Diyabet Riskinizi Göz Ardı Etmeyin!

Çok fazla tuz diyabet riskini artırabilir

Diyabet Riskinizi Göz Ardı Etmeyin!

Araştırmacılar, sodyum ya da sodyum klorürden geçtiğimiz sodyumun, yetişkinlerde tip 2 diyabet ve latent otoimmün diyabet riskini artırabileceğini düşündürmektedir.

Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezlerine (CDC) göre, diyabet ABD’de 29 milyondan fazla kişiyi etkileyen yaygın bir durumdur. Tip 2 diyabet, teşhis edilen tüm olguların% 95’ine kadardır ve anormal kan şekeri seviyeleri ile karakterizedir.

Bu tip diyabet genellikle orta yaşlı ve yaşlı kişilerde teşhis edilir. Yetişkinlerde latent otoimmün diyabet olarak adlandırılan bir başka metabolik durum (LADA) sıklıkla tip 2 diyabet olarak yanlış teşhis edilir; Ayrıca yetişkinlikte daha sonra görünür.

LADA daha yavaş ilerleyen bir hastalıktır ve başlangıçta insülin tedavisine ihtiyaç duymaz.

İsveç’in Stockholm kentindeki Karolinska Institutet’deki Çevre Tıbbı Enstitüsü’nden Dr. Bahareh Rasouli tarafından yürütülen yeni bir çalışma, diğer İsveçli ve Finlandiyalı kurumların araştırmacıları ile işbirliği içinde, şimdi sodyum alımının tip 2 riskine olan etkisine bakıyor. diyabet ve LADA.

Araştırmacılar bulgularını Portekiz, Lizbon’da düzenlenen Avrupa Diyabet Çalışmaları Birliği’nin yıllık toplantısında sunmuşlardır.

Her bir ilave gram sodyum riski arttırır

Mevcut araştırmalar, günlük tuz alımımızdan genellikle emdiğimiz sodyumun tip 2 diyabet gelişme riskini önemli ölçüde artırabileceğini öne sürmüştü.

Ekip bunun sodyumun insülin direncini etkilemesi, ancak aşırı tuzun hipertansiyona ve aşırı kilo almasına neden olabileceğinin de altını çizdi. Ancak şimdiye kadar, hiçbir çalışma, sodyum alımının LADA riski üzerindeki etkisine bakmamıştır.

Rasouli, “LADA’nın otoimmün bileşenini göz önünde bulundurarak,“ yüksek tuzlu bir diyetin otoimmüniteyi hızlandıracağını ve LADA’nın patogenezinde [hastalık gelişimi] bir rol oynayabileceğini öne sürdük.

“Ayrıca”, “sodyum alımı ile tip 2 diyabet riski arasındaki ilişkiye dair sınırlı veri var. Bu nedenle, LADA ve tip 2 diyabetin sodyum alımı ile ilişkili riskini araştırmayı amaçladık.”

Rasouli ve meslektaşları, büyük bir İsveç kohort çalışması olan LADA ve Tip 2 Diyabet için Epidemiyolojik Risk Faktörleri Çalışmasından elde edilen verileri analiz ettiler.

Ekip, LADA tanısı alan 355 kişiden ve tip 2 diyabetli 1,136 kişiden elde edilen verileri inceleyerek, bu analizin sonuçlarını, sağlıklı bir grup 1.379 kişiden (kontroller) elde edilen bulgularla karşılaştırarak karşılaştırdı.

Katılımcıların günlük diyetleri hakkında bilgi toplamak için anketler kullanıldı. Bu veriler daha sonra ekibin her katılımcı için günlük kalori, besin ve sodyum alımını hesaplamasına izin verdi.

Rasouli ve meslektaşları da diyabet için genetik risk faktörlerini dikkate almışlar ve katılımcılar genetik profillerine bağlı olarak “yüksek risk” ve “diğer” kategorilere ayrılmıştır.

Yaş, cinsiyet, vücut kitle indeksi (İ), sigara içimi, fiziksel aktivite düzeyleri ve alkol alımı da dahil olmak üzere karıştırıcı değişkenler de düzeltildi.

