Çocukta Özgüven

Çocukta özgüven ne zaman gelişmeye başlar? Neler yapılmalı?

Çocukta Özgüven

Okul öncesi dönemde eğitimin özgüveni güçlendirmede çok önemli katkıları olduğu vurgulandı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi’nden Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Emel Sarı Gökten, çocukta özgüvenin bebeklik döneminden itibaren gelişmeye başladığını söyledi.

Özgüveni, “kişinin kendine biçtiği değer” olarak tanımlayan Yrd. Doç. Dr. Emel Sarı Gökten, bir çocuğun kendilik değerinin olumlu ilerlemesi için doğumdan itibaren konuşmak gerektiğini belirterek,

“Kendilik değerinin çekirdeği, çocuğun ilk 2 yaşında belirleniyor, sonraki süreçte de belirlenmeye devam ediyor. Ergenlik hatta ergenlik sonrasındaki yıllarda da kendilik değeri gelişimi sürüyor. Ama temelde o çekirdeğin gelişimi yaşamın ilk yıllarında sağlanıyor. Çocuk doğduktan sonraki bir yıl temel güven duygusunun oluşması için en önemli dönem” dedi.

Çocuğun kendisinin değerli olduğunu hissetmeye daha 0-1 yaş arasındaki dönemde başladığını belirten Yrd. Doç. Dr. Gökten, “Bebek bu dönemde anneye ya da bakım veren kişiye çok bağımlı.

Kendi ihtiyaçlarını karşılayamıyor, fiziksel birtakım ihtiyaçları var ve bu anne ya da bakım veren tarafından karşılanıyor. Kendini ifade etmesinin tek yolu da ağlamak. Ağladığı zaman anne onun ihtiyaçlarını hissetmeye çalışıyor.

Karnı acıktığı için mi ağlıyor, altı kirli olduğu için mi ağlıyor bunu anlamaya çalışıyor. Bebeğin ihtiyaçlarının karşılanması çok önemli” dedi.

Önce anne mutlu olmalı

Bu dönemde annenin lohusalık ya da doğum sonrası depresyonu denilen sıkıntılar yaşadığını ve sosyal destek alamayabildiğini ifade eden Yrd. Doç. Dr. Emel Sarı Gökten, “Bu gibi sorunlar da ister istemez annenin bebeğe gösterdiği bakımı ve bakımın kalitesini etkileyebiliyor.

O nedenle doğum sonrasındaki bir anneye ruhsal ve sosyal destek verilmesi çok çok önemli. Yani anneyi o dönemde yalnız bırakmamak özellikle büyüklerin anneyi bebeğin bakımı konusunda desteklemesi çok önemli.

Biz her zaman deriz ki önce anne iyi hissedecek, mutlu olacak, keyifli olacak ondan sonra çocuğuna kaliteli bakımı verebilir. Ona gerçek sevgiyi ve ilgiyi verebilir” dedi.

1 yaşından sonra kural koymak gerekiyor

1 yaşından sonra bebeğin motor gelişimi açısından ilerlemeye ve yürümeye başladığını belirten Gökten, “Çocuk ihtiyaçları konusunda yine anneye bağımlı ama bir yandan da kendi başına bir şeyler yapma özgürlüğünü de tatmaya başlıyor.

1 yaşından sonraki süreçte motor gelişim hızlanıyor, giderek anneden ayrı bir varlık olduğunu hissetmeye başlıyor. İlk bir yaşta bebek kendisinin ayrı bir varlık olduğunun farkında değil.

Sanki annenin bir uzantısı gibi hissediyor kendini ama sonrasında ayrı ve bağımsız bir varlık olarak hareket etmeye başladıkça ‘Evet ben ayrı bir varlığım, o anne ben başka biriyim’ diye düşünüyor” diye konuştu.

Bu önerilere kulak verin

Bu dönemde ufak ufak inatlaşmaların ve diretmelerin başladığını, bunun tamamen gelişimsel bir süreç olduğunu hatırlatan Gökten, 1 yaşından itibaren kural konulmasını ancak burada bazı noktalara dikkat edilmesi gerektiğini ifade ederek şu tavsiyelerde bulundu:

“Bazen bu dönemde aileler çok endişe duyuyor ve şikayet ediyor. Aslında bu tamamen beyin gelişiminin doğal bir yansıması. Her çocukta bu dönemde az ya da çok benzer davranışları görürüz. Anne ve baba bu dönemde bilgili olmalı, bunun bir rahatsızlık olmadığını, çocuğun onları zora sokmak için yapmadığını bilmeli ve ona göre yaklaşmalı.

Bu dönemde çocuğa yavaş yavaş sınır koymanın da başlaması gerekiyor. İlk bir yaşta henüz sınır koymamız gerekmiyor. O dönem ihtiyaçlarını karşılıyoruz, ilgi ve sevgi gösteriyoruz, vücut temasına dikkat ediyoruz.

