Çocuklarla İletişimde Kelimelerin Önemi

ÇOCUKLARLA NASIL ETKİLİ İLETİŞİM KURULUR?

Çocuklarla İletişimde Kelimelerin Önemi

– Hocam 40 kez söyledim anlamadı!

– Yapma kızım dedikçe yapıyor!

– Asla söz dinemiyor!

– Ders çalış diyoruz, çalışmıyor

DİYORSANIZ MUTLAKA OKUYUN!

Çocuk anne ve babası ile nasıl iletişim kuruyorsa hayatla da o şekilde iletişim kurar. Ana-baba ve çocuk üçgeninde, ancak tarafların duygu ve düşüncelerini birbirlerine aktarmaları ve başarılı diyalog kurabilmeleri halinde sorunlarına çözüm bulmaları mümkündür.

İşte yazımızda “Çocukla iletişim nasıl kurulur?” ya da “Başarılı iletişim yöntemleri hangileridir?” gibi soruların cevapları verilmeye çalışılacaktır.

İletişim Nedir?

İletişim bir gülümseme, bir el sıkışma, bir gözyaşı, bir kaş çatma, bir hareket, bir sözcük, bir öpücük, bir tonlama, bir fısıltı, bir göz kırpma, bir kucaklama, bir homurtudur.

Yüzeysel olarak bu süreç sadece alışkanlık işi ve basit gibi görünebilir. Ancak eğer iletişimin içeriğine bakarsanız iletişimin birlikte ve doğru biçimde işlemesi, bütün sürecin işlemesini sağlayan 4 parçadan oluşmaktadır.

KAYNAK      : iletişimi başlatan, aktaran kişidir

MESAJ           :  iletmek istediğiniz şeylerin konusu ve içeriğidir

KANAL         : iletmek istediğiniz düşünceleri aktardığınız araçlardır. Ses tonu, kelimeler ve beden dilidir

ALICI            : söylediğiniz kişi ya da sizi dinleyendir.

Bir davranışı yorumlarken değer yargılarımız devreye girer. Oysa değer yargılarıyla davranışları ayırt edebilmeliyiz. Sorunları ayırt edebilmek ve müdahalelerimizi gereken yerlerde ve doğru olarak yapabilmek için bir davranış penceresi çizelim.

                                                           ———————————————–

KABUL EDİLİR BÖLÜM

KABUL ÇİZGİSİ                             ———————————————–

KABUL EDİLEMEZ BÖLÜM

                                                           ———————————————–

Çocukların ve izlediğimiz her kimsenin davranışları bu pencerenin içinde yer alır. Davranışların kabul edilip edilmemesi, bizlerin o davranışa tanık olduğumuzda yaşadığımız duygularla bağımlıdır.

Şöyle ki davranış oluştuğunda  (örneğin çocuk burnunu karıştırıyor) olumsuz duygular yaşıyorsak (kızıp bağırıyorsak) davranışı kabul etmeyiz.

Olumsuz duygular yaşamıyorsak (örneğin yakın bir arkadaşımızla o anda hararetli bir konuşma yapmaktayız) o davranışı görmezlikten gelebilir, tepki göstermeyebiliriz.

Bu durumda kabul çizgisinin devamlı aynı yerde durmadığını, değişken olduğunu düşünmek zorundayız. Kabul çizgisinin değişkenliğini 3 önemli etken yaratır:

1)BEN                                               2)ÇOCUK                             3)ÇEVRE

1)BEN: Eğer keyifli günümdeysem benim ve ailemin herhangi bir sağlık veya diğer önemli sorunu yoksa acelem yoksa eşimle kavga etmemişsem vs. o gün birçok davranışı kolay kabul edebilir hatta genellikle kızdığım davranışları dahi göz ardı edebilirim. Ama zor günümdeysem “Kabul Çizgim” çok yukarıdadır.

2)ÇOCUK: Davranışların kabul edilip edilmemesi çocuğun yaşına ve cinsiyetine bağlıdır. 2 yaşındaki çocuğun parmağını emmesi kabul edilebilir ama 8 yaşındaki çocuğun bu davranışı kabul edilmez. Ayrıca anne-babalar kendilerine benzeyen çocuklarına daha farklı tepkilerde bulunabilirler. Bu farkında olmadan, düşünmeden sadece yakın hissettiğimiz için gösterdiğimiz tepkilerdir.

