Evham Hastalığı Nedir?

Aids Hastalığı Nedir

Evham Hastalığı Nedir?

Aids Hastalığı Nedir Aıds Hastalığı – Bu makaledeki notlar: aids hastalığı aids hastalığı nedir aıds..

Aids
> AIDS şüphesiz insanoğlunun karşılaştığı en korkunç tehlerdendir. Özellikle sınırların kalktığı dünyamızda yasalara, kurullara, uluslar arası ilişkilere çevrilmiş bir silah. Hele bu korkunç illete yakalananlara çaresiz nazarlarla bakarken duyduğumuz acı…

> 1981 yılından 1987 yılına kadarki süre tam 150 bin AIDS vakası görüldü. Sadece 1988 yılında bu rakam ikiye katlandı. İlk vakalar 1970’li yılların sonlarında Orta Afrika’da görülüyor. Hastalık ancak 1981 de tanımlanıyor.

Hastalığa erkeklerdeki kadar kadınlarda da rastlanıyor. Kurbanlarının büyük kısmı 20-40 yaş grubu arasında. Trans-Afrika yolunun kenarında bazı yerleşim birimlerinde toplam nüfusun 1/3’üne H.I.

V (Human Immuno Deficiency Virus) virüsü bulaşmış durumda.

> San Francisco’da genç homoseksüellerde hastalık 1970’lerde başlamış, ama hastalığın homoseksüellerde yaygınlaşması 1981 yılına rastlıyor. Jet Çağı, virüsün süratle yayılmasına sebep oluyor. 1988 yılında sadece San Francisco’da 25000 AİDS’Lİ vardı.

Ancak 1988 den sonra durum değişiyor. Konuya verilen önem ve eğitim sonucu virüsün yaygınlaşması bir ölçüde durduruluyor. Günümüzde HIV virüsü damardan uyuşturucu kullananlar arasında tehli bir yaygınlaşma gösteriyor.

Bu alışkanlık önlenemezse yakın gelecekte AIDS birçok kişinin hayatına mal olacak.

> Virüsün ilk belirtisi kısa süren bir hastalık halidir. Döküntü, lenf bezlerinde şişlik, boğaz ve baş ağrısı, ateş virüsün vücuda girdikten birkaç gün sonraki belirtileridir. En çok iki hafta süren bir rahatsızlıktan sonra, her şey normale dönüyor ve kişi kendini eskisi kadar sağlıklı hissediyor.

Ama virüs artık vücuda geçmiş ve bağışıklık sistemi üzerinde tahribatına başlamıştır. Her şey için çok geçtir artık. Belirtiler zamanla ortaya çıkıyor. Vücutta genel bir halsizlik, ateş hali başlıyor. İştahsızlık ve kilo kaybı da bunu takip ediyor ve giderek vücudun bağışıklık sistemi yıkıma uğruyor.

Bunun sonucunda vücudun enfeksiyonlara karşı direnişi kalmıyor.

> Bağışıklık sistemi vücudumuzu enfeksiyonlara karşı koruyan bir sistemdir. Bakteri ve virüs gibi unsurlar vücuda bulaşınca hastalığa neden olurlar.

Makrofaj adı verilen özel bir hücre vücuda giren bakteri ve virüslerle mücadeleye başlar. Eğer başarılı olamazsa akyuvardan T hücresini çağırır. Bu hücre bağışıklık sisteminin kumandasıdır.

HIV virüsünün tehsi hedefinin T hücresi olmasından kaynaklanır.

> Eğer AIDS konusunda yeterince eğitilmişsek ve önlemleri alacak sorumluluk duygumuz varsa korkmamız için de bir neden yoktur.

> AIDS başlıca 3 yoldan bulaşır:

İğne yaparken başkasının şırıngasını kullanmakKorunmadan cinsel ilişkide bulunmakHasta anneden bebeğe.

> AIDS şu hallerde bulaşıcı değildir:

Öpüşme veya sarılmaSudan veya AİDS’Lİ bir kişinin içtiği bardağı kullanmak.Yüzme havuzlarında yada sivri sinek ısırmalarında (çünkü HIV virüsü açık havalarda çok çabuk ölür.)

En tehlisi mukoza dediğimiz yani organlarımızdaki zar tabakasının bir kişiden salgılanan bulaşık bir akıntı ile temas etmesidir.

Şunu bir an aklımızdan çıkarmamalıyız: Etkin bir aşı yada kesin bir tedavi yolu bulununcaya kadar genç nesillerin bu dehşet verici hastalıktan korunmasının tek yolu korunma önlemlerini ihmal etmemektir.

Virüs Ve Aids

AIDS :Buna karşılık doğada henüz çaresi bulunamamış hastalıklara yol açan virüslerde bulunmaktadır.Bunların başını ise AIDS (Kazanılmış bağışıklık sendromu) virüsü almaktadır.AIDS virüsünün üreyebildiği hücreler ise vücutta bulunan T – lenfosit hücreleridir.

T-lenfosit hücreleri, vücut için mutlaka gerekli olan savunma hücreleridir.Bu hücreler, herhangi bir bakteri veya mikroorganizmanın vücuda girmesi halinde derhal bakterilere müdahele ederek onları içine alır ve sindirip yok eder.

Fakat AIDS virüsü T-lenfosit ve diğer savunma hücrelerinin içerisine girdikten sonra bu hücreleri kullanarak kendini üretmeye başlarlar.

Yukarıdaki resimde, insanlarda AIDS hastalığına yol açan HIV virüsünün şekli görülmektedir.Bu virüsün önemli bir özelliği ise ters transkripsiyon yani ” Reverse transkriptaz ” adı verilen bir enzim taşıyor olmasıdır.Virüs bu enzimi kullanarak akıllara durgunluk veren bir şekilde kendisinin çoğaltmaya başlar.Virüs, bulaştığı insanın kan hücrelerine ulaştıktan sonra ters transkriptaz enzimini virüsün RNA sıyla birlikte hücre içerisine bırakır.Bu enzim ilk önce virüsün RNA sını kalıp olarak kullanarak bir DNA sentezler.Daha sonra virüsün orijinal RNA sını yıkarak ortaya çıplak bir DNA molekülü çıkmasını sağlar.Enzim yeni ürettiği bu DNA yı kalıp olarak kullanarak virüsün orijinal RNA larını tekrar üretmeye başlar.Son derece mükemmel düşünülmüş bu sistem ile virüs, saldırdığı hücre içerisinde süratle çoğalarak benzerlerini üretir.Önemli olan nokta ise virüsün önce RNA dan DNA daha sonra bu DNA dan gene virüsün kendi orijinal RNA sını üretmesidir.Bunu yapmasının sebebi, RNA dan direk olarak sentezlenecek RNA nın Orijinal RNA nın aynısı olmayağından dolayıdır.Örneğin A bazına arşılık T bazı gelecektir.Fakat üretilen DNA ayna gibi görev görerek tekrar aynı RNA yı üretmesi sağlanmıştır.Yani üretilen DNA nın A bazına, önce T bazı gelecek daha sonra bu DNA dan RNA sentezlenirken T bazına A bazı karşılık gelecektir.Bu şekilde ilk RNA nın aynısı sentez edilecektir.Virüsün saldırdığı T – lenfosit hücreleri kısa sürede yeni üretilen virüsler tarafında işgal edilecek ve en sonunda yıkıma uğrayacaktır. Şekilde bir T – lenfosit üzerinde bulunan çanak şeklindeki reseptörleri görmektesiniz.Yukarıki şekildeki virüs şemasında virüsün etrafında reseptörler görülmektedir.İşte bu reseptörler T – lenfosit üzerindeki çanak şeklindeki bu reseptörleri tanırlar ve bu reseptörlere bağlanırlar.
Bağlandıktan hemen sonra ise HIV virüsü sahip olduğu genomunu yani RNA sını, ” ters transkriptaz ” enzimi ile birlikte hücrenin içerisine bırakır.Bundan sonrası ise T – lenfosit hücrelerinin üretim için kullanılıp en sonunda da yıkılmasıdır.Savunma hücreleri yıkılan bir insanın ise dışarıdan vücuduna girebilecek bakteri ve diğer mikroorganizmalara karşı yapabileceği pek bir şey kalmaz.

