Dünyada yaklaşık 60 milyon bipolar bozukluk hastası bulunuyor

Bipolar Bozukluk: Dereceleri, tedavi yöntemleri, riskleri

Dünyada yaklaşık 60 milyon bipolar bozukluk hastası bulunuyor

“…Başlangıçta her şey çok kolay oluyor gibiydi.

çılgın bir sansar gibi oradan oraya koşuyor, türlü plan ve projelerle fıkır fıkır kaynıyor, kendimi sporlara veriyor, geceler ama geceler boyu sabahlara kadar uyumuyor, arkadaşlarla geziyor, elime geçirdiğim her şeyi okuyor, defterler dolusu şiirler, oyunlar yazıyor, geleceğime dair büyük, tamamıyla gerçek-dışı tasarılar kuruyordum. Dünya ze ve umut doluydu; kendimi harika hissediyordum. (. . .)

Derken yaşamım da kafam da sanki derin bir boşluğa yuvarlandı. Düşüncelerim kristal pırıltısını yitirmekle kalamayıp karanlık dehlizlerde debelenmeye başladı.

Bir kitabın herhangi bir bölümünü üst üste birkaç kez okuyor ama aklımda hiçbir şeyin kalmadığını fark ediyordum. (…

) Derslerde anlatılanları izleyemiyor, çevremde neler olup bittiğinden habersiz pencereden dışarı bakıyordum. Korkutucu bir durumdu bu”.

Bipolar hastası ABD’li psikolog Kay Redfield Jamison, Durulmayan Bir Kafa adlı otobiyografisinde, hastalığını bu sözcüklerle anlatıyor.

Bipolar, Türkçe adıyla iki uçlu bozukluk, eski adıyla manik-depresif hastalık, dünya üzerinde yaklaşık 60 milyon, Türkiye’de ise 2 milyon insanın mustarip olduğu, kronik bir duygudurum bozukluğu.

Yüksek intihar oranları ve madde kullanımına yatkınlığı dolayısıyla tedavi edilmemesi halinde, en tehli hastalıklardan biri olarak görülen hastalık, alt türlerine ve hastadan hastaya değişen şiddetine göre; antidepresanlar, duygudurum düzenleyicileri, antipsikotikler, bazı durumlarda da elektrokonvülsif tedavinin (EKT) dahil olduğu ilaç dışı yöntemlerle tedavi ediliyor.

Bipolar bozukluğun Türkiye'de görülme sıklığı

Bipolar bozukluğun Amerikan Psikiyatri Birliği'nin başvuru kitabı DSM-5'e göre dört alt tipi bulunuyor: Bipolar Tip-I, Bipolar Tip-II, Siklotimi ve Başka Türlü Sınıflandırılamayan Bipolar Bozukluk (BTA).

Bunlardan ilkinde depresyonun yanında, bazen psikozun da eşlik ettiği ve çoğunlukla hastane yatışı gerektiren şiddetli mani atakları görülüyor, Bipolar Tip-II’de ise, manik atakların süresi ve şiddeti daha hafif seyrediyor, buna hipomani deniyor.

DSM-5'e göre bipolar bozukluğun tespiti için maninin en az bir hafta, hipomaninin ise dört gün sürmesi ön koşulu var.

Hipomani döneminde belirtiler, kişiden kişiye değişiklik göstermekle birlikte, hastaların çoğunda enerji artışı, yükselmiş özgüven ve duygudurum, normalden fazla konuşma, normalden az uyuma gibi belirtilerle karakterize.

Siklotimide ise duygudurumdaki değişimler dışarıdan daha az fark edilir ve kişinin işlevselliğinde daha az etkili, bu nedenle tıpkı Bipolar Tip-II gibi, bu alt tipin teşhisi de kolay olmuyor. İyilik halinin senede iki ay görüldüğü siklotimide hasta konsantrasyon güçlükleri, uyku düzensizlikleri ve başladıkları işleri sürdürmede zorluklar yaşayabiliyor.

Türkiye’de istatistiklere göre bipolar bozukluğun toplumda görülme sıklığı yüzde beş. Bipolar Tip-I için ise bu oran yüzde bir. Peki hastalık kişinin yaşam kalitesini ne şekilde etkiliyor? Nasıl teşhis ediliyor? Risk faktörleri neler?

Hastalığı bizzat deneyimleyenlere, yakınlarına ve konunun uzmanlarına sorduk.