1 yaştan sonra yavaş yavaş hareketlenen çocuğa bir sınırın olduğunu göstermemiz gerekiyor. O nedenle bazı şeylere hayır dememiz de gerekiyor. Ama hayır dediğimiz noktalarda da çocuğun inatlaşmaları başlıyor. Sınır koymak önemli ama her saniye de sınır koymayacağız.

Nötr olduğumuz zamanlarda oyun oynayacağız, sevgimizi göstereceğiz ama gerektiği zaman da hayır diyeceğiz.

Israr ettiği zaman sözümüzün arkasında da durmayı bilmemiz lazım, bunu da çok bağırarak değil, net durarak, sebebini açıklayarak ‘Bunun böyle olması gerekiyor’ diyerek geri adım atmayarak yapmamız gerekiyor. Bu yaşlarda elbette çocuğa kural anlatmak kolay değil, uzun uzun anlatmaya gerek yok, zaten bu doğru da değil. Neyin doğru ya da yanlış olduğunu davranışlarımızla gösteriyoruz.

Olumlu yaptığı bir davranışta bizim gülümsememiz ona o davranışın olumlu davranış olduğunu öğretmeye yarıyor, pekiştiriyoruz. Olumsuz bir davranışta yüz ifademizin daha net olması ve hayır dememiz onu sürdürmemesi gerektiğini öğretiyor.

Gülümsememizle, onu öpmemizle, sarılmamızla, onu sevdiğimizi söylememizle özgüveninin gelişmesine katkıda bulunuyoruz. Ama yanlış bir şey yaptığında da asla “seni sevmiyorum” gibi sözler söylemememiz gerekiyor.

Yani çocuklara sevgi gösterirken bunun tamamen koşulsuz olduğunu hissettirmek çok önemli, “doğru davranırsan seni severim ama yanlış davranırsan sevmem” doğru bir yaklaşım değil. Aksine “ne olursa olsun ben seni çok seviyorum, sen benim çocuğumsun, her zaman senin yanındayım, arkandayım” hissini vermek çok önemli.

Çocukların okul öncesi dönemde yavaş yavaş sosyalleşmeye başladıklarını ve bu dönemde eğitimin çok önemli olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr.

Emel Sarı Gökten, “Okul öncesi dönemde kreşlerde eğitim alan çocukların kendini değerlendirmeleri çok daha olumlu olabiliyor, çünkü bu çocuklar erkenden sosyalleşmeye başlıyorlar.

Farklı insanlarla farklı ilişkiler kurarak sosyal anlamda çok daha hızlı gelişiyorlar, bu da kendilik değerinin hep daha olumlu gelişmesine katkı sağlıyor” dedi.

Çocuğun güçlü olan yönleri desteklenmeli

Özgüvenin tek başına bir kavram değil, bir çocuğun birçok alandaki becerisi ile ilgili olduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Emel Sarı Gökten, “Çocuklar büyüyünce yavaş yavaş birtakım özellikleri ortaya çıkar. Her çocuğun güçlü olduğu yanlar olduğu kadar zayıf olduğu yanlar da var.

Hiçbir çocuk her konuda mükemmel olamaz. Her becerisi süper olamaz. Belli konularda becerikli olabilir ancak bazılarında da daha zayıf olabilir.

Zayıf olduğu konularda eğer o istiyorsa geliştirmesi için fırsatlar vermek lazım ama onu değerlendirirken güçlü olduğu konuları daha fazla desteklemek gerekiyor” dedi.

Çocuk gelişiminde baba rolünün önemi nedir?

Источник: https://indigodergisi.com/2017/04/cocukta-ozguven/

Çocuklarda Özgüven Gelişimi

Çocukta Özgüven

Çocuklarımızın ileride daha kaliteli bir kişiliğe ve hayata sahip olması için en büyük gereksinimlerden biri erken yaşta kazanılan özgüvendir.

Ailenin ve sosyal çevrenin olumlu tutumu sonrasında erken yaşta özgüven kazanan bireyler daha sonraki yaşamlarında karşılarına çıkan zorlukları daha kolay ve kendilerine güvenli bir şekilde aşarlar.

Akademik başarıları daha yüksek olur, iş hayatlarında daha başarılı olurlar. Peki, çocuklarda özgüven gelişimi için neler yapılmalı, çocuğa özgüven kazandırma yolları nelerdir?

İlk olarak özgüven kelimesinin tanımıyla başlayalım.

Özgüven, tüm bireyler için çok önemli bir duygusal ihtiyaç. İnsanların kendilerine biçtiği “özdeğer”leri kadar özgüvenleri olur. Özgüven, başka bir deyişle kişinin kendisini ne kadar değerli bulduğunun ve kendisine ne kadar değer verildiğinin bir işaretçisidir. İnsan eğer ki kendisini değerli hissetmez ise temel ihtiyaçlarını karşılamada sıkıntılar yaşayabilir.

İnsanları diğer canlı türlerinden ayıran özelliklerden bir tanesi de “farkındalık” sahibi olmalardır. Bebeklikten itibaren insanların kimlikleri oluşmaya başlar ve daha sonra bu kimliğe yaşadıklarımız çerçevesinde bir değer yükleriz.