AIDS e yakalanmış bir insanın savunma sistemi çökertildiğine, dışarıdan vücuda girebilecek bir bakteri bile rahatlıkla üreyerek sonuçları ağır hastalıklara neden olabilecektir.

Şekilde virüsler tarafından işgal edilmiş bir T – lenfosit hücresi görülmektedir.Bu hücre daha sonra tamamen yıkılarak içerisinde bulunan tüm virüsler, kanda serbest hale geçecektir.

Bu virüslerde önüne gelen her savunma hücresine saldırarak kendi istekleri doğrultusunda onları kullanacak ve çoğalacaktır.

Tabii her virüsün saldırdığı hücreden yüzlerce binlerce virüs kana geçtikçe virüs sayısı korkunç bir şekilde artacaktır.

Bu virüsün çoğalmasını engelleyecek bir kimyasal henüz bulunamamış olup son yıllardaki çalışmalar HIV virüsünü yok etmek üzere olduğumuzu işaret etmektedir. Dünyada şu an her 20 saniye içerisinde bir kişi ya AIDS’e yakalanmakta yada hayatını kaybetmektedir.

Şu an bilgisayarı kullanırken soluduğunuz hava içerisinde bile binlerce mikroorganizma vardır.

Eğer sizde bir AIDS hastası olsaydınız, vücudunuza giren bu mikroorganizmalarla başa çıkamayacak ve en zayıf sayılabilecek bir grip mikrobu bile sizin ölümünüze sebep olabilecekti.

Sağlığımızı, vücudumuz için düşünülmüş mükemmel savunma sistemleri sayesinde devam ettirebilmekteyiz.Bu mükemmel hücreler her an her saniye vücudumuza giren binlerce mikroorganizmayı bünyelerine alarak yok etmekte ve yaşamımızın devamını sağlamaktadırlar.

Aıds Hastalığı İle İlgili Merak Edilen Sorular Ve Cevapları

AIDS hastalığı
ile ilgili merak edilen sorular ve cevapları

AIDS hastalığı ile ilgili merak
edilen sorular ve cevapları

Türkiye’deki AIDS’lilerin yüzde 70’i
kendini gizliyor

Marmara Üniversitesi Tıp Fakültesi İnfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji A.B.D. Öğretim Üyesi Prof. Dr. Volkan Korten, AIDS hastalığı ile ilgili merak edilen soruları

yanıtladı:

* Türkiye’de ne kadar AIDS’li hasta var? 3 bin 175 hasta var. Bunların içinde ölenler ve yabancı uyruklular da var. Bunları çıkarırsak; bu rakam iki binin üzerinde… Ancak tespit edilemeyen hasta oranı bunun yedi katı kadar. Türkiye’deki hastaların yüzde 70’i gizleniyor. Yılda 300-n00 kadar yeni tanı konuluyor.

Türkiye’de hafif bir artış var. Bunun nedeni; damar içi ilaç bağımlılığının ülkemizde diğer ülkelere oranla daha az görülmesi. Türkiye’deki AIDS vakalarının yüzde 50’si cinsel yolla bulaşıyor. Şırınga paylaşma, ülkemizde büyük bir sorun değil.

Ukrayna ve eski Rusya’daki ani artışlar ise; damar içi ilaç bağımlığından

kaynaklanıyor.

* AIDS bir eşcinsel hastalığı olarak etiketlendi. Bu doğru mu?AIDS, 1980’lerin başında ilk önce homoseksüel popülasyonda tespit edildiği için yanlış bir kanı oluştu. Ama şu anda öyle değil. Türkiye’de, yüzde 50-70 arasında heteroseksüel geçişlerde görülüyor. Homoseksüel ve biseksüeller de riskli grupta

yer alıyor ama çoğunluğu oluşturmuyor.

İNTİHARA YOL AÇIYOR!
* Hastalarınıza AIDS olduklarını nasıl söylüyorsunuz?

Bunu açıklarken, gerekirse yanımızda psikiyatrist veya psikologlar da bulunuyor. Çünkü hastalar tanıyı öğrendikten sonra bir-iki ay içerisinde psikolojik yardıma ihtiyaç duyuyor.

Bu durumu bekleyen hastalar daha kolay kabullenirken, beklemeyen hastalar ağır depresyona giriyor. İntihara eğilimleri artıyor. Benim, intihar eden hastalarım oldu.

Bir hastam beş yıllık tedavinin sonunda hastalığını kabullenemedi ve ilaçlarını kullanmayarak hayatına son verdi. İlaçlar düzensiz kullanıldığı zaman depresyon

başlıyor. En tehlisi bu!

AŞISI HALA YOK!* AIDS ilaçları ömür boyu mu kullanılmalı? Yeni jenerasyon ilaçlar, daha iyi bir yaşam kalitesi sağlıyor. İlaçların, vücutta şekil değişikliği ya da yüzde incelme-kalınlaşma gibi yan etkileri var. Bazı hastalar, bu yan etkileri gidermek için estetik yaptırıyor. İlaçları ömür boyu kullanmak

şart çünkü bunlar vücut direncini güçlendiriyor.

* AIDS aşısı ne zaman çıkar?

Aşıyla ilgili çabalar başarısız oldu.
Önümüzdeki 10 yıl, aşı geliştirilmesi zor.

*
AIDS olan birinin cinsel hayatı biter mi?

