Diyabetin Tanısındaki ve Takibindeki Son Gelişmeler

içerik

Diyabet teknolojilerindeki son gelişmeler

Diyabetin Tanısındaki ve Takibindeki Son Gelişmeler

Tüm dünyada toplam 400 milyon diyabetli olduğu tahmin ediliyor. Ancak bu sayı her geçen gün beklenenden yüksek bir hızla artıyor. Türkiye nüfusu olarak 2030’da beklenen diyabetli sayısına çoktan ulaştık.

Kötü yaşam şartları, yanlış beslenme alışkanlıkları, enfeksiyonlar gibi birçok faktörün etken olduğu diyabetin görülme sıklığı arttıkça tedavi teknolojileri de her geçen gün artıyor.

Diyabetin iki türü var: Birincisi vücutta hiç insülin üretilemeyen tip 1 diyabet, ikincisi insülinin salımında bozukluk durumuyla ortaya çıkan tip 2 diyabet. Gelişen teknolojiler her iki tip diyabeti de olumlu etkiliyor.

Gelecek yıllarda diyabet ile ilgili teknolojik gelişmeler hız kazanacak. 52. Ulusal Diyabet Kongresi’nde Ord. Prof. Dr. Erol Çerasi ve diğer uzmanların ve Yale University’den Doç. Dr. Eda Cengiz’in sunumlarının notlarından faydalandığım bu yazıda diyabet ile ilgili son teknolojik gelişmeleri paylaşacağım.

Sürekli kan şekeri ölçen sistemler (CGMS)

Kan şekeri ölçümü, diyabet yönetiminin önemli bir parçasıdır. Özellikle tip 1 diyabetliler günde 4-5 kez parmaktan kan şekeri ölçümü yapmak zorundadır. Önceden kan şekeri ölçümü epey zordu.

Ancak, günümüzde cilde yerleştirilen ince bir silikon vasıtasıyla sürekli kan şekeri ölçmek mümkün. Veriler cep telefonu ya da bilgisayara aktarılıyor. Böylece özellikle yaşlı, çocuk ve sporcu diyabetlilerin hayatı kolaylaşıyor.

Aileler ve hekimler diyabetlinin kan şekerlerini anbean kontrol edebiliyorlar. Sinyal sistemleri aynı zamanda kan şekeri konusunda uyarılar yapıyor.

Sürekli ölçüm cihazlarıyla daha fazla sayıda ölçüm parmak delmeden gerçekleştirilebiliyor. Bu da daha kolay diyabet yönetimi sağlıyor. 5 dakikalık ortalama kan şekeri verisi diyabetin seyri için çok kıymetli.

Akıllı insülinler

Şu anda kan şekerine göre davranıp vücudun insülin dozunu arttırıp azaltacak insülinlere sahip değiliz. Ancak, yakın gelecekte bu insülinler hayatımızı kolaylaştıracak en önemli araçlardan biri haline gelecek.

Bu şekilde diyabetli vücuduna daha az insülin uygulayacak. İnsülini her gün değil örneğin bir haftalık uygulayacak. Devam eden kök hücre çalışmalarındaki kilit nokta kök hücrelerin insülini kan şekerine göre azaltıp arttırma özelliğinin olmayışı.

Akıllı insülinler bu noktada da diyabetlilere oldukça yardımcı olacak.

T hücreleri

Tip 1 diyabettte otoimmüniteye neden olan etken, savaşçı T hücrelerinin insülin hücrelerine saldırmasıdır. Hatta Erol Çerasi Hoca’nın da belirttiği gibi diyabette çözüme varılması gereken en önemli durum budur. Savaşçı T hücrelerinin istilası engellenmeden adacık nakli çalışmaları da bir yere kadar etkili olabiliyor.

Kök hücre çalışmaları

Kök hücre çalışmaları hızla devam ederken şunu belirtmekte fayda var: Kök hücreler insanın kendi hücreleri olduğundan adacık naklindeki gibi reddetme ya da immün sistemin baskılanması gerektiği gibi bir durum söz konusu değil.

Yapay pankreas

Diyabetli olmayanlarda pankreas hem kan şekerini sürekli ölçer, hem de bu ölçüm sonucuna göre insülin dozunu arttırır ya da azaltır. Diyabette hedeflenen, kan şekerine göre insülin dozu ayarlamadır. Pankreasın görevini henüz yüzde 100 yerine getiremese de yapay pankreas, diyabetlilerin hayatını kolaylaştıracak çok önemli bir çalışma.

Dünyada yapay pankreas konusunda çalışmalar yapan iki önemli merkezden biri olan Yale University’den Doç. Dr. Eda Cengiz’in mayıs ayında Koç Üniversitesi’nde yaptığı sunumunu canlı dinlemiştim. Sunumda yapay pankreas için 2018 yılını vermişti Dr. Cengiz. FDA onayı alınması bekleniyordu ve yenilerde FDA (Food Drug Association) yapay pankreası onayladı.

Yara bandı ve kol saati şeklinde olacak yapay pankreas sistemi üç aşamadan oluşuyor:

  1. Glikoz sensörü, insülin dozu ihtiyacını hesaplayan sistem, insülin dozunu azaltıp arttıran akıllı pompa.
  2. Pompa, pankreasın en önemli işlevlerinden biri olan kan şekeri düzeyine göre insülin ayarlamasını yapmaya yarayacak.

  3. İnsülin dozu hesaplayan sistem: Vücudun ne kadar insüline ihtiyacı olduğunu hesaplamaya yarıyor. Bu sistem pompaya ne kadar insülin göndermesi gerektiğine dair işaret gönderiyor.

Bu şekilde diyabetlinin vücudunun ihtiyacı olan insülin ihtiyacı karşılanıyor.

Glikoz sensörü: Kan şekerini ayarlayan sistem

Şu anda deri üstünde denenen yapay pankreas, 10 yıl içinde deri altına inecek. Yapay pankreas telefon, yara bandı ve kol saati şeklinde olacak.

Bunların yanısıra insülin pompası gibi taşıma zorluğu olan aparatların yerine deriye yapışan ve bozuk para büyüklüğündeki aletlerle kan şekerleri yönetilebiliyor.

