Diyabetle Baş Etmenin Yolları

Diyabetle Baş Etmenin Yolları

Diyabetle Baş Etmenin Yolları

Dünyada yaklaşık 347 milyon kişide diyabet olduğu tahmin ediliyor ve önümüzdeki 10 yıl içinde diyabet nedeni ile ölüm oranının yüzde 50 artacağı tahmin ediliyor. Ülkemizde ise 20 yaş üzerindeki her 20 kişiden 3’ü diyabet hastalığı ile karşı karşıya. Ancak birçok kişi diyabetinden haberdar değil, ya da yeterince tedavi olmuyor.

Diyabetin her zaman kontrol altında tutulması gereken bir hastalık olduğunu söyleyen Liv Hospital Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Serpil Salman diyabetle baş etme yolları hakkında bilgi veriyor.

Aslında aşırı şeker tüketiminin metabolizma üzerine olumsuz etkileri genel olarak insülin direnci ve kilo artışı üzerinden gelişmekte.

Kilo artışı aşırı olmasa bile insülin direnci olan, bel ve karın bölgesi yağlanan kişilerde karbonhidrat ağırlıklı yemeklerden birkaç saat sonra reaktif hipoglisemi nöbetleri oluşuyor.

Ayrıca, kolesterol yüksekliği, kadınlarda kıllanma, adet düzensizlikleri gibi sorunlar gelişebiliyor. Tüm bu sorunlardan korunmak için düzenli beslenme ve egzersiz çok önemli.

Kimler şeker hastalığı riski altında?

Şişman veya kilo fazlalığı olan, bel çevresi kalın kişilerde 40-45 yaşından sonra daha belirgin olmak üzere diyabet riski artar. Aşağıdakilerden bir veya daha fazlası eşlik ediyorsa bu risk artışı daha da fazladır.

Birinci derece yakın akrabasında (anne, baba, kardeş) diyabet bulunanlar, iri bebek doğuran veya daha önce gebelik şekeri tanısı almış kadınlar, yüksek tansiyonu olanlar, kan yağları yüksek olanlar, daha önce açlık şekeri sınırda yüksek (100-125 mg/dl) bulunanlar, gizli şeker tespit edilenler, polikistik over sendromu (PKOS) olan kadınlar, atar damar hastalığı bulunanlar, düşük doğum tartılı doğan kişiler, fizik aktivitesi düşük olan kişiler, doymuş yağlardan zengin ve posa miktarı düşük beslenme alışkanlığı olanlar, şizofreni hastaları ve atipik antipsikotik ilaç kullanan kişiler, organ (özellikle böbrek) nakli yapılmış hastalar.

Şeker hastalığı tedavisi nasıl yapılıyor?

Diyabet tedavisinin temelini doğru beslenme ve düzenli egzersiz oluşturur. Bu tedavilerle yeterli kan şekeri kontrolü sağlanamıyorsa ilaç tedavisi eklenir. Diyabet tedavisinde kullanılan ilaçlar haplar (oral antidiyabetikler) ve insülin olmak üzere iki gruptur.

Erişkin yaşta diyabet olan kişilerin çoğunluğu uzun yıllar, sadece oral antidiyabetiklerle başarılı bir şekilde tedavi edilebilir. Ancak vücudunda tam veya tama yakın insülin eksikliği olan, oral antidiyabetik tedaviye yanıt alınamayan veya bu ilaçları kullanması sakıncalı olan kişilerde tedavi insülinle yapılır.

Bu tedavilerin doğru uygulanması için hastanın eğitimi şarttır ve bu nedenle eğitim tedavinin bir parçası olarak görülmelidir.

Diyabet önlenebilir mi?

Çocukluk çağının diyabeti olarak bilinen tip 1 diyabeti önlemek bugünkü bilgilerimize göre mümkün değil. Erişkin tip (tip 2) diyabet toplumda çok daha yaygın olarak görülüyor. Bu hastalığın önlenmesine yönelik olarak çocukluk çağından itibaren tedbirler almak mümkün.

Yaş, bel çevresi, vücut ağırlığı, ailede diyabet hikayesi, gebelikte diyabet geçirmiş olmak, kalp damar hastalıkları, polikistik over sendromu, uyku apne sendromu varlığı vb durumlar dikate alınarak bir kişinin diyabet yönünden riskli olup olmadığı belirlenebilir. Riskli kişiler açlık ve gereğinde şeker yükleme testi (OGTT) yapılarak araştırılmalıdır.