AIDS’li çiftler kondom kullanıp korunarak, cinsel hayatlarını sürdürebilir. Ama hastalıklarını öğrendikten sonra, bir süre kendilerine gelemiyorlar. Bulaştırma korkusu ve psikolojik sorunlar nedeniyle bazen seks hayatlarını bitirebiliyorlar. Kişi kendini tutuyor, cinsel dürtülerine engel oluyor. Aynı evde yaşayıp partneriyle beraber olmayanlar var.

Böyle olduğunda, bir-iki senede ayrılıyorlar.

ENFEKSİYON RİSKİ VAR*

İki AIDS hastasının evlenmesi mümkün müdür?

HIV pozitif virüsü taşıması, bir kişinin evliliğine yasal olarak engel teşkil etmez. İsteyen evlenir, istemeyen evlenmez. İki AIDS hastası da evlenebilir. Dünyada da, Türkiye’de de böyle hastalar var.

Ancak, bunlar da korunarak birlikte olmak zorundadır. Hasta olan kişi diğer kişinin de virüsünü de vücuduna alırsa; bu sefer ‘süper enfeksiyon’ oluşur. Böyle çok vaka var.

Bazen aynı virüsü taşıyan kişiler, korunmadan birlikte

oluyor. Bu dirençli virüslere yol açabiliyor.

Artık ölümcül
hastalık değil!

AIDS, 1997 yılından beri ‘ölümcül hastalıklar’ kategorisinden çıkmış durumda. AIDS tedavisinin temel şartı; gerekli ilaçlara ulaşmak ve onları düzenli olarak kullanmak.

Hastalar ilaçlarını kullanmadıkları zaman, fırsatçı enfeksiyonlar ve kanserler yüzünden ölümler olabiliyor. Dünyada var olan ilaçların bir kısmı ülkemizde yok. Bu da tedavi seçeneklerini kısıtlıyor.

Hastada ilaçlara karşı direnç ortaya çıktığında, kullanabileceğimiz

yeni ilaçlarımız yok maalesef.

Источник: https://www.notusta.com/aids-hastaligi-nedir-5334/

ITB Hastalığı Nedir?

Evham Hastalığı Nedir?

Bir trombosit hastalığı olan ITB hastalığı çok fazla bilinen ve duyulmuş bir hastalık değil.

Takipçilerimizden bir annemizin uyarısı ile kendisinin karşılaştığı İTB hastalığı ve bu hastalık hakkında ki yorumlarını sizlerle paylaşarak diğer anne ve anne adaylarımızıda bu konuda uyarmak ve bilgilendirmek istedik.

Umarız bir çok anne ve anne adayımıza ulaşarak bu çok bilinmeyen itb hastalığı konusunda biraz bilgi aktarabiliriz sizlerede.

Merhabalar… Geçtiğimiz haftalarda yaşadığımız acı olay hayatımızın yönünü değiştirdi. Öncelerinde keyifle, mutlulukla geçirdiğimiz 4 ay şimdilerde maalesef yerini tedirgin endişeli günlere bıraktı.

4 ayımızı yeni doldurduk..

İnanılmaz gazlı ve bol ağlamalı bir 2,5 ay geçirdik. Yavrum ağlamaktan helak oldu.

Tabiki ne denediysek kar etmedi 🙂 İnsan ise yaramayacağını bilse de yine de umutlanıyor ya ???? İşte böyle umut dolu zamanlara bir de aşılar eklenince daha da zorlanıyor insan.

2. Ay aşılarımızı olduktan hemen sonra, kızımın yüzünde deri altında benek benek, toplu iğne ucu kadar kan oturmaları oldu. Deri üstünde olsa alerjik bir durum dersin. Fakat derinin altında ve resmen kan oturmuş gibi. Doktorumuza resmini çekip gönderdim hemen, alerjik bir durum değildir çok ağladı mı diye sordu. Ağlamak ne demek, ortalığı yıktı.

Kılcal damarların gelişim süreci ondan olmuş olabilir 3-4 gün bekleyelim, geçmez ise kan tahlili yaparız dedi. Fakat geçti kendiliğinden 3 gün içinde. Önemsemedik. Çünkü doktorumuz da önemsememişti..

3. Ayımızda rotatek aşımızı olduk. Zaten kritik bir aşı.

Anne olarak, sorumluluk aldığın, olsa korktuğun, olmaz ise içinin rahat etmeyeceği bir karardır Rota Virüsü aşısı (bkz: gebelikveannelik.com/rota-virus-asisi ) yaptırdık. Allahtan ki ağızdan veriliyor. Benim minnakım seve seve yaladı, 2 gün sonra yine çoook ağlamalı bir anın ardından fark ettim ki.

kızımın yüzünde yine o ufak kan oturmalarından var, fazlaca değil. Geçer dedim. Ki bu sefer doktoruma bile yazmadım. Ağladı nasılsa diye düşünüyorum.

Bu sırada Mevlüdümüz oldu. Gelen giden, kızımı seven, kucağına alan, öpen bir sürü insan. Ertesi gün yüzündeki kırmızılıklar çoğalmıştı. Hatta vücudunun bazı bölgelerine de ulaşmıştı. Önemsemedim. Nazar değdi sanırım, geçecek dedim. Ama içime bir kurt düştü.

3 gün sonra hala oradaydılar. Hatta renkleri de iyice koyulaşmıştı. Çok endişeliydim. Ama eşim, annelerim saçmalama bir şey yok bunda dedi.

Çünkü ben her defasında evham yapan, kızını şimdiye kadar ufak sebeplerden ötürü pek çok doktora götürmüş evhamlı bir anneydim.

Bu sefer onları dinleyecektim (maalesef)

Totalde 10 gün olmuş ve deri altındaki döküntü dedikleri o kan lekeleri artık bacaklarında hatta ayaklarının altındaydı. Geçmiyordu. Bir şey vardı. Artık doktoruma sormalıydım. Hocam bir kan testi yaptırın dedi.

Ertesi gün, güle oynaya , kızımı öpe koklaya çıktım evden ve eğlenerek kanımızı verdik. Sonuçları merak ediyorum ama içim de rahat nasılsa bir şey çıkmayacak…

10 dakika bile olmadan kendi doktorum beni aradı. Ve şöyle başladı söze “Hocam, şimdi kızınızı sıkı sıkı tutuyorsunuz, hiç bir yere çarpmamaya özen gösteriyorsunuz. Evinize gidiyor bir kaç günlük eşya alıp doğru Uludağ Üniv. Tıp Fakültesi Hematoloji Acil''e gidiyorsunuz. Trombositiniz çok ama çok düşük” dedi.

