Doktorlar Başarılı Bir TV Röportajı Nasıl Verebilir?

Röportaj Nedir, Röportaj Soruları ve Örnekleri

Doktorlar Başarılı Bir TV  Röportajı Nasıl Verebilir?

Röportaj Nedir, Röportaj Soruları ve Örnekleri

Bu makalemizde röportaj nedir? Nasıl yapılır? Nelere dikkat edilmeli? Nasıl hazırlık yapılmalı? Röportaj soruları ve örnekleri hakkında ayrıntılı bilgiler bulabilirsiniz.

Röportaj Nedir

Röportaj kelimesinin kökeni 17. yüzyılın başlarına dayanır. Dünyanın ilk gazetecilerinden biri olan ve Dünya’nın ilk gazetesinin yazarlarından biri tarafından kullanılmış ve bütün dillere benzer şekilde yerleşmiştir.

Şimdi gelelim röportaj nedir sorusunun cevabına; Bir yazarın, herhangi bir yeri, herhangi bir kurumu incelerken anlatımı inandırıcı kılma amacıyla yaptıkları incelemeyi kendi düşünceleriyle birleştirerek, fotoğraflar kullanarak belgeledikten sonra kaleme aldığı yazı türüne röportaj denir.

Çoğu kişi röportajın gazeteciliğin gelişmesi ile yakın zamanda ortaya çıktığını düşünse de, 16. yüzyılın ilk çeyreğinde Fransızca olarak Dünya’da basılan ilk gazetenin yazarları (1605-1615 aralığında bir zamanda) bu kelimeyi kullanmıştır. Sonrasında da röportaj gazeteciliğin çevresinde gelişmeye devam etmiştir.

Röportajın Özellikleri ve Türleri

Tıpkı makalede olduğu gibi röportaj da düşünsel bir plan ile yazılır. Ele alınan konu genellikle toplum veya sanat ile ilgili olsa da siyasal, kültürel, ekonomik gibi birçok alanda yazılabilir hatta alan sınırı yoktur dememiz daha doğru olur. Birçok ünlü edebi yazar aynı zamanda röportaj yazarlığı da yapmıştır. J.P.Sartre, E.Hemingway, Jack London…

Röportaj nasıl yapılır sorusunun cevabına gelecek olursak, röportajın özelliklerinden birkaçını yukarıda belirtmiştik. Buna mutakıben, Röportajda olay birinci kişinin ağzından yazılır. Zaten olayı yaşayan birinci kişidir.

Dilin genel olarak kullanıldığı işlev ise dilin göndergesel işlevidir. Genellikle soru cevap şeklinde olmasına karşın bazı yazarların durumu hikayeleştirerekde anlattıklarına rastlayabiliriz.

Röportajlar dergi, gazete gibi basın yayın organlarında yayımlanır.

Röportaj Soruları

Röportajlar konularına ve sunuş biçimlerine göre birbirinden ayrılırlar. Konularına göre röportajlar üçe ayrılır:

  • Bir yeri konu alan röportajlar: Röportaj yapılan mekanın bütün ilginç özelliklerinin bilinmesi gerekmektedir. Bu ilginç özellikler fotoğraf, video ve ses ile desteklenebilir.
  • Bir eşyayı konu alan röportajlar: Röportaj konusu olan eşyanın ilgi çekici ve farklı özellikleri tamamıyla bilinmelidir. Bu eşya dikkat çekecek ve okurları düşündürebilecek bütün yönleri ile anlatılmalıdır.
  • Bir insanı konu alan röportajlar: Ünlü olan herhangi bir kişinin özellikleri belirtilir.

Sunuş biçimlerine göre röportajlar ise Alman ve Amerikan olmak üzere ikiye ayrılırlar:

  • Alman röportajı: Alman röportajında kişinin daha çok bencil bir eksende kendini yazıya katması durumu görülür ve röportaj tamamen bu eksen etrafında devam eder.
  • Amerikan röportajı: Dikkat çekme amacıyla gelişme bölümünde verilecek olanlar giriş bölümünde verilir ve okuyucuya şok etkisi yaratarak okuyucuyu yazının etkisi altına alır. Kalemin kuvvetli olduğu görülür.

Röportaj Nasıl Yapılır

Röportaj toplamda üç aşamadan oluşmaktadır. Bunlar; röportaja hazırlık, röportaj ve röportaj sonrası aşamalarıdır. Bir gazeteci /muhabir röportaj öncesi mutlaka hazırlık yapmalıdır.

Hazırlıktan sonra yapılması gereken ise röportaj yapılacak kişiye bir röportaj teklifi sunulmasıdır ve bu teklifte röportajın yapılacağı yer, röportajın ne hakkında yapılacağı, röportajın yazılı bir röportaj mı yoksa sesli bir röportaj mı olacağı belirtilmelidir.

Röportajın nerede ve ne zaman yayımlanacağı da röportaj yapılacak olan kişiye kesinlikle belirtilmelidir.