İnsülinleri normalde +4 santigrat derecede tutmak için buzdolabı kapağına koymak gerekiyor. İnsülin taşıma çantaları ile insülin bozulabiliyor, donabiliyor.

Yeni üretilen bir insülin saklama aracı ile insülinler daha kolay korunabilecek.

Tüm bu teknolojilere rağmen diyabetliler beslenmelerine ve fiziksel aktivitelerine dikkat etmelidir. Tüm tedaviler düzenli uygulanan bir beslenme tedavisi ve fiziksel aktivite temeline oturtulmalıdır.

Источник: https://gaiadergi.com/diyabet-teknolojilerindeki-son-gelismeler/

Gebelik & Gestasyonel Diyabeti Tanısı ve Tedavisi

Diyabetin Tanısındaki ve Takibindeki Son Gelişmeler

Diyabet yani daha çok bilinen ismiyle şeker hastalığı pankreasın hiç insülin üretmemesi ya da yetersiz insülin üretmesinden kaynaklanan son derece önemli bir sağlık sorunudur. Özellikle son yıllarda obezitenin de artmasına paralel olarak artış gösteren diyabet bugün global bir sağlık sorunu haline gelmiştir.

Yazımızda; gebelikte tokluk kan şekeri kaç olmalı, gebelikte açlık şekeri kaç olmalı, diyabet gebeliği ve bebeği nasıl etkiler gibi merak edilen soruların cevaplarını bulabilirsiniz.

Gebelik Diyabeti Nedir?

Gebelik diyabeti, hamileyken ortaya çıkan veya ilk defa gebelikte fark edilen şeker hastalığıdır. Daha önce diyabet tanısı almamış bir kadın gebelik döneminde diyabet tanısı alabilmektedir. “Gestasyonel diyabet” olarak tanımlanan bu tablo gebelik bitimiyle birlikte ortadan kalkabilmektedir.

Özellikle ailesinde diyabet hastası olanlar, yüksek tansiyon, kolesterol yüksekliği ve fazla kilo sorunu olanlar gebelikte ortaya çıkan diyabet açısından risk grubunda yer almaktadır. Gestasyonel diyabet tüm gebelerin yaklaşık %3’ünde görülmekle birlikte bu vakaların yaklaşık %10’unda diyabet kalıcı olmaktadır.

Gebelik Diyabeti Nasıl Ortaya Çıkar?

Gebelik döneminde plasenta (göbek kordonu) büyüdükçe salgıladığı hormonlar artar, insülin etkisiz kalır ve kan şekerinde yükselme başlar. Bu etki genellikle gebeliğin 20. ve 24. haftalarında artmaktadır.

Ancak kilo fazlası olan kadınlarda gebeliğin ilk aylarından itibaren kan şekeri yüksek seyredebilmektedir.

Doğumun gerçekleşmesiyle birlikte plasenta atıldığından bu hormonlar kaybolur ve şeker hastalığı da ortadan kalkar.

Gebelikte Şeker Hastalığı (Gestasyonel Diyabet) Nasıl Teşhis Edilir?

Vücudumuzda insülin olmayınca, besinlerle aldığımız şeker ve diğer besin unsurları, ihtiyaç duyan hücrelere giremez. Böylelikle, hücreler şekere ulaşamazken kanda şeker normal değerlerin üstüne çıkar.

Diyabet Tip 1 ve Tip 2 olmak üzere iki farklı şekilde görülür. Tip 1 Diyabet, pankreas bezinin yeterli insülin sağlayamadığı ve tanının genç yaşlarda konulduğu diyabet tipidir. Tip 1 diyabet hastalarının tedavisinde insülin kullanılmaktadır. Tip 2 diyabet ise, insülinden bağımsız diyabet olarak bilinir. Kadınlarda özellikle polikistik over sendromu ile beraber görülebilir.

Gebelik diyabeti kadında hiçbir belirti yapmadığından bütün gebeler mutlaka taranmalıdır. 50 gram şeker yükleme testi gebeliğin 24-28. haftasında yapılır.

Günün herhangi bir saatinde 50 gram glikoz içilir ve bir saat sonra kan şekerine bakılır. 140 mg/dl ve fazla ise şeker hastalığı riski vardır ve bu kişilerde 100 gramlık şeker yükleme testi yapılır.

140 mg/dl’nin altında çıkarsa şeker yok demektir.

Diyabet ve Tansiyon Gibi Hastalıklar Kısırlık Nedeni midir?

Tansiyon ve şeker gibi kronik rahatsızlıklar doğrudan kısırlık sebebi olmasa da kısırlığa sebep olabilen faktörler arasında yer alır. Fakat bundan daha da önemlisi hamile kaldıktan sonra şeker ve tansiyonun nasıl ilerleyeceğidir.

İlk aylarda şekeriniz çok iyi giderken insülin veya ilaç ihtiyacı azalır ama bebek büyüdükçe bu denge tersine dönmeye başlar. Bu süreçte daha çok insüline, diyetisyen kontrollerine ve egzersize ihtiyaç olduğu unutulmamalıdır.

Tansiyon ve şeker, infertilite değerlendirmesinde hamile kalmadan önce mutlaka gözden geçirilmelidir.

Kimler Gebelikte Diyabet Riski Taşır?

• Ailesinde şeker hastalığı olanlar• Fazla kilolu olanlar• Önceki doğumda iri bebek (>4 kg) doğuranlar• Düşük yapanlar• Gebelik yaşı 25’ten büyük olanlar• Önceki gebeliğinde yüksek kan şekeri sorunu yaşayanla

• İdrarda şeker bulunanlar

Risk Grubunda Olanlar Ne Yapmalı?

Gebelik diyabeti açısından risk grubunda olanlar şeker yükleme testini gebeliğin ilk aylarında yaptırmalıdır. Bu testin sonucunda diyabet tanısı konmasa da gebeliğin 20-24. haftalarında şeker yükleme testinin tekrarlanması gerekmektedir.