Doktorun söylediklerini hayal meyal hatırlıyorum. “İç kanama riskiniz var, kanama olursa kan pıhtılaşmayacak maalesef dedi. Peki nedir bu, ne sebep olmuştur diyebildim. Hocam en iyi ihtimalle aşı kaynaklıdır, en kötü ihtimalle lösemidir” dedi .. Yazmayacağım.. Yaşadıklarımı, o ani gözünüzde canlandırın ve anne olarak siz beni hissedin…

Acile gittiğimizde , normalde 100.000 – 400.000 arasında olması gereken trombositler 3000 olduğu için iki doktor eşliğinde gözlem odasına girdik. BİRİ ÇARPARSA YA DA BİR YERE ÇARPARSAM KANAMA RİSKİMİZ VAR VE DURDURAMAZLAR(MIŞ) 🙁

Saatlerce kan alındı, Hemogram yayımı yapıldı.. Profosörlerden gelecek olan cevap beklendi.

Lösemi ya da Kemik iliği kanseri değildik Ama ITB denilen bir rahatsızlıktan şüpheleniyorlardı.

Peki  ITB Hastalığı Neydi? Ne demekti?

Yatırdılar bizi hastaneye. O gece gelen doktor şöyle bir açıklama yaptı. Şu an yaşadığınız şeyin adı “Trombositopeni” yani ani trombosit düşüklüğü ve nedeni belli değil. Nedenini bulmaya çalışacağız bunun için pek çok kan tahlili yapılacak her şey araştırılacak fakat nedensiz de olabilir.

Bazen nedensiz trombosit düşüklükleri yaşanır. Bu rahatsızlık öldürmez ama hayat boyu dikkat etmeyi gerektirir. Fakat ne olduğumuzu sonra anlayacağız dedi. Öğlen 1 de kanlı canlı evden çıkmış çocuğum, gece 1 de hastane odasında ne olduğumuzu bilmediğimiz bir hastalık teşhisi ile serum alıyordu ve henüz 4. Ayı dolmamıştı.

 

Trombosit yükseltilebilmesi için çeşitli tedaviler uygulanıyor. Ama en acil yöntem IVIG uygulaması. Yani damardan verilen kan hücreleri. Hastanın bu tedaviye ilk aşamada cevap vermesi bekleniyor, vermez ise streoid denilen ilaç tedavisi var.

Her şey deneniyor ve hala trombositler yükselmiyor ise hastanın dalağını almaya kadar gidiyor ki bu %90 etkili fakat en son aşamada uygulanan bir yöntem ..

O gece IVIG uygulaması için anne baba olarak bizden imza almaya geldiler. Hayatlarında böylesi ciddi bir durumla karşılaşmamış hele ki evladı için o kağıdı imzalayacak yeni anne baba için dayanılası zor bir andı.

Bir sürü riski var. Böbrek yetmezliğinden, ani soluk durmasına kadar. 4 saat içinde onu kaybedebilirdik.   İlaç 4 saatte dozu arttırılarak verilecekti. Önce vücut alıştırılıyor son saatte yoğun olarak vücuda kan hücreleri gönderiliyor. 4 saatin sonunda yavrum alerjik reaksiyon gösterdi ilaca. Her tarafı kabardı. Kıpkırmızı oldu.

Hemşireleri çağırdık hemen, alerji iğnesi yaptılar. Hani şu 2 gün araba kullanmayın dedikleri. Yavrum o iğneyi alır almaz perişan oldu. Gözleri bir değişti, bakışlarında anlam yok, vücudu pelte. Uyudu. İyi ki uyudu Asıl şimdi başlıyordu. Sonuçları 12 saat içinde alacaktık ve yükselip yükselmeyeceğini görecektik.

Doktorumuz sabah geldiğinde, gayet ılımlı bir şekilde şöyle bir açıklama yaptı: İlk olarak 2. ay aşılarınızdan sonra ortaya çıkmış ve son olarak yine rota virüsü aşısından sonra belirmiş.

  Bebeklerin ilk 6 ayında nedensiz trombosit düşüklükleri yaşanabilir, aşi kaynaklı olabilir, herhangi bir enfeksiyon vardır ondan olabilir, son zamanlarda grip nezle olmuştur ondan kaynaklanabilir… Bunlar iyi ihtimaller.

Ama lösemi, kemik iliği kanseri de buna sebep olabilir ya da kötünün iyisi ITB ( nedeni belli olmayan trombosit düşüklüğü) hastalığı da sebeplerden biridir . Sizin için ise aşı kaynaklı olduğunı düşünüyoruz inşallah en geç 1 sene içerisinde her şeyi atlatmış olacağız dedi. Fakat aşı kaynaklı olup olmadığını da alacağımız tahlil sonuçları ve bundan sonraki 6 ay içerisinde göreceğimiz trombosit sayımlarınız belli edecek.

Yani .. Aşı kaynaklı ise akut , fakat hala düşmeye devam ederse kronik bir İTB hastası olacağız ..

İlk 12 saatte 51.000 e yükselmişti sonuçlarımız … Ertesi gün 111.000.

Hastaneden çıktık. Evimizdeyiz. Şu an için normal hayatımıza devam etmemizi söylediler. Önümüzdeki aşılar ve sonrasında ki kontroller gösterecek ne yaşayacağımızı. Çok zor bir süreçteyiz. Ne olduğumuz ve ne olacağımız belli değilken kuzum gülücükler saçıyor  etrafına.

Eğer ITB hastası isek bildiğim kadarıyla dikkat edilecekler!

En ufacıcık bir çarpma ya da yaralanmada vücutta kırmızılıklar ve morluklar oluşuyor ve bu durumda hastaneye gitmek gerekiyor.

Grip veya nezle olmamak gerekiyor çünkü trombosit sayısını ciddi oranda etkilediği için vücudun bağışıklık sistemi çöküyor ve normal insanlar gibi atlatmıyorlar bu basit hastalığı, hastaneye yatmak gerekiyor. Diş rahatsızlıklarında doktor kontrolünde olmak gerekiyor.

Çünkü kanama normal insanlar gibi durmuyor. Daha uzun sürüyor. Herhangi bir sebepten ötürü oluşan burun kanamalarında doktora gitmek gerekiyor maalesef 🙁 Ömür boyu bir yere çarpmayacak, düşmeyeceksin. Düşünsenize. Benim bebeğim 3-4 ay sonra emekleyecek, yürümeye başlayacak.

Nasıl engel olurum?

Bir İTB hastası arkadaşım der ki .. Öldürmüyor ama süründürüyor, Kendisi doğum bile yaptı şimdi bir çocuğu var. Arabasını kullanıyor, normal bir yaşam sürüyor. Ama hep endişe ve vücudu morluklar içerisinde.

İTB Hastalığı teşhis edilebilen, tedavisi olan bir hastalık mı?

Bebeklerde; ailelerin erken teşhisi ile bu hastalık %80 tedavi edilebiliyor. Geç yaşlarda fark edilirse kronikleşebiliyor maalesef. Düşünsenize. 2 ay aşısını yaptırıyorsunuz.

Bebeğimin ateşi çıkmadı diye sevinirken; bir verem aşısı çocuğunuzun neredeyse ölümüne sebep olabiliyor.