Röportaj yapacak olan kişi, röportajın yapılacağı kişi ve röportaj yapılacak konu hakkında yeterince çalışma yapmalı, konu ve kişi hakkında üst düzeyde bilgi sahibi olmalıdır.

Örneğin röportaj yapılacak olan kişi bir siyasi lider ise, bu kişinin daha önceden yayımladığı kitaplar sahip olduğu fikirler, destekçilerinin ve rakiplerinin hakkında söylediği düşünceler ile bu kişinin ülkesi için yaptıkları iyi bilinmek zorundadır.

Eğer röportajda önemli olan kişi değilde konuysa bu sefer konu üzerine hakimiyet kurulmalı ve hakkında çalışılmalıdır.

Röportaj Soruları

Röportaj soruları hakkında konuşacak olursak, bu sorular önceden kişi tarafından belirlenmeli ve asla röportaj yapılacak olan kişiyle röportajdan önce paylaşılmamalıdır. Not alma yöntemi de etkili bir yöntemdir. Röportaj yapacak olan kişi hafızasına veya heyecanına pek güvenmiyorsa bu röportaj soruları mutlaka not alınmalıdır.

Röportaj daha önce teklif aşamasında belirtilen yerde ve zamanda yapılır. Röportaj yapan kişinin bir ses kayıt cihazı yada bir kameraya sahip olması hem kendisinin hem de röportaj yaptığı kişinin yararınadır. Bu cihazlar hem röportajın tanımının gereği hem de daha sonra röportaj yapılan kişinin sözlerinin yanlış anlaşılıp çarpıtılmaması için önem arz eder.

Röportaj soruları net olmalı, farklı anlamlar yüklemeye olanak sağlayacak sorulara yer verilmemelidir. Bu sorulara yine net cevaplar verilmeli. Bu şekilde dışarıdaki kimselerin röportaj yapılan kişinin sözlerini çarpıtmaları engellenir.

Röportajda genelde hazırlık aşamasında taslak edilen sorular kullanılır. Ancak az önce bahsettiğimiz sebep ve birçok başka sebepten dolayı röportajın bir soru kotası yoktur. Röportaj sırasında röportaj yapılan kişiye karşı saygı korunmalı, karşıdaki kişi asla aşağılanmamalı ve yüceltilmemelidir. Ne yazıkkı yerli röportaj örneklerimizde bu konuya pek dikkat edilmemektedir.

Röportaj Sonrası

Röportaj sonrası süreçte videoya veya ses kaydına alınan soru ve cevaplar metne dökülür. Bu sırada dil sürçmelerinin yarattığı gereksiz sözcükler ve yapılan tekrarlamalar silinir, toparlanır.

Bu işlem sırasında röportaj yapılan kişi onayı alınması zorunludur çünkü gereksiz çarpıtmalara ve anlaşmazlıklara sebep olabilir.

Röportaj yapan kişi daha önce bahsettiğimiz gibi kendi duygu ve düşüncelerini de bu yazıya katar, daha önce anlaşıldığı yer ve zamanda yayımlar.

Röportaj İçeriği: Tanınmış bir yazarın çıkardığı yeni kitabı üzerine…

Röportör: Geçtiğimiz günlerde yeni bir kitap yayımladınız ve kitabın konusu birçok kişi tarafından oldukça ilgi çekici bulundu. Bunun için özel bir çaba sarfettiniz mi?

Yazar: Aslında kitabın konusu uzun zamandır kafamın içinde kendine yer ediniyordu. Konu belliydi ama karakter yapıları ve davranışları çok net değildi. Karakterlerin daha net hale gelmesi için uzun süre çevremde gözlemler yaptım. Bu, hem bana çok yardımcı oldu hem de hikayenin sıradışı olmasında önemli bir rol oynadı.

Röportör: Karakterlerin netleşmesi hikayeyi daha ilginç kıldı dediniz. Bunu, hikayenin karakterler üzerinden yansıtıldığı için mi söylediniz?

Yazar: Öyle de söylenebilir. Kitabımda anlatmak istediğim meselenin iyi anlaşılması, esasında karakterlerin aralarındaki diyaloglar ile doğru orantılıydı. Sıradan bir anlatımı asla benimsemedim, sıradan bir anlatım benimsemiş olsaydım, belki de bu röportajı yapmıyor olurdum. (karşılıklı gülümsemeler)

Röportör: Peki kitabınızın bu kadar tutulacağını bekliyor muydunuz?

Yazar: Dürüst olmak gerekirse piyasaya etki edeceğini bekliyordum ancak bu kadar fazla konuşulacağını beklemiyordum.

Röportör: Sizce kitabın okura hitap etmesini sağlayan ana damar ne oldu? Üslubunuz mu, farklı bir hikaye mi, kurgu mu?

