Fıtık Cerrahisi Hakkında Merak Edilenler

Liposuction (Yağ Aldırma) Hakkında Merak Edilenler – Estecenter Cerrahi Tıp Merkezi

Fıtık Cerrahisi Hakkında Merak Edilenler

Источник: https://estecenter.com/liposuction-yag-aldirma-hakkinda-merak-edilenler

Genel Cerrahi Hangi Hastalıklara Bakar?

Fıtık Cerrahisi Hakkında Merak Edilenler

Genel cerrahi hangi hastalıklara bakar konusuna geçmeden önce birkaç bilgi verelim.

Vücut genelinde, sistemik ve yerel sorunların tümünün cerrahi teknik ve yöntemler kullanmak sureti ile tedavi edilmesinin yanı sıra; mevcut yaraların iyileşme süreci ile yaralara verilmekte olan metabolik ve endokrin yanıtlar gibi genel prensiplerin de eşlik etmekte olduğu benzer problemleri içeren ve buna ek olarak da pek çok cerrahi ve temel tıp dalını da gelişimsel açıdan etkilemiş bulunan Genel Cerrahi, hayati önem taşıyan bir teknik tıp alt disiplinini ifade etmektedir. Bu konu ile ilgili olarak insanlar şu şekilde aramalar yapmaktalar:

  1. Genel cerrahi hangi hastalıklarla ilgilenir?
  2. Genel cerrahi neye bakar?
  3. Genel cerrahinin baktığı hastalıklar nelerdir?
  4. Genel cerrahi hastalıkları nelerdir?
  5. Genel cerrahi hangi hastalıkları kapsar?
  6. Genel cerrahi doktorları hangi hastalıklara bakar?

Şimdi tüm bu sorulara cevap olacak şekilde genel cerrahiye giren hastalıklar hakkında bilgiler verelim.

Genel cerrahi hangi hastalıklara bakar ve genel cerrahi neye bakar ile ilişkilendirilmiş görsel.

Genel Cerrahi Bölümü Hangi Hastalıklar İle İlgilenir?

Hâriciye olarak da anılmakta olan Genel Cerrahi branşı, ayrıntılı olarak, tam anlamı ile şu hastalık türleri, organlar ve rahatsızlık belirtileri ile ilgilenmektedir:

  1. Apandisit : Aşırı derecede ağrılı hale gelebilen ve ciddi hayati teh oluşturma potansiyeline sahip bir hastalıktır. Apandis adı verilen bağırsağın bir bölümünün uzun süreli iltihabına verilen isimdir. Apandis ya da appendiks bağırsağa bağlı olan bir parmaksı çıkıntı şeklindedir. Uzun süreler boyunca iltihaplı bir halde kalmaktadır. En belirgin semptomu ağrıdır. Hemen apandisit hakkında hazırlamış olduğumuz detaylı yazımıza geçerek bilgi sahibi olabilirsiniz. Ayrıca apandisit için hangi doktora gidilir başlıklı yazımızı okumanızda fayda görüyoruz.
  2. Memede ağrı
  3. Memede kollara doğru yayılan ağrı
  4. Memede sertlik hissi
  5. Memede ele gelen sertlik
  6. Karın bölgesinde şişlik ve buna bağlı ağrı
  7. Kangren
  8. Hemoroid
  9. İnce bağırsak hastalıkları
  10. Kalın bağırsak hastalıkları
  11. Karaciğer hastalıkları
  12. Mide hastalıkları
  13. Tiroid bezinin az çalışması
  14. Hipertiroidi
  15. Vücutta et beni veya yağ bezesi
  16. Şiddetli karın ağrısı
  17. Büyük dışkı ile gelen kan
  18. Dönüşümlü olarak ishal ve kabızlık
  19. Yağa karşı duyarlılık, bağırsak gazları ve karında doygunluk duygusu
  20. Sağ kaburga altında baskı, sağ kürek kemiğine kadar yansıyan sırt ağrıları, sağ omuz bölgesinde gerginlikler
  21. Göbek bölgesinde ağrı ve şişlik
  22. Kasıkta ağrı ve şişlik

Genel Cerrahi Hangi Ameliyatlara Girer?