Bu kimliğin oluşmasıyla birlikte yargıda bulunma ve karar verme konusunda da eyleme geçeriz. Bir yemeği sevip sevmemek, bir hayvandan hoşlanıp hoşlanmamak kimliğimizin bir parçası olduğu gibi kendimize ait bir kişilik özelliğini de sevip sevmemek bu kimliğin bir parçasıdır.

İnsan kendine ait bir özellikten hoşlanmamaya ve onu reddetmeye başlayınca ruhsal dengesinde bazı sarsılmalar görülebilir.

Diğer yandan özgüven ile ilgili bilinmesi gereken bir başka husus ise, özgüvenin durağan ya da değişmeyen bir duygu durumu olmadığıdır. Başka zamanlarda, başka ortamlarda kişinin özgüven seviyesi farklı olabilir. Örneğin bir gencin akademik anlamda kendisine özgüveni sonsuzken romantik ilişkiler anlamında özgüvene sahip olmayabilir.

Çocuklarda Özgüven Eksikliği

Özgüven sahibi olmanın avantajlarına gelecek olursak, kendine güvenen bireyler kendileri ile alakalı gerçeklerin farkında olup neyi sorunsuz bir şekilde başaracaklarını, neyi başaramayacaklarını bilirler.

Kendilerinde değişmesi ve gelişmesi gereken şeyleri fark edip onları değiştirmek ve geliştirmek konusunda sorunsuz bir şekilde ilerleme kaydederler. Başarısız olsalar bile kendilerini kabul edip kendi kimliklerini severler.

Özgüven sahibi kişiler yeteneklerinin farkında oldukları için diğer kişilerin onaylarına ihtiyaç duymadığı gibi kendi özelliklerini kabul ettiği için bu durumu diğerlerine kabul ettirmek için özel bir çaba göstermez.

Özgüven eksikliği olan insanlarda ise kendileri ile alakalı duygu ve durumlar, diğer insanlardan alınacak geri bildirimlere ve onaylara bağlıdır. Bu kişiler yeteneklerinin ve kısıtlıklarının çok farkında değildirler. Bu farkında olmama durumu yüzünden başarısızlık konusunda kaygılara sahip olurlar.

Erken Yaşta Özgüven Kazanmanın Önemi

Kişilerin kendilerini iyi hissedip, dengeli, başarılı ve ze aldıkları bir hayata sahip olmaları özgüven seviyesi ile doğru orantılıdır. Hayattan ze alabilmek adına özgüvene ihtiyaç duyulur, eğer ki çocukluk çağlarında özgüven gelişimi sağlanmaz ve bu gelişim ileri çağlara bırakılırsa telafi etmek çok zor olabilir.

Çocuğa Özgüven Kazandırma Yolları

Anne ve babanın tutumu, özellikle bireylerin çocukluk devirlerinin ilk senelerine tekabül eden 3 – 4 yaş dönemlerinde çok önemlidir. Çünkü bu aralıkta kişilerin kendileri hakkındaki duyguları oluşmaya başlar ve bu oluşumun sağlıklı olması özgüven seviyesini etkiler.

Dolayısıyla ailelerin çocuklarını yetiştirme biçimleri, onlara karşı tavırları özgüven konusunda kilit faktörlerdendir. Ailenin haricinde sosyal çevreye arkadaşlardan alınan reaksiyonlar da önemli. Çocuklar çevrelerinden gördükleri tepkiler ile kendileri ile alakalı negatif ya da pozitif bir benlik algısına sahip olurlar.

Sosyal çevre içerisinde birtakım haksızlıklara ya da istismar ile alakalı durumlara maruz kalan çocukların bu konulardan ne kadar etkileneceği tamamen ailelerinden aldıkları temel güven seviyesinin yeterli olup olmamasıyla alakalıdır.

Eğer ki çocuk ailesinden iyi oranda temel güven duygusu almayı başarmış ise, sevildiğini ve değerli olduğunu hissetmiş ise, bu çocuk sosyal çevresinde gördüğü olumsuzluklardan aşırı etkilenmez, etkilense bile kolay atlatır.

Çocuğun ebeveynlerinden birisi ya da ikisi birden aşırı eleştirel, beklentileri çok yüksek, mükemmeliyetçi veya son derece korumacı, bağımsızlık karşıtı, çocukları kısıtlayıcı hareketlere sahip yapıda ise çocuklar kendileri ile alakalı yetersizlik ve değersizlik düşünceleri içerisine gireceklerdir.

Bu sebepten ötürü, ebeveyneler aşırı korumacı davranışlarının çocukları korumak amacıyla iyi niyetli bir şekilde sergilediklerini düşünseler dahi bu tutum çocuğun gelecekteki benlik algısına zarar verebilir.

Çocuklarda özgüven gelişimini negatif yönde etkileyen ebeveyn tutumları arasında çocuğu aşırı bir şekilde sevgiye, ilgiye maruz bırakma, ebeveyne bağımlı olarak yetiştirme, problem çözme konusundaki becerilerini geliştirmeye yönelik faaliyette bulunmama gibi faktörler de bulunur.