Açlık kan şekeri hafif yüksek veya gizli şekeri olan bir kişi fazla kilolarını vererek ve egzersiz yaparak diyabet gelişme riskini yüzde 58 oranında azaltabilir.

DİYABETLİLER İÇİN PÜF NOKTALARI

Bol bol su için: Yeterli sıvı alamamak kan şekerinin yükselmesine, böbrek sorunlarına yol açabilir. Yaz aylarında su tüketimini artırmak, diyabetliler için çok önemlidir.

Egzersiz yapın: Yaz ayları açık mekanlarda yapılan egzersiz için iyi bir fırsattır. Sabah veya akşam, aşırı sıcak olmayan saatlerde, yemekten bir saat sonra yürüyüş, yüzme gibi egzersizlerin yapılması bir yandan iyi vakit geçirmenizi sağlar, öte yandan kan şekeri kontrolü, kilo verme, kalp damar hastalıklarından korunma gibi faydalar getirir.

Ayaklarınıza iyi bakın: Yazın terlik, açık ayakkabı kullanımı artar. Parmak arası terlikler diyabetlilerde ayak yaralarına neden olabilir. Ayaklarında duyu kaybı gelişmiş olan diyabetlilerin ayakkabı seçimine dikkat etmeleri, çıplak ayakla dolaşmamaları gerekir.

Cildinizi nemlendirin: Cilt yazın da kışın da kurumaya meyillidir. Nemlendirici kullanılarak cildinizin kurumasını önleyin.

İlaçlarınızı sıcaktan koruyun: Haplar, insülinler, kan şekeri ölçüm cihazları ve çubukları aşırı sıcaktan korunmalıdır, çünkü bozulurlar. Unutmayın! İnsülin bozulduğu halde normal görünebilir.

Hipoglisemiden korunun: Egzersiz sıklık ve miktarının artışı, insülinin sıcak havada ciltten daha hızlı emilmesi gibi nedenlerle yazın hipoglisemi (kan şekerinin aşırı düşmesi) riski fazladır. Hipoglisemi belirtilerine karşı uyanık olun.

  • dahiliye
  • diyabet
  • endokrinoloji
  • şeker hastalığı

Источник: https://saglikdanisma.net/yasam/diyabet/diyabetle-bas-etmenin-yollari.html

Diyabet hastalığı ile baş etmenin yolları

Diyabetle Baş Etmenin Yolları

Araştırma sonuçlarına göre hasta oranı %13.7’ye kadar yükselmiş olan “çağımızın salgını” bu hastalık ülkemizi de tehdit ediyor.

Diyabet hastalığının iyi bir takip ve hasta uyumuyla kontrol altına alınabileceğini belirten Anadolu Sağlık Merkezi Endokrinoloji ve Metabolizma Uzmanları Dr. Erdem Türemen ve Dr. Ayşe Serap Yalın 14 Kasım Dünya Diyabet Günü’nde diyabet hastalığıyla ilgili dikkat edilmesi gereken noktalar hakkında bilgi verdi… 

Tüm dünyayı olduğu gibi Türkiye’yi de tehdit eder hale gelen diyabet, adeta çağın salgınına dönüşmüş durumda. Hastalık, özellikle çeşitli organlarda yarattığı tahribatlarla istenmeyen sonuçlara kadar ilerleyebiliyor. Ancak diyabet konusunda bilinçli hareket edip tedaviye uyum gösteren hastalar yaşam kaliteleri düşmeden hayatlarına devam edebiliyor. 

Diyabetli Hasta Sayısı Gün Geçtikçe Artıyor

Türkiye’de diyabetli hasta sayısı her geçen gün artıyor. Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneği tarafından yaptırılan araştırmaya göre bu hastalığın oranı %13.7’ye kadar yükseliyor. Anadolu Sağlık Merkezi Endokrinoloji ve Metabolizma Uzmanı Dr. Erdem Türemen, insanların yaklaşık üçte birinin ise durumlarından haberdar olmadıklarının altını çiziyor.