Şimdi genel cerrahi doktoru hangi ameliyatları yapar konusuna biraz açıklık getirelim. Bu konuyla ilgili olarak aşağıda liste şeklinde verdiğimiz ameliyatları, genel cerrahiyi ilgilendiren hastalıkların tedavisi için genel cerrahi doktorları yapmaktadır.

  1. Safra kesesi ameliyatları
  2. Hemoroid (basur) ameliyatları
  3. Aşırı şişmanlık (obezite) ameliyatları
  4. Tiroid bezi ameliyatları
  5. Paratiroid bezi ameliyatları
  6. Böbrek üstü bezi ameliyatları
  7. Pankreas ameliyatları
  8. Kalın bağırsak ameliyatları
  9. Meme ameliyatları

şeklinde çoğaltılabilir. Bu hususta aklınıza takılan şeyleri yorum bölümüne yazarak uzman ekibimizin cevaplamasını bekleyebilirsiniz.

Genel Cerrahi Alanının Genel Kapsamı Nedir?

Genel cerrahi hangi hastalıklara bakar başlıklı yazımızı bitirmeden önce kısaca kapsamından bahsedelim. Genel Cerrahi branşı, söz konusu niteliğinden hareket ile son derece geniş bir kapsam içermekte ve yine buna dayalı olarak da sayısız tıp disiplini ile iş birliği yapmak sureti ile eş güdümlü olarak faaliyet göstermektedir.

Genel anlamda, çeşit kanser türleri ve türevlerinin ikincil aşamaları altında yardım alınan Genel Cerrahi, ilgili hastalıkların tanı ve ameliyat ile sonraki aşamalarının planlanması hususunda; Patoloji, Gastroenteroloji, Medikal, Radyoloji, Girişimsel Radyoloji ve Radyasyon Onkolojisi gibi dallar ile de birlikte çalışmaktadır.

Sıklık ile travma geçirmiş olan hastaların çoklu organ yaralanmalarından kaynaklanan nedenler ile Travmatoloji disipliniyle de ortak hareket durumunda kalan Genel Cerrahi, buna bağlı olarak; Nöroşirurji, Ortopedi, Üroloji ile Kalp ve Damar Cerrahisi gibi bölümler ile de birlikte hareket ekmekte ve özellikle tüm bu dalların ortak organizasyonunu da yine Genel Cerrahi üstlenmiş olmaktadır.

Özellikle ameliyat sonrası süreç içerisinde, Genel Cerrahi hastalarının hızla iyileşme kat ederek günlük yaşama bir an evvel dönmeleri adına; Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon alanı ile de iş birliği kurmak zorunluluğu doğmaktadır.

Hekimlik uygulamaları içinde, tedavi edici cerrahlık niteliği ile ön plana çıkan ve tıp literatürü içinde benzersiz bir mei edinmiş bulunan Genel Cerrahi; aslında kendi içinde birçok alt dala sahip bulunmak ile birlikte, yine de tamamı Genel Cerrahi olarak adlandırılmaktadır.

Bunlar içinde; göz cerrahisi, kulak burun boğaz cerrahisi, beyin cerrahisi, üroloji grubu cerrahisi, kalp ve damar cerrahisi, ortopedi cerrahisi, kadın doğum cerrahisi, çocuk cerrahisi ve plastik cerrahi gibi cerrahi alanlar, zaman içinde Genel Cerrahi’den ayrılmak sureti ile kendi alt disiplinlerini oluşturmuş bulunmaktadırlar.