Sağlıklı bir özgüven gelişimi olmasını istiyorsak çocuklarımızın girişimlerini destekleyip, hata yaptıklarında uygun bir dille uyarıp doğruyu bulmalarına yardımcı olarak, onları oldukları gibi sevip kabullendiğimizi söyleyerek onlara kendilerini sevmeyi ve kendilerine güvenmeyi öğretebiliriz.

Özgüven gelişimi konusunda ailelerin yaptığı en büyük hatalardan birisi de çocuğu başka çocuklar ile kıyaslamadır.

Komşu, kardeş ya da bir akraba ile yapılan kıyas, çocuğun ebeveynleri tarafından kendisinin sevilmediğini ve değersiz, yetersiz bulunduğunu düşünmesine sebep olur.

Aileler başka çocuklar ile kıyasladıkları zaman çocuklarının daha çok motive olup daha iyi çalışmalar sergileyeceğini düşünseler bile uzun vadede bu tutum çocukların özgüven gelişimine zarar verir.

Çocuğa Özgüven Nasıl Aşılanır?

Sonuç olarak, sosyal çevresi tarafından sevgi gören, ihtiyaç duyduğu yakınlık ve ilgiyi alan, fikirleri dinlenen ve bu fikirlere değer verilen, hata yapılması durumunda sert reaksiyon görmeyip doğruyu bulması için yardımcı olunan, iyi işler yapınca gerekli övgüyü alan çocukların özgüvenleri gelişir.

Diğer taraftan önemsendiğini ya da sevildiğini fark edemeyen, arzu ettiği ilgi ve yakınlığı bulamayan, her daim ebeveynleri ya da sosyal çevresi tarafından eleştirilen, kendi özelliklerini çevresine kabul ettiremeyen ve başkaları ile kıyaslanan çocuklar ise kendilerini değersiz hissettikleri gibi ileride özgüven gerektiren durumlarda sıkıntı yaşarlar.

Özgüven Eksikliği Olan Çocuklar

Zayıf bir özgüvene sahip olan çocuklar hem duygusal, hem akademik, hem de sosyal anlamda ilerleme kaydetmekte sıkıntılar ile karşı karşıya kalır.

Özgüven eksikliği yaşayan çocuk aşırı kontrol arzusu içinde olabilir, duygusal açıdan çok kırılgan ve hassas bir yapıya bürünebilir, yeni deneyimlere kendisini kapatabilir, otoriteye karşı gelen, asi bir yapıya bürünebilir, genel anlamda problem çıkaran davranışları sergileme eğilimi gösterebilir.

Özgüven eksikliği neticesinde aşırı kontrollü davranışlar ile aşırı kontrolsüz davranışlar ortaya çıkabilir. Aşırı kontrollü davranışların genel işaretçileri arasında şunlar yer alır:

Yeni faaliyetlere girme konusunda isteksiz olma, hep başkalarını memnun kılmaya çalışma, ebeveynlere bağımlı, utangaç ve içe kapanık bir yapıda olma, diğer yaşıtlarıyla kaynaşmakta sorun yaşama, kendini aşağıda görmeyi alışkanlık haline getirme.

Aşırı kontrolsüz davranışların genel işaretçileri arasında ise şu faktörler bulunur:

Zorba, saldırgan, kızgın olma, okuldan sık sık kaçma, iş birliği konusunda eğilim göstermeme, kendisinin ve diğerlerinin eşyalarını hor kullanma, yalan söyleme, özensiz bir şekilde görevlerini tamamlama, herkesten üstünmüş gibi bir tavır sergileme, kendi hataları konusunda her daim başkalarını suçlama, sorumluklarının farkında olmama.

Çocuğuma Nasıl Özgüven Kazandırabilirim?

Özgüven sahibi bir çocuk yetiştirmek istiyorsanız aşağıdaki basit adımları uygulamaya çalışmanızda fayda var:

  • Aile içerisinde bireylerin birbirlerine güven duyduğu bir ortam yaratın.
  • Çocuklarınıza onlar ile alakalı duygularınızı aktarırken açık bir dil kullanmayı tercih edin, onların ne kadar önemli olduğunu, onları ne kadar sevdiğinizi açıkça anlatın.
  • Çocuğunuzun gerçek kapasitesinin ne kadar olduğunun farkına varın.
  • Ebeveyn olarak davranışlarınız ile çocuklarınıza model olun, onların sizden etkilendiğini sakın görmezden gelmeyin.
  • Eğer yanlışları varsa, çocuklarınızın yanlışlarını onları suçlamadan ve onlara hakaret etmeden yapıcı ve uygun bir dille açıklayın.
  • Onların yaşına ve yapısına uygun beklentiler içerisine girin.
  • Özgüvenli çocuklar yetiştirmek isterken kibirli ya da kendini beğenmiş insanlar yetiştirmemeye özen gösterin.
  • Her çocuğun birbirinden farklı olduğunu, herkesin yeteneklerinin ve kapasitesinin ayrı olduğunun bilincinde olun ve çocuğunuzu başkaları ile kıyaslamayın.
  • Çocuklarınıza sorumluluk verin.
  • Onları takdir edin ve onlara değer verdiğiniz belirli aralıklarla onlara hatırlatın.