Yapılan çalışmalar, Türkiye’de hastalığın ortalama başlangıç yaşının 23-28 yaş aralığında olduğunu gösteriyor. Bipolar hastalarının yarısından çoğunda ilk atak depresyon ile başlıyor. İlk atağın depresyon olması çoğunlukla teşhisi geciktiren bir faktör.

Türkiye Psikiyatri Derneği İstanbul Şube Başkanı ve Bipolar Bozukluklar Derneği yönetim kurulu üyesi Devran Tan’a göre, antidepresana hızla cevap veren depresyon vakalarında Bipolar Bozukluk olasılığı akla gelmeli.

EKT sonrasında hızla iyileşme de yine bu ihtimali düşündürmeli.

Tan, Bipolar Tip-II’de teşhisi ve tedaviyi zorlaştıran unsurlardan birinin, hipomaninin fark edilmemesi ya da geç fark edilmesi sonucu tanının öncelikle depresyon olarak konulması olduğunu belirtiyor: “Bipolar Tip-I’de mani gürül gürül geliyor ve hastalar çoğunlukla yakınları tarafından direkt getiriliyor ancak Bipolar Tip-II’de hastanın depresyonu ve hipomanisi (maninin düşük düzeyde seyreden hali) oluyor ve bu kişiler ya da çevreleri hastalığa işlevsel bakabiliyor.”

Ancak Tan’ın aktardığına göre, dönemlerin sıklaşarak hastalığın Bipolar Tip-I’e evrilmesi riski bipolar bozukluğun tüm alt tipleri için söz konusu.

“Hipomani ataklarını seviyordum”

Hastalığın çoğunlukla başka hastalıklarla birlikte seyrediyor olması da ayırt edilmesini zorlaştıran unsurlardan.

Türkiye’de yapılmış bir çalışmaya göre bipolar tanısının alınması için geçen süre ise 2.2 ve 11.3 yıl aralığında seyrediyor. Aynı çalışma atak süresini yaklaşık üç yılda bir atak olarak hesaplıyor.

Uluslararası bir çalışma bipolar bozuklukta yanlış tanı oranını yüzde 40.3. olarak hesaplarken bir başka çalışma, hastaların, gittikleri dördüncü hekimde doğru tanıyı bulduğunu ortaya koyuyor. Bipolar bozukluk için en sık konulan yanlış tanı ise depresyon. Türkiye’deki çalışmalara bakıldığında başlangıçta depresyon tanısı almış bipolar hastalarının oranı yüzde 65’i buluyor.

6 yıl önce depresyonda olduğunu düşünerek pskiyatriste başvuran Cemal, bipolar bozukluk teşhisini tedaviye başladıktan üç yıl sonra almış. Depresyonu şu sözcüklerle anlatıyor: “Engelleyici bir şey.

Bir noktadan sonra engelli olduğunu hissediyorsun çünkü insanların yapabileceği, basit olması gerektiğini düşündüğün şeyleri yapamıyorsun. Mesela, sabah mantıklı bir saatte uyanmak, evi temizlemek, markete gitmek…

Ağır depresyon döneminde yapamıyorum bunları. Kalkıp bir duş bile alamıyorum mesela”.

İş hayatında, özellikle sabah uyanamadığı ve işe vaktinde gelemediği için sorun yaşadığını söyleyen Cemal, arka arkaya iki işinden istifa etmesinin ardından, evden, otonom çalışmaya başlamış.

Anlattığına göre hastalığının özel hayatında da olumsuz etkileri olmuş: “Stabil olmayan biriyle olduğunu düşün… Bir süre normal gibi görünüyorsun ondan sonra bir anda saçma sapan sebeplerden kavgalar ediyorsunuz. Hiçbir şey yapamıyorsun ilişki için… Stabilite yok.

Ne kadar iyi olursan ol, karşındaki bir süre sonra kötüleşeceğini biliyor, defalarca yaşadığı için bunu”.

Bipolar Tip-II teşhisi almasının ardından antidepresanlarla sürdürülen tedavisine duygudurum dengeleyicileri ve antipsikotiklerin eklendiğini söyleyen Cemal, yeni ilaçların depresyonunun şiddetini pek değiştirmediğini, ancak hipomani dönemlerini büyük ölçüde ortadan kaldırdığını söylüyor: “Bu iyi olmadı çünkü ben hipomani ataklarını seviyordum”.