Dr. Türemen, hastalığın bu denli artmasının bilinen ya da bilinmeyen pek çok nedeni olduğunu belirterek şunları söylüyor: “Toplumda daha yaygın olarak görülen Tip 2 diyabete neden olan faktörlerin en başında kilo sorunu geliyor. Çünkü diyabet obeziteyle, vücut yağlanmasıyla ilişkili bir hastalık. Tabii obezitenin de birçok nedeni var” diyor.

Hareketsizlik, TV seyretme saatlerinin artması ve beslenme problemlerinin hastalığı tetikleyen en önemli etkenler olduğunu belirten Dr. Türemen, diyabetin artık çocuklarda dahi görüldüğüne dikkat çekiyor. 

Risk faktörü içinde misiniz? 

İlk zamanlarda sinsi bir hastalık olarak seyreden diyabette, risk faktörü olan gruplar büyük önem taşıyor. Örneğin ailesinde diyabetli olanlar, fazla kilolular, hipertansiyon hastaları, kalp hastaları ve kolesterol problemi yaşayanlar en riskli gruplar olarak öne çıkıyor.

Dr. Türemen, bu noktada riskli gruplara uygulanacak tarama testlerinin olası diyabet öykülerinin erken teşhis edilmesini sağladığını söylüyor: “Diyabet riskinin arttığı dönemi pre-diyabet olarak tanımlıyoruz.

Halk arasında ‘gizli şeker’ diye bilinen bu dönemde, hastanın diyabet riski artmış oluyor.

Pre-diyabeti çok önemsiyoruz; çünkü bu dönemde bazı önlemleri almak, birtakım ilaçlar kullanmak, hayat tarzını değiştirmek ya da diyet yapmak gibi pek çok adım, muhtemel bir diyabeti önlemektedir.” 

Yemeklerden sonra sürekli acıkma hissi, çok fazla susama, ani kilo kaybı gibi durumlarda kan şekerinin yükselmesinden şüpheleniliyor.

Kan şekeri ölçümü normal çıkarsa ve hastanın kilosu, fiziki muayene sonuçları yerindeyse herhangi bir endişeye gerek olmadığını söyleyen Dr.

Türemen, gerekli durumlarda testlerin devreye girmesi gerektiğini vurguluyor.

Hastanın Vücut Kitle İndeksi 30’un üstündeyse, ailede diyabet mevcutsa, hiperlipidemi, hipertansiyon ya da kalp hastalığı öyküleri varsa bu kez tarama testleri ve şeker yükleme testlerinin yapılması gerekiyor.

Şeker yükleme testinin, kişinin pre-diyabet olup olmadığını da gösteren bir işlem olduğuna dikkat çeken Dr. Türemen, “Kişinin açlık şekeri normal çıkabilir fakat şeker yükleme testi yapmadan pre-diyabet olup olmadığını anlamayabilirsiniz. Bu testle kişinin pre-diyabet olup olmadığını; eğer pre-diyabet varsa diyabete ne kadar yakın olduğunu da öğrenmek mümkün” diyor.

Düzenli spor ve sağlıklı beslenme ile diyabete meydan okuyun

Yaşam tarzını değiştirmek bu hastalığa yakalanma riskini azaltıyor. Düzenli spor ve sağlıklı beslenme ile diyabete meydan okunabiliyor. Özellikle gizli şeker olarak bilinen pre-diyabet döneminde gerekli tarama testleriyle önlem almak, diyabete erken yakalanma riskini de düşürüyor. 

Pre-diyabet dönemde diyabeti yavaşlatan ilaçlar kullanmak gerekebiliyor. İlaç kullanmadan önce hastalara, beslenmelerini düzeltmelerini ve hareketli olmalarını öneren Dr.

Türemen “Eğer hasta bunları uygular ve belirli bir kilo kontrolünü sağlayıp bunu devam ettirmeyi başarırsa zaten ilaca da ihtiyacı kalmıyor. Önemli olan, pre-diyabet döneminde kilo kontrolünü sağlayabilmektir.

Diyabetin korkutan komplikasyonlarının da, iyi bir takip ve hasta uyumuyla önlendiğini hatırlatmakta fayda var. Çünkü önemli olan, kan şekerinin belirli bir düzeyde tutulmasıdır” diyor. 