Gebeliği sırasında diyabet almış kadınlarda kan şekeri genellikle 24. haftada çıktığı için bebekte herhangi bir anormallik yaşanmaz. Ancak gebeliğin ilk üç ayında bu sorun tespit edilirse o zaman çok daha dikkatli olmak gerekmektedir. Gebelik öncesinde diyabet tanısı almış kadınlar da sağlıklı bebek dünyaya getirebilirler.

Ancak bu kadınların gebelikleri boyunca kan şekeri kontrolleri çok büyük önem taşımaktadır.
Gebelikte ortaya çıkan diyabet, bebeğin iri olarak doğmasına neden olduğu için önemli bir risktir. Annenin kan şekerinin yüksek olması nedeniyle bebeğin pankreası da daha fazla insülin üretmektedir.

Bu da bebeğin yağlanmasına ve sonuçta da iri olarak dünyaya gelmesine neden olmaktadır. Bu durumda doğumu sezaryen olarak gerçekleştirilmesi zorunlu hale gelebilmektedir. Bebekte doğumdan sonra kan şeker düşüklüğü yaşanabilmektedir. Bu nedenle bebeğin kan şekerinin düzenli ölçmek gerekir.

Ayrıca bu bebeklerde kan kalsiyum ve magnezyum seviyesi düşük olabileceğinden bu yönden de kontrol edilmeleri gerekmektedir.

Gebelikte Diyabet Takibinde Dikkat Edilmesi Gereken Noktalar?

Gebelik diyabetinde takip iki yönlüdür. Birincisi annenin kan şekerinin ayarlanması, ikincisi kadın doğum uzmanı tarafından bebeğin gelişiminin incelenmesidir. Diyabet takibinin en önemli noktası ise kan şekeri değerlerinin normal seviyelerde kalmasının sağlanmasıdır.

Düzenli yapılacak kan şekeri ölçümlerinde kan şekeri değerinin 60-120mg/l arasında tutulması sağlanmalıdır. Açlık, tokluk 1.saat ve tokluk 2.saat olmak üzere kan şekeri ölçülmeli, ayrıca akşam yemek öncesi ve gece 22.30’da (bazen gece 03-04.00’te) kan şekeri ölçülerek takibi sağlanmalıdır.

Yapılan bu ölçümlerde, açlık kan şekeri 95 mg/dl ve altında, tokluk 1. saat kan şekeri 140 mg/dl ve altında, tokluk 2. saat kan şekeri ise 120 mg/dl ve altında olmalıdır. Ayrıca zaman zaman idrarda keton ölçümünün de yapılması önemlidir. İdrarda keton diyabet açısından önemli bir belirteçtir.

Diyabetli Kadınlar Hamilelik Sırasında Nelere Dikkat Etmeli?

Şeker hastalığı teşhisi ile izlenen anne adaylarının, gebelik öncesi değerlendirilmeleri çok önemlidir ve takiplerini kolaylaştırır. Eğer fazla kilolu ya da obez iseniz, gebelik öncesinde kilo vermeniz ve şekerinizin dengelenmesi, hamileliğinizi daha rahat geçirmenizi sağlayacak ve doğumu da kolaylaştıracaktır.

Öncelikle dengeli ve doğru beslenme alışkanlıklarını edinmek ve egzersiz hamilelikte çok önemlidir. Hamilelerin haftanın 4-5 günü yürüyüş yapmalarını öneriyoruz. Yürüyüş yapılamadığında aerobik egzersizler (hamilelik yogası) 30-40 dakikaya ulaşacak düzeyde yapılmalıdır. Böylece düzenli egzersiz kan şekerini düşürür, tansiyonu dengeler ve kontrolüne de destek olur.

Gebelikte Diyabet Hastalığı Önemli midir, Takibi ve Kontrolü Nasıl Olmalıdır?

Gebelikte şeker hastalığını iki gruba ayırabiliriz. Daha önceden şeker hastası olduğu bilinen ilk grupta yer alırken 2. grupta 24-28. haftalar arası şeker tarama testleri ile saptadığımız gebeliğe bağlı şeker hastalığı yer alır.

İki şeker hastalığının da gebelikte tanısı ve takibi oldukça önemlidir.

Daha önceden şeker hastalığı olduğu bilinen olgularda özellikle ilk 3 ayda şeker düzeylerinin yeterli olarak kontrol altına alınmadığı olgularda biz çocukta yapısal anomalilere sıkça rastlıyoruz.

En sık karşımıza çıkanlarsa beyin omurilik sisteminde oluşan yapısal anomaliler ve kalpte oluşan yapısal anomalilerdir. Bunların açıkçası telafisi mümkün değil.

Bu nedenle gebeliğin erken dönemlerinde hatta gebe kalmadan önce şeker hastası olduğu bilinen olgularda şeker düzeylerinin düzgün şekilde ayarlanması bu konuda hastaların kadın doğumcu ve endokrin uzmanlarından profesyonel yardım alması oldukça önemlidir.

İkinci gruptaki hastalarda ise yani gebelikte şeker hastalığı saptanan hastalarda yine çok önemli. Özellikle bu grupta aşırı iri bebek gelişimi anne karnında suyun aşırı artması ve bunun tetiklediği erken doğum karşımıza çıkan sorunlar arasındadır.

Ayrıca şeker hastalığı olduğu bilinen olgularda bebek doğar doğmaz kan şekerlerinde ciddi düşmelerle karşılaşabiliyoruz. Bu durum bebeğin hayatını tehdit edebilecek bir sıkıntı olarak karşımıza çıkabiliyor. Bu nedenle şeker hastalığı üzerinde durulması gereken ve gerekli önlemlerin alınması gereken bir rahatsızlıktır.

Gebelikte tokluk kan şekeri

Hamilelikte tokluk kan şekeri kaç olmalı: Yemekten 2 saat sonra Gebelikte açlık kan şekeri

Hamilelikte açlık şekeri kaç olmalı: Kahvaltıdan önce: 60-90 mg/dl

Öğle ve akşam yemeği öncesi: 60-105 mg/dl şeklinde olmalıdır.

Gebelik Süresince Yapılacak Diğer Testler

• Ultrason ile bebeği takip etmek• Bebek kalp atımı takip edilir.