Araştırmacılar, günde her bir gramdan fazla sodyum (veya 2.5 gram tuz), yüzde 43 daha yüksek tip 2 diyabet riski ile bağlantılı olduğunu bulmuşlardır. LADA için, her bir gram sodyum, durumun gelişmesinde yüzde 73’lük bir artışa yol açtı.

Katılımcılar ayrıca sodyum alım miktarına bağlı olarak üç gruba ayrıldı. Bunlar “düşük tüketim” (günlük 2.4 gram sodyum veya 6 gram tuz), “orta tüketim” (2.4 ila 3.15 gram sodyum veya 7.9 gram tuz) ve “yüksek tüketim” idi. (günde 3,15 gramdan fazla sodyum veya 7.9 gramdan fazla tuz).

Yüksek tüketim kategorisine girenlerin, düşük tüketim grubundaki bireylere göre tip 2 diyabet geliştirme riski yüzde 58 daha yüksekti.

Günlük olarak yüksek sodyum alımı olan yüksek bir genetik diyabet riski olan kişiler, günlük olarak düşük sodyum alımı olanlara göre LADA geliştirme olasılığının yaklaşık dört katıdır.

Genetik ve diyet arasındaki etkileşim?

Bu bulgulara dayanarak, araştırmacılar “sodyum alımı ve tip 2 diyabet arasındaki ilişkiyi doğrulamaktadır.” “Yüksek sodyum alımı, özellikle yüksek riskli HLA [insan lökosit antijeni] genotipleri taşıyan taşıyıcılarda LADA için bir risk faktörü olabilir.” Bunlar zaten önemli bir diyabet riski taşıyan insanlardır.

Rasouli bize çalışmanın önemli bir sınırlama getirdiğini söyledi: Araştırmanın anketlere dayandığı gerçeğinden dolayı, katılımcıların hatırlatma yanlılığına yol açan ilgili detayları yanlış değerlendirmiş olmaları mümkündür. Bununla birlikte, eğer bir şey varsa, bu önyargı, sodyum alımının tip 2 diyabet ve LADA riski üzerindeki etkilerini küçümsemeye yol açmış olabilir.

“Ana sınırlama,” diyor Rasouli, “geri çağırma yanlılığına yol açabilecek retrospektif bir tasarımdır. Bu potansiyel yanlılığı en aza indirmek için, hastalar tanıdan önce diyet / yaşam tarzı alışkanlıklarını bildirmek için talimatlar ile tanıya yakın bir şekilde anketi aldı. “

“Ancak, geri çağırma önyargısı göz ardı edilemez. Eğer bu potansiyel hatırlama önyargısı gerçekleşmişse, bu bizi risklerin küçümsenmesine yol açacak, sonuçların aşırı tahmin edilmesine yol açmayacak” diye ekledi.

Ayrıca, diyabet bağlamında diyet ve genetik faktörler arasındaki etkileşimin daha fazla araştırılmasının hastalıkların önlenmesi ile mücadele için daha fazla yol gösterebileceğini de söyledi. Rasouli ayrıca, bu iki diyabet tipinin önlenmesine yönelik tuz alımını en aza indirmenin etkilerini test etmekle de ilgilendiğini ortaya koymuştur.

“Diyet tuzu alımı ve genetik faktörler arasındaki etkileşimle ilgili olarak LADA ve tip 2 diyabet riskini incelemek ilginçtir. […] Ayrıca, kontrollü tuzlarda bir azalma olup olmadığını araştırmak ilginç olabilirdi. Giriş, tip 2 diyabet ve otoimmün diyabetin önlenmesinde faydalıdır. “

Dr. Bahareh Rasouli

Источник: https://trmedbook.com/cok-fazla-tuz-diyabet-riskini-artirabilir/

Böbrek ve Şeker Hastalığında Kalbi Göz Ardı Etmeyin

Diyabet Riskinizi Göz Ardı Etmeyin!
Kalp ve Damar Cerrahisi

Böbrek hastaları, kalbi zorlayıcı düzeyde bir efor harcayamadıkları için ‘bilinmeyen bir kalp hastalığı’ tehsi ile karşı karşıya kalabilmektedirler.