Bugün için Genel Cerrahi dâhilinde incelenmekte olan cerrahi alanları ise; meme cerrahisi, tiroid cerrahisi, yemek borusu cerrahisi, mide cerrahisi, hemoroid vb.

hastalık türleri çevresinde görülen makat hastalıkları cerrahisi, ince ve kalın bağırsak cerrahisi, pankreas cerrahisi, karaciğer cerrahisi, safra kesesi cerrahisi ve diğer safra yollarına dair cerrahiler ile fıtık cerrahisi şeklinde sıralanabilmektedir.

Yani genel bir alan olma özelliğine ek olarak, ayrıca uzmanlaşılan birçok alt disiplinin de yine kendi içinde doğmasına neden olmuştur.

Genel cerrahi hangi hastalıklara bakar konusu ile ilgili merak ettiklerinizi konu altındaki yorum bölümüne yazabilirsiniz. Cevap vermekten mutluluk duyacağım.

Источник: https://doktordanhaberler.com/genel-cerrahi-hangi-hastaliklara-bakar/

Obezite cerrahisi hakkında en çok merak edilenler

Fıtık Cerrahisi Hakkında Merak Edilenler

Erkeklerde vücuttaki yağ oranı, yüzde 25’in, kadınlarda ise yüzde 30’un üzerine çıktığında obezite söz konusudur. Tedavi edilmediği takdirde kalp rahatsızlıkları, yüksek kolesterol, şeker hastalığı, yüksek tansiyon gibi birçok rahatsızlığa yol açan bu hastalık, aynı zamanda hastaların hareket özgürlüklerini de kısıtlamaktadır.

Okan Üniversitesi Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Dr. Öğr. Üyesi Abdulcabbar Kartal, obezite cerrahisi hakkında merak edilenleri anlattı.

Şişmanlık Cerrahisi Nedir?

Beden kitle indeksi ya da vücuttaki yağ oranı ölçülerek şişman oldukları belirlenen hastaların kilo vermelerine yardımcı olmak amacıyla sindirim sistemine cerrahi müdahalede bulunulmasına “obezite cerrahisi” ya da “bariatrik cerrahi” denmektedir.

En Uygun Adaylar Kimlerdir?

Öncelikle kişinin en az üç yıldır devam eden obezite şikayetinin bulunması, kronik alkol ve ilaç bağımlılığının bulunmaması ve kabul edilebilir ameliyat riski sınırları içinde olması gerekir.

 Obezite cerrahisi yapılacak bir hastanın aktif bir psikiyatrik hastalığı olmamalıdır. Yaş sınırlaması olmamakla beraber 20-60 yaşları arasında daha güvenle ameliyat yapılabilir.

Cerrahi, kilo vermede son çare olarak düşünülmelidir.

Obezite cerrahisi, hormonal rahatsızlığı olmadığı halde kilo veremeyen, diğer tedavi yöntemlerinde başarı sağlayamayan ya da tekrar kilo almış kişilerin, sağlık durumları bozulmaya başladığında yapılmalıdır.

Şişmanlık Cerrahisi Ameliyatı Nasıl Etkili Oluyor?

Obezite tedavisinde cerrahi yöntemleri temelde gıda alımını azaltan, besinlerin emilimini kısıtlayan ya da her ikisini birden sağlayan yöntemler olarak sınıflandırılabiliriz.

Kısıtlayıcı ameliyatlarda, midenin hacmi küçültülür; mideye giren gıdaların miktarı ve kişinin yediği gıda miktarı azaltılır.

Emilimi azaltan ameliyatlarda, besin emilimini azaltmak için bağırsakların bir kısmı bypass edilir.

Ameliyat olan hastanın yapılan ameliyat tipine bağlı olarak aldığı günlük gıda miktarı ve alınan gıdanın bağırsaklarda emilim oranı azalır. Böylece hasta hızlıca kilo verir.

Fakat obezite cerrahisinin kilo verme konusunda kesin ve kalıcı bir etki sağlaması için kişinin önemli bir operasyon geçirdiğinin bilincinde olması, ameliyat sonrasında beslenmesine ve egzersizlerine devam etmesi gerekir.

En Sık Hangi Ameliyat Yapılıyor?