3)ÇEVRE: Çevreye verdiğimiz önem davranışı kabul edip etmememizi etkiler. Örneğin evde çocuğun istediği gibi yemesine izin verirken bir yere misafirliğe gittiğinde daha özenli yemek yemesini isteriz.

MESAJ İLE İLGİLİ SORUNLAR

Sözle aktarılan bir mesajın dinleyeni şöyle etkilediği görülmüştür.

1. Söylediğiniz şeyin –sözel mesajınızın-inandıracak payı yalnızca %7 dir.

2. Onu söyleme tarzınızın-ses tonunuzun-payı %38dir.

3. Konuşurken hareket etme tarzınızın-gönderdiğiniz sözsüz mesajların- dinleyicinizin inanacağı şeydeki payı %55 gibi inanılmaz bir orandır.

Olumlu                                                                

*        ….tarzın hoşuma gidiyor                                     

*        Bana bundan söz etsene                                     

*        Daha fazlasını duymak istiyorum                       

*        Nasıl yardım edebilirim                                      

*        Kendini gerçekten kötü hissetmiş olmalısın       

*        Seni seviyorum                                                   

Olumsuz

* Saçmalama!

* Sana kaç kez söylemem lazım?

* Sen hiçbir zaman…

* Sen hiçbir zaman…

* Sen her zaman…

* Sen hiçbir zaman…Bu çok aptalca!

Olumlu Ses Tonu Mesajları Verir:         Olumsuz Ses Tonu Mesajları Verir:

İlgili             Onaylayıcı                                   Alaycı            Suçlayıcı    

Sevecen        Düşünceli                                   Sert               Dışlayıcı     

Yumuşak      Tarafsız                                      Yargılayıcı       Katı            

Sakin            Hoşnut                                      Kızgın            Engellenmiş           

Destekleyici   İçten                                         Duygusal        Korkmuş

Neşeli                                                           Gergin            Azarlayıcı

Sözsüz Mesajlar

Olumlu İşaretler                                              Olumsuz İşaretler

Gülümseme            Göz teması                         Kaba hareketler      Sırıtma       

Başıyla onaylama   Dokunma                            Çatık kaşlar            Eller havada

Açık kollar              Gevşemiş vücut                   Ağlama                  Dürtme      

Dikkat kesilme       Öne eğilme                         Tiksinme                Parmak işaretleri    

Yakınlaşma                                                     Uzaklaşma             Gösterme

İLETİŞİMDE ENGELLER

Yetişkinlerin çocuklarıyla iletişimde aldıkları tavırları belli başlıklarla özetleyebiliriz:

1-Emir verme, yönetme:

“Yapman gerekir….yapacaksın….yapmak zorundasın.”

-Söylenenin tersini “denemeye” davet edebilir.

2-Uyarma, tehdit etme:

“…yapamazsın…..ya yaparsan….yoksa…”

-Korku boyun eğme yaratabilir.

3-Ahlak dersi verme:

“…yapmalıydın….senin sorumluluğun….şöyle yapmak gerekir….”

-İnatlaşmaya davet çıkarır, Çocuğun durumunu daha şiddetle savunmasına yol açabilir.

4-Öğüt verme, çözüm getirme, fikir verme:

“Ben olsam….neden böyle yapmıyorsun?…Bence,,,sana şunu önereyim…”

-Çocukların kendi sorunlarını çözmekten aciz olduğunu ima eder.

5-Mantık yoluyla inandırma:

-“İşte şu nedenle hatalısın….” “Olaylar gösteriyor ki….”Evet..ama…”“Gerçek şu ki…”

-Çocuğun kendini beceriksiz ve yetersiz hissetmesine neden olabilir.

6-Yargılama, eleştirme, suçlama:

“Olgunca düşünmüyorsun…”  “Sen zaten tembelsin…”

-Yetersizlik, aptallık ve yanlış değerlendirme anlamı taşır.

7-Övme, görüşüne katılma, teşhis koyma:

“Çok güzel…” “Haklısın,o öğretmen berbat birine benziyor..”

-Ailenin beklentilerinin çok yüksek olduğunu anlatır.

8-Ad takma, gülünç duruma düşürme:

“Koca bebek..” “Hadi bakalım süpermen..” “Gerizekalı”…

-Çocuğun kendini değersiz hissetmesine yol açar.

9-Tahlil etme, teşhis koyma:

“Senin derdin nedir biliyor musun?”  “Her halde çok yorgunsun.” “Aslında sen öyle demek istemiyorsun.”

-Tehdit edici, tedirgin edici olabilir.