• Amniosentez: Down sendromu için yapılan bu test özellikle yaşı 35’ten büyük kadınlarda uygulanmalıdır.

Beslenme ve Egzersiz

Gebelik süresince 9-12 kg alınması uygundur. Eğer gebeliğe fazla kilo ile başlandıysa 7– 8 kg, düşük kilo ile başlandıysa ise 17–20 kg ağırlık kazanımı normal olarak kabul edilmektedir.

Egzersiz ve hareketli bir yaşam, tüm diyabetliler için büyük önem taşımaktadır. Çünkü egzersiz kan şekeri düşürmeye yardımcı olabildiği gibi kan şekeri kontrolünün sağlanmasında da destek olur.

Gebe kadınların haftanın 4-5 günü yürüyüş yapmalarını önermekteyiz. Yürüyüş dışında aerobik egzersizler de yine her gün 45 dakika olarak yapılabilir.

Gebelikte beslenme çok önemli olmakla birlikte diyabet hastası için bu önem daha da artmaktadır. Beslenmede, daha çok sebze, tam tahıllar, kuru baklagiller, posalı gıdalar tercih edilmelidir.

Zeytinyağı, tam buğday ekmeği, yağsız yoğurt ve yağsız süt tüketmeye özen gösterilmelidir. Margarin tüketilmemeli ve karbonhidrat alımı sınırlanmalıdır.

Karbonhidratlar günlük alınan toplam kalorinin %40’ını aşmamalıdır.

Bir başka önemli nokta da tansiyon değerleridir. Bu nedenle düzenli tansiyon ölçümü ve takibi yapılmalı ve büyük tansiyonun 140’ı, küçük tansiyonun ise 90’ı geçmesi durumunda doktorunuza başvurmanız gerekmektedir.

Gebelik Diyabetinde İnsülin Tedavisi Ne Zaman ve Nasıl Yapılır?

Açlık kan şekeri diyete rağmen 105mg/dl’yi geçerse ve tokluk 2 saat 120 mg/dl’yi geçerse insülin tedavisine geçmek gerekmektedir. İnsülin başlanan gebeler evde kan şeker ölçümü yaparak takip yapmak zorundadır.

İnsülin günde 2 kez yapılabildiği gibi 4 kez de yapılabilir. Buna sizi takip eden hekiminiz karar verir ve sizin için en uygun ve uyum sağlayabileceğiniz bir metodu önerir.

Plasentadan geçtikleri için, oral antidiyabetikler gebelikte kullanılmamaktadır.

Gebelik Şekeri Anne ve Bebek için Hangi Risklere Neden Olur?

Gebelik şekeri, %3 oranında görülmekle beraber, bu annelerin %10’u ilerde şeker hastası olabilmektedir. Bebekte ise şeker hastalığı gelişmez. Ancak tekrar vurgulamak gerekirse anne adayında ilerde şeker hastalığı gelişme riski ilk 10-15 yıl içinde fazladır. Bu nedenle 6 ayda bir açlık ve tokluk kan şekerine baktırılmalıdır.

Gebelikte şeker hastalığı çıkan kadınlarda kan şekeri genellikle 24. haftada çıktığından çocuklarda anormallik olmaz. Çocuklarda anormallik ancak ilk 3 ayda kan şekeri yüksek ise olabilir. Ancak gebelik öncesi şeker hastalığı varsa bu kadınlarda kan şekeri kontrolü büyük önem taşır.

Gebelik şekeri, bebek açısından aşağıdaki riskleri taşır

• HbA1c gebeliğin ilk aylarında 8’in üzerinde ise düşük riski 3 kat artmaktadır.• Diyabetik kadınların çocuklarında engelli oranı %8-13, şeker hastası olmayan kadınlarda %2-4’tür. HbA1c ne kadar yüksek ise engelli çocuk oranı o oranda artar.

• Kan şekeri > 250mg/dl ise erken doğum riski artar.

• Gebeliğin ikinci yarısında yüksek kan şekerleri iri bebek, bebekte zor solunum, bebekte şeker düşüklüğü, sarılık, polisitemi, kalsiyum düşüklüğü ve doğumsal kalp problemlerine neden olur.

Doğum ve Sonrası

Gebelikte diyabet tanısı almış anne adayları da normal doğum yapabilir. Ancak burada kararı vermede çocuğun durumu etkendir. Doğum genellikle 38. haftada yapılır ve doğum sırasında kan şekeri yüksekse serum ile insülin verilir. Düzenli takip ve kontrollerle de sağlıklı bebekler dünyaya getirmek mümkündür.

Doğum sonrasında da annenin beslenmesinin gebelikte olduğu gibi devam etmesi gerekir. Kan şekeri değerleri kendiliğinden düzeldiğinde insülin tedavisi kesilebilir. Bu nedenle doğumun gerçekleştiği gün ve sonrasında kan şekeri ölçümlerinin düzenli olarak yapılmaya devam etmesi gerekir. Eğer doğum sonrası şeker normal ise doğumdan 1-2 ay sonra yine kan şekeri ölçümü yapılmalıdır.

Gebeliğinde şekeri yükselen tüm kadınlarda daha sonraki yıllarda diyabet gelişme riski yüksek (%10) olduğu için düzenli egzersiz ve kilo kontrolü yanında sağlıklı beslenmelerine de dikkat etmeleri gerekir. Ayrıca 6 ayda bir açlık ve tokluk kan şekeri ölçmekte de fayda vardır. Daha sonra tekrar gebe kalacaklarsa önceden takip ve kontrolleri çok önemlidir.

Kilo kadar önemli bir başka faktör de yağın vücutta daha çok nerede toplandığıdır. Kilosu normal bile olsa, bel çevresi 102 cm’yi aşan erkekler ve 88 cm’yi aşan kadınlar çok risklidir.

Bel çevresi 94 cm’yi aşan erkeklerle, 80 cm’yi aşan kadınlar daha dikkatli olmalıdır.

Kişiye özel kilo kontrolü, dengeli ve doğru beslenme ve egzersiz programıyla beraber yaşam biçimi değişikliği sayesinde, şeker hastalığı kontrol edilebilmektedir.

