Dişlerdeki Sorunlar Kanser Tedavisini Olumsuz Etkiliyor

Psikolojik Sertleşme Sorunu Nedir ? Tedavisi Var Mı ?

Dişlerdeki Sorunlar Kanser Tedavisini Olumsuz Etkiliyor

Psikolojik sertleşme sorunu ya da psikojenik iktidarsızlık erkeklerde genç yaştaki erkeklerde rastlanan sertleşme probleminin en önemli nedenidir.

Yapılan araştırmalar 50 yaş üzeri sertleşme sorunu ile başvuranlarda daha sıklıkla organik sebepler, 50 yaş altında psikolojik sebepleri adres göstermektedir.

Psikolojik sertleşme sorunu ve tedavisi için Dr. Cüneyd Sevinç’in kaleme aldığı yazıyı okuyunuz:

Psikolojik Sertleşme Sorunu

Sertleşme sorununun organik sebepleri arasında sıklıkla rastlanan, şeker hastalığı, tansiyon hastalığı ve kalp damar hastalıkları gibi kronik hastalıkları bu yaş grubunda görmüyoruz.

Üroloji doktorları genellikle bu aşamada hastalığın kendileri ile ilgili olmadığını olayın kaynağının pisikolojik olduğunu düşünür ve hastaya bir pisikoloğa görünmesini üroloji açısından organik bir sebep olmadığı için tedavi edilecek bir şey olmadığını söylerler.

Etrafımızda bir çok ‘Sertleşme Sorunumun Psikolojik Olduğu ve Zamanla Geçeceği Söylendi ama Geçmedi’ diyen hastamız var.

Hastaların açısından bakıldığında onların da tedaviye uyumda güçlük çektiğini görüyoruz. Erektil disfonksiyona psikolojik dendiği zaman hasta herhangi bir tedavi almadan olayın kendi kendine düzelmesini istiyor.

Oysaki içine girilen psikolojik durumun sebebi her neyse ortadan kalkması o kadar da kolay değil.

İş ya da ev hayatında meydana gelen bir bozukluk, partnerden alınan olumsuz bir tepki, aşırı yorgunluk ve Stres gibi durumlar ya da çok sayıda ilişkiye bağlı psikolojik yıpranma erkeklerde bir süre sonra cinsel isteksizliğe sertleşme cevabında azalmaya ve sonunda erektil fonksiyon kaybına neden olabiliyor.

Psikolojik Mi Organik Mi ?

Psikolojik sertleşme sorunu

Üroloji doktorları tarafından sertleşme probleminin psikolojik ya da organik olduğunu ayırt etmek günümüz teknolojisi ile çok kolaydır. İleri yaşlar dışında bahsettiğimiz gibi çoğunlukla pisikolojik olan bu probleme tanı koymak kolay oluyor ancak tedavi etmek çoğu zaman uzun ve sabırlı bir mücadeleyi gerektiriyor.

Erkeğin kendini olumsuz etkileyen faktörü bulup ortaya çıkarması deneyimli bir psikoloğun yardımıyla çoğu zaman kolaylıkla başarılabilir. Zor olan ise bu durumun ortadan kaldırılması veya tedavi edilmesidir.

Bu ve benzer nedenlerle cinsel fonksiyon bozuklukları nadiren tek bir Doktor tarafından başarı ile tedavi edilebilir. Tedavinin içerisinde Psikoloji uzmanı, üroloji ve kadın doğum doktoru olan bir ekip tarafından düzenlenmesi başarıya kısa sürede ulaşmayı kolaylaştırır.

Hastalığın kendi kendine düzelmesi çok uzun zaman alacaktır. Bazı hastalarda ise bu hiç mümkün olmayacaktır. Zamanla cinsel konularda kendine güvensizlik ve başarısız olma korkusu gibi genel olarak performans anksiyetesi adını verdiğimiz semptomların oluşmasına neden olacaktır.

Tedavide asıl görev hastayı doğru şekilde bilinçlendirmesi gereken uzman ekibe düşer. Pisikolojik bile olsa hasta ciddi bir problemle karşı karşıyadır. Tedavi edilmediği taktirde bu problem gittikçe daha da büyür.