Bu hastaların büyük bir bölümünde kronik şeker hastalığı da olduğu için ağrı hissedilemeyebiliyor ve hastalık, ancak son aşamada kendini gösterebiliyor. Bu nedenle hastaların ameliyata giden süreçte, kalp hastalıklarına karşı erken önlem alma şansı da kalmıyor.

Memorial Hizmet Hastanesi Kalp ve Damar Cerrahisi Bölüm Başkanı Prof. Dr. Harun Arbatlı, böbrek ve şeker hastalarında belirti vermeyen kalp hastalığı riski konusunda uyarıyor.

Günümüzde açık kalp ameliyatları, böbrek yetmezliği nedeniyle diyalize giren hastaların korkulu rüyası olmaktan çıkıyor. Yoğun bakım şartlarında yapılan özel tedaviler ile vücuttaki zararlı maddeler temizlenerek, hasta ameliyata hazırlanıyor. Kanın vücut dışında filtre edilmesi ile yapılan bu tedaviler sayesinde, hastanın bypass sonrası iyileşme süreci de kısalıyor.

Böbrek hastalarında kalp rahatsızlığı belirti vermeyebiliyor

Böbrek yetmezliği sorunu, kalp hastalıkları tanısının konulmasına da engel oluşturmaktadır. Bir böbrek hastasının aynı zamanda kalp hastası olup olmadığını anlamak ancak ileri tetkiklerle mümkündür. Çünkü bu hastaların efor kapasitelerinin düşüklüğü ve günlük aktivitelerinin sınırlı oluşu, kalbinin zorlanıp zorlanmadığının ortaya çıkmasını engellemektedir.

Böbrek hastalarının büyük bir bölümü aynı zamanda diyabet hastası olduğu ve uzun yıllar süren diyabet nedeniyle kronik böbrek yetersizliği de gelişmiş olduğundan ayrıca büyük bir risk altındadır. Böbrek hastalarının olası bir kalp hastalığı riskine karşı önlem almaları şansı da erken tanı konulamadığı için düşüktür.

Böbrek hastası olan aynı zamanda hastayı kronik böbrek yetmezliğine götüren diyabet de, sinir uçları harabiyetine neden olduğundan, hastanın kalbinde bir sorun olsa bile bu sorunun en önemli belirtilerinden biri olan göğüs ağrısı hissedilememektedir. Sinir uçları harabiyeti nedeniyle hastalık bu kişilerde kendini ağrı ile belli etmez.

Bu da kronik böbrek hastalıklarında kalp hastalığı tanısının gecikmesine neden olmaktadır.

Tanı ve tedavi titizlikle yürütülmeli

Böbrek hastalarında kalp hastalıklarının tanısı, hastayı yorabilir. Kalp ve damar hastalıklarının tanısında kullanılan ilaç yükü ile yapılan bilgisayarlı tomografi ve koroner anjiyografi, böbrek fonksiyonlarını son derece olumsuz etkileyebilir.

Vücuttaki üre oranı yüksek olan bir hastanın vücuduna verilen kontrast madde ile kalp fonksiyonlarının görüntülenmesi, böbrek fonksiyonlarını ileri derecede bozulabilir, hatta var olmasa bile hastayı böbrek yetmezliğine götürebilir.

O nedenle bu hastalar detaylı ve hassas bir şekilde incelenerek, ön tedavi ile bu tür tetkiklere hazırlanmalıdır.

Fakat artık günümüzde bir çok şey daha kolay takip edilebilir hale geldiği için bir ön tedavi niteliğindeki ‘sıvı tedavisi’ yapılarak, böbreklerin süzme kabiliyeti artırılmakta, böbreklerin erken dönemde bu kontrast maddeleri kolay atması sağlanabilmektir. Böyle olunca da böbreklerin zarar görmesi engellenmektedir.

Böbrek hastaları İçin kalp ameliyatı sorun olmaktan çıkıyor

Günümüzde; böbrek hastalıklarında ya da kalp hastalıkları ile böbrek hastalıkları bir arada olduğunda bu hastalara hayat kurtarıcı bir takım tedavi seçenekleri sunulabilmektedir.

Günümüzde stentlerin gelişmiş olması tedavi imkanlarını artıran ve başarıyı etkileyen önemli faktörlerden biridir.