Источник: https://bahceci.com/hizmetler/gebelik-diyabeti/

Diyabet belirtileri, tanısı ve tedavisi

Diyabetin Tanısındaki ve Takibindeki Son Gelişmeler

Önümüzdeki 20 yılda özellikle tip 2 (%90-95) olmak üzere diyabetin orta yaşlı ve yaşlı popülasyonun artışına da bağlı olarak 2 katına çıkması beklenmektedir.

Bozulmuş glukoz toleransı ve bozulmuş açlık glukozu nedeniyle diyabet olma riski artan kişilerle bu sayılara ulaşılacağı hatta geçileceği de düşünülebilir. Genel nüfusa göre diyabetlilerin oranı gelişmiş ülkelerde en yüksektir (%6.0) ve 2025’te de öyle olması beklenmektedir (%7.

6) gelişmekte olan ülkelerde diyabetiklerin oranı düşük olmasına rağmen (1995’te ,53.3) 2025’te %4.9 olması beklenmektedir. Bu da toplam diyabetlilerin en büyük bölümünü gelişmekte olan ülkelerin oluşturacağı anlamına gelmektedir (gelişmekte olan ülkeler %170 ve %42 gelişmiş ülkeler).

Diyabet neden artıyor: etnik köken ve aile öyküsü sorumlu tutuluyor. Aşırı kilolu veya obez kişilerle yakından ilişkilidir. Batılı beslenme ve yaşam tarzına geçişte artış.

Diyabet Tanısı

Hem Dünya Sağlık Örgütü ve hem de ADA diyabetin tanı kriterlerini ve diğer hiperglisemi kategorilerini değiştirmek üzere 1997 ve 1999 yıllarında ayrı ayrı toplanmışlar ve tanı koydurucu açlık plazma glukoz düzeyi 7,0mmol/l’ye düşürülmüştür.

ADA diabet tanı kriterleri: 1-DM klasik semptomları olan bir kişide günün herhangi bir zamanında kan şekerinin ≥ 200 mg/dl bulunması. 2-Açlık kan şekerinin iki kez ≥ 126 mg/dl olması. 3-OGTT’de 2. saat kan şekerinin ≥ 200 mg/dl bulunması. 4-HbA1c > %6,5.

Tanı kriterleri venöz plazmada glukoz oksidaz yöntemi ile yapılan ölçümleri baz almaktadır.

Klinikte ve hastaların kendi kendilerine glisemi takibinde kullandıkları kapiller kan glisemi değerleri biraz daha farklı olabilir.

Daha önce sınırda diyabet yada “latent diyabet” diye anılan IGT ve IFG artık “prediyabet” olarak kabul edilmektedir. Her ikisi de diyabet ve kardiovasküler hastalık için önemli risk faktörleridir.

Prediyabet: Bozulmuş açlık glukozu (IFG); açlık plazma glukozunun (en az 8 saatlik açlığı takiben) 100-125 olmasıdır. Bozulmuş glukoz toleransı (IGT); OGTT’de 2. saat plazma glukozunun 140-199. olmasıdır.

HbA1c (A1C): Açlık ve tokluk kan şekeri ortalamasıdır. Genel glukoz kontrolünü yansıtır, eritrositlerdeki hemoglobinin glukozillenmiş formudur. A1C düzeyleri, 2-3 aylık dönemdeki glisemik kontrolü yansıtır. Genel kan glukoz kontrolünü değerlendirmenin en iyi yolu A1C’yi izlemektir.

Standardizasyonundaki sorunlar ve tanı eşiğindeki belirsizlik nedeniyle glukozillenmiş A1c’nin DM tanı aracı olarak kullanılması uzun yıllar önerilmemiştir.

Ancak son yıllarda A1C’nin tüm dünyada standardizasyonu yönündeki çabalar ve prognostik önemine dair kanıtların artması sonucunda A1C’nin de diyabet tanı testi olarak kullanılabileceği gündeme gelmiştir.

ADA, EASD, IDF ve uluslararası biyokimya federasyonu temsilcilerinin oluşturduğu uluslararası diyabet uzmanlar komitesi 2008 yılında yaptığı bir dizi toplantılar sonucunda; uluslararası standardardizasyon kurallarına uyulması koşulu ile diyabet tanısı için A1C kesim noktasını %6.5 olarak belirlemiştir. Uluslararası diyabet uzmanlar komitesi A1C %6.0-6.

4 aralığında bulunan bireylerin diyabet açısından yüksek riskli olduklarını ve koruma programlarına alınmaları gerektiğini bildirmiştir. %1’lik A1C farkı ortalama plazma glukozunu 30-35 mg/dl değiştirir. A1C’nin %50’si son bir ayda, %30’u ölçümden önceki ikinci ayda ve geri kalan %20si ölçümden önceki üçüncü ayda oluşan glisemik değişiklikleri yansıtır.

A1C arttıkça açlık gliseminin katkısı daha çok artar.

Buna karşılık A1C normale yakınsa tokluk gliseminin katkısı daha ön plandadır.

Postprandiyal glukozun genel glisemiye katkısı en çok düşük HbA1c değerlerine sahip olan hastalarda olmuştur,bu nedenle postprandiyal glukozun hedeflenmesi daha düşük A1c hedeflerine ulaşılmasına yardımcı olabilir. HbA1c yüzdesi en yüksek hastalarda bile Postprandiyal glukozun genel glisemik duruma katkısı %30’lardadır.

DM’da A1C testinin kan glukoz ölçümlerine göre avantajları: DCCT ve UKPDS verilerine uygun olarak standardize edilmiş ve PG karşılıkları belirlenmiştir. Oysa glukoz ölçümleri daha az standardize edilmiştir.

Genel olarak glisemiye maruz kalma durumunu ve uzun-dönem komplikasyon riskini gösterme açısından daha iyi bir göstergedir. Daha az biyolojik değişkenlik gösterir. Daha az oranda preanalitik kararsızlık gösterir. Belirli bir sure aç kalınmasını veya belirli zamanda kan alınmasını gerektirmez.

