Çocukta Çekingenlik

içerik

Çocuklarda Çekingenlik

Çocukta Çekingenlik

​Türkiye'nin En Büyük Çocuk Psikiyatri Sitesi….

Sosyal fobi ilaç tedavileri ve bilişsel davranışsal terapiler ile birlikte başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Tedavide en olum sonuçlar ilaç tedavisi ile birlikte terapi uygulanan vakalarda alınmaktadır. Bunun dışında performans sergileme öncesinde yaşanabilecek kaygılara özel anlık ilaç uygulamalarının da tedavide yeri bulunmaktadır.

Sosyal Fobinin Sıklığı Nedir?

İletişim: 0312 466 38 00 

Sosyal fobi ve çekingenlikte en önemli nedenleri genetik yatkınlıklar oluşturmaktadır. Sosyal fobi veya çekingen özellikler gösteren anne ve/veya babaların çocuklarında bu rahatsızlıklar yönünde risk artmıştır.

Bunun dışında oluşum mekanizması ile ilgili teorilerden biriside annenin veya babanın aşırı koruyucu kollayıcı tutumu sergilemesidir. Bu tutum sergilendiğinde çocuk için yeterli araştırma ve gelişme fırsatı sunulmayabilir.

Engellenmeler ile birlikte öz güven gelişimi olumsuz yönde etkilenebilir.

Sosyal Fobinin Belirtileri Nelerdir?

Sosyal fobi çocukluk çağında en sık gözlemlenen kaygı bozukluklarından bir tanesidir. Toplumda % 3-13 aralığında kişide sosyal fobi saptanabileceği ifade edilmektedir.

Çocukluk döneminde birçok korku ve kaygı normal olarak değerlendirilebilir. Okul öncesi dönemde karanlıktan, hırsızda korkmak, sonraki dönemlerde ölüm ve yaralanma korkusunun eklenmesi normal bir süreç olabilir. Ruh sağlığı anlamında fobi ismi verilebilmesi için ise kişinin fobi olarak tanımlanan durumdan kaçınmak için çaba göstermesi ve bu kaçınmaların kişinin günlük yaşantısında olumsuzluklarla sonuçlanması gerekir. Sosyal fobi kişinin topluluk içerisinde konuşması, yemek yemesi, yeni kişilerle tanışması gibi sosyal durumlardan kaçınması ve bu kaçınma davranışları sonucunda günlük yaşantısının olumsuz yönde etkilenmesi ile ilişkilidir. Çekingenlik ise daha çok yapısal bir özellik olarak tanımlanabilir. Sıklıkla çocuğun tüm gelişim dönemlerinde izlerini görmek mümkündür. Sosyal fobi ile birlikteliği sık olmasına rağmen ayrımının yapılması önemlidir

Sosyal fobisi olan kişiler başkalarının yanında küçük düşeceğinden, alay edileceğinden endişe duyarlar. Genellikle çevresindeki kişilerin sesiz, sakin, içe kapanık gibi tanımlamalarıyla karşı karşıya kalırlar. Okul öncesi dönemde toplu oyunlara katılmaya isteksiz davranabilirler, sıklıkla anne ve babalarının yüreklendirmeleri ile katılırlar.

Yabancılara karşı çok şiddetli kaygı belirtileri gösterebilirler. Okul başlangıcında okula gitmek konusunda isteksiz davranabilirler. Okul reddine neden olan psikiyatrik bozuklukların arasında sosyal fobi ikinci sırada yer almaktadır (birinci sırada ayrılık kaygısı bozukluğu bulunmakta).

Okul döneminde sıklıkla öğretmenler sınıfta derse katılmadıklarından, elini kaldırmadığından tahtaya kalkmadığından yakınırlar. Arkadaş ilişkilerinde yaşadıkları sosyal kaygılar onları göreceli olarak daha kısıtlı bir çevre edinmeyi zorlar.

Ergenlikle birlikte sosyal ortamlardan kaçınma davranışlarına karşı cinse ile olan ilişkilerde daha belirginlik kazanan çekingenlikler eklenebilir. Çekingenlik ise yukarıda kısaca bahsedildiği gibi daha çok yapısal bir özellik olarak tanımlanabilir. Çekingenlik sıklıkla yeni tanışılan kişiler karşısında daha belirgindir.

Ancak ısınma süreci ile birlikte şiddeti hafifler ve kaybolur. Çocuğun ilkokul başlangıcında çekingen davranmasına rağmen sınıfındaki arkadaşlarına alışarak sonraki dönemlerde hiç sorun yaşamaması bu duruma en güzel örnektir. Her iki durumun ayrımının yapılması oldukça önemlidir.

Çekingenlik sıklıkla sosyal öğrenme süreçleri ile yaşın ilerlemesine paralel olarak gerileme eğilimi gösterir. Bir patoloji veya hastalık tablosundan çok mizacın veya yapının ayrı bir rengi olarak değerlendirilebilir. Sıklıkla her iki durumda da aile bireyleri ile ilişkili çekingenlik belirtileri gösterilmez.

Bu durum bazen müdahale sürecini geciktirebilir. Bir vakamda okuldan kaçtığı için ailesi tarafından getirilen bir ergende temel sorunun okulda sunması gereken performans ödevi olduğunu saptamıştım. Ailelerin en sık yakındıkları konuların başında özellikle okul döneminde dışarıda çok sesiz sakinken evde çok hareketli ve sinirli olunması gelmektedir.

Evde yapılabilecekler nelerdir?

Ailelerin en sık sorduğu sorulardan bir tanesi de böyle bir durumda nasıl davranılması gerektiğidir. Başlangıç önerim ailelerin çocuğun mizaç özelliklerine saygı göstermeyi öğrenmesi yönünde olacaktır.

Günlük yaşantısında hiç sorun oluşturmayan çekingenliğin veya biraz utangaçlığın bir hastalık, rahatsızlık olmadığını, mizacın veya kişinin yapısının ayrı bir rengi olduğunu düşünerek değerlendirmek gerekir.

Bu gibi durumlarda psikolog veya psikiyatristin kapalı odalarından çok çocuğun sosyalleşme süreçlerini destekleyecek ortamlara yönlendirilmesi daha faydalı olacaktır. Ancak kişinin günlük yaşantısını belirgin bir şekilde bozan bir durum söz konusu olduğunda mutlaka bir çocuk psikiyatrisi uzmanına başvurmak gerekmektedir.