Tedavide hedef psikojenik problem ortadan kalkana kadar erektil aktiviteyi destekleyecek ilaçlar vermektir. Böylece cinsel hayatın devamlılığı sağlanmalıdır. Sadece başarabildiğini görmek bile tedaviye en büyük katkıyı oluşturur.

Tedavinin ilk aşamasında kimyasal ilaçlar genellikle fazla kuvvetli olur. Problemin kalıcı çözümüne yönelik değil anlık durumu kurtarıcı faydalar verir. Kimyasal ilaçların (Viagra, Cialis, Levitra) birçok yan etkileri de vardır.

Bu yan etkilerden en sık görüleni psikolojik bağımlılık yapmasıdır. Hasta ilaçlarla çok iyi performans sergilediğini görür ancak ilaç kullanmadığı zamanlarda aynı performansı gösteremeyeceğini düşünerek endişeye kapılır.

Bu endişe zamanda ilaçsız başaramama korkusuna dönüşür ve performans anksiyetesi haline gelir. Hastalar bu sebeple hekimler tarafından verilen tedavilere uyumsuzluk gösterirler.

Tamamlanmayan tedaviler sorunun tam olarak çözemez.

Son yıllarda uzakdoğu tıbbına ilginin artması ile düşük yan etki profiline sahip daha çok bitkisel kaynaklı cinsel performans arttırıcı gıda takviyeleri kullanıma girmiştir. Bu tip ürünler psikojenik erektil disfonksiyon tedavisinde yavaş yavaş birinci basamak tedavi haline gelmektedir.

Tedavi amacıyla günlük olarak doktor tarafından belirlenen dozlarda gıda takviyeleri kullanılır. Bu takviyelerin hem kullanıldığı anda hemde uzun vadede cinsel fonksiyonlar üzerine olumlu etkileri bulunur. Cinselliğe karşı olan ilgiyi arttırır. Daha kolay ve uzun süreli uyarılmayı sağlar. Ereksiyon ve ejakulasyon kalitesini arttırır.

Bu tedavi protokolünü yerleşmesinde doktorların tercihleri kadar hastaların istekleri de önemli rol oynamaktadır. Yüksek başarı oranı düşük yan etki profili cinsel performans arttırıcı besin takviyelerinin kullanımını her geçen gün arttırmaktadır.

Tıbbi literatüre baktığımızda her geçen gün daha fazla sayıda ginseng, ginko, epimedium, maca, saw palmetto gibi bitkisel ürünler hakkında bilimsel makalelerin çıktığını görmekteyiz. Bilimsel destek arttıkça tıp camiası daha artan oranda ve güvende bu ürünleri kullanmaktadır.

Psikojenik empotans tedavisi önümüzdeki yıllarda daha yakından ilgilenen ve başarı ile tedavi bir hal alacaktır.

Yazan: Dr. Cüneyd Sevinç.

Источник: https://www.cevapsepeti.com/psikolojik-sertlesme-sorunun-tedavisi/

Kanser tedavisine başlamadan önce dişçiye gidin

Dişlerdeki Sorunlar Kanser Tedavisini Olumsuz Etkiliyor

Kanser hastalığının bütün vücudu ilgilendirdiğini ve tedaviye bağlı olarak ağızda oluşan değişikliklerin hastanın hayat kalitesini etkileyecek önemli sonuçlar ortaya çıkartabildiğini ifade eden Diş Hekimi Prof. Dr. Semih Özbayrak, “Kanser tedavisine başlayacak olan hasta, tedaviden en az 2 hafta önce bir diş hekimine görünmeli” dedi.

Kemoterapi veya baş ve boyun bölgesine radyoterapi uygulanacak olan hastaların bu konuda özellikle dikkatli olması gerektiğini vurgulayan Diş Hekimi Prof. Dr. Semih Özbayrak, “Tedavilerin bütün ağzı kaplayan mukoza, diş etleri, tükürük bezleri veya çene kemiği üzerinde olumsuz etkisi oluyor. Bu etkiler tedaviye bağlı olarak çok ciddi tablolar ortaya çıkartabilir” dedi.