Stres, hastalık gibi durumlarda görülen akut glukoz düzensizliklerini yansıtmaz. Halen tedaviye başlama ve tedaviyi düzenleme hedefi olarak kullanılmaktadır.

C-peptid düzeyi: Pankreas b-hücre (endojen insülin) rezervini yansıtır. Tip 1 diyabette rutin olarak ölçülmesine gerek yoktur.LADA gibi otoimmun diyabet formlarının tip 2 diyabetten ayrılmasında ve insülin tedavisine geçilecek tip 2 DM olgularının belirlenmesinde açlık ve uyarılmış C-peptid düzeyleri ölçülebilir.

Diyabete Sınıflama

ADA’nın (American Diabetes Association) yeni diabet sınıflamasında IDDM ve NIDDM tanımları bulunmamaktadır. İnsüline bağımlı ve insülinden bağımsız diye adlandırmak içerdiği anlamdan dolayı karışıklık yarattığı gerekçesi ile artık kullanılmamaktadır.

DM’da etiyolojik sınıflandırma: Tip 1 DM, tip 2 DM, diğer spesifik tipler,gestasyonel DM, tanımlanamayan tip.

Mutlak insülin yetersizliğine yol açan hücre hasarı vardır; otoimmun (tip 1A), idiopatik (tip 1B). Hastaların %90’ında otoimmun (tip 1A), %10 kadarında non-otoimmun tiptir (tip 1B). ß-hücre yıkımı söz konusudur. ß-hücre rezervi %80-90 oranında azaldığı zaman klinik diyabet semptomları ortaya çıkar.

Tip 1A diyabette başlangıçta kanda adacık otoantikorları pozitif bulunur. İmmunite aracılıklı tip; adacık hücre otoantikorları (ICAs), insülin otoantikorları (IAAs), anti GAD (anti glutamik asit dekarboksilaz) ve antityrosine phosphtase ve antifogrin antikorları (IA2 ve IA2-β) pozitiftir.

İdiyopatik tipte bu antikorlar negatiftir.

Tip 1 DM klinik özellikleri:tüm diabetik hastaların %5-10’u tip 1. Genelde çoğu 30 yaşından genç ve zayıf, okul öncesi (6 yaş civarı), puberte (13 yaş civarı) ve geç adolesan dönemde (20 yaş civarı) üç pik görülür.

Otoimmunite sıktır, HLA DR3 veya DR4 > %90. İkizlerde konkordans %30-35. Mutlak insülin yokluğu, klasik diabet semptomları ani olarak başlar ve semptomlar belirgindir. Ketoasidoz sık, tedavide mutlaka insülin gereklidir.

β hücre rezervinin % 90’ının kaybı ile semptomlar ortaya çıkar.

Son 20 yıldır daha ileri yaşlarda ortaya çıkabilen latent otoimmun diyabet (LADA: latent autoimmun diabetes of adult) formunun çocukluk çağı ( 140 mg/dl saptanırsa 75 gr 2 saat ya da 100 gr 3 saat glukoz yükleme testi yapılır. 75 gr 2 saat/100 gr 3 saat OGTT’nin gebede değerlendirilmesi; açlıkta 92, 1.

saatte 180, 2. saatte 153, 3. saatte 140. Belirtilen değerleri bulan ya da aşan tek değerin bulunması gdm tanısı koydurur. Diyabetik bir ortamda gelişmek insan fetusu üzerinde önemli doğumsal kusurlar ve geç dönem ölümlerden, yağlanmadaki hafif artışa doğru uzanan geniş bir yelpazede etkiler oluşturur.

Diyabette komplikasyonlar

1-Makrovasküler komplikasyonlar: koroner kalp hastalığı, periferik arter hastalığı, serebrovasküler hastalıklar. DM’li hastaların 3/4’ü KAH bağlı komplikasyonlar nedeniyle kaybedilirler. DM, KAH eşdeğeri kabul edilmiştir.

2-Mikrovasküler komplikasyonlar: Mikrovasküler komplikasyonlar deyiminin pratik anlamı; diyabet hastalarının gözlerinde, böbreklerinde ve sinir sisteminde meydana gelen değişikliklerdir, yani; retinopati, nefropati, nöropatidir.

  • Diyabetik retinopati:optimal glukoz ve kan basıncı kontrolü sağlanmalıdır. Tip 2 diyabette tanıda göz dibi muayenesi yapılmalıdır. Tanıdan sonra her yıl göz dibi muayenesi yapılmalıdır.
  • Diyabetik nefropati:glukoz ve kan basıncı kontrolüsağlanmalıdır. Mikroalbuminüri yılda bir ölçülmelidir. Serum kreatinin yılda bir ölçülerek GFR hesaplanmalıdır.
  • Diyabetik noropati:vücudunun herhangi bir sistemini tutabilir. Özellikle alt ekstremiteleri tutan duyusal noropati infeksiyon ve iskemi ile birlikte en önemli ayak amputasyonu nedenidir.

Diyabet Tedavisi

Tıbbi beslenme tedavisi: kapsamlı diyabet bakım ve tedavisinin vazgeçilmez bir bileşenidir. Tedavinin başlatılmasından sonra 6-12 haftalık sürede A1C düzeyleri sıklıkla %1-2 düşer.

Diyabette tıbbi beslenme tedavisi hedefleri:

1-Optimum metabolik sonuçları elde etmek ve sürdürmek:diyabet komplikasyonlarını azaltacak normal sınırlarda kan glukoz hedefleri, vaskuler hastalık riskini azaltacak KB değerleri, makrovaskuler hastalık riskini azaltacak lipid düzeyleri elde edilmeye çalışılır.

2-Beslenmeyle ilgili komplikasyonları önlemek,geciktirmek veya tedavi etmek: obezite, dislipidemi, KVS hastalığı, HT, nefropati gibi.

3-Sağlıklı yiyecek seçimleri ve fizik aktivite ile sağlığı iyileştirmek.

4-Kişisel beslenme gereksinimlerine hitap etmek.

Tip 1 hastada diyet; hasta özellikle genç ve normal kilolu ise 3 ana 3 ara öğün halinde ve 30-35 kcal/kg şeklinde olmalıdır. Kalorinin %20 si kahvaltıda, % 20si öğleyin, %30’u akşam ve 3 ara öğünde % 10 ar olarak pay edilmesi önerilir.