Aslında hastaların pek çoğu bu dönemi seviyor ve özlüyor çünkü bu, hem kendileri gibi hem de çok daha enerjik oldukları bir dönem. Bu hastalığın yaratıcılıkla içi içe olduğuna, bir çok yaratıcı sanatçının bipolar bozukluğu olduğuna dair yazı ve araştırmalar da var.

Aslında, hastalığın belirtileri dönemleri, yani hem mani hem de depresyon, herhangi bir yaratıcılığa izin vermeyecek denli yoğun ve sıkıntılı geçiyor. Eğer arada bir bağlantı varsa bu, pek çok araştırmacının da saptadığı gibi hipomani döneminde olabiliyor.

Uzmanlar, sadece bu döneme ulaşabilmek için uğraşan, kendileri kahve, kola, enerji içecekleri vs ile uyarmaya çalışan veya ilaçlarını kesen hastaların olabildiğini söylüyor.

Şimdiye kadar doktorlarına danışmadan ilaçlarını bırakmaya teşebbüs etmediğini söyleyen Cemal ise ilaçları kesmesinin beraberinde getirebileceği risklerin farkında.

Ancak, çoğunlukla tehnin farkında olsalar bile, bipolar hastaları arasında ilaçların düzensiz kullanımına sık rastlanıyor. Bunun olası nedenleri arasında yan etkilerin ya da yanlış ilaç seçimi gibi faktörlerin olabileceğini belirten Dr.

Tan, bu noktada danışan ve terapist arasındaki ilişkinin önemini vurguluyor: “Hastayla ne kadar işbirliği içinde olursanız tedavi o kadar başarılı olur”.

Kardeşi Bipolar Tip-II hastası olan, kendisi de psikoloji alanında lisans yapmış olan Ayşe ise, düzensiz ilaç kullanımının sonuçlarına ilk elden şahit olmuş.

Kardeşinin, en yakın arkadaşını trafik kazasında kaybetmesinin ardından 21 yaşında ilk hastalık dönemini geçirdiğini söyleyen Ayşe o günü şöyle anlatıyor: “Ev arkadaşı telefonla bizi aradı, birinin gelip onunla ilgilenmesini istiyordu. Gittik ve onu paranoya halinde bulduk.

Hükümetin gizli projesi kapsamında bankaların kendisini takip ettiğini ve özel bilgilerini çaldığını düşünüyor, evin içinde volta atıp duruyordu”.

Bunun ardından kardeşinin bir süre hastanede yattığını ancak çıktıktan sonra ilaçlarını kullanmayı aniden kestiğini, daha sonra sık sık hastalandığını geçirdiğini, bazen kendisinden üç dört gün haber alamadıklarını söylüyor. Ayşe, kardeşinin hayatından endişe ediyor.

Aile ve çevre desteği son derece önemli

2007 yılında kurulan Bipolar Yaşam Derneği, bipolar bozukluk tanısı alan hasta, hasta yakını ve uzmanları bir araya getiriyor.

Derneğin 1 yıldan bu yana başkanlığını yürüten ve kendisi de Bipolar I hastası olan Özlem Sarı, derneğin öncelikli işlevini “hastalık hakkında hastaları, hasta yakınlarını ve toplumu bilgilendirmek ve onları yönlendirerek sağlık kuruluşları ve hastalar arasında köprü olmak” olarak açıklıyor. Dernek, toplumsal farkındalığı arttırarak ön yargıların ve damgalamanın önüne geçmek için çeşitli etkinlik ve toplantılar düzenliyor.

Sarı, özellikle atak dönemlerinde ve hastanın hastalığını kabul edebilmesi açısından, aile ve çevre desteğinin son derece önemli ve etkili olduğunu belirtiyor: “Tüm hasta yakınlarına seslenmek istiyorum: Zor bir hastalık, kabul edilmesi hiç kolay bir hastalık değil, ama aile desteği, aile kabulü, ailenin hasta olan evladını ya da eşini sonsuz sevgisiyle sarmalaması, kabul sürecini kolaylaştırıyor. Hasta, hastalığını ne kadar iyi ve çabuk kabul ederse de iyileşme süreci o kadar iyi oluyor”.

48 yaşında, evli ve bir kızı olan Sarı ilk mani dönemini 15 yaşında geçirmiş: “Lise ikinci sınıfa gidiyordum, yazın takdir beklerken bir puanla takdiri kaçırdım ve hiç uyumadım sabaha kadar. Hafta sonuna denk gelmişti, pazar günü bir doktora gitme şansımız da olmadı.

