Diyabet Tanı Ve Tedavisi

içerik

Diyabet Nasıl Tedavi Edilir?

Diyabet Tanı Ve Tedavisi
Diyabet Tanı Ve Tedavisi

Diyabet yaşamı kısıtlayıcı bir hastalık değildir; diyabetle birlikte sağlıklı olarak yaşamak mümkündür. Hastalığın başlangıcında iyi planlanlanarak verilen bir eğitim, hastanın doğru yolu bulmasına yardım eder.

Diyabet tedavisinde her diyabetli için geçerli olan prensipler nelerdir?

  • Tıbbi beslenme tedavisi (Diyet)
  • Egzersiz – Fiziksel aktivite
  • Kan şekerini düşüren ilaçlar (Haplar ve insülin olarak 2 grupta toplanır.)
  • Eğitim
  • Diyabetlinin kendini izlemesi

Kan şekeri vücudumuzda nasıl kontrol altında tutulur?

Şeker hastası olmayanlarda kan şekeri açlıkta 60 ile 100 mg/dL arasında değişir; toklukta en fazla 140 mg/dL’ye çıkar. Kan şekerinin yükselmesini önleyen madde insülindir; şekerin aşırı düşmesini engelleyen başlıca madde ise glucagon adı verilen hormondur.

Bu iki hormon son derece uyumlu çalışarak kan şekerinin normal sınırlarda tutulmasını sağlarlar. Kısacası kan şekeri açlıkta ve toklukta 60 ile 140 mg/dL arasında değişir. Örneğin en ağır yemeklerden sonra bile 140-150 mg/dL’yi geçmez.

Uzun süre, örneğin 72 saat aç kalınsa bile şeker hastası olmayan birisinde kan şekeri 45 mg/dL’nin altına düşmez.

Vücudumuzda üretilen insülinin görevi nedir; nasıl etki eder?

İnsülin, şekerin yükselmesini önleyen bir hormondur. Midenin arkasında pankreas adlı organımızda beta hücrelerinde yapılır ve doğrudan kana verilir.

Kan şekeri yükselince (örneğin; yemekten sonra) pankreastaki insülin yapan hücreler uyarılır ve kana insülin verilir. İnsülin kan şekerinin hücrelerimize girmesini sağlar. Böylece kan şekeri normalde tutulur; yükselmez.

Hücrelere giren şeker burada yakılır ve enerji olarak kullanılır; yürümek, çalışmak, düşünmek gibi her iş için enerji gereklidir.

Diyabetlide şeker dengesi nasıl bozulmuştur?

Tip I diyabette pankreastan insülin yapımı ya çok azalmış ya da durmuştur. Bu durumda kanda insülin yoktur. Kan şekerini düşürmek için dışardan insülin vermek zorunludur. Tip II diyabette ise pankreasta ileri dönemlere kadar normale yakın insülin yapımı vardır; hatta bazen normalden fazla bile insülin yapımı vardır.

Ancak insülin iyi etki edememektedir. Aşırı kilo ve yanlış beslenme insülinin istenen etkiyi yapmasını önler. Buna insülin direnci denir. Vücuttaki insülin kan şekerini düşürememektedir. Diyet ve egzersizle kilo verildiğinde vücudun yaptığı insülinin etkisi artar ve kan şekeri normale iner.

Ağızdan kullanılan haplar da insülinin etkisini arttırır.

Diyabet neden tedavi edilir?

  • Kan şekerini normale yakın sınırlara indirmek için tedavi edilir.
  • Yüksek kan şekeri, uzun dönemde yıllar içinde kontrol altında tutulmadığında damar sistemine zarar verebilir. Özellikle gözdibinde, böbreklerde, çevresel sinirlerde bu daha belirgindir. Bu zarardan korunmak için kan şekeri kontrol altında tutulmalıdır.
  • Yüksek kan şekerinin neden olduğu aşırı susama, sık ve bol idrar yapma gibi rahatsız edici şikayetleri azaltmak veya yok etmek için tedavi edilir.
  • Daha kaliteli bir yaşam sağlamak için, yüksek ve düşük kan şekerinin zararlarından korunmak için tedavi edilir.

Diyabet tedavisinin ana unsurları nelerdir?

Diyabet tedavisi diğer hastalıkların tedavisinden farklıdır. Sadece doktorun reçetesindeki ilaçları kullanmakla ve diyet listesi almakla tedavide başarı sağlanamamaktadır.

Diyabet tedavisinde, önce tedavi ve takibe ilişkin gerekli bilgilerin edinilmesi gerekir. Bunun yolu diyabetli kişinin eğitiminden geçmektedir.

Edinilen bilgilerin günlük yaşama uygulanması, diğer deyişle davranışların iyi yönde değiştirilmesi sürekliliği ve tedaviye uyum diyabet tedavisinin olmazsa olmazıdır.

Tedavide diyabetlinin rolü nedir?

Tedavide en önemli rol diyabetlinindir. Hekim diyabetli kişiyi yönlendirecektir; ama beslenme şeklinden başlayarak yaşam tarzındaki tüm değişiklikleri yapmak hastanın sorumluluğundadır. Tedavide en önemli rolün hastaya verilmesi ve hastanın bunu başarabilmesi eğitimle mümkün olmaktadır.

Diyabetle birlikte sağlıklı olarak yaşamak mümkündür. Diyabetli kişiler yıllarca diyabetle birlikte normal insanlar gibi yaşayabilmektedir. Diyabet, yaşamı kısıtlayıcı bir hastalık değildir. Diyabetli çocuk, okuluna rahatlıkla gidebilir; günlük aktivitesini yapabilir. Diyabetliler spor yapabilir.

Diyabetliler arasında maratoncular bile bulunmaktadır.

Tedavide motivasyonun rolü nedir?

Tedavide önemli olan bir diğer nokta; motivasyondur. Diyabetli, tedavisine dikkat ettiği sürece güven altındadır.

Tedavinin her zaman aynı dikkat ve itina ile yürütülmesi, diyabetlinin bilgisine yani eğitimine, ailesinin, arkadaşlarının, kendisine olan yardımına ve kişinin kendisinin hastalığına verdiği öneme bağlıdır. Diyabetlinin tedavisine uyumunu en çok kendi iç isteği etkiler.

İyi eğitilmiş, çevresince desteklenen, diyabetini kabullenmiş hastalarda tedavinin başarı ile yürütülmesi daha kolaydır. Hastalığın başlangıcında iyi planlanmış ve gerçekleştirilmiş bir eğitim, hastanın doğru yolu bulmasına yardım eder.

Источник: https://www.diyabetevi.com/diyabet/sorularla-diyabet/diyabet-nasil-tedavi-edilir

Diyabet belirtileri, tanısı ve tedavisi

Diyabet Tanı Ve Tedavisi

Önümüzdeki 20 yılda özellikle tip 2 (%90-95) olmak üzere diyabetin orta yaşlı ve yaşlı popülasyonun artışına da bağlı olarak 2 katına çıkması beklenmektedir.

Bozulmuş glukoz toleransı ve bozulmuş açlık glukozu nedeniyle diyabet olma riski artan kişilerle bu sayılara ulaşılacağı hatta geçileceği de düşünülebilir. Genel nüfusa göre diyabetlilerin oranı gelişmiş ülkelerde en yüksektir (%6.0) ve 2025’te de öyle olması beklenmektedir (%7.

6) gelişmekte olan ülkelerde diyabetiklerin oranı düşük olmasına rağmen (1995’te ,53.3) 2025’te %4.9 olması beklenmektedir. Bu da toplam diyabetlilerin en büyük bölümünü gelişmekte olan ülkelerin oluşturacağı anlamına gelmektedir (gelişmekte olan ülkeler %170 ve %42 gelişmiş ülkeler).

Diyabet neden artıyor: etnik köken ve aile öyküsü sorumlu tutuluyor. Aşırı kilolu veya obez kişilerle yakından ilişkilidir. Batılı beslenme ve yaşam tarzına geçişte artış.

Diyabet Tanısı

Hem Dünya Sağlık Örgütü ve hem de ADA diyabetin tanı kriterlerini ve diğer hiperglisemi kategorilerini değiştirmek üzere 1997 ve 1999 yıllarında ayrı ayrı toplanmışlar ve tanı koydurucu açlık plazma glukoz düzeyi 7,0mmol/l’ye düşürülmüştür.

ADA diabet tanı kriterleri: 1-DM klasik semptomları olan bir kişide günün herhangi bir zamanında kan şekerinin ≥ 200 mg/dl bulunması. 2-Açlık kan şekerinin iki kez ≥ 126 mg/dl olması. 3-OGTT’de 2. saat kan şekerinin ≥ 200 mg/dl bulunması. 4-HbA1c > %6,5.

Tanı kriterleri venöz plazmada glukoz oksidaz yöntemi ile yapılan ölçümleri baz almaktadır.

Klinikte ve hastaların kendi kendilerine glisemi takibinde kullandıkları kapiller kan glisemi değerleri biraz daha farklı olabilir.

[attention type=green][attention type=red][attention type=yellow]
Daha önce sınırda diyabet yada “latent diyabet” diye anılan IGT ve IFG artık “prediyabet” olarak kabul edilmektedir. Her ikisi de diyabet ve kardiovasküler hastalık için önemli risk faktörleridir.
[/attention][/attention][/attention]

Prediyabet: Bozulmuş açlık glukozu (IFG); açlık plazma glukozunun (en az 8 saatlik açlığı takiben) 100-125 olmasıdır. Bozulmuş glukoz toleransı (IGT); OGTT’de 2. saat plazma glukozunun 140-199. olmasıdır.

HbA1c (A1C): Açlık ve tokluk kan şekeri ortalamasıdır. Genel glukoz kontrolünü yansıtır, eritrositlerdeki hemoglobinin glukozillenmiş formudur. A1C düzeyleri, 2-3 aylık dönemdeki glisemik kontrolü yansıtır. Genel kan glukoz kontrolünü değerlendirmenin en iyi yolu A1C’yi izlemektir.

Standardizasyonundaki sorunlar ve tanı eşiğindeki belirsizlik nedeniyle glukozillenmiş A1c’nin DM tanı aracı olarak kullanılması uzun yıllar önerilmemiştir.

Ancak son yıllarda A1C’nin tüm dünyada standardizasyonu yönündeki çabalar ve prognostik önemine dair kanıtların artması sonucunda A1C’nin de diyabet tanı testi olarak kullanılabileceği gündeme gelmiştir.

ADA, EASD, IDF ve uluslararası biyokimya federasyonu temsilcilerinin oluşturduğu uluslararası diyabet uzmanlar komitesi 2008 yılında yaptığı bir dizi toplantılar sonucunda; uluslararası standardardizasyon kurallarına uyulması koşulu ile diyabet tanısı için A1C kesim noktasını %6.5 olarak belirlemiştir. Uluslararası diyabet uzmanlar komitesi A1C %6.0-6.

4 aralığında bulunan bireylerin diyabet açısından yüksek riskli olduklarını ve koruma programlarına alınmaları gerektiğini bildirmiştir. %1’lik A1C farkı ortalama plazma glukozunu 30-35 mg/dl değiştirir. A1C’nin %50’si son bir ayda, %30’u ölçümden önceki ikinci ayda ve geri kalan %20si ölçümden önceki üçüncü ayda oluşan glisemik değişiklikleri yansıtır.

A1C arttıkça açlık gliseminin katkısı daha çok artar.

Buna karşılık A1C normale yakınsa tokluk gliseminin katkısı daha ön plandadır.

Postprandiyal glukozun genel glisemiye katkısı en çok düşük HbA1c değerlerine sahip olan hastalarda olmuştur,bu nedenle postprandiyal glukozun hedeflenmesi daha düşük A1c hedeflerine ulaşılmasına yardımcı olabilir. HbA1c yüzdesi en yüksek hastalarda bile Postprandiyal glukozun genel glisemik duruma katkısı %30’lardadır.

DM’da A1C testinin kan glukoz ölçümlerine göre avantajları: DCCT ve UKPDS verilerine uygun olarak standardize edilmiş ve PG karşılıkları belirlenmiştir. Oysa glukoz ölçümleri daha az standardize edilmiştir.

Genel olarak glisemiye maruz kalma durumunu ve uzun-dönem komplikasyon riskini gösterme açısından daha iyi bir göstergedir. Daha az biyolojik değişkenlik gösterir. Daha az oranda preanalitik kararsızlık gösterir. Belirli bir sure aç kalınmasını veya belirli zamanda kan alınmasını gerektirmez.

Stres, hastalık gibi durumlarda görülen akut glukoz düzensizliklerini yansıtmaz. Halen tedaviye başlama ve tedaviyi düzenleme hedefi olarak kullanılmaktadır.

C-peptid düzeyi: Pankreas b-hücre (endojen insülin) rezervini yansıtır. Tip 1 diyabette rutin olarak ölçülmesine gerek yoktur.LADA gibi otoimmun diyabet formlarının tip 2 diyabetten ayrılmasında ve insülin tedavisine geçilecek tip 2 DM olgularının belirlenmesinde açlık ve uyarılmış C-peptid düzeyleri ölçülebilir.

Diyabete Sınıflama

ADA’nın (American Diabetes Association) yeni diabet sınıflamasında IDDM ve NIDDM tanımları bulunmamaktadır. İnsüline bağımlı ve insülinden bağımsız diye adlandırmak içerdiği anlamdan dolayı karışıklık yarattığı gerekçesi ile artık kullanılmamaktadır.

DM’da etiyolojik sınıflandırma: Tip 1 DM, tip 2 DM, diğer spesifik tipler,gestasyonel DM, tanımlanamayan tip.

Mutlak insülin yetersizliğine yol açan hücre hasarı vardır; otoimmun (tip 1A), idiopatik (tip 1B). Hastaların %90’ında otoimmun (tip 1A), %10 kadarında non-otoimmun tiptir (tip 1B). ß-hücre yıkımı söz konusudur. ß-hücre rezervi %80-90 oranında azaldığı zaman klinik diyabet semptomları ortaya çıkar.

Tip 1A diyabette başlangıçta kanda adacık otoantikorları pozitif bulunur. İmmunite aracılıklı tip; adacık hücre otoantikorları (ICAs), insülin otoantikorları (IAAs), anti GAD (anti glutamik asit dekarboksilaz) ve antityrosine phosphtase ve antifogrin antikorları (IA2 ve IA2-β) pozitiftir.

İdiyopatik tipte bu antikorlar negatiftir.

Tip 1 DM klinik özellikleri:tüm diabetik hastaların %5-10’u tip 1. Genelde çoğu 30 yaşından genç ve zayıf, okul öncesi (6 yaş civarı), puberte (13 yaş civarı) ve geç adolesan dönemde (20 yaş civarı) üç pik görülür.

[attention type=yellow][attention type=green][attention type=red]
Otoimmunite sıktır, HLA DR3 veya DR4 > %90. İkizlerde konkordans %30-35. Mutlak insülin yokluğu, klasik diabet semptomları ani olarak başlar ve semptomlar belirgindir. Ketoasidoz sık, tedavide mutlaka insülin gereklidir.
[/attention][/attention][/attention]

β hücre rezervinin % 90’ının kaybı ile semptomlar ortaya çıkar.

Son 20 yıldır daha ileri yaşlarda ortaya çıkabilen latent otoimmun diyabet (LADA: latent autoimmun diabetes of adult) formunun çocukluk çağı ( 140 mg/dl saptanırsa 75 gr 2 saat ya da 100 gr 3 saat glukoz yükleme testi yapılır. 75 gr 2 saat/100 gr 3 saat OGTT’nin gebede değerlendirilmesi; açlıkta 92, 1.

saatte 180, 2. saatte 153, 3. saatte 140. Belirtilen değerleri bulan ya da aşan tek değerin bulunması gdm tanısı koydurur. Diyabetik bir ortamda gelişmek insan fetusu üzerinde önemli doğumsal kusurlar ve geç dönem ölümlerden, yağlanmadaki hafif artışa doğru uzanan geniş bir yelpazede etkiler oluşturur.

Diyabette komplikasyonlar

1-Makrovasküler komplikasyonlar: koroner kalp hastalığı, periferik arter hastalığı, serebrovasküler hastalıklar. DM’li hastaların 3/4’ü KAH bağlı komplikasyonlar nedeniyle kaybedilirler. DM, KAH eşdeğeri kabul edilmiştir.

2-Mikrovasküler komplikasyonlar: Mikrovasküler komplikasyonlar deyiminin pratik anlamı; diyabet hastalarının gözlerinde, böbreklerinde ve sinir sisteminde meydana gelen değişikliklerdir, yani; retinopati, nefropati, nöropatidir.

  • Diyabetik retinopati:optimal glukoz ve kan basıncı kontrolü sağlanmalıdır. Tip 2 diyabette tanıda göz dibi muayenesi yapılmalıdır. Tanıdan sonra her yıl göz dibi muayenesi yapılmalıdır.
  • Diyabetik nefropati:glukoz ve kan basıncı kontrolüsağlanmalıdır. Mikroalbuminüri yılda bir ölçülmelidir. Serum kreatinin yılda bir ölçülerek GFR hesaplanmalıdır.
  • Diyabetik noropati:vücudunun herhangi bir sistemini tutabilir. Özellikle alt ekstremiteleri tutan duyusal noropati infeksiyon ve iskemi ile birlikte en önemli ayak amputasyonu nedenidir.

Diyabet Tedavisi

Tıbbi beslenme tedavisi: kapsamlı diyabet bakım ve tedavisinin vazgeçilmez bir bileşenidir. Tedavinin başlatılmasından sonra 6-12 haftalık sürede A1C düzeyleri sıklıkla %1-2 düşer.

Diyabette tıbbi beslenme tedavisi hedefleri:

1-Optimum metabolik sonuçları elde etmek ve sürdürmek:diyabet komplikasyonlarını azaltacak normal sınırlarda kan glukoz hedefleri, vaskuler hastalık riskini azaltacak KB değerleri, makrovaskuler hastalık riskini azaltacak lipid düzeyleri elde edilmeye çalışılır.

2-Beslenmeyle ilgili komplikasyonları önlemek,geciktirmek veya tedavi etmek: obezite, dislipidemi, KVS hastalığı, HT, nefropati gibi.

3-Sağlıklı yiyecek seçimleri ve fizik aktivite ile sağlığı iyileştirmek.

4-Kişisel beslenme gereksinimlerine hitap etmek.

Tip 1 hastada diyet; hasta özellikle genç ve normal kilolu ise 3 ana 3 ara öğün halinde ve 30-35 kcal/kg şeklinde olmalıdır. Kalorinin %20 si kahvaltıda, % 20si öğleyin, %30’u akşam ve 3 ara öğünde % 10 ar olarak pay edilmesi önerilir.

Tip 1 hastada ADA diyet önerileri: Lif 25-35 gr gün olmalıdır. Protein % 10-20 0,8 gr/kg böbrek hastalığı yoksa, 0,6gr/kg nefropati varsa. Kolesterol < 300 mg/gün. Na ≤3 gr/gün (hipertansiyon varsa < 2,4 gr hipertensiyon + nefropati varsa < 2gr/gün).

Tip 2 diabette diyet önerileri: Fazla kiloları vermek hiperglisemi, dislipidemi ve hipertansiyonu kontrol altına almaya yardım eder. Kişinin diyet anamnezi alınır ve günlük aldığı kalori hesaplanır 250-500 kcal daha az kalori içeren diyet listesi hazırlanır. Total özellikle sature yağlar azaltılır. Fiziksel aktivite önerilir.

Tip 2 diabette diyet: karbonhidrat kişiye ve diyet hedefine göre planlanır. Lif 20-35 gr/gün olmalıdır. Protein total kalorinin % 10-20 si; böbrek hastalığı yoksa 0,8gr/kg/gün nefropati varsa 0,6 gr/kg/gün. Yağ total kalorinin % 30u total yağ miktarının % 10 undan azı satüre yağlar olmalı. Kolesterol

Источник: https://www.medikalakademi.com.tr/diyabet-belirtileri-tanisi-ve-tedavisi/

Gebelik & Gestasyonel Diyabeti Tanısı ve Tedavisi

Diyabet Tanı Ve Tedavisi

Diyabet yani daha çok bilinen ismiyle şeker hastalığı pankreasın hiç insülin üretmemesi ya da yetersiz insülin üretmesinden kaynaklanan son derece önemli bir sağlık sorunudur. Özellikle son yıllarda obezitenin de artmasına paralel olarak artış gösteren diyabet bugün global bir sağlık sorunu haline gelmiştir.

Yazımızda; gebelikte tokluk kan şekeri kaç olmalı, gebelikte açlık şekeri kaç olmalı, diyabet gebeliği ve bebeği nasıl etkiler gibi merak edilen soruların cevaplarını bulabilirsiniz.

Gebelik Diyabeti Nedir?

Gebelik diyabeti, hamileyken ortaya çıkan veya ilk defa gebelikte fark edilen şeker hastalığıdır. Daha önce diyabet tanısı almamış bir kadın gebelik döneminde diyabet tanısı alabilmektedir. “Gestasyonel diyabet” olarak tanımlanan bu tablo gebelik bitimiyle birlikte ortadan kalkabilmektedir.

Özellikle ailesinde diyabet hastası olanlar, yüksek tansiyon, kolesterol yüksekliği ve fazla kilo sorunu olanlar gebelikte ortaya çıkan diyabet açısından risk grubunda yer almaktadır. Gestasyonel diyabet tüm gebelerin yaklaşık %3’ünde görülmekle birlikte bu vakaların yaklaşık %10’unda diyabet kalıcı olmaktadır.

Gebelik Diyabeti Nasıl Ortaya Çıkar?

Gebelik döneminde plasenta (göbek kordonu) büyüdükçe salgıladığı hormonlar artar, insülin etkisiz kalır ve kan şekerinde yükselme başlar. Bu etki genellikle gebeliğin 20. ve 24. haftalarında artmaktadır.

Ancak kilo fazlası olan kadınlarda gebeliğin ilk aylarından itibaren kan şekeri yüksek seyredebilmektedir.

Doğumun gerçekleşmesiyle birlikte plasenta atıldığından bu hormonlar kaybolur ve şeker hastalığı da ortadan kalkar.

Gebelikte Şeker Hastalığı (Gestasyonel Diyabet) Nasıl Teşhis Edilir?