En az 2 hafta önce dişçiye gidin

Rahatsızlık veren problemlerin olmamasını sağlamak ya da olacak olan değişiklikleri en aza indirmek için hastanın, kanser tedavisine başlamadan en az 2 hafta önce üniversitelerin diş hekimliği kliniklerine gitmesinin uygun olduğunu kaydeden Prof. Dr.

Özbayrak, konuşmasına şöyle devam etti:

  • “İleride tahriş yapabilecek protez vurukları, taşkın kenarlı dolgu, diş taşları, eksik kanal tedavileri, kök ucu iltihaplı dişler, çevresinde kemiği erimiş dişeti iltihabı ya da apseli dişler gibi faktörlerin uzaklaştırılması lazım. Çünkü kanser tedavisi, ağız mukozasının doku direncini düşürdüğü için orada iltihabi değişikliklerin başlamasına veya ilerlemesine ve kemiğe inmesine neden olabilir. Eğer hastanın yarı gömük 20 yaş dişleri varsa, ileride infeksiyona neden olacağı için çekilmesi lazım. Bir dişin etrafındaki cep derinliği 5 milimetreden fazlaysa o dişin çekilmesi lazım, 4 milimetreden az ise o zaman da küretaj düşünülebilir. Çene kemiğinde kök parçası, iltihabi doku veya kist gibi değişiklikler var ise tüm bunların önceden temizlenmesi lazım. Hastanın genel direncine bağlı olarak kanal tedavisi gibi yöntemlerden uzak durmak ve dişi kaybetmeyi göze almak lazım. Eğer cerrahi bir müdahale yapılacaksa mutlaka antibiyotik koruması altında yapılmalı. Bunlar için de bütün çeneyi gösteren panoramik bir röntgenle işe başlamak gerekir.”

Direnci düşen hastaya cerrahi müdahalede bulunmayın

Bu noktada diş hekimleri ile onkologların birlikte hareket etmesi gerektiğini dile getiren Prof. Dr.

Özbayrak, “Kanser tedavisinden minimum 2 hafta öncesinde tüm bu işlemlerin bitmiş olması lazım, çünkü özellikle kemoterapide, 1-2 hafta içerisinde kemik iliği baskılandığı için genel direnç düşüklüğü yaşanıyor.

Direnci düşen hastalara ağız içinde diş çekimi, dişeti müdahalesi, diş taşı temizlemesi gibi kanamayla ilgili müdahaleler uygulamak çene kemiğinin iltihaplanmasına kadar varabilen sonuçlar ortaya çıkartacaktır” dedi.

Hastanın diş ölçüleri önceden alınabilir

Diş ölçülerinin gerektiği durumlarda mukozayı tahriş etmemek için kanser tedavisinden önce alınabileceğini ifade eden Prof. Dr. Özbayrak, “Özellikle çocuk hastalarda daimi dişler çıkmadıysa ve radyoterapi uygulanacaksa sürmemiş olan dişler de etkilenir.

Bu sebeple dişler için kurşun koruyucular yapılabilir. Bunlar için de ölçülerin önceden alınıp hazırlanması lazım.

Tedaviden sonra yetişkin hastalar hareketli bir protez kullanacaksa, ölçülerinin önceden alınması lazım çünkü kaslarda sertleşme olabilir ve hasta ağzını açamayabilir” diye konuştu.