Yazar: Bence hepsi. Son birkaç yıldır yazılan romanların hemen hemen hepsi aynı edebiyat dilinde ve düzenindeydi. Okur bu duruma istemeden de olsa alıştırılmıştı. Bu kitap onları geçmiş deneyimlerine götürdü, sanatsal hafızalarını yokladı.

Röportör: Gerçekten de yeni çıkan kitaplar aynı düzen içinde mi oluşturuluyor? “Ben farklıyım” diyen bir kitaba uzun süredir denk gelmediniz mi?

Yazar: Geldiysem de sayısı bir hayli düşüktür. Bir elin parmağını geçmez.  Bu iyi yazarların olmadığı anlamına gelmez ama yazım düzenlerini ve üsluplarını orijinal hale getirmeleri gerekiyor.

Röportör: Hepsi bu kadardı, yanıtlarınız için teşekkür ederim.

Röportaj Örneği 2: 

Röportaj içeriği: Olimpiyatlarda halter dalında altın madalya kazanmış bir sporcu üzerine…

Röportör: Altın madalya ülkemizin olimpiyat oyunlarında kazandığı nadir başarılardan biri ve siz bunu başardınız. Bunun hakkında ne düşünüyorsunuz?

Sporcu: Çok mutlu olduğumu söyleyebilirim. Hem ülke sporu hem de kişisel kariyerim adına önemli bir başarı.

Röportör: Bir demecinizde “çocukken halterci olacağım belliydi” demiştiniz. Gerçekten de çocukken halterci olmak mı istediniz?

Sporcu: Halterci olmak istediğimi bilmiyordum ama bir şeyleri kaldırmakta yetenekli olduğumu biliyordum. Çocukken yaşadığım coğrafyada engebeli araziler yer alıyordu.

Etrafında yüzlerce, binlerce kaya parçasının olduğu bir evimiz vardı. Arkadaşlarımla kaya kaldırma yarışmasına girerdik.

İki arkadaşımın birlikte kaldıramadığı kayayı tek başıma hiç zorlanmadan kaldırabilirdim.

Röportör: Peki bu yeteneğiniz ulusal manada nasıl keşfedildi?

Sporcu: Yaşadığım çevrede iş bulmak gibi sıkıntılar olduğu için büyük bir kente yerleştik. Sokaklarda iş aradığım bir gün, “geleceğin haltercisi olmaya var mısın?” isimli bir afiş gördüm. Afişi görür görmez gerekli yerlere başvurdum. Sonuç, işte buradayım!

Röportör: Olimpiyatlarda altın madalya kazanacağınızdan birçok kişi oldukça emindi. Siz ne düşünüyordunuz?

Sporcu: Ben iddialıydım ama oldukça da heyecanlıydım. Bu biraz favori olmanın verdiği stresten kaynaklı da olabilir.

Röportör: Röportaj bitti. Teşekkür ederim.

Röportaj Örneği 3: 

Röportaj İçeriği: Sigara Bağımlılığı

Röportör: Merhaba

Röportaj Yapılan Kişi: Merhaba

Röportör: Sigara kullanıyor musunuz?

Röportaj Yapılan Kişi: Evet, kullanıyorum.

Röportör: Kaç yıldır sigara içiyorsunuz?

Röportaj Yapılan Kişi: Yaklaşık 20 yıldır sigara içiyorum.

Röportör: Günde kaç adet sigara içiyorsunuz?

Röportaj Yapılan Kişi: Bazen 15 bazen 25 halime göre değişiyor.

Röportör: Peki bu durumdan rahatsız mısınız?

Röportaj Yapılan Kişi: Ne yazık ki evet. Akşamları rahat uyuyamıyorum, boğulduğumu hissediyorum.

Röportör: Peki bu durumu düzeltmek için herhangi bir önlem almaya çalıştınız mı?

Röportaj Yapılan Kişi: Evet daha önce birkaç ilaç denedim fakat pek başarılı olduğu söylenemez.

Röportör: Röportajıma katıldığınız için teşekkür ederim sorularımız bu kadardı.

Röportaj Yapılan Kişi: Rica ederim.

Röportaj Örneği 4:

Röportaj İçeriği: Kitap Okuma Alışkanlığı

Röportor: Merhaba

Kişi: Merhaba

Röportor: Kitap okuyor musunuz?

Kişi: Evet

Röportör: Günde ortalama kaç sayfa okuyorsunuz?

Kişi: 20-25 sayfa arası okuyorum

Röportör: Genellikle ne tür kitaplar seviyorsunuz?

Kişi: Polisiye romanları tercih ediyorum

Röportör: Varsa eşiniz, çocuğunuz da kitap okuyor mu?

Kişi: Evet bir eşim ve bir çocuğum var fakat onlar hiç okumazlar.

Röportör: Sizce bu durum onlar için sakıncalı mı?

Kişi: Ne yazık ki toplumumuzda kitap okuma oranı günden güne düşüyor. Çocuklarımızın hayal dünyaları yetişkinlerin ise kelime darcıkları gelişmiyor.