  Profosörün dediğine göre her 23 bebekten 12 sinde görülen bir rahatsızlık fakat henüz insanlar tarafından bilinmiyor.

Bu yüzden yazdım ..

Bebeğinizin en ufacıcık bir lekesi dahi olsa ciddiye alın ne olur. Bilmediğimiz o kadar ciddi hastalıklar var ki. 
Böyle bir şeye rastlarsanız nolur hemen doktorunuza başvurun …

Sevgiyle ve sağlıkla kalın,

Sena E***** G*****

NOT: Kanda trombosit düşüklüğü hakkında bilgi sahibi değilseniz “Kanda Trombosit Düşüklüğü Nedir?”başlıklı yazımızı inceleyerek bilgi sahibi olabilirsiniz.

İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK YAZILAR

Источник: https://www.gebelikveannelik.com/itb-hastaligi-nedir

Takıntı Hastalığı Neden Olur? (Obsesif Kompulsif Bozukluk Nedir?) – Sağlık Ocağım .NET

Evham Hastalığı Nedir?

Obsesive veya Türkçe’de saplantı hastalığı-takıntı hastalığı anlamına gelir.

Saplantı insanın kendi iradesinin dışında zihnine sürekli yineleyici bir şekilde gelip onu rahatsız eden, benliğine yabancı, tedirgin eden ve kaygıya se eden düşünce şeklidir.

Kompulsif bozukluk ise her zaman olmamakla beraber, bu düşünceler ile baş etmek için o bireyin bir davranış modeli içerisine girmesidir.

Takıntıların en önemli özelliği bireyin bu istem dışı yaşantısının, düşünce tecrübesinin kişide sıkıntı yaratması ve bireyinde bunu saçma ve akla aykırı olduğunu fark etmesine rağmen kendisini bu davranışlardan alıkoyamaması dır. Bu durum çok ızdıraplı bir durumdur. Çünkü içinde düşündüğü fikir kişinin değerlerine, benliğine çok aykırı olabilir.

Takıntı hastalığı (obsesiflik) neden olur?

Takıntı bozukluğuna beyinde bazı bölgelerden salgılanan serotonin ve dopamin denilen kimyasal maddelerin rol aldığı sistemlerin aşırı çalışması ile ilişki bulunsa da başka maddelerin de etkili olduğu düşünülmektedir. Yine bu kişilerin beyinlerinin bazı bölgelerinde kan akımı ve metabolizmada artışların olduğu saptanmıştır.

Ayrıca aşırı titiz, kuralcı ailelerin çocuklarında daha sık görüldüğüne dair düşünceler vardır. Bu görüş bilimsel açıdan doğrudan kabul görmese bile, bir kural düzeyinde kabul gören bir görüştür. Bu hastalık genelikle 20’li yaşlarda başlar ve 30-35 yaşlarından sonra patlak vermesi çok sık görülmez.

Bu yaşlarda patlak vermesi genellikle yakın birini kaybetme, iflas etme, maddi sıkıntılar, çok istediği bir şeyi alıp kaybetme veya satmak zorunda kalma (ev,araba ve benzeri), boşanma, değer verdiği insanların kişinin arkasından iş çevirmesi (ihanet gibi), çok istediği bir okula girememesi, çok istediği bir işte çalışamaması, aşk ihanetleri ya da karşılık görememesi, bir hastalık gibi bir olaydan sonra ve benzeri olaylar sonrası bu hastalık kendini gösterebilir. Bu hastalık kadınlarda ve erkeklerde eşit oranlarda görülür iken, erkeklerde başlama yaşının daha erken olduğu bilinmektedir.

Takıntı hastalığı türleri ve belirtileri

Takıntı – saplantı (obsesif bozukluk) durumunda en sık rastlanan düşünceler, şiddet ile ilgili düşünceler, aklını kaçıracağı ve çocuğunu boğacağı ve benzeri düşünceler, cinnet geçirme korkusu ya da çok dindar bir kişinin tam namaza durduğu sırada Allah’a küfür etmesi, içine çok korku verecek düşüncelerin aklından geçmesi gibi saçma düşüncelerdir. Bazı insanlarda takıntılar çok saçma olabilir.

Her yerde harita görme takıntısı (cartacoethes) : Bazı insanlarda her yerde harita görme takıntısı vardır. Bu kişiler sürekli olarak harita gördüğünü düşünürler. Bu kişiler yedikleri yiyeceklerin bile şeklini haritayı benzetirler.

Her gördüğüne evlenme teklif etme takıntısı (gamomani) : Bu takıntıya sahip olan kişiler çok kısa süreli bir ilişkide bile evlenme teklifi etmeye meyillidirler.

Belirli kelimeleri tekrar etme takıntısı (onomatomani) : Bu takıntı kişinin belirli kelimelere, özel ilgi duyması ve sürekli tekrar etmek için karşı konulamaz bir istek duyması şeklinde tanımlanır.

Yataktan çıkmama isteği (klinomani) :Soğuk ve havanın çok bozuk olduğu günlerde uzun saatler boyunca yataktan çıkmak istememek çok yaygın ve doğal bir durumdur. Fakat klinomani sorunu olan kişiler bu gibi havalarda yataktan çıkmayı tam bir işkence olarak görürler. Bu kişiler günler boyunca yatakta kalabilirler.

Kötü ruhlar tarafından ele geçirildiğini inanma takıntısı (denonomani) : Günümüzde kötü ruhlar olduğuna inandıran birçok korku filmleri vardır. Bu filmleri çok izleyen ve gerçekmiş gibi algılayan kişilerde bu takıntı daha sık görülür ve bu kişiler zaman sürecinde kendisininde kötü ruhlar tarafından ele geçirildiğini takıntı haline getirirler.

Sürekli olarak günah işlediğini düşünme takıntısı (enosimani) : Devamlı günah işlediklerine inanan kişilerin yaşadığı bu takıntı, eleştirilme korkusu olarak tanımlanır. Bu kişilerde nefes darlığı, hızlı nefes alıp verme, ritim bozukluğu, mide bulantısı gibi semptomlar görülür.

Saç çekme takıntısı (trikotillomani) : Trikotillomani sorunu olan kişiler kendilerine saç çekerek zarar vermek için karşı koyamadıkları bir istek duyarlar. Bu kişilerde sadece saç çekme değil, sakal, kıl, bıyık gibi vücudun diğer bölgelerindeki kılları da yolarlar.

Yıkanma takıntısı (ablutomani) : Dışarı çıktıktan, tuvaleti kullandıktan sonra el yıkamak normaldir. Fakat bazı kişilerde bu takıntı herhangi bir şeye dokunulduğunda bile el yıkama ihtiyacı duyar. Bu kişiler her dışarı çıktıktan sonra hemen banyoya girme ihtiyacı hissederler. Bu takıntısı olan kişilerin akıl hastası olma olasılığı yüksektir.

