Diyabetik Retinopati Tedavi Edilmezse Görme Kayıpları Ortaya Çıkabilir

Diyabetik Retinopati Tedavisi

Diyabetik Retinopati Tedavi Edilmezse Görme Kayıpları Ortaya Çıkabilir

Diabet (şeker hastalığı) olan kişilerde diabetin komplikasyonu olarak ortaya çıkabilecek olan göz problemlerine diabetik göz hastalığı denir.
Diabetik göz hastalığında görülebilecek sorunlar:

– Diabetik retinopati: Retina denilen ağ tabakasında yer alan kan damarlarında gelişen hasarlanmadır.

– Katarakt: Gözün merceğinin buğulanması ve şeffaflığını kaybetmesidir. Diabet hastalarında katarakt daha erken yaşlarda ortaya çıkar.

– Glokom: Göz içi basıncının artması ve bunun sonucunda görme sinirine zarar vererek görmeyi azaltmasıdır. Diabetli bir kişi diğer kişilerden iki kat daha fazla glokoma yakalanma riskine sahiptir.

DİABETİK RETİNOPATİ NEDİR?

Diabetik retinopati, günümüzde en önemli körlük sebeplerinin başında gelmektedir. Retina kan damarlarındaki değişiklikler sonucunda meydana gelir. Retina (ağ tabakası) ışığa duyarlı tabakadır ve görme fonksiyonu için sağlıklı olmak zorundadır.

Diabetik retinopatide farklı türde hasarlar meydana gelir. Kan damarlarının yapısı bozularak küçük baloncuklar meydana gelir ve kanamalara ve damar içindeki sıvının etraf dokulara sızmasına neden olur.

İlerleyen evrelerde ise retina üzerinde istenmeyen yeni damar tomurcukları oluşur ve ani göziçi kanamaya sebep olur.

Diabetik retinopatide ilk başlarda görme kaybı gelişmez, zamanla hastalık ilerledikçe görmede zayıflık başgösterir.

Bu yüzden görmesinde herhangi şikayeti olmayan bir diabet hastasının diabetik retinopatisi olmayacak diye bir şey yoktur, düzenli aralarla göz kontrolü gerekir.  Diabet genellikle iki gözü birden etkiler.

Diabetik retinopatinin evreleri nggbelerdir?

1- Hafif non-proliferatif diabetik retinopati: Bu erken evrede, retina damarlarında mikroanevrizma denilen baloncuklar oluşur.

2- Orta non-proliferatif diabetik retinopati: Retina damarlarında baloncuklar artmış ve damarlarda tıkanmalar başgöstermiştir.

3- Şiddetli non-proliferatif diabetik retinopati: Damar tıkanıklıkları ve kanamalar artmış, retinada oksijen eksikliği belirgin hale gelmiştir.

4- Proliferatif diabetik retinopati: Retinadaki oksijen eksikliği ve beslenememe artmış ve beyne teh sinyalleri gönderilerek retinada yeni ve sağlıksız damar oluşumu başlamıştır. Oluşan bu yeni damarlar çok narindir, her an kanamaya ve ani görme kaybına yol açabilir.

Diabetik retinopati nasıl görme kaybı yapar?

Diabetik retinopati iki yolla görme kaybı yapar:

1- Zayıflayan damarlardan sızan sıvı, makula denilen görme merkezinde toplanır ve makula ödemi denilen su toplaması oluşur. Bu durum görmeyi zaman içinde yavaş yavaş azaltır.

2- İleri evrede sağlıklı olmayan, zayıf yeni damar oluşumlarından ani kanamalar meydana gelebilir ve ani görme kaybına yol açar.

Solda, sağlıklı bir kişinin gördüğü görüntü, sağda ise ileri diabetik retinopatili bir hastanın gördüğü görüntü izlenmekte

Kimler diabetik retinopati için risk taşır?

Tip 1 ve Tip 2 diabeti olan tüm kişiler diabetik retinopati riski taşır. Her diabet hastası, yılda en az bir defa gözbebği büyültülerek ayrıntılı retina taramasından geçmelidir.

Ne kadar uzun süredir diabet hatası ise, diabetik retinopati gelişme riski o kadar artmaktadır.
Gebelik, diabeti olan kadınlar için bir diğer risktir.

Gebelik sırasında ayrıntılı retina muayenesi sıklığı artırılmalıdır.

Görmemi korumak için ne yapmalıyım?