-Başarısızlık duygusunu uyandırabilir.

-Çocuk kendini korumasız, kıstırılmış hisseder.

-Çocuk yanlış anlaşılmak endişesiyle iletişimi keser.

10-Teskin etme:

 “Zamanla kendini daha rahat hissedersin…”

-Çocuğun kendini “anlaşılmamış” hissetmesine neden olur.

11-İnceleme, araştırmak, soruşturmak:

“Neden…? Kim?….Sen ne yaptın?…Nasıl?….”

-Çocuklar sorulara genellikle hayır demeye, yarı doğru cevaplar vermeye başlarlar.

12-Konu değiştirme, işi alaya vurma,şaka yolu:

“Sen neden dünyayı yönetmiyorsun?”

-Yaşamın güçlükleriyle savaşmak yerine, olaylardan kaçmak gerekli,mesajını ime edebilir.

Yetişkinlerin %90'ında biraz önce söz edilen davranış özelliklerinin bulunduğu gözlenmiştir. Bu tipik cevaplar çocukla ileri derecede bir iletişimi engellediği için “iletişimi engelleyen kategoriler” olarak anılırlar. Çocuklar böyle bir cevap karşısında iletişimi genellikle keserler. Ya da karşı saldırıya geçip kendilerini savunurlar. Yetersizlik ve aşağılık duygusu hissederler.

İletişim engelleri, kendini anlatmaya çalışan çocuğa yardımcı olmadığı gibi, onun ileriki sorunlarını da anlamamasına, içine atmasına neden olur.

ETKİLİ İLETİŞİM YOLLARI

A-Sessizlik: Sessizlik kadar kişiye konuşma olanağı tanıyan güçlü bir etken yoktur. Sadece sessiz durarak karşıdaki kişiye, çocuğa konuşma alanı bıraktığımız için, çocuk konuşmaya yönelebilir.

B-Duyguların Anlaşılması: Kişiye gerçekten anlaşıldığı, dinlenildiği ve değer verildiği hissi uyandırır. Son derece etkilidir.

“Kormuş görünüyorsun”

“Öğretmenine biraz kızmış gibisin”

C-Kabul Mesajları: Gözlerine bakmak, ses tonunu kullanmak, onaylamak, başınızı sallamak, ellerinizi omzuna koymak gibi doğru yerde doğru beden dilini kullanmak şifre çözücü etki yapar.

D-Ben dilini kullanmak: “Sen” yerine “Ben” dilini kullanmak, en azından kavgayı, inatlaşmayı ve direnci kırar.

“Ayakkabılarınla içeri girdiğinde ve yerler çamur olduğunda üzülüyorum”

Uzm. Psk. Ramazan Şimşek

Çocuk ve Evlilik Terapisti

psksimsekramazan@hotmail.com

www.norokey.com

0 532 579 0491 

0 324 237 9643

Yayınlanma Tarihi : 09.10.2013

Источник: https://annelikbilinci.com/makaleler/cocuklarla-nasil-etkili-iletisim-kurulur.html

Çocuk Gelişiminde Oyunun Önemi

Çocuklarla İletişimde Kelimelerin Önemi

Şüphesiz ki çocuk ve oyun ayrı düşünülemez. Çocuk demek oyun demektir. Çocuğun gelişiminde en büyük rollerden birini oyun alır. O halde nedir bu kadar önemli olan oyun? Oyunun geçmişten bugüne birçok tanımı yapılmıştır.

Yörükoğlu (1988), çocuğun gelişebilmesi ve kişilik kazanabilmesi için en önemli öğelerden birinin oyun olduğunu, oyunsuz bir çocuğun düşünülemeyeceğini, çocuğun ruh sağlığının sevilmekle ve oyun oynamakla korunabileceğini ifade etmiştir (Akt, Poyraz, 2012).

Dönmez (1992), oyunun belli bir amaç doğrultusunda veya içbir amaç olmadan oynanabileceğinden, oyunların kurallı, kuralsız çeşitleri olduğundan bahsetmiştir.

Önemli olanın çocuğun oyuna istekli olarak katılması olduğunu söyleyen Dönmez, oyunun çocuğun tüm gelişim alanlarını (bilişsel, dil, fizisel, sosyal ve duygusal) geliştirdiğini ve çocuk için aktif bir öğrenme süreci olduğunu söylemiştir (Akt, Poyraz,2012).