Hayatınıza Hareket Katın

14 Kasım Dünya Diyabet Günü’nde Anadolu Sağlık Merkezi Endokrinoloji ve Metabolizma Uzmanı Dr. Ayşe Serap Yalın diyabet hastalığında doğru egzersiz yapmanın önemine değinerek önemli ipuçları paylaşıyor: 

Egzersize yavaş ve düşük hızda başlayıp giderek tempoyu artırın. Kendinizi aşırı zorlamayın. 

Yanınızda her zaman diyabet hastası olduğunuzu belirten bir yazı, bileklik vb. taşıyın. 

Haftada 3-5 kez yürüyüş yapın. 

Ayak probleminiz varsa yüzme ve bisiklet gibi ayağa daha az yük bindiren sporları tercih edin.

Spor ayakkabınızı ve spor kıyafetlerinizi her an görebileceğiniz yerlerde tutun. Böylece egzersiz her an aklınızda olacaktır. 

Ayaklarınızı sık sık kontrol edin (kızarıklık, su toplaması vb). 

Egzersiz süresince yanınızda glukoz kaynağı besinler bulundurun. 

Geç vakitlerde egzersizden kaçının, tek başınıza egzersiz yapmayın. 

Adımsayar kullanın ve 10000 adımı hedefleyin. Bilimsel çalışmalar adımsayar kullananların, kullanmayanlara göre 2500 adım daha fazla attığını ve daha fazla kilo verdiğini gösteriyor. 

Yeterli miktarda su için. 

Egzersiz öncesi ve sonrası kan şekerinizi ölçün.

Источник: http://www.haber7.com/genel-saglik/haber/1220136-diyabet-hastaligi-ile-bas-etmenin-yollari

Başlıca akut komplikasyonlar şunlardır:

1- Şeker yüksekliğine ve kullanılamamasına bağlı kanda asit artışı (Diyabetik ketoasidoz koması): Genellikle Tip 1 diyabetli hastalarda, yeni başlamış diyabetli çocuklarda ya da bilinen diyabetik hastada ek bir travmaya bağlı olarak gelişen ağır bir tablodur.

Ameliyat, enfeksiyon, bilinçsiz idrar söktürücü ilaç kullanımı, kortizonlu ilaçların kullanımı, sıvı kaybı, gebelik gibi durumlar insülin gereksinimini arttıracağından ketoasidoza zemin hazırlar.

Temel bozukluk, yetersiz olan kan insülin hormonu nedeniyle vücudun ve hücrenin enerji gereksiniminin glukozdan sağlanamaması ve çeşitli mekanizmalarla vücuttaki yağların enerji verecek şekilde dönüşümünün yapılmasıdır.

Yağların enerji kaynağı olarak kullanılma mekanizması sonucunda vücutta büyük zehir etkisi yapan aseton asetik asit deriveleri oluşur, aseton da bunlardan biridir. Komadaki hastanın bilinç düzeyi her aşamada olabilir, hasta hızlı ve derin soluk alıp verir, buna asidotik solunum tipi adı verilir.

Hastanın kasları ve derisi gerginliğini kaybetmiş olarak görülür; genellikle karın ağrısı vardır, hastanın soluğu aseton kokar, hastanın kan gazında asidoz, idrarda keton ve kan şekeri yüksekliği tanıyı koydurur. Hastaya acil olarak kaybettiği sıvı ve elektrolitlerin verilmesi ile düzenli olarak kilosuna göre insülinli dextroz infüzyonu yapılır. Tedavi edilmezse hastada toksik tablo ağırlaşır ve ölüm gerçekleşir.

2- Kanda asitli madde artmadan sıvı kaybına bağlı yoğunluk artışı (Nonketotik hiperosmolar koma): Özellikle diyabetik olduğunu bilmeyen yaşlı hastalarda çok yüksek kan şekeri nedeniyle aşırı sıvı kaybına bağlı olarak gelişen ve kan tuzlarında da orantısızlık oluşması sonucu oluşan bir tablodur.

Hastalarda başlıca sıvı kaybının yol açtığı klinik tablolar gelişir, bu tablolar çok hafiften, ağıra kadar değişebilir. Halsizlik, ağız kuruması, bilinçte dalgalanmalar, bazen bilinç kapanıklığı, çarpıntı, hafif ateş, tansiyon düşüklüğü başlıca klinik bulgulardır.