Ağızda en çok mantar hastalığına rastlanıyor

Tedavi sürecinde yapılabilecekler hakkında bilgi veren Prof. Dr. Özbayrak, konuşmasını şöyle sürdürdü:

  • “Hasta radyoterapi görecekse ve ağzında büyük metal parçalar varsa, radyasyon yansıyacağı için bunların çıkartılması düşünülebilir. Çok büyük köprüler, çok fazla amalgam dolgu varsa diş hekimi bunları beyaz dolgularla değiştirmeyi değerlendirmeli. Ağız mukozasında tedaviye bağlı iltihap ortaya çıkabilir. Çünkü hücre yenilenme döngüsü zarara uğrar. Bölgeyi koruyacak gargaralarla bunlar önlenmeye çalışabilir. Direnç düşüklüğünde ağızda en çok mantar infeksiyonuna rastlanır. Uçuk ve zona atakları olabilir. Radyoterapi uygulanacak hastalarda, tükürük bezleri etkilenir ve ağız kuruluğu problemi ortaya çıkabilir. Çene kemiğinin beslenmesini bozulması ve canlılığını kaybetmesi söz konusu olabilir. Radyoterapi görmüş bir hastanın diş ipi kullanmaması lazım. Çünkü ipin yaptığı bir zedeleme bile bu iltihabi durumun diş etinden başlayıp çene kemiğine inmesine neden olabilir. Hastanın hayatı söz konusuyken böyle bir yan etki olacak diye bu tedavilerden vazgeçmek mümkün değildir. Onun için diş hekimliği bakımından gerekli önlemleri almak şarttır.”

Kanser tedavisinin yan etkileri aylar sonra ortaya çıkabilir

Tüm bu tedavilerden sonra hiçbir problem olmasa dahi senede en az 3 kere diş hekimi kontrolüne gitmek gerektiğini kaydeden Prof. Dr.

Özbayrak, “Baş ve boyun bölgesinde hem yumuşak hem de kemik dokusuyla ilgili tüm kanser türlerinde ve ayrıca meme, prostat, akciğer gibi özellikle kemiğe metastaz yapma ihtimali olan kanser türlerinde bu konuya dikkat edilmelidir.

Kanser tedavisinin olumsuz etkileri, tedaviden 5-6 ay veya seneler sonra ortaya çıkabilir. Bu nedenle bir hastanın ‘Ben tedavi oldum ve hiçbir şey olmadı’ demesi yanlış olacaktır. Bu bakımdan hastanın diş hekimliği bakımdan kontrolü önemlidir” dedi.

Oğlu kanseri yendi sıra kendisinde

Hamile kaldı rahim kanserini yendi

Meme kanserinde 1 ayda 2 bin erken teşhis konuldu

Lösemi nedir, kaç çeşit lösemi vardır?

Akciğer kanserinden korunmanın 6 yolu

Источник: https://www.yenisafak.com/hayat/kanser-tedavisine-baslamadan-once-disciye-gidin-3407462

Dişlerdeki sorunların kanser tedavisini olumsuz etkilediğini biliyor musunuz?

Dişlerdeki Sorunlar Kanser Tedavisini Olumsuz Etkiliyor

Kanser tedavisi oldukça zor. Buna bir de tedaviyle birlikte gelişebilecek yan etkiler de eklenince zorluğu katlanıyor. Bu yan etkilerden biri de ağız içinde ortaya çıkan sorunlar. Beslenme düzeni de etkilediğinden, ihtiyaç duyduğu besinleri alamayan hasta zayıf düşebiliyor.

Acıbadem Altunizade Hastanesi Ağız Diş Sağlığı, Periodontoloji Uzmanı Prof. Dr. Ülkü Noyan, “Bu nedenle tedavi başlanmadan diş hekimine gidilerek dişler ve ağız kontrol ettirilmeli” diyor. Böylece hem kanser tedavisinin genel başarısı artacağını, hem de olası ağız içi komplikasyonlarının önüne geçilebileceğini dile getiriyor.

Aynı zamanda hastanın hayat kalitesini de ciddi oranda arttıracağını vurguluyor.

Kanser tedavisi öncesi ağız ve dişler kontrol ettirilmeli

Kanser tedavisinde hücresel ya da hedefe yönelik tedavide büyük gelişmeler kaydedilmekle birlikte hem kemoterapi hem de radyoterapi minimum da olsa hastalıklı hücrelerle birlikte sağlıklı dokulara zarar verebiliyor. Bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla ağızdaki dokular da etkileniyor.