O dönem düşünürlerinden Fenelon (1651-1715). Eğitim ve öğretimin sıkıcılığından ve teorik olmasından yakınarak bütün eğitim ve öğretimin oyun ve eğlence temelli olması gerekliliğinden bahsetmiştir (Akt, Poyraz, 2012).

Oyunun tanımını yapacak olursak daha binlerce kaynağa ulaşabiliriz. Hepsinin ortak ele aldığı düşünce oyun ve çocuğun asla ayrı düşünülemeyeceğidir. Çocuk oyun ile vardır. Oyun ile kendini ifade eder, oyun ile öğrenir, oyun ile keşfeder. Bu yüzden özellikle okul öncesi dönemde eğitimler oyun temeli üzerine oluşturulur.

Çünkü oyun çocuğun en önemli ihtiyaçlarından biridir. Bu ihtiyaç göz ardı edilemez. Çocuğun ilgisi de oyunla çekilir, merakı da oyunla ortaya çıkarılır. Tüm öğretilmek istenen bilgiler oyun yoluyla verilir. Oyun çocukların en büyük motivasyon kaynaklarından biridir. Oyuna karşı daha ilgili ve isteklidirler.

İsteyerek katılınan ve mutluyken öğrenilen bilgilerin hepsi kalıcı olur. Bu, çocuklarda da bu şekildedir. Oyun çocukları motive eder, isteği arttırır, mutlu eder, ze verir ve öğretmen de oyun sırasında farkettirmeden kavramlar öğretir veya deneyim yoluyla öğrenmelerine fırsat verir. Çocuklar oyun sayesinde öğrenmeye karşı pozitif tutumlar geliştirir.

Örneğin çocukları masaya oturtup “evet çocuklar kırmızıyla sarıyı karıştırınca turuncu renk elde ederiz, gördünüz mü?” demek çocukların çok fazla ilgisini çekmeyebilir, sıkılabilirler, en önemlisi çocuklar aktif değil pasiftir. Öğretmen uygular ve öğretmen deneyimler, öğrenci sadece sonucu görür.

Oysa ki boyalar önüne konmuş çocuklar renkleri kendileri karıştırarak, onlara dokunarak, kendileri deneyimleyip gözlemleyerek çok daha iyi öğrenirler. Oyun hamurları buna en güzel örneklerden biridir. Çocuklar zaman zaman oyun hamurlarının renklerini birbirine karıştırırlar ve çoğunlukla aileler ‘renkler karışıyor’ diye pek hoşlanmazlar.

Oysa çocuğun en doğal öğrendiği anlardan biridir. Hangi renkleri birbirine karıştırınca hangi rengin ortaya çıktığını deneyimler. Deneyim yoluyla öğrenmeler, kalıcı öğrenmelerdir.

Çocuklar oyun yoluyla hayata hazırlanır, onları gelecekteki hayatlarına hatta gelecekteki rollerine hazırlar ve biz oyunlar sayesinde çocukla ilgili pek çok bilgiye sahip olabiliriz. Çocuk hayattaki rollerini oyun yoluyla öğrenir.

Örneğin bir çocuğun evcilik oyunu sırasında anne rolüne geçmesi çocuğu ilerideki annelik rolüne hazırlar, bebeğine oyun sırasındaki davranışları da kendi annesiyle arasındaki etkileşimi yansıtabilir.

Mesela bir çocuk oyun sırasındayken bebeğine şefkat gösterip onu besleyip uyutuyorsa, onu seviyorsa bu kendi annesi ile arasındaki olumlu ilişkiyi yansıtıyor olabilir ancak bebeğine ağladığı için kızıyorsa, uyumadığı için vuruyorsa, tehdit ediyorsa bu da annesiyle arasındaki olumsuz ilişkiyi oyununa yansıttığını gösteriyor olabilir. Çocuğa tek bir oyununu gözlemleyerek tanı koymak doğru değildir. Uzun süre gözlemlenmesi gerekir.

Çocuklar oyun içerisinde sorumluluk alırlar, rollerini yerine getirirler, problem çözmeyi, ara bulmayı, işbirlikçi davranmayı öğrenirler, kendilerini ifade etme becerileri gelişir hatta ve hatta çocuklar gerçek hayatta yaşadıkları problemlerle oyun sayesinde baş ediyor da olabilir. Oyun içerisinde öğrendiği bilgileri gerçek hayata transfer edip kullanırlar bu da hayata uyumlarını olumlu etkiler. Hayal güçlerini geliştirir, yaratıcı düşünme becerileri artar vb.