Bu hastalarda da genellikle olayı tetikleyen bir durum olabilir, kortizonlu ilaç, idrar söktürücü kullanımı, aşırı beslenme, enfeksiyonlar koma başlangıcına neden olabilir.

Hastaya uygun sıvı ve elektrolit tedavisi verilmesi, erken dönemde insülin kullanılarak kan şekeri kontrolünün sağlanması bu tip komanın tedavisini oluşturur.

3- Laktik asidoz koması: İnsan enerji metabolizmasının son ürünlerinden biri olan laktik asit karaciğer ve böbrek tarafından yeniden glukoza çevrilerek enerji olarak kullanılır ya da çeşitli metabolik olaylar sonucunda su ve Co2’ye dönüştürülerek vücuttan atılır.

Özellikle ağızdan diyabet ilacı kullanan yaşlı hastalarda, bazı şeker düşürücü ilaçların yan etkisi olarak ve zamanla oluşan kalp, böbrek ve karaciğer yetersizliği nedeniyle vücutta biriken laktik asitin dönüşümü ve atılımı aksar ve vücutta düzeyi artmaya başlar. Çok tehli bir koma türü olan laktik asidoz komasının tanısı ve tedavisi de oldukça zordur.

Tanı kesin olarak kanda laktat düzeyinin 5 mEq/l’nin üzerinde olması ile konulur; hastada asidotik solunum, değişken bilinç bozukluğu, karın ağrısı, bulantı ve ağır koma hali gözlenebilir. Tedavide en önemeli basamak, neden olan etkenin ortadan kaldırılmasıdır.

Kalp yetersizliğinin, böbrek yetersizliğinin tedavisi ya da neden olan ilacın kesilmesi gibi, daha sonra hastanın sıvı ve elektrolit dengesinin sağlanması, kan şekerinin insülinle ayarlanması ve asidozu düzeltmek için bikarbonat uygulaması yapılır.

4- Kan şekeri düşmesi(Hipoglisemi): Diyabetli hastalarda en sık gözlenen metabolik bozukluklardan biridir. Özellikle insülin ya da sülfanilüre grubu şeker düşürücü hapları kullanan hastalarda görülür.

Hastalar ilaçlarını aldıktan sonra zamanında yemeklerini yemez, az yer yada şiddetli efor harcarlarsa hipoglisemi gelişebilir. Bulgular nörolojik (sinir sistemine ait) ve adrenarjik ( böbrek üstü bezi katekolamin salınımına bağlı) olarak ikiye ayrılır.

Nörolojik bulgularda; duygu durum değişiklikleri, ağlama krizleri, unutkanlık, koma, el, kol, yüz uyuşması gibi bulgular. Adrenarjik bulgularda ise; çarpıntı, titreme, soğuk terleme ve acıkma hissi sayılabilir.

Tedavi olarak hafif olgularda; ağızdan kesme şeker, meyve, meyve suyu alımı yeterli olurken ağır vakalarda hastanın kan elektrolit düzeyi takip edilerek şeker içerikli serumlar uygulanmalıdır.

Kronik komplikasyonlar kan şekerinin iyi ayarlanamaması sonucu daha geç dönemde oluşan ve damar sistemi ile bazı yaşamsal organları etkileyen durumlardır.

Kronik komplikasyonlar diyabetli hastalarda sakat kalma ve ölümlerin en önemli nedenidir.

Kronik komplikasyonlar tuttukları organ ve damar büyüklüğüne bağlı olarak mikroanjiopatik (küçük damar hastalığı) ve makroanjiopatik (büyük damar hastalığı) olarak ayrılırlar.

MİROANJİOPATİK komplikasyonlar başlıca şunlardır:

1- Şeker hastalığına bağlı gözdibi damarları bozulması (Diyabetik retinopati): Özelikle uzun süre yüksek seyreden kan şekeri, diyabetin süresi ve tansiyon, kolesterol, ilaç kullanımı gibi ek risk faktörlerinin olması diyabete bağlı göz damar ağında bozulma, kanama ve damar geçirgenliğinde değişkenliğe neden olur.