Diabet hastalığınız varsa en az senede bir kez ayrıntılı retina mayenesi olmalısınız. Diabetik retinopati sinsi bir hastalıktır. Diabetli bir kişide görmede herhangi bir hasar olmadan yıllar içinde ileri evre diabetik retinopati gelişebilir.

Görmede şikayetiniz olsun ya da olmasın, doktorunuz size diabetik retinopati için tedavi önerebilir. Erken teşhis ve zamanında tedavi, görme kaybını büyük oranda engelleyebilir Eğer diabetik retinopati gelişmişse, daha sık aralarla retina muayenesi gerekir.

İleri (proliferative) diabetik retinopati varlığında uygun ve zamanında tedavi ile görme kaybı riski %95 oranında önlenebilmektedir.

Kan şekerinin düzene sokulması, diabetik retinopati gelişimini ve ilerlemesini büyük ölçüde engellemekte ya da yavaşlatmaktadır.

Bunun dışında böbrek ve uç sinir hasarlanmasını da önlemekte ya da yavaşlatmaktadır.

Diabetik Retinopatinin Belirtileri Nelerdir?

Diabetik retinopati sinsi bir hastalıktır. Hastalığın erken dönemlerinde, herhangi bir belirti yoktur, ayrıca  diabetik retinopati ağrısız bir hastalıktır. Muayene için belirti vermesini beklememek ve senede bir retina muayenesi olmak gerekir.

Makula denilen görme merkezinde makula ödemi denilen sıvı birikimi meydana gelirse görmede bulanma başlar. İleri evrede retinada istenmeyen yeni ve hastalıklı damarlanma başlarsa bu damarlar aniden kanayabilir ve görme aniden kaybedilebilir.

Kanama Varlığında Proliferatif Retinopatinin Bulguları Nelerdir?

Ani kanama durumunda, ilk belirti olarak sıklıkla uçuşan cisimler görülür. Bir sure sonra görme tamamen kapanabilir. Uçuşan cisimler görülürse, vakit geçirmeden ayrıntılı retina muayenesinden geçmek ve gerekli tedaviyi olmak gerekir, aksi takdirde kanama şiddetlenir ve görme tamamen kapanabilir. Ani kanamaların çoğu sabaha karşı uykuda meydana gelir.

Bazen, tedavi olmadan da kanama kendiliğinden geçebilir ve görme yeniden açılabilir. Ancak bu yanıltıcı bir durumdur ve kanamanın tekrarlama olasılığı çok yüksektir. Bu yüzden kanamanın geçmesini beklemeden doktora başvurmak gerekir.

Tedavi edilmediği takdirde, diabetik retinopati şiddetli görme kaybıyla sonuçlanır.

Aynı şekilde erken tedavi ile de görme kazanımı daha fazla olur.

Diabetik Retinopati ve Makula Ödemi Nasıl Saptanır?

Ayrıntılı bir retina muayenesi aşağıdaki testleri içerir;

  1. Görme keskinliği ölçümü: Belli bir uzaklıktan ne kadar bir görme olduğu ölçülür.
  2. Retina muayenesi: Gözbebekleri çeşitli damlalar damlatılarak büyütülür. Çeşitli mercekler kullanılarak ayrıntılı retina muayenesi yapılır.
  3. Göz tansiyonu ölçümü.
  4. Fluoresein anjiografi: Ayrıntılı retina muayenesinde, gerekli gördüğü takdirde doktorunuz fluorescein anjiografi çekilmesini önerebilir. Kol damarlarından bir boyar madde enjekte edilerek her iki gözden de ard arda retina fotoğrafları alınır. Bu sayede gözün retinasının damar yapısı hakkında bilgi edinilir. Buna göre tedavi yönlendirilir.
  5. Optik koherens tomografi: Makula ödeminin saptanmasında ve takip edilmesinde son yıllarda optik koherens tomografi (OCT) denilen bir cihaz da kullanılmaktadır. Hastaya herhangi bir girişim yapılmadan, kısa bir süre içinde makula bölgesinin gerçeğe yakın kesitleri elde edilir. Bunun için diod laser ışık ışını kullanılır. OCT bize makula ödemi hakkında ayrıntılı bilgi verir.