Anne babaların nasıl davranmam gerekiyor sorusuna en uygun yanıt kendilerinin iyi bir model oluşturmaya çabalamaları olabilir. Sosyal ortamlarda çekingen davranışlar sergileyen bir ebeveyn öncelikli olarak yola kendi davranışlarına yön vererek başlamalıdır.

Bunun dışında davranışsal olarak çocuğu sosyal ortamlara, etkinliklere katılmasına yüreklendirmek faydalı olabilir. Çocuğun veya ergenin yaşamında en temel sosyal gruplardan birisini oluşturan sınıflarda da öğretmenlere çok önemli roller düşmektedir. Çocuğun takdir edilmesi, elini kaldırmadığında da zaman zaman söz hakkı tanınması, sınıf da alkışlattırılması, bazen ufak hataların görmezden gelinmesi, özgüven gelişimini destekleyebilecek uygulamalardır.

Anahtar Kelimeler; Çocuğun Çekingenliği, Çocuklarda Utangaçlık, Çocuklarda Sosyal Fobi, Çocukta Çekingenlik, Çocukta Utangaçlık, Çocukta Sosyal Fobi, Çocukta Sosyal Fobinin Tedavisi, Çocukta Utangaçlığın Tedavisi, Çocukta Çekingenliğin Tedavisi, Çocuğun Utangaçlığı, Sosyal Fobi , Sosyal Fobi Tedavisi, Sosyal fobi Tedavisi Ankara, Gençlerde Utangaçlık, Gençlerde Çekingenlik, Gençlerde Çekingenlik Tedavisi, Dr. Genco Usta, Çocuk Psikiyatri, Çocuk Psikoloji, Çocuk Psikoloji Ankara. 

Источник: http://www.cocukpsikiyatri.org/cocuklardacekingenlik.html

Takıntılar | Dr. Adnan Çoban

Çocukta Çekingenlik

Aşırı çekingenlik çoğu çocukta ve bazı erişkinlerde rastlanılan bir durumdur. Bazı çocuklar doğdukları andan itibaren mizaçları gereği çekingen davranabilirken, bazı çocuklar yaşam ile yüzleştikçe çekingen ve utangaç davranabilmektedirler.

Bu tip çocuklar, tek başlarına bir iş yapmakta, sorumluluk almakta, toplum içinde konuşmakta, yabancılarla tanışmakta zorluk çekerler. Eğer bu tip durumlarda zorda kalırlarsa, kendileri yerine bazı sorumlulukları ebeveynlerinin getirmelerini isterler.

Bir topluluk içinde iken kızarırlar, titremeye başlarlar, terlerler, sesleri kısık veya bozuk çıkar, aşırı kaygı duyarlar, çok heyecanlanırlar.

Bu sorunda genetik faktörün de etkili olduğu düşünülse de, klinik gözlemlerimiz bebeklik ve çocukluk çağlarından itibaren çocuğun yaşadığı olumsuz deneyimlerin ya da yeterince yaşamadığı olumlu deneyimlerin çocuklarda ve ergenlerde çekingenlik sorununa büyük katkıda bulunduğunu bize göstermektedir.

Doğuştan kaygılı olan çocuklarda genetik faktörlerin etkisi büyüktür. Bu tip çocukların ebeveynleri de çekingen bir kişilik yapısına sahip olabilir. Ayrıca çocuk yaşamla karşılaştıkça ve deneyimledikçe de içine kapanabilir ve utangaç davranabilir.

Örneğin anne ve babası kurallara çok dikkat eden, diktatörce tutumları olan bir anne ve baba ise çocuk aşırı korkudan ötürü içine kapanabilir ve bu hayatının her alanına dağılabilir.

Bu çocukların bu hali ebeveynlerince ve çevresindeki diğer büyüklerce olumlu bir hal gibi algılanır ve “ne kadar uslu çocuk maşallah” diye yorumlar yapılır, halbuki ortada sorunlu bir durum vardır.

Ayrıca çocuğun onu sürekli aşağılayan, yaptığı hiçbir şeyden memnun olmayan bir anne veya bir babası var ise de çocuk kendine olan güvenini kaybedebilir ve çekingen davranmaya başlayabilir.

Çocuğun okulda öğretmen ve arkadaşları ile olan ilişkileri de ailedeki ilişkiler kadar önemlidir.

Öğretmenin okulda çocuğa olan tavrı, onu arkadaşlarının yanında küçük düşürmesi, çocuğa olan güveninin azlığı veya çocuğu yapamayacağı konularda çok zorlaması çocuğun içine kapanmasına sebep olabilir.

Çocuğun okuldaki arkadaşları ile ilişkileri, arkadaşlarının sürekli alay konusu olması, onu kullanmaları ve aşağılamaları da hem çocuğun okuldan korkmasına hem de içine kapanmasına sebep olabilir. Çocuk bu içine kapanma ve çekingenlik sonucunda depresyona bile girebilir.

Bu gibi durumlarda aile, öğretmen ve psikiyatrist veya psikolog beraber çalışmalıdır. Uzman, çocuğun her durumda uygun davranışlar gösterebilmesi için öğretmenlere ve aileye ipuçları sağlayabilir.

Hekim aynı zamanda çocukla da birebir çalışabilir, çocuğun çekingenliğinin nedenlerini fark etmesini ve bunlar yerine daha fonksiyonel davranış ve düşüncelerin geliştirilmesini sağlayabilir.

Bu tür sorunlarda en iyi yaklaşım hem aile hem de çocukla çalışmaktır.

Çocuklarda Sosyal Fobi

“Sınıfın önünde sesli okumaktan korkuyorum”

“Konserde çok heyecanlanıyorum, notaları kaçırıyorum”

“Okulda yaptığımız münazaralara katılmaktan hoşlanmıyorum”

“Büyüklerle konuşmaktan çekiniyorum”

“Tahtaya kalkıp yazı yazmaktan çok çekiniyorum”

“Yemek siparişimi kendim veremiyorum, annem benim yerime söylüyor”

“Arkadaşlarımın doğum günü partilerine gitmekten hoşlanmıyorum”

“Bir şey beğendiğimde fiyatını sormaktan çekiniyorum”

Genetik Faktörler

Kişide kaygı probleminin olmasının genetik sebeplere bağlı olduğu öne sürülmektedir. Sosyal fobisi olan çocukların ailelerinde büyük oranda bir kaygı problemi yaşanmaktadır. Bu kaygı illa ki sosyal fobi olmayabilir.