Источник: https://evdesifa.com/cocuklarda-ozguven-gelisimi/

Çocuklarda Özgüvenin Geleceğe Etkisi

Çocukta Özgüven

Kuşkusuz özgüven sadece çocukların değil bütün insanların ihtiyaç duyduğu bir duygudur; ancak kişiliğin önemli bir bölümü gibi özgüvenin de tohumları çocukluktan itibaren atılmaktadır.

Özgüven, insanın kendisiyle barışık olması, kendini olduğu gibi kabul etmesi; yani olumlu benlik algısıdır. Her insanın, bir gerçek egosu vardır; bir de olmayı istediği, arzu edilen egosu vardır. Bu iki egoyu da bilen ve bunları birbirinden ayırabilen bir kişinin benlik saygısı olduğunu söyleyebiliriz.

Bazı insanlar arzu ettikleri egoyu gerçek ego zannederler. Kendilerini olduklarından farklı görür ve göstermeye çalışırlar. Bu insanlarda gerçek benlik saygısı yoktur. Kimileri de bunun aksine kendilerini olduklarından daha değersiz, daha aşağıda algılarlar. Neticede bu iki durum da kendini olduğu gibi kabullenmemedir.

Bir insanın hem olumlu yönleriyle hem de olumsuz yönleriyle yüzleşebilmesi; özgüven sahibi olduğu, benlik saygısının yerinde olduğu anlamına gelir. Özgüvenden kastettiğimiz insanın kendini yeterli görmesi değildir, insanın yeterli olduğu alanlar gibi yetersiz olduğu alanlar da vardır elbette.

Yetersiz olduğu alanları da görüp bunlarla yüzleşmeye hazır olan insan kendisini geliştirebilen, kendine karşı dürüst ve gerçekçi olabilen insandır.

Özgüven Yetersizliğinde Ailenin Etkisi

Çocuklarda özgüvenin yetersiz gelişmesinin nedenlerinden biri, aşırı himayeci davranan ailelerdir. Bazı anneler çocuklarını en iyi şekilde yetiştirmek için aşırı korumacı tavırlar sergilerler.

Çocuklarını sevgi ve şefkate boğan bu anneler, çocukları hiçbir zorlukla karşılaşmasın diye her türlü işi kendi üzerlerine alırlar. Bu tip ailelerde anne çocuğun yapması gereken şeyleri yapar, çocuk adına düşünür, ona fazla yük vermez.

Aslında bu iyi niyetle yapılan bir eğitim hatasıdır. Çocuğun bütün sorumluluklarını üstlenmek çok büyük bir risktir; çünkü çocuk kendi sorununu kendi çözme becerisi kazanamaz. Bu tür bir davranışa mâruz kalan çocukta “Ben yapamam” duygusu oluşur.

Bu, özgüveni azaltan bir duygudur; çocuk kendisini yetersiz, güvensiz hisseder ve annesine sormadan hiçbir şey yapamaz hâle gelir.

Ailelerin özgüven konusunda verdiği eğitimde kültürel bir etkiden de bahsetmek gerekir.

Bir araştırmada Doğulu ve Batılı öğrencilerin anne ve babalarının bir arada bulunduğu bir topluluğa şu soru sorulmuştur: “Çocuğunuzun girişimci ve özgüven sahibi mi olmasını mı istersiniz, yoksa itaatkar ve sadık olmasını mı?” Batı kültüründe yetişenler bu soruya, çocuklarının girişimci ve özgüven sahibi olmasını istedikleri yönünde cevap vermişlerdir. Doğu kültürüne sahip olanlarsa itaatkar ve sadık çocukları tercih ettiklerini belirtmişlerdir. Bu araştırma bize kültürel kodlarımızla ilgili şöyle bir bilgi vermektedir: İnsanlar neye önem veriyorlarsa çocuklarını farkında olmadan oraya yönlendiriyorlar.

Çocuğun özgüven sahibi olması, girişimci olması aileler tarafından itaatkarlık ve sadakat aleyhine bir risk olarak düşünülebilir ama çocuğu “kuzu” gibi yetiştirmek de doğru değildir.

Çocuğu ancak ergenlik çağına gelinceye kadar kendimize bağlı tutabiliriz, daha sonra dış etkilere mâruz kalması kaçınılmazdır. Çocuğun ilerleyebilmesi ve hayata atılabilmesi için riske girmesi, kendi kararlarını kendisinin vermesi, sorunlarını kendisinin çözmesi gereklidir.

Çocuk bunları yapamazsa kendi kimliğini geliştiremez ve hayattan korkan, kaçan, her şeyi başkasına havale eden bir insan olur.