Vücudumuzda insülin olmayınca, besinlerle aldığımız şeker ve diğer besin unsurları, ihtiyaç duyan hücrelere giremez. Böylelikle, hücreler şekere ulaşamazken kanda şeker normal değerlerin üstüne çıkar.

Diyabet Tip 1 ve Tip 2 olmak üzere iki farklı şekilde görülür. Tip 1 Diyabet, pankreas bezinin yeterli insülin sağlayamadığı ve tanının genç yaşlarda konulduğu diyabet tipidir. Tip 1 diyabet hastalarının tedavisinde insülin kullanılmaktadır. Tip 2 diyabet ise, insülinden bağımsız diyabet olarak bilinir. Kadınlarda özellikle polikistik over sendromu ile beraber görülebilir.

Gebelik diyabeti kadında hiçbir belirti yapmadığından bütün gebeler mutlaka taranmalıdır. 50 gram şeker yükleme testi gebeliğin 24-28. haftasında yapılır.

Günün herhangi bir saatinde 50 gram glikoz içilir ve bir saat sonra kan şekerine bakılır. 140 mg/dl ve fazla ise şeker hastalığı riski vardır ve bu kişilerde 100 gramlık şeker yükleme testi yapılır.

140 mg/dl’nin altında çıkarsa şeker yok demektir.

Diyabet ve Tansiyon Gibi Hastalıklar Kısırlık Nedeni midir?

Tansiyon ve şeker gibi kronik rahatsızlıklar doğrudan kısırlık sebebi olmasa da kısırlığa sebep olabilen faktörler arasında yer alır. Fakat bundan daha da önemlisi hamile kaldıktan sonra şeker ve tansiyonun nasıl ilerleyeceğidir.

İlk aylarda şekeriniz çok iyi giderken insülin veya ilaç ihtiyacı azalır ama bebek büyüdükçe bu denge tersine dönmeye başlar. Bu süreçte daha çok insüline, diyetisyen kontrollerine ve egzersize ihtiyaç olduğu unutulmamalıdır.

Tansiyon ve şeker, infertilite değerlendirmesinde hamile kalmadan önce mutlaka gözden geçirilmelidir.

Kimler Gebelikte Diyabet Riski Taşır?

• Ailesinde şeker hastalığı olanlar• Fazla kilolu olanlar• Önceki doğumda iri bebek (>4 kg) doğuranlar• Düşük yapanlar• Gebelik yaşı 25’ten büyük olanlar• Önceki gebeliğinde yüksek kan şekeri sorunu yaşayanla

• İdrarda şeker bulunanlar

Risk Grubunda Olanlar Ne Yapmalı?

Gebelik diyabeti açısından risk grubunda olanlar şeker yükleme testini gebeliğin ilk aylarında yaptırmalıdır. Bu testin sonucunda diyabet tanısı konmasa da gebeliğin 20-24. haftalarında şeker yükleme testinin tekrarlanması gerekmektedir.

Gebeliği sırasında diyabet almış kadınlarda kan şekeri genellikle 24. haftada çıktığı için bebekte herhangi bir anormallik yaşanmaz. Ancak gebeliğin ilk üç ayında bu sorun tespit edilirse o zaman çok daha dikkatli olmak gerekmektedir. Gebelik öncesinde diyabet tanısı almış kadınlar da sağlıklı bebek dünyaya getirebilirler.

Ancak bu kadınların gebelikleri boyunca kan şekeri kontrolleri çok büyük önem taşımaktadır.
Gebelikte ortaya çıkan diyabet, bebeğin iri olarak doğmasına neden olduğu için önemli bir risktir. Annenin kan şekerinin yüksek olması nedeniyle bebeğin pankreası da daha fazla insülin üretmektedir.

[attention type=red][attention type=yellow][attention type=green]
Bu da bebeğin yağlanmasına ve sonuçta da iri olarak dünyaya gelmesine neden olmaktadır. Bu durumda doğumu sezaryen olarak gerçekleştirilmesi zorunlu hale gelebilmektedir. Bebekte doğumdan sonra kan şeker düşüklüğü yaşanabilmektedir. Bu nedenle bebeğin kan şekerinin düzenli ölçmek gerekir.
[/attention][/attention][/attention]

Ayrıca bu bebeklerde kan kalsiyum ve magnezyum seviyesi düşük olabileceğinden bu yönden de kontrol edilmeleri gerekmektedir.

Gebelikte Diyabet Takibinde Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar?

Gebelik diyabetinde takip iki yönlüdür. Birincisi annenin kan şekerinin ayarlanması, ikincisi kadın doğum uzmanı tarafından bebeğin gelişiminin incelenmesidir. Diyabet takibinin en önemli noktası ise kan şekeri değerlerinin normal seviyelerde kalmasının sağlanmasıdır.

Düzenli yapılacak kan şekeri ölçümlerinde kan şekeri değerinin 60-120mg/l arasında tutulması sağlanmalıdır. Açlık, tokluk 1.saat ve tokluk 2.saat olmak üzere kan şekeri ölçülmeli, ayrıca akşam yemek öncesi ve gece 22.30’da (bazen gece 03-04.00’te) kan şekeri ölçülerek takibi sağlanmalıdır.

Yapılan bu ölçümlerde, açlık kan şekeri 95 mg/dl ve altında, tokluk 1. saat kan şekeri 140 mg/dl ve altında, tokluk 2. saat kan şekeri ise 120 mg/dl ve altında olmalıdır. Ayrıca zaman zaman idrarda keton ölçümünün de yapılması önemlidir. İdrarda keton diyabet açısından önemli bir belirteçtir.

Diyabetli Kadınlar Hamilelik Sırasında Nelere Dikkat Etmeli?

Şeker hastalığı teşhisi ile izlenen anne adaylarının, gebelik öncesi değerlendirilmeleri çok önemlidir ve takiplerini kolaylaştırır. Eğer fazla kilolu ya da obez iseniz, gebelik öncesinde kilo vermeniz ve şekerinizin dengelenmesi, hamileliğinizi daha rahat geçirmenizi sağlayacak ve doğumu da kolaylaştıracaktır.

Öncelikle dengeli ve doğru beslenme alışkanlıklarını edinmek ve egzersiz hamilelikte çok önemlidir. Hamilelerin haftanın 4-5 günü yürüyüş yapmalarını öneriyoruz. Yürüyüş yapılamadığında aerobik egzersizler (hamilelik yogası) 30-40 dakikaya ulaşacak düzeyde yapılmalıdır. Böylece düzenli egzersiz kan şekerini düşürür, tansiyonu dengeler ve kontrolüne de destek olur.

Gebelikte Diyabet Hastalığı Önemli midir, Takibi ve Kontrolü Nasıl Olmalıdır?

Gebelikte şeker hastalığını iki gruba ayırabiliriz. Daha önceden şeker hastası olduğu bilinen ilk grupta yer alırken 2. grupta 24-28. haftalar arası şeker tarama testleri ile saptadığımız gebeliğe bağlı şeker hastalığı yer alır.

İki şeker hastalığının da gebelikte tanısı ve takibi oldukça önemlidir.

Daha önceden şeker hastalığı olduğu bilinen olgularda özellikle ilk 3 ayda şeker düzeylerinin yeterli olarak kontrol altına alınmadığı olgularda biz çocukta yapısal anomalilere sıkça rastlıyoruz.

En sık karşımıza çıkanlarsa beyin omurilik sisteminde oluşan yapısal anomaliler ve kalpte oluşan yapısal anomalilerdir. Bunların açıkçası telafisi mümkün değil.

Bu nedenle gebeliğin erken dönemlerinde hatta gebe kalmadan önce şeker hastası olduğu bilinen olgularda şeker düzeylerinin düzgün şekilde ayarlanması bu konuda hastaların kadın doğumcu ve endokrin uzmanlarından profesyonel yardım alması oldukça önemlidir.

İkinci gruptaki hastalarda ise yani gebelikte şeker hastalığı saptanan hastalarda yine çok önemli. Özellikle bu grupta aşırı iri bebek gelişimi anne karnında suyun aşırı artması ve bunun tetiklediği erken doğum karşımıza çıkan sorunlar arasındadır.

Ayrıca şeker hastalığı olduğu bilinen olgularda bebek doğar doğmaz kan şekerlerinde ciddi düşmelerle karşılaşabiliyoruz. Bu durum bebeğin hayatını tehdit edebilecek bir sıkıntı olarak karşımıza çıkabiliyor. Bu nedenle şeker hastalığı üzerinde durulması gereken ve gerekli önlemlerin alınması gereken bir rahatsızlıktır.

Gebelikte tokluk kan şekeri

Hamilelikte tokluk kan şekeri kaç olmalı: Yemekten 2 saat sonra Gebelikte açlık kan şekeri

Hamilelikte açlık şekeri kaç olmalı: Kahvaltıdan önce: 60-90 mg/dl

Öğle ve akşam yemeği öncesi: 60-105 mg/dl şeklinde olmalıdır.

Gebelik Süresince Yapılacak Diğer Testler

• Ultrason ile bebeği takip etmek• Bebek kalp atımı takip edilir.

• Amniosentez: Down sendromu için yapılan bu test özellikle yaşı 35’ten büyük kadınlarda uygulanmalıdır.

Beslenme ve Egzersiz

Gebelik süresince 9-12 kg alınması uygundur. Eğer gebeliğe fazla kilo ile başlandıysa 7– 8 kg, düşük kilo ile başlandıysa ise 17–20 kg ağırlık kazanımı normal olarak kabul edilmektedir.

Egzersiz ve hareketli bir yaşam, tüm diyabetliler için büyük önem taşımaktadır. Çünkü egzersiz kan şekeri düşürmeye yardımcı olabildiği gibi kan şekeri kontrolünün sağlanmasında da destek olur.

Gebe kadınların haftanın 4-5 günü yürüyüş yapmalarını önermekteyiz. Yürüyüş dışında aerobik egzersizler de yine her gün 45 dakika olarak yapılabilir.

[attention type=green][attention type=red][attention type=yellow]
Gebelikte beslenme çok önemli olmakla birlikte diyabet hastası için bu önem daha da artmaktadır. Beslenmede, daha çok sebze, tam tahıllar, kuru baklagiller, posalı gıdalar tercih edilmelidir.
[/attention][/attention][/attention]

Zeytinyağı, tam buğday ekmeği, yağsız yoğurt ve yağsız süt tüketmeye özen gösterilmelidir. Margarin tüketilmemeli ve karbonhidrat alımı sınırlanmalıdır.

Karbonhidratlar günlük alınan toplam kalorinin %40’ını aşmamalıdır.

Bir başka önemli nokta da tansiyon değerleridir. Bu nedenle düzenli tansiyon ölçümü ve takibi yapılmalı ve büyük tansiyonun 140’ı, küçük tansiyonun ise 90’ı geçmesi durumunda doktorunuza başvurmanız gerekmektedir.

Gebelik Diyabetinde İnsülin Tedavisi Ne Zaman ve Nasıl Yapılır?

Açlık kan şekeri diyete rağmen 105mg/dl’yi geçerse ve tokluk 2 saat 120 mg/dl’yi geçerse insülin tedavisine geçmek gerekmektedir. İnsülin başlanan gebeler evde kan şeker ölçümü yaparak takip yapmak zorundadır.

İnsülin günde 2 kez yapılabildiği gibi 4 kez de yapılabilir. Buna sizi takip eden hekiminiz karar verir ve sizin için en uygun ve uyum sağlayabileceğiniz bir metodu önerir.

Plasentadan geçtikleri için, oral antidiyabetikler gebelikte kullanılmamaktadır.

Gebelik Şekeri Anne ve Bebek için Hangi Risklere Neden Olur?

Gebelik şekeri, %3 oranında görülmekle beraber, bu annelerin %10’u ilerde şeker hastası olabilmektedir. Bebekte ise şeker hastalığı gelişmez. Ancak tekrar vurgulamak gerekirse anne adayında ilerde şeker hastalığı gelişme riski ilk 10-15 yıl içinde fazladır. Bu nedenle 6 ayda bir açlık ve tokluk kan şekerine baktırılmalıdır.

Gebelikte şeker hastalığı çıkan kadınlarda kan şekeri genellikle 24. haftada çıktığından çocuklarda anormallik olmaz. Çocuklarda anormallik ancak ilk 3 ayda kan şekeri yüksek ise olabilir. Ancak gebelik öncesi şeker hastalığı varsa bu kadınlarda kan şekeri kontrolü büyük önem taşır.

Gebelik şekeri, bebek açısından aşağıdaki riskleri taşır

• HbA1c gebeliğin ilk aylarında 8’in üzerinde ise düşük riski 3 kat artmaktadır.• Diyabetik kadınların çocuklarında engelli oranı %8-13, şeker hastası olmayan kadınlarda %2-4’tür. HbA1c ne kadar yüksek ise engelli çocuk oranı o oranda artar.

• Kan şekeri > 250mg/dl ise erken doğum riski artar.

• Gebeliğin ikinci yarısında yüksek kan şekerleri iri bebek, bebekte zor solunum, bebekte şeker düşüklüğü, sarılık, polisitemi, kalsiyum düşüklüğü ve doğumsal kalp problemlerine neden olur.

Doğum ve Sonrası

Gebelikte diyabet tanısı almış anne adayları da normal doğum yapabilir. Ancak burada kararı vermede çocuğun durumu etkendir. Doğum genellikle 38. haftada yapılır ve doğum sırasında kan şekeri yüksekse serum ile insülin verilir. Düzenli takip ve kontrollerle de sağlıklı bebekler dünyaya getirmek mümkündür.

Doğum sonrasında da annenin beslenmesinin gebelikte olduğu gibi devam etmesi gerekir. Kan şekeri değerleri kendiliğinden düzeldiğinde insülin tedavisi kesilebilir. Bu nedenle doğumun gerçekleştiği gün ve sonrasında kan şekeri ölçümlerinin düzenli olarak yapılmaya devam etmesi gerekir. Eğer doğum sonrası şeker normal ise doğumdan 1-2 ay sonra yine kan şekeri ölçümü yapılmalıdır.

Gebeliğinde şekeri yükselen tüm kadınlarda daha sonraki yıllarda diyabet gelişme riski yüksek (%10) olduğu için düzenli egzersiz ve kilo kontrolü yanında sağlıklı beslenmelerine de dikkat etmeleri gerekir. Ayrıca 6 ayda bir açlık ve tokluk kan şekeri ölçmekte de fayda vardır. Daha sonra tekrar gebe kalacaklarsa önceden takip ve kontrolleri çok önemlidir.

Kilo kadar önemli bir başka faktör de yağın vücutta daha çok nerede toplandığıdır. Kilosu normal bile olsa, bel çevresi 102 cm’yi aşan erkekler ve 88 cm’yi aşan kadınlar çok risklidir.

Bel çevresi 94 cm’yi aşan erkeklerle, 80 cm’yi aşan kadınlar daha dikkatli olmalıdır.

Kişiye özel kilo kontrolü, dengeli ve doğru beslenme ve egzersiz programıyla beraber yaşam biçimi değişikliği sayesinde, şeker hastalığı kontrol edilebilmektedir.

Источник: https://bahceci.com/hizmetler/gebelik-diyabeti/

Diyabet belirtileri ve diyabet tedavisi

Diyabet Tanı Ve Tedavisi

Pankreas, üst karın bölgesinde midenin arkasında yer alan bir salgı bezidir. Salgıladığı hormonlar, kan şekerini düzenler. Bu hormon salgılarından en önemlisi insülindir.

İnsülin salgılanması yetersiz ya da hiç salgılanmıyorsa, hücrelerin enerjisi için önemli olan şeker(glikoz) hücre içerisine giremez ve bu şeker genellikle kanda birikir. Kanda bulunması gerekenden fazla miktarda şeker bulunması, oldukça tehlidir.

Kanda adeta zehir etkisi yapan şeker, vücudun değişik organlarına kolayca ulaşır ve bazı tedavisi zor hastalıklara sebep olur.

Diyabet, Şeker Hastalığı Belirtileri

Şeker hastalığının anlaşılması ve hangi safhada olduğu, bazı testler ile kolayca anlaşılmaktadır. Bu testlerin yapılmasına gerek duyulduğu ve belli alışkanlıklarda ciddi değişimler yaşandığında, mutlaka doktora başvurulmalıdır.

Diyabetin belli başlı belirtileri, aşırı susama ve susuzluk, iştahlılık sık sık acıkma, gereğinden fazla idrar yapma ve idrar yapmak için uykudan uyanma, ciltte belirgin kurumalar, kolay yorulma, halsizlik, yemeklerden sonra uyku hali, basit deri yaralanmaları dahil yaraların kolay iyileşmemesi ve bulanık görme genel şikayetlerdendir.

Bu durumlardan bazılarının birlikte anılması ve genetik geçmiş ile aile hastalık bilgileri ışığında, doktor hastanın diyabet olma durumunu değerlendirebilir.

Diyabetin Diğer Hastalıklar ve Vücut Üstündeki Bazı Etkileri

Kanda artan şeker miktarı ilk olarak dolaşım sistemine zarar vermeye başlar. Dolaşım sistemi yardımı ile kalp, böbrekler ve beyin gibi hayati organlar üzerinde ciddi etkiler oluşturur.

Gözler ve diğer duyu organlarında, geri dönüşü olmayan kayıplara sebep olarak, uç uzuvlar; ayak ve ellerde dolaşım bozukluğu ile kangrene kadar varan ciddi hastalıklara yol açar. Kanda biriken şeker, böbreklerden idrar yolu ile atılmaya çalışılır ve aşırı idrar yapma isteği ile susuzluk baş gösterir.

Dolaşım sisteminde oluşan hasarlardan dolayı, şekerden zengin oksijenden fakir kan, dokulara yeteri kadar ulaşamaz. Kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği, görme bozuklukları ve körlük oksijenden fakirleşen bu organlarda oluşabilecek bazı hastalıklardır.

[attention type=yellow][attention type=green][attention type=red]
Yine şeker miktarına bağlı olarak, diyabetlilerde böbrek üstü bezleri ve böbrekleri besleyen damarların hasar almasından dolayı, hipertansiyon görülür. Kalp damarları başta olmak üzere, damar tıkanıklığı oluşabilir.
[/attention][/attention][/attention]

Hücrelerin glikozu enerji olarak kullanamamasından dolayı, yağ ile depolanmış enerji kaynaklarını ve protein tüketmeye başlar, kilo kaybı ve kilo kaybı ile doğru orantıda ödem ve asit düzeyi artar. Bu durumlar, diyabet hastalığının tedavisi ve tedavi edilmemesine bağlı olarak, hastanın ölümüne varacak kadar, ciddi bir tabloya ulaşabilir.

Diyabet Çeşitleri

Tıbbi olarak çeşitlendirilmiş iki tür diyabet(şeker) hastalığı vardır. Bunlar;

– Tip 1 Diyabet

– Tip 2 Diyabet

Şeklinde sınıflandırılır ve birbirlerinden farklı, ancak sebep ve sonuç olarak aynıdırlar.

Tip 1 Şeker(Diyabet) Hastalığı

Pankreas bezindeki insülin yapımı ile görevli hücrelerin, bazı sebeplerden hasarlanması ile insülin üretemez duruma gelmesi sonucu, oluşan şeker hastalığıdır. Oluşumu birkaç gün gibi kısa bir sürede ortaya çıkabilir.

En önemli belirtileri, kan şekerinde ani ve ciddi artış, karaciğer kolesterol ve enerji üretimi için, yağ yakımında artış ve karaciğer fonksiyonlarında ciddi değişim, sağlıklı olarak kabul edilen vücutta, aşırı eksilen protein miktarıdır.

Genel olarak 20’li yaşlardan önce görülen bir durumdur.

Tip 2 Şeker(Diyabet) Hastalığı

İnsülin üretimi normal, ancak insülinin kalitesindeki zayıflık sebebiyle, ortaya çıkması söz konusudur. İnsülin bağlama yerinin azlığı veya bağlama yerindeki bir hastalık ve olumsuzluk görülür. Tip 1’e göre çok daha fazla görülür. Ortalama 40 yaş üstü yetişkinlerde oluşur. Halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen tip 2 diyabettir.

Diyabet İçin Risk Faktörleri

Tip 2 şeker hastalığına yakalanma riski olarak tıbbi otoritelerin belirlediği durumlar, aileden gelen genetik kodlar ve ailede şeker hastasının olması, fazla kilolu olmak, hızlı şekilde yiyecek yemek, şeker hastalığına bağlı olmadan önce hipertansiyonu olanlar, kolesterolü yüksek olanlar, tembel şekilde hareketsiz yaşam sürenler.

Özellikle kilolu olmak ve kiloların bel bölgesinde depolanmış olması ile 40’lı yaşları aşmış olmak, genetik faktörlerden daha ileri risktir.

Diyabette(Şeker Hastalığı) Tanı Ve Tedavi

Diyabet tanısının sağlıklı ve kesin olarak konulması için, bazı laboratuar testleri uygulanır. Kan ve idrar testleri ile şeker miktarı tam olarak saptanmaya çalışılır. Yapılan testlerin aç karnına ve doktor kontrolü ile tok karnına yapılması, elde edilen verilerin standartlar ile karşılaştırılması ile tedavi şekli belirlenir.

Tedavideki amaç, kandaki şeker miktarını normal seviyede tutmaktır. İlk yapılacak tedavi şekli, hastaya acil ve etkili şekilde diyete sokmak ve perhizinde düzenli olmasını sağlamaktır. Beslenme şeklinden, toz şeker gibi basit şekerler ve bu şekerleri içeren besin maddeleri çıkartılır ve yasaklanır. Protein ve yağ tüketimi sınırlandırılır.

Egzersiz, diyabette önemli bir tedavidir. Kilo verilir, dolaşım düzene girer ve insülin seviyesi dengeye girer. En önemli tıbbi müdahale ise insülin tedavisidir. Pankreas tarafından yetersiz ya da kalitesiz salgılanılan insüline destek olmak için, vücuda düzenli şekilde insülin verilir. Bu tedavi yalnız doktor kontrolü ile şeker hastalığının şiddetine göre belli dozajlarda uygulanır.

Bir önceki yazımız olan Meme Kanserine Aşı başlıklı makalemizde erkeklerde meme kanseri, meme kanseri ve meme kanseri aşısı hakkında bilgiler verilmektedir.

Источник: https://www.kanseroloji.com/diyabet-belirtileri-ve-diyabet-tedavisi-4926.html

Diyabet Nasıl Tedavi Edilir?