Başka fobi türleri veya kaygı rahatsızlıkları olan anne ve babaların çocukları da sosyal fobi geliştirebilirler. Ancak burada şu önemli ayrıntı genellikle gözden kaçar; çocuğun, ebeveynlerinin kaygılı ve/veya fobik olma durumundan etkilenmesi için genetik geçiş olması zorunlu değildir.

Çocuk kaygılı ve/veya fobik ebeveynle sürekli bir aradadır ve tabi ki ebeveyninin bu hallerinden olumsuz etkilenecek ve bu etkilenme sonucunda kaygılı bir yapıya sahip olacaktır.

Dolayısıyla ailelerinde kaygı problemi olan çocuklarda da kaygı sorunları görülmesinde en belirleyici unsurlardan birisi çevresel etkiler ve bu etkilerin çocuk üzerinde yarattığı travmatik etkidir.

Bu tip çocuklarda “engellenen davranış” kavramı oluşur. Birçok çocuk yeni ortamlara girdiğinde ve yeni insanlarla tanıştığında mutlu ve atak davranır.

%15 oranla ise çocuklar, utangaç, çekingen ve kaygılı olurlar. Bazı çocuklar ise genel olarak her şeye korkuyla yaklaşırlar.

Bu çocuklar yeni doğduklarında aşırı hassas, emekleme çağında utangaç ve korkak, okul çağında ise içe kapanık, sessiz ve dikkatli olurlar.

Ailesinde sosyal fobisi olan bir kimse olan çocukların, eğer çocukluklarında utangaç, korkak, içe kapanık davranmıyorlarsa ileriki hayatlarında sosyal kaygı geliştirme oranlarının %4–5 düşük bir oranda olduğu bulunmuştur. Eğer çocuk sosyal fobisi olan bir ebeveyne sahip ise ve kendisi de çok erken yaşlarda bu tür kaygılar yaşıyorsa, ileriki hayatında sosyal kaygı geliştirme oranı %20–25 arasında bulunmuştur.

Çevresel Faktörler

Bazı çevresel faktörler de çocuğun sosyal kaygı geliştirmesine neden olabilir.

Dil veya konuşma bozukluğu, vücutta şekil bozukluğu, bazı kişiler tarafından kötüye kullanım, ihmal edilme, çok endişeli ve kaygılı kimselerce yetiştirilmiş olma, küçük yaşlarda utandırıcı deneyimler yaşamış olma (sınıfta arkadaşlarının yanında istifra etmek, midenin bozulması, tiyatroda sahneden düşme) gibi.

Bazı durumlarda ortada hiç çevresel faktör yokken iki ebeveynde de kaygı bozukluğu varsa çocukta da görülebilir. Bazı durumlarda ise, ortada hiçbir genetik yatkınlık yok iken çocuk aile tarafından çok fazla ihmal ve istismar edilmiş ise sosyal kaygının ortaya çıkma oranı yüksektir.

“Çocuğumun Sosyal Fobisi Olup Olmadığını Nasıl Anlarım?”

Sosyal fobinin ergenlik çağının ortalarında başladığı düşünülür, fakat çok daha erken yaşlarda da belirtiler görülebilir. Bu tür çocuklar, başkalarının yanında aşırı derecede utangaç davranabilir, rezil olma korkusundan dolayı kimseyle konuşmama eğilimi gösterebilirler.

Bu çocuklar kendilerini ön planda tutacak, kendilerini ilgi odağı yapacak, veya başkalarının ilgisini çekecek şeyler yapmaktan aşırı derecede kaçınırlar. Okulda konuşmalar yapmak istemezler, gösterilerde yer almazlar, tahtaya kalkmaktan korkarlar, hırslı davranmazlar, sorumluluk almaktan kaçınırlar.

Sosyal fobiye sahip çocuklar, öğretmen, okul müdürü gibi otorite figürlerinden çok korkarlar ve mümkün oldukça onlardan kaçmaya çalışırlar.

Kendileri fazla sorumluluk almak istemediklerinden ailelerine sorumluluk yüklemek isterler. Bir yerde yemek yerken onlar için aileleri sipariş verir, aileleri onlar için başkalarıyla konuşur.

Bu tarz çocukların sosyal yaşamları çok kısıtlıdır, vakitlerini çoğunlukla evde geçirirler, sosyal aktivitelerden kaçınırlar.

Sosyal Fobisi Olan Çocuklarla İlgili Bazı İstatistikler

• Sosyal fobisi olan çocukların %15’i zorda kaldıkları durumlarda hasta rolü yaparak kurtulmaya çalışırken, %10 ‘u ise sadece ağlayarak kurtulma yolunu tercih ediyor.

• Sosyal fobisi olan çocukların %75’inin çok az veya hiç arkadaşı olmuyor.

• Bu çocukların %50’si okul dışındaki aktivitelere katılmıyor, %50’si okulu sevmiyor ve %10’u ise okula gitmeyi reddediyor.

• Sosyal fobisi olan çocukların %8’inde “seçici dilsizlik” görülür. Seçici dilsizlik, çocuğun kendi açısından kaygı uyandıran ortamlarda tamamen sessiz kalması ve hiçbir şekilde konuşmaması anlamına gelmektedir.

• Sosyal kaygı taşıyan çocukların %34’ü birer yetişkin olduklarında intihar düşünceleri geliştirirken, %12’si yetişkinlik döneminde intihara teşebbüs edebiliyor.

Tedavi

Sosyal fobisi olan çocukların tedavisinde, önemli olan noktalardan biri sosyal durumlar ve sosyal davranışlar hakkında repertuarı dar olan bu çocuklara uygun sosyal becerileri öğretmektir.

Sosyal fobisi olan çocukların kendilerini sosyal ortamlarda sıkıntıya sokan endişe ve korkularını adlandırırken bu tanımları değiştirdikleri görülmüştür. Daha pozitif ve rasyonel düşünen çocukların sosyal ortamlara daha kolay girebildikleri ve daha az kaygı yaşadıkları gözlemlenmiştir.