Patolojik kararsızlık (aboulomani) : Günlük yaşamda bazen belli konularda kararsızlık yaşanabilir. Fakat bazı kişiler en basit konularda bile karar verme sıkıntısı olur. Aboulomani, kişinin herhangi bir konuda karar verme iradesinin olmaması olarak tanımlanır.

Hediye verme takıntısı (doromani) : İnsanların bazıları hediye vermekten ve insanları mutlu etmekten mutluluk duyarlar. Fakat bazı kişilerde hediye verme isteği karşı konulamaz bir takıntıdır.

Bu takıntısı olan kişilerde hediye verme isteği mutlu etme ya da iyilik yapma isteği olarak görülmez.

Doromani, kişilerin maddi durumunu sıkıntıya sokacak ve üstelik kredi çekecek kadar kötü duruma gelebilir.

İstemsiz davranışlar (tourette sendromu) : Tekrar tekrar aynı şekilde meydana gelen istem dışı, hızlı, ani hareketler yapma ya da sesler çıkarma şeklinde tikler ile karakterize edilen kalıtsal bir hastalık olarak tanımlanır. Görülme sıklığı 10 bin kişide 4-5 civarında olup, bu rahatsızlığa sahip kişilerin normal zekaya ve yaşam süresine sahip oldukları bilinmektedir.

Takıntı (obsesif kompulsif) bozukluk tedavisi

Takıntı hastalığı tedavisi genellikle antidepresan ilaçlar ile olur ve bu ilaçların bağımlılık yapma özelliği yoktur. Tedaviye yanıt 3-5 ay içerisinde gerçekleşir. Bu ilaçları uzun süre düzenli olarak ve psikiyatri uzmanı kontrolü altında kullanmak gereklidir.

İlaç tedavisi ile kombine edilen psikoterapi (özellikle bilişsel davranışçı psikoterapi) ile tedavi şansı % 70-75 civarıdır. Fakat bu hastalık inatçı bir hastalıktır ve bu hastalık tamamen iyileşebileceği gibi bazende yineleyebilir. Bazı hastalarda, tedavilere cevap vermeyen inatçı olgularda beyin ameliyatı gerekebilir.

Takıntı hastalığı olan kişiye nasıl davranmalı?

Takıntı hastalığı

Takıntı hastası bir insanla iletişimde en önemli nokta dengeyi sağlamaktır. Öncelikle bu kişinin durumunun bir hastalık olduğunu etrafındaki kişilerin bilmesi gereklidir.

Fakat bunu öğrendikten sonra, bu kişiye aşırı uyum göstermekte, çok fazla tepki vermekte hastalığın ilerlemesine neden olabilir.

Bu gibi durumlarda bir psikoloji ya da psikiyatri uzmanı tarafından yardım almak en doğrusu olur.

Çünkü bu tip kişilere karşı, yakınındaki kişiler kendi başlarına bir şeyler yapmaya çalışırlar ise durum dahada kötüye gidebilir. Bu durum ile başa çıkabilmek için aile terapisi görmek faydalı olur. Obsesif kompulsif bozukluk ile obsesiflik aynı durum değildir. Her insan bir miktar obsesif olabilir.

Çünkü her bireyin kendine özgü kuralları, küçük takıntıları vardır. Fakat bu durum hem kişiyi hemde çevresindekileri rahatsız edecek dereceye gelmiş ise bu durum obsesif kompulsif (takıntı) bozukluğudur ve ihmal edilmeden tedavisinin yapılması gereklidir.

Psikolojik hastalıklar ile ilgili benzer sağlık konuları

Источник: https://www.saglikocagim.net/taknt-hastalg-neden-olur-obsesif/

Evham Nedir ? Neden Olur ?

Evham Hastalığı Nedir?

Evham denilen duygu durumu, çok basit durumlar içerisinde bulunulsa dahi yaşanan abartılı panik ve endişe halleridir. Evhamlı bir insan olmak, kişiyi hem özel yaşantısında hem sosyal yaşantısında hem de özel yaşantısında çok sık olarak zor durumlara sokabilmektedir.

Konu fark etmeksizin her şey için evhamlanabilen insanlar, içlerinde çok fazla korkuya ve çok fazla kaygıya sahip olan insanlardır. Ve bu kaygı durumları ve korku durumları, bizi normal şartlarda bulunmayacağımız durumlarda ve normal düşünce yapısıyla yapmayacağımız hareketlerde bulunmaya iter.

Kişi, bu tip olayların içerisinde bulunmaktan da herhangi bir rahatsızlık duymaz çünkü o an büyük bir evhamlanma içerisindedir.

Tıbbi olarak evhamın ne olduğu tanımlandığında; kendi insiyatifimiz dışında gelişen herhangi bir olay karşısında, bu olaya gösterdiğimiz tepkinin boyutunun çok fazla olması ve tepkimizin “aşırı” denebilecek boyutlara gelmesidir.

Evham yapmanın yeri, saati ve sınırı olmadığı için evham sahibi olan kişinin her yerde, her ortamda bu evhamlı tepkilerini gösterebilmesi muhtemeldir. Ve ihtimaller dahilinde düşünülmesi gereken durum, evhamlıca davrandığı ortamlarda çevresindekilerin onun bu tepkilerini normal karşılayamayabileceğidir.

Çevredeki insanlar bu tepkileri yersiz ve abartılı bulabilir, bunun dile getirdiklerinde evham sahibi kişiden ters bir tepki daha görüp ortamın gerilmesine mahal verebilirler. Bunların hiç birinin yaşanmaması adına öncelikle evhamlı bireyin, gerçekten bu durumunu kabullenmesi ve buna bir çözüm yolu araması; konu ne olursa olsun vereceği tepkileri kontrol altına alarak buna göre bir tutum izlemesi gerekmektedir.

Evham belirtileri nelerdir?

Evham, en bilindik şekilde kaygılı olma hali şeklinde kendini göstermektedir.

Bunun dışında aynı şekilde korkulu halde olma, olaylar karşısında nefes darlığı yaşama, sık sık çarpıntı hissetme, evham yapılan olaydan kaçma isteği gibi düşünceler kişinin çok net bir şekilde evham sahibi olduğuna işarettir.

Yapılan araştırmalara göre, çoğu evhamlı kişinin bu evhamlı ruh hallerinden kurtulmak için kendilerini alkol içmeye adadıklarını ancak bu sürekli alkol içme durumunun da kendilerini daha da evhamlı bir hale soktuğu gözlemlenmiştir. Bu sebepten ötürü aşırı alkol tüketimi de bir evham sebebi sayılabilir.

Bu sebeplerin de ötesinde bir şekilde evhamlanmaya başlayan kişi bunu kendince bir nöbet haline dönüştürebilir; evhamlandığı esnafa hissettiği heyecan, panik ve korku yüzünden bütün otokontrolünü elinden kaçırmış bir şekilde gözükebilmektedir.