Günümüzde obezite cerrahisinde en sık yapılan iki ameliyat gastrik bypass (mide baypası) ve sleeve gastrektomi (tüp mide) ameliyatlarıdır. Bu ameliyatlar laparoskopik olarak, küçük deliklerden yapılabiliyor. Bu yöntem ile daha küçük kesiler ile daha az ağrılı ve güvenli bir şekilde ameliyat gerçekleştirilebiliyor.

Gastrik bypass ameliyatında ilk olarak mide hacmi küçültülerek hastanın alabileceği yiyecek miktarı azaltılmaktadır. Buna ilave olarak ince bağırsakların bir kısmı bypass edilmektedir.

İnce bağırsakta gıdaların kat ettiği yol kısaldığı için besinlerin emilimi azalmaktadır. Bu ameliyat tekniği yüksek kalorili diyet ile beslenme alışkanlığı olan hastalarda daha fazla tercih edilmelidir.

Çünkü bu tip hastalar, az miktarda ama yüksek kalorili gıdalarla beslenme alışkanlığına sahiptirler.

Tüp Mide Ameliyatında Ne Yapılıyor?

Sadece gıda alımını azaltan ameliyatlar ile yeterli kilo kaybına ulaşmak mümkün olmayabilir. Sleeve Gastrektomi (Tüp Mide) ameliyatında ise midenin büyük kenarı kesilip çıkartılarak bir mide tüpü oluşturulur.

Bu teknik ile hem midenin hacmi azaldığı için alınan gıda miktarı azalır hem de çıkartılan mide bölümünden salgılanan ve açlık hormonu olarak tanımlanan ‘Ghrelin’ hormon seviyesinde düşme sağlandığı için tokluk hissi oluşumu gerçekleşmektedir. Böylece hastaların normal sindirim sistemi bütünlüğü korunarak hızlıca kilo verebilmeleri sağlanabilir.

Dünyada En Çok Gastrik Bypass Ameliyatı Mı Uygulanıyor?

Gastrik bypass ameliyatı yakın zamana kadar Amerika Birleşik Devletleri’nde en sık uygulanan ameliyat tekniğiydi. Fakat tüp mide ameliyatı hem daha kolay olması hem de bypass ameliyatına benzer sonuçlar elde edilmeye başlanması nedeniyle hem dünyada hem de ülkemizde en sık uygulanmaya başlanan ameliyat olmuştur.

Ameliyat Uzun Sürüyor Mu?

Ameliyat süresi yapılan ameliyatın tipine, hastanın şişmanlık derecesine ve cerrahi ekibin deneyim ve tecrübesine göre farklılık gösterebilir. Tüp mide ameliyatları genellikle 60-90 dk kadar sürmektedir.

Ayrıca hastanın ameliyata hazırlanması ve uyutulması 20-25 dk ve hastanın ameliyattan sonra uyandırılması da 20-25 dk kadar sürmektedir. Gastrik bypass ameliyatında bu süre bir miktar daha uzun olabilmektedir.

Obezite Cerrahisi Sonrası Ne Kadar Sürede Ne Kadar Kilo Verilir?

Laparoskopikgastrik bypass ameliyatlarında iki yıl sonunda beklenen kilo kaybı yaklaşık yüzde 70, sleeve gastrektomi ameliyatında yaklaşık yüzde 60 civarında olup verilen toplam kiloda hastanın ameliyat sonrasındaki uyumu çok önemlidir. Kilo vermedeki başarı hastanın ameliyat sonrası diyet ve egzersiz programına uyması ile doğru orantılıdır.

Ameliyat Sonrası Ne Zaman İşe Dönmek Mümkün?

Obezite ameliyatlarından sonra genellikle hastalarımıza 15 gün ev istirahati önermekteyiz. Hasta masa başı çalışıyor ise 15 gün sonra işine dönebilmektedir. Yoğun fiziksel aktivite gerektiren işler için ve spora başlamak için yaklaşık 30 gün beklenmesi tavsiye edilir.