O iki günlük süreçte yemedim, içmedim, uyumadım; annem babam da benim yanımda oldu, anlayamadılar o süreci. Babam elimi tuttu, annem saçımı okşadı.

Sonra, o zamanın en iyi psikiyatristlerinden olan Özcan Köknel’e gittik, bir iki seans sonunda hastalığımın o günkü adıyla manik depresif olduğuna kanaat getirildi, sonrasında 10 gün kadar hastanede yattım”.

Sarı, o günden bu yana teşhisinin yanlış olabileceğini düşündürecek bir şey yaşamadığını söylüyor.

Bipolar hastalarında intihar oranı daha yüksek

İstatistiklere göre bipolar hastalarında intihar oranı ortalamanın 20-30 kat üzerinde; hastaların yüzde 25’inde intihar girişimi görülüyor, bunların yüzde 15’i ise ölümle sonuçlanmış. Bu oranlara dikkat çeken Dr.

Devran Tan, hastalığın tedavi edilmediği takdirde ciddi sonuçları olabileceğinin altını çiziyor: “Bipolar bozukluğun iki ucu var, mani (hipomani şeklinde de ortaya çıkabilir) ve depresyon. Tedavi olunmadığı taktirde, hastalığın tekrarlama olasılığı iki yıl içinde yüzde 60 artar.

Beş yılda tekrarlama oranı ise yüzde 90. Hastalık dönemleri sıklaştıkça da tedaviye direnç gelişir.”

“Maninin keyfi bıçak sırtı”

Genetik yatkınlık hastalığın ortaya çıkmasında büyük bir etken, bununla birlikte stres, uykusuzluk, madde kullanımı, saat farkı gibi faktörler hastalığı tetikleyebiliyor. Bunların önüne geçilmesinde kullanılan yöntemler arasında, sürekli kullanılan ilaçların yanı sıra bir de önleyici tedaviler bulunuyor.

Hastalığın akut döneminde kullanılan ilaçlar arasında antipsikotik iğneler var. Buna göre manik dönem geçirmek üzere olduğunu hisseden hasta, atağın öncül belirtilerini fark ettiği anda doktoruna başvurduğu taktirde, bu dönemi ciddi bir problem yaşamadan atlatabiliyor.

Sarı, hastalıktan edindiği 32 yıllık deneyim dolayısıyla artık kendisindeki bu belirtileri hemen fark ettiğini söylüyor:

“Mesela kalabalık bir sokakta caddede yürürken birden bire insanların gözlerinin içine bakmaya başlıyorum. Her zamankinden çok daha fazla… İçimde iyilik yapmaya yönelik şiddetli bir his oluşuyor.

Cadde boyunca gördüğüm, elini avucunu açmış herkese üç lira, beş lira değil elimde cebimde ne varsa elli lira, yüz lira vere vere gidiyorum. Cadde boyunca tanımadığım herkesle insan sevgisi üzerine konuşuyorum.

(Çünkü ben mani zamanlarımda kendimi, insanların birbirini sevmesi için dünyaya gönderilmiş bir elçi olarak görürüm). Bu durum yarım saat, bir saat sürüyor. Eve gittiğimde hemen doktorumu arıyorum ve ona maniye girmek üzere olduğumu söylüyorum. O da bana ilacımın adını söylüyor.

En yakın hastaneye gidiyorum, orada ilacımı yaptırıyorum ve üç gün üç gece hiç kalkmadan uyuyorum. Beynimde dönen düşüncelerin hepsi bir anda stabil hale geliyor ve maniye girmem ya da maninin çok uç noktalarına ulaşmam böylece bastırılmış oluyor”.

Peki bastırılmazsa ne oluyor? Sarı, iğneyi yaptırmaması durumunda üç, dört gün üst üste uyumadığını, yemeden içmeden kesildiğini, paketlerce sigara tükettiğini, dördüncü gün hastanelik olduğunu belirtiyor ve kesin bir dille şunları söylüyor: “Mani atağının uç noktasını kontrol edebilme diye bir şey yok.

Maninin uç noktasında sen kendine zarar veriyorsun. Çünkü hipomaniyi kontrol edebilirsin, ama maniyi kontrol etmek diye bir şey yok. O yüzden fark ediyorsan hemen önlemini alacaksın, doktora gideceksin.

Ama sen mani mani dolaşmaya çalışırsan 3-4 gün, sonrasında doktorun sana vereceği ilaçların dozajları da daha fazla oluyor.