Böbrek yetmezliği hastalarına ameliyat öncesi uygulanan bir takım özel tedaviler ve sonrasında hastanın özel bakıma alınması, koroner bypass ya da bir kapak operasyonu sonuçlarını olumlu yönde etkilemektedir.

Ameliyattan önce diyaliz tedavisi ile iyileşme süreci kısalıyor

Böbrek hastalarına, yoğun bakım şartlarında uygulanan diyaliz seçenekleri bulunmaktadır. Geçmiş yıllarda kronik böbrek yetmezliği sorunu olan hastalara yoğun bakımlarda diyaliz yapılamıyordu.

Gerek hemodiyaliz sırasında hastanın tansiyonundaki iniş ve çıkışlar, gerek hemodiyaliz makinelerinin taşınılamaz oluşu nedeniyle yoğun bakım şartlarına alınamaması, hastalara bu imkanı verememekteydi. Metabolik olarak çok ihtiyaç duyduğu dönemde hasta hemodiyalizden mahrum kalabiliyordu.

Günümüzde bu artık sorun olmaktan çıkmıştır. Kronik böbrek hastası ameliyattan bir gün önce diyalize girip, ek tedavi görebilmektedir.

Böbrek hastalarına kalp ameliyatı başarı ile uygulanabilir

İleri derecede böbrek yetmezliği nedeniyle çok uzun yıllar diyalize girmek zorunda olan hastalara da artık kalp ameliyatı yapılabilmektedir. Uzun süre diyalize bağımlı hastalarda bypass ya da kapak ameliyatlarının yapılabiliyor olması çok önemlidir.

Источник: https://www.hizmethastanesi.com/saglik-rehberi/bobrek-ve-seker-hastaliginda-kalbi-goz-ardi-etmeyin/

Diyabetin Göz Ardı Etmemeniz Gereken 10 İşareti

Diyabet Riskinizi Göz Ardı Etmeyin!

Diyabet, “sessiz katil” olarak bilinen hastalıklardan biridir, çünkü teşhis edilmesini destekleyen açık semptomlar olmadan gelişebilmektedir.

Metabolik hastalıklar grubunun bir üyesidir ve kan dolaşımındaki yüksek glikoz seviyeleri ile karakterize edilir.

Sonuç olarak da, yaşam kaliteniz düşer, kardiyovasküler ve nörolojik hasar riskiniz artar.

En endişe verici olan şey ise, birçok kişi uyarıcı işaretleri görmezden gelmektedir, çünkü yaygın diğer rahatsızlıklarla karıştırılmaya çok müsaittir.

Aslında, etkilenen üç kişiden birinin bu hastalıktan muzdarip olduğunu bile bilmediği tahmin edilmektedir, bu da ciddi komplikasyonların riskini artırmaktadır.

Bu nedenle, erken bulguların neler olduğunu ve uygun muayeneler için ne zaman doktorunuza danışmanız gerektiğini bilmeniz önemlidir.

Günümüzde birçok insanın bu konuda yeterince bilgili olmadığı düşünülürse, bugün diyabetin 10 uyarıcı işaretini listelemek istiyoruz.

1. Sık sık idrara çıkma isteği

Sık idrara çıkma, bir idrar yolu enfeksiyonu sebebiyle veya aşırı sıvı tüketiminden meydana gelebilir.

Sebep bunlardan biri değilse, fakat yine de mesanenizi boşaltmak için artan bir ihtiyaç hissediyorsanız, bu diyabetin bir göstergesi olabilir.

Bunun nedeni, böbreklerinizin fazla şekerden idrar yoluyla kurtulmak için daha fazla çalışması gerekmesidir.

2. Susamış hissetme

Bu semptom, bir önceki ile bağlantılıdır. Vücudunuz daha çok sıvı kaybettikçe, sistem onu yerine koymaya çalışır ve sürekli bir susuzluk çekersiniz.

3. Doymak bilmeyen yeme isteği

Açlık sancıları, aşırı kan şekeri düzeylerinden kaynaklanabilir: hipoglisemi ve hiperglisemi.

Çünkü hücreleriniz gereken miktardaki şekeri almamaktadır ve bu da beyninize sinyaller gönderir.