Bu sebeple sosyal fobi sahibi çocuklarda öncelikle negatif ve irrasyonel düşünceler üzerinde çalışılmalı, kendilerine olan güven ve saygının yükselmesi için gerekli çalışmalar yapılmalıdır. Bu tür çocuklarda psikiyatrist hekimin yanı sıra ailenin desteği de büyük önem taşır.

Kendini geliştirmeye çalışan çocuğa aileden gelecek olan destek çocuğun ortamlara daha kısa sürede alışmasını sağlar.

Sosyal ortamlarda kaygı yaşayan çocuklarla çalışırken en etkili yol sadece çocukla değil aile ile de çalışmaktır. Çocukların sosyal kaygılarının büyük çoğunluğunun okul, aile, misafirlik gibi ortamlarda alay edilme, başkaları ile karşılaştırılma, küçük düşürülme, yok sayılma, sözel ve fiziksel şiddete maruz kalma gibi olumsuz olaylar tarafından belirlendiğini görürüz.

Bu nedenle bu çocuklarla, yaşadıkları olumsuz (travmatik) etkilenmeleri çalıştığımızda ve bu çalışma özellikle EMDR yöntemi ile yapıldığında, çok hızlı ve kalıcı sonuçlar elde ettiğimizi görürüz.

Geçmiş olumsuz olayların duygu yükleri, ileride bu yüklerin kişinin yaşı kaç olursa olsun aktifleşmesine ve kişilerin ergenlik ve yetişkinlik dönemlerinde de sosyal kaygı sorunlarının devam etmesine yol açar.

Buradaki temel çalışma biçimi, küçük yaşlarda yaşanan ve yetişkin yaşımızda bizi etkilemeye devam eden olumsuz duygu yüklerinin (özellikle kaygı birikmesi) bertaraf edilmesi doğrultusundadır. Bu yapıldığında, kişi sosyal ortamlarda artık istese bile kaygı yaşayamaz hale gelir. Bazı yöntemlerle, özellikle EMDR yöntemi ile bu sorunlar artık çok hızlı bir şekilde çözüme kavuşturulmaktadır.

Источник: https://adnancoban.com.tr/asiri_cekingenlik.html

Çocuklarda çekingenlik… – Pedagog Adem Güneş

Çocukta Çekingenlik

Bundandır ki, her çocuk dışarıda çekingen, evde atılgandır.

Ancak, hataları eleştirilmiş, yanlışlarından dolayı sürekli suçlanmış çocuklar doğallığı yitirilmiş bir çekingenlik içindedir.

Çocuksu utangaçlık değil, değersizlik hissinden kaynaklanan bir çekiniklik içindedirler.

Böylesi çocukların ihtiyacı olan şey, değerlilik hissidir.

Anne babalar yanlış ve hatalı davranışlarında çocuklarından özür dilemeyi bilmeli.

Çocuklarına küsmemeli.

Duygusal baskı altında tutarak davranışlarını düzelteceğine inançlarını bırakmalıdır.

Çocuklarının son zamanlarda iyice içe kapandığını, çevre ile ilişkisini neredeyse tamamen kestiğini anlatmışlardı.

Aileyi dinledikten sonra bir de kızlarını görmek istedim.

Geldi yanıma çocuk…

Daha odaya girdiği anda içim sızladı.

Omuzları yukarı kalkmış, baş omuzlar arasına saklanmış, eller yürürken sallanmaz hâlde bedenin yanında unutulmuş, adımlar kısa, küçük ve ürkek.

“Sorun nedir?” diye sordum, “Neden buraya geldiniz?”

Çocuk, “Annem babam beni biraz çekingen buluyorlar da o yüzden.” dedi.

– Peki, sence, çekingen misin?

– Bilmem… Belki… Biraz…

– Buraya girerken de çekinerek mi girdin?

– Hı hı…

– Yeni gittiğin yerlerde mi çekiniyorsun hep?

– Evet, onun için ben de bir yere gitmek istemiyorum.

Çünkü bir yerlere gidince, birileri ile konuşmak zorunda oluyorum, kalbim hızlı hızlı atıyor, terliyorum.

– Neden?

-Bilmiyorum… Yanlış bir şey yapacağım gibi geliyor sanki.

Yanlış şeyler söyleyeceğim.

Komik duruma düşeceğim, diye korku oluyor içimde.

Bazen de karşımdaki kişinin beni azarlayacağını düşünüyorum.

O zaman da konuşmak istemiyorum.

– Çevrendeki en kızgın kişi kim?

– Hımm… Annem… Ama annemi ben kızdırdığım için kızıyor, yoksa kızmaz ki!

– Nasıl kızdırırsın mesela anneni?

– Onun dediğini yapmayınca kızar hemen. Ben de onu kızdırmamak için dediğini yapmalıyım.

– Yapmazsan?

– Bağırır o zaman…

Çocuğu dinledikçe nasıl da ‘suçluluk hissi’ edindiğini içim acıyarak gördüm.

Annesi ona kızsa da azarlasa da çocuk her halükarda kendini suçlu hissediyor.

Daha o küçük yaşta, annesinden edilgen olmayı, karşısındaki kişinin isteğini yerine getirmeyince nasıl da aşağılanacağını bizzat öğrenmişti.

Böylesi bir öğrenme, kalıcı bir öğrenmedir.

Zira insanın öğrenmesi iki şekildedir.

Biri ‘zihin’ ile diğeri ‘ruh’ ile.

Zihinsel öğrenmeye ‘ezber’, ruhsal öğrenmeye ‘edinme’ diyoruz.

Edinilmiş bilgiler kişiliğin bir parçasını oluşturur.

Ürkeklik, korkaklık, çekingenlik veya agresiflik gibi.

Biri ‘kulak’ ile diğeri ‘ruh’ ile.

Kulağın duymasına ‘işitme’, ruhun duymasına ‘his’ diyoruz.

Hisler duyguların tetikçisidir.

Duygular ise davranışları oluşturur.

Ruhta uzun süre kalıcı hisler, ‘huy’ olan davranışa dönüşür.

Huylar kalıcıdır.

Çekingenliği için yanıma getirilen çocukta da kalıcı olan hisler ‘suçluluk’ ve ‘değersizlik’ idi.