Bununla birlikte tükürük akışı azaldığı için tükürüğün koruyucu etkisinin ortadan kalkması nedeniyle savunma daha fazla zayıflıyor ve ağız yaraları ortaya çıkıyor. Ağız yaraları, virüs, mantar ve bakterilerin vücuda giriş kapısı görevini üstlendiği için de hem ağız içi hem de tüm sistem enfeksiyonlara açık hale geliyor.

Dolayısıyla kanserin yarattığı sıkıntıların dışında genel beden sağlığını etkileyen problemler ortaya çıkabiliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Ağız Diş Sağlığı, Periodontoloji Uzmanı Prof. Dr.

Ülkü Noyan, tüm bunların kanser tedavisinin yapılmasına engel olabileceğini, kemoterapinin ara verilmesine ya da sonlandırılmasına kadar gidebilen ciddi sonuçlar doğurabileceğine işaret ediyor. Bu nedenle kanser tedavisi öncesinde ağız ve dişlerin kontrol edilmesi önem taşıyor.

Kanser tedavisiyle eş zamanlı ağız içine işlem yapılamıyor

Ağız diş sağlığı ile ilgili yapılması gerekenlerin tedavi başlamadan uygulanması gerekiyor. Çünkü kanser tedavisine başlandıktan sonra ağız içine yönelik herhangi bir tedavi şansı bulunmuyor. “Burada terazinin her iki kefesine şartların konularak doğru değerlendirme yapılmalı” diyen Prof. Dr.

Ülkü Noyan, “Diş ve ağız tedavisi, kanser tedavisiyle eş zamanlı yapılamıyor. Mutlaka öncesinde yapılması gerekiyor.

Bununla birlikte, öncesinde yapılan işlemlerle hem kanser tedavisinin genel başarısına katkı sağlanabiliyor, hem de olası ağız içi komplikasyonların önüne geçilerek hastanın hayat kalitesi ciddi oranda artırılabiliyor” diyor.

::  Heidi Klum ve Tom Kaulitz ilişkilerine gelen tepkilere cevap verdi

Tedavi sırasında ağız sağlığını korumak için neler yapılmalı?

Kemoterapi veya radyoterapj sırasında ise ağız boşluğunda mantar ya da uçuklar gibi ortaya çıkabilecek herhangi bir problem, yara örtücü jeller, pomatlar, rahatlatıcı gargaralar ve ağrı kesiciler yardımıyla kontrol altına alabiliyor. Bunun yanı sıra hastaların da bazı uyarıları dikkate alması ve mümkün olduğunca ağız hijyenine dikkat etmesi gerektiği söyleyen Prof. Dr. Ülkü Noyan uyarılarını şöyle sıralıyor…

Doğru diş fırçası seçilmeli: Hastaların mutlaka yumuşak bir diş fırçası tercih etmesi gerekiyor. Hatta bunu da kullanmakta zorlanılıyorsa diş fırçası kaynar suya batırılarak daha da yumuşak olması sağlanmalı.

Mentolsüz macunlar tercih edilmeli: Mentol içeren, keskin ve mukozayı tahriş edebilecek macunlar kullanılmamalı. Özellikle de diş etlerinde, ağız dokularında yanma, hassasiyet gibi durumlar ortaya çıkarsa hemen bırakılmalı. Eğer diş etleri kendiliğinden veya ufak bir uyarı ile kanıyorsa ve hiçbir şekilde fırça ya da macun kullanılamıyorsa gazlı bezle temizlik yapılmalı.

Gargaralardan yararlanılmalı: Özellikle kan değerleri çok düşük olan hastalarda fırçalama sırasında kanama oluşabileceğinden gargaralar uygun bir çözüm oluyor.

Bunun için, ağız içi hijyeninin sağlanmasında alkol içermeyen ancak bakterilere etki edebilen gargaralar kullanılmalı.

Gerekirse gaz tamponlar gargara ile ıslatılıp dişler ve ağız dokularının silinerek temizliği sağlanmalı.