ABD’ de körlüğün en sık nedeni diyabetik retinopatidir. Göz dibi damar ağında zayıf duvarlı yeni damar yumaklarının oluşumu ve kanamaları, makula ödemi, mikrovasküler tıkanma ve sızıntı ile birlikte göz siniri etrafında ödem gelişmesi ile zamanla ağsı tabaka ve görme siniri hasarı artarak körlüğe neden olabilir.

Tedavi başlıca kan şekerinin normal tutularak retinopati gelişimini engellemektir. Hafif vakalar düzenli takip altına alınır, orta ve ağır vakalarda FFA (Fundus Fluoresant Anjografi) yapılarak, gerekirse lazer fotokoagulasyon uygulanır. Damarsal yapının çok arttığı vakalarda grid fotokoagulasyon uygulanabilir.

Hastalar düzenli olarak göz ve göz dibi muayenesi takibine alınır.

2- Şeker hastalığına bağlı böbrek bozukluğu(Diyabetik nefropati): Uzun süren kontrolsüz diyabetli hastalarda 5 ile 10 yıl arası değişen süreler içerisinde böbrek etkilenmesi başlayabilir. Diyabetin başlangıç yaşı, ırk, diyabetin süresi de böbrek etkilenmesinin şiddetini değiştirir.

Yüksek tansiyon, yüksek kolesterol, sigara gibi risk faktörlerinin varlığı da böbrek tutulumunu arttırır. Hastalarda başlangıçta hiçbir bulgu yoktur, yalnızca erken nefropati evresinde çok idrar çıkarma olabilir.

Hastalık ilerleyip orta ve ağır duruma geldiğinde; böbrekten protein kaybı ve toksik madde atılımının azalması nedeniyle çeşitli klinik bulgular gelişir. Albümin kaybına bağlı olarak; vücutta yaygın ödem, cilt rengi bozukluğu, kaşıntı, ishal, karın ağrısı, nefes darlığı gibi etkiler görülür.

Erken dönemde 24 saatlik idrarda kreatinin klirensi ve protein atılımı bakılarak tanı konulabilir. Hastalık ilerledikçe böbreklerden protein atılımı artar ve süzme kapasitesi azalarak tam böbrek yetersizliğine gidebilir. ABD’de kronik böbrek yetersizliğinin en sık nedeni diyabettir.

Tedavi birincil olarak kan şekerinin tam ayarlanmasıdır; hipertansiyon, sigara gibi ek risk faktörlerinin tamamen ortadan kaldırılması önemlidir. Ayrıca tolere eden hastalarda normal kan basıncı olsa dahi ACEİ ve ARB türevi antihipertansif ilaçları kullanmak gerekir, diyette protein kısıtlaması uygulanır, ilerlemiş vakalarda diyaliz ya da transplantasyon tedavisi uygulanmaktadır.

3- Diyabetik nöropati:(Şeker hastalığına bağlı sinir sistemi bozukluğu) Diyabetli hastalarda nedeni tamamen açıklığa kavuşmamış olmakla beraber, diyabetin süresi ve kan şekerinin ayarsızlığına bağlı olarak zaman içinde sinirlerde de bir takım bozukluklar gelişir. Sıklıkla eldiven çorap tarzı duyu kusuru dediğimiz el ve ayaklarda uyuşma, batma, yanma, karıncalanma ile olan tip PNP (polinöropati) görülür.

Ayrıca tek sinir tutulumuna bağlı tek kolda güç kaybı ya da göz siniri tutulumuna bağlı şaşılık, görme bozukluğu gibi durumlar gelişebilir.

İç organların uyarımını yapan sinirlerin tutulumu ile; kalpte ritm bozuklukları, önlenemeyen ishaller, büyük abdest ve idrar kaçırma durumları da gelişebilir, bazı hastalarda terleme bozukluğu da gelişebilir.

Bu hastalarda özellikle sinir kılıfının hasar gördüğü gözlenir, küçük damarlardaki tıkanıklık ve yapısal bozukluklar bu damarlar tarafından beslenen sinirlerde de bozulmaya yol açar.

Tedavisi başlıca kan şekerinin düzenlenmesidir, hastalara ayrıca B vitamin komplekslerinin verilmesi, parasetamol verilmesi, amitriptilin türevi antidepresanlar hastalardaki nöropatik ağrıları azaltmakta fayda sağlar. Yeni çıkan bazı antiepileptik ajanlar da nöropatik ağrılara iyi gelmektedir. İç organlarla ilgili nöropatik durumlarda hastaya klinik bulguya göre tedavi ya da bazı durumlarda sinir blokajı uygulanabilir.