Mani keyifli bir şey değil. Keyifli görünüyor ama maniyi dizginleyemiyorsun. O yüzden seni alıp götürüyor, sen tozlu topraklı yollarda parçalana parçalana gidiyorsun ardında. Keyfi bıçak sırtı.”

Aynı durumu Dr. Tan da şu sözlerle açıklıyor: “Bazen mani hastalarını sokaktan getiriyorlar. Yürümekten ayaklarının altı yara olmuş oluyor. Veya kendilerini engelleyemiyorlar, dürtüsel hareketler yapıyorlar.

Mesela bir danışanım, arabasıyla bir mağazanın içine girmişti. Para harcama çok fazla artıyor, öyle borçların altına giriyorlar ki bazen, atak geçtikten sonra “Ben ne yapmışım?” diyorlar.

Böyle durumlarda hastane yatışı gerekebiliyor”.

Sarı, Bipolar hastalığı araba kullanmaya benzetiyor: “Eğer kontrollü kullanırsanız, ehliyet alabilir ve sürebilirsiniz, ama çok hız da yapmayacaksınız çok yavaş da gitmeyeceksiniz çünkü o da kazaya sebebiyet verir. Belli bir hızda, normal hayat akışında kalacak şekilde… Elbette zor, ama hayatta bir çok şey zaten zor.”

Euronews Türkçe, WhatsApp'ta ücretsiz bültenimize abone olun, Türkiye ve dünya gündeminden seçtiğimiz haberler her gün telefonunuza gelsin! Abone olmak için tıklayın

Источник: https://tr.euronews.com/2019/04/01/bipolar-bozuklugu-nedir-dereceleri-tedavi-yontemleri-riskleri-neler

Bipolar Bozukluk- İki Uçlu Duygudurum Bozukluğu Nedir?

Dünyada yaklaşık 60 milyon bipolar bozukluk hastası bulunuyor

Bipolar bozukluk, iki uçlu duygudurum bozukluğu veya diğer bir adıyla manik-depresif hastalık; beyni etkileyerek duygudurumda, enerjide ve gündelik aktiviteleri tamamlama yetisinde bozulmaya neden olan bir hastalıktır.

Günlük hayatın akışında tüm insanların duygudurumunda olağan şekilde inişler-çıkışlar gerçekleşmekteyken, bipolar bozukluk bulunan kişilerde gündelik olaylarla bağlantılı veya bağlantısız şekilde, keskin inişler-çıkışlarla hastalık kendini göstermektedir.

Bu değişimler kişinin düşüncelerinde, duygularında, davranışlarında ve yaşamında etkiye neden olabilecek büyüklüğe sahiptir.

Bipolar bozukluk, hastanın kendisini aşırı coşkulu (manik/hipomanik dönem), çok durgun (depresif dönem) hissettiği veya iki durumunda da birarada bulunabileceği karma olarak adlandırılan farklı dönemlerde gözlenen hastalıktır.

Bipolar Bozukluğun Nedenleri?

Bipolar bozukluğa sebep olduğu ortaya konan kesin bir neden olmamakla beraber,

  • Bipolar bozukluk hastalarının beyin yapıları ve fonksiyonları, farklılık gösterebilmektedir.
  • Genetik yapının kişinin hastalığa yakalanmasında etkili olduğu düşünülmekle beraber, tek yumurta ikizlerinde aynı genler bulunmasına rağmen ikizlerin birinde hastalık gelişebilirken, diğerinde de gelişme ihtimali yüzde yüz değildir.
  • Hastalığın; aile üyelerinde bipolar bozukluk olanlarda, olmayanlara göre ortaya çıkmasının daha yüksek ihtimalli olduğu bilinmektedir.Aile üyelerinde bipolar bozukluk hastası olan çoğu kişide bipolar bozukluğun ortaya çıkmadığı not edilmelidir.

Bipolar Bozukluğun Belirtileri Nelerdir?

Hastalığın tüm tiplerinde duydurum, enerji ve aktivite seviyelerinde bozukluk görülmektedir.

Duygudurumdaki değişiklikler aşırı yükselmiş, keyifli ve enerjik (manik dönem) davranışlardan; çok üzgün, düşmüş, umutsuz (depresif dönem) davranışlara uzanan şekilde hastalık kendini gösterebilmektedir.

Daha hafif manik dönem belirtileriyle seyreden durum ise hipomani olarak adlandırılmaktadır. Belirtiler hastalığın dönemlerine göre iki ayrı kategoride incelenmektedir.