Diyabet Tanı Ve Tedavisi
Diyabet Tanı Ve Tedavisi

Diyabet yaşamı kısıtlayıcı bir hastalık değildir; diyabetle birlikte sağlıklı olarak yaşamak mümkündür. Hastalığın başlangıcında iyi planlanlanarak verilen bir eğitim, hastanın doğru yolu bulmasına yardım eder.

Diyabet tedavisinde her diyabetli için geçerli olan prensipler nelerdir?

  • Tıbbi beslenme tedavisi (Diyet)
  • Egzersiz – Fiziksel aktivite
  • Kan şekerini düşüren ilaçlar (Haplar ve insülin olarak 2 grupta toplanır.)
  • Eğitim
  • Diyabetlinin kendini izlemesi

Kan şekeri vücudumuzda nasıl kontrol altında tutulur?

Şeker hastası olmayanlarda kan şekeri açlıkta 60 ile 100 mg/dL arasında değişir; toklukta en fazla 140 mg/dL’ye çıkar. Kan şekerinin yükselmesini önleyen madde insülindir; şekerin aşırı düşmesini engelleyen başlıca madde ise glucagon adı verilen hormondur.

Bu iki hormon son derece uyumlu çalışarak kan şekerinin normal sınırlarda tutulmasını sağlarlar. Kısacası kan şekeri açlıkta ve toklukta 60 ile 140 mg/dL arasında değişir. Örneğin en ağır yemeklerden sonra bile 140-150 mg/dL’yi geçmez.

Uzun süre, örneğin 72 saat aç kalınsa bile şeker hastası olmayan birisinde kan şekeri 45 mg/dL’nin altına düşmez.

Vücudumuzda üretilen insülinin görevi nedir; nasıl etki eder?

İnsülin, şekerin yükselmesini önleyen bir hormondur. Midenin arkasında pankreas adlı organımızda beta hücrelerinde yapılır ve doğrudan kana verilir.

Kan şekeri yükselince (örneğin; yemekten sonra) pankreastaki insülin yapan hücreler uyarılır ve kana insülin verilir. İnsülin kan şekerinin hücrelerimize girmesini sağlar. Böylece kan şekeri normalde tutulur; yükselmez.

Hücrelere giren şeker burada yakılır ve enerji olarak kullanılır; yürümek, çalışmak, düşünmek gibi her iş için enerji gereklidir.

Diyabetlide şeker dengesi nasıl bozulmuştur?

Tip I diyabette pankreastan insülin yapımı ya çok azalmış ya da durmuştur. Bu durumda kanda insülin yoktur. Kan şekerini düşürmek için dışardan insülin vermek zorunludur. Tip II diyabette ise pankreasta ileri dönemlere kadar normale yakın insülin yapımı vardır; hatta bazen normalden fazla bile insülin yapımı vardır.

Ancak insülin iyi etki edememektedir. Aşırı kilo ve yanlış beslenme insülinin istenen etkiyi yapmasını önler. Buna insülin direnci denir. Vücuttaki insülin kan şekerini düşürememektedir. Diyet ve egzersizle kilo verildiğinde vücudun yaptığı insülinin etkisi artar ve kan şekeri normale iner.

Ağızdan kullanılan haplar da insülinin etkisini arttırır.

Diyabet neden tedavi edilir?

  • Kan şekerini normale yakın sınırlara indirmek için tedavi edilir.
  • Yüksek kan şekeri, uzun dönemde yıllar içinde kontrol altında tutulmadığında damar sistemine zarar verebilir. Özellikle gözdibinde, böbreklerde, çevresel sinirlerde bu daha belirgindir. Bu zarardan korunmak için kan şekeri kontrol altında tutulmalıdır.
  • Yüksek kan şekerinin neden olduğu aşırı susama, sık ve bol idrar yapma gibi rahatsız edici şikayetleri azaltmak veya yok etmek için tedavi edilir.
  • Daha kaliteli bir yaşam sağlamak için, yüksek ve düşük kan şekerinin zararlarından korunmak için tedavi edilir.

Diyabet tedavisinin ana unsurları nelerdir?

Diyabet tedavisi diğer hastalıkların tedavisinden farklıdır. Sadece doktorun reçetesindeki ilaçları kullanmakla ve diyet listesi almakla tedavide başarı sağlanamamaktadır.

Diyabet tedavisinde, önce tedavi ve takibe ilişkin gerekli bilgilerin edinilmesi gerekir. Bunun yolu diyabetli kişinin eğitiminden geçmektedir.

Edinilen bilgilerin günlük yaşama uygulanması, diğer deyişle davranışların iyi yönde değiştirilmesi sürekliliği ve tedaviye uyum diyabet tedavisinin olmazsa olmazıdır.

Tedavide diyabetlinin rolü nedir?

Tedavide en önemli rol diyabetlinindir. Hekim diyabetli kişiyi yönlendirecektir; ama beslenme şeklinden başlayarak yaşam tarzındaki tüm değişiklikleri yapmak hastanın sorumluluğundadır. Tedavide en önemli rolün hastaya verilmesi ve hastanın bunu başarabilmesi eğitimle mümkün olmaktadır.

Diyabetle birlikte sağlıklı olarak yaşamak mümkündür. Diyabetli kişiler yıllarca diyabetle birlikte normal insanlar gibi yaşayabilmektedir. Diyabet, yaşamı kısıtlayıcı bir hastalık değildir. Diyabetli çocuk, okuluna rahatlıkla gidebilir; günlük aktivitesini yapabilir. Diyabetliler spor yapabilir.

Diyabetliler arasında maratoncular bile bulunmaktadır.

Tedavide motivasyonun rolü nedir?

Tedavide önemli olan bir diğer nokta; motivasyondur. Diyabetli, tedavisine dikkat ettiği sürece güven altındadır.

Tedavinin her zaman aynı dikkat ve itina ile yürütülmesi, diyabetlinin bilgisine yani eğitimine, ailesinin, arkadaşlarının, kendisine olan yardımına ve kişinin kendisinin hastalığına verdiği öneme bağlıdır. Diyabetlinin tedavisine uyumunu en çok kendi iç isteği etkiler.

İyi eğitilmiş, çevresince desteklenen, diyabetini kabullenmiş hastalarda tedavinin başarı ile yürütülmesi daha kolaydır. Hastalığın başlangıcında iyi planlanmış ve gerçekleştirilmiş bir eğitim, hastanın doğru yolu bulmasına yardım eder.

Источник: https://www.diyabetevi.com/diyabet/sorularla-diyabet/diyabet-nasil-tedavi-edilir

Diyabet belirtileri, tanısı ve tedavisi

Diyabet Tanı Ve Tedavisi

Önümüzdeki 20 yılda özellikle tip 2 (%90-95) olmak üzere diyabetin orta yaşlı ve yaşlı popülasyonun artışına da bağlı olarak 2 katına çıkması beklenmektedir.

Bozulmuş glukoz toleransı ve bozulmuş açlık glukozu nedeniyle diyabet olma riski artan kişilerle bu sayılara ulaşılacağı hatta geçileceği de düşünülebilir. Genel nüfusa göre diyabetlilerin oranı gelişmiş ülkelerde en yüksektir (%6.0) ve 2025’te de öyle olması beklenmektedir (%7.

6) gelişmekte olan ülkelerde diyabetiklerin oranı düşük olmasına rağmen (1995’te ,53.3) 2025’te %4.9 olması beklenmektedir. Bu da toplam diyabetlilerin en büyük bölümünü gelişmekte olan ülkelerin oluşturacağı anlamına gelmektedir (gelişmekte olan ülkeler %170 ve %42 gelişmiş ülkeler).

Diyabet neden artıyor: etnik köken ve aile öyküsü sorumlu tutuluyor. Aşırı kilolu veya obez kişilerle yakından ilişkilidir. Batılı beslenme ve yaşam tarzına geçişte artış.

Diyabet Tanısı

Hem Dünya Sağlık Örgütü ve hem de ADA diyabetin tanı kriterlerini ve diğer hiperglisemi kategorilerini değiştirmek üzere 1997 ve 1999 yıllarında ayrı ayrı toplanmışlar ve tanı koydurucu açlık plazma glukoz düzeyi 7,0mmol/l’ye düşürülmüştür.

ADA diabet tanı kriterleri: 1-DM klasik semptomları olan bir kişide günün herhangi bir zamanında kan şekerinin ≥ 200 mg/dl bulunması. 2-Açlık kan şekerinin iki kez ≥ 126 mg/dl olması. 3-OGTT’de 2. saat kan şekerinin ≥ 200 mg/dl bulunması. 4-HbA1c > %6,5.

Tanı kriterleri venöz plazmada glukoz oksidaz yöntemi ile yapılan ölçümleri baz almaktadır.

Klinikte ve hastaların kendi kendilerine glisemi takibinde kullandıkları kapiller kan glisemi değerleri biraz daha farklı olabilir.

[attention type=green][attention type=red][attention type=yellow]
Daha önce sınırda diyabet yada “latent diyabet” diye anılan IGT ve IFG artık “prediyabet” olarak kabul edilmektedir. Her ikisi de diyabet ve kardiovasküler hastalık için önemli risk faktörleridir.
[/attention][/attention][/attention]

Prediyabet: Bozulmuş açlık glukozu (IFG); açlık plazma glukozunun (en az 8 saatlik açlığı takiben) 100-125 olmasıdır. Bozulmuş glukoz toleransı (IGT); OGTT’de 2. saat plazma glukozunun 140-199. olmasıdır.

HbA1c (A1C): Açlık ve tokluk kan şekeri ortalamasıdır. Genel glukoz kontrolünü yansıtır, eritrositlerdeki hemoglobinin glukozillenmiş formudur. A1C düzeyleri, 2-3 aylık dönemdeki glisemik kontrolü yansıtır. Genel kan glukoz kontrolünü değerlendirmenin en iyi yolu A1C’yi izlemektir.

Standardizasyonundaki sorunlar ve tanı eşiğindeki belirsizlik nedeniyle glukozillenmiş A1c’nin DM tanı aracı olarak kullanılması uzun yıllar önerilmemiştir.

Ancak son yıllarda A1C’nin tüm dünyada standardizasyonu yönündeki çabalar ve prognostik önemine dair kanıtların artması sonucunda A1C’nin de diyabet tanı testi olarak kullanılabileceği gündeme gelmiştir.

ADA, EASD, IDF ve uluslararası biyokimya federasyonu temsilcilerinin oluşturduğu uluslararası diyabet uzmanlar komitesi 2008 yılında yaptığı bir dizi toplantılar sonucunda; uluslararası standardardizasyon kurallarına uyulması koşulu ile diyabet tanısı için A1C kesim noktasını %6.5 olarak belirlemiştir. Uluslararası diyabet uzmanlar komitesi A1C %6.0-6.

4 aralığında bulunan bireylerin diyabet açısından yüksek riskli olduklarını ve koruma programlarına alınmaları gerektiğini bildirmiştir. %1’lik A1C farkı ortalama plazma glukozunu 30-35 mg/dl değiştirir. A1C’nin %50’si son bir ayda, %30’u ölçümden önceki ikinci ayda ve geri kalan %20si ölçümden önceki üçüncü ayda oluşan glisemik değişiklikleri yansıtır.

A1C arttıkça açlık gliseminin katkısı daha çok artar.

Buna karşılık A1C normale yakınsa tokluk gliseminin katkısı daha ön plandadır.

Postprandiyal glukozun genel glisemiye katkısı en çok düşük HbA1c değerlerine sahip olan hastalarda olmuştur,bu nedenle postprandiyal glukozun hedeflenmesi daha düşük A1c hedeflerine ulaşılmasına yardımcı olabilir. HbA1c yüzdesi en yüksek hastalarda bile Postprandiyal glukozun genel glisemik duruma katkısı %30’lardadır.

DM’da A1C testinin kan glukoz ölçümlerine göre avantajları: DCCT ve UKPDS verilerine uygun olarak standardize edilmiş ve PG karşılıkları belirlenmiştir. Oysa glukoz ölçümleri daha az standardize edilmiştir.

Genel olarak glisemiye maruz kalma durumunu ve uzun-dönem komplikasyon riskini gösterme açısından daha iyi bir göstergedir. Daha az biyolojik değişkenlik gösterir. Daha az oranda preanalitik kararsızlık gösterir. Belirli bir sure aç kalınmasını veya belirli zamanda kan alınmasını gerektirmez.

Stres, hastalık gibi durumlarda görülen akut glukoz düzensizliklerini yansıtmaz. Halen tedaviye başlama ve tedaviyi düzenleme hedefi olarak kullanılmaktadır.

C-peptid düzeyi: Pankreas b-hücre (endojen insülin) rezervini yansıtır. Tip 1 diyabette rutin olarak ölçülmesine gerek yoktur.LADA gibi otoimmun diyabet formlarının tip 2 diyabetten ayrılmasında ve insülin tedavisine geçilecek tip 2 DM olgularının belirlenmesinde açlık ve uyarılmış C-peptid düzeyleri ölçülebilir.

Diyabete Sınıflama

ADA’nın (American Diabetes Association) yeni diabet sınıflamasında IDDM ve NIDDM tanımları bulunmamaktadır. İnsüline bağımlı ve insülinden bağımsız diye adlandırmak içerdiği anlamdan dolayı karışıklık yarattığı gerekçesi ile artık kullanılmamaktadır.

DM’da etiyolojik sınıflandırma: Tip 1 DM, tip 2 DM, diğer spesifik tipler,gestasyonel DM, tanımlanamayan tip.

Mutlak insülin yetersizliğine yol açan hücre hasarı vardır; otoimmun (tip 1A), idiopatik (tip 1B). Hastaların %90’ında otoimmun (tip 1A), %10 kadarında non-otoimmun tiptir (tip 1B). ß-hücre yıkımı söz konusudur. ß-hücre rezervi %80-90 oranında azaldığı zaman klinik diyabet semptomları ortaya çıkar.

Tip 1A diyabette başlangıçta kanda adacık otoantikorları pozitif bulunur. İmmunite aracılıklı tip; adacık hücre otoantikorları (ICAs), insülin otoantikorları (IAAs), anti GAD (anti glutamik asit dekarboksilaz) ve antityrosine phosphtase ve antifogrin antikorları (IA2 ve IA2-β) pozitiftir.

İdiyopatik tipte bu antikorlar negatiftir.

Tip 1 DM klinik özellikleri:tüm diabetik hastaların %5-10’u tip 1. Genelde çoğu 30 yaşından genç ve zayıf, okul öncesi (6 yaş civarı), puberte (13 yaş civarı) ve geç adolesan dönemde (20 yaş civarı) üç pik görülür.

[attention type=yellow][attention type=green][attention type=red]
Otoimmunite sıktır, HLA DR3 veya DR4 > %90. İkizlerde konkordans %30-35. Mutlak insülin yokluğu, klasik diabet semptomları ani olarak başlar ve semptomlar belirgindir. Ketoasidoz sık, tedavide mutlaka insülin gereklidir.
[/attention][/attention][/attention]

β hücre rezervinin % 90’ının kaybı ile semptomlar ortaya çıkar.

Son 20 yıldır daha ileri yaşlarda ortaya çıkabilen latent otoimmun diyabet (LADA: latent autoimmun diabetes of adult) formunun çocukluk çağı ( 140 mg/dl saptanırsa 75 gr 2 saat ya da 100 gr 3 saat glukoz yükleme testi yapılır. 75 gr 2 saat/100 gr 3 saat OGTT’nin gebede değerlendirilmesi; açlıkta 92, 1.

saatte 180, 2. saatte 153, 3. saatte 140. Belirtilen değerleri bulan ya da aşan tek değerin bulunması gdm tanısı koydurur. Diyabetik bir ortamda gelişmek insan fetusu üzerinde önemli doğumsal kusurlar ve geç dönem ölümlerden, yağlanmadaki hafif artışa doğru uzanan geniş bir yelpazede etkiler oluşturur.

Diyabette komplikasyonlar

1-Makrovasküler komplikasyonlar: koroner kalp hastalığı, periferik arter hastalığı, serebrovasküler hastalıklar. DM’li hastaların 3/4’ü KAH bağlı komplikasyonlar nedeniyle kaybedilirler. DM, KAH eşdeğeri kabul edilmiştir.

2-Mikrovasküler komplikasyonlar: Mikrovasküler komplikasyonlar deyiminin pratik anlamı; diyabet hastalarının gözlerinde, böbreklerinde ve sinir sisteminde meydana gelen değişikliklerdir, yani; retinopati, nefropati, nöropatidir.

  • Diyabetik retinopati:optimal glukoz ve kan basıncı kontrolü sağlanmalıdır. Tip 2 diyabette tanıda göz dibi muayenesi yapılmalıdır. Tanıdan sonra her yıl göz dibi muayenesi yapılmalıdır.
  • Diyabetik nefropati:glukoz ve kan basıncı kontrolüsağlanmalıdır. Mikroalbuminüri yılda bir ölçülmelidir. Serum kreatinin yılda bir ölçülerek GFR hesaplanmalıdır.
  • Diyabetik noropati:vücudunun herhangi bir sistemini tutabilir. Özellikle alt ekstremiteleri tutan duyusal noropati infeksiyon ve iskemi ile birlikte en önemli ayak amputasyonu nedenidir.

Diyabet Tedavisi

Tıbbi beslenme tedavisi: kapsamlı diyabet bakım ve tedavisinin vazgeçilmez bir bileşenidir. Tedavinin başlatılmasından sonra 6-12 haftalık sürede A1C düzeyleri sıklıkla %1-2 düşer.

Diyabette tıbbi beslenme tedavisi hedefleri:

1-Optimum metabolik sonuçları elde etmek ve sürdürmek:diyabet komplikasyonlarını azaltacak normal sınırlarda kan glukoz hedefleri, vaskuler hastalık riskini azaltacak KB değerleri, makrovaskuler hastalık riskini azaltacak lipid düzeyleri elde edilmeye çalışılır.

2-Beslenmeyle ilgili komplikasyonları önlemek,geciktirmek veya tedavi etmek: obezite, dislipidemi, KVS hastalığı, HT, nefropati gibi.

3-Sağlıklı yiyecek seçimleri ve fizik aktivite ile sağlığı iyileştirmek.

4-Kişisel beslenme gereksinimlerine hitap etmek.

Tip 1 hastada diyet; hasta özellikle genç ve normal kilolu ise 3 ana 3 ara öğün halinde ve 30-35 kcal/kg şeklinde olmalıdır. Kalorinin %20 si kahvaltıda, % 20si öğleyin, %30’u akşam ve 3 ara öğünde % 10 ar olarak pay edilmesi önerilir.

Tip 1 hastada ADA diyet önerileri: Lif 25-35 gr gün olmalıdır. Protein % 10-20 0,8 gr/kg böbrek hastalığı yoksa, 0,6gr/kg nefropati varsa. Kolesterol < 300 mg/gün. Na ≤3 gr/gün (hipertansiyon varsa < 2,4 gr hipertensiyon + nefropati varsa < 2gr/gün).

Tip 2 diabette diyet önerileri: Fazla kiloları vermek hiperglisemi, dislipidemi ve hipertansiyonu kontrol altına almaya yardım eder. Kişinin diyet anamnezi alınır ve günlük aldığı kalori hesaplanır 250-500 kcal daha az kalori içeren diyet listesi hazırlanır. Total özellikle sature yağlar azaltılır. Fiziksel aktivite önerilir.

Tip 2 diabette diyet: karbonhidrat kişiye ve diyet hedefine göre planlanır. Lif 20-35 gr/gün olmalıdır. Protein total kalorinin % 10-20 si; böbrek hastalığı yoksa 0,8gr/kg/gün nefropati varsa 0,6 gr/kg/gün. Yağ total kalorinin % 30u total yağ miktarının % 10 undan azı satüre yağlar olmalı. Kolesterol

Источник: https://www.medikalakademi.com.tr/diyabet-belirtileri-tanisi-ve-tedavisi/

Gebelik & Gestasyonel Diyabeti Tanısı ve Tedavisi

Diyabet Tanı Ve Tedavisi

Diyabet yani daha çok bilinen ismiyle şeker hastalığı pankreasın hiç insülin üretmemesi ya da yetersiz insülin üretmesinden kaynaklanan son derece önemli bir sağlık sorunudur. Özellikle son yıllarda obezitenin de artmasına paralel olarak artış gösteren diyabet bugün global bir sağlık sorunu haline gelmiştir.

Yazımızda; gebelikte tokluk kan şekeri kaç olmalı, gebelikte açlık şekeri kaç olmalı, diyabet gebeliği ve bebeği nasıl etkiler gibi merak edilen soruların cevaplarını bulabilirsiniz.

Gebelik Diyabeti Nedir?

Gebelik diyabeti, hamileyken ortaya çıkan veya ilk defa gebelikte fark edilen şeker hastalığıdır. Daha önce diyabet tanısı almamış bir kadın gebelik döneminde diyabet tanısı alabilmektedir. “Gestasyonel diyabet” olarak tanımlanan bu tablo gebelik bitimiyle birlikte ortadan kalkabilmektedir.

Özellikle ailesinde diyabet hastası olanlar, yüksek tansiyon, kolesterol yüksekliği ve fazla kilo sorunu olanlar gebelikte ortaya çıkan diyabet açısından risk grubunda yer almaktadır. Gestasyonel diyabet tüm gebelerin yaklaşık %3’ünde görülmekle birlikte bu vakaların yaklaşık %10’unda diyabet kalıcı olmaktadır.

Gebelik Diyabeti Nasıl Ortaya Çıkar?

Gebelik döneminde plasenta (göbek kordonu) büyüdükçe salgıladığı hormonlar artar, insülin etkisiz kalır ve kan şekerinde yükselme başlar. Bu etki genellikle gebeliğin 20. ve 24. haftalarında artmaktadır.

Ancak kilo fazlası olan kadınlarda gebeliğin ilk aylarından itibaren kan şekeri yüksek seyredebilmektedir.

Doğumun gerçekleşmesiyle birlikte plasenta atıldığından bu hormonlar kaybolur ve şeker hastalığı da ortadan kalkar.

Gebelikte Şeker Hastalığı (Gestasyonel Diyabet) Nasıl Teşhis Edilir?

Vücudumuzda insülin olmayınca, besinlerle aldığımız şeker ve diğer besin unsurları, ihtiyaç duyan hücrelere giremez. Böylelikle, hücreler şekere ulaşamazken kanda şeker normal değerlerin üstüne çıkar.