Röportör: Peki onlara kitap okuma alışkanlığı kazandırmaya çalıştınız mı?

Kişi: Evet ama pek etkili olmadı.

Röportör: Röportaj sorularımız bu kadardı katılımınıza müteşekkiriz.

Kişi: Rica ederim.

Источник: https://www.biobilgi.com/roportaj-nedir-roportaj-sorulari-ornekleri/

Kilodoktoru.com Röportajı

Doktorlar Başarılı Bir TV  Röportajı Nasıl Verebilir?

Kendinizi tanıtır mısınız ? Neden diyetisyen olmaya karar verdiniz ve gelecek planlarınız nelerdir?

Herkese merhaba. Ben Diyetisyen Duygu Kopan. İstanbul Medipol Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü mezunuyum. Uzmanlık alanlarım; sporcu beslenmesi, klinik beslenme tedavisi ve anne-çocuk beslenmesidir. İzmir’ de Özel Nutra System Polikliniği’ nde Beslenme ve Diyet Uzmanı olarak çalışıyorum.

Ayrıca Bornova Bizim Gazete’ de sağlık ve beslenme üzerine yazılar yazıyorum. Mesleği seçmemin nedeni, küçük yaştan itibaren spora düşkün olmam, sağlığıma ve fiziğime dikkat etmemden dolayıdır.

Herkes nasıl sağlıklı ve fit bir vücuda sahip olduğumu sorardı, bende yeterli ama sağlıklı beslendiğimi, spor yaptığımı söylerdim. Zaman geçtikçe bu durum bende bir tutku haline geldi ve bu bölümü seçtim. Mesleğimi her geçen gün daha fazla benimsiyor ve seviyorum.

Gelecek planlarımın arasında Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu’ nda yüksek lisans ve doktora yapmak, pilates ve yoga eğitmeni olmak ve İzmir’ in ilk fit restorantını açmak var.

Sizinle insanların genel sorunları hakkında konuşmak isteriz. Neden istediğim yerden kilo veremiyorum sorusuna sizce cevap ne olabilir? Kilo vermek için ne yapmalıyım?

Besin sanayisinin gelişmesi ile rafine edilmiş ve hazır halde tüketime sunulmuş besinlerin üretimi ve dolayısıyla tüketimi arttı. Buna bağlı olarak yüzyıllar boyunca hareketli olup günde kilometrelerce yürüyen, hareket eden insanoğlu bir anda günde 8 saat masa başında oturur hale geldi.

Dolayısıyla yağ ve karbonhidrat bombası yemekleri ve içecekleri tüketip protein ve sudan yetersiz beslenen kişiler olduk, porsiyon kontrolü yapamaz duruma geldik, şekerin kurbanı olduk ve oturarak yaşayan canlılar haline geldik.

1 saat egzersiz yapmayı yüksek aktivite olarak saydık ve böylece fazla kilomuzdan ve onun getirdiği yüksek tansiyon, diyabet, yüksek kolesterol ve nice hastalıktan müzdarip hale geldik.

Eğer yediklerimizi sağlıklı ve yeterli miktarda yesek, düzenli bir uyku, stresi azaltılmış ve aktivitesi bol bir hayatımız olsa herhangi bir hormonal veya fizyolojik bir rahatsızlığımız da yoksa kilo problemi yaşamamız için bir neden kalmaz, ayrıca kilo verememe gibi bir sıkıntımız da olmaz.

Bir diğer genel sorun ise: Kilolarımdan mutsuzum. Kilo vermek istiyorum. Sizce nereden başlamalıyım?

Öncelikle olaya kilo vermek/ zayıflama olarak değil de yaşam tarzında yapacağımız bir değişiklik olarak bakmamız gerekir. 1, 2 ay diyet yaparsın istediğin vücuda sahip olursun ama 4, 5 ay sonra kilonu korumayıp eski beslenme alışkanlıklarına devam edersen, aktiviteden uzak ve düzensiz bir hayatı seçersen yine kilo problemi yaşarsın.

Bu işin özü Hayatının Düzenini Değiştirmektir. Benim 3N kuralı dediğim bir kural var; ne yediğin, ne kadar yediğin ve nasıl yediğin önemlidir! Eğer sen bu 3N kuralını uygularsan sağlıklı beslenmeye ilk adımını attın demektir.

Buna ek olarak çay şekeri, abur cubur, gazlı içecek, alkol ve pakete girmiş ürünleri (süt, yoğurt, ekmek hariç) hayatından çıkarıp yağı azaltılmış veya yağsız süt ürünlerini (süt, yoğurt, peynir, kefir) tüketimini günde 2, 3 porsiyon olarak dengeleyip yağsız et ürünleri hergün (yağsız bonfile, derisi alınmış tavukgöğsü, derisi çıkartılmış balık, hindi vs.) tüketirsen, sebze, meyve ve en önemlisi sağlıklı ekmek (çavdar ve tam buğday ekmeği) ve yeterli posa tüketirsen kilo probleminden kurtulursun. Su tüketimini de unutmamak gerekir! Mevcut kilomuz başına 30 ml su içmemiz hepimiz için gerekli. Bunu hayatın boyunca uygular, fiziksel yapına ve sağlığına uygun bir aktivite yapmaya başlarsan kilo problemini ortadan kaldırırsın. Bir de mutlu ve sakin bir çevren olursa, stresten uzak bir hayatın olursa kilolara sonsuza dek veda edersin.