Soluk alıp verişlerinde bir takım sıkıntılar hissetmeye başlar, boğazı süreki yutkunamaz şekilde tıkalı bir his verir ve soğuk şekilde terler. Bu tip durumlar evhamın ileri safhalarıdır ve kişinin kendi çözebileceği bir durum olmaktan çıktığı için mutlaka bir psikolojik danışmanlık alması gerekmektedir.

Çünkü evhamlı olan kişilerin, geçmişte ağır ruhsal sıkıntılar ve acılar atlattığı da ortaya çıkartılmış bir gerçektir.

Evham çeşitleri nelerdir?

Agorafobi : Agorafobi, kendisini bünyede sürekli baş dönmeleriyle ve mide bulantılarıyla belli etmektedir. Agorafobisi olan kişi, yüksek yerlerden aşağıya bakmaktan, boşluk alanlardan ve kalabalık ortamlarda ilk defa tanıştığı insanlarla birlikte oturmaktan çekinmekte ve bunalmaktadır.

Sosyal fobi : Bu evham çeşidinde, kişi kendisini kendi arkadaş ortamında sürekli bir eziklenme içerisinde ve zavallılaştırılıyormuş gibi görür. Ve bu durum kendisinde sürekli bir psikolojik baskı yaratıp kendisinin evhamlanmasına yol açar. Bu tür evhamlara sosyal çevreyle bire bir ilişkisi olduğu için sosyal fobi denir.

Tek fobi : Hayatta sadece tek bir olguya karşı hissedilen evham çeşidine verilen addır. Bu olgu bir nesne olabilir, bir durum, bir hayvan vb.

Örneğin; bir kişinin uçağa binmekten korkması bir fobidir ancak bunu çok ciddi bir problem haline getirmesi evham noktasına taşıdığı anlamına gelir.

Herhangi bir hayvandan korkmayı çok aşırı uçlara getirmeyi, bir nesneden korkup olayın ondan kaçabilecek noktaya gelmesi hep tek fobiye verilebilecek örneklerdir.

Genel evham : “Hipokondri” denilen hastalık biçimi bu kategoriye girmektedir. İnsanın beyninde geliştirdiği zoraki düşüncelere kendini inandırması ve bu zorlama fikirlerin sonucunda zorlama evhamlar çıkarması genel evham olarak adlandırılır. Kadınlarda ve erkeklerde eşit sıklıklarla görülebilmektedir.

Источник: https://www.mailce.com/evham-nedir-neden-olur.html

Hastalık Hastalığı (Hipokondriyazis) Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Korunma Yolları ve Tedavisi

Evham Hastalığı Nedir?

Çoğu insan zaman zaman sağlığından endişe ediyor ve bazı insanlar yaşam süreleri boyunca ciddi sağlık durumlarını yönetmek zorunda kalıyor.

Tüm bu sağlık sorunları içinde özellikle ekstra evhamlı olanlar için, sağlık endişeleri ezici hale gelerek ciddi psikolojik ve fiziksel etkilere sebep olabilir.

Hipokondriyazis (hastalık hastalığı) sağlığınız hakkında endişe verici duygular yaşamanıza neden olur. Aşırı sıkıntıya neden olan ve gündelik hayatınızı etkileyen noktaya gelinceye kadar bu sorunlar devam edebilir.

Bu sorunu yaşayan kişiler kendileirnde sürekli bir hastalık olduğunu düşünmektedir. Hiçbir sebep yokken kendilerinde bir hastalıktan şüphe eder ve internet gibi ortamlarda bu hastalıkları araştırırlar. Sadece bununla da kalmayıp aynı şikayeti yaşayan insanları tespit edip, onların kullandığı ilaçları kullanarak, kendi başlarına iş yaparlar ki bu son derece yanlış ve tehli bir davranıştır.

Tükenmişlik Sendromu Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Korunma Yolları ve Tedavisi

Hastalık hastalığının en yaygın belirtileri psikolojik sorunlardır. Doktorların herhangi bir sorun olmadığını söylemesine rağmen, bazı kişiler kendilerinde sürekli olarak bir problem olduğunu düşünebilirler.

Hastalığı ileri seviyede yaşayan kişilerde; göğüs ağrısı, baş ağrısı veya mide bulantısından kaynaklanan kusma gibi tıbbi açıdan açıklanamayan semptomlar görülebilir.

Psikiyatrist ve terapist yardımı sayesinde hipokondri sorununun çözümü de mümkündür.

Hastalık Hastalığı (Hipokondriyazis) Nedir?

Hypochondriasis, sağlık anksiyetesi veya hastalık hastalığı olarak da adlandırılır. Ciddi bir tıbbi duruma sahip olma fikrinin takıntılı, mantıksız korkusu olarak tanımlanır.

Bu durumu yaşayan kişilere de hastalık hastası adı verilir.

Hastalık hastalığı, bireylerin semptomlarını yanlış yorumlamasına dayanır ve birey, herhangi bir sağlık sorunu olmadığı ispatlanmasına rağmen bu kaygıyı yaşamaya devam eder.

Hastalık hastalığında duyulan panik ve endişe, normal sağlık kaygılarının ötesine geçerek akademik ve mesleki işlevleri ve dahası kişiler arası ilişkileri ciddi şekilde etkileyebilir. Hastalık hastası olanlarda sıklıkla evden çıkamama, sosyal ilişkilerini devam ettirememe, işten ayrılma, boşanma gibi sorunlar görülebilir.

Bu insanlar kendilerinde gördükleri en ufak bir değişimi sağlık sorunu olarak yorumlamakta, başka insanlara bu konular üzerine sorular yöneltmekte, internet ve kitaplardan sürekli hastalıklarla ilgili bilgi toplamaktadırlar. Akıllarında sürekli; “ya kalp krizi geçirirsem, acaba kanser miyim, ya beynimde bir şey varsa” gibi sorular yankılanmaktadır.

Hastalık Hastalığının Nedenleri Nelerdir?

Sürekli hastalanmaktan korkmanın nedenleri genellikle psikolojik sebeplere dayanmaktadır.

Çok sevilen bir yakının ani kaybı, aileden birinin sürekli olarak hasta olması, kişinin kendi geçmişinde ağır bir hastalık veya travma atlatmış olması, çevreden veya özellikle aileden birinde bulunan sağlık takıntısı ve gün içinde karşılaşılan stres, hastalık hastalığının nedenlerini oluşturabilir. Kişilik bir faktör olabilir.

Genel olarak endişeli bir yapınızın olması nedeniyle sağlık kaygılarına karşı savunmasız olabilirsiniz.

Duyguların ve çatışmanın üstesinden gelmek zor olabilir ve hayatınızdaki sorunlarla karşı karşıya kaldığınızda felaket senaryolarını düşünüyor olabilirsiniz.