Diyabet Tip 1 ve Tip 2 olmak üzere iki farklı şekilde görülür. Tip 1 Diyabet, pankreas bezinin yeterli insülin sağlayamadığı ve tanının genç yaşlarda konulduğu diyabet tipidir. Tip 1 diyabet hastalarının tedavisinde insülin kullanılmaktadır. Tip 2 diyabet ise, insülinden bağımsız diyabet olarak bilinir. Kadınlarda özellikle polikistik over sendromu ile beraber görülebilir.

Gebelik diyabeti kadında hiçbir belirti yapmadığından bütün gebeler mutlaka taranmalıdır. 50 gram şeker yükleme testi gebeliğin 24-28. haftasında yapılır.

Günün herhangi bir saatinde 50 gram glikoz içilir ve bir saat sonra kan şekerine bakılır. 140 mg/dl ve fazla ise şeker hastalığı riski vardır ve bu kişilerde 100 gramlık şeker yükleme testi yapılır.

140 mg/dl’nin altında çıkarsa şeker yok demektir.

Diyabet ve Tansiyon Gibi Hastalıklar Kısırlık Nedeni midir?

Tansiyon ve şeker gibi kronik rahatsızlıklar doğrudan kısırlık sebebi olmasa da kısırlığa sebep olabilen faktörler arasında yer alır. Fakat bundan daha da önemlisi hamile kaldıktan sonra şeker ve tansiyonun nasıl ilerleyeceğidir.

İlk aylarda şekeriniz çok iyi giderken insülin veya ilaç ihtiyacı azalır ama bebek büyüdükçe bu denge tersine dönmeye başlar. Bu süreçte daha çok insüline, diyetisyen kontrollerine ve egzersize ihtiyaç olduğu unutulmamalıdır.

Tansiyon ve şeker, infertilite değerlendirmesinde hamile kalmadan önce mutlaka gözden geçirilmelidir.

Kimler Gebelikte Diyabet Riski Taşır?

• Ailesinde şeker hastalığı olanlar• Fazla kilolu olanlar• Önceki doğumda iri bebek (>4 kg) doğuranlar• Düşük yapanlar• Gebelik yaşı 25’ten büyük olanlar• Önceki gebeliğinde yüksek kan şekeri sorunu yaşayanla

• İdrarda şeker bulunanlar

Risk Grubunda Olanlar Ne Yapmalı?

Gebelik diyabeti açısından risk grubunda olanlar şeker yükleme testini gebeliğin ilk aylarında yaptırmalıdır. Bu testin sonucunda diyabet tanısı konmasa da gebeliğin 20-24. haftalarında şeker yükleme testinin tekrarlanması gerekmektedir.

Gebeliği sırasında diyabet almış kadınlarda kan şekeri genellikle 24. haftada çıktığı için bebekte herhangi bir anormallik yaşanmaz. Ancak gebeliğin ilk üç ayında bu sorun tespit edilirse o zaman çok daha dikkatli olmak gerekmektedir. Gebelik öncesinde diyabet tanısı almış kadınlar da sağlıklı bebek dünyaya getirebilirler.

Ancak bu kadınların gebelikleri boyunca kan şekeri kontrolleri çok büyük önem taşımaktadır.
Gebelikte ortaya çıkan diyabet, bebeğin iri olarak doğmasına neden olduğu için önemli bir risktir. Annenin kan şekerinin yüksek olması nedeniyle bebeğin pankreası da daha fazla insülin üretmektedir.

[attention type=red][attention type=yellow][attention type=green]
Bu da bebeğin yağlanmasına ve sonuçta da iri olarak dünyaya gelmesine neden olmaktadır. Bu durumda doğumu sezaryen olarak gerçekleştirilmesi zorunlu hale gelebilmektedir. Bebekte doğumdan sonra kan şeker düşüklüğü yaşanabilmektedir. Bu nedenle bebeğin kan şekerinin düzenli ölçmek gerekir.
[/attention][/attention][/attention]

Ayrıca bu bebeklerde kan kalsiyum ve magnezyum seviyesi düşük olabileceğinden bu yönden de kontrol edilmeleri gerekmektedir.

Gebelikte Diyabet Takibinde Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar?

Gebelik diyabetinde takip iki yönlüdür. Birincisi annenin kan şekerinin ayarlanması, ikincisi kadın doğum uzmanı tarafından bebeğin gelişiminin incelenmesidir. Diyabet takibinin en önemli noktası ise kan şekeri değerlerinin normal seviyelerde kalmasının sağlanmasıdır.

Düzenli yapılacak kan şekeri ölçümlerinde kan şekeri değerinin 60-120mg/l arasında tutulması sağlanmalıdır. Açlık, tokluk 1.saat ve tokluk 2.saat olmak üzere kan şekeri ölçülmeli, ayrıca akşam yemek öncesi ve gece 22.30’da (bazen gece 03-04.00’te) kan şekeri ölçülerek takibi sağlanmalıdır.

Yapılan bu ölçümlerde, açlık kan şekeri 95 mg/dl ve altında, tokluk 1. saat kan şekeri 140 mg/dl ve altında, tokluk 2. saat kan şekeri ise 120 mg/dl ve altında olmalıdır. Ayrıca zaman zaman idrarda keton ölçümünün de yapılması önemlidir. İdrarda keton diyabet açısından önemli bir belirteçtir.

Diyabetli Kadınlar Hamilelik Sırasında Nelere Dikkat Etmeli?

Şeker hastalığı teşhisi ile izlenen anne adaylarının, gebelik öncesi değerlendirilmeleri çok önemlidir ve takiplerini kolaylaştırır. Eğer fazla kilolu ya da obez iseniz, gebelik öncesinde kilo vermeniz ve şekerinizin dengelenmesi, hamileliğinizi daha rahat geçirmenizi sağlayacak ve doğumu da kolaylaştıracaktır.

Öncelikle dengeli ve doğru beslenme alışkanlıklarını edinmek ve egzersiz hamilelikte çok önemlidir. Hamilelerin haftanın 4-5 günü yürüyüş yapmalarını öneriyoruz. Yürüyüş yapılamadığında aerobik egzersizler (hamilelik yogası) 30-40 dakikaya ulaşacak düzeyde yapılmalıdır. Böylece düzenli egzersiz kan şekerini düşürür, tansiyonu dengeler ve kontrolüne de destek olur.

Gebelikte Diyabet Hastalığı Önemli midir, Takibi ve Kontrolü Nasıl Olmalıdır?

Gebelikte şeker hastalığını iki gruba ayırabiliriz. Daha önceden şeker hastası olduğu bilinen ilk grupta yer alırken 2. grupta 24-28. haftalar arası şeker tarama testleri ile saptadığımız gebeliğe bağlı şeker hastalığı yer alır.

İki şeker hastalığının da gebelikte tanısı ve takibi oldukça önemlidir.

Daha önceden şeker hastalığı olduğu bilinen olgularda özellikle ilk 3 ayda şeker düzeylerinin yeterli olarak kontrol altına alınmadığı olgularda biz çocukta yapısal anomalilere sıkça rastlıyoruz.

En sık karşımıza çıkanlarsa beyin omurilik sisteminde oluşan yapısal anomaliler ve kalpte oluşan yapısal anomalilerdir. Bunların açıkçası telafisi mümkün değil.

Bu nedenle gebeliğin erken dönemlerinde hatta gebe kalmadan önce şeker hastası olduğu bilinen olgularda şeker düzeylerinin düzgün şekilde ayarlanması bu konuda hastaların kadın doğumcu ve endokrin uzmanlarından profesyonel yardım alması oldukça önemlidir.

İkinci gruptaki hastalarda ise yani gebelikte şeker hastalığı saptanan hastalarda yine çok önemli. Özellikle bu grupta aşırı iri bebek gelişimi anne karnında suyun aşırı artması ve bunun tetiklediği erken doğum karşımıza çıkan sorunlar arasındadır.

Ayrıca şeker hastalığı olduğu bilinen olgularda bebek doğar doğmaz kan şekerlerinde ciddi düşmelerle karşılaşabiliyoruz. Bu durum bebeğin hayatını tehdit edebilecek bir sıkıntı olarak karşımıza çıkabiliyor. Bu nedenle şeker hastalığı üzerinde durulması gereken ve gerekli önlemlerin alınması gereken bir rahatsızlıktır.

Gebelikte tokluk kan şekeri

Hamilelikte tokluk kan şekeri kaç olmalı: Yemekten 2 saat sonra Gebelikte açlık kan şekeri

Hamilelikte açlık şekeri kaç olmalı: Kahvaltıdan önce: 60-90 mg/dl

Öğle ve akşam yemeği öncesi: 60-105 mg/dl şeklinde olmalıdır.

Gebelik Süresince Yapılacak Diğer Testler

• Ultrason ile bebeği takip etmek• Bebek kalp atımı takip edilir.

• Amniosentez: Down sendromu için yapılan bu test özellikle yaşı 35’ten büyük kadınlarda uygulanmalıdır.

Beslenme ve Egzersiz

Gebelik süresince 9-12 kg alınması uygundur. Eğer gebeliğe fazla kilo ile başlandıysa 7– 8 kg, düşük kilo ile başlandıysa ise 17–20 kg ağırlık kazanımı normal olarak kabul edilmektedir.

Egzersiz ve hareketli bir yaşam, tüm diyabetliler için büyük önem taşımaktadır. Çünkü egzersiz kan şekeri düşürmeye yardımcı olabildiği gibi kan şekeri kontrolünün sağlanmasında da destek olur.

Gebe kadınların haftanın 4-5 günü yürüyüş yapmalarını önermekteyiz. Yürüyüş dışında aerobik egzersizler de yine her gün 45 dakika olarak yapılabilir.

[attention type=green][attention type=red][attention type=yellow]
Gebelikte beslenme çok önemli olmakla birlikte diyabet hastası için bu önem daha da artmaktadır. Beslenmede, daha çok sebze, tam tahıllar, kuru baklagiller, posalı gıdalar tercih edilmelidir.
[/attention][/attention][/attention]

Zeytinyağı, tam buğday ekmeği, yağsız yoğurt ve yağsız süt tüketmeye özen gösterilmelidir. Margarin tüketilmemeli ve karbonhidrat alımı sınırlanmalıdır.

Karbonhidratlar günlük alınan toplam kalorinin %40’ını aşmamalıdır.

Bir başka önemli nokta da tansiyon değerleridir. Bu nedenle düzenli tansiyon ölçümü ve takibi yapılmalı ve büyük tansiyonun 140’ı, küçük tansiyonun ise 90’ı geçmesi durumunda doktorunuza başvurmanız gerekmektedir.

Gebelik Diyabetinde İnsülin Tedavisi Ne Zaman ve Nasıl Yapılır?

Açlık kan şekeri diyete rağmen 105mg/dl’yi geçerse ve tokluk 2 saat 120 mg/dl’yi geçerse insülin tedavisine geçmek gerekmektedir. İnsülin başlanan gebeler evde kan şeker ölçümü yaparak takip yapmak zorundadır.

İnsülin günde 2 kez yapılabildiği gibi 4 kez de yapılabilir. Buna sizi takip eden hekiminiz karar verir ve sizin için en uygun ve uyum sağlayabileceğiniz bir metodu önerir.

Plasentadan geçtikleri için, oral antidiyabetikler gebelikte kullanılmamaktadır.

Gebelik Şekeri Anne ve Bebek için Hangi Risklere Neden Olur?

Gebelik şekeri, %3 oranında görülmekle beraber, bu annelerin %10’u ilerde şeker hastası olabilmektedir. Bebekte ise şeker hastalığı gelişmez. Ancak tekrar vurgulamak gerekirse anne adayında ilerde şeker hastalığı gelişme riski ilk 10-15 yıl içinde fazladır. Bu nedenle 6 ayda bir açlık ve tokluk kan şekerine baktırılmalıdır.

Gebelikte şeker hastalığı çıkan kadınlarda kan şekeri genellikle 24. haftada çıktığından çocuklarda anormallik olmaz. Çocuklarda anormallik ancak ilk 3 ayda kan şekeri yüksek ise olabilir. Ancak gebelik öncesi şeker hastalığı varsa bu kadınlarda kan şekeri kontrolü büyük önem taşır.

Gebelik şekeri, bebek açısından aşağıdaki riskleri taşır

• HbA1c gebeliğin ilk aylarında 8’in üzerinde ise düşük riski 3 kat artmaktadır.• Diyabetik kadınların çocuklarında engelli oranı %8-13, şeker hastası olmayan kadınlarda %2-4’tür. HbA1c ne kadar yüksek ise engelli çocuk oranı o oranda artar.

• Kan şekeri > 250mg/dl ise erken doğum riski artar.

• Gebeliğin ikinci yarısında yüksek kan şekerleri iri bebek, bebekte zor solunum, bebekte şeker düşüklüğü, sarılık, polisitemi, kalsiyum düşüklüğü ve doğumsal kalp problemlerine neden olur.

Doğum ve Sonrası

Gebelikte diyabet tanısı almış anne adayları da normal doğum yapabilir. Ancak burada kararı vermede çocuğun durumu etkendir. Doğum genellikle 38. haftada yapılır ve doğum sırasında kan şekeri yüksekse serum ile insülin verilir. Düzenli takip ve kontrollerle de sağlıklı bebekler dünyaya getirmek mümkündür.

Doğum sonrasında da annenin beslenmesinin gebelikte olduğu gibi devam etmesi gerekir. Kan şekeri değerleri kendiliğinden düzeldiğinde insülin tedavisi kesilebilir. Bu nedenle doğumun gerçekleştiği gün ve sonrasında kan şekeri ölçümlerinin düzenli olarak yapılmaya devam etmesi gerekir. Eğer doğum sonrası şeker normal ise doğumdan 1-2 ay sonra yine kan şekeri ölçümü yapılmalıdır.

Gebeliğinde şekeri yükselen tüm kadınlarda daha sonraki yıllarda diyabet gelişme riski yüksek (%10) olduğu için düzenli egzersiz ve kilo kontrolü yanında sağlıklı beslenmelerine de dikkat etmeleri gerekir. Ayrıca 6 ayda bir açlık ve tokluk kan şekeri ölçmekte de fayda vardır. Daha sonra tekrar gebe kalacaklarsa önceden takip ve kontrolleri çok önemlidir.

Kilo kadar önemli bir başka faktör de yağın vücutta daha çok nerede toplandığıdır. Kilosu normal bile olsa, bel çevresi 102 cm’yi aşan erkekler ve 88 cm’yi aşan kadınlar çok risklidir.

Bel çevresi 94 cm’yi aşan erkeklerle, 80 cm’yi aşan kadınlar daha dikkatli olmalıdır.

Kişiye özel kilo kontrolü, dengeli ve doğru beslenme ve egzersiz programıyla beraber yaşam biçimi değişikliği sayesinde, şeker hastalığı kontrol edilebilmektedir.

Источник: https://bahceci.com/hizmetler/gebelik-diyabeti/

Diyabet belirtileri ve diyabet tedavisi

Diyabet Tanı Ve Tedavisi

Pankreas, üst karın bölgesinde midenin arkasında yer alan bir salgı bezidir. Salgıladığı hormonlar, kan şekerini düzenler. Bu hormon salgılarından en önemlisi insülindir.

İnsülin salgılanması yetersiz ya da hiç salgılanmıyorsa, hücrelerin enerjisi için önemli olan şeker(glikoz) hücre içerisine giremez ve bu şeker genellikle kanda birikir. Kanda bulunması gerekenden fazla miktarda şeker bulunması, oldukça tehlidir.

Kanda adeta zehir etkisi yapan şeker, vücudun değişik organlarına kolayca ulaşır ve bazı tedavisi zor hastalıklara sebep olur.

Diyabet, Şeker Hastalığı Belirtileri

Şeker hastalığının anlaşılması ve hangi safhada olduğu, bazı testler ile kolayca anlaşılmaktadır. Bu testlerin yapılmasına gerek duyulduğu ve belli alışkanlıklarda ciddi değişimler yaşandığında, mutlaka doktora başvurulmalıdır.

Diyabetin belli başlı belirtileri, aşırı susama ve susuzluk, iştahlılık sık sık acıkma, gereğinden fazla idrar yapma ve idrar yapmak için uykudan uyanma, ciltte belirgin kurumalar, kolay yorulma, halsizlik, yemeklerden sonra uyku hali, basit deri yaralanmaları dahil yaraların kolay iyileşmemesi ve bulanık görme genel şikayetlerdendir.

Bu durumlardan bazılarının birlikte anılması ve genetik geçmiş ile aile hastalık bilgileri ışığında, doktor hastanın diyabet olma durumunu değerlendirebilir.

Diyabetin Diğer Hastalıklar ve Vücut Üstündeki Bazı Etkileri

Kanda artan şeker miktarı ilk olarak dolaşım sistemine zarar vermeye başlar. Dolaşım sistemi yardımı ile kalp, böbrekler ve beyin gibi hayati organlar üzerinde ciddi etkiler oluşturur.

Gözler ve diğer duyu organlarında, geri dönüşü olmayan kayıplara sebep olarak, uç uzuvlar; ayak ve ellerde dolaşım bozukluğu ile kangrene kadar varan ciddi hastalıklara yol açar. Kanda biriken şeker, böbreklerden idrar yolu ile atılmaya çalışılır ve aşırı idrar yapma isteği ile susuzluk baş gösterir.

Dolaşım sisteminde oluşan hasarlardan dolayı, şekerden zengin oksijenden fakir kan, dokulara yeteri kadar ulaşamaz. Kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği, görme bozuklukları ve körlük oksijenden fakirleşen bu organlarda oluşabilecek bazı hastalıklardır.

[attention type=yellow][attention type=green][attention type=red]
Yine şeker miktarına bağlı olarak, diyabetlilerde böbrek üstü bezleri ve böbrekleri besleyen damarların hasar almasından dolayı, hipertansiyon görülür. Kalp damarları başta olmak üzere, damar tıkanıklığı oluşabilir.
[/attention][/attention][/attention]

Hücrelerin glikozu enerji olarak kullanamamasından dolayı, yağ ile depolanmış enerji kaynaklarını ve protein tüketmeye başlar, kilo kaybı ve kilo kaybı ile doğru orantıda ödem ve asit düzeyi artar. Bu durumlar, diyabet hastalığının tedavisi ve tedavi edilmemesine bağlı olarak, hastanın ölümüne varacak kadar, ciddi bir tabloya ulaşabilir.

Diyabet Çeşitleri

Tıbbi olarak çeşitlendirilmiş iki tür diyabet(şeker) hastalığı vardır. Bunlar;

– Tip 1 Diyabet

– Tip 2 Diyabet

Şeklinde sınıflandırılır ve birbirlerinden farklı, ancak sebep ve sonuç olarak aynıdırlar.

Tip 1 Şeker(Diyabet) Hastalığı

Pankreas bezindeki insülin yapımı ile görevli hücrelerin, bazı sebeplerden hasarlanması ile insülin üretemez duruma gelmesi sonucu, oluşan şeker hastalığıdır. Oluşumu birkaç gün gibi kısa bir sürede ortaya çıkabilir.

En önemli belirtileri, kan şekerinde ani ve ciddi artış, karaciğer kolesterol ve enerji üretimi için, yağ yakımında artış ve karaciğer fonksiyonlarında ciddi değişim, sağlıklı olarak kabul edilen vücutta, aşırı eksilen protein miktarıdır.

Genel olarak 20’li yaşlardan önce görülen bir durumdur.

Tip 2 Şeker(Diyabet) Hastalığı

İnsülin üretimi normal, ancak insülinin kalitesindeki zayıflık sebebiyle, ortaya çıkması söz konusudur. İnsülin bağlama yerinin azlığı veya bağlama yerindeki bir hastalık ve olumsuzluk görülür. Tip 1’e göre çok daha fazla görülür. Ortalama 40 yaş üstü yetişkinlerde oluşur. Halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen tip 2 diyabettir.

Diyabet İçin Risk Faktörleri

Tip 2 şeker hastalığına yakalanma riski olarak tıbbi otoritelerin belirlediği durumlar, aileden gelen genetik kodlar ve ailede şeker hastasının olması, fazla kilolu olmak, hızlı şekilde yiyecek yemek, şeker hastalığına bağlı olmadan önce hipertansiyonu olanlar, kolesterolü yüksek olanlar, tembel şekilde hareketsiz yaşam sürenler.

Özellikle kilolu olmak ve kiloların bel bölgesinde depolanmış olması ile 40’lı yaşları aşmış olmak, genetik faktörlerden daha ileri risktir.

Diyabette(Şeker Hastalığı) Tanı Ve Tedavi

Diyabet tanısının sağlıklı ve kesin olarak konulması için, bazı laboratuar testleri uygulanır. Kan ve idrar testleri ile şeker miktarı tam olarak saptanmaya çalışılır. Yapılan testlerin aç karnına ve doktor kontrolü ile tok karnına yapılması, elde edilen verilerin standartlar ile karşılaştırılması ile tedavi şekli belirlenir.

Tedavideki amaç, kandaki şeker miktarını normal seviyede tutmaktır. İlk yapılacak tedavi şekli, hastaya acil ve etkili şekilde diyete sokmak ve perhizinde düzenli olmasını sağlamaktır. Beslenme şeklinden, toz şeker gibi basit şekerler ve bu şekerleri içeren besin maddeleri çıkartılır ve yasaklanır. Protein ve yağ tüketimi sınırlandırılır.

Egzersiz, diyabette önemli bir tedavidir. Kilo verilir, dolaşım düzene girer ve insülin seviyesi dengeye girer. En önemli tıbbi müdahale ise insülin tedavisidir. Pankreas tarafından yetersiz ya da kalitesiz salgılanılan insüline destek olmak için, vücuda düzenli şekilde insülin verilir. Bu tedavi yalnız doktor kontrolü ile şeker hastalığının şiddetine göre belli dozajlarda uygulanır.

Bir önceki yazımız olan Meme Kanserine Aşı başlıklı makalemizde erkeklerde meme kanseri, meme kanseri ve meme kanseri aşısı hakkında bilgiler verilmektedir.

Источник: https://www.kanseroloji.com/diyabet-belirtileri-ve-diyabet-tedavisi-4926.html

Diyabet Nasıl Tedavi Edilir?