Tip 1 hastada ADA diyet önerileri: Lif 25-35 gr gün olmalıdır. Protein % 10-20 0,8 gr/kg böbrek hastalığı yoksa, 0,6gr/kg nefropati varsa. Kolesterol < 300 mg/gün. Na ≤3 gr/gün (hipertansiyon varsa < 2,4 gr hipertensiyon + nefropati varsa < 2gr/gün).

Tip 2 diabette diyet önerileri: Fazla kiloları vermek hiperglisemi, dislipidemi ve hipertansiyonu kontrol altına almaya yardım eder. Kişinin diyet anamnezi alınır ve günlük aldığı kalori hesaplanır 250-500 kcal daha az kalori içeren diyet listesi hazırlanır. Total özellikle sature yağlar azaltılır. Fiziksel aktivite önerilir.

Tip 2 diabette diyet: karbonhidrat kişiye ve diyet hedefine göre planlanır. Lif 20-35 gr/gün olmalıdır. Protein total kalorinin % 10-20 si; böbrek hastalığı yoksa 0,8gr/kg/gün nefropati varsa 0,6 gr/kg/gün. Yağ total kalorinin % 30u total yağ miktarının % 10 undan azı satüre yağlar olmalı. Kolesterol

Источник: https://www.medikalakademi.com.tr/diyabet-belirtileri-tanisi-ve-tedavisi/

Diyabet tedavisinde 2017’nin sürpriz gelişmeleri

Diyabetin Tanısındaki ve Takibindeki Son Gelişmeler

2017 yılı özellikle diyabet açısından yeni tedaviler ve yöntemler alanında sürprizlerle dolu bir yıl oldu.

Büyük umutlar bağlanan birçok tedavi yöntemi bekleneni veremedi, buna karşılık hiç beklenmeyen yeni yöntemleri ortaya çıktı.

Bu yıl değişiklik yapıp, “Gelecek yıl tıp alanında neler olacak?” diye yazmak yerine, bitirdiğimiz yıl içinde diyabet alanında değişenleri yazmanın daha ilginç olacağını düşündüm.

Tip 1’de ‘hücre dönüşüm programı’ geliyor

Tip 1 diyabet, pankreasta insülin salgılayan “beta” hücrelerinin vücudun kendi savunma sistemi tarafından tahrip olması sonucu ortaya çıkan bir hastalık. Hücreler tahrip olunca vücutta insülin hormonu kalmıyor ve kan şekeri hızla yükselip diyabet gelişiyor.

Tip 1 diyabette tedavi için her gün 4-5 enjeksiyon, hastayı hayat konforu açısından olumsuz etkileyen bir faktör. Bu nedenle bilim insanları uzun yıllardan beri insülinsiz tedavi arayışında oldu. Bu çalışmalar içinde en çok umut bağlanan program “adacık nakli” oldu.

Adacık nakli, yani “başka canlıdan hücrelerin alınıp diyabetlinin karaciğerine yerleştirme” programı başlangıçta çok kolay ve tekrarlanabilir bir yöntem olarak çok ilgi çekti.

Ancak başka canlıdan nakledilen hücrelerin reddedilmesi, bunu önlemek için uzun yıllar immün sistemi baskılayıcı ilaç kullanma zorunluluğu gibi sorunlar ortaya çıktı; çünkü immün sistemi baskılayıcı ilaçların bir süre kullanılınca ciddi yan etkileri hastanın yaşamını etkiliyordu.

İkinci önemli umut bağlanan program “kök hücre nakli” oldu. Bu program, hastada immün sistemi baskılayıcı ilaçlara ihtiyaç duyulmaması nedeniyle kısa sürede popüler oldu. Bu yöntemde diyabetlinin kendi kök hücresi alınıp kimyasal işlemlerden sonra insülin salgılayan hücrelere dönüştürülüyordu.

Hücre, diyabetlinin kendine ait olduğu için ret olayı da yoktu. Ancak bu yöntemde de zaman içinde sorun çıkmaya başladı. Kök hücreden dönüştürülen hücreler zamanla teratojen kimliğe dönüşebiliyordu ya da sürekli değişime uğradığı için insülin doz ayarı mümkün olamıyordu. Ayrıca kök hücreler, pankreas adacık dokusunun içinde olmadığı için diğer hücrelerle senkronize olarak çalışamıyordu.

2017’de sürpriz bir görüş ortaya atıldı

İnsülin salgılayan beta hücreleri, pankreasta adacık şeklindeki dokuların içinde yer alıyor ve “glukagon”, “somatostatin”, “pankreatik polipeptid” hormonu salgılayan hücrelerle birlikte iç içe yaşıyor ve beta hücreleri bu hücrelerde ortak senkronize çalışıyor.

Bu senkronizasyon sayesinde kandaki şeker oranına göre beta hücreleri insülin salgısını artırıp azaltabiliyor. Aslında vücuttaki insülin düzeyini bu senkronizasyon belirliyor. İşte sürpriz bu noktada ortaya atıldı.

Bir grup bilim insanı, glukagon hormonu salgılayan alfa hücrelerini, insülin salgılayan beta hücrelerine dönüştürmeyi başardı, alfa hücreleri çeşitli kimyasal işlemlerden sonra insülin salgılamaya başladı.

Bu yöntem diğer iki yöntemden, hücre reddinin olmaması ve yeni beta hücrelerinin senkronizasyon düzeninin bozulmaması nedeniyle ön plana geçti. Tamamen sürprizlerle ortaya çıkan hücre dönüşüm yöntemi çok ilgi çekti, birçok merkez adacık nakli programlarını bırakıp bu noktaya fokuslandı. Bu programın başarılı olması birçok sorunu kökünden halledecek.

DİYABET NEDİR?

Yapay pankreasın önündeki engeller kalkıyor

Yapay pankreas birçok diyabetli hastanın hayali. Vücuda takılan yapay bir pankreasın, kendi kendine kan şekeri ölçüp, bu değere göre hesap yapıp vücuda otomatik insülin verilmesini sağlayan bu sistemler üzerinde bilim dünyası uzun süreden bu yana çalışıyor. Yapay pankreas için 4 önemli üniteye ihtiyacı var.