Tekrar Kilo Alma Riski Var Mı?

Obezite ameliyatlarından sonra kilo verme yaklaşık 1,5-2 sene kadar devam etmektedir. Bazı durumlarda hastalar fazla kilolarını bu süreç tamamlanmadan bir yıl gibi kısa bir sürede verebilmektedir. Ameliyat sonrasında sağlıklı kilo verme ve ideal kilonun korunması için en önemli faktörler dengeli beslenme ve egzersizdir.

Bununla beraber uzun dönemde asıl başarı size önerilen tüm kurallara ne kadar uyduğunuza da bağlıdır.

Eski beslenme alışkanlıklarını değiştirip, sağlıklı ve dengeli beslenme alışkanlığı edinmek, düzenli egzersiz yapmak, ameliyat sonrası kontrollerini aksatmamak, motivasyonunu bozmamak ve gerekirse psikolojik destek almak verilen kiloların geri alınmaması için önemlidir.

Bu Ameliyatların Riski Nedir?

Obezite cerrahisi tüm diğer ciddi cerrahi müdahaleler gibi belirli riskler taşır. Standart risk faktörleri hastanın genel sağlık durumu, hastanenin teknik imkanları ve cerrahi ekibin deneyimidir.

Obezite ameliyatlarının en sık görülen riskleri kanama, anastomoz kaçakları (zımba hattında kaçak), demir, kalsiyum, vitamin D ve B12 eksiklikleri, beslenme bozuklukları ve safra kesesi taşı oluşumudur.

Tüm laparoskopik obezite ameliyatlarından sonra açık cerrahiye dönme ve vücudun belli yerlerinde sarkmalar görülmesi mümkündür.

Источник: http://www.adilmedya.com/obezite-cerrahisi-hakkinda-en-cok-merak-edilenler/

Kasık Fıtığı(Inguinal Herni) Ameliyatları — Laparoskopi Yöntemi

Fıtık Cerrahisi Hakkında Merak Edilenler

By sdteser on 15 Ağustos 2012

Edit_1:Bu yazıyı okuyan bazı okurlar bana e-posta ile ulaşarak bazı sorular sordu. Bu konuda sorularınız varsa yorum kısmına yazabilir ve diğer arkadaşların da görmesini sağlayabilirsiniz.

Edit_2:Yaşadığım tecrübe birçok kişiye kılavuzluk ettiği için mutluyum. Ek olarak 2018’de aynı şekilde kapalı ameliyat olan koşu arkadaşım , şirketimizin geliştirme müdürümüz  kapalı ameliyatından sonra tek taraf için sorun yaşadığı ve açık ameliyat yaptılar. Bu blogu okuyanlar için siz de olumlu/olumsuz tecrübelerinizi iletebilirsiniz.

2012 yılı garipliklerle geçiyor. 2012’nin bana göre iyi mi , kötü mü olduğunu şu an ben bile bilmiyorum.

Son günlerde kasık bölgemdeki hafif yumruluktan dolayı genel cerrahide muayene oldum. Doktorumuz tereddütsüz “Kasık Fıtığı” teşhisini koydu. İçinde kan tahlili, röntgen, EKG, anestezi olan bir rota kartı verdi.

Bir gün önce iftarımı salata ile yapıp, ramazan boyunca ilk defa kabak çekirdeği eşliğinde film seyretmiştim. Bunun üstüne ramazan ayının ilk sahur firesini o gün verdim.

O gün hastaneye gideceğimi biliyor ama bir takım tahliller istenmez, o gün dayanabilirim diye oruca niyetlendim(Kabak çekirdeğin tuzlu yapısıyla). O gün doktor da tahlilleri istediğinde yıllardır gelişi güzel soran soruyu  “Kan vermek orucu bozar mı?” kendime sormaya başladım.

Hastane koridorunda “Hastane imamı” tabelası gören ve “hastanede imam mı olurmuş” diyen ben direkt olarak imamdan bu sorunun cevabını aldım. Serum,kan almanın orucu bozduğunu öğrenmiş oldum.