DİABETİK RETİNOPATİ  NASIL TEDAVİ EDİLİR? Özellikle erken evrelerde, makula ödemi yoksa tedaviye gerek yoktur. yalnızcai diabetik retinopatinin ilerlemesini önlemek için kan şekeri, kan basıncı ve kolesterol değerleri kontrol altında tutulmalıdır.

Retinada istenmeyen yeni damarlar oluşmuşsa (proliferatif diabetik retinopati) tüm retinaya (görme merkezi dışında) laser tedavisi uygulanmalıdır. Bu tedavi genellikle iki ya da üç seans sürer. Göz içine kanama başlamadan bu laser tedavisi yapılmalıdır.

Şiddetli kanama varlığında laser tedavisi mümkün olmamaktadır.

Kanama çok yoğun ise, vitrektomi denilen, kanamanın cerrahi olarak temizlenmesi ameliyatı gerekli olmaktadır.

Vitrektomi ile, gözün içindeki kanama tamamen temizlenir ve aynı ameliyatta gerekli laser tedavisi uygulanır.

Makula Ödemi Nasıl Tedavi Edilir?

Diabetik makula ödemi laser ile tedavi edilir. Genellikle tek seans yeterli olmakla birlikte inatçı durumlarda birden fazla seans gerekebilir. Eğer iki gözde birden makula ödemi varsa, önce bir göz, birkaç hafta içinde diğer göz tedavi edilmelidir. Genelleyecek olursak, laser tedavisi diabetten dolayı körlük riskini %90 oranında önlemektedir.

Bununla birlikte, laser tedavisi, zaten kayıp olan görmeyi sıklıkla yerine getiremez. Bu yüzden erken teşhis ve tedavi çok önemlidir.

Son yıllarda, özellikle diabete bağlı gelişen makula ödeminde laser dışında birtakım yeni tedaviler de kullanılmaya başlanmıştır.

Anti-VEGF denilen bu yeni ilaçlar, hastalıklı yeni damar oluşumunu önleyerek, ayrıca makula ödemine yol açan damar sızıntılarını önleyerek diabetik retinopatide belli bir iyileşme sağlamaktadır.

Gözün içine enjekte etmek suretiyle verilen bu ilaçlar, laser ile birlikte ya da tek başına kullanılabilmekte, laserlere göre belli bir görme artışına da imkan vermektedir. Ancak unutmamak gerekir ki anti-VEGF tedavisi cerrahi bir tedavidir ve göze yapılan bir iğnedir.

Dolayısıyla enfeksiyon, retinada yırtık gibi bazı riskleri de ister istemez birlikte getirir. Bu yüzden ameliyathane ortamında, son derece steril koşullarda, konunun uzmanı deneyimli hekimlerce uygulanması gereken bir tedavidir. Ayrıca hangi durumlarda yapılması gerektiği ve ne sıklıkta uygulanması gerektiği retina uzmanı hekimler tarafından karar verilmelidir.

Vitrektomi Nedir? Gözün içinde diabetik reetinopatiye bağlı kanama geliştiyse, vitrektomi ameliyatı uygulanmaktadır.

Vitrektomi, lokal ya da genel anestezi altında uygulanabilir. Anestezi şekline, hastanın ve hekimin ortak kararı ile belirlenir.

Vitrektomide, gözün duvarına küçük delikler açılır ve çok ince aletlerle bu deliklerden girilerek gözün içindeki vitreus denilen sıvı ve kanama temizlenir. Temizlenen sıvı, dengeli tuz solusyonu denilen tıbbi bir sıvı ile değiştirilir. Aynı ameliyatta sıklıkla retinanın laser tedavisi de tamamlanır.

Ameliyattan sonra ortalama bir ay boyunca koruyucu göz damlaları damlatılır.

Unutmamak gerekir ki diabet sistemik bir hastalıktır. Gözün sağlığı, başta kan şekeri olmak üzere, kol tansiyonu ve kolesterol oranları ile doğrudan orantılıdır.

Diabetik retinopati sinsi bir hastalıktır. Görme kaybı oluşmadan da retinada ağır hasarlar oluşur. Bu yüzden düzenli kontrol, erken teşhis, doğru tedavi çok önemlidir.

Diabetik retinopatinin tam tedavisi mümkün değildir. Oluşturduğu belli hasarlar kalıcıdır. Uygulanan tedaviler diabetik retinopatinin yol açtığı komplikasyonları sınırlı bir şekilde düzeltebilir. Bu yüzden erken teşhis ve tedavi çok önemlidir.