İlgini Çekebilir:   Bu Yaz Okunması Gereken 10 Kişisel Gelişim Kitabı

Çocuğu küçük yaşlardan itibaren hayata hazırlamak gerekir. Sorumluluk alabilen bir çocuk yetiştirmek isteyen aileler onun büyümesini beklemeden, küçüklüğünden itibaren çocuğa bazı küçük görevler vermeliler ki çocuk bazı şeyleri yapabildiğine, elinden bir işin geldiğine inansın. İlkokula başlayan çocuk sorumluluk almaya hazırdır.

Bu çocuğa sorumluluk verilmezse çocuğun kendine duyduğu güven giderek zayıflamaya başlar. İlginç olan şu ki; küçükken çocuğuna hiçbir sorumluluk vermeyen bazı anne babalar, çocukları ileriki yaşlarda sorumluluk almayınca tepki gösteriyorlar.

Oysa ki aile eğer o yaşa kadar çocuğa bazı sorumluluklar yükleyip inisiyatif vermediyse çocuğun birdenbire ayaklarının üzerinde durmayı başaramaması gayet doğaldır.

Çocuğun kendine güvenini azaltan bir etken de mükemmeliyetçi anne babaların eleştirinin dozunu kaçırmasıdır. Sürekli eleştirilen çocuk kendisini aptal, yetersiz, beceriksiz hisseder. Diyelim ki çocuk kötü bir karne getirdi, notlarının çoğu zayıf, birkaç tane de iyi var.

Aileler genellikle karneye bakar, “Şu niye zayıf, bu niye zayıf?” diyerek çocuktan hesap sorarlar. Bu arada çocuğun kişiliğini eleştirmeyi de ihmal etmezler. Halbuki doğru olan “Bak, şundan beş almışsın, bundan dört almışsın. Şu zayıfları nasıl düzelteceksin?” tarzında yaklaşmak, çocuğu başarıya motive etmektir.

O zaman çocuk kendisine değer verildiğini ve sorumluluk aldığını hisseder.

Çocuk yanlış bir şey yapınca onun kişiliğini eleştirmek çok büyük bir hata ve özgüven yıkıcı bir davranıştır.

Onu karşınıza alıp yaptığı hatayı kendisine sakin ve kararlı bir dille anlatırsanız çocuk sizi anlayacaktır. Hatasını göstermek yerine, “Sen zaten şöylesin, böylesin” demek çocuğu yaralamaktan başka bir şey yapmaz.

Çocuk ailesinin yanındayken kendini yetersiz hissediyorsa sorunu çocukta değil ailede aramak gerekir.

Çocuğun özgüvenini azaltan bir eğitim hatası da çocuğu başkalarıyla kıyaslamaktır. “Bak, filanca hep ders çalışıyor, çok başarılı. Sen niye öyle değilsin?” diye başkasıyla kıyaslanan çocuk kendini güvensiz ve yetersiz hisseder.

Halbuki çocuğu kendi kendisiyle yarış yapmaya odaklamak gerekir. Nasıl ki anne baba, çocuklarının kendilerini başka anne babalarla kıyaslamasından rahatsızlık duyarsa çocuk da başka çocuklarla kıyaslandığında aynı rahatsızlığı hisseder.

Anne babaların bu bilinçte olması çok önemlidir.

Ailelerin tutum ve eğitim hataları sonucu özgüvenden yoksun bırakılmış çocuklar sürekli kendilerini ailelerine kanıtlama ihtiyacı hissederler. Bunun için ya bir gruba dahil olurlar, ya okuldan kaçarlar, ya da marka tutkusu geliştirirler.

Kendilerini gerçekleştirmeyi bir grup ile, marka ile yapmaya çalışırlar. Özgüvene sahip olan bir çocuk marka takıntısına girmez; çünkü bunu çok önemsemez.

Anne babalar “Benim çocuğum markasız giymiyor” diyorlarsa önce kendilerini sorgulamalarında fayda vardır.

Aşırı Özgüven

Özgüven fazlalığı da kişilik gelişimi açısından doğru olmayan bir şeydir. Bu durumdaki kişi kendisine ait olmayan davranışlara girişir. Kendisini farklı bir kişiymiş gibi, olduğundan daha üstün bir kişiymiş gibi göstermeye çalışır.

“Gururlu, kibirli” diye anılan bu insanlar başkalarının nazarında komik duruma düşerler. Örneğin mezarlıktan geçerken ıslık çalan insanlar vardır, onlar için “Ne kadar kendine güveniyor, hiç korkmuyor” denir.

Aslında o kişi müthiş derecede korktuğu için, kendisini tehde hissettiği için güvenli rolünü oynuyordur. Gerçek özgüven ile özgüven rolünü birbirinden ayırmak gerekir.

İlgini Çekebilir:   Verimli İş Hayatı İçin 14 Cevap

Aşırı özgüven genellikle iki tutum nedeniyle olur. Birincisi yüksek motivasyondur, yani anne babanın çocuktan beklentisinin yüksek olmasıdır. Aile çocuğun yapamayacağı şeyleri hedeflerse çocuk ailesini memnun etmek için farklı görünmeye çalışır, rol yapmaya başlar.

Güven rolü oynar. Ailesinin kendisinden yapamayacağı şeyler beklediğini hisseden çocuk hep streslidir, kaygılıdır, mutlu olamaz. “Ne yapsam ailemi mutlu edemiyorum” diye düşünür.