Manik Dönem

  • Yükselmiş duygudurum, aşırı coşkulu hissetmek
  • Çok enerjik hissetmek
  • Aktivite seviyesinde artış
  • Heyecanlı ve sabırsız hissetmek
  • Normalden daha aktif olmak
  • Çok hızlı konuşmak, konudan konuya geçmek
  • Ajite (huzursuz, tedirgin), irite, hassas olmak
  • Düşünceleri çok hızlı değişiyor gibi hissetmek
  • Aynı anda bir çok şeyi yapabileceğini hissetmek
  • Riskli şeyler yapmak  

Depresif Dönem

  • Mutsuz, düşmüş, boş ve umutsuz hissetmek
  • Çok az enerjisi olmak
  • Aktivite seviyesinde düşüş
  • Uyku problemleri yaşamak, az veya çok uyumak
  • Hiçbir şeyden keyif alamayacak gibi hissetmek
  • Endişeli hissetmek
  • Çok sık unutmak
  • Çok fazla veya çok az yemek
  • Yorgun veya yavaşlamış hissetmek
  • Ölüm veya özkıyım hakkında düşünmek

Bazen duygudurum dönemleri manik ve depresif belirtileri birarada gösterebilmektedir. Hasta çok mutsuz, boş veya umutsuz hissederken aynı zamanda aşırı enerjik de hissedebilmektedir. Bu şekildeki hastalık seyri karma dönem olarak adlandırılmaktadır.

Bipolar Bozukluk Tanısı Nasıl Konulur?

Bipolar bozukluk hastalarının sağlıklı ve üretken bir hayat geçirebilmeleri adına doğru teşhis ve tedavi çok önemlidir. Kendisinin veya yakınlarının bipolar bozukluk belirtilerini gösterdiğini düşünen kişilerin doktoruna danışarak muayene olması bipolar bozukluk tanısında ilk basamaktır. Hekimin psikiyatrik değerlendirmesiyle bipolar bozukluk tanısı konulur. 

Bipolar Bozukluk Nasıl Tedavi Edilir?

Tedavi ile bipolar bozukluğun en şiddetli seyir gösteren formlarında bile bipolar belirtilerinde ve duygudurum değişiklikleri üzerinde iyi bir kontrol sağlanabilmektedir.. Bipolar bozukluk tedavisinde, başlıca ilaç ve psikoterapi kullanılmaktadır. İlaç tedavisinde; duydugudurum düzenleyiciler, atipik antipsikotik ve antidepresan adı verilen ilaçlar kullanılmaktadır.

Psikoterapi veya konuşma terapisi hasta ve hasta yakını için destek sağlamak, eğitim vermek ve rehberlik yapmak amacıyla kullanılmakta olan bir diğer tedavi yöntemidir. Etkili tedavi planında genellikle ilaç tedavisinin yanında konuşma terapisi de bulunmalıdır.

Tedavilerin, doktor kontrolünde uzun süreli ve devamlı kullanılması bu şikayetleri ve semptomları kontrol altına alacaktır. 

Bipolar Bozukluğun Diğer Hastalıklarla İlişkisi?

Bipolar bozukluk hastası bir çok kişide anksiyete (endişe) bozukluğu, madde kötüye kullanımı ve yeme bozuklukları görülebilmektedir. Bipolar bozukluk hastalarında ayrıca;

  • tiroid ilişkili hastalıklara, 
  • migren tipi baş ağrılarına, 
  • kalp hastalıklarına, 
  • diyabete 
  • ve obeziteye yakalanma riski daha fazladır.

Bipolar Bozukluk ve Gebelik

Gebelik döneminde birçok faktör duygudurumunda değişikliğe sebep olabilmektedir.

Gebelik döneminde bireyin kaygı düzeyinin takip edilmesi, dinlenmek için yeterli zaman ayrılması, gevşeme tekniklerinin kullanılması önemlidir.

Gebelikte, varsa ilaç kullanımı özellikle ilk üç aylık dönemde doktor kontrolünde yeniden planlanmaktadır. Bipolar bozukluk hastası gebelerde doğum sonrası dönemde;

  • Doğumla ilgili endişelerin doğru yönetilmesi
  • Uyku düzeninin sağlanması
  • Çevresel uyaranların azaltılması
  • Eş, aile ve arkadaşlardan destek alınması
  • Duygudurum değişikliklerin takip edilmesi hastalığın doum sonrası dönemde kontrol altında tutulabilmesi için önemlidir.