Diyabetin bu gruplarda sınıflandırılmayan bir takım başka komplikasyonları da vardır:

  • Diyabetik hastalarda göz merceğinde bir tür protein yapısında madde birikmesine bağlı olarak erken başlayan ve hızlı ilerleyen katarakt oluşabilir.
  • Diyabetik hastalarda özellikle damarlarda oluşan darlık ve sinir harabiyetine bağlı olarak diyabetik ayak yaraları sık karşılaşılan durumlardır.
  • Diyabetik hastada kanda yoğunluk ve pıhtılaşma eğilimi artmıştır, bu da tıkayıcı damar hastalıklarını arttırır.
  • Diyabetik hastalarda özellikle kan şekeri ayarı iyi değilse bağışıklık sistemi zayıflar.
  • Diyabetik erkek hastalarda damar ve sinir bozukluğuna bağlı impotens( seksüel yetersizlik) riski artar.
  • Diyabetik hastalarda depresyon eğilimi yüksek olabilir.

Diyabetik hastalarda görülen başlıca makroanjiopatik komplikasyonlar ise; kalp, beyin, kol, bacak ve bağırsaklar gibi organlara kan götüren, nispeten geniş çaplı damarlardaki tıkanmalara bağlıdır.

  • Koroner damar rahatsızlığına bağlı kalp krizi.
  • Etraf organlara giden damar tıkanıklığına bağlı ayak ülserleri, iyileşmeyen yaralar.
  • Bağırsaklara giden damarlarda tıkanıklığa bağlı mezenter emboli.
  • Beyine giden damarlarda tıkanıklığa bağlı beyin enfarktüsü.
Güncellenme Tarihi: 30 Nisan 2009Yayınlanma Tarihi: 30 Nisan 2009

Benzer Sağlık Rehberleri

Источник: https://www.memorial.com.tr/saglik-rehberleri/diyabetle-bas-etmenin-yollari/

Diyabet ile baş etmenin püf noktaları nelerdir?

Diyabetle Baş Etmenin Yolları

Ülkemizde ise 20 yaş üzerindeki her 20 kişiden 3’ü diyabet hastalığı ile karşı karşıya. Ancak birçok kişi diyabetinden haberdar değil, ya da yeterince tedavi olmuyor. Diyabetin her zaman kontrol altında tutulması gereken bir hastalık olduğunu söyleyen Liv Hospital Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Serpil Salman diyabetle baş etme yolları hakkında bilgi veriyor.

Şeker metabolizmayı nasıl etkiliyor?

Aslında aşırı şeker tüketiminin metabolizma üzerine olumsuz etkileri genel olarak insülin direnci ve kilo artışı üzerinden gelişmekte.

Kilo artışı aşırı olmasa bile insülin direnci olan, bel ve karın bölgesi yağlanan kişilerde karbonhidrat ağırlıklı yemeklerden birkaç saat sonra reaktif hipoglisemi nöbetleri oluşuyor.

Ayrıca, kolesterol yüksekliği, kadınlarda kıllanma, adet düzensizlikleri gibi sorunlar gelişebiliyor. Tüm bu sorunlardan korunmak için düzenli beslenme ve egzersiz çok önemli.

Kimler şeker hastalığı riski altında?

Şişman veya kilo fazlalığı olan, bel çevresi kalın kişilerde 40-45 yaşından sonra daha belirgin olmak üzere diyabet riski artar. Aşağıdakilerden bir veya daha fazlası eşlik ediyorsa bu risk artışı daha da fazladır.

Birinci derece yakın akrabasında (anne, baba, kardeş) diyabet bulunanlar, iri bebek doğuran veya daha önce gebelik şekeri tanısı almış kadınlar, yüksek tansiyonu olanlar, kan yağları yüksek olanlar, daha önce açlık şekeri sınırda yüksek (100-125 mg/dl) bulunanlar, gizli şeker tespit edilenler, polikistik over sendromu (PKOS) olan kadınlar, atar damar hastalığı bulunanlar, düşük doğum tartılı doğan kişiler, fizik aktivitesi düşük olan kişiler, doymuş yağlardan zengin ve posa miktarı düşük beslenme alışkanlığı olanlar, şizofreni hastaları ve atipik antipsikotik ilaç kullanan kişiler, organ (özellikle böbrek) nakli yapılmış hastalar.