Çocukların gelişim alanları dil gelişimi, bilişsel gelişim, sosyal-duygusal gelişim, psiko-motor gelişim ve fiziksel gelişimdir. Peki oyun tüm bu gelişim alalarını nasıl etkiler, nasıl geliştirir?

Oyunun Bilişsel Gelişime Etkisi

Bilişsel gelişim, hatırlama, düşünme ve öğrenme süreçlerini kapsar. Düşünme ve anlama becerisi geliştirme sürecidir.

Özdoğan (1997), çocuğun çevresini ve içinde yaşadığı toplumun özelliklerini oyun yolu ile öğrendiğini, oyun sırasında hareket, akıl yürütme, anlama, zeka gibi birçok becerilerin de kullanıldığını ve oyunun bunları geliştirdiğini söylemiştir (Akt, Poyraz, 2012).

Poyraz (1995), çocuğun yaşının ilerlemesiyle oyunun artık ilkokula hazırlık sürecine giriş olarak sayılabileceğinden söz etmiştir. Sosyal bir faaliyet gibi görünse de oyunun zihinsel açıdan birçok yararının olduğunu vurgulamıştır (Akt, Poyraz, 2012).

Farklı düşünme süreçlerini geliştirir ve bunu gerçek yaşama uyarlamayı destekler. Oyun sırasında farklı deneyimler elde eder ve bu bilişsel gelişimini oldukça fazla destekler. Oyun sırasında birçok şeyi kendi deneyimlediği için deneyim ve gözlem yoluyla öğrenir. Bilgileri analiz ve sentez edebilme becerisi gelişir.

Oyunun Dil Gelişimine Etkisi

Çocuklar oyun sırasında pek çok yeni kelime duyarlar ve o kelimeleri farklı cümle kalıpları içinde duyarak kelimeyi pekiştirir, kendisinin de nasıl kullanacağını öğrenir. Buna aslında akran öğrenmesi de diyebiliriz.

Arkadaşlarından duyduğu her kelime çocuğun kelime haznesini geliştirir, doğru cümle kurmayı ve kendini doğru ifade edebilmeyi öğrenir.

Telaffuzu gelişir, duygularını daha iyi ifade eder, kendine güvenini geliştirir, söz hakkı istemeyi, ne zaman konuşup ne zaman dinlemesi gerektiğini hep oyunda deneyimleyerek öğrenir.

Oyunun Sosyal-Duygusal Gelişime Etkisi

Oyun çocuğun sadece ruhsal gelişimini değil ruhsal gelişimini de destekler.

Çocuk oyun ortamında özgürdür, yapabileceklerinin, hayal gücünün bir sınırı yoktur, istediği role bürünür, isterse kuş olup uçar, isterse anne-baba olur, isterse çok istediği bir oyuncağın sahibi olur vb.

Bunun yanında çocuklar oyun sayesinde sosyalleşirler, birçok kişiyle tanışıp kaynaşabilirler. Her bir yeni arkadaş yeni deneyimdir onlar için.

Farklı karakterlere sahip kişilerle oyun ortamında tanışırlar ve her insanın farklı duyguları, düşünceleri, zeleri ve istekleri olduğunu oyun yoluyla öğrenebilirler. Arkadaşlarıyla yaşadıkları problemleri nasıl çözeceklerini öğrenirler, çözüm yolları üretmeyi, ara bulmayı, bazen özverili olmayı hatta hakkını savunabilmeyi, söz hakkını beklemeyi oyun yoluyla öğrenirler.

Oyunun Psiko-Motor Gelişime Etkisi

Çocuklar doğdukları andan itibaren pek çok psikomotor yeteneklere sahiptirler. Hız, denge, kuvvet, dikkat, esneklik, çeviklik, koordinasyon bunlardan bazılarıdır. Önemli olan bu yeteneklerin ve becerilerin sağlıklı bir şekilde geliştirilebilmesidir.

Bu beceri ve yetenekler doğal olarak oyun ortamında da zamanla kazanılabileceği gibi, yetişkinler veya öğretmenler tarafından da bu alanları geliştirebilecek oyunlar oluşturulabilir.

En basitinden bir örnek verecek olursak çocuklardaki dikkat becerilerini geliştirmek için oluşturulmuş piyasada binlerce  “dikkat kitapları” ve “dikkat setleri” var. Elbette ki işe yaramadıklarını söyleyemeyiz ancak özellikle okul öncesi çocuğunun doğasına uygun olan şey oyundur.