Diyabet Tanı Ve Tedavisi
Diyabet Tanı Ve Tedavisi

Diyabet yaşamı kısıtlayıcı bir hastalık değildir; diyabetle birlikte sağlıklı olarak yaşamak mümkündür. Hastalığın başlangıcında iyi planlanlanarak verilen bir eğitim, hastanın doğru yolu bulmasına yardım eder.

Diyabet tedavisinde her diyabetli için geçerli olan prensipler nelerdir?

  • Tıbbi beslenme tedavisi (Diyet)
  • Egzersiz – Fiziksel aktivite
  • Kan şekerini düşüren ilaçlar (Haplar ve insülin olarak 2 grupta toplanır.)
  • Eğitim
  • Diyabetlinin kendini izlemesi

Kan şekeri vücudumuzda nasıl kontrol altında tutulur?

Şeker hastası olmayanlarda kan şekeri açlıkta 60 ile 100 mg/dL arasında değişir; toklukta en fazla 140 mg/dL’ye çıkar. Kan şekerinin yükselmesini önleyen madde insülindir; şekerin aşırı düşmesini engelleyen başlıca madde ise glucagon adı verilen hormondur.

Bu iki hormon son derece uyumlu çalışarak kan şekerinin normal sınırlarda tutulmasını sağlarlar. Kısacası kan şekeri açlıkta ve toklukta 60 ile 140 mg/dL arasında değişir. Örneğin en ağır yemeklerden sonra bile 140-150 mg/dL’yi geçmez.

Uzun süre, örneğin 72 saat aç kalınsa bile şeker hastası olmayan birisinde kan şekeri 45 mg/dL’nin altına düşmez.

Vücudumuzda üretilen insülinin görevi nedir; nasıl etki eder?

İnsülin, şekerin yükselmesini önleyen bir hormondur. Midenin arkasında pankreas adlı organımızda beta hücrelerinde yapılır ve doğrudan kana verilir.

Kan şekeri yükselince (örneğin; yemekten sonra) pankreastaki insülin yapan hücreler uyarılır ve kana insülin verilir. İnsülin kan şekerinin hücrelerimize girmesini sağlar. Böylece kan şekeri normalde tutulur; yükselmez.

Hücrelere giren şeker burada yakılır ve enerji olarak kullanılır; yürümek, çalışmak, düşünmek gibi her iş için enerji gereklidir.

Diyabetlide şeker dengesi nasıl bozulmuştur?

Tip I diyabette pankreastan insülin yapımı ya çok azalmış ya da durmuştur. Bu durumda kanda insülin yoktur. Kan şekerini düşürmek için dışardan insülin vermek zorunludur. Tip II diyabette ise pankreasta ileri dönemlere kadar normale yakın insülin yapımı vardır; hatta bazen normalden fazla bile insülin yapımı vardır.

Ancak insülin iyi etki edememektedir. Aşırı kilo ve yanlış beslenme insülinin istenen etkiyi yapmasını önler. Buna insülin direnci denir. Vücuttaki insülin kan şekerini düşürememektedir. Diyet ve egzersizle kilo verildiğinde vücudun yaptığı insülinin etkisi artar ve kan şekeri normale iner.

Ağızdan kullanılan haplar da insülinin etkisini arttırır.

Diyabet neden tedavi edilir?

  • Kan şekerini normale yakın sınırlara indirmek için tedavi edilir.
  • Yüksek kan şekeri, uzun dönemde yıllar içinde kontrol altında tutulmadığında damar sistemine zarar verebilir. Özellikle gözdibinde, böbreklerde, çevresel sinirlerde bu daha belirgindir. Bu zarardan korunmak için kan şekeri kontrol altında tutulmalıdır.
  • Yüksek kan şekerinin neden olduğu aşırı susama, sık ve bol idrar yapma gibi rahatsız edici şikayetleri azaltmak veya yok etmek için tedavi edilir.
  • Daha kaliteli bir yaşam sağlamak için, yüksek ve düşük kan şekerinin zararlarından korunmak için tedavi edilir.

Diyabet tedavisinin ana unsurları nelerdir?

Diyabet tedavisi diğer hastalıkların tedavisinden farklıdır. Sadece doktorun reçetesindeki ilaçları kullanmakla ve diyet listesi almakla tedavide başarı sağlanamamaktadır.

Diyabet tedavisinde, önce tedavi ve takibe ilişkin gerekli bilgilerin edinilmesi gerekir. Bunun yolu diyabetli kişinin eğitiminden geçmektedir.

Edinilen bilgilerin günlük yaşama uygulanması, diğer deyişle davranışların iyi yönde değiştirilmesi sürekliliği ve tedaviye uyum diyabet tedavisinin olmazsa olmazıdır.

Tedavide diyabetlinin rolü nedir?

Tedavide en önemli rol diyabetlinindir. Hekim diyabetli kişiyi yönlendirecektir; ama beslenme şeklinden başlayarak yaşam tarzındaki tüm değişiklikleri yapmak hastanın sorumluluğundadır. Tedavide en önemli rolün hastaya verilmesi ve hastanın bunu başarabilmesi eğitimle mümkün olmaktadır.

Diyabetle birlikte sağlıklı olarak yaşamak mümkündür. Diyabetli kişiler yıllarca diyabetle birlikte normal insanlar gibi yaşayabilmektedir. Diyabet, yaşamı kısıtlayıcı bir hastalık değildir. Diyabetli çocuk, okuluna rahatlıkla gidebilir; günlük aktivitesini yapabilir. Diyabetliler spor yapabilir.

Diyabetliler arasında maratoncular bile bulunmaktadır.

Tedavide motivasyonun rolü nedir?

Tedavide önemli olan bir diğer nokta; motivasyondur. Diyabetli, tedavisine dikkat ettiği sürece güven altındadır.

Tedavinin her zaman aynı dikkat ve itina ile yürütülmesi, diyabetlinin bilgisine yani eğitimine, ailesinin, arkadaşlarının, kendisine olan yardımına ve kişinin kendisinin hastalığına verdiği öneme bağlıdır. Diyabetlinin tedavisine uyumunu en çok kendi iç isteği etkiler.

İyi eğitilmiş, çevresince desteklenen, diyabetini kabullenmiş hastalarda tedavinin başarı ile yürütülmesi daha kolaydır. Hastalığın başlangıcında iyi planlanmış ve gerçekleştirilmiş bir eğitim, hastanın doğru yolu bulmasına yardım eder.

Источник: https://www.diyabetevi.com/diyabet/sorularla-diyabet/diyabet-nasil-tedavi-edilir

Diyabet belirtileri, tanısı ve tedavisi

Diyabet Tanı Ve Tedavisi

Önümüzdeki 20 yılda özellikle tip 2 (%90-95) olmak üzere diyabetin orta yaşlı ve yaşlı popülasyonun artışına da bağlı olarak 2 katına çıkması beklenmektedir.

Bozulmuş glukoz toleransı ve bozulmuş açlık glukozu nedeniyle diyabet olma riski artan kişilerle bu sayılara ulaşılacağı hatta geçileceği de düşünülebilir. Genel nüfusa göre diyabetlilerin oranı gelişmiş ülkelerde en yüksektir (%6.0) ve 2025’te de öyle olması beklenmektedir (%7.

6) gelişmekte olan ülkelerde diyabetiklerin oranı düşük olmasına rağmen (1995’te ,53.3) 2025’te %4.9 olması beklenmektedir. Bu da toplam diyabetlilerin en büyük bölümünü gelişmekte olan ülkelerin oluşturacağı anlamına gelmektedir (gelişmekte olan ülkeler %170 ve %42 gelişmiş ülkeler).

Diyabet neden artıyor: etnik köken ve aile öyküsü sorumlu tutuluyor. Aşırı kilolu veya obez kişilerle yakından ilişkilidir. Batılı beslenme ve yaşam tarzına geçişte artış.

Diyabet Tanısı

Hem Dünya Sağlık Örgütü ve hem de ADA diyabetin tanı kriterlerini ve diğer hiperglisemi kategorilerini değiştirmek üzere 1997 ve 1999 yıllarında ayrı ayrı toplanmışlar ve tanı koydurucu açlık plazma glukoz düzeyi 7,0mmol/l’ye düşürülmüştür.

ADA diabet tanı kriterleri: 1-DM klasik semptomları olan bir kişide günün herhangi bir zamanında kan şekerinin ≥ 200 mg/dl bulunması. 2-Açlık kan şekerinin iki kez ≥ 126 mg/dl olması. 3-OGTT’de 2. saat kan şekerinin ≥ 200 mg/dl bulunması. 4-HbA1c > %6,5.

Tanı kriterleri venöz plazmada glukoz oksidaz yöntemi ile yapılan ölçümleri baz almaktadır.

Klinikte ve hastaların kendi kendilerine glisemi takibinde kullandıkları kapiller kan glisemi değerleri biraz daha farklı olabilir.

[attention type=green][attention type=red][attention type=yellow]
Daha önce sınırda diyabet yada “latent diyabet” diye anılan IGT ve IFG artık “prediyabet” olarak kabul edilmektedir. Her ikisi de diyabet ve kardiovasküler hastalık için önemli risk faktörleridir.
[/attention][/attention][/attention]

Prediyabet: Bozulmuş açlık glukozu (IFG); açlık plazma glukozunun (en az 8 saatlik açlığı takiben) 100-125 olmasıdır. Bozulmuş glukoz toleransı (IGT); OGTT’de 2. saat plazma glukozunun 140-199. olmasıdır.

HbA1c (A1C): Açlık ve tokluk kan şekeri ortalamasıdır. Genel glukoz kontrolünü yansıtır, eritrositlerdeki hemoglobinin glukozillenmiş formudur. A1C düzeyleri, 2-3 aylık dönemdeki glisemik kontrolü yansıtır. Genel kan glukoz kontrolünü değerlendirmenin en iyi yolu A1C’yi izlemektir.

Standardizasyonundaki sorunlar ve tanı eşiğindeki belirsizlik nedeniyle glukozillenmiş A1c’nin DM tanı aracı olarak kullanılması uzun yıllar önerilmemiştir.

Ancak son yıllarda A1C’nin tüm dünyada standardizasyonu yönündeki çabalar ve prognostik önemine dair kanıtların artması sonucunda A1C’nin de diyabet tanı testi olarak kullanılabileceği gündeme gelmiştir.

ADA, EASD, IDF ve uluslararası biyokimya federasyonu temsilcilerinin oluşturduğu uluslararası diyabet uzmanlar komitesi 2008 yılında yaptığı bir dizi toplantılar sonucunda; uluslararası standardardizasyon kurallarına uyulması koşulu ile diyabet tanısı için A1C kesim noktasını %6.5 olarak belirlemiştir. Uluslararası diyabet uzmanlar komitesi A1C %6.0-6.

4 aralığında bulunan bireylerin diyabet açısından yüksek riskli olduklarını ve koruma programlarına alınmaları gerektiğini bildirmiştir. %1’lik A1C farkı ortalama plazma glukozunu 30-35 mg/dl değiştirir. A1C’nin %50’si son bir ayda, %30’u ölçümden önceki ikinci ayda ve geri kalan %20si ölçümden önceki üçüncü ayda oluşan glisemik değişiklikleri yansıtır.

A1C arttıkça açlık gliseminin katkısı daha çok artar.

Buna karşılık A1C normale yakınsa tokluk gliseminin katkısı daha ön plandadır.

Postprandiyal glukozun genel glisemiye katkısı en çok düşük HbA1c değerlerine sahip olan hastalarda olmuştur,bu nedenle postprandiyal glukozun hedeflenmesi daha düşük A1c hedeflerine ulaşılmasına yardımcı olabilir. HbA1c yüzdesi en yüksek hastalarda bile Postprandiyal glukozun genel glisemik duruma katkısı %30’lardadır.

DM’da A1C testinin kan glukoz ölçümlerine göre avantajları: DCCT ve UKPDS verilerine uygun olarak standardize edilmiş ve PG karşılıkları belirlenmiştir. Oysa glukoz ölçümleri daha az standardize edilmiştir.

Genel olarak glisemiye maruz kalma durumunu ve uzun-dönem komplikasyon riskini gösterme açısından daha iyi bir göstergedir. Daha az biyolojik değişkenlik gösterir. Daha az oranda preanalitik kararsızlık gösterir. Belirli bir sure aç kalınmasını veya belirli zamanda kan alınmasını gerektirmez.

Stres, hastalık gibi durumlarda görülen akut glukoz düzensizliklerini yansıtmaz. Halen tedaviye başlama ve tedaviyi düzenleme hedefi olarak kullanılmaktadır.

C-peptid düzeyi: Pankreas b-hücre (endojen insülin) rezervini yansıtır. Tip 1 diyabette rutin olarak ölçülmesine gerek yoktur.LADA gibi otoimmun diyabet formlarının tip 2 diyabetten ayrılmasında ve insülin tedavisine geçilecek tip 2 DM olgularının belirlenmesinde açlık ve uyarılmış C-peptid düzeyleri ölçülebilir.

Diyabete Sınıflama

ADA’nın (American Diabetes Association) yeni diabet sınıflamasında IDDM ve NIDDM tanımları bulunmamaktadır. İnsüline bağımlı ve insülinden bağımsız diye adlandırmak içerdiği anlamdan dolayı karışıklık yarattığı gerekçesi ile artık kullanılmamaktadır.

DM’da etiyolojik sınıflandırma: Tip 1 DM, tip 2 DM, diğer spesifik tipler,gestasyonel DM, tanımlanamayan tip.

Mutlak insülin yetersizliğine yol açan hücre hasarı vardır; otoimmun (tip 1A), idiopatik (tip 1B). Hastaların %90’ında otoimmun (tip 1A), %10 kadarında non-otoimmun tiptir (tip 1B). ß-hücre yıkımı söz konusudur. ß-hücre rezervi %80-90 oranında azaldığı zaman klinik diyabet semptomları ortaya çıkar.

Tip 1A diyabette başlangıçta kanda adacık otoantikorları pozitif bulunur. İmmunite aracılıklı tip; adacık hücre otoantikorları (ICAs), insülin otoantikorları (IAAs), anti GAD (anti glutamik asit dekarboksilaz) ve antityrosine phosphtase ve antifogrin antikorları (IA2 ve IA2-β) pozitiftir.

İdiyopatik tipte bu antikorlar negatiftir.

Tip 1 DM klinik özellikleri:tüm diabetik hastaların %5-10’u tip 1. Genelde çoğu 30 yaşından genç ve zayıf, okul öncesi (6 yaş civarı), puberte (13 yaş civarı) ve geç adolesan dönemde (20 yaş civarı) üç pik görülür.

[attention type=yellow][attention type=green][attention type=red]
Otoimmunite sıktır, HLA DR3 veya DR4 > %90. İkizlerde konkordans %30-35. Mutlak insülin yokluğu, klasik diabet semptomları ani olarak başlar ve semptomlar belirgindir. Ketoasidoz sık, tedavide mutlaka insülin gereklidir.
[/attention][/attention][/attention]

β hücre rezervinin % 90’ının kaybı ile semptomlar ortaya çıkar.

Son 20 yıldır daha ileri yaşlarda ortaya çıkabilen latent otoimmun diyabet (LADA: latent autoimmun diabetes of adult) formunun çocukluk çağı ( 140 mg/dl saptanırsa 75 gr 2 saat ya da 100 gr 3 saat glukoz yükleme testi yapılır. 75 gr 2 saat/100 gr 3 saat OGTT’nin gebede değerlendirilmesi; açlıkta 92, 1.

saatte 180, 2. saatte 153, 3. saatte 140. Belirtilen değerleri bulan ya da aşan tek değerin bulunması gdm tanısı koydurur. Diyabetik bir ortamda gelişmek insan fetusu üzerinde önemli doğumsal kusurlar ve geç dönem ölümlerden, yağlanmadaki hafif artışa doğru uzanan geniş bir yelpazede etkiler oluşturur.

Diyabette komplikasyonlar

1-Makrovasküler komplikasyonlar: koroner kalp hastalığı, periferik arter hastalığı, serebrovasküler hastalıklar. DM’li hastaların 3/4’ü KAH bağlı komplikasyonlar nedeniyle kaybedilirler. DM, KAH eşdeğeri kabul edilmiştir.

2-Mikrovasküler komplikasyonlar: Mikrovasküler komplikasyonlar deyiminin pratik anlamı; diyabet hastalarının gözlerinde, böbreklerinde ve sinir sisteminde meydana gelen değişikliklerdir, yani; retinopati, nefropati, nöropatidir.

  • Diyabetik retinopati:optimal glukoz ve kan basıncı kontrolü sağlanmalıdır. Tip 2 diyabette tanıda göz dibi muayenesi yapılmalıdır. Tanıdan sonra her yıl göz dibi muayenesi yapılmalıdır.
  • Diyabetik nefropati:glukoz ve kan basıncı kontrolüsağlanmalıdır. Mikroalbuminüri yılda bir ölçülmelidir. Serum kreatinin yılda bir ölçülerek GFR hesaplanmalıdır.
  • Diyabetik noropati:vücudunun herhangi bir sistemini tutabilir. Özellikle alt ekstremiteleri tutan duyusal noropati infeksiyon ve iskemi ile birlikte en önemli ayak amputasyonu nedenidir.

Diyabet Tedavisi

Tıbbi beslenme tedavisi: kapsamlı diyabet bakım ve tedavisinin vazgeçilmez bir bileşenidir. Tedavinin başlatılmasından sonra 6-12 haftalık sürede A1C düzeyleri sıklıkla %1-2 düşer.

Diyabette tıbbi beslenme tedavisi hedefleri:

1-Optimum metabolik sonuçları elde etmek ve sürdürmek:diyabet komplikasyonlarını azaltacak normal sınırlarda kan glukoz hedefleri, vaskuler hastalık riskini azaltacak KB değerleri, makrovaskuler hastalık riskini azaltacak lipid düzeyleri elde edilmeye çalışılır.

2-Beslenmeyle ilgili komplikasyonları önlemek,geciktirmek veya tedavi etmek: obezite, dislipidemi, KVS hastalığı, HT, nefropati gibi.

3-Sağlıklı yiyecek seçimleri ve fizik aktivite ile sağlığı iyileştirmek.

4-Kişisel beslenme gereksinimlerine hitap etmek.

Tip 1 hastada diyet; hasta özellikle genç ve normal kilolu ise 3 ana 3 ara öğün halinde ve 30-35 kcal/kg şeklinde olmalıdır. Kalorinin %20 si kahvaltıda, % 20si öğleyin, %30’u akşam ve 3 ara öğünde % 10 ar olarak pay edilmesi önerilir.

Tip 1 hastada ADA diyet önerileri: Lif 25-35 gr gün olmalıdır. Protein % 10-20 0,8 gr/kg böbrek hastalığı yoksa, 0,6gr/kg nefropati varsa. Kolesterol < 300 mg/gün. Na ≤3 gr/gün (hipertansiyon varsa < 2,4 gr hipertensiyon + nefropati varsa < 2gr/gün).

Tip 2 diabette diyet önerileri: Fazla kiloları vermek hiperglisemi, dislipidemi ve hipertansiyonu kontrol altına almaya yardım eder. Kişinin diyet anamnezi alınır ve günlük aldığı kalori hesaplanır 250-500 kcal daha az kalori içeren diyet listesi hazırlanır. Total özellikle sature yağlar azaltılır. Fiziksel aktivite önerilir.

Tip 2 diabette diyet: karbonhidrat kişiye ve diyet hedefine göre planlanır. Lif 20-35 gr/gün olmalıdır. Protein total kalorinin % 10-20 si; böbrek hastalığı yoksa 0,8gr/kg/gün nefropati varsa 0,6 gr/kg/gün. Yağ total kalorinin % 30u total yağ miktarının % 10 undan azı satüre yağlar olmalı. Kolesterol

Источник: https://www.medikalakademi.com.tr/diyabet-belirtileri-tanisi-ve-tedavisi/

Gebelik & Gestasyonel Diyabeti Tanısı ve Tedavisi

Diyabet Tanı Ve Tedavisi

Diyabet yani daha çok bilinen ismiyle şeker hastalığı pankreasın hiç insülin üretmemesi ya da yetersiz insülin üretmesinden kaynaklanan son derece önemli bir sağlık sorunudur. Özellikle son yıllarda obezitenin de artmasına paralel olarak artış gösteren diyabet bugün global bir sağlık sorunu haline gelmiştir.

Yazımızda; gebelikte tokluk kan şekeri kaç olmalı, gebelikte açlık şekeri kaç olmalı, diyabet gebeliği ve bebeği nasıl etkiler gibi merak edilen soruların cevaplarını bulabilirsiniz.

Gebelik Diyabeti Nedir?

Gebelik diyabeti, hamileyken ortaya çıkan veya ilk defa gebelikte fark edilen şeker hastalığıdır. Daha önce diyabet tanısı almamış bir kadın gebelik döneminde diyabet tanısı alabilmektedir. “Gestasyonel diyabet” olarak tanımlanan bu tablo gebelik bitimiyle birlikte ortadan kalkabilmektedir.

Özellikle ailesinde diyabet hastası olanlar, yüksek tansiyon, kolesterol yüksekliği ve fazla kilo sorunu olanlar gebelikte ortaya çıkan diyabet açısından risk grubunda yer almaktadır. Gestasyonel diyabet tüm gebelerin yaklaşık %3’ünde görülmekle birlikte bu vakaların yaklaşık %10’unda diyabet kalıcı olmaktadır.

Gebelik Diyabeti Nasıl Ortaya Çıkar?

Gebelik döneminde plasenta (göbek kordonu) büyüdükçe salgıladığı hormonlar artar, insülin etkisiz kalır ve kan şekerinde yükselme başlar. Bu etki genellikle gebeliğin 20. ve 24. haftalarında artmaktadır.

Ancak kilo fazlası olan kadınlarda gebeliğin ilk aylarından itibaren kan şekeri yüksek seyredebilmektedir.

Doğumun gerçekleşmesiyle birlikte plasenta atıldığından bu hormonlar kaybolur ve şeker hastalığı da ortadan kalkar.

Gebelikte Şeker Hastalığı (Gestasyonel Diyabet) Nasıl Teşhis Edilir?

Vücudumuzda insülin olmayınca, besinlerle aldığımız şeker ve diğer besin unsurları, ihtiyaç duyan hücrelere giremez. Böylelikle, hücreler şekere ulaşamazken kanda şeker normal değerlerin üstüne çıkar.

