnsülin kullanım tablosu

Yüksek dozda insülin kullanımın yan etkileri

Yüksek dozda insülin kullanımı hipoglisemiye (şeker düşüklüğüne) neden olur fakat bu yan etki yiyecek veya şekerli içecekler ile düzelebilir. Şiddetli hipoglisemi komaya sebep olabilir.

Bu tür bir durumda glukoz intravenöz enejeksiyonu ile veya glukoz insülinin etkilerine karşılık gösteren bir hormonun kasa, damara veya deri altına acil bir tedavi olarak verilmesi gerekir.

İnsülin ilacı nasıl saklanmalı?

  • Kalem insülinler oda sıcaklığında (22-24 C) 28 gün korunabilir.
  • Kutudaki insülinler buz dolabı kapağında (2-8 C) korunabilir. İnsülin kesinlikle dondurulmamalı ve donmuş ise kullanılmamalıdır.
  • İnsülinler 30 C’nin üzerinde saklanmamalıdır.
  • İnsülinin içinde küçük beyaz parçacıklar, renk değişikliği ve sarı, bulanık görüntü var ise kullanılmamalıdır.
  • Flakon insülinler buz dolabı kapağında (2-8 C’de) saklanmalıdır.

Benzer sağlık yazıları

Источник: https://www.saglikocagim.net/insulin-kullanm/

Çocuklarda Diyabet: Yüksek Kan Şekerinin Engellenmesi

Çocuklarda Şeker Hastalığı ve İnsülin Kullanımı

Hiperglisemi olarak da adlandırılan yüksek kan şekeri, kandaki şeker (glukoz) seviyesi normalin üzerine çıktığında gerçekleşir.

Diyabeti olan birinde yüksek kan şekerinin sebepleri arasında unutulan oral diyabet ilacı veya insülin iğnesi, çok fazla yemek, fiziksel aktiviteyi atlamak veya hastalık ya da stres olabilir.

Yeniyetmelikte hızlı büyüme de çocuğunuzun kan şekeri seviyelerini hedef aralıkta tutmayı güçleştirebilir.

Düşük kan şekerinin tersine yüksek kan şekerinin gelişmesi genellikle yavaş yavaş olur, saatler veya günler sürebilir. Ama çok büyük bir öğün yerseniz veya bir insülin dozunu kaçırırsanız, yüksek kan şekeri hızlı da (birkaç saat içinde) gelişebilir. Güvenli aralığın hemen üzerindeki kan şekeri seviyeleri, kişinin yorgun ve susuz hissetmesine sebep olabilir.

Çocuğunuzun kan şekeri seviyesi normalden yüksek kalırsa, vücudu bu seviyeye uyum sağlayacaktır. Zamanla yüksek kan şekeri gözlere, kalbe, böbreklere, damarlara ve sinirlere zarar verir. Çocuğunuzun kan şekeri yükselmeye devam ederse böbrekler, üretilen idrar miktarını arttıracağından vücut susuz kalabilir.

Çocuğunuz aşırı derecede susuz kalırsa da komaya girebilir ve ölebilir.

Siz veya çocuğunuz belirtileri fark ettiğiniz sürece yüksek kan şekerini tedavi edecek zamanınız olur, böylece acil bir durum haline gelmez. Yüksek kan şekeri problemlerini önlemenize yardımcı olabilecek üç adım:

  • Çocuğunuzun kan şekerini sık sık ölçün, özellikle hastalık sırasında veya normal rutinini takip etmediğinde. Çocuk bitkinlik ve artan susuzluk ve idrara çıkma gibi yüksek kan şekeri belirtilerini bazen göstermeyebilir.
  • Çocuğunuz kan şekeri seviyesi sık sık veya sürekli hedef aralığın üzerinde kalıyorsa doktorunuza bildirin. İlacın veya insülin dozunun ayarlanması veya değiştirilmesi gerekebilir.
  • Dehidrasyonu (sıvı kaybı) engellemek için çocuğunuzu su veya kafeinsiz ve şeker ihtiva etmeyen içecekler içmeye teşvik edin.

Yüksek kan şekeri acil durumları nelerdir?

Yüksek kan şekeri

Yüksek kan şekeri, çocuğunuzun kanındaki şeker (glukoz) seviyesinin normal veya normale yakın bir aralığın üzerinde olduğu anlamına gelir.

Çocuğunuz, kan şekeri güvenli aralığın üzerindeyken kendisini yorgun ve susamış hissedebilir.