Öğretilmek ve kazandırılmak istenen her bilgi, davranış, kavram oyunlaştırılırsa çocuklar daha fazla eğleneceği gibi, bir de yaparak, yaşayarak, aktif katılarak öğrenir.

Masa başı etkinlikleri de elbette gereklidir ancak “oyun oynamak mı, oturup etkinlik kitabı yapmak mı?” diye çocuklara soracak olursak ne oyunu olduğunu bilmedikleri halde şüphesiz ki oyunu tercih edeceklerdir.

Tabiri caizse oturmak, çocukların pasif olduğu etkinlikleri yaptırmak veya çocukların uzun süre dikkat göstermeleri gereken etkinlikler yaptırmak onların doğalarına aykırıdır. Onların ihtiyacı olan koşmak, atlamak, zıplamak, tırmanmak, yuvarlanmaktır.  Enerjilerini bu şekilde atıp,  bu şekilde mutlu olurlar.

Psikomotor becerileri güçlendiren oyunlar sayesinde çocukların kemikleri güçlenir, kendi bedenlerini, yapabildiklerini, yeteneklerini keşfederler, oyun sırasında birçok engelle karşılaşırlar ve bu engellerle nasıl başa çıkacaklarını öğrenirler.

Bedenlerini yönetmeyi, kontrol etmeyi, kaslarını kullanmayı, nasıl dengede duracaklarını, hangi nesnelere ne kadar kuvvet uygulamasının yeterli olacağını oyun yolu ile öğrenirler.

Kaynakça:

Poyraz, H. (2012). Okul öncesinde oyun ve oyun örnekleri. Ankara: Anı yayıncılık.

Sevinç, M. (2004). Erken çocukluk gelişimi ve eğitiminde oyun. İstanbul: Morpa.

Irmak KALLEK

Marmara Üniversitesi – Okul Öncesi Öğretmenliği Bölümü/4.sınıf

Источник: https://www.guncelpsikoloji.net/cocuk-psikoloji/cocuk-gelisiminde-oyunun-onemi-h2069.html

Uzay Çağı’nın çocuklarıyla iletişimin önemi

Çocuklarla İletişimde Kelimelerin Önemi

Her seferinde danışmana gitmek pahallı bir yol, bunu karşılayacak durumda değiliz de diyebiliriz. Fakat bu konuda çaresiz değiliz ve elbette her şey parayla değil. En basitinden bu konuda yazılmış yüzlerce yazı var, kitap var, uzmanların hazırladığı TV ve radyo programları var.

Bunun dışında Eğitim veren okullarda rehber danışmanlar bulunmakta. Her şeyden öte, aklımız, vicdanımız ve sezgilerimiz var. Yani tüm konularda olduğu gibi, çocuk yetiştirme ve eğitim konusunda da kesinlikle yalnız ve çaresiz değiliz.

İçinden çıkılması çok zor gibi görünen olaylarda bile mutlaka çok basit ve kolay uygulanabilecek bir takım yöntemler de mevcut.

“Herkes sorunumu bilecek, kimseye danışmam ben, aile sırrımı paylaşmam, kendi içimizde hallederiz” artık çağdaş Türk toplumuna ve aile yapısına uygun bir düşünce olmaktan çıkmak üzere. Çünkü sorun sadece size ait gibi görünse de birçok sorun gibi görünen durumları herkes yaşayabiliyor. Kesinlikle Yalnız Değiliz!

“Şu zamanda çocuk yetiştirmek gerçekten zor diyenlerden biriydim. Ama çocuklarımla öğrendim, çocuklarımla geliştim ve hala öğrenmeye devam ediyorum. Çünkü öğrenmenin bir yaşı ve sonu yok” diyebilenlerden misiniz? İşte bu gerçekten kendini geliştirmek isteyen, geliştiren bir ebeveynin sözleri olmalı.

Korumacı Aile Yapısı

Korumacı aile yapısı olan Türk ailesi, genelde anane öğretilerinden ileri gelen bir anlayışla, her şeyin en iyisini en mükemmelini sunmaya çalışmıştır çocuklarına.

Korumacı yapısı, verici, baskın, otoriter bir yol çizer. Fakat çocuğun duygu ve düşünceleri çok fazla yer almaz aile içerisinde. Ebeveynler her şeyi hazırlar ve sunarlar.

Çocuklara karar aşamalarında ve uygulamalarda herhangi bir şey sorulmaz. Ne gerekiyorsa o uygulanır.