Diyabet Tip 1 ve Tip 2 olmak üzere iki farklı şekilde görülür. Tip 1 Diyabet, pankreas bezinin yeterli insülin sağlayamadığı ve tanının genç yaşlarda konulduğu diyabet tipidir. Tip 1 diyabet hastalarının tedavisinde insülin kullanılmaktadır. Tip 2 diyabet ise, insülinden bağımsız diyabet olarak bilinir. Kadınlarda özellikle polikistik over sendromu ile beraber görülebilir.

Gebelik diyabeti kadında hiçbir belirti yapmadığından bütün gebeler mutlaka taranmalıdır. 50 gram şeker yükleme testi gebeliğin 24-28. haftasında yapılır.

Günün herhangi bir saatinde 50 gram glikoz içilir ve bir saat sonra kan şekerine bakılır. 140 mg/dl ve fazla ise şeker hastalığı riski vardır ve bu kişilerde 100 gramlık şeker yükleme testi yapılır.

140 mg/dl’nin altında çıkarsa şeker yok demektir.

Diyabet ve Tansiyon Gibi Hastalıklar Kısırlık Nedeni midir?

Tansiyon ve şeker gibi kronik rahatsızlıklar doğrudan kısırlık sebebi olmasa da kısırlığa sebep olabilen faktörler arasında yer alır. Fakat bundan daha da önemlisi hamile kaldıktan sonra şeker ve tansiyonun nasıl ilerleyeceğidir.

İlk aylarda şekeriniz çok iyi giderken insülin veya ilaç ihtiyacı azalır ama bebek büyüdükçe bu denge tersine dönmeye başlar. Bu süreçte daha çok insüline, diyetisyen kontrollerine ve egzersize ihtiyaç olduğu unutulmamalıdır.

Tansiyon ve şeker, infertilite değerlendirmesinde hamile kalmadan önce mutlaka gözden geçirilmelidir.

Kimler Gebelikte Diyabet Riski Taşır?

• Ailesinde şeker hastalığı olanlar• Fazla kilolu olanlar• Önceki doğumda iri bebek (>4 kg) doğuranlar• Düşük yapanlar• Gebelik yaşı 25’ten büyük olanlar• Önceki gebeliğinde yüksek kan şekeri sorunu yaşayanla

• İdrarda şeker bulunanlar

Risk Grubunda Olanlar Ne Yapmalı?

Gebelik diyabeti açısından risk grubunda olanlar şeker yükleme testini gebeliğin ilk aylarında yaptırmalıdır. Bu testin sonucunda diyabet tanısı konmasa da gebeliğin 20-24. haftalarında şeker yükleme testinin tekrarlanması gerekmektedir.

Gebeliği sırasında diyabet almış kadınlarda kan şekeri genellikle 24. haftada çıktığı için bebekte herhangi bir anormallik yaşanmaz. Ancak gebeliğin ilk üç ayında bu sorun tespit edilirse o zaman çok daha dikkatli olmak gerekmektedir. Gebelik öncesinde diyabet tanısı almış kadınlar da sağlıklı bebek dünyaya getirebilirler.

Ancak bu kadınların gebelikleri boyunca kan şekeri kontrolleri çok büyük önem taşımaktadır.
Gebelikte ortaya çıkan diyabet, bebeğin iri olarak doğmasına neden olduğu için önemli bir risktir. Annenin kan şekerinin yüksek olması nedeniyle bebeğin pankreası da daha fazla insülin üretmektedir.

[attention type=red][attention type=yellow][attention type=green]
Bu da bebeğin yağlanmasına ve sonuçta da iri olarak dünyaya gelmesine neden olmaktadır. Bu durumda doğumu sezaryen olarak gerçekleştirilmesi zorunlu hale gelebilmektedir. Bebekte doğumdan sonra kan şeker düşüklüğü yaşanabilmektedir. Bu nedenle bebeğin kan şekerinin düzenli ölçmek gerekir.
[/attention][/attention][/attention]

Ayrıca bu bebeklerde kan kalsiyum ve magnezyum seviyesi düşük olabileceğinden bu yönden de kontrol edilmeleri gerekmektedir.

Gebelikte Diyabet Takibinde Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar?

Gebelik diyabetinde takip iki yönlüdür. Birincisi annenin kan şekerinin ayarlanması, ikincisi kadın doğum uzmanı tarafından bebeğin gelişiminin incelenmesidir. Diyabet takibinin en önemli noktası ise kan şekeri değerlerinin normal seviyelerde kalmasının sağlanmasıdır.

Düzenli yapılacak kan şekeri ölçümlerinde kan şekeri değerinin 60-120mg/l arasında tutulması sağlanmalıdır. Açlık, tokluk 1.saat ve tokluk 2.saat olmak üzere kan şekeri ölçülmeli, ayrıca akşam yemek öncesi ve gece 22.30’da (bazen gece 03-04.00’te) kan şekeri ölçülerek takibi sağlanmalıdır.

Yapılan bu ölçümlerde, açlık kan şekeri 95 mg/dl ve altında, tokluk 1. saat kan şekeri 140 mg/dl ve altında, tokluk 2. saat kan şekeri ise 120 mg/dl ve altında olmalıdır. Ayrıca zaman zaman idrarda keton ölçümünün de yapılması önemlidir. İdrarda keton diyabet açısından önemli bir belirteçtir.

Diyabetli Kadınlar Hamilelik Sırasında Nelere Dikkat Etmeli?

Şeker hastalığı teşhisi ile izlenen anne adaylarının, gebelik öncesi değerlendirilmeleri çok önemlidir ve takiplerini kolaylaştırır. Eğer fazla kilolu ya da obez iseniz, gebelik öncesinde kilo vermeniz ve şekerinizin dengelenmesi, hamileliğinizi daha rahat geçirmenizi sağlayacak ve doğumu da kolaylaştıracaktır.

Öncelikle dengeli ve doğru beslenme alışkanlıklarını edinmek ve egzersiz hamilelikte çok önemlidir. Hamilelerin haftanın 4-5 günü yürüyüş yapmalarını öneriyoruz. Yürüyüş yapılamadığında aerobik egzersizler (hamilelik yogası) 30-40 dakikaya ulaşacak düzeyde yapılmalıdır. Böylece düzenli egzersiz kan şekerini düşürür, tansiyonu dengeler ve kontrolüne de destek olur.

Gebelikte Diyabet Hastalığı Önemli midir, Takibi ve Kontrolü Nasıl Olmalıdır?

Gebelikte şeker hastalığını iki gruba ayırabiliriz. Daha önceden şeker hastası olduğu bilinen ilk grupta yer alırken 2. grupta 24-28. haftalar arası şeker tarama testleri ile saptadığımız gebeliğe bağlı şeker hastalığı yer alır.

İki şeker hastalığının da gebelikte tanısı ve takibi oldukça önemlidir.

Daha önceden şeker hastalığı olduğu bilinen olgularda özellikle ilk 3 ayda şeker düzeylerinin yeterli olarak kontrol altına alınmadığı olgularda biz çocukta yapısal anomalilere sıkça rastlıyoruz.

En sık karşımıza çıkanlarsa beyin omurilik sisteminde oluşan yapısal anomaliler ve kalpte oluşan yapısal anomalilerdir. Bunların açıkçası telafisi mümkün değil.

Bu nedenle gebeliğin erken dönemlerinde hatta gebe kalmadan önce şeker hastası olduğu bilinen olgularda şeker düzeylerinin düzgün şekilde ayarlanması bu konuda hastaların kadın doğumcu ve endokrin uzmanlarından profesyonel yardım alması oldukça önemlidir.

İkinci gruptaki hastalarda ise yani gebelikte şeker hastalığı saptanan hastalarda yine çok önemli. Özellikle bu grupta aşırı iri bebek gelişimi anne karnında suyun aşırı artması ve bunun tetiklediği erken doğum karşımıza çıkan sorunlar arasındadır.

Ayrıca şeker hastalığı olduğu bilinen olgularda bebek doğar doğmaz kan şekerlerinde ciddi düşmelerle karşılaşabiliyoruz. Bu durum bebeğin hayatını tehdit edebilecek bir sıkıntı olarak karşımıza çıkabiliyor. Bu nedenle şeker hastalığı üzerinde durulması gereken ve gerekli önlemlerin alınması gereken bir rahatsızlıktır.

Gebelikte Kan Şekeri Kontrolü

Gebelikte tokluk kan şekeri

Hamilelikte tokluk kan şekeri kaç olmalı: Yemekten 2 saat sonra Gebelikte açlık kan şekeri

Hamilelikte açlık şekeri kaç olmalı: Kahvaltıdan önce: 60-90 mg/dl

Öğle ve akşam yemeği öncesi: 60-105 mg/dl şeklinde olmalıdır.

Gebelik Süresince Yapılacak Diğer Testler

• Ultrason ile bebeği takip etmek• Bebek kalp atımı takip edilir.

• Amniosentez: Down sendromu için yapılan bu test özellikle yaşı 35’ten büyük kadınlarda uygulanmalıdır.

Beslenme ve Egzersiz

Gebelik süresince 9-12 kg alınması uygundur. Eğer gebeliğe fazla kilo ile başlandıysa 7– 8 kg, düşük kilo ile başlandıysa ise 17–20 kg ağırlık kazanımı normal olarak kabul edilmektedir.

Egzersiz ve hareketli bir yaşam, tüm diyabetliler için büyük önem taşımaktadır. Çünkü egzersiz kan şekeri düşürmeye yardımcı olabildiği gibi kan şekeri kontrolünün sağlanmasında da destek olur.

Gebe kadınların haftanın 4-5 günü yürüyüş yapmalarını önermekteyiz. Yürüyüş dışında aerobik egzersizler de yine her gün 45 dakika olarak yapılabilir.

[attention type=green][attention type=red][attention type=yellow]
Gebelikte beslenme çok önemli olmakla birlikte diyabet hastası için bu önem daha da artmaktadır. Beslenmede, daha çok sebze, tam tahıllar, kuru baklagiller, posalı gıdalar tercih edilmelidir.
[/attention][/attention][/attention]

Zeytinyağı, tam buğday ekmeği, yağsız yoğurt ve yağsız süt tüketmeye özen gösterilmelidir. Margarin tüketilmemeli ve karbonhidrat alımı sınırlanmalıdır.

Karbonhidratlar günlük alınan toplam kalorinin %40’ını aşmamalıdır.

Bir başka önemli nokta da tansiyon değerleridir. Bu nedenle düzenli tansiyon ölçümü ve takibi yapılmalı ve büyük tansiyonun 140’ı, küçük tansiyonun ise 90’ı geçmesi durumunda doktorunuza başvurmanız gerekmektedir.

Gebelik Diyabetinde İnsülin Tedavisi Ne Zaman ve Nasıl Yapılır?

Açlık kan şekeri diyete rağmen 105mg/dl’yi geçerse ve tokluk 2 saat 120 mg/dl’yi geçerse insülin tedavisine geçmek gerekmektedir. İnsülin başlanan gebeler evde kan şeker ölçümü yaparak takip yapmak zorundadır.

İnsülin günde 2 kez yapılabildiği gibi 4 kez de yapılabilir. Buna sizi takip eden hekiminiz karar verir ve sizin için en uygun ve uyum sağlayabileceğiniz bir metodu önerir.

Plasentadan geçtikleri için, oral antidiyabetikler gebelikte kullanılmamaktadır.

Gebelik Şekeri Anne ve Bebek için Hangi Risklere Neden Olur?

Gebelik şekeri, %3 oranında görülmekle beraber, bu annelerin %10’u ilerde şeker hastası olabilmektedir. Bebekte ise şeker hastalığı gelişmez. Ancak tekrar vurgulamak gerekirse anne adayında ilerde şeker hastalığı gelişme riski ilk 10-15 yıl içinde fazladır. Bu nedenle 6 ayda bir açlık ve tokluk kan şekerine baktırılmalıdır.

Gebelikte şeker hastalığı çıkan kadınlarda kan şekeri genellikle 24. haftada çıktığından çocuklarda anormallik olmaz. Çocuklarda anormallik ancak ilk 3 ayda kan şekeri yüksek ise olabilir. Ancak gebelik öncesi şeker hastalığı varsa bu kadınlarda kan şekeri kontrolü büyük önem taşır.

Gebelik şekeri, bebek açısından aşağıdaki riskleri taşır

• HbA1c gebeliğin ilk aylarında 8’in üzerinde ise düşük riski 3 kat artmaktadır.• Diyabetik kadınların çocuklarında engelli oranı %8-13, şeker hastası olmayan kadınlarda %2-4’tür. HbA1c ne kadar yüksek ise engelli çocuk oranı o oranda artar.

• Kan şekeri > 250mg/dl ise erken doğum riski artar.

• Gebeliğin ikinci yarısında yüksek kan şekerleri iri bebek, bebekte zor solunum, bebekte şeker düşüklüğü, sarılık, polisitemi, kalsiyum düşüklüğü ve doğumsal kalp problemlerine neden olur.

Doğum ve Sonrası

Gebelikte diyabet tanısı almış anne adayları da normal doğum yapabilir. Ancak burada kararı vermede çocuğun durumu etkendir. Doğum genellikle 38. haftada yapılır ve doğum sırasında kan şekeri yüksekse serum ile insülin verilir. Düzenli takip ve kontrollerle de sağlıklı bebekler dünyaya getirmek mümkündür.

Doğum sonrasında da annenin beslenmesinin gebelikte olduğu gibi devam etmesi gerekir. Kan şekeri değerleri kendiliğinden düzeldiğinde insülin tedavisi kesilebilir. Bu nedenle doğumun gerçekleştiği gün ve sonrasında kan şekeri ölçümlerinin düzenli olarak yapılmaya devam etmesi gerekir. Eğer doğum sonrası şeker normal ise doğumdan 1-2 ay sonra yine kan şekeri ölçümü yapılmalıdır.

Gebeliğinde şekeri yükselen tüm kadınlarda daha sonraki yıllarda diyabet gelişme riski yüksek (%10) olduğu için düzenli egzersiz ve kilo kontrolü yanında sağlıklı beslenmelerine de dikkat etmeleri gerekir. Ayrıca 6 ayda bir açlık ve tokluk kan şekeri ölçmekte de fayda vardır. Daha sonra tekrar gebe kalacaklarsa önceden takip ve kontrolleri çok önemlidir.

Kilo kadar önemli bir başka faktör de yağın vücutta daha çok nerede toplandığıdır. Kilosu normal bile olsa, bel çevresi 102 cm’yi aşan erkekler ve 88 cm’yi aşan kadınlar çok risklidir.

Bel çevresi 94 cm’yi aşan erkeklerle, 80 cm’yi aşan kadınlar daha dikkatli olmalıdır.

Kişiye özel kilo kontrolü, dengeli ve doğru beslenme ve egzersiz programıyla beraber yaşam biçimi değişikliği sayesinde, şeker hastalığı kontrol edilebilmektedir.

Источник: https://bahceci.com/hizmetler/gebelik-diyabeti/

Diyabet belirtileri ve diyabet tedavisi

Diyabet Tanı Ve Tedavisi

Pankreas, üst karın bölgesinde midenin arkasında yer alan bir salgı bezidir. Salgıladığı hormonlar, kan şekerini düzenler. Bu hormon salgılarından en önemlisi insülindir.

İnsülin salgılanması yetersiz ya da hiç salgılanmıyorsa, hücrelerin enerjisi için önemli olan şeker(glikoz) hücre içerisine giremez ve bu şeker genellikle kanda birikir. Kanda bulunması gerekenden fazla miktarda şeker bulunması, oldukça tehlidir.

Kanda adeta zehir etkisi yapan şeker, vücudun değişik organlarına kolayca ulaşır ve bazı tedavisi zor hastalıklara sebep olur.

Diyabet, Şeker Hastalığı Belirtileri

Şeker hastalığının anlaşılması ve hangi safhada olduğu, bazı testler ile kolayca anlaşılmaktadır. Bu testlerin yapılmasına gerek duyulduğu ve belli alışkanlıklarda ciddi değişimler yaşandığında, mutlaka doktora başvurulmalıdır.

Diyabetin belli başlı belirtileri, aşırı susama ve susuzluk, iştahlılık sık sık acıkma, gereğinden fazla idrar yapma ve idrar yapmak için uykudan uyanma, ciltte belirgin kurumalar, kolay yorulma, halsizlik, yemeklerden sonra uyku hali, basit deri yaralanmaları dahil yaraların kolay iyileşmemesi ve bulanık görme genel şikayetlerdendir.

Bu durumlardan bazılarının birlikte anılması ve genetik geçmiş ile aile hastalık bilgileri ışığında, doktor hastanın diyabet olma durumunu değerlendirebilir.

Diyabetin Diğer Hastalıklar ve Vücut Üstündeki Bazı Etkileri

Kanda artan şeker miktarı ilk olarak dolaşım sistemine zarar vermeye başlar. Dolaşım sistemi yardımı ile kalp, böbrekler ve beyin gibi hayati organlar üzerinde ciddi etkiler oluşturur.

Gözler ve diğer duyu organlarında, geri dönüşü olmayan kayıplara sebep olarak, uç uzuvlar; ayak ve ellerde dolaşım bozukluğu ile kangrene kadar varan ciddi hastalıklara yol açar. Kanda biriken şeker, böbreklerden idrar yolu ile atılmaya çalışılır ve aşırı idrar yapma isteği ile susuzluk baş gösterir.

Dolaşım sisteminde oluşan hasarlardan dolayı, şekerden zengin oksijenden fakir kan, dokulara yeteri kadar ulaşamaz. Kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği, görme bozuklukları ve körlük oksijenden fakirleşen bu organlarda oluşabilecek bazı hastalıklardır.

[attention type=yellow][attention type=green][attention type=red]
Yine şeker miktarına bağlı olarak, diyabetlilerde böbrek üstü bezleri ve böbrekleri besleyen damarların hasar almasından dolayı, hipertansiyon görülür. Kalp damarları başta olmak üzere, damar tıkanıklığı oluşabilir.
[/attention][/attention][/attention]

Hücrelerin glikozu enerji olarak kullanamamasından dolayı, yağ ile depolanmış enerji kaynaklarını ve protein tüketmeye başlar, kilo kaybı ve kilo kaybı ile doğru orantıda ödem ve asit düzeyi artar. Bu durumlar, diyabet hastalığının tedavisi ve tedavi edilmemesine bağlı olarak, hastanın ölümüne varacak kadar, ciddi bir tabloya ulaşabilir.

Diyabet Çeşitleri

Tıbbi olarak çeşitlendirilmiş iki tür diyabet(şeker) hastalığı vardır. Bunlar;

– Tip 1 Diyabet

– Tip 2 Diyabet

Şeklinde sınıflandırılır ve birbirlerinden farklı, ancak sebep ve sonuç olarak aynıdırlar.

Tip 1 Şeker(Diyabet) Hastalığı

Pankreas bezindeki insülin yapımı ile görevli hücrelerin, bazı sebeplerden hasarlanması ile insülin üretemez duruma gelmesi sonucu, oluşan şeker hastalığıdır. Oluşumu birkaç gün gibi kısa bir sürede ortaya çıkabilir.

En önemli belirtileri, kan şekerinde ani ve ciddi artış, karaciğer kolesterol ve enerji üretimi için, yağ yakımında artış ve karaciğer fonksiyonlarında ciddi değişim, sağlıklı olarak kabul edilen vücutta, aşırı eksilen protein miktarıdır.

Genel olarak 20’li yaşlardan önce görülen bir durumdur.

Tip 2 Şeker(Diyabet) Hastalığı

İnsülin üretimi normal, ancak insülinin kalitesindeki zayıflık sebebiyle, ortaya çıkması söz konusudur. İnsülin bağlama yerinin azlığı veya bağlama yerindeki bir hastalık ve olumsuzluk görülür. Tip 1’e göre çok daha fazla görülür. Ortalama 40 yaş üstü yetişkinlerde oluşur. Halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen tip 2 diyabettir.

Diyabet İçin Risk Faktörleri

Tip 2 şeker hastalığına yakalanma riski olarak tıbbi otoritelerin belirlediği durumlar, aileden gelen genetik kodlar ve ailede şeker hastasının olması, fazla kilolu olmak, hızlı şekilde yiyecek yemek, şeker hastalığına bağlı olmadan önce hipertansiyonu olanlar, kolesterolü yüksek olanlar, tembel şekilde hareketsiz yaşam sürenler.

Özellikle kilolu olmak ve kiloların bel bölgesinde depolanmış olması ile 40’lı yaşları aşmış olmak, genetik faktörlerden daha ileri risktir.

Diyabette(Şeker Hastalığı) Tanı Ve Tedavi

Diyabet tanısının sağlıklı ve kesin olarak konulması için, bazı laboratuar testleri uygulanır. Kan ve idrar testleri ile şeker miktarı tam olarak saptanmaya çalışılır. Yapılan testlerin aç karnına ve doktor kontrolü ile tok karnına yapılması, elde edilen verilerin standartlar ile karşılaştırılması ile tedavi şekli belirlenir.

Tedavideki amaç, kandaki şeker miktarını normal seviyede tutmaktır. İlk yapılacak tedavi şekli, hastaya acil ve etkili şekilde diyete sokmak ve perhizinde düzenli olmasını sağlamaktır. Beslenme şeklinden, toz şeker gibi basit şekerler ve bu şekerleri içeren besin maddeleri çıkartılır ve yasaklanır. Protein ve yağ tüketimi sınırlandırılır.

Egzersiz, diyabette önemli bir tedavidir. Kilo verilir, dolaşım düzene girer ve insülin seviyesi dengeye girer. En önemli tıbbi müdahale ise insülin tedavisidir. Pankreas tarafından yetersiz ya da kalitesiz salgılanılan insüline destek olmak için, vücuda düzenli şekilde insülin verilir. Bu tedavi yalnız doktor kontrolü ile şeker hastalığının şiddetine göre belli dozajlarda uygulanır.

Bir önceki yazımız olan Meme Kanserine Aşı başlıklı makalemizde erkeklerde meme kanseri, meme kanseri ve meme kanseri aşısı hakkında bilgiler verilmektedir.

Источник: https://www.kanseroloji.com/diyabet-belirtileri-ve-diyabet-tedavisi-4926.html

Diyabet Nasıl Tedavi Edilir?