Источник: https://www.ekolgoz.com/diyabetik-retinopati-tedavisi

Retinopati

Diyabetik Retinopati Tedavi Edilmezse Görme Kayıpları Ortaya Çıkabilir

Şeker hastalığından kaynaklanan görme kaybının en sık rastlanan sebebi diyabetik retinopati hastalığıdır. Birçok kişide görülen diyabet, insülin salınımı ya da insülin etkisinin yetersiz olması sonucunda kan şekeri değerlerinin artması ile ortaya çıkan bir hastalıktır.

Diyabet özellikle gözün retina ya da ağ tabakasında yer alan kılcal damarları olumsuz bir şekilde etkileyerek, sistematik çalışmasını ve işlevini tamamen bozmaktadır. Bu durumda da görme kaybı ortaya çıkmaktadır.

Şeker hastalığından kaynaklanan retina bozukluklarına diyabetik retinopati hastalığı denilmektedir.

Şeker hastalarında, genç bireylerde ergenlik çağından itibaren, otuz yaşından sonra ortaya çıkan bireylerde ise teşhis konulduğu anda göz muayenesi yaptırılması gerekmektedir.

 Şeker hastalarında retina tabakası normal işlevine devam edebiliyorsa yılda sadece bir kere muayene yapılması yeterli olmaktadır.

Retinopati hastalığının başlaması durumda ise hastalığın takip süresi üç ya da dört ayda bir olmalıdır.

Diyabetik retinopati hastalığının ortaya çıkmasındaki en önemli faktör şeker hastalığının süresidir.

Özellikle diyabet hastalığının teşhisi konulduğu andan itibaren on yıllık süre sonunda retinopati hastalığının görülme riski bulunmaktadır.

Tip 1 ya da insüline bağımlı olan genç diyabetik hastalarda ergenlik çağından sonra retinopati hastalığının görülme sıklığı yaşa bağlı olarak değişmektedir.

Diyabetik retinopati hastalığı kan şekeri değerlerinin artması ya da azalmasından kaynaklanan bir hastalıktır.

Kan şekeri değerlerinin sürekli düzensiz bir hale gelmesi, ani olarak kan şekerinin artması ya da azalması, retina tabakasının bozulması, hastalığın ilerlemesinde başlı başına bir sebeptir.

Hamilelik, kan değerlerinin yüksek olması, hipertansiyon ve böbrek hastalığı retinopati hastalığının daha ağır bir hale gelmesine neden olan diğer sebepler arasında yer almaktadır.

Şeker hastalığı retina tabakasında yer alan kılcal damarların yapısını bozmaktadır ve böylece insan vücudunda bulunan hücrelerin yok olmasına neden olarak, damar geçirgenliğinin bozulmasına, sıvı nokta bölgesinde yer alan sıvı ya da yağlı maddelerin birikmesine neden olmaktadır. Aynı zamanda insan vücudunda yer alan kılcal damarların tıkanmasına neden olarak beslenemeyen kısımların meydana gelmesine sebep olur. Gözlerde yer alan retina tabakasında kendi kendine kanayabilme özelliğine sahip olan yeni damarlar ortaya çıkmaktadır. Retina tabakasının içinde ya da önünde meydana gelen kanamaların gözün arka kısmında yer alan boşluğa sızma riski bulunmaktadır. Retina tabakasında damarlı zarlar ortaya çıkmaktadır ve bunun sonucunda görme kayıpları, ağrılı göz tansiyonu yükselmeleri meydana gelmektedir.

Şeker hastalarının vücut yapısı, şekeri uygun bir şekilde kullanamamaktadır. Şeker hastalarında yer alan yüksek kan şekeri seviyesi gözün arka kısmında bulunan ve aynı zamanda görme işlevini gerçekleştiren sinir tabakasındaki kan damarlarına hasar vermektedir. Bu tür hasara neden olan diyabetik retinopati hastalığıdır.

Retinopati Hastalığının Tedavisi

İnsan vücudunun en hassas organlarından biri olan gözün içindeki hastalıktan kaynaklanan birtakım değişiklikleri tespit ve kontrol etmenin en sağlıklı yolu düzenli bir şekilde göz kontrolü yaptırmaktadır. Göz doktorunuz, hastalığın etkileri henüz yayılmadan farkına vararak gözünüzü tedaviye hazır hale getirebilir.