Vücuda sürekli insülin verecek bir pompa, sürekli kan şekeri ölçen bir sistem, bu kan şekerinden insülin dozunu ayarlayacak algoritmik hesap yapan bir bilgisayar ve ultra hızlı etkili yeni insülin. İnsülin pompalarının uzun yıllar kullanılıyor olmasına rağmen diğer sistemlerde eksiklikler vardı ama 2017 yılında bunlar aşıldı.

Vücuda yerleştirilen, sürekli glikoz ölçüm monitörizasyonu yapan ve her 5 dakikada bir şeker ölçen CGM cihazları devreye girdi ve sorun çözüldü. Ama başka bir sorun daha vardı. Mevcut insülinlerin en hızlı etkilisinin bile etkisi 1 saat sonra başlıyordu.

Bu da kan şekerinin yükseldiği zaman vücuda verilen insülin ancak 1 saat sonra etki edebileceği ve bu süre için kan şekerinin yüksek kalacağı anlamına geliyordu. 2017’de ultra kısa etkili insülinler üzerine yapılan çalışmalar başarıya ulaştı ve vücuda verildikten sonra hızla kan şekerini düzelten insülinlerin yapımı başarıldı.

Ultra hızlı insülinlerle artık şeker yüksekliğini hemen kontrol altına almak mümkün. Yapay pankreasta, diğer önemli sorun; kanda şeker ne kadar yükselir ya da düşerse pompanın hangi dozda insülin verileceğinin algoritma hesaplarında problemlerin olmasıydı.

Bu algoritmik hesaplar yenilen gıdaların cinsi, miktarı, stres faktörü gibi birçok faktörden etkilenmekteydi. Bu sorun Silikon Vadisi’nin dev teknoloji şirketleriyle işbirliği sayesinde aşıldı. Algoritmik hesaplama yöntemleri, vücuttaki her değişkenliğe göre kendini yenileyebilir ve kişiye özel olabilir noktaya geldi.

Artık kan şekeri verilerine göre anlık algoritmik hesaplarla bulunan sonuçlar insülin pompasına aktarılabiliyor ve ultra hızlı etkili insülinlerle anında kontrol sağlanabiliyor. Yapay pankreasın tamamına yakını başarıldı ve yakında diyabetlilerin hayatını çok kolaylaştıracak.

Tip 2 diyabette düşük kalorili diyet programı, metabolik cerrahinin yerini alıyor

2017 yılı metabolik cerrahi ameliyatlarının tavan yaptığı bir yıl oldu. Vücut kitle indeksi 35’in üzerinde olan, kilosundan mutlu olmayan insanlar ya da beslenme programını ayarlayamadığı için diyabetini kontrol altına alamayan hastalar cerrahlara koşup risklerine, yan etkilerine bakmadan ameliyat oluyordu.

Ancak aradan bir süre geçince kilo veren obezler yeniden kilo almaya başladı, diyabet ilaçlarını bırakan hastaların yeniden ilaç insülin ihtiyacı başladı. Bu operasyonları olan kişilerin bir bölümünde kronik vitamin eksiklikleri, safra-böbrek taşları ve durdurulamayan osteoporoz sonuçları çıkmaya başlayınca bilim çevrelerinde bu sağlam doku çıkarılma operasyonları sorgulanır oldu.

Gündeme tekrar etkin kilo verilmesini sağlayacak beslenme programa arayışları geldi.

Tartışmalar diyabet tedavisinde beslenme programı olarak iki modelde yoğunlaştı. Birinci model, günümüzde de moda olan düşük karbonhidratlı diyetti. Bu beslenme modelinde diyette karbonhidratları, şekeri ve ekmeği kaldır; proteini, eti, köfteyi ve hayvansal yağları istediğin kadar ye mantığı güdülüyordu.

Ancak yapılan çalışmalar, bu diyetin koroner kalp hastalığını tetikleyen bir diyet olduğunu gösterdi. Gerçekten de dünyada kırmızı et, aşırı hayvansal yağ tüketen bölgelerin haritasıyla koroner kalp hastalığının yüksek görüldüğü harita üst üste örtüşüyordu.

Düşük karbonhidratlı diyet, kan şeker düzeylerinde geçici düzeltme yapıyor, ilaç dozlarını azaltıyordu, ancak kalp-damar hastalık riski ve tansiyon riski açısından ciddi sorunlar oluşturuyordu.

Oysa “düşük kalorili diyet programı (LCD)”nda bu risk ortadan kalkıyor, hastaya verilen diyet vücudun tüm ihtiyacını karşılayabilen dengeli bir beslenme programı oluşturuyordu. Diyabetli hastanın günlük kalori programı 1200 kcal altına indiğinde kan şekerleri hızla düzeliyor, insülin ihtiyacı azalıyor, hatta bir süre sonra kayboluyordu.

Bu diyette iki önemli kural; sık aralıklı beslenme ve karbonhidratların glisemik indeksi düşürülmüş karbonhidratlar olmasıydı.

Aralık 2017 dünyanın en ciddi bilimsel dergilerinden Lancet’te yayınlanan “Direct” çalışma sonuçları, düşük kalorili diyet programıyla zayıflayan, yeterli beta hücre rezervine sahip diyabetli hastaların büyük bir bölümünün düzeldiğini duyurdu.

Artık diyabetlilerin cerrahi bir operasyonla sağlam dokularını aldırmadan ya da organlarında geriye dönüşümü mümkün olmayan işlemler yaptırmadan, LCD diyetiyle diyabette çok başarılı sonuçlar alması ilaçlarını bırakması, kan şekerini düzeltmesi mümkün. 2017, diyabette umutlarımızın tazelendiği bir yıl olarak geçti.

Yazı: Prof. Dr. Temel Yılmaz

DİYABETLİLER NE YEMELİ?

Источник: https://hthayat.haberturk.com/saglik/haber/1058025-diyabet-tedavisinde-2017nin-surpriz-gelismeleri

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.