Bu kalıcı hislerle çocuğun başı omuzlar arasına saklanmış, ürkek bir kuş gibi insanlardan uzak duruyordu.

Bu çocuğun annesi ile duygusal bir bağı olduğu için, annesinin kendisine kızmasını
‘ruhu’ ile dinliyordu.

Ruhunda duydukları, hislerini oluşturmuştu.

Böylece çocuk, aslında, aşağılanmayı kitaplardan değil, bizzat kendi ruhunda yaşayarak öğrenmişti.

Bir ebeveynin çocuğuna bağırması, aşağılaması, belki o an işe yaramış olabilir ve belki çocuk, ebeveynin istediği davranışı yerine de getirmiş olabilir.

Ancak atılan taş ürkütülen kurbağalara değmez.

Bir iş yaptırma uğruna çocuğun ‘değersizlik hissi’ edinmesi ve bu değersizlikten kaynaklanan davranış bozukluklarına girmesi hiçbir anne-babanın işine yaramaz.

Asıl olan şey, çocuğa kendini değerli hissettirecek bir ebeveynlik tarzı benimsemektir.

Ve bu çocuğa bir lütuf değil, onun yaratılıştan hakkıdır.

Zira çocuk, siz değer verdiğiniz için değil, yaratılış gereği zaten değerlidir.

Siz onun bu değerini görseniz de görmeseniz de…

Pedagog Adem Güneş

Çocuklarda Çekingenlik – BitkiselDestek.com

Çocukta Çekingenlik

Hastalıklar Ansiklopedisi kategorisinde sizin için derlediğimiz Çocuklarda Çekingenlik başlıklı makalemizin PDF formatına aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
Çocuklarda Çekingenlik – PDF

Çocuklarda Çekingenlik başlıklı Hastalıklar Ansiklopedisi kategorisinde bulunan makalemizin text formatına aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
Çocuklarda Çekingenlik – TEXT

Çocuklarda Çekingenlik hakkında öncelikle merak edilenler

Çocuklarda çekingenliğin neden ve  belirtileri nelerdir? Çocuklardautangaçlık, çekingenliğin sebepleri, çocuklarda diş çekimleri, dişbakımlarının uygulanması ve konuşamama geç yaşta konuşma hakkında tümmerak ettikleriniz ve bitkisel tedavi yöntemleri bu makalemizde yer

almaktadır. 

Çocuk hastalıklarının tedavisine yardımcıaynı zamanda gelişimlerinde faydalı olan %100 bitkisel ürünlerimizi

görmek için tıklayınız.

Çocukların çoğu, bazen çok basit durumlarda bile mesela bir yabancı kimse ona adını sorduğu veya tanımadığı çocuklar onu oyun oynamaya çağırdıkları vakit şaşırırlar, kızarırlar, kendilerinde bir gerginlik duyarlar, adeta inatla susarlar ve yapabilirlerse oradan kaçarlar. Anne ve babalar çocuklarda görülen bu aşırı çekingenliği kolayca farkediyorlar.

Fakat bu hali çok defa yanlış bir şekilde yorumluyorlar. Çekingen çocuğa çok haksız olarak “küçük”, “aptal”, “inatçı”, “yabani” gibi sözler söylüyor. Bir de aksine çocuklarındaki bu aşırı çekingenlikten fazlasıyla memnun kalan anne ve babalar da vardır. Onlara göre çekingen bir çocuk uslu bir çocuktur demektir, yerinde oturur hiç sesini çıkartmaz ağzı var dili yoktur.

Yani onların aklınca, bir çocuğun olması gereken şekilde hareket eder.Anne ve babanın endişelenmesini gerektiren asıl çekingenlik daha ileri yaşlardaki ve okul çağındaki çocuklarda görülen çekingenliktir. Böyle çocuklar oyunlara katılmazlar toplantılara ve eğlencelere gitmezler, üzerlerinde aşırı bir ürkekliğin olduğu her halleri ile bellidir.

Şüphesiz bütün çocuklar topluluk içinde bulunmaya ve bir arada yaşamaya aynı derecede alışık değillerdir. Bazıları girişkendir, herkesle çabucak arkadaşlık kurabilirler, bazıları ise sakin ve sessiz kalmayı severler.Kendi kendine yeten sakin ve sessiz çocuk da anne ve babayı endişelendirmemelidir.

Bizi asıl ilgilendiren çocuk her yeni durum karşısında, kendi kendisine hiç güvenmediği için, aşırı çekingen kalan çocuktur. Bu çekingenlik iyi bir huy olmak şöyle dursun, aksine çocuğun gelişmesinde bir noktanın eksik kaldığını gösterir.Çekingenliğin Ana SebepleriKısaca söylemek gerekirse, çekingen çocukta eksik kalan şey, kendisinin iyi bir çocuk olduğuna inanmasıdır.

Bu çocuk kuvvetli bir kişilik için gerekli olan belli başlı güven duygularından, herhangi bir sebeple yoksun bırakılmıştır. Bu güven duyguları iki çeşittir. Bunlardan birincisi, o derece önemlidir ki, aşağı yukarı çocukluk çağının bütün meseleleri bu duygunun gelişmemesinden doğar.

“Çocuğun, ne olursa olsun, başına ne gelirse gelsin, her şeye rağmen ve daima onu seveceğinizi bilmesi ve bundan emin olması lazımdır.”Çocuk kendisinin yalnız bırakılmadığını bilmek ve her türlü durumda size güveneceğinden emin olmak ihtiyacı içindedir. Henüz küçük bir bebekken siz ona her an büyük bir şefkat göstermiş ve onu daima korumuşsunuzdur.

Şimdi büyüdüğü çağlar da da onun bu şefkat ve korumaya ihtiyacı vardır. Zira karşısına çıkan durumlara göre hareket etmesi kararlar alabilmesi gerekmektedir. Karşılaşacağı sorumlulukları ve ortaya çıkan yeni çalışmaları ise ancak bu size karşı duyduğu güvenme duygusu ile taşıyabilir.Eğer sizin kendisini anlayış ve ilgi ile daima takip ettiğinizi bilirse onda bu güvenlik duygusu gelişir.