4. Kuru bir ağız

Aşırı ağız kuruluğu sinir bozucudur ve altında ciddi sağlık sorunlarını da barındırıyor olabilir. Bu sadece dehidrasyonun bir göstergesi değildir, aynı zamanda tip 2 diyabetin de bir işareti olabilir.

Ciltteki değişiklikler, bakteriler için üreme alanı oluşturur, diş eti ve diş problemleri riskinizi arttırır.

5. Yorgunluk

Aşırı veya kronik yorgunluk hiçbir durumda ihmal edilmemesi gereken bir semptomdur.

Kendinizi fiziksel olarak aşırı zorladıktan sonra yorgun hissetmeniz normaldir, aynı zamanda vücudunuz hücrelerinizdeki glikozu kapatmaya çalışırken de yorgun hissedebilirsiniz.

Gece tuvaletinizi yapmanız gerektiğinde, ve bu mesele uykunuzu böldüğünde bu durum daha da artar.

6. Görüş problemleri

Gözleriniz diyabetten en çok etkilenen organlardan biridir. Yüksek şeker seviyeleri, merceğinizin ve göz şeklinizin değişmesine neden olarak, bulanık görmeniz ile sonuçlanır.

Bazen, görüşünüzü bozan, hoş olmayan ışık çakmaları algılayabilirsiniz.

En kötüsü, diyabet kontrol dışı kalırsa; görme kaybı ya da geri dönüşü olmayan hastalıkların ortaya çıkmasına neden olabilir.

7. Enfeksiyonlar

Bakteri, virüs ve mantarlar yüksek seviyedeki glikozun bulunduğu ortamlarda daha iyi üredikleri için, enfeksiyonlar daha da yaygın bir hale gelir.

Vajinal mantar enfeksiyonları, mantar, cilt enfeksiyonları, idrar yolu enfeksiyonları ve virüsler, diyabet hastalığının yaygın belirtilerindendir.

8. Kollar ve bacaklarda hissizlik ve karıncalanma

Bu semptom, diyabetle yakından ilişkili olan sinirlerin hasar görmesi nedeniyle oluşur.

Her ikisi de, ağrı ve iltihaplanma hissi eşliğinde tekrarlayan bir şekilde ortaya çıkabilir.

Sorun zamanında kontrol edilmezse, sinir hasarı kalıcı olabilir ve çok ciddi sorunlara neden olabilir.

9. Beklenmeyen kilo kaybı veya alımı

Açıklanamayan kilo kaybı veya alımı vücudun diyabet sebebiyle insülini kullanamamasından kaynaklanabilir.

Çünkü bu düzgün miktarlardaki glikozun hücrelerinize ulaşmasını engeller, sonra da vücudunuz enerji üretmek için kaslardaki proteinleri kullanmaya başlar.

Diğer bir yandan, tam tersini de tetikleyebilir, şekerli şeyler yeme isteğinizi artırabilir ve kilo almanıza yol açar.
 

10. İyileşmede zorluk

Kan damarlarında oluşan hasar, küçük kesikler ve sıyrıklara karşı vücudunuzun doğal iyileşme sürecini engeller.

Aşırı şeker damarlara ve arterlere zarar verir, bu da yaralanmaları onaran hücrelere kan nakli yeteneğini azaltır.

Yukarıdaki uyarıcı işaretlerin sizde olup olmadığını kontrol etmenin yanı sıra, tip 2 diyabetin sağlıklı bir yaşam tarzı ile önlenebileceğini de hatırlamak önemlidir.

Bu anlamda, fazla kilo almaktan, sigara içmekten, hareketsiz bir yaşam tarzı benimsemekten, doymuş yağ, şeker ve işlenmiş gıdalara dayanan beslenme tiplerinden kaçınmak iyi bir fikir olacaktır.

Kaynak : sagligabiradim.com

İlgili Galeriler

Источник: https://www.optikgazete.com/haberler/diyabetin-goz-ardi-etmemeniz-gereken-10-isareti-h3232.html

Diyabetin Göz Arkasını Etmemeniz Gereken 10 İşareti

Diyabet Riskinizi Göz Ardı Etmeyin!