Ailesinin beklentilerini karşılayamadığı için böyle bir savunma mekanizmasına sığınır.

İkinci tutum hatası ise övgünün yanlış kullanılmasıdır. Bizim toplumumuzda övgü az kullanılır, bu rağmen çoğu zaman da yanlış kullanılır. Yanlış kullanılan övgü abartılı özgüvene, fazla bir ego kabarmasına yol açar. Bunun için çocuğun kişiliğinin değil çabalarının, becerilerinin övülmesi gerekir.

“Sen bir tanesin, akıllısın, dünyada eşin yok” dendiği zaman çocuğun kendini arama, kendini keşfetme, kendini geliştirme becerisi elinden alınmış olur. Çocuk kendisinin her konuda yeterli olduğunu düşünürse kendini geliştirmeye yönelik bir çabaya ihtiyaç duymaz. Övgüyü yanlış kullanmak bu anlamda çocuğa kötülük yapmaktır.

Çocuğun kişiliğini değil de “Bak, ne güzel yatağını topladın, ne güzel giyindin” gibi yaptığı iyi şeyleri övmek daha doğru olur. Aksi halde çocukta hatalarını inkar etme duygusu gelişir. Kendisini sadece olumlu bir varlık gibi algılayan çocuğun benlik saygısı yanlış gelişir.

Halbuki özgüven; kişinin kendini olduğundan üstün ya da aşağı değil, olduğu gibi kabul etmesi demektir.

Özgüvende Genetik Etki

İnsanın kişiliğinin % 30-40’ı genlerden gelen özelliklerin etkisiyle biçimlenir, % 60-70’i ise öğrenme ile kazanılır. Bazı kişiler genetik yapılarının da etkisiyle içe kapanıktır, bazılarıysa dışa dönüktür.

İçe dönük bir kişiyi alıp da aktif, dışa dönük bir kişi haline getirmeye çalışmak insanın genetik doğasına uymadığı için sonuçsuz kalacağı gibi kişide yaralanmaya da neden olur. Dışa dönük kişiden de ağırbaşlı bir insan olmasını beklemek onun kendine güvenini azaltır.

Anne babanın çocuğun genetik özelliklerine saygı duyması gerekir. Çocuğu mutlaka tuttuğunu koparacak bir insan olmaya zorlamak doğru değildir.

Aileler çocuklarında görmek istedikleri özellikleri çocuğa adeta empoze ederler. Halbuki çocuğun genetik yapısı, kişilik imkanları ailenin isteklerine müsait olmayabilir. Ailesinin istediği davranışları gösteremeyen çocuk, bunun üzerine bir de eleştiriye, aşağılanmaya maruz kalırsa daha çok içine kapanmaya, konuşmamaya, kendisini çevresinden soyutlamaya başlar, depresyona kadar gidebilir.

Bu türden meselelerde zararın neresinden dönülürse kârdır. İnsanın ruh yapısı plastiktir ve yeni durumlara uyum sağlayabilir. İnsan isterse, anne ve baba da uygun davranırsa kaç yaşında olunursa olunsun bu tür problemlere çözüm bulunabilir.

Источник: https://kisiselbasari.com/cocuklarda-ozguvenin-gelecege-etkisi.html

Çocuklarda özgüven

Çocukta Özgüven

Özgüven kendimize yönelik iyi duygular geliştirmemiz sonucu, kendimizi iyi hissetmemiz demektir. Kendimiz olmaktan memnun olmak ve bunun sonucu olarak kendimiz ve çevremizle barışık olmaktır.

Kendimize yönelik iyi duygularımız bebeklik döneminde gelişmeye başlar. Hatta bazı düşünürlere göre özgüven anne karnındayken başlamaktadır.

Şöyle ki, annenin bebeğiyle kurduğu ilk iletişim bebeğin kendine olan özgüven duygusu geliştirmesine yol açmaktadır.

Özgüven Çocuklukta Başlar

Kendisi için bir takım şeyler yapıldığını anneyle olan iletişimi sayesinde anlayan bebek kişilik yapısının ilk temellerini anne karnında atmaktadır.

Daha sonraları ilk bebeklik dönemlerinde çocuğa gerekli olan öz bakımı doğru bir şekilde uygulamak, en temel gereksinim olan sevgiyi doğru ve dozunda vermek, çeşitli aktivitelerle(jimnastik, müzik) onunla iletişim kurmaya çalıştığınızı göstermek, bebeğe onun önemsendiği ve dikkate alındığı duygusunu aşılamaktadır. Erken çocukluk dönemlerinde hem anne hem de babanın çocuğun kişilik gelişiminde çok büyük sorumlulukları ve etkileri vardır. Hem anne hem baba hem de evde yaşayan diğer bireyler, çocuğa onunda evin bir üyesi olduğunu çeşitli yolardan hissettirmeli ve göstermelidirler.

Çocuktan gündelik yaşamla ilgili alınacak en ufak fikrin bile çocuğun kimlik ve kişilik gelişiminde çok büyük önemi vardır.