Göz doktorunuz birtakım damlalar aracılığı ile göz bebeğinizin büyümesini sağlayarak, gerekli olan özel cihazlarla gözünüzün içini değerlendirebilir. Aynı zamanda doktorunuz; diyabetik retinopati hastalığını tespit etmesi durumunda, tedaviye gerek olup olmadığını değerlendirerek özel bir ilaç aracılığı ile film çekebilir.

Göz doktorunuz bu tedaviye başlamadan önce kolunuzdan sarı renkte bir ilaç verebilir. Özel bir cihaz yardımı ile gözden geçerek, göz dibi alanının fotoğraflarını çekmesi gerekebilir.

Bu uygulama ile retinopati hastalığının gözünüze vermiş olduğu zararlı etkinin oranına bakılır ve hangi tedavinin uygulanması gerektiğinin kararına varılır.

Retinopati hastalığının en iyi tedavi şekli olabildiğince kısa bir sürede hastalığın ilerlemesinin önüne geçerek, hastalığın gelişimini durdurmaktır.

Bu hastalığın tedavisinde, insan vücudunda bulunan kan şekerinin daima kontrol altına tuttuğunuz zaman uzun bir süre görme kaybı riskinin de önüne geçmiş olursunuz.

Yüksek kan basıncı ya da böbreklerinizle ilgili farklı bir sorununuz varsa, bu hastalıkların da tedavisinin yapılması gerekmektedir.

Argon Lazer Tedavisi

Retinopati hastalığında uygulanan bir başka tedavi yöntemi ise argon lazer tedavisidir. Retinopati hastalığının aşamalarında yer alan makula ödemi, proliferatif diabetik retinopatisi ve neovasküler glokomu gibi sorunları olan kişilere lazer tedavisi önerilerek, tedavi sürecine başlanır.

Retinopati hastalığında yer alan makula ödemi hasarını gidermek için sıvı sızıntısını azaltmak amacı ile lazer, makula kısmının yakınında bulunan hasarlı hale gelmiş olan retina tabakasına odaklanır. Argon lazer tedavisinin temel amacı daha fazla görme kaybının önüne geçmektir.

Eğer görme kaybı makula ödemine bağlı ise, görme kaybının geri dönüşü mümkün olmamaktadır ama çok nadir olarak bazı hastalarda görüş artışı olabilmektedir.

Argon lazer tedavisi sonrasında bazı hastalar görme kısmında lazer spotlarını görebilirler ama bu cisim ilerleyen zamanlarda daha çok soluk bir hale gelir ama kaybolmama riski de bulunmaktadır. Argon lazer tedavisini bazen bir hastaya birden çok uygulamak gerekebilir.

Lazer tedavisinde temel amaç mevcut olan görme oranının devam etmesine yardımcı olmaktır ama retinopati hastalığının tamamen iyileşmesini sağlamaz. Her zaman için görme kaybı süreci durdurulamayabilir. Argon lazer tedavisinde retinopati hastaları sadece normal muayene koltuğuna oturtturulur.

Hastanın uyutulması ya da iğne yapılması söz konusu değildir. Ancak hastaya birkaç damla göz damlası sürülür. Argon lazer operasyonu birkaç seans haline yapılmaktadır ve her bir seans on, on beş dakika sürmektedir. Tedavi ile hastaların kötü gidişatı varsa önlenir.

Görme alanında daralma ya da görme kaybının çok az oranda azalması haricinde çok ciddi bir yan etkisi bulunmamaktadır.

Vitrektomi Tedavisi

İleri derecede proliferatif diabetik retinopati hastalığında vitrektomi tedavisi gerekli olabilir. Vitrektomi tedavisi bir mikrocerrahi girişimdir ve ameliyathane ortamında yapılmaktadır. Vitrektomi operasyonu sırasında içerisinde kan dolu olan vitre cihazı alınır ve temiz bir solüsyon ile değiştirilir.

Bu tedavi şekli doktor tarafından planlanmadan önce, kanın kendini temizleme özelliğinin hala aktif olup olmadığını gözlemlemek için hastayı birkaç ay bekletir. Vitrektomi tedavi yönteminde, hastalık sonucunda ortaya çıkan anormal damarların alınması sebebi ile daha sonraki zamanlarda oluşma ihtimali bulunan kanamalar da önlenir.