Bazı semptomları öbür gidişatlarla veya şartlarla ilişkilendirebilseniz de, şayet beraber görülürlerse, diyabet bulguları olabilme olasılıklarından dolayı, bu semptomlara dikkat etmelisiniz.

Diyabet, “suskun katil” olarak öğrenilen hastalıklardan biridir, zira teşhis edilmesini destekleyen sarih semptomlar olmadan gelişebilmektedir.

Metabolik hastalıklar grubunun bir azasıdır ve kan dolaşımındaki yüksek glikoz seviyeleri ile karakterize edilir.

Sonuç olarak da, hayat niteliğiniz düşer, kardiyovasküler ve nörolojik zarar tehniz artar.

En evham verici olan şey ise, bir hayli şahıs uyarıcı işaretleri görmezden gelmektedir, zira yaygın öbür rahatsızlıklarla karıştırılmaya çok müsaittir.

Aslında, etkilenen üç bireyden birinin bu hastalıktan muzdarip olduğunu dahi öğrenmediği hipotez edilmektedir, bu da ciddi karmaşıklıkların tehsini artırmaktadır.

Bu sebeple, erken belirtilerin neler olduğunu ve uygun tetkikler için ne zaman hekiminize danışmanız gerektiğini öğrenmeniz önemlidir.

Günümüzde bir hayli insanın bu mevzuda yeterince akıllı olmadığı düşünülürse, bugün diyabetin 10 uyarıcı işaretini listelemek istiyoruz.

1. Sık sık idrara çıkma isteği

Sık idrara çıkma, bir idrar yolu enfeksiyonu nedeniyle veya fazla akışkan tüketiminden alana gelebilir.

Sebep bunlardan biri değilse, fakat yeniden de mesanenizi boşaltmak için çoğalan bir gereksinim seziyorsanız, bu diyabetin bir göstergesi olabilir.

Bunun sebebi, böbreklerinizin fazla şekerden idrar yoluyla kurtulmak için daha fazla çalışması gerekmesidir.

2. Susamış hissetme

Bu semptom, bir evvelki ile iletişimlidir. Bedeniniz daha çok akışkan kaybettikçe, sistem onu yerine koymaya çalışır ve kesintisiz bir susuzluk çekersiniz.

3. Doymak öğrenmeyen yeme isteği

Açlık sancıları, fazla kan şekeri seviyelerinden kaynaklanabilir: hipoglisemi ve hiperglisemi.

Zira hücreleriniz gereken ölçüdeki şekeri almamaktadır ve bu da beyninize sinyaller gönderir.

4. Kuru bir ağız

Fazla ağız kuruluğu asap bozucudur ve altında ciddi sıhhat meselelerini de barındırıyor olabilir. Bu yalnızca dehidrasyonun bir göstergesi değildir, aynı zamanda tip 2 diyabetin de bir işareti olabilir.

Ciltteki farklılıklar, bakteriler için faize alanı oluşturur, diş eti ve diş problemleri tehnizi arttırır.

5. Bitkinlik

Fazla veya kronik bitkinlik hiçbir vaziyette önemsememe edilmemesi gereken bir semptomdur.

Kendinizi fiziksel olarak fazla zorladıktan sonra bitkin sezmeniz olağandır, aynı zamanda bedeniniz hücrelerinizdeki glikozu kapatmaya çalışırken de bitkin hissedebilirsiniz.

Gece tuvaletinizi yapmanız gerektiğinde, ve bu mesele uykunuzu ayrıldığında bu gidişat daha da artar.

6. Görüş problemleri

Gözleriniz diyabetten en çok etkilenen uzuvlardan biridir. Yüksek şeker seviyeleri, merceğinizin ve göz biçiminizin değişmesine neden olarak, flu görmeniz ile sonuçlanır.

Bazen, görüşünüzü bozan, güzel olmayan ışık çakmaları algılayabilirsiniz.

En makûssu, diyabet hakimiyet dışı kalırsa; görme kaybı ya da geri dönüşü olmayan hastalıkların ortaya çıkmasına neden olabilir.

7. Enfeksiyonlar

Bakteri, virüs ve mantarlar yüksek seviyedeki glikozun bulunduğu etraflarda daha iyi üredikleri için, enfeksiyonlar daha da yaygın bir hale kazanç.