Peki sizce başarılı bir diyet listesi yani En İyi Diyet Listesi nasıl olmalıdır?

Başarılı bir diyet listesi kişinin mevcut sağlık durumuna, yaş ve cinsiyetine, aktivite düzeyine ve sosyo-ekonomik durumuna göre olmalıdır. Kilo problemi yaşayan bir kişinin 2- 2,5 saat aralıklarla beslenmesi, vücudunda durmadan insülinin salgılanması demektir, bu da yağ yakıcı hormonların baskılanmasına neden olur.

Bu yüzden günde 3-4 saat aralıklarla beslenen hafif kilolu veya obez kişiler daha rahat kilo verirler ve yağ yakımları maksimum seviyede olur. Ancak Tip 1 diyabetli bir kişinin 2- 2,5 saatte bir beslenmesi gerekir. Bu gibi spesifik durumlarda diyet listesi değişebilmektedir.

Bu yüzden kilo problemi olan kişilerin veya herhangi bir metabolik rahatsızlığı olan kişilerin doktor ve diyetisyenkontrolünde diyet yapmalarını öneririm.

Gerçekçi kilo kaybının hedefi sizce ne olmalıdır?

Tabii ki de fazla olan yağ kütlesinin azaltılması olmalıdır. Sağlıklı bir diyet programında su ve kas kaybı görülmemelidir, mevcut olan yağ kütlesinin azalması ve ideal aralıklara gelmesi beklenir.

Sizin hastalarınıza en çok yaptığınız öneriler neler?

Ben hastalarıma öncelikle su tüketiminin öneminden bahsedip duruyorum. İçilen her 8 bardak su 200 kalori yakmakta ve siz oturduğunuz yerden yaklaşık 30-45 dakika yürüyüş ile bu değeri yakabilirken su içerek te bunu yapabiliyorsunuz.

Sakın yanlış anlaşılmasın, suyu yeterli tüketmek veya fazla tüketmek aktivite yerine tabii ki de geçmez. Özellikle masa başında çalışan hastalarıma yapabilecekleri en güzel yaşam tarzı değişikliğinin su ile başlayabileceğini söylüyorum.

Bir de aç kalmadan ve karbonhidrat tüketimini sınırlandırmadan kilo vermeleri gerektiğini vurguluyorum.

Hazırladığım diyet programı ile sağlıklı karbonhidratları ve kişinin mevcut durumuna göre belirli saatlerde beslenme programı uygulamayı onlarda kalıcı bir değişiklik haline getirmeyi amaçlıyorum. Herkesin 3N kuralına uymasını, aktif ve pozitif bir hayat seçmelerini öneriyorum.

Bitki çayları ve ürünlerinin kilo verme konusunda faydası var mıdır?

Bitki çaylarının kilo kaybında etkisi vardır ancak bu etki su ve kas kütlemiz üzerinden olmaktadır. Zayıflama çaylarının diüretik etkide olmaları, onların kısa sürede vücudunuzdaki su ve kas kaybının artmasına böylece sizin hemen tartıda şaşırtıcı rakamlar görmenize neden olmaktadır.

Ancak önemli olan, fazla olan yağ kütlesinin ideal sınırlara getirilerek, herhangi bir su ve kas kaybı olmadan, sağlıklı bir şekilde kilo kaybını sağlamaktır.

Hastalarıma bitki çayını öneriyorum ancak bunları özellikle evde yapacakları şekilde, hastalıklardan korunmak ve sağlıklı içecek tüketme alternatifleri sağlamak için yapıyorum.

Çocuklarda kilo vermek konusunda nasıl bir yol ve diyet listesi izlenmelidir?

Çocuk beslenmesinde, Dünya Sağlık Örgütü ve diğer örgütlerin bir arada oluşturdukları besin piramitleri baz alınarak bir beslenme düzeni oluşturması taraftarıyım. Herhangi bir metabolik veya fizyolojik hastalığı olmayan kilolu veya zayıf çocukların da bu besin piramitlerine uyması gereklidir.

Sizin eklemek istedikleriniz ve önerileriniz var mı?

Özellikle vurgulamak istediğim konu her problemin, konunun uzmanı bir kişi tarafından çözülmesi gerektiği. Beslenme ve kilo ile ilgili kafanıza takılan bir şey varsa, kilo probleminiz veya kronik bir rahatsızlığınız varsa mutlaka birDiyetisyene danışınız. Spor hocaları veya doktorlar size bu konuda diyet yazmakla yükümlü olan kişiler değildir.