Oysa bu durumdan biraz daha uzaklaşmamız gerekiyor. Hele hele bu çağda, bu zamanda. Çünkü çocuklar o baskıcı ve otoritenin altında öğrenme, alma ve fikir beyan etme yetilerini de ortaya koymak istiyorlar. Çünkü çağ bunu gerektiyor. Çünkü bilgi çağındayız. İletişim çağındayız. Bilgilerin iletişim aracılığı ile hızla yayıldığı bir çağda yaşıyoruz.

Çocuklarımıza her şeyden önce, sorgulama, soru sorma, irdeleme, anlayış, yorum, farklı bakış açıları, karar verme ve kararları uygulama yetisinin kazandırılması, özgüveni geliştirici durumları sunmalıyız, öğretmeliyiz.

Çünkü baskıcı ve sıkı aile ortamlarında yetişen çocuklar, büyüdüklerinde, toplum içerisinde kendilerini ifade etmekte zorlanıyorlar. Çünkü hiç kimse çocuğunun geleceğini bilemez.

Geleceğin, bilim adamı, avukatı, mühendisi, doktoru, halk meclis üyesi, valisi olacak bir çocuğun kendini ifade edebilen bir yetişkin olacağını adeta unutur, hatırlamaz, aklına bile getirmez.

Kendini olduğu gibi ifade edebilecek bir yetişkin olması için ona yeterli eğitimleri vermek bizlerin görevidir. Bu konuda kendimizi, yakınlarımızı bilinçlendirmeliyiz. Onlara yol göstermeliyiz. Çünkü şimdiki çocukların yetişme tarzı bunu gerektiriyor.

Onların gözlerindeki ışığı görmek çok önemli. Mutlu ve huzurlu, kendine güveni olan, özgüveni tam gelişmiş çocuklar hayata onlarca adım önde başlıyor ve başarıyı yakalayabiliyorlar. 

Eğitmenler uzmanlar, sürekli bunu vurgulamaya çalışıyorlar. Bilinçli bir eğitim. Bunun için, yüksek okulları bitirmiş olmamıza gerek yoktur. Kendini geliştirme yeteneğine sahip, ve bunu gerçekten isteyen herkes yapabilir. Çünkü anne olmak için, aile olmak için üniversiteleri bitirmiyoruz. Anne isek kendimizi geliştirmeliyiz.

Yakınmak çare değil, onlara dengede kalmayı öğretmek gerek

İlk eğitim evde başlar, her şey ailede görülür. Yürümek, konuşmak, yemek yemek, toplumsal davranışlar, saygı göstermek, sevgi, güven, özgüven, sorumluluk ve terbiye ailede görülür. Bunları çocuklarımıza öğretmek için çok zengin, çok bilgili, çok akıllı olmaya gerek yoktur.

Araştırmasını bilen, öğrenmeye ve uygulamaya yatkın her anne baba bunu yapabilir. Oysa, çoğu insan yakınır. İyi çocuk yetiştirememekten, sorunlara çare bulamamaktan, çaresizlikten yakınırlar. Yakınmaktansa bizler eğitilip onlara öğretmeliyiz. Yakınmayı bir kenara bırakmalıyız.

Kendimize ayırdığımız çok ama çok özel zamanların fazlaca kısmını çocuklarımızı eğitme hakkında bilgilendirmeye ve onlarla öğrenmeye ayırmalıyız.

Yakınarak değil de gerçekten bir şeyler yaparak örnek olmalıyız. Doğru bildiklerimizi öğretmeye ve en önemlisi de örnek davranışlarla bunu göstermeye çalışmalıyız.

Her şeyden önce çocuklara düşünmeyi öğretmek

Ebeveynlik hep konuşmak, anlatmak ve öğüt vermek değildir. Dinlemek anlamak ve yorum getirmesi için çaba harcamaktır. Örnekler sunmasını istemektir.

“Sence nasıl yapalım”, “Bak bakalım olmuş mu?” “… konudaki fikrin nedir?” gibi onları teşvik edici sorular sorarak, cevapları da sevgiyle dinleyerek kendilerine olan güvenlerini tetiklemektir. Farklı bakış açılarına yönlendirmektir.

Örneğin, ders çalışırken, konu anlatımlarını bir kere de anneye ya da babaya yapmasını istemek, ve onu can kulağı ile dinlemektir. O anlatımla ilgili sorular sormak, cevapları hakkında konuşmak, yorumlamak sonra onun sorular sormasını sağlamaktır. Başka ders konuları ile benzerlik taşıdığını hatırlamasına yardımcı olmaktır.