Vajinal mantar enfeksiyonları, mantar, cilt enfeksiyonları, idrar yolu enfeksiyonları ve virüsler, diyabet hastalığının yaygın belirtilerindendir.

8. Kollar ve bacaklarda hissizlik ve karıncalanma

Bu semptom, diyabetle yakından ilişkili olan sinirlerin hasar görmesi nedeniyle oluşur.

Her ikisi de, ağrı ve iltihaplanma hissi eşliğinde tekrarlayan bir şekilde ortaya çıkabilir.

Sorun zamanında kontrol edilmezse, sinir hasarı kalıcı olabilir ve çok ciddi sorunlara neden olabilir.

9. Beklenmeyen kilo kaybı veya alımı

Açıklanamayan kilo kaybı veya alımı vücudun diyabet sebebiyle insülini kullanamamasından kaynaklanabilir.

Çünkü bu düzgün miktarlardaki glikozun hücrelerinize ulaşmasını engeller, sonra da vücudunuz enerji üretmek için kaslardaki proteinleri kullanmaya başlar.

Diğer bir yandan, tam tersini de tetikleyebilir, şekerli şeyler yeme isteğinizi artırabilir ve kilo almanıza yol açar.

Bunu da okumanızı öneriyoruz: Kabızlık kilo alımına sebep olur mu?

10. İyileşmede zorluk

Kan damarlarında oluşan hasar, küçük kesikler ve sıyrıklara karşı vücudunuzun doğal iyileşme sürecini engeller.

Aşırı şeker damarlara ve arterlere zarar verir, bu da yaralanmaları onaran hücrelere kan nakli yeteneğini azaltır.

Yukarıdaki uyarıcı işaretlerin sizde olup olmadığını kontrol etmenin yanı sıra, tip 2 diyabetin sıhhatli bir hayat stili ile önlenebileceğini de andırmak önemlidir.

Bu anlamda, fazla kilo almaktan, sigara içmekten, hareketsiz bir hayat stili özümsemekten, doymuş yağ, şeker ve işlenmiş yiyeceklere direnen beslenme tiplerinden sakınmak iyi bir fikir olacaktır.

Источник: http://drsaglik.net/diyabetin-goz-ardi-etmemeniz-gereken-10-isareti/

Diyabet gözleri vuruyor!

Diyabet Riskinizi Göz Ardı Etmeyin!

Her 10 kişiden birinde görülüyor. Gün geçtikçe görülme sıklığı artıyor. Genç yaşa bile görülüyor. Yaygın olan diyabetgözleri de etkiliyor.

Öyle ki en az 20 yıldır diyabet hastalığı olanların yüzde 85’inde de diyabetik retinopati mevcut. Diyabetin süresi uzadıkça ve kan şekeri kontrol altına alınmadıkça kalp, damarlar, böbrekler, sinir ve gözleri vuruyor.

Diyabetin en çok etkilediği organların başında gözler geliyor. Diyabet görme kaybına bile yol açabiliyor. Diyabeti olanların olmayanlara göre görme kaybı yaşaması ihtimali 25 kat daha fazla. Acıbadem Kayseri Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Doç. Dr.

Altan Göktaş, diyabetin neden olduğu göz hastalıklarını anlattı ve önemli uyarılarda bulundu.

Tip 1 ve tip 2 diyabet retinaya zarar veriyor

Diyabetin mikrovasküler yani küçük kan damarları ile ilgili komplikasyonlarından biri olan retinopati, diyabeti olanlarda en sık rastlanan göz sorunlarının başında yer alıyor. Görme sinirleri ve hücrelerinin yer aldığı retinanın hasar gömesiyle ortaya çıtan retinopati, tip 1 ve tip 2 tüm diyabetlilerde ortaya çıkabiliyor.

Diyabetli yaşam süresine bağlı olarak hastalığa yakalanma riski de artıyor. Bu nedenle düzenli kan şekeri kontrolü riski azaltıyor. Başlangıç evresinde kişiye hiçbir şikayet yaratmayan retinopati birçok kişide ileri evrelere kadar aynı şekilde devam ediyor.

Bulanık görme ya da ani görme kaybıyla doktora başvuran kişi, retinopati teşhisi alıyor.