Herkes her konuda tavsiyede bulunur ancak olay reçete yazmaya geldiğinde herkes uzmanlığı dahilinde reçetesini yazar. Örneğin; doktor şeker hastasına şeker ilacı yazar, diyetisyen diyabetik diyet yazar, spor hocası veya antrenör de egzersiz programını ayarlar. Herkesin bu konuda hem fikir olmasını ve sağlıklı seçimler yapmasını vurgulamak istiyorum.

Peki size nasıl ulaşılabilir? Verdiğiniz hizmetler neler?

Polikliniğimizde gebe ve emzikli beslenmesi, kilo alma programı, bebek, çocuk ve adölesan beslenmesi, sporcu beslenmesi, zayıflama programları ve hastalıklarda beslenme programları uygulanmaktadır.

Bana dytduygukopan@gmail.com adresinden ve Özel Nutra System Polikliniği Alsancak Şubesi’ nden ulaşabilirsiniz. Randevu için 0232 463 3163 ve 0232 463 4263 arayabilirsiniz.

Ayrıca yazılarımı Bornova Bizim Gazete’ den takip edebilirsiniz.

Sağlıklı ve Mutlu Bir Yaşam Dilerim…

Diyetisyen Duygu KOPAN

http://kilodoktoru.com/diyetisyen_duygu_kopan_ile_kilo_vermek_ve_diyet_listesi/

Источник: https://duygukopan.wordpress.com/2015/01/30/kilodoktoru-com-roportaji/

12 Yıllık Doktor Metin Aksu Röportajı

Doktorlar Başarılı Bir TV  Röportajı Nasıl Verebilir?

1­-) Merhaba, Tıp Fakültesi ile ilgili sorulara geçmeden önce bilmeyenler için bize biraz kendinizden ve kariyerinizden bahseder misiniz?

İsmim Metin AKSU. 38 Yaşındayım. 12,5 yıldır doktorluk yapıyorum. Pratisyen hekimim.

2­-) Günümüzde tıp bölümü hakkında hemen hemen herkesin bir fikri var. Fakat yinede işin doğrusunu uzmanından yani sizden öğrenelim. Tıp bölümünde öğrenciler ne öğrenir, neler yapar?

Üniversite sınavında tıp fakültesi kazanıldıktan sonra 6 sene Tıp okunur. 6 sene sonunda pratisyen hekim olarak mezun olunur. Tıp öğrencisinin bu 6 sene içinde temel tıp bilgisi öğretimi (anatomi, fizyoloji vs.) sonrasında bütün uzmanlık dallarında kısa süreli stajlar yaptırılır ve tüm uzmanlık dallarında temel düzeyde bilgi sahibi olması sağlanır.

6 sene sonunda mezun olan tıp doktoru, antibiyotik, soğuk algınlığı ilaçları, ağrıkesiciler vs. ile kısa sürede düzelebilecek hastalıkları tedavi edebilme yetkinliğindedir. Bunlar haricinde şeker, tansiyon, kalp gibi kronik hastalıkların idame tedavilerini sürdürebilme yeteneği kazanır.

Çoğu basit psikiyatrik (depresyon, anksiyete) hastayı da kolayca tedavi edebilir. Bunun dışında uzun süreli tedavi gerektiren veya cerrahi işleme ihtiyaç duyulabilecek veya bir şekilde uzman doktora se edilmesi gerekeceğini bilecek seviye de tıp bilgisine sahip olur.

Yani hastaya tanı koyamıyorsa veya kendisi tedavi edemiyorsa hangi uzmanlık dalına se edeceğini bilir. Ayrıca acil servislerde acil durumlara(kalp krizi, trafik kazası, intihar, zehirlenme vs.) müdahale edebilecek yeteneği kazanır. Ancak 6 sene sonunda mezun olan tıp doktoru uzman doktor değildir.

Uzmanlık için TUS (tıpta uzmanlık sınavı) dediğimiz sınava girer. Bu sınav dünyanın en zor sınavlarından biridir. Çünkü tüm tıp dallarından uzmanlık gerektiren sorular sorulur.6 senelik tıp eğitiminde öğretilen her şey sorulur.

3­-) Herkes başarılı çocuklarının tıp okumasını ister. Sizin tıp bölümünü seçmeniz böyle bir dayatma sonucu mu yoksa kendini isteğiniz ile mi oldu? Ve bu güne kadar doktor olduğunuza hiç pişmanlık duydunuz mu?

Ailemin isteği ile oldu diyebilirim. Daha çok mühendislik dallarından birini istiyordum. Ama Tıp kazandıktan sonra doktorluğu sevdim. Gelir açısından sıkıntı olmaması, atanma derdinin olmaması, toplumda saygın bir yerinizin olması gibi şeyler mesleğimi sevmemi sağladı.

4-­) Teknoloji sürekli ilerliyor ve tıp alanında da kendini gösteriyor. Teknolojinin ilerlemesinin tıp alanına etkileri hakkında neler düşünüyorsunuz?