Aradaki farkları ve benzerlikleri birlikte konuşabilmek ve paylaşabilmektir. Tüm bunları yapmak için çok iyi eğitimli olmaya gerek yok. Sadece sevgi ve anlayış her şeyi çözüyor. Bir de inanın çok fazla zaman harcanmıyor. Nicelik değil, niteliğin önemli olduğunu vurgulayan uzmanlar, bir saatlik doyurucu bir iletişim-paylaşımın yeterli olduğunu söylüyorlar.

Fiziksel ihtiyaçları kadar ruhsal doyum ve manevi ihtiyaçları da önemli

Genelde anneler, tüm gün içerisinde ev işleri, alışveriş, TV, konuk ağırlamayla geçen onca saatler içerisinde çok kısa aralıklarla çocuğuyla iletişimi kurabilmektedir. Ve bunun kalitesi çok düşüktür. Sadece, çocuğunun bakımı, yemesi, içmesi, uykusu değildir önemli olan.

Fiziksel doyumun yanında, ruhunun da doyurulması çok önemlidir.

O ders çalışırken sizin onun yanında bir kitap okumanız, beraber yemek hazırlamanız, çiçekleri sulamanız, hatta küçük ev işlerini bile birlikte konuşarak yapmanız onun özgüvenini geliştiren en önemli davranışlardan biri olacaktır.

Birlikte basket oynayabilir, en azından o oynarken onu seyredebiliriz. Yapamıyorsa bile onu yapmaya teşvik edebiliriz. Ne kadar harika yaptığını, kendini geliştirebileceğini ona öğretmeliyiz.

Olumlu ve pozitif yaratıcı aktiviteleri onlara öğretmek, onları yönlendirmek, onlarla birlikte yapabilmek ya da izlemek, onların başka zararlı olabilecek alışkanlıklardan uzak tutacaktır. Zihinlerini olumsuz ve boş şeylerle dolmasına izin vermeyecektir.

Sürekli onları koruma ve korumacı tavırlarımızla sıkıcı olmaktan kurtulmuş olacağızdır. Çünkü zihni pozitif ve olumlu olan, ruhu ailesi tarafından doyurulan çocukların başka bir durumlara eğilimleri olmayacaktır. Başka olumsuz durumlara eğilimleri ve arayışlarının olma ihtimalinin düşük olması bizi memnun etmez miydi?.

Birlikte birşeyler yapmanın mutluluğunu ve hazzını onlara yaşatmalıyız. Yoksa neden çocuklarımızı dünyaya getirdik. Neden anne ve babayız ki? Bunun başka bir anlamı olabilir miydi?

Lütfen onları yalnız bırakmayalım. Asla yalnız ve çaresiz değiliz

Bir anne, çocuğunun satranca olan merakını ve yoğun ilgisini, onunla birlikte öğrenerek ve daha sonraları onunla oynayarak onayladı, teşvik etti. Hiçbir zaman “boşa zaman harcaması” demedi. Onunla birlikte turnuvalarda, yanında yer aldı, destek oldu..

Ve o çocuk başarı üzerine başarılar elde etti, ki anne fazlaca okuyamamış, küçük yaşta evlenmiş bir kişiydi. Hiçbir zaman, cahilim, okuyamadım, bundan sonra öğrensem ne olur demedi, yakınmadı, sadece elinden geldiğinin en iyisini yapmaya çabaladı.

(Yaşamdan bir örnek)

“Eğitimin amacı kendine ve içinde yaşadığı dünyaya karşı yükümlülüğünü anlayan, bu yükümlülüğünü yerine getirme gerekliliğini hisseden ve bunun için gerekli fedakarlık ve gayretleri göstermeye muktedir bağımsız bir varlık ortaya çıkarmaktır” (J. Bennett. Ne İçin Yaşıyoruz? RM Yayınları).

İlgili yazılar

Kendisiyle savaşan değil, barışık çocuklar yetiştirmeliyiz!

Baskın anne babaların çocukları isyan ediyor

Karne günü: Çocuklarda karne ve not kaygısı

Источник: https://indigodergisi.com/2016/02/uzay-caginin-cocuklariyla-iletisimin-onemi-geleneksel-turk-aile-yapisi/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.

    ×
    Рекомендуем посмотреть