Fakat bazı insanlar kanlarındaki yükselmiş şeker seviyelerine ayak uydururlar ve kan şekeri seviyeleri çok yükselene kadar belirgin yüksek kan şekeri belirtileri göstermeyebilirler.

  • Çocuğunuzun kan şekeri seviyesi desilitre başına 80 miligram (mg/dL) ve 200 mg/dL arasındaysa belirtisi olmayabilir. Eğer varsa belirtilerin hafif olması muhtemeldir, bitkinlik gibi.
  • Kan şekeri seviyesi 200 mg/dL ila 350 mg/dL arasında olduğunda çocuğunuzun artan susuzluk ve normalden daha fazla idrara çıkma gibi hafif belirtileri olabilir. Bazı insanlar kan şekeri seviyeleri bu aralıktaysa, herhangi bir belirti fark etmezler.
  • 350 mg/dL’nin üzerinde bir kan şekeri seviyesi genellikle ortadan şiddetliye kadar belirtilere sebep olur. Çocuğunuz yorgun ve uykulu hissedebilir, görüşü bulanıklaşabilir ve iştahını kaybedebilir. Kan şekeri yükselmeye devam ederse çocuğunuzun zihni bulanabilir ve komaya girebilir.

Yüksek kan şekeri belirtileri genellikle saatler ve günler boyunca derece derece gelişirler. Ama aşırı miktarda yer veya bir insülin dozunu kaçırırsanız hızla (birkaç saat içerisinde) da gelişebilir.

Çocuğunuzu ve siz belirtileri gözden kaçırmadığınız sürece genellikle erken tedavi yapacak zamanınız olur.

Yüksek kan şekeri, seviyeleri şiddetli susuzluğa yol açtığında ve vücudun kimyasal süreçlerine (metabolizma) müdahale ettiğinde acil durum gerçekleşir.

Yüksek kan şekeri, çok az insülin olduğunda veya çocuğunuzun vücudu kan akışındaki insüline doğru bir şekilde yanıt vermediğinde gelişir. Yüksek kan şekeri acil durumları sık sık insülin ihtiyacını arttıran enfeksiyon veya ameliyat sebebiyle gelişir.

Aşağıdaki durumlarda kan şekeri seviyeleri hedef aralığın üzerine çıkabilir:

  • Çocuğunuz diyabet için oral ilacın veya insülinin bir dozunu kaçırdığında.
  • Çok fazla yemek yediğinde
  • Yeterli fiziksel aktivitede bulunmadığında
  • Duygusal stres altındaysa
  • Grip veya enfeksiyon gibi bir rahatsızlığı varsa.

Çocuğunuzun bazen sabahları kahvaltıdan önce çok yüksek kan şekeri seviyeleri olabilir. Bu, şafak fenomeni veya Somogyi etkisine bağlı olabilir.

Benim aşırı kıllanma ve kilo problemim var bu ay reglimin 3. günü hormon tahlili yaptırdım testesteron ve kortizol hormonum yüksek çıktı testesteron-0… devamı

Yüksek kan şekeri neden önlenmelidir?

Bir şekilde normal veya normale yakın aralığın üzerindeki kan şekeri seviyeleri artan susuzluk ve daha sık idrara gitme gibi belirtilere sebep olabilir.

Eğer yüksek kan şekeri erken tedavi edilmezse çok yüksek bir seviyeye yükselebilir, bu da yaşamı tehdit edici olabilir.

Ayrıca yüksek kan şekeri zamanla komplikasyon riskini de arttırabilir; örneğin sinirlerle, gözlerle veya böbreklerle ilgili sorunlar gibi.

Çocuğunuzun kan şekeri seviyeleri 200 mg/dL’nin üzerinde çıktığında böbrekler, fazla şekerin bir kısmını idrarla atar. Şekerle birlikte böbrekler büyük miktarlarda sıvı da bırakırlar ve bu da idrarda artışa sebep olur.

Çocuğunuzun kan şekeri seviyesi yükselmeye devam ederse ve kaybedilen sıvıların yerine yenileri konmazsa çocuğunuz su kaybedebilir. Su kaybı, bir yüksek kan şekeri acil durumuna yol açabilir. Aşağıdaki iki yüksek kan şekeri acil durumu, yaşamı tehdit edici olabilir.