Teknoloji ve tıp birbirinden ayrılamaz iki parçadır. Modern tanı cihazlarının gelişmesi, sürekli yeni ilaçların geliştirilmesi mutlaka olması gereken şeylerdir. Bir MR cihazının olmadığını düşünün.

Hastanın beyninde ne olduğunu anlamak için kesip açmanız gerekirdi. Beli ağrıyan herkesi (belki basit bir kas ağrısı olabilecekken) bel fıtığı ameliyatı yapmanız gerekirdi. MR ve diğer birçok tanı cihazı eskiden olmayan şeylerdi.

Teknolojinin gelişmesi ile tıp alanına girdiler. İyi ki de girdiler.

5­-) Yaklaşık 12,5 yıldır doktor olarak görev yapıyorsunuz. Belki bu duygu tarif edilemez fakat yinede elinizden geldiğince bize doktor olmanın kazandırdıklarını, kaybettirdiklerini açıklar mısınız?

Bu mesleğin en güzel tarafı hastalığını tedavi ettiğinizde insanların gözlerindeki o şükran duygusunu görmek. Bir insanı sıkıntısından kurtarmış olmak. Allah razı olsun sözünü duymak.Kaybettirdiği ise, gençliğim kütüphane de ders çalışıyor olmanız. Gençliğinizin en güzel yıllarını yaşayamıyor olmanız. Ders çalışırken alınan kilolar vs.

6-­) Doktor olacak kişide mutlaka bulunması gerek dediğiniz özellikler var mı? Varsa bu özellikler nelerdir?

Sabır, sabır, sabır. Doktora ve sağlık çalışanlarına şiddetin arttığı bu günlerde, size hakaretler yağdıran veya sizinle kavga eden hastadan sonra ki hastaya da, sanki hiçbir şey olmamış gibi güler yüz gösterebilecek sabra ve iradeye sahip olabilmek.

7­-) Tıp bölümünde bir şeyler değiştirme şansınız olsa bunlar neler olurdu?

Türkçe ve İnkılap tarihi gibi tıp eğitiminde yeri olmayan ve bir amaca hizmet etmeyen dersleri kaldırırdım. Tıp eğitimini 7­-8 seneye çıkarıp 4 sınıftan sonra uzmanlık dalı seçilmesini ve eğitimin kalan kısmını o uzmanlık dalında tamamlanmasını sağlardım.

Röportajın devamını okumak için lütfen bir sonraki sayfaya geçiniz.

8­ -) Her öğrencinin zorlandığı belli başlı dersler olmuştur. Üniversite döneminde sizin en çok zorlandığınız ders hangisiydi?

Elbette Anatomi; Beyinde birçok yapıyı öğrenmek, akılda tutmak zor. Ama dersin zorluğu çoğunlukla hocaların tutumundan kaynaklanır. Bizim fakülte de Nöroloji aşılmaz bir dağdı. Bir başka fakültede bir başka ders olabilir.Bir sürü Latince terimi aklınızda tutmak zor iş. Birde Nöroloji.

9-­) 19 Mayıs üniversitesinden mezun oldunuz. Bu okulun öğrencileri sunduğu olanaklar ve eğitim kalitesi sizce yeterli mi?

Tıp öğrencisi olunca çok fazla sosyal ortamlara giremiyorsunuz. Vaktinizin çoğunu ders çalışmakla geçiriyorsunuz. Bu tip şeylerden de çok haberiniz olmuyor veya ihtiyaç duymuyorsunuz. Daha doğrusu vakit ayıramıyorsunuz.

Ama benim Samsunda ve 19 Mayıs üniversitesinde geçirdiğim zaman içinde eksikliğini duyduğum bir şey olmadı. Eğitim kalitesi de gayet güzeldi.Üniversiteye metro hattının olması ulaşımı son derece kolaylaştırıyor. Ama metro ben okurken yoktu.

Otobüs çilesi çok çektim okula giderken.

10­-) Samsun şehrinde öğrenci olmanın olumlu ve olumsuz yönlerinden bahsedebilir misiniz?

Ben mezun olalı 12,5 sene oldu. Ben okurken Samsun çok güzel bir şehirdi. Şu an çok daha güzel olmuş durumda. Gezecek görecek güzel yerleri vardı. Biz çok gezmesek de vardı diye biliyorum.

11-­) Tercih dönemine dönme şansınız olsa. Yine tıp bölümünü tercihleriniz de yazar mısınız? Yada daha kesin bir şekilde doktor olmak ister misiniz?

Kesinlikle hayır. Tek tercihim bilgisayar mühendisliği olurdu.

12­-) Ülkemizde ki birçok meslek yurt dışına göre daha zor şartlar altında çalışıyor. Bu durum doktorluk için de geçerli mi? Ülkemizde doktor olmak ile yurt dışında doktor olmayı kıyaslayabilir misiniz?