O gün analizlerden sonra 22 Ağustos gününe ameliyat günü aldım. Yıllık izne çıktıktan sonra Uludağ Üniversitesi Spor hekimliğine gittim. Amacım kapalı ve açık ameliyatların avantaj ve dezavantajlarını öğrenmek, spor hekimliğindeki doktorlara bu fıtığı onaylatmak olacaktı.

Spor hekimliği yine çok fazla yardımcı olamadı ama fıtık teşhisini onayladılar. Bu arada ben de üniversitede ameliyatların kapalı yani laparaskopik yöntemle yapıldığını öğrendim.

Kapalı ameliyatın avantajlarını araştırmış ve en uygunu bu ameliyat tipi olacağına karar vermiştim ama üniversiteden sadece muayene için 2 hafta sonrası vermesi nedeniyle planlarımı değiştirdim. Üniversiteden aile hekimime , devlet hastanesine giderek bilgiler aldım.

Devlet hastanesinde yapılan ameliyat da açık ameliyat olduğunu yine ameliyata giren bir doktordan öğrendim.

Yıllık iznimin 3.gününde özel bir hastaneye gidip bilgi aldım . Özel hastaneye gitme sebebim ;

1)  Bu bir karın içi basınç değişiminden dolayı zorlanma , zar yapısının zayıflığı ise sol tarafta olma endişesi idi.

2)  Kapalı ameliyatın başarılı şekilde yapılması (üniversitede genç asistanlar yapabiliyormuş)

3)  Okuduğum, araştırdığım bilgilerin bir genel cerrah tarafından da bana iletilmesi olacaktı.

Muayene ve ultrason  sonucu sol tarafta 12mm,sağda 20mm bir açıklık olup kapalı ameliyatın olmasına karar verildi.

Özel hastanenin para odaklı olması karşısında sizleri bilgilendirmesi , net bir teşhis koyması daha önemli hale geliyor. Blogu okuyup fiyatlar hakkında bilgi edinmek isteyenler için bilgi vereyim .

Tarih : 15 Ağustos 2012

Hastane kabul ve giriş muayene : 39TL (12 TL devlete ödeniyor)

Ultrason : 50 TL

Tek taraflı Kasık Fıtığı Ameliyatı : 2200 TL (Sanırım 1100 TL SSK ödüyor)

Çift taraflı Kasık Fıtığı ameliyatı : 3300 TL (1650 TL ben ödeyeceğim , 1650 SSK karşılayacak(%50 ise)

Çift kişilik yatak : 100TL (1 gece)

Yaklaşık 1800 TL sizin cebinizden çıkıyor (SSK’nız varsa)

Araştırma sonucu devlet ve üniversitedeki memur zihniyetindeki doktorların iyice duyarsızlaştığını gördükçe bu paranın tam yerinde kullanıldığını düşüneceksiniz. Umarım ameliyat da başarılı geçer sorunsuz 6-7 haftayı atlatır, sahalara dönebilirim.

Devlet hastanesinde 22 Ağustos’ta tek taraflı açık ameliyat olsaydım , hem ağrı sızım 1-2 hafta sürecek hem de sol tarafımdaki 12mm için bir daha ameliyat olmak zorunda kalacaktım. Siz siz olun bana önerilen gibi birkaç doktora çıkınız.

Edit : Cuma günü ameliyatım yaklaşık 2 saate yakın sürdü. Genel anestezi yapıldı.Ameliyat öncesi sol kolumda 4 kez damar yolu bulma girişimi 2 hemsşireyle sağlanamadı.5.

kez sağ koldan damar yolu bulunabilidi.

Özel hastanenin hemşirelerinin bu düzeyde olması , sağlıklı olmama rağmen damar yollarının görülmeme bahnesine sığınmaları  sağlık sisteminin özelde de tartışılır düzeyde olmasına işaret ediyor.