Ve ancak bu duyguya sahip olan çocuk , onun için karanlık olan yeni durumlara atılma cesaretini bulur.Güvenlik duygusu her türlü faaliyete gerekli olan ana zemini hazırlayan çok önemli bir duygudur. Fakat çocuklarını iyi yetiştirmek isteyen ve çok da seven bir çok anne ve babalar bile bu güven duygusunun geliştirilmesinde bazı tehlerle karşılaşırlar.

Sevgilerine rağmen bazı hatalar yaparlar , bu suretle çocuk güvenden yoksun yetişir.“Artık seni sevmiyorum” “kötü çocuk” gibi hiddetle ağzından çıkmış bazı sözler o kadar fena sonuçlar doğurur ki, siz artık ne yapsanız buna engel olamazsınız. Ayrıca çocuğun kendi kendine hakim olması, içinden gelen dürtüleri yenmeyi öğrenmesi için ona yardım etmemenizde tehlidir.

Siz belki çocuğa karışmamak, onun iç dürtülerini serbest bırakmak fikri ile veya sırf böyle yapmayı sıkıcı bulduğunuz için yardım etmezsiniz. Fakat bu zararlıdır. Bazı anne ve babalar da çocuklarını kusursuz ve üstün yetiştirmek kararındadırlar ve zavallı çocuğu “Olmadı”, “Hayır bu böyle olmaz”, “Böyle yapma” gibi bitip tükenmez ihtar ve düzeltmelerle bunaltırlar.

Böyle davrandığınız taktirde çocuğunuz her hareketinde tereddüt eden, işe girişip girişmemekte kararsız kalan, her yerde huzursuz olan ve bu sebeple iş yapmak veya karar vermekten daima kaçınan bir insan olur.Çocuğa karşı aşırı uysal, hoşgörülü davranmak ve zaman zaman şiddet göstermekte çocukta güven duygusunun yaratılmasına engeldir.

Önemli şeylerde ona yol gösteriniz, yardım ediniz, onu kontrol ediniz, fakat bunu sakin ve tatlı bir şekilde yapınız. Çocuk kendi kendine hakim oluncaya kadar yol göstermeye ve kontrole devam ediniz. Bunu çocuğun sizin sevgi ve şefkatinizden şüphelenmesine imkan vermeden ve bir de onda daima yanlış ve haksızmış hissini uyandırmadan yapabilmek pek ala mümkündür.

Bir şey yapmasına izin vermediğiniz zaman sevgi ve şefkatinizin yine yerinde olduğunu göstermeye dikkat etmelisiniz.Çocuk kendinden emin değildirÇekingen çocukta eksik olan ikinci önemli güven duygusu da yapmak istediğini başarabileceğine ve olmak istediğini olabileceğine güvenme duygusudur. Yani onda kendi kendine güven eksiktir.

Çekingen çocuk , kendini daha başarılı becerikli ve daha önemli hissetmek ihtiyacındadır. Gelgelelim anne ve babaların çoğu hatta belki doğduğu andan itibaren çocuklarındaki bu kendine inanma ve başkaları gibi olabilme duygusunu ortadan kaldırmaktadırlar. İşte onun için size aşağıda sayacağımız sekiz çeşit davranışı göstermememizi, bunlardan sakınmaya çalışmanızı öğütleriz.

1-Oturmak, temizliğini yapmak, yıkanmak, gibi imkanları ona erkenden vermemezlik etmeyin. Yani onu kazanması gereken bu tecrübeleri edinmekte sınırlamayın. Ona çağına uygun oyuncakları da vermemezlik etmeyin .Yalnız başına yemek yemesine, yalnız başına yıkanmasına yalnız başına giyinmesine illede bunları eksiksiz bir tarzda yapacak hale gelinceye kadar izin vermemezlik etmeyin.

2-Onu ileri derecede kontrolünüz ve himayeniz altında tutmayınız.Çocuğunuz herhangi bir şeyi kendi başına öğrenmek imkanına sahip olabilmeli.3-Alması gereken bütün kararları onun yerine siz almayınız.4-“Dokunma, elini sürme, bu kadar gürültü yapma, hiçbir şeyi iyi yapmıyorsun” gibi sözleri onun kendi başına ve kendine göre bir şeyler yapmaya hazırlandığı her sefer söylemeyin.

5-Her şeyinde, oturuşunda, kalkışında, yemek yiyişinde, temizlik alışkanlıklarında, yani her davranışında ondan korkusuzluk ve olgunluk beklemeyiniz.6-Hiç düşünmeden hareketlerini kötülemekten veya beceriksizce denemelerine gülmekten çekinmeli, aksine onu övmeyi ve bir şeyde başarı gösterdiği zaman cesaretlendirmeyi ihmal etmemeliyiz.

7-Eğer çocuğunuzda bir kabiliyet veya sanat hevesi varsa, ille de bu konu üzerinde fazla işleyip hayatın diğer basit şeylerini öğrenmesine engel olmamalısınız.8-Bir toplantıda bardağı devirdiği veya tabağı kırdığı vakit onu utandırmak veya azarlamaktan vazgeçiniz. Zira bu ilerde bütün toplantılarda huzursuzluk duymasına sebebiyet verebilir.

Çok kullanılmayan zor kelimeleri söylemeyi seven akıllı bir çocuk, zamansız alay ve gülmelerle karşılanırsa küser ve tamamiyle konuşmaz olabilir. Bir çocuğun boyu için söylenecek “dev” veya “bodur” gibi sözler onda kendisinin doğal olmadığı hissini doğurabilir. Hatta bir çocuğa etrafındakilerin taktığı bir isim bile onu çekingen yapmaya yetebilir.

Çekingen Çocuğa Nasıl Yardım Etmeli

Çocuğunuzu çekingenlikten, bu üzücü ve sıkıcı durumundan kurtulması için yardım edebilirsiniz. Fakat bu asla ona yalvarmak, veya onu azarlamak suretiyle olmaz.Bunun için sizin faydalı düşünülmüş çarelere başvurmanız gerekir.

Önce hemen o günlerde çocuğunuzda yine meydana çıkacak çekingenlik hallerini düşünmelisiniz. Şu veya bu durumlarda çekingenliğini bildiğinize göre, bu halleri mümkün olduğu kadar hoş ve ilgi çekici yapmak çarelerini arayınız. Onu yavaş yavaş konuşmalara iştirak ettiriniz.