Göz organında yer alan retina tabakası yerinden ayrılmış olduğu için vitrektomi operasyonu sırasında onarılmaktadır. Böyle bir durumunda operasyonun erken bir zaman içerisinde yapılması gerekmektedir, çünkü makülarda yer alan çarpıklık ya da traksiyonel retina dekolmanı kalıcı görme kaybına neden olabilir.

Maküla bölgesine kadar uzun süre kırışık ya da yerinden ayrı durursa görme kaybı riski o kadar fazla olmaktadır.

Retinopati hastalığına sahip olan bireylerin hastalık nedeni ile ortaya çıkan görme kaybının önemli bir kısmı önlenebilmektedir. Retinopati hastalığına sahip olan bireyler, hastalığın erken tanı ve tedavisinde, hastalığın büyük bir kısmının tedavi edildiğine şahit olmaktadır.

Ancak bu hastalığa sahip olan bazı hastaların bir kısmının ciddi görme sorunu riski bulunmaktadır. Düzenli bir şekilde kan şekerinizi kontrol ettirip, göz muayenesi yaptırdığınız zaman görme kaybının önemli bir kısmını atlatırsınız. Retinopati hastalığında hastalığın düzenli olarak kontrol edilmesi gerekmektedir.

Kan şekeri seviyesinde ortaya çıkan artma ya da azalma hastaları olumsuz bir şekilde etkilemektedir.

Источник: https://evdesifa.com/retinopati/

Görme kaybının önemli nedeni diyabetik retinopati

Diyabetik Retinopati Tedavi Edilmezse Görme Kayıpları Ortaya Çıkabilir

Diyabet tanısı konulan hastaların zaman kaybetmeden bir göz hekimine başvurmasını öneren TOBB ETÜ Hastanesi göz hastalıkları uzmanı Prof. Dr. Nuray Akyol, diyabetin günlük hayatı en çok etkileyen ve hastalar tarafından en çok bilinen komplikasyonlarından birinin göz tutulumu olduğunu söyledi.

Diyabette gözün görmeyle yükümlü tabakasında (retina) meydana gelen değişikliklere “Diyabetik Retinopati” adı verildiğini anlatan Prof. Dr.

Nuray Akyol, “Bu değişiklikler aslında bu katmanda yer alan damarlarda diyabete bağlı olarak gelişen bozuklukların bir sonucudur.

Diyabetik Retinopati orta ve ileri yaşta görme azlığı yapan en önemli nedenlerdendir; gelişmiş ülkelerde 3'üncü körlük nedenidir” diye konuştu.

Diyabet tanısı alan hastalara kontrollerini aksatmaması çağrısında bulunan Prof. Akyol, Diyabetik Retinopati'nin evreleri, tedavisi ve diyabetik katarakt hakkında önemli bilgiler paylaştı.

METABOLİK KONTROL ÖNEMLİ

Diyabetliler arasındaki sıklığı diyabetin süresiyle orantılı olarak artar. 5 yıldan önce retinopati gelişimi nadirdir, ancak süre yanında metabolik kontrol de son derece önemlidir.

Hb A1c'si hiç 7'nin üzerine çıkmamış bir hastada 20'nci yılda hala diyabetik retinopati başlamamış olabilir; diğer yandan Hb A1c'si 9'ların üzerinde seyreden bir hastada 3'üncü yılda başlayabilir. Aslında bir başka önemli bilinmez de tanı konduğunda diyabetin süresidir.

Rutin kontrollerini yaptırmayan bir hastada kan şekerinin ne kadar zamandır yüksek seyrettiğini, dolayısıyla diyabetin süresini kestirmek güçtür.

Diyabetik retinopatinin başlangıç evresinde retinadaki damarların geçirgenliği bozulur, kanın hem hücresel elemanları (kanama) hem de serum kısmı (ödem) damar dışına sızmaya başlar. Bu sızıntılar görme noktamızda olursa görmeyi bozabilir, ama uzakta olursa tamamen sessiz de kalabilir. Bu evrede ayrıca bölgesel damar duvarı zayıflıkları da görülür ve mikroanevrizma olarak adlandırılır.

Bu segmentlerde kolayca yırtıklar oluşabilir ve göz jeli (vitre) içine küçük hacimli kanamalar olur. Başlangıç retinapati döneminde görme azlığının en önemli nedeni merkezi görme noktamızın (makula) ödemidir. Daha az önemli nedenlerinden biri ise vitre kanamalarıdır.