  • Çocuğunuz hiperosmolar sendrom denilen bir yüksek kan şekeri acil durumu riskinde olabilir. Hiperosmolar durum çocuğunuzun kan şekeri seviyeleri sürekli çok yüksek, örneğin 600 mg/dL’nin üzerinde ise ve su kaybına uğramışsa gelişebilir. Hiperosmolar durumunun erken belirtileri kolayca gözden kaçırılabilir.
  • Çocuğunuz yüksek kan şekerinden dolayı diyabetik ketoasidoz (DKA) denilen bir duruma da yakalanabilir. Diyabetik ketoasidoz çocuğunuzun kan şekeri seviyeleri sürekli çok yüksek, örneğin 250 mg/dL’nin üzerinde ise ve su kaybına uğramışsa gelişebilir. Ketoasidozda, çocuğunuzun vücudu protein ve yağı enerji için yakar, ayrıca asitlerin ve ketonların kanda birikmesine sebep olur. Ketonlar kısmen idrara karışabilir. Ketoasidoza yakalandığında durumun kötüleşmesini engellemek üzere çocuğunuzun derhal acil bakıma alınması gerekir.

Çoğunlukla yüksek kan şekeri acil durumu, insülin ihtiyacını arttıran bir enfeksiyona veya ameliyat gibi vücudunuz üzerindeki strese bağlı olarak gelişebilir.

Yüksek kan şekerini nasıl önleyebilirsiniz?

Yüksek kan şekeri acil durumunu engellemenin en iyi yolları kan şekeri seviyelerini sık sık denetlemek, acil durumlara hazırlıklı olmak, yüksek kan şekerini derhal tedavi etmek, enfeksiyonları hemen tedavi etmek ve çocuğunuzun bol miktarda şekersiz sıvı almasını sağlamaktır. Enfeksiyonlar da erken tedavi edilmelidir. Tedavi edilmemiş enfeksiyonlar örneğin idrar yolu enfeksiyonları ve cilt enfeksiyonları, çocuğunuzun yüksek kan şekeri acil durumu riskini arttırabilir.

Hazırlıklı olun:

  • Yüksek kan şekerinin belirtilerini bilin. Bunları sizin ve çocuğunuzun sık sık görebileceği bir yere asın, mesela buzdolabı kapısına. Çocuğunuzun gösterdiği ancak listede olmayan belirtileri listeye ekleyin. Diğer insanların belirtileri ve acil bir durumda ne yapılacağını bilmelerini sağlayın.
  • Evde çocuğunuzun kan şekerini sık sık ölçün, özellikle hasta olduğunda veya olağan rutinini takip etmediğinde. Çocuğunuzun kan şekerini evde ölçmek herhangi bir belirti göstermediğinde bile ne zaman yüksek olduğunu bilmenize yardım edecektir.
  • Çocuğunuzun bakımıyla ilgilenen diğer insanlara kan şekerinin nasıl ölçüleceğini öğretin. Kan şekeri ölçüm cihazını kullanma talimatını cihazla birlikte bulundurun, böylece gerektiğinde herhangi biri çocuğunuzun kan şekerini ölçebilir.
  • Çocuğunuzun, her zaman sağlık durumunu belirten bir bileklik gibi tıbbi bir kimlik taşımasını sağlayın. Bu, çocuğunuz çok hasta veya konuşamayacak şekilde sakatsa çok önemlidir.
  • Keton test şeritlerini el altında bulundurun. Çocuğunuzun kan şekeri seviyesi 300 mg/dL’nin üzerinde ise keton için idrarını test edin. Keton testinin sonuçları çocuğunuzun idrarında orta ile fazla miktarda keton olduğunu gösteriyorsa danışmak üzere doktorunuzu arayın.
  • Bir plan oluşturun. Genellikle insülin alan insanların kan şekeri seviyeleri yüksek olduğunda ayrıca hızlı etki eden insülin almaları gerekir. Çocuğunuzun doktoruyla çocuğunuzun kan şekeri seviyesine göre ne kadar alması gerektiğini(değişken ölçek)  konuşun.
  • Çocuğunuzun ilaçlarını doktorun tavsiye ettiği şekilde verin. Diyabet için oral ilaçları veya insülin enjeksiyonları, doktorunuzla konuşmadan atlamayın.

Yüksek kan şekerini erken tedavi edin.

Источник: https://www.hemensaglik.com/makale/cocuklarda-diyabet-yuksek-kan-sekerinin-engellenmesi

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.