Fakat belli etmeden destekleyiniz ve her şey yolunda gittiği vakit tebrik etmeyi, övmeyi asla unutmayınız. Eskiden bildiği bir eşyayı, bir oyuncağı veya bir elbiseyi elinde tutması yahut yanında bulundurulması ona güven verecek ve onun fikrini o sıkıntılı histen uzaklaştırmaya yardım edecektir.

Çocuğunuz eğer kardeşi veya bir arkadaşı onunla beraber olduğu zaman kendini rahat ve güven içinde hissediyorsa, bırakın o kimse onunla birlikte bulunsun. Çocuğunuzu başkaları ile tanıştırırken tembihler, öğütler, onu kastedici imalar yapmayınız.Çocukta her şeyin yavaş geliştiğini aklınızdan çıkarmamalısınız.

Onun kendisine hakim olabilmesi, kolay ve rahatça hareket edebilmesi ve başkalarına bağlı kalmaktan kendini kurtarabilmesi için lüzumlu zamanı verebilmelisiniz.

Her çocuğun kabiliyetlerinin bir sınırı vardır. Çocuğunuzun kendinde gördüğü ve duyduğu başarısızlıkları, yetersizlikleri unutmasına yardım ediniz.

Bunu da onun dikkatini iyi başarı gösterdiği şeyler olduğuna onu inandırarak yapmalısınız. Günlük yaşayışınızda çocuğa küçük bir ödev vermeniz, çok defa iyi etki yapan bir çaredir. 

Источник: http://bitkiseldestek.com/cocuklarda-cekingenlik

Çocuğum Çekingen Mi?

Çocukların çoğu yabancılar karşısında ismi sorulduğunda, kendisine yaklaşmaya çalışıldığında kaçabilir, utanabilir. Kimi çocuklar yabancılarla çok rahat ilişki kurarken kimisi ağlar, annenin babanın arkasına saklanır, ortamdan uzaklaşmak ister.

İnatla susar, sesleri çok kısık ve zorla çıkar, yabancı bir ortamda yerinden kıpırdamaz, ebeveynlerinin yanından ayrılmak istemez, hatta yaşıtlarıyla oynamak bile onun için çok zordur. Bu tür çocuklar anne babalar tarafından aslında çok kolay fark edilirler ancak yorum çoğu zaman yanlış olur, “yabani”, “çok sessiz”, “inatçı” gibi yakıştırmalarda bulunulur.

Bazen de bu durumdan memnun olan ebeveynler görürüz, “benim çocuğum çok usludur, yanımdan ayrılmaz, ağzı var dili yok” gibi gurur duyduklarını gösteren ifadelere rastlarız.

Aileyi yormuyordur, sessiz, sakin bir çocukları vardır ve hatta bir çocuğun olması gereken de bu değil midir? Kimi ailelerde ise bu durum çok sert karşılanır, çocuk her ortamda zorlanılır, eleştirilere maruz kalır. Çocuğun halinden memnun olunmadığından “kime çekti bu çocuk bilmem ki, bizde kimse böyle değil” şeklinde ifadeler duyulur.

Elbetteki her çocuktan girdiği her ortamda aynı davranış biçimini göstermesini bekleyemeyiz. Elbette çocuklar arasında davranış biçimleri açısından farklılıklar olacaktır. Kimi çocuk çok girişken diğerleriyle çok kolay iletişim kurarken, kimisinin sessiz olması, kendi kendine yetmesi oldukça doğal bir durumdur.

Bu durumun çekingenlikle karıştırılmaması oldukça önemlidir. Anne babaların endişelenmesini gerektiren asıl çekingenlik özellikle daha ileri yaşlarda okul döneminde görülen çekingenliktir. Girdiği her yeni ortamda, karşılaştığı her yeni durumda kendisine güvenmediği için aşırı çekingenlik gösteren çocuklar bizi ilgilendirmelidir.

Bu çocuklar özellikle okul döneminde çok sorun yaşarlar. Aile ortamında o zamana kadar sessiz olarak gözlemlenen çocuk genellikle oyunlara katılmaz,oyunlara katılımı arkadaşının veya öğretmeninin ısrarıyla olur, derste bir varlık göstermez, hiçbir sorumluluğa girmez, ödevlerini yapmaz. Ayrıca üzerinde devamlı bir ürkeklik hali söz konusudur.

Aşırı çekingenliğinden dolayı öğretmeninden tuvalete gitmek için izin isteyemeyip altına kaçıran çocuk vakası bile duymuşumdur. Burada çocuğun akademik ve sosyal yaşantısını oldukça olumsuz etkileyen bir sorundan bahsetmekteyiz.

Bazı ileri vakalarda saldırganlık, parmak emme, ileri geri sallanma, mastürbasyon, kendi saçını kulağını çekme gibi davranış problemleri eşlik eder.

Nedenleri

Çocuklarda görülen çekingenliğin nedenlerine baktığımızda bu tür çocuklarda görülen en önemli eksiklik güven duygusudur. Güven duygusu çocuğun güçlü bir kişiliğe, yüksek bir egoya sahip olabilmesi için gereklidir. Buradaki güven ile hem kendisine hem de ebeveynlerine duyduğu güven kastedilmektedir.

Kendine güven duygusu; ne olursa olsun, ne yaparsa yapsın kendisinin iyi bir çocuk olduğuna dair inancını, ebeveynlerine duyduğu güven ise ne olursa olsun, ne yaparsa yapsın onlar tarafından sevileceğine, korunacağına olan inancını göstermektedir.

Ne yaparsa yapsın sevginizin azalmayacağını, size her zaman güvenebileceğini hissetmek ihtiyacı içindedir. Burada elbette her istediğini yapmak ve onaylamak kastedilmiyor, hata yapabileceği ve bu hatanın bedelinin sevgisizlik olmadığı kastediliyor.

Bir şey yapmasına izin vermediğinizde hep haksız ve yanlış olduğunu hissettirmeden, sevginizin devam ettiğini bilmesi yeterlidir.

Anne baba olarak ona olan sevgimiz ve şefkatimiz asla kaybolmayacaktır. Güven duygusu yaşamın ilk yıllarında temeli atılan bir duygudur, bebekken onu hep korudunuz ihtiyaçlarını giderdiniz, büyüdüğünde de bu şefkat ve korunmaya ihtiyacı vardır.