Şeker hastalığı tedavisi nasıl yapılıyor?

Diyabet tedavisinin temelini doğru beslenme ve düzenli egzersiz oluşturur. Bu tedavilerle yeterli kan şekeri kontrolü sağlanamıyorsa ilaç tedavisi eklenir. Diyabet tedavisinde kullanılan ilaçlar haplar (oral antidiyabetikler) ve insülin olmak üzere iki gruptur.

Erişkin yaşta diyabet olan kişilerin çoğunluğu uzun yıllar, sadece oral antidiyabetiklerle başarılı bir şekilde tedavi edilebilir.

Ancak vücudunda tam veya tama yakın insülin eksikliği olan, oral antidiyabetik tedaviye yanıt alınamayan veya bu ilaçları kullanması sakıncalı olan kişilerde tedavi insülinle yapılır.

Bu tedavilerin doğru uygulanması için hastanın eğitimi şarttır ve bu nedenle eğitim tedavinin bir parçası olarak görülmelidir.

Diyabet önlenebilir mi?

Çocukluk çağının diyabeti olarak bilinen tip 1 diyabeti önlemek bugünkü bilgilerimize göre mümkün değil. Erişkin tip (tip 2) diyabet toplumda çok daha yaygın olarak görülüyor. Bu hastalığın önlenmesine yönelik olarak çocukluk çağından itibaren tedbirler almak mümkün.

Yaş, bel çevresi, vücut ağırlığı, ailede diyabet hikayesi, gebelikte diyabet geçirmiş olmak, kalp damar hastalıkları, polikistik over sendromu, uyku apne sendromu varlığı vb durumlar dikate alınarak bir kişinin diyabet yönünden riskli olup olmadığı belirlenebilir.

Riskli kişiler açlık ve gereğinde şeker yükleme testi (OGTT) yapılarak araştırılmalıdır. Açlık kan şekeri hafif yüksek veya gizli şekeri olan bir kişi fazla kilolarını vererek ve egzersiz yaparak diyabet gelişme riskini yüzde 58 oranında azaltabilir.

Diyabetliler için püf noktaları

Bol bol su için: Yeterli sıvı alamamak kan şekerinin yükselmesine, böbrek sorunlarına yol açabilir. Yaz aylarında su tüketimini artırmak, diyabetliler için çok önemlidir.

Egzersiz yapın: Yaz ayları açık mekanlarda yapılan egzersiz için iyi bir fırsattır. Sabah veya akşam, aşırı sıcak olmayan saatlerde, yemekten bir saat sonra yürüyüş, yüzme gibi egzersizlerin yapılması bir yandan iyi vakit geçirmenizi sağlar, öte yandan kan şekeri kontrolü, kilo verme, kalp damar hastalıklarından korunma gibi faydalar getirir.

Ayaklarınıza iyi bakın: Yazın terlik, açık ayakkabı kullanımı artar. Parmak arası terlikler diyabetlilerde ayak yaralarına neden olabilir. Ayaklarında duyu kaybı gelişmiş olan diyabetlilerin ayakkabı seçimine dikkat etmeleri, çıplak ayakla dolaşmamaları gerekir.

Cildinizi nemlendirin: Cilt yazın da kışın da kurumaya meyillidir. Nemlendirici kullanılarak cildinizin kurumasını önleyin.

İlaçlarınızı sıcaktan koruyun: Haplar, insülinler, kan şekeri ölçüm cihazları ve çubukları aşırı sıcaktan korunmalıdır, çünkü bozulurlar. Unutmayın! İnsülin bozulduğu halde normal görünebilir.

Hipoglisemiden korunun: Egzersiz sıklık ve miktarının artışı, insülinin sıcak havada ciltten daha hızlı emilmesi gibi nedenlerle yazın hipoglisemi (kan şekerinin aşırı düşmesi) riski fazladır. Hipoglisemi belirtilerine karşı uyanık olun.

‘Diyabet tedavisi’nde obezite ameliyatları umut oldu

Источник: https://indigodergisi.com/2017/02/diyabet-ile-bas-etme/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.