Ameliyat sonrası göğüs bölgesine  hatta boyun seviyesine kadar olan ağrının sebebi , ameliyat sonrası doktorumun yanındaki doktorun “13 seviyesinde yapsaydın, bu ağrılar olmazdı…”  (aslında işin özü ameliyatda karbondioksit gazının verilmesiyle iç taraftaki onarımları kamerayla görebilmek için ,fakat ogaz olması gerekenden fazla verilmiş) demesinden bir ölçü ayarının olmadığını öğrenmiş oldum. Şu an genel ağrılar var , o ağrıları atlatıp esas olan kasık bölgesi tamirinin iyileşmesini bekleyeceğim.

Edit: Ameliyattan tam 1 hafta 1 gün geçmesine rağmen Co2 gazının etkisi geçmedi.Dikişler alındı fakat ağrılar devam ediyor.

Şimdi de  öğrendiğim sizlerin de merak ettiği kasık fıtık hakkında bilgiler vereyim.

FITIK nedir?

FITIK, anatomik  yapının bozulması ile doku veya organların normal yerinden başka bir alana yer değiştirmesidir. Vücudun hemen hemen  her  bölgesinden  fıtık  oluşabilmektedir.

Fıtık  dendiğinde  insanların  ilk anda  aklına  gelen  karın  duvarı  fıtıklarıdır. Karın  duvarı  fıtıkları  başlıca;

1) Kasık fıtık

2) Femoral  fıtık

3) Kesi yeri fıtık

4) Spiegel fıtık

5) Göbek fıtık

6) Epigastrik  fıtık
Bunlar içinde,   kasık  bölgesi  fıtıkları   tüm  fıtıkların  % 75’ini  oluşturmaktadır.

Kasık  fıtıkları  erkeklerde  kadınlardan 25  kat  daha  fazla  görülmektedir.

Başlangıçta bu video yazının devamı için anlaşılır kılacaktır:

Fıtık Sebepleri

1-)  Obezite ( Şişmanlık )2-)  Kronik öksürük ( Bronşit, Astım )3-)  Ağır  kaldırma ( Fiziksel zorlanma )4-)  Kronik kabızlık5-)  Karın içi  sıvı  birikimi6-)  Ventrikülo-peritoneal şant7-)  Periton diyalizi8-)  Kronik  Obstrüktif  Akciğer  Hastalığı

9-)  Ailede  fıtık  öyküsü  olması . . .

KASIK FITIĞI (İNGUİNAL HERNİ) NEDİR?

Kasık fıtığı, kasıkta (inguinal bölgede) karın duvarına ait zar yapılarının zayıflığı veya yırtılmasıdır. Kasıkta bir yumuşak doku şişliği şeklinde kendini gösterir. Şişlik öksürme, ıkınma veya ağır kaldırma gibi karın içi basıncı artıran durumlarda daha belirgin hale gelir.

Sabahları genellikle kaybolan şişlik, gün içinde ayaküstü dolaştıkça yeniden ortaya çıkar. Şişlikle beraber ağrı da olabilir ama bu şart değildir. Bazı fıtıklar şişlik ve ağrı olmaksızın tesadüfen tespit edilebilir.

 KASIK FITIĞININ TEDAVİSİ NEDİR?

Cevabım net : Kasık fıtığında geçerli tek tedavi seçeneği ameliyattır.       

TEDAVİ EDİLMEYEN FITIĞIN TEHLİKESİ VAR MIDIR?

Bu sorunun cevabı önemli.

Maalesef evet. Zaman geçtikçe onarılması gereken alan büyüyecektir. Bazı fıtık tiplerinde sarkma zamanla torbaya inecek, torbada giderek artan şişliğe yol açacak ve ameliyat nispeten zorlaşacaktır.Şişlik içinden sarkan kısım çoğu zaman bir ince bağırsak parçasıdır. Sarkan kısım sıkışabilir(inkarserasyon deniyormuş). Uzun vadede her üç hastadan birinde bir sıkışma atağı olması