Aile Desteğinin Önemi

Günümüzde başarılı kişilere bakıldığında başarılarının en önemli faktörlerinden birisinin aile desteği olduğu görülmektedir. Fırsat verilen çocuk kendini ifade edebilmektedir.

Herhangi bir yolla, ister sanatın bir dalı, ister spor ya da herhangi dikkat çekici bir faaliyet çocuk tarafından keşfedildiğinde aile bunu desteklemelidir.

Çocuğa hangi renk giymek istediği, ne yemek istediği, ne görmekten, ne izlemekten hoşlanacağını sormak küçük şeyler gibi gözükse de aslında onun kendine güven duygusu geliştirmesini sağlayacak en büyük katkılardan biridir.

Çocuk her şekle girmeye hazır bir hamur gibidir. Vereceğiniz her bilgiyi, konuşulanı, tartışılanı hemen alır ve sentezler. Bu yüzden çocuklarla fikir paylaşımı yapılmalı, onların ze alabileceği, başarılı olabileceği alanlar ortak olarak keşfedilmelidir. Ne yapacağını, neden ze aldığını gören ve hedefleri olan çocuklar kendilerine güven sorunu yaşamazlar.

Ailelerin yapması gereken çocuklarının başarılarında başarısızlıklarında onların arkalarında durmaları ve çocuklarına, onları koşulsuz sevdiklerini göstermektir.

Bir çocuk ancak ve ancak sevildiğini görür ve anlarsa, kendi geleceği için önemli adımlar atabilir ve karşılaşacağı gündelik sorunlar ya da büyük problemler karşısında kendisine olan özgüveni sayesinde çeşitli problem çözme yöntemleri geliştirebilir.

Kendimize yönelik iyi duygularımız bebeklik döneminde gelişmeye başlar. Hatta bazı düşünürlere göre özgüven anne karnındayken başlamaktadır.

Şöyle ki, annenin bebeğiyle kurduğu ilk iletişim bebeğin kendine olan özgüven duygusu geliştirmesine yol açmaktadır.

Kendisi için bir takım şeyler yapıldığını anneyle olan iletişimi sayesinde anlayan bebek kişilik yapısının ilk temellerini anne karnında atmaktadır.

Daha sonraları ilk bebeklik dönemlerinde çocuğa gerekli olan öz bakımı doğru bir şekilde uygulamak, en temel gereksinim olan sevgiyi doğru ve dozunda vermek, çeşitli aktivitelerle(jimnastik, müzik) onunla iletişim kurmaya çalıştığınızı göstermek, bebeğe onun önemsendiği ve dikkate alındığı duygusunu aşılamaktadır.

Erken çocukluk dönemlerinde hem anne hem de babanın çocuğun kişilik gelişiminde çok büyük sorumlulukları ve etkileri vardır. Hem anne hem baba hem de evde yaşayan diğer bireyler, çocuğa onunda evin bir üyesi olduğunu çeşitli yolardan hissettirmeli ve göstermelidirler.

Çocuktan gündelik yaşamla ilgili alınacak en ufak fikrin bile çocuğun kimlik ve kişilik gelişiminde çok büyük önemi vardır.

Çocukluktan Gelen Aile Desteği Güveni Artırmaktadır

Günümüzde başarılı kişilere bakıldığında başarılarının en önemli faktörlerinden birisinin aile desteği olduğu görülmektedir. Fırsat verilen çocuk kendini ifade edebilmektedir.

Herhangi bir yolla, ister sanatın bir dalı, ister spor ya da herhangi dikkat çekici bir faaliyet çocuk tarafından keşfedildiğinde aile bunu desteklemelidir.

Çocuğa hangi renk giymek istediği, ne yemek istediği, ne görmekten, ne izlemekten hoşlanacağını sormak küçük şeyler gibi gözükse de aslında onun kendine güven duygusu geliştirmesini sağlayacak en büyük katkılardan biridir.

Çocuk her şekle girmeye hazır bir hamur gibidir. Vereceğiniz her bilgiyi, konuşulanı, tartışılanı hemen alır ve sentezler. Bu yüzden çocuklarla fikir paylaşımı yapılmalı, onların ze alabileceği, başarılı olabileceği alanlar ortak olarak keşfedilmelidir. Ne yapacağını, neden ze aldığını gören ve hedefleri olan çocuklar kendilerine güven sorunu yaşamazlar.

Ailelerin yapması gereken çocuklarının başarılarında başarısızlıklarında onların arkalarında durmaları ve çocuklarına, onları koşulsuz sevdiklerini göstermektir.

Bir çocuk ancak ve ancak sevildiğini görür ve anlarsa, kendi geleceği için önemli adımlar atabilir ve karşılaşacağı gündelik sorunlar ya da büyük problemler karşısında kendisine olan özgüveni sayesinde çeşitli problem çözme yöntemleri geliştirebilir.

Источник: https://www.meltemhastanesi.com/makale/cocuklarda-ozguven_76.html

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.

    ×
    Рекомендуем посмотреть