Karşılaştığı güçlükler ve yeni durumlar karşısında karar alabilmesi gerekmektedir. Bu sorumluluk ister ve bu sorumluluğu ihtiyaç duyduğu bu söz konusu güven duygusu ile taşıyabilir.

Kendisini anlayış ile takip eden ve hep yanında olacağınıza inanan çocuk, böylelikle bilmediği durumlara da korkmadan çekinmeden göğüs gerebilir. Ancak ne kadar sevgi ve ilgi dolu olsalar da anne babalar bilmeden, istemeden bu güven duygusunu zedeleyebilirler.

Çocuğa aşırı ilgi ve ihtimam göstermek, onun yerine kendisine hiç fırsat vermeden ihtiyaçlarını gidermek, hata yapmasına izin vermemek, her hareketini “düşersin, kırarsın” diye engellemek veya engellemeye çalışmak, sorumluluk vermeyerek, yanlış bir şey yaptığında şiddet göstermek veya “artık seni sevmiyorum, ben senin annen değilim” diye tepki göstermek, yaptığı her faaliyeti “olmadı, bak işte yapamadın, beceremedin, bırak ben yapayım “ diyerek eleştirmek şeklinde bitmeyen düzeltmeler, uyarılar, şikâyetlerle bilmeden istemeden bunaltırlar.

Bu tür kişiler aşırı mükemmeliyetçi, hata toleransı olmayan, sürekli çocuğundan beklenti içerisinde olan kişilerdir.

Çocuğun kendisine tereddütle yaklaşmasına, bir şey beceremediği inancına sahip olmasına, karar vermekte zorlanmasına neden olurlar.

Bu tür davranışların altında ebeveynlerin çocuğa yükledikleri düşünce“ biz seni onaylamıyoruz!” düşüncesidir, annesi, babası bile onaylamazken yabancılar onu nasıl beğenebilir?

Çocuk sevgi ve şefkatinizden şüphelenmeden, ona daima yol göstereceğinizden emin olarak yanında olduğunuzu bilmelidir. Ayrıca hep haksız olduğu vurgulanmamalıdır. Büyükler de yanılabilir, hata yapabilir. Küçük olması hep haksız olduğunu göstermez. Bu durum zaten sonsuza dek sürmeyecektir. Kendi kendine karar vermeye başladığında onu daima kontrol etmenize gerek kalmayacaktır.

Neler yapmalısınız?

Aşağıda size kendi kendinize neler yapabileceğiniz konusunda yardımcı olacak bazı ipuçları yer alıyor, ancak aşırı çekingenlik vakalarında, davranış problemlerinin eşlik ettiği durumlarda psikolojik destek almaktan çekinmeyin.

  • Çocuklarınıza erken yaşlardan itibaren sorumluluk duygusu vermeye çalışın. Yemeğini, temizliğini, giyinip soyunmasını kendi başına yapması için teşvik edin. Dökebilir, kırabilir ancak, kişilik gelişiminin her şeyden önemli olduğunu unutmayınız.
  • Aşırı derecede ilgi göstermeyin, korumayın, kendi başına deneyip, öğrenmesi için teşvik edin. Hata yapabileceğini ve bunun doğal olduğunu bilsin.
  • Onun yerine karar vermeyin, iki seçenek sunarak bunların arasından seçim yapmasına olanak tanıyın. Sunacağınız yemekler arasından veya kıyafetler arasından kendi seçtiği yemeği yemesini ya da kıyafeti giymesini sağlayın. Böylelikle karar vermesini teşvik edeceksiniz.
  • Eleştirmeyin, yol gösterin. Yanlış yaptığında bunun sebeplerini tartışın, yanlışını nasıl düzelteceği konusunda destek olun. Hep yanınızda olduğunu ve destek olduğunuzu bilsin.
  • Başka çocuklarla değil kendisiyle kıyaslayın. O tek ve biricik. Başkasına benzemek, onun gibi olmak zorunda değil. Dikkatini yapamadıklarına değil, yapabildiklerine yoğunlaştırın.
  • Asla şiddet göstermeyin. Şiddeti bir problem çözme aracı olarak öğretmeyin.
  • Kendisini ifade etmesine olanak sağlayın. Fikirlerini alın. Aileyi ilgilendiren konularda onu da bilgilendirin ve fikrini sorun, saçma bile olsa onu dinleyin ve uygulanamayacak bir şeyse neden uygulanamayacağını anlayacağı dilden açıklayın.
  • Topluluk içinde onu aşağılamayın, yanlış bir şey yaptığında görmezlikten de gelmeyin sebep ve sonuçlarını açıklamasına ve tartışmasına olanak sağlayın.
  • Okulda gruplara, çalışmalara, drama kurslarına katılmasını destekleyin. Gerekirse sınıf öğretmeniyle işbirliği yaparak sınıf ortamında da öğretmeninden destek isteyin. Faaliyetlere katılması kendine olan güvenini arttıracaktır.
  • Yeni denemelerine, çabalarına gülmeyin, eleştirmeyin, bekleyin, gerekirse destek olun. Her başladığı işi tamamlamasını sağlayın. Yapamayacağı, tamamlayamayacağı işleri kendisinin fark etmesine olanak sağlayın, tartışın, üstünde konuşun. Onun yerine faaliyetleri hakkında karar vermeyin, gerekirse seçenekler sunun, beraber karar verin.
  • Spor, satranç, tiyatro, müzik, resim gibi destek faaliyetlerden yararlanın. Bunların çocuk gelişimine katkısı yadsınamayacak kadar çoktur. Bunları mükemmel yapmasına hiç gerek yoktur, önemli olan bu faaliyetlerden en az birisine duyduğu ilgidir.
  • Hiçbir konuda baskı yapmayın, ona zaman verin. Isınması için, denemesi için zamana ihtiyacı olabilir.
  • Aptal, beceriksiz, inatçı gibi yakıştırmalar yapmayın. Kendisine bu etiketlerle yaklaşmasına ve kılıf bulmasına neden olmayın.
  • Ondan beklentileriniz konusunda açık, net olun. Kafasını karıştıracak cümleler kurmayın. Tutarlı olun.

Alıntıdır.

Источник: https://www.minikokul.com/cocuklarda-cekingenlik/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.

    ×
    Рекомендуем посмотреть