Ağız ve dudaklar nemli tutulmalı: Ağız kuruluğu daha fazla plak birikimine yol açtığı için ağız hijyenine dikkat edilmesi önem taşıyor.

Bununla birlikte sık sık ama yavaş yavaş su içmek ve besinleri su ile birlikte almak, tükürük salgısını artırmak için şekersiz sakız çiğnemek ya da şekersiz limonlu şekerleri emmek de ağızın nemlendirilmesinde yarar sağlıyor.

Dudaklarda yara oluşmasını önlemek amacıyla petrol içermeyen bir ürünle sık sık nemlendirilmeli.

::  Meme kanserinde erken tanı ömrü 7 yıl uzatıyor!

Tahrişlere karşı korunmalı: Ağız dokularının tahriş yaratan etkenlerin başında alkol ve sigara geldiği için öncelikle bunlardan uzak durulmalı.

Bunun yanı sıra, dokuları etkileyecek sarımsak, soğan, baharatlı, tuzlu, asitli, sıcak yiyecek ve içecekleri tüketmemek gerekiyor.

Beyaz kan hücrelerinin sayısı azaldığında galeta gibi sert yiyecekler ağız dokularını yaralayabileceği için bu tarz sert, kuru gıdalar yenilmemeli.

Protezler sadece yemek yerken kullanılmalı: Özellikle yüksek doz kemoterapi ve radyoterapi tedavisinden sonra 3 hafta süreyle protezler yalnızca yemek sırasında kullanılmalı.

Sorasında sabunla temizlendikten sonra, temiz su içerisinde muhafaza edilmeli.

Yine ağızda yaralar varsa hekim tarafından önerilen yara iyileştirici, örtücü jel veya pomatlar protez içerisine konularak hem yaranın gelişmesi önlenmeli, hem de rahatlık sağlanmalı.

Buz uygulaması yapılmalı: Kan akışını dolayısıyla ilacın ağız dokularına ulaşmasını azaltacağı için kemoterapi ilaçları verilmeden önce ve verildikten 1/2 saat sonra buz kalıpları emilerek ağız dokuları korunmalı.

Tedavi sonrasında da ağız hijyenine dikkat

Kanser tedavisi gören hastaların tedavileri sonrasında da ağız diş sağlığına dikkat etmeleri önem taşıyor. Çünkü özellikle baş boyun bölgesine yapılan radyoterapi uygulamaları çok fazla çürük oluşumuna neden oluyor. Ortaya çıkabilen enfeksiyonun genel sağlığı da etkilediğini hatırlatan Prof. Dr.

Ülkü Noyan, bu nedenle tedavi sonrası ağız hijyeni sağlanması ve düzenli diş hekimi kontrollerine gidilmesinin çok önemli olduğunu söylüyor. Diş çekimi tedaviden 1-1.5 yıl sonra yapılabiliyor. Ortodontik tedaviler ve implant uygulamaları için de yine en az 1-1.5 yıl geçmesi gerektiğini belirten Prof. Dr.

Ülkü Noyan, “Çocuklarda da tedavi sırasında ve sonrasında çene ve diş gelişimi de yakından izlenmeli ve koruma amaçlı flor uygulanmalı” diyor.

Kanser tedavisi öncesinde yapılması gerekenler

  • Radyografi alınmalı, ağız diş muayenesi yapılmalı.
  • Ağız hijyeni sağlanmalı ve kişiye özel ağız hijyeni yöntemi belirlenmeli.
  • Çocuk hastaların aileleri de eğitilmeli.
  • Enfeksiyon odağı olabilecek diş, diş eti tedavileri tamamlanmalı.
  • Uygun olmayan dolgu ve protezler değiştirilmeli.
  • Keskin kenarlara sahip dişler ve restorasyonlar düzeltilmeli.
  • Ümitsiz dişler çekilmeli.
  • Çürükleri önlemek için dişlere flor uygulanmalı,
  • Ortodontik tedavi sona erdirilmeli.

Источник: https://www.womensstyletr.com/dislerdeki-sorunlarin-kanser-tedavisini-olumsuz-etkiledigini-biliyor-musunuz/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.