Diyabet Tanı Ve Tedavisi
Diyabet Tanı Ve Tedavisi

Diyabet yaşamı kısıtlayıcı bir hastalık değildir; diyabetle birlikte sağlıklı olarak yaşamak mümkündür. Hastalığın başlangıcında iyi planlanlanarak verilen bir eğitim, hastanın doğru yolu bulmasına yardım eder.

Diyabet tedavisinde her diyabetli için geçerli olan prensipler nelerdir?

  • Tıbbi beslenme tedavisi (Diyet)
  • Egzersiz – Fiziksel aktivite
  • Kan şekerini düşüren ilaçlar (Haplar ve insülin olarak 2 grupta toplanır.)
  • Eğitim
  • Diyabetlinin kendini izlemesi

Kan şekeri vücudumuzda nasıl kontrol altında tutulur?

Şeker hastası olmayanlarda kan şekeri açlıkta 60 ile 100 mg/dL arasında değişir; toklukta en fazla 140 mg/dL’ye çıkar. Kan şekerinin yükselmesini önleyen madde insülindir; şekerin aşırı düşmesini engelleyen başlıca madde ise glucagon adı verilen hormondur.

Bu iki hormon son derece uyumlu çalışarak kan şekerinin normal sınırlarda tutulmasını sağlarlar. Kısacası kan şekeri açlıkta ve toklukta 60 ile 140 mg/dL arasında değişir. Örneğin en ağır yemeklerden sonra bile 140-150 mg/dL’yi geçmez.

Uzun süre, örneğin 72 saat aç kalınsa bile şeker hastası olmayan birisinde kan şekeri 45 mg/dL’nin altına düşmez.

Vücudumuzda üretilen insülinin görevi nedir; nasıl etki eder?

İnsülin, şekerin yükselmesini önleyen bir hormondur. Midenin arkasında pankreas adlı organımızda beta hücrelerinde yapılır ve doğrudan kana verilir.

Kan şekeri yükselince (örneğin; yemekten sonra) pankreastaki insülin yapan hücreler uyarılır ve kana insülin verilir. İnsülin kan şekerinin hücrelerimize girmesini sağlar. Böylece kan şekeri normalde tutulur; yükselmez.

Hücrelere giren şeker burada yakılır ve enerji olarak kullanılır; yürümek, çalışmak, düşünmek gibi her iş için enerji gereklidir.

Diyabetlide şeker dengesi nasıl bozulmuştur?

Tip I diyabette pankreastan insülin yapımı ya çok azalmış ya da durmuştur. Bu durumda kanda insülin yoktur. Kan şekerini düşürmek için dışardan insülin vermek zorunludur. Tip II diyabette ise pankreasta ileri dönemlere kadar normale yakın insülin yapımı vardır; hatta bazen normalden fazla bile insülin yapımı vardır.

Ancak insülin iyi etki edememektedir. Aşırı kilo ve yanlış beslenme insülinin istenen etkiyi yapmasını önler. Buna insülin direnci denir. Vücuttaki insülin kan şekerini düşürememektedir. Diyet ve egzersizle kilo verildiğinde vücudun yaptığı insülinin etkisi artar ve kan şekeri normale iner.

Ağızdan kullanılan haplar da insülinin etkisini arttırır.

Diyabet neden tedavi edilir?

  • Kan şekerini normale yakın sınırlara indirmek için tedavi edilir.
  • Yüksek kan şekeri, uzun dönemde yıllar içinde kontrol altında tutulmadığında damar sistemine zarar verebilir. Özellikle gözdibinde, böbreklerde, çevresel sinirlerde bu daha belirgindir. Bu zarardan korunmak için kan şekeri kontrol altında tutulmalıdır.
  • Yüksek kan şekerinin neden olduğu aşırı susama, sık ve bol idrar yapma gibi rahatsız edici şikayetleri azaltmak veya yok etmek için tedavi edilir.
  • Daha kaliteli bir yaşam sağlamak için, yüksek ve düşük kan şekerinin zararlarından korunmak için tedavi edilir.

Diyabet tedavisinin ana unsurları nelerdir?

Diyabet tedavisi diğer hastalıkların tedavisinden farklıdır. Sadece doktorun reçetesindeki ilaçları kullanmakla ve diyet listesi almakla tedavide başarı sağlanamamaktadır.

Diyabet tedavisinde, önce tedavi ve takibe ilişkin gerekli bilgilerin edinilmesi gerekir. Bunun yolu diyabetli kişinin eğitiminden geçmektedir.

Edinilen bilgilerin günlük yaşama uygulanması, diğer deyişle davranışların iyi yönde değiştirilmesi sürekliliği ve tedaviye uyum diyabet tedavisinin olmazsa olmazıdır.

Tedavide diyabetlinin rolü nedir?

Tedavide en önemli rol diyabetlinindir. Hekim diyabetli kişiyi yönlendirecektir; ama beslenme şeklinden başlayarak yaşam tarzındaki tüm değişiklikleri yapmak hastanın sorumluluğundadır. Tedavide en önemli rolün hastaya verilmesi ve hastanın bunu başarabilmesi eğitimle mümkün olmaktadır.

Diyabetle birlikte sağlıklı olarak yaşamak mümkündür. Diyabetli kişiler yıllarca diyabetle birlikte normal insanlar gibi yaşayabilmektedir. Diyabet, yaşamı kısıtlayıcı bir hastalık değildir. Diyabetli çocuk, okuluna rahatlıkla gidebilir; günlük aktivitesini yapabilir. Diyabetliler spor yapabilir.

Diyabetliler arasında maratoncular bile bulunmaktadır.

Tedavide motivasyonun rolü nedir?

Tedavide önemli olan bir diğer nokta; motivasyondur. Diyabetli, tedavisine dikkat ettiği sürece güven altındadır.

Tedavinin her zaman aynı dikkat ve itina ile yürütülmesi, diyabetlinin bilgisine yani eğitimine, ailesinin, arkadaşlarının, kendisine olan yardımına ve kişinin kendisinin hastalığına verdiği öneme bağlıdır. Diyabetlinin tedavisine uyumunu en çok kendi iç isteği etkiler.

İyi eğitilmiş, çevresince desteklenen, diyabetini kabullenmiş hastalarda tedavinin başarı ile yürütülmesi daha kolaydır. Hastalığın başlangıcında iyi planlanmış ve gerçekleştirilmiş bir eğitim, hastanın doğru yolu bulmasına yardım eder.

Источник: https://www.diyabetevi.com/diyabet/sorularla-diyabet/diyabet-nasil-tedavi-edilir

Diyabet belirtileri, tanısı ve tedavisi

Diyabet Tanı Ve Tedavisi

Önümüzdeki 20 yılda özellikle tip 2 (%90-95) olmak üzere diyabetin orta yaşlı ve yaşlı popülasyonun artışına da bağlı olarak 2 katına çıkması beklenmektedir.

Bozulmuş glukoz toleransı ve bozulmuş açlık glukozu nedeniyle diyabet olma riski artan kişilerle bu sayılara ulaşılacağı hatta geçileceği de düşünülebilir. Genel nüfusa göre diyabetlilerin oranı gelişmiş ülkelerde en yüksektir (%6.0) ve 2025’te de öyle olması beklenmektedir (%7.

6) gelişmekte olan ülkelerde diyabetiklerin oranı düşük olmasına rağmen (1995’te ,53.3) 2025’te %4.9 olması beklenmektedir. Bu da toplam diyabetlilerin en büyük bölümünü gelişmekte olan ülkelerin oluşturacağı anlamına gelmektedir (gelişmekte olan ülkeler %170 ve %42 gelişmiş ülkeler).

Diyabet neden artıyor: etnik köken ve aile öyküsü sorumlu tutuluyor. Aşırı kilolu veya obez kişilerle yakından ilişkilidir. Batılı beslenme ve yaşam tarzına geçişte artış.

Diyabet Tanısı

Hem Dünya Sağlık Örgütü ve hem de ADA diyabetin tanı kriterlerini ve diğer hiperglisemi kategorilerini değiştirmek üzere 1997 ve 1999 yıllarında ayrı ayrı toplanmışlar ve tanı koydurucu açlık plazma glukoz düzeyi 7,0mmol/l’ye düşürülmüştür.

ADA diabet tanı kriterleri: 1-DM klasik semptomları olan bir kişide günün herhangi bir zamanında kan şekerinin ≥ 200 mg/dl bulunması. 2-Açlık kan şekerinin iki kez ≥ 126 mg/dl olması. 3-OGTT’de 2. saat kan şekerinin ≥ 200 mg/dl bulunması. 4-HbA1c > %6,5.

Tanı kriterleri venöz plazmada glukoz oksidaz yöntemi ile yapılan ölçümleri baz almaktadır.

Klinikte ve hastaların kendi kendilerine glisemi takibinde kullandıkları kapiller kan glisemi değerleri biraz daha farklı olabilir.

[attention type=green][attention type=red][attention type=yellow]
Daha önce sınırda diyabet yada “latent diyabet” diye anılan IGT ve IFG artık “prediyabet” olarak kabul edilmektedir. Her ikisi de diyabet ve kardiovasküler hastalık için önemli risk faktörleridir.
[/attention][/attention][/attention]

Prediyabet: Bozulmuş açlık glukozu (IFG); açlık plazma glukozunun (en az 8 saatlik açlığı takiben) 100-125 olmasıdır. Bozulmuş glukoz toleransı (IGT); OGTT’de 2. saat plazma glukozunun 140-199. olmasıdır.

HbA1c (A1C): Açlık ve tokluk kan şekeri ortalamasıdır. Genel glukoz kontrolünü yansıtır, eritrositlerdeki hemoglobinin glukozillenmiş formudur. A1C düzeyleri, 2-3 aylık dönemdeki glisemik kontrolü yansıtır. Genel kan glukoz kontrolünü değerlendirmenin en iyi yolu A1C’yi izlemektir.

Standardizasyonundaki sorunlar ve tanı eşiğindeki belirsizlik nedeniyle glukozillenmiş A1c’nin DM tanı aracı olarak kullanılması uzun yıllar önerilmemiştir.

Ancak son yıllarda A1C’nin tüm dünyada standardizasyonu yönündeki çabalar ve prognostik önemine dair kanıtların artması sonucunda A1C’nin de diyabet tanı testi olarak kullanılabileceği gündeme gelmiştir.

ADA, EASD, IDF ve uluslararası biyokimya federasyonu temsilcilerinin oluşturduğu uluslararası diyabet uzmanlar komitesi 2008 yılında yaptığı bir dizi toplantılar sonucunda; uluslararası standardardizasyon kurallarına uyulması koşulu ile diyabet tanısı için A1C kesim noktasını %6.5 olarak belirlemiştir. Uluslararası diyabet uzmanlar komitesi A1C %6.0-6.

4 aralığında bulunan bireylerin diyabet açısından yüksek riskli olduklarını ve koruma programlarına alınmaları gerektiğini bildirmiştir. %1’lik A1C farkı ortalama plazma glukozunu 30-35 mg/dl değiştirir. A1C’nin %50’si son bir ayda, %30’u ölçümden önceki ikinci ayda ve geri kalan %20si ölçümden önceki üçüncü ayda oluşan glisemik değişiklikleri yansıtır.

A1C arttıkça açlık gliseminin katkısı daha çok artar.

Buna karşılık A1C normale yakınsa tokluk gliseminin katkısı daha ön plandadır.

Postprandiyal glukozun genel glisemiye katkısı en çok düşük HbA1c değerlerine sahip olan hastalarda olmuştur,bu nedenle postprandiyal glukozun hedeflenmesi daha düşük A1c hedeflerine ulaşılmasına yardımcı olabilir. HbA1c yüzdesi en yüksek hastalarda bile Postprandiyal glukozun genel glisemik duruma katkısı %30’lardadır.

DM’da A1C testinin kan glukoz ölçümlerine göre avantajları: DCCT ve UKPDS verilerine uygun olarak standardize edilmiş ve PG karşılıkları belirlenmiştir. Oysa glukoz ölçümleri daha az standardize edilmiştir.

Genel olarak glisemiye maruz kalma durumunu ve uzun-dönem komplikasyon riskini gösterme açısından daha iyi bir göstergedir. Daha az biyolojik değişkenlik gösterir. Daha az oranda preanalitik kararsızlık gösterir. Belirli bir sure aç kalınmasını veya belirli zamanda kan alınmasını gerektirmez.

Stres, hastalık gibi durumlarda görülen akut glukoz düzensizliklerini yansıtmaz. Halen tedaviye başlama ve tedaviyi düzenleme hedefi olarak kullanılmaktadır.

C-peptid düzeyi: Pankreas b-hücre (endojen insülin) rezervini yansıtır. Tip 1 diyabette rutin olarak ölçülmesine gerek yoktur.LADA gibi otoimmun diyabet formlarının tip 2 diyabetten ayrılmasında ve insülin tedavisine geçilecek tip 2 DM olgularının belirlenmesinde açlık ve uyarılmış C-peptid düzeyleri ölçülebilir.

Diyabete Sınıflama

ADA’nın (American Diabetes Association) yeni diabet sınıflamasında IDDM ve NIDDM tanımları bulunmamaktadır. İnsüline bağımlı ve insülinden bağımsız diye adlandırmak içerdiği anlamdan dolayı karışıklık yarattığı gerekçesi ile artık kullanılmamaktadır.

DM’da etiyolojik sınıflandırma: Tip 1 DM, tip 2 DM, diğer spesifik tipler,gestasyonel DM, tanımlanamayan tip.

Mutlak insülin yetersizliğine yol açan hücre hasarı vardır; otoimmun (tip 1A), idiopatik (tip 1B). Hastaların %90’ında otoimmun (tip 1A), %10 kadarında non-otoimmun tiptir (tip 1B). ß-hücre yıkımı söz konusudur. ß-hücre rezervi %80-90 oranında azaldığı zaman klinik diyabet semptomları ortaya çıkar.

Tip 1A diyabette başlangıçta kanda adacık otoantikorları pozitif bulunur. İmmunite aracılıklı tip; adacık hücre otoantikorları (ICAs), insülin otoantikorları (IAAs), anti GAD (anti glutamik asit dekarboksilaz) ve antityrosine phosphtase ve antifogrin antikorları (IA2 ve IA2-β) pozitiftir.

İdiyopatik tipte bu antikorlar negatiftir.

Tip 1 DM klinik özellikleri:tüm diabetik hastaların %5-10’u tip 1. Genelde çoğu 30 yaşından genç ve zayıf, okul öncesi (6 yaş civarı), puberte (13 yaş civarı) ve geç adolesan dönemde (20 yaş civarı) üç pik görülür.

[attention type=yellow][attention type=green][attention type=red]
Otoimmunite sıktır, HLA DR3 veya DR4 > %90. İkizlerde konkordans %30-35. Mutlak insülin yokluğu, klasik diabet semptomları ani olarak başlar ve semptomlar belirgindir. Ketoasidoz sık, tedavide mutlaka insülin gereklidir.
[/attention][/attention][/attention]

β hücre rezervinin % 90’ının kaybı ile semptomlar ortaya çıkar.

Son 20 yıldır daha ileri yaşlarda ortaya çıkabilen latent otoimmun diyabet (LADA: latent autoimmun diabetes of adult) formunun çocukluk çağı ( 140 mg/dl saptanırsa 75 gr 2 saat ya da 100 gr 3 saat glukoz yükleme testi yapılır. 75 gr 2 saat/100 gr 3 saat OGTT’nin gebede değerlendirilmesi; açlıkta 92, 1.

saatte 180, 2. saatte 153, 3. saatte 140. Belirtilen değerleri bulan ya da aşan tek değerin bulunması gdm tanısı koydurur. Diyabetik bir ortamda gelişmek insan fetusu üzerinde önemli doğumsal kusurlar ve geç dönem ölümlerden, yağlanmadaki hafif artışa doğru uzanan geniş bir yelpazede etkiler oluşturur.

Diyabette komplikasyonlar

1-Makrovasküler komplikasyonlar: koroner kalp hastalığı, periferik arter hastalığı, serebrovasküler hastalıklar. DM’li hastaların 3/4’ü KAH bağlı komplikasyonlar nedeniyle kaybedilirler. DM, KAH eşdeğeri kabul edilmiştir.

2-Mikrovasküler komplikasyonlar: Mikrovasküler komplikasyonlar deyiminin pratik anlamı; diyabet hastalarının gözlerinde, böbreklerinde ve sinir sisteminde meydana gelen değişikliklerdir, yani; retinopati, nefropati, nöropatidir.

  • Diyabetik retinopati:optimal glukoz ve kan basıncı kontrolü sağlanmalıdır. Tip 2 diyabette tanıda göz dibi muayenesi yapılmalıdır. Tanıdan sonra her yıl göz dibi muayenesi yapılmalıdır.
  • Diyabetik nefropati:glukoz ve kan basıncı kontrolüsağlanmalıdır. Mikroalbuminüri yılda bir ölçülmelidir. Serum kreatinin yılda bir ölçülerek GFR hesaplanmalıdır.
  • Diyabetik noropati:vücudunun herhangi bir sistemini tutabilir. Özellikle alt ekstremiteleri tutan duyusal noropati infeksiyon ve iskemi ile birlikte en önemli ayak amputasyonu nedenidir.

Diyabet Tedavisi

Tıbbi beslenme tedavisi: kapsamlı diyabet bakım ve tedavisinin vazgeçilmez bir bileşenidir. Tedavinin başlatılmasından sonra 6-12 haftalık sürede A1C düzeyleri sıklıkla %1-2 düşer.

Diyabette tıbbi beslenme tedavisi hedefleri:

1-Optimum metabolik sonuçları elde etmek ve sürdürmek:diyabet komplikasyonlarını azaltacak normal sınırlarda kan glukoz hedefleri, vaskuler hastalık riskini azaltacak KB değerleri, makrovaskuler hastalık riskini azaltacak lipid düzeyleri elde edilmeye çalışılır.

2-Beslenmeyle ilgili komplikasyonları önlemek,geciktirmek veya tedavi etmek: obezite, dislipidemi, KVS hastalığı, HT, nefropati gibi.

3-Sağlıklı yiyecek seçimleri ve fizik aktivite ile sağlığı iyileştirmek.

4-Kişisel beslenme gereksinimlerine hitap etmek.

Tip 1 hastada diyet; hasta özellikle genç ve normal kilolu ise 3 ana 3 ara öğün halinde ve 30-35 kcal/kg şeklinde olmalıdır. Kalorinin %20 si kahvaltıda, % 20si öğleyin, %30’u akşam ve 3 ara öğünde % 10 ar olarak pay edilmesi önerilir.

Tip 1 hastada ADA diyet önerileri: Lif 25-35 gr gün olmalıdır. Protein % 10-20 0,8 gr/kg böbrek hastalığı yoksa, 0,6gr/kg nefropati varsa. Kolesterol < 300 mg/gün. Na ≤3 gr/gün (hipertansiyon varsa < 2,4 gr hipertensiyon + nefropati varsa < 2gr/gün).

Tip 2 diabette diyet önerileri: Fazla kiloları vermek hiperglisemi, dislipidemi ve hipertansiyonu kontrol altına almaya yardım eder. Kişinin diyet anamnezi alınır ve günlük aldığı kalori hesaplanır 250-500 kcal daha az kalori içeren diyet listesi hazırlanır. Total özellikle sature yağlar azaltılır. Fiziksel aktivite önerilir.

Tip 2 diabette diyet: karbonhidrat kişiye ve diyet hedefine göre planlanır. Lif 20-35 gr/gün olmalıdır. Protein total kalorinin % 10-20 si; böbrek hastalığı yoksa 0,8gr/kg/gün nefropati varsa 0,6 gr/kg/gün. Yağ total kalorinin % 30u total yağ miktarının % 10 undan azı satüre yağlar olmalı. Kolesterol

Источник: https://www.medikalakademi.com.tr/diyabet-belirtileri-tanisi-ve-tedavisi/

Gebelik & Gestasyonel Diyabeti Tanısı ve Tedavisi

Diyabet Tanı Ve Tedavisi

Diyabet yani daha çok bilinen ismiyle şeker hastalığı pankreasın hiç insülin üretmemesi ya da yetersiz insülin üretmesinden kaynaklanan son derece önemli bir sağlık sorunudur. Özellikle son yıllarda obezitenin de artmasına paralel olarak artış gösteren diyabet bugün global bir sağlık sorunu haline gelmiştir.

Yazımızda; gebelikte tokluk kan şekeri kaç olmalı, gebelikte açlık şekeri kaç olmalı, diyabet gebeliği ve bebeği nasıl etkiler gibi merak edilen soruların cevaplarını bulabilirsiniz.

Gebelik Diyabeti Nedir?

Gebelik diyabeti, hamileyken ortaya çıkan veya ilk defa gebelikte fark edilen şeker hastalığıdır. Daha önce diyabet tanısı almamış bir kadın gebelik döneminde diyabet tanısı alabilmektedir. “Gestasyonel diyabet” olarak tanımlanan bu tablo gebelik bitimiyle birlikte ortadan kalkabilmektedir.

Özellikle ailesinde diyabet hastası olanlar, yüksek tansiyon, kolesterol yüksekliği ve fazla kilo sorunu olanlar gebelikte ortaya çıkan diyabet açısından risk grubunda yer almaktadır. Gestasyonel diyabet tüm gebelerin yaklaşık %3’ünde görülmekle birlikte bu vakaların yaklaşık %10’unda diyabet kalıcı olmaktadır.

Gebelik Diyabeti Nasıl Ortaya Çıkar?

Gebelik döneminde plasenta (göbek kordonu) büyüdükçe salgıladığı hormonlar artar, insülin etkisiz kalır ve kan şekerinde yükselme başlar. Bu etki genellikle gebeliğin 20. ve 24. haftalarında artmaktadır.

Ancak kilo fazlası olan kadınlarda gebeliğin ilk aylarından itibaren kan şekeri yüksek seyredebilmektedir.

Doğumun gerçekleşmesiyle birlikte plasenta atıldığından bu hormonlar kaybolur ve şeker hastalığı da ortadan kalkar.

Gebelikte Şeker Hastalığı (Gestasyonel Diyabet) Nasıl Teşhis Edilir?

Vücudumuzda insülin olmayınca, besinlerle aldığımız şeker ve diğer besin unsurları, ihtiyaç duyan hücrelere giremez. Böylelikle, hücreler şekere ulaşamazken kanda şeker normal değerlerin üstüne çıkar.