Görme kaybı çoğu kez derin ve tablo dramatik olmasına karşın, ileri diyabetik retinopati göstergesi değildir ve ödem tedavi edildiğinde birkaç ayda iyileşir. Tedavi için göz içine ödem çözücü ajanlar enjekte edilir. Vitre kanamaları ise kendiliğinden ve hiç iz bırakmadan iyileşebilirler.

Tüm bu bulgular başlangıç (background) retinopati döneminin 1'inci faz (nonproliferatif) bulgularıdır; bu dönem bazen 2-3 yıl gibi kısa sürede bir sonraki döneme geçerken, metabolik kontrol iyiyse 10-15 yıl sürebilir.

GÖZÜN SONUNU HAZIRLAR

Background diyabetik retinopatinin ikinci fazı preproliferatif evredir. Bu evrede damar duvarı değişiklikleri ilerlemiş, damarlarda tıkanıklıklıklar başlamış ve retina yer yer beslenemediği için canlılığı tehdit altına girmiştir.

Bu dönemde yeterince beslenemeyen retina dokusu alarma geçer ve var olan sağlıksız damarlardan, kendisini besleyecek yeni damarlar yapılmasına yardım etmesi için bir tür yerel hormon salgılamaya başlar.

Canlılığını kaybetmiş retina alanları anjiografi ile saptanabilir ve bu aşamada laser tedavisi ile sözü edilen yerel hormonun salgılanması durdurulabilir. Bu işlem retina dokusunun canlılığını tamamen ortadan kaldıracağı için oksijen talebi azalır ve hormon salgısı da durur. Böylece yeni damar oluşumu engellenmiş olur.

Ayrıca salgılanmış olan hormonun etkileri göz içine damar çoğalmasını engelleyici ajanlar enjekte edilerek de azaltılabilir. Bu evrede tedavi hayati önemdedir. Görme noktasında ödem ve vitre kanamaları bu döneme de eşlik ederek görmeyi azaltabilir.

Sözü edilen hormonun etkisiyle oluşan yeni damarlar retinanın ve bir anlamda da gözün sonunu hazırlar. Çünkü yeni oluşan bu damarlar zayıf, salkım saçak, destek tabakadan yoksun bir yapıdadırlar ve kanamaya çok yatkındırlar.

Üstelik içlerinde sağlıklı bir damar boşluğu da yoktur; bu yüzden dokuyu yeterince besleyemezler. Bu damarların görülmeye başlanması diyabetik retinopatinin 2'nci evreye (proliferatif evre) geçtiğinin göstergesidir.

Bu damarlar retina damar yapısı boyunca yayılırlar, en ciddi sonuçlar görme sinirini tuttuklarında ortaya çıkar. Bu esnada retinada beslenme/oksijenlenme bozukluğu ve onu takip eden damar oluşumunu tetikleyen hormon salgılanması bu evrede de artarak devam etmektedir.

Yeni damarlar, yalnız gözün arka kısmında değil, ön kısmında da oluşabilirler. Bu evrede lazer tedavisi ve çeşitli göz içi enjeksiyonlar süreci durdurabilir ya da geriye çevirebilir.

GÖRME KAYBI VE ŞİDDETLİ AĞRILAR

Diyabetik retinopatinin üçüncü ve son evresi komplikasyon evresidir. Retinal beslenme bozukluğunu takip eden ve görme siniri başında, retinada ve iriste karşımıza çıkan yeni damar oluşumları bu evrenin ağır göz bulgularından sorumludur. Yeni damarlar vitre içine kanayarak birinci evredeki kadar masum olmayan görme kayıplarına yol açarlar.

Hem kanamalar, hem de anormal damar yapıları ile birlikte retina yüzeyine paralel gelişen zarlar retinada çekintilere yol açarlar. Bunlar traksiyonel retina dekolmanı adını verdiğimiz, retinanın göz cidarını içten çevreleyen normal yapısını tümden yitirdiği bir tabloyla sonlanırlar.

Bu tür dekolman cerrahi tedavi gerektirir; ancak bu cerrahinin de kendi başına riskleri ve komplikasyonları çok fazladır. Cerrahi sonrası başka ağır retinal problemler, retina dekolmanı ortadan kalksa da görmenin geri gelmesini engelleyebilir. Bu dönemin bir başka önemli bulgusu ikincil glokomlardır.