Emzirme döneminde, bipolar bozukluğa yönelik kullanılmakta olan ilaçların bir çoğu anne sütüne geçmektedir. Emzirme döneminde ilaç kullanımının düzenlenmesine yönelik mutlaka doktorunuza danışarak gerekli düzenlemelere tam bir uyum içerisinde olmak anne ve bebek sağlığı açısından çok önemlidir.

Referanslar:

  1. https://www.nimh.nih.gov/health/topics/bipolar-disorder/index.shtml ET:15.01.2018
  2. http://www.bipolarturkiye.org/kategori/62301-bipolar-bozukluk ET:15.01.2018

Источник: https://gskpro.com/tr-tr/tedavi-alanlari/tr/cns/bipolar-bozukluk-iki-uclu-duygudurum-bozuklugu/

Bipolar bozukluk hafızayı nasıl etkiler?

Dünyada yaklaşık 60 milyon bipolar bozukluk hastası bulunuyor

Bipolar bozukluk ciddi bir akıl hastalığıdır. Durumun eğilimi sıklıkla remisyonlarla ayrılan ani hastalık dönemlerini içerir. Semptomatik aşamalar mani veya depresyon içerir.

Bellek de dahil düşünebilme yeteneğini de etkileyebilir. Bunun tedaviye bağlı olup olmadığı ya da durumun kendisi belirsizliğini koruyor.

Düşünme üzerine etkileri

Bilişsel yetenek, bir kişinin düşünme ve akıl yeteneği anlamına gelir. Araştırmalar, bipolar bozukluğu olan kişilerin bazı bilişsel zorluklarla karşılaştıklarını göstermektedir.

Örnekler şunları içerir:

  • Çalışan bellek
  • Sözel öğrenme ve hafıza
  • Hatırlama ve tanıma

Çalışma belleği, zihinsel bir görevi yerine getirirken kısa bir süre için bilgi depolamamızı sağlayan kısa süreli bir hafıza türüdür. Öğrenme ile yardımcı olur.

Örneğin, zihinsel aritmetikte kullanılır. Ses, görsel ve uzamsal veriler dahil olmak üzere farklı bilgi türlerinin işlenmesinde rol oynar. Konsantrasyon için önemlidir.

Kısa süreli hafıza sorunları günlük işleyişini etkiler. Bunlar ince olabilir ve bir kişinin karmaşık görevleri tamamlamak için gereken yeni bilgileri alma yeteneğini etkileyebilir. Ayrıca sosyal etkileşimi daha da zorlaştırabilirler.

Bipolar bozukluk mani ve depresyon açısından yaygın olarak anlaşılırken, düşüncelere olan etkileri günlük yaşamda ve özellikle çalışma hayatında daha fazla etki yapabilir.

Zayıf hafıza ve yoğunlaşan zorluk, bipolar bozukluğu olan bir kişinin çalışmasını ve öğrenmesini zorlaştırabilir. Bu problemler bipolar epizotlar arasında devam edebilir.

Belleği etkileyen faktörler

Bipolar bozukluk için kullanılan tedavilerin bazıları hafızayı etkileyebilir.

Elektrokonvülsif tedavi

Bazı insanlar, bipolar bozukluk tedavisinde elektrokonvülsif tedaviye (EKT) sahiptir. Bu tedavi hafıza kaybına neden olabilir.

EKT, diğer tedaviye cevap vermeyen ve maniyi tedavi eden şiddetli depresyon vakalarında kullanılabilir.

EKT sırasında, beyinden bir elektrik akımı geçirilir. Bu nöbet veya epileptik uyum sağlar.

Geçmişte, bilim adamları, EKT’nin epilepsi ve depresyona sahip insanlara daha az depresif hissetmelerine yardımcı olabileceğini bulmuşlardır. Bunun nedeni açık değil.

ECT birkaç hafta içinde verilir. Bireyler daha iyi hissetmek için ihtiyaç duydukları tedavi sayısında değişiklik gösterir.

Bazı kanıtlar ECT’yi hafıza problemlerine bağlamıştır.

Bazı insanlar tedaviden hemen önce ve sonra kısa bir süre için hafıza kaybını bildirdiler. Bazıları uzun süreli hafızalarının etkilendiğini söylüyor.

Bir kişi EKT’den ne kadar çok olursa, hafıza problemleri yaşanacak gibi görünüyor. Sorunların EKT, başka bir tedavi veya bipolar bozukluk ile ilişkili olup olmadığı net değildir.