Ücret açısından çok sıkıntı yok ama halkımızın bilgi ve görgü seviyesi açısından sıkıntılarımız var. Yurt dışında doktorun kararlarına çok karışamazsınız. Ona bir şeyleri dayatamazsınız. Ama ülkemizde tam tersi.

Komşu tavsiyesiyle ilaç alıp size yazdırmak isteyenler, google’dan bir şeyler öğrenip size ahkam kesenler, sizi rapor vermek zorunda zannedenler, verdiğiniz ilacı beğenmeyenler, hastalığını eczacıya anlatıp, ondan ilaç alıp size yazdırmak isteyenler, başkasının sosyal güvencesi üzerinden ilaç yazdırmak isteyenler, hastayı getirmeden, tarifle ilaç yazdırmaya çalışanlar gün içinde neşenizi kaçırıyor. Doktoru tanrı zannedip ölme ihtimali yüksek olan hasta kurtarılamayınca bütün suçu doktora yükleyenler, doktor istediğini yapmayınca tehdit edenler, şiddet uygulayanlar, daha neler neler.Elbette bunlar hastaların az bir kısmını kapsıyor. Hastaların %90’ı doktora ve kararlarına son derece saygılı, uyumlu hastalar. Ama sinek küçüktür ama mide bulandırır sözünden anlayabileceğiniz gibi az sayıdaki bu saygısız, terbiyesizler sizi meslekten soğutup, doktor olduğunuz güne lanet ettiriyor.Bir diğer sıkıntıda aşırı hasta yoğunluğu. Bir doktorun hastasına gereken zamanı ayırması ve gerekli özeni gösterebilmesi açısından dünya standartları, günlük 25­-30 hasta iken, bizde bu rakam özellikle uzman doktorlarda 100’ü geçiyor. Belli bir hasta sayısından sonra doktorun enerjisi düşüyor, beyni ve vücudu yoruluyor. Bu da hastalara yansıyor elbette.Bir başka sıkıntımız ise acillere gereksiz başvuru sayısı. Benim çalıştığım şehirde Devlet hastanesinin aciline günde 1000 hastadan fazla kişi başvuruyor. Elbette buhastaların en fazla 50­-100 tanesi acil hasta. Kalanları basit hastalıklar, polikliniğe gitmesi gereken ama sıra beklemeye üşenen hastalar. Bir doktorun günde 400-­500 hastaya baktığını biliyorum. Sizce bu doktor bu kadar hastaya gerekli ilgiyi gösterebilir mi veya hata yapmama şansı var mı?Yurt dışında böyle değil ama. Acile gerçekten acil vakıalar haricinde gidemezsiniz.Doktora kendi istediğiniz ilacı dayatamazsınız. Başkasının üzerine ilaç yazdıramazsınız. Randevusuz gidemezsiniz.

13-­) TUS (tıpta uzmanlık sınavı) sınavına girmiş birisiniz. Bu sınavdan biraz bahsedebilir misiniz?

TUS sınavı 6 sene boyunca öğrendiğiniz şeylerin sorulduğu bir sınav. Ancak bu sınavda sadece bilgi sorulmuyor. Bir hastalık vakıası verilip, onunla ilgili yorumunuzda soruluyor. Bu sınav sanırım dünyanın en zor sınavı.TUS sınavını kazanabilmek için abartısız 1 sene boyunca günde en az 10­-12 saat ders çalışmalısınız. Yoksa çok fazla bir şansınız yok.

14-­) Doktor olmak isteyen milyonlarca genç bulunuyor. Bu kişilere tavsiyeleriniz neler ?

Gidin öğretmen olun, mühendis olun, başka bir şey olun. Kendinizi yakmayın.

Şaka bir yana eğer insanlara yardım etmeyi seviyorsanız, günlerce, gecelerce ders çalışmayı göze alıyorsanız, tıp fakültesi okuduğunuz sürede sosyal bir hayatınız olmayacağını ve vaktinizin çoğunu kütüphane de geçirmeyi kabul ediyorsanız doktorluğu tercih edebilirsiniz.Ama tüm bunları göze alıp, tıp fakültesi dağını aşabilirseniz toplumda saygın bir yeriniz ve dolgun bir ücretiniz olacağını bilmelisiniz.

15-­) Tekrardan röportaj teklifimizi kabul ettiğiniz için teşekkürler… Son olarak okuyucularımıza neler söylemek istersiniz?

Teşekkür ediyorum. Üniversite arifesinde ki gençlerimize kolaylıklar diliyorum. Ve istedikleri meslek ne ise onu tercih etmelerini tavsiye ediyorum. O bölümü siz okuyacaksınız. O mesleği siz yapacaksınız. Başkalarının fikirlerini boş verin. Hayat sizin hayatınız.

Tavsiye Röportaj:  Tıp Bölümü Öğrencisi Mehmet Günata Röportajı

Источник: https://www.meslekhocam.com/12-yillik-doktor-metin-aksu-roportaji/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.