Gözün ön bölümünde gelişen damarlar, gözün içini dolduran sıvının drenajını sağlayan bölgenin bir zarla örtülmesine neden olur. Göz içi basıncı kontrolsüz biçimde artar ve tablo ağrılı, görmesini kaybetmiş bir göze doğru adım adım ilerler.

Neovasküler glokom adı da verilen bu tablo klasik glokom ilaçlarına ve cerrahi yöntemlerine cevap vermez; öncelikle retinadan yeni damar oluşumunu tetikleyen hormonun salgısı göz içi enjeksiyonlarla durdurulmalı, ardından özel bir takım cerrahi tekniklerle göz tansiyonu düşürülmelidir. Aksi halde yalnız görme kaybedilmekle kalınmaz; dayanılmaz şiddette ağrı ve kırmızı göz nedeniyle gözden vazgeçmek gerekebilir.

KONTROLLER AKSATILMAMALI

Metabolik kontrol, diyabetik retinopati gelişimini önlemenin bilinen en iyi yoludur. İnsüline ya da yeni nesil antidiyabetik ajanlara geçmekte geç kalınmamalı, kan şekeri normal sınırlarda tutulmalıdır.

Diyabetik hastaların göz kontrollerinin aksamaması hayati önemdedir; çünkü her bir evrenin tedavisi bir öncekinden daha zor ve daha kompdir. Hastayı izleyen endokrin ya da dahiliye uzmanına bu konuda büyük görev düşmektedir.

Diyabet tanısı konan her hastanın, daha önce de belirtildiği gibi diyabet süresi aslında genellikle kesin olarak bilinemediğinden, hemen bir göz hastalıkları muayenesine yönlendirilmesi uygun olur.

Daha sonrası için, hiç bir yakınması olmayan hastalarda diyabet tanısının konmasını izleyen 10 yıl yılda bir, daha sonra 6 ayda bir rutin göz muayeneleri gereklidir. Görmede azalma, karartılar görme, ağrı gibi yakınmalar acilen göz hekimine başvurmayı gerektirir.

Diyabetik retinopatinin başlaması durumunda uygun kontrol sıklıkları zaten göz hekimi tarafından belirlenecektir. Takipte rutin muayene dışında renkli fundus fotoğrafı, optik koherens tomografi (OCT) ve anjiografi (FFA) kullandığımız başlıca tanısal yöntemlerdir. Tedavi içinse laser fotokoagülasyon, göz içi enjeksiyonlar ve cerrahi tedavi başlıca seçeneklerdir.

DİYABETİK KATARAKT

Diyabette retinopati dışında bazı başka göz problemleri de görülür. Bunlar arasında özel bir tip kataraktı, kırma kusurlarında ani değişikliklere bağlı görme dalgalanmalarını ve göz dışı kasların felçlerini saymak mümkündür.

Diyabetik katarakt hızlı gelişir, tip 2 diyabetlilerde genellikle 10 yıldan sonra görülür ancak tip 1 diyabette çok daha erken yıllarda izlenebilir. Rutin muayeneler esnasında saptanır ve cerrahi olarak tedavi edilir. Diyabetli hastalarda yaşlılığa bağlı katarakt ta normalden daha erken başlar ve daha hızlı ilerler.

Kırma kusurlarındaki dalgalanmalar hemen daima kan şekerinin yükselmesiyle myopinin artışı şeklinde olur. Bu nedenle diyabetli bir hasta aniden gözlükleriyle iyi göremediğini ifade etmeye başlarsa ilk akla gelecek ihtimal bu olmalıdır.

Benzer şekilde, kan şekeri regüle değilse gözlük muayenesine gidilmemelidir; aksi halde daha sonra bu camlarla iyi bir görme sağlanamayabilir.

Göz dışı kas felçleri kendilerini ani çift görmeyle gösterir; ancak bu felçlerin ayırıcı tanısında kafa içi tümörlerden anevrizmalara, embolilerden ciddi nörolojik hastalıklara kadar pek çok patoloji sayılabileceği için diyabetik hastalarda çift görme ciddiye alınmalı ve tetkik edilmelidir. Diyabetik hastaların göz yüzeyi enfeksiyonlarına daha sık yakalandıklarını ve kontakt lens komplikasyonlarının da bu grupta daha sık görüldüğünü unutmamak gerekir.

Bu reklam google tarafından sağlanıyor?

Источник: https://www.ensonhaber.com/gorme-kaybinin-onemli-nedeni-diyabetik-retinopati-2014-08-29.html

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.