Lityum

Lityum, bipolar bozukluğu tedavi etmek için iyi kurulmuş bir ilaçtır. Olumsuz etkileri vardır, ancak faydaları genellikle risklerden daha ağır basmaktadır.

Bazı raporlar lityumun düşünmeyi ve hafızayı etkileyebileceğini göstermektedir.

Sözel bellek üzerinde ince bir etkiye sahip gibi görünmekte, kelimeleri hatırlamak ve kullanmak zorlaşmaktadır. Bu, bir kişinin hikayeleri yeniden yazma yeteneğini etkileyebilir.

Tersine, lityum, Alzheimer hastalığı olan bellek bozukluğuna karşı korunuyor görünmektedir.

Bilişsel problemlerle yaşamak

Bazı araştırmalar, daha fazla hastalık vakasına sahip kişilerin, diğerlerinden daha fazla bilişsel problemlere sahip olabileceğini öne sürmektedir.

Bipolar bozukluğun erken teşhisi ve iyi tıbbi yönetimi, hafıza ve düşünme üzerindeki etkilerin en aza indirilmesine yardımcı olabilir.

Bununla birlikte, çoğu tedavi bilişsel konulardan ziyade ruh halini sabitlemeye odaklanmaktadır. Bu, ruh hali değişimleri olan bazı kişilerin hala düşünme konusunda bazı problemleri olabileceği anlamına gelir.

Bozukluğun düşünmek üzerindeki etkisini anlamak ve bipolar bozukluğun sadece ruh hali değişimleriyle ilgili olmadığını anlamak, bireylerin ve ailelerinin zorluklarla başa çıkmasını kolaylaştırabilir.

Genel Bakış: bipolar bozukluk

Bipolar bozukluklar genellikle yaşam boyu sürer. Onlar genç yaşları ile 30’lar arasında bir zamanlar ortaya çıkmaya eğilimlidirler.

Durum depresyon ve maniyi içerir. Bunlar döngülerde değişme eğilimindedir. Döngü ve semptomlar değişir. Bir kişi daha çok depresif belirtilere sahip olabilirken, diğeri çoğunlukla manik dönemler geçirebilir.

Manik bölümler nelerdir?

Teşhis edilecek bir mani atak için, hastanın hastaneye yatırılıp tedavi edilmesi durumunda en az bir hafta veya daha kısa sürmelidir. Yüksek veya huzursuz bir ruh hali ve hedefe yönelik faaliyetlerde artış içerir.

Aşağıdakiler arasından üç veya daha fazla başka belirtiler de olmalıdır:

  • Yüksek benlik saygısı veya büyük duygular
  • Az uyku
  • Hızlı konuşma akışıyla, normalden çok daha fazla konuşmak
  • Yarış düşünceleri
  • Kolayca dikkati dağıtmak ve dikkati bir odak noktasından diğerine taşımak
  • Alışverişe devam etmek gibi risk alma davranışları

Mani ayrıca psikotik olabilir, bu da hastaların sanrısal fikirlere ve bazen halüsinasyonlara sahip olabileceği anlamına gelir. Var olmayan şeyleri görebilir, duyabilir veya koklayabilirler.

Hipomani aynı belirtileri içerir, ancak daha hafif bir formdadır. Daha kısa bir süre sürer.

Depresif dönemler nelerdir?

Bipolar bozukluğu olan biri deprese olduğunda, depresyon, majör veya klinik depresyona benzeyen şiddetli bir form alır.

Kişinin çoğu gün için çok düşük bir ruh hali, aktivitelere ilginin kaybı ve ze kaybı gibi bir dizi depresif belirtileri yaşaması muhtemeldir. Depresif bölüm en az iki hafta sürmelidir.

Nedenleri ve risk faktörleri

Bipolar bozukluğun tam olarak ne olduğu bilinmemektedir, ancak bir takım faktörlerin rol oynadığı düşünülmektedir. Bunlar genetik, biyokimyasal ve harici etkileri içerir.

Ailelerde çalışan genetik bir unsur olduğunu öne süren güçlü bir kalıtım modeli vardır.

Bir beyin kimyasal bozukluğu olabilir ve stres gibi olası çevresel tetikleyiciler olabilir. Alkol dahil olmak üzere uyuşturucu kullanımı durumu daha da kötüleştirebilir.

Источник: https://trmedbook.com/bipolar-bozukluk-hafizayi-nasil-etkiler/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.