Diyabet Tip 1 ve Tip 2 olmak üzere iki farklı şekilde görülür. Tip 1 Diyabet, pankreas bezinin yeterli insülin sağlayamadığı ve tanının genç yaşlarda konulduğu diyabet tipidir. Tip 1 diyabet hastalarının tedavisinde insülin kullanılmaktadır. Tip 2 diyabet ise, insülinden bağımsız diyabet olarak bilinir. Kadınlarda özellikle polikistik over sendromu ile beraber görülebilir.

Gebelik diyabeti kadında hiçbir belirti yapmadığından bütün gebeler mutlaka taranmalıdır. 50 gram şeker yükleme testi gebeliğin 24-28. haftasında yapılır.

Günün herhangi bir saatinde 50 gram glikoz içilir ve bir saat sonra kan şekerine bakılır. 140 mg/dl ve fazla ise şeker hastalığı riski vardır ve bu kişilerde 100 gramlık şeker yükleme testi yapılır.

140 mg/dl’nin altında çıkarsa şeker yok demektir.

Diyabet ve Tansiyon Gibi Hastalıklar Kısırlık Nedeni midir?

Tansiyon ve şeker gibi kronik rahatsızlıklar doğrudan kısırlık sebebi olmasa da kısırlığa sebep olabilen faktörler arasında yer alır. Fakat bundan daha da önemlisi hamile kaldıktan sonra şeker ve tansiyonun nasıl ilerleyeceğidir.

İlk aylarda şekeriniz çok iyi giderken insülin veya ilaç ihtiyacı azalır ama bebek büyüdükçe bu denge tersine dönmeye başlar. Bu süreçte daha çok insüline, diyetisyen kontrollerine ve egzersize ihtiyaç olduğu unutulmamalıdır.

Tansiyon ve şeker, infertilite değerlendirmesinde hamile kalmadan önce mutlaka gözden geçirilmelidir.

Kimler Gebelikte Diyabet Riski Taşır?

• Ailesinde şeker hastalığı olanlar• Fazla kilolu olanlar• Önceki doğumda iri bebek (>4 kg) doğuranlar• Düşük yapanlar• Gebelik yaşı 25’ten büyük olanlar• Önceki gebeliğinde yüksek kan şekeri sorunu yaşayanla

• İdrarda şeker bulunanlar

Risk Grubunda Olanlar Ne Yapmalı?

Gebelik diyabeti açısından risk grubunda olanlar şeker yükleme testini gebeliğin ilk aylarında yaptırmalıdır. Bu testin sonucunda diyabet tanısı konmasa da gebeliğin 20-24. haftalarında şeker yükleme testinin tekrarlanması gerekmektedir.

Gebeliği sırasında diyabet almış kadınlarda kan şekeri genellikle 24. haftada çıktığı için bebekte herhangi bir anormallik yaşanmaz. Ancak gebeliğin ilk üç ayında bu sorun tespit edilirse o zaman çok daha dikkatli olmak gerekmektedir. Gebelik öncesinde diyabet tanısı almış kadınlar da sağlıklı bebek dünyaya getirebilirler.

Ancak bu kadınların gebelikleri boyunca kan şekeri kontrolleri çok büyük önem taşımaktadır.
Gebelikte ortaya çıkan diyabet, bebeğin iri olarak doğmasına neden olduğu için önemli bir risktir. Annenin kan şekerinin yüksek olması nedeniyle bebeğin pankreası da daha fazla insülin üretmektedir.

[attention type=red][attention type=yellow][attention type=green]
Bu da bebeğin yağlanmasına ve sonuçta da iri olarak dünyaya gelmesine neden olmaktadır. Bu durumda doğumu sezaryen olarak gerçekleştirilmesi zorunlu hale gelebilmektedir. Bebekte doğumdan sonra kan şeker düşüklüğü yaşanabilmektedir. Bu nedenle bebeğin kan şekerinin düzenli ölçmek gerekir.
[/attention][/attention][/attention]

Ayrıca bu bebeklerde kan kalsiyum ve magnezyum seviyesi düşük olabileceğinden bu yönden de kontrol edilmeleri gerekmektedir.

Gebelikte Diyabet Takibinde Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar?

Gebelik diyabetinde takip iki yönlüdür. Birincisi annenin kan şekerinin ayarlanması, ikincisi kadın doğum uzmanı tarafından bebeğin gelişiminin incelenmesidir. Diyabet takibinin en önemli noktası ise kan şekeri değerlerinin normal seviyelerde kalmasının sağlanmasıdır.

Düzenli yapılacak kan şekeri ölçümlerinde kan şekeri değerinin 60-120mg/l arasında tutulması sağlanmalıdır. Açlık, tokluk 1.saat ve tokluk 2.saat olmak üzere kan şekeri ölçülmeli, ayrıca akşam yemek öncesi ve gece 22.30’da (bazen gece 03-04.00’te) kan şekeri ölçülerek takibi sağlanmalıdır.

Yapılan bu ölçümlerde, açlık kan şekeri 95 mg/dl ve altında, tokluk 1. saat kan şekeri 140 mg/dl ve altında, tokluk 2. saat kan şekeri ise 120 mg/dl ve altında olmalıdır. Ayrıca zaman zaman idrarda keton ölçümünün de yapılması önemlidir. İdrarda keton diyabet açısından önemli bir belirteçtir.

Diyabetli Kadınlar Hamilelik Sırasında Nelere Dikkat Etmeli?

Şeker hastalığı teşhisi ile izlenen anne adaylarının, gebelik öncesi değerlendirilmeleri çok önemlidir ve takiplerini kolaylaştırır. Eğer fazla kilolu ya da obez iseniz, gebelik öncesinde kilo vermeniz ve şekerinizin dengelenmesi, hamileliğinizi daha rahat geçirmenizi sağlayacak ve doğumu da kolaylaştıracaktır.

Öncelikle dengeli ve doğru beslenme alışkanlıklarını edinmek ve egzersiz hamilelikte çok önemlidir. Hamilelerin haftanın 4-5 günü yürüyüş yapmalarını öneriyoruz. Yürüyüş yapılamadığında aerobik egzersizler (hamilelik yogası) 30-40 dakikaya ulaşacak düzeyde yapılmalıdır. Böylece düzenli egzersiz kan şekerini düşürür, tansiyonu dengeler ve kontrolüne de destek olur.

Gebelikte Diyabet Hastalığı Önemli midir, Takibi ve Kontrolü Nasıl Olmalıdır?

Gebelikte şeker hastalığını iki gruba ayırabiliriz. Daha önceden şeker hastası olduğu bilinen ilk grupta yer alırken 2. grupta 24-28. haftalar arası şeker tarama testleri ile saptadığımız gebeliğe bağlı şeker hastalığı yer alır.

İki şeker hastalığının da gebelikte tanısı ve takibi oldukça önemlidir.

Daha önceden şeker hastalığı olduğu bilinen olgularda özellikle ilk 3 ayda şeker düzeylerinin yeterli olarak kontrol altına alınmadığı olgularda biz çocukta yapısal anomalilere sıkça rastlıyoruz.

En sık karşımıza çıkanlarsa beyin omurilik sisteminde oluşan yapısal anomaliler ve kalpte oluşan yapısal anomalilerdir. Bunların açıkçası telafisi mümkün değil.

Bu nedenle gebeliğin erken dönemlerinde hatta gebe kalmadan önce şeker hastası olduğu bilinen olgularda şeker düzeylerinin düzgün şekilde ayarlanması bu konuda hastaların kadın doğumcu ve endokrin uzmanlarından profesyonel yardım alması oldukça önemlidir.

İkinci gruptaki hastalarda ise yani gebelikte şeker hastalığı saptanan hastalarda yine çok önemli. Özellikle bu grupta aşırı iri bebek gelişimi anne karnında suyun aşırı artması ve bunun tetiklediği erken doğum karşımıza çıkan sorunlar arasındadır.

Ayrıca şeker hastalığı olduğu bilinen olgularda bebek doğar doğmaz kan şekerlerinde ciddi düşmelerle karşılaşabiliyoruz. Bu durum bebeğin hayatını tehdit edebilecek bir sıkıntı olarak karşımıza çıkabiliyor. Bu nedenle şeker hastalığı üzerinde durulması gereken ve gerekli önlemlerin alınması gereken bir rahatsızlıktır.

Gebelikte Kan Şekeri Kontrolü

Gebelikte tokluk kan şekeri

Hamilelikte tokluk kan şekeri kaç olmalı: Yemekten 2 saat sonra Gebelikte açlık kan şekeri

Hamilelikte açlık şekeri kaç olmalı: Kahvaltıdan önce: 60-90 mg/dl

Öğle ve akşam yemeği öncesi: 60-105 mg/dl şeklinde olmalıdır.

Gebelik Süresince Yapılacak Diğer Testler

• Ultrason ile bebeği takip etmek• Bebek kalp atımı takip edilir.

• Amniosentez: Down sendromu için yapılan bu test özellikle yaşı 35’ten büyük kadınlarda uygulanmalıdır.

Beslenme ve Egzersiz

Gebelik süresince 9-12 kg alınması uygundur. Eğer gebeliğe fazla kilo ile başlandıysa 7– 8 kg, düşük kilo ile başlandıysa ise 17–20 kg ağırlık kazanımı normal olarak kabul edilmektedir.

Egzersiz ve hareketli bir yaşam, tüm diyabetliler için büyük önem taşımaktadır. Çünkü egzersiz kan şekeri düşürmeye yardımcı olabildiği gibi kan şekeri kontrolünün sağlanmasında da destek olur.

Gebe kadınların haftanın 4-5 günü yürüyüş yapmalarını önermekteyiz. Yürüyüş dışında aerobik egzersizler de yine her gün 45 dakika olarak yapılabilir.

[attention type=green][attention type=red][attention type=yellow]
Gebelikte beslenme çok önemli olmakla birlikte diyabet hastası için bu önem daha da artmaktadır. Beslenmede, daha çok sebze, tam tahıllar, kuru baklagiller, posalı gıdalar tercih edilmelidir.
[/attention][/attention][/attention]

Zeytinyağı, tam buğday ekmeği, yağsız yoğurt ve yağsız süt tüketmeye özen gösterilmelidir. Margarin tüketilmemeli ve karbonhidrat alımı sınırlanmalıdır.

Karbonhidratlar günlük alınan toplam kalorinin %40’ını aşmamalıdır.

Bir başka önemli nokta da tansiyon değerleridir. Bu nedenle düzenli tansiyon ölçümü ve takibi yapılmalı ve büyük tansiyonun 140’ı, küçük tansiyonun ise 90’ı geçmesi durumunda doktorunuza başvurmanız gerekmektedir.

Gebelik Diyabetinde İnsülin Tedavisi Ne Zaman ve Nasıl Yapılır?

Açlık kan şekeri diyete rağmen 105mg/dl’yi geçerse ve tokluk 2 saat 120 mg/dl’yi geçerse insülin tedavisine geçmek gerekmektedir. İnsülin başlanan gebeler evde kan şeker ölçümü yaparak takip yapmak zorundadır.

İnsülin günde 2 kez yapılabildiği gibi 4 kez de yapılabilir. Buna sizi takip eden hekiminiz karar verir ve sizin için en uygun ve uyum sağlayabileceğiniz bir metodu önerir.

Plasentadan geçtikleri için, oral antidiyabetikler gebelikte kullanılmamaktadır.

Gebelik Şekeri Anne ve Bebek için Hangi Risklere Neden Olur?

Gebelik şekeri, %3 oranında görülmekle beraber, bu annelerin %10’u ilerde şeker hastası olabilmektedir. Bebekte ise şeker hastalığı gelişmez. Ancak tekrar vurgulamak gerekirse anne adayında ilerde şeker hastalığı gelişme riski ilk 10-15 yıl içinde fazladır. Bu nedenle 6 ayda bir açlık ve tokluk kan şekerine baktırılmalıdır.

Gebelikte şeker hastalığı çıkan kadınlarda kan şekeri genellikle 24. haftada çıktığından çocuklarda anormallik olmaz. Çocuklarda anormallik ancak ilk 3 ayda kan şekeri yüksek ise olabilir. Ancak gebelik öncesi şeker hastalığı varsa bu kadınlarda kan şekeri kontrolü büyük önem taşır.

Gebelik şekeri, bebek açısından aşağıdaki riskleri taşır

• HbA1c gebeliğin ilk aylarında 8’in üzerinde ise düşük riski 3 kat artmaktadır.• Diyabetik kadınların çocuklarında engelli oranı %8-13, şeker hastası olmayan kadınlarda %2-4’tür. HbA1c ne kadar yüksek ise engelli çocuk oranı o oranda artar.

• Kan şekeri > 250mg/dl ise erken doğum riski artar.

• Gebeliğin ikinci yarısında yüksek kan şekerleri iri bebek, bebekte zor solunum, bebekte şeker düşüklüğü, sarılık, polisitemi, kalsiyum düşüklüğü ve doğumsal kalp problemlerine neden olur.

Doğum ve Sonrası

Gebelikte diyabet tanısı almış anne adayları da normal doğum yapabilir. Ancak burada kararı vermede çocuğun durumu etkendir. Doğum genellikle 38. haftada yapılır ve doğum sırasında kan şekeri yüksekse serum ile insülin verilir. Düzenli takip ve kontrollerle de sağlıklı bebekler dünyaya getirmek mümkündür.

Doğum sonrasında da annenin beslenmesinin gebelikte olduğu gibi devam etmesi gerekir. Kan şekeri değerleri kendiliğinden düzeldiğinde insülin tedavisi kesilebilir. Bu nedenle doğumun gerçekleştiği gün ve sonrasında kan şekeri ölçümlerinin düzenli olarak yapılmaya devam etmesi gerekir. Eğer doğum sonrası şeker normal ise doğumdan 1-2 ay sonra yine kan şekeri ölçümü yapılmalıdır.

Gebeliğinde şekeri yükselen tüm kadınlarda daha sonraki yıllarda diyabet gelişme riski yüksek (%10) olduğu için düzenli egzersiz ve kilo kontrolü yanında sağlıklı beslenmelerine de dikkat etmeleri gerekir. Ayrıca 6 ayda bir açlık ve tokluk kan şekeri ölçmekte de fayda vardır. Daha sonra tekrar gebe kalacaklarsa önceden takip ve kontrolleri çok önemlidir.

Kilo kadar önemli bir başka faktör de yağın vücutta daha çok nerede toplandığıdır. Kilosu normal bile olsa, bel çevresi 102 cm’yi aşan erkekler ve 88 cm’yi aşan kadınlar çok risklidir.

Bel çevresi 94 cm’yi aşan erkeklerle, 80 cm’yi aşan kadınlar daha dikkatli olmalıdır.

Kişiye özel kilo kontrolü, dengeli ve doğru beslenme ve egzersiz programıyla beraber yaşam biçimi değişikliği sayesinde, şeker hastalığı kontrol edilebilmektedir.

Источник: https://bahceci.com/hizmetler/gebelik-diyabeti/

Diyabet belirtileri ve diyabet tedavisi

Diyabet Tanı Ve Tedavisi

Pankreas, üst karın bölgesinde midenin arkasında yer alan bir salgı bezidir. Salgıladığı hormonlar, kan şekerini düzenler. Bu hormon salgılarından en önemlisi insülindir.

İnsülin salgılanması yetersiz ya da hiç salgılanmıyorsa, hücrelerin enerjisi için önemli olan şeker(glikoz) hücre içerisine giremez ve bu şeker genellikle kanda birikir. Kanda bulunması gerekenden fazla miktarda şeker bulunması, oldukça tehlidir.

Kanda adeta zehir etkisi yapan şeker, vücudun değişik organlarına kolayca ulaşır ve bazı tedavisi zor hastalıklara sebep olur.

Diyabet, Şeker Hastalığı Belirtileri

Şeker hastalığının anlaşılması ve hangi safhada olduğu, bazı testler ile kolayca anlaşılmaktadır. Bu testlerin yapılmasına gerek duyulduğu ve belli alışkanlıklarda ciddi değişimler yaşandığında, mutlaka doktora başvurulmalıdır.

Diyabetin belli başlı belirtileri, aşırı susama ve susuzluk, iştahlılık sık sık acıkma, gereğinden fazla idrar yapma ve idrar yapmak için uykudan uyanma, ciltte belirgin kurumalar, kolay yorulma, halsizlik, yemeklerden sonra uyku hali, basit deri yaralanmaları dahil yaraların kolay iyileşmemesi ve bulanık görme genel şikayetlerdendir.

Bu durumlardan bazılarının birlikte anılması ve genetik geçmiş ile aile hastalık bilgileri ışığında, doktor hastanın diyabet olma durumunu değerlendirebilir.

Diyabetin Diğer Hastalıklar ve Vücut Üstündeki Bazı Etkileri

Kanda artan şeker miktarı ilk olarak dolaşım sistemine zarar vermeye başlar. Dolaşım sistemi yardımı ile kalp, böbrekler ve beyin gibi hayati organlar üzerinde ciddi etkiler oluşturur.

Gözler ve diğer duyu organlarında, geri dönüşü olmayan kayıplara sebep olarak, uç uzuvlar; ayak ve ellerde dolaşım bozukluğu ile kangrene kadar varan ciddi hastalıklara yol açar. Kanda biriken şeker, böbreklerden idrar yolu ile atılmaya çalışılır ve aşırı idrar yapma isteği ile susuzluk baş gösterir.

Dolaşım sisteminde oluşan hasarlardan dolayı, şekerden zengin oksijenden fakir kan, dokulara yeteri kadar ulaşamaz. Kalp krizi, felç, böbrek yetmezliği, görme bozuklukları ve körlük oksijenden fakirleşen bu organlarda oluşabilecek bazı hastalıklardır.

[attention type=yellow][attention type=green][attention type=red]
Yine şeker miktarına bağlı olarak, diyabetlilerde böbrek üstü bezleri ve böbrekleri besleyen damarların hasar almasından dolayı, hipertansiyon görülür. Kalp damarları başta olmak üzere, damar tıkanıklığı oluşabilir.
[/attention][/attention][/attention]

Hücrelerin glikozu enerji olarak kullanamamasından dolayı, yağ ile depolanmış enerji kaynaklarını ve protein tüketmeye başlar, kilo kaybı ve kilo kaybı ile doğru orantıda ödem ve asit düzeyi artar. Bu durumlar, diyabet hastalığının tedavisi ve tedavi edilmemesine bağlı olarak, hastanın ölümüne varacak kadar, ciddi bir tabloya ulaşabilir.

Diyabet Çeşitleri

Tıbbi olarak çeşitlendirilmiş iki tür diyabet(şeker) hastalığı vardır. Bunlar;

– Tip 1 Diyabet

– Tip 2 Diyabet

Şeklinde sınıflandırılır ve birbirlerinden farklı, ancak sebep ve sonuç olarak aynıdırlar.

Tip 1 Şeker(Diyabet) Hastalığı

Pankreas bezindeki insülin yapımı ile görevli hücrelerin, bazı sebeplerden hasarlanması ile insülin üretemez duruma gelmesi sonucu, oluşan şeker hastalığıdır. Oluşumu birkaç gün gibi kısa bir sürede ortaya çıkabilir.

En önemli belirtileri, kan şekerinde ani ve ciddi artış, karaciğer kolesterol ve enerji üretimi için, yağ yakımında artış ve karaciğer fonksiyonlarında ciddi değişim, sağlıklı olarak kabul edilen vücutta, aşırı eksilen protein miktarıdır.

Genel olarak 20’li yaşlardan önce görülen bir durumdur.

Tip 2 Şeker(Diyabet) Hastalığı

İnsülin üretimi normal, ancak insülinin kalitesindeki zayıflık sebebiyle, ortaya çıkması söz konusudur. İnsülin bağlama yerinin azlığı veya bağlama yerindeki bir hastalık ve olumsuzluk görülür. Tip 1’e göre çok daha fazla görülür. Ortalama 40 yaş üstü yetişkinlerde oluşur. Halk arasında şeker hastalığı olarak bilinen tip 2 diyabettir.

Diyabet İçin Risk Faktörleri

Tip 2 şeker hastalığına yakalanma riski olarak tıbbi otoritelerin belirlediği durumlar, aileden gelen genetik kodlar ve ailede şeker hastasının olması, fazla kilolu olmak, hızlı şekilde yiyecek yemek, şeker hastalığına bağlı olmadan önce hipertansiyonu olanlar, kolesterolü yüksek olanlar, tembel şekilde hareketsiz yaşam sürenler.

Özellikle kilolu olmak ve kiloların bel bölgesinde depolanmış olması ile 40’lı yaşları aşmış olmak, genetik faktörlerden daha ileri risktir.

Diyabette(Şeker Hastalığı) Tanı Ve Tedavi

Diyabet tanısının sağlıklı ve kesin olarak konulması için, bazı laboratuar testleri uygulanır. Kan ve idrar testleri ile şeker miktarı tam olarak saptanmaya çalışılır. Yapılan testlerin aç karnına ve doktor kontrolü ile tok karnına yapılması, elde edilen verilerin standartlar ile karşılaştırılması ile tedavi şekli belirlenir.

Tedavideki amaç, kandaki şeker miktarını normal seviyede tutmaktır. İlk yapılacak tedavi şekli, hastaya acil ve etkili şekilde diyete sokmak ve perhizinde düzenli olmasını sağlamaktır. Beslenme şeklinden, toz şeker gibi basit şekerler ve bu şekerleri içeren besin maddeleri çıkartılır ve yasaklanır. Protein ve yağ tüketimi sınırlandırılır.

Egzersiz, diyabette önemli bir tedavidir. Kilo verilir, dolaşım düzene girer ve insülin seviyesi dengeye girer. En önemli tıbbi müdahale ise insülin tedavisidir. Pankreas tarafından yetersiz ya da kalitesiz salgılanılan insüline destek olmak için, vücuda düzenli şekilde insülin verilir. Bu tedavi yalnız doktor kontrolü ile şeker hastalığının şiddetine göre belli dozajlarda uygulanır.

Bir önceki yazımız olan Meme Kanserine Aşı başlıklı makalemizde erkeklerde meme kanseri, meme kanseri ve meme kanseri aşısı hakkında bilgiler verilmektedir.

Источник: https://www.kanseroloji.com/diyabet-belirtileri-ve-diyabet-tedavisi-4926.html

Roid️

Источник: https://tr.diabetes-education.net/steroid-diyabet-tani-belirtileri-ve-tedavisi/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.

    ×
    Рекомендуем посмотреть