Diyabet tanısı alır almaz göz muayenesine gidin
Diyabetik retinopati iki evreden oluşuyor. Birinci evrede, retinada küçük damar genişlemeleri (mikroanevrizma) ve bozulmaları, noktasal ve yüzeyel küçük kanamalar, sıvı birikmesi (ödem) görülüyor. Bu evrede görme hafif ve orta derecede azalıyor.

Bu kişiler en az altı ay aralıklarla takip edilerek, gerekli durumlarda lazer veya göz içi ilaç enjeksiyonları uygulanarak tedavi ediliyor. Diyabetik retinopatinin ikinci evresinde, retinada damar büyümeleri ve çekilmeleri, göz içine kanamalar meydana gelir.

Bu evrede görme ileri derecede azaldığı ve kişide kısmi körlükler oluştuğu için göz arkası ameliyatı (vitrektomi) yapılması gerekiyor. Son yıllarda diyabetik retinopatinin tedavisinde önemli gelişmeler yaşanıyor. Erken tanıda ve görüşün hala normal olduğu dönemde tedaviden elde edilen başarı da artıyor.

Erken tanının sağlanabilmesi amacıyla diyabet tanısı alan bir kişinin zaman kaybetmeden göz dibi muayenesi yaptırması gerekiyor.

Diyabet katarakt riskini artırıyor
Göz merceğinin bulanıklaşması ve görme netliğinin azalması olarak tanımlanabilecek katarakt da diyabetin gözde yarattığı sorunlardan biri.

Nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte diyabeti olanlarda katarakt gelişme riski yüzde 60 oranında daha fazla. Bununla birlikte, katarakt çok daha erken yaşlarda ortaya çıkıyor ve çok hızlı ilerliyor.

İyi kan şekeri kontrolü hem bu riski azaltıyor, hem de kataraktın ilerlemesini yavaşlatıyor.

Diyabet glokoma davetiye çıkarıyor

Diyabet varlığının risk oluşturduğu bir diğer önemli göz problemi ise glokom.

Göz tansiyonu olarak da bilinen ve göz sinirlerinin farklı nedenlerle hasar görmesi sonucu oluşan glokom, diyabeti olanlarda hem daha sık hem de daha erken yaşta görülüyor.

Diyabetli kişilerde glokom gelişme ihtimali, diyabetli olmayanlara göre iki kat daha fazla. Bu nedenle kan şekeri kontrolü ve düzenli göz muayenesi önemli.

Gözlük alırken şeker seviyenize dikkat edin
Kan şekeri düzensiz olan ve yükselme-düşme şeklinde dalgalanma yaşayan diyabetlilerde geçici görme bozuklukları görülebiliyor.

Buna bağlı olarak gözlük numaralarında geçici değişiklikler oluşabiliyor. Bu şikayetler kan şekerinin normal seviyelerine geldiğinde düzeliyor.

Kan şekeri değişken olan kişiler gözlük alırken kan şekeri seviyelerine dikkat etmeli ve mutlaka bir doktora danışmalı.

Yılda en az bir kez muayene
Diyabeti olanlarda görme düzeyinde gerileme olmasa bile zaman zaman göz damarlarında kanama ve sızıntılar başlayabiliyor. Bu tür durumlarda diyabet geç teşhis edilirken, tedavi de gecikiyor.

Yılda en az bir kez diyabete bağlı göz hastalıkları konusunda uzman bir hekim tarafından göz muayenesinden geçmek, kan şekerini kontrol altında tutmak, kan basıncı ve kolesterol seviyelerini normalde tutmak, sigara kullanılıyorsa sigaranın bırakılması ve düzenli egzersiz yapılması gibi önlemlerle diyabetin neden olacağı göz hastalıkları önlenebiliyor.

Video: Diyabetik retinopati nasıl belirti verir?

İlginizi çekebilir

Diyabeti olanlara 7 kritik uyarı

Diyabetin 7 önemli sinyali

Glokom riskini artıran 9 neden

Sağlıklı gözler için 10 öneri

Yazın gözleri korumanın yolları

Paylaş

Источник: https://www.acibadem.com.tr/Hayat/Bilgi/diyabet-gozleri-vuruyor

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.