Bazen hastalık hastalığı, depresyon veya anksiyete bozukluğu gibi zihinsel sağlık durumunun bir belirtisi olabilir.

Hastalık Hastalığının Belirtileri Nelerdir?

Elbette her hastalıkta olduğu gibi bu hastalığa yönelik belirtiler de kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Nüfusun %4 – 6'sının klinik olarak hipokondriye sahip olduğu tahmin edilmektedir.

Ayrıca, son araştırmalar, hekimlere yapılan tüm ziyaretlerin %10'una kadarının hipokondrial korku kaynaklı olabileceğini göstermektedir.

Hastalık hastalığının en sık görülen belirtisi; aynı konu hakkında birden fazla doktorun ziyaret edilmesi veya aynı doktora normalden çok daha sık gidilmesidir.

Normalde çıkan sonuçların inkar edilmesi ve sürekli olarak hastalıklar hakkında araştırma yapılması en sık görülen belirtiler arasındadır.

Hastalık hastası kişiler öksürüğü akciğer kanseriyle, baş ağrısını beyin tümörüyle ilişkilendirebilirler.

Hastalık seviyesi ilerlemiş kişiler, herkesin ve her yerin mikrop taşıdığını düşündükleri için bir süre sonra hiçbir yere temas edemeyen, insanlarla konuşamayan hale gelirler. Bu durum yüzünden işlerini ve ailelerini kaybedebilirler.

Hastalık hastalığı zaman zaman temizlik hastalığı gibi farklı psikolojik rahatsızlıklara da sebep olabilir.

Evden çıkamama, insanlarla temastan kaçınma, yoğun temizlik hali, kişinin kendisine zarar verebilecek kimyasallar ile vücudunu arındırma isteği bu belirtiler arasında olabilir.

Hastalık hastalığı size obsesif-kompulsif bozukluğunu hatırlatabilir. Belirtiler bu iki hastalıkta da benzerdir. Obsesif-kompulsif bozukluk hakkında bilgi almak için tıklayın.

Hastalık Hastalığından Korunma Yolları Nelerdir?

Hastalık hastalığından korunmanın ilk yolu psikolojik yapınızı çok daha dingin hale getirmektir. Bu hastalığı yaşayanların çoğu her zaman için güvence altında olma ihtiyacı hissederler. Bu güvence yakın bir aile dostunuz veya doktorunuz tarafından sağlanabilecek haldeyken hastalık hastaları bununla yetinmeyip sürekli olarak araştırma eğilimine gireceklerdir.

Hastalık hastası olmamak için internetten sürekli olarak araştırma yapmayı bırakmak gerekir. Her insanın vücudunda ufak tefek morluklar olabilir fakat bu her zaman için lenfomanın işareti değildir. Ya da herkesin zaman zaman baş ağrıları olabilir. Ama bu beyinde bir tümör olduğunu işaret etmez.

Elbette tedbir amaçlı doktora gidilebilir ama doktorun söylediklerin tatmin olmayıp, hala kendinizde ciddi bir hastalığın olduğuna inanmak size zarar verir. Sağlıklı bir zihne sahip olmak için endişelerinizi içinize atmak yerine paylaşmayı seçebilirsiniz. Hastalığa başlamadan önce bir terapi veya psikolojik destek iyi gelebilir.

Hastalık Hastalığının Tedavisi Nedir?

Hastalık hastalığı depresyon veya anksiyete bozukluğu gibi bir soruna neden olabileceği için belirtiler kötüleşmeden önüne geçilmesi son derece önemlidir. Eğer durum buysa, psikolojik terapi için se edilebilirsiniz ve antidepresanlardan fayda sağlayabilirsiniz.

Depresyon gibi ciddi bir sorun yoksa, amaç sağlığınız hakkında daha az endişe duymanıza yardımcı olmaktır. Doktorunuzun tavsiyelerinden veya psikolojik terapilerden yararlanabilirsiniz.

Ayrıca kendi kendinize yapacağınız pozitif telkinler ile bu hastalığı yenebilirsiniz. Hipokondriyazis hastalığının alternatif tedavi yöntemleri mevcuttur. Bunların çoğu da psikolojik desteği gerektiren tedavi yöntemleridir.

Hastalık hastalığının tedavisinde şu yollara başvurulmalıdır;

Psikolojik Terapi

Bilişsel davranışçı terapi (CBT), sağlık endişesi olan birçok kişi için etkili bir tedavidir. Psikolojik terapi; sağlık kaygısını gidermek için sağlıksız düşünce ve davranışları değiştirme amacıyla, kafanızda kurduğunuz düşünceler ve duygularla başa çıkmanızı sağlamak amacıyla eğitimli bir CBT terapisti ile birlikte çalışmayı içerir.

Uyku Apnesi Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Korunma Yolları ve Tedavisi

Terapist size; semptomları daha da kötüleştirecek şeyleri öğretebilir, semptomlarla baş etmeye yönelik yöntemler geliştirmenizi sağlayabilir ve hala hastalık hastalığına yönelik belirtileriniz olsa bile kendinizi daha aktif hissetmenizi sağlayabilir. Bununla birlikte terapi, sağlık kaygısı olan herkes için en iyi tedavi değildir. Bazı insanlar travma odaklı terapi veya belirli bir psikolojik duruma yardımcı olacak psikoterapi gibi farklı bir psikolojik terapiden daha fazla fayda sağlayabilir.

İlaç Tedavisi

Depresyon gibi zihinsel sağlık durumunuz varsa, antidepresanlar faydalı olabilir. Bazı insanlar için, bunlar terapilerden daha iyi sonuç verebilir.

Doktorunuz doğrudan antidepresanları reçete edebilir veya tedavi için zihinsel sağlık uzmanınıza başvurabilir.

Bununla birlikte, belirtilerinizi ilaçla tedavi etmek her zaman doğru yanıt değildir ve ilacın muhtemel yan etkileri her zaman göz önünde bulundurulmalıdır.

Kendinize Yardım Edin

Kendinize yardımcı olmak için yapabileceğiniz pek çok şey vardır. Bu tarz psikolojik bir rahatsızlığı ve kaygıyı yenmek için öncelikle kendinize karşı açık olmanız gerekir.

Bunun için bir günlük veya anı defteri tutarak kaygılarınızı yazabilir, kaygılarınızın karşısında nasıl durmanız gerektiğini düşünceleriniz ile belirleyebilirsiniz. Önemli olan kendi psikolojik savaşınızı kendinizin vermesidir.

Zaman içinde eski yazdıklarınızı okuyup kendiniz ile dalga geçebilir, kaygılarınızı kendi gözünüzde önemsizleştirebilirsiniz.

Источник: https://bilgihanem.com/hastalik-hastaligi-hipokondriyazis-nedir/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.

    ×
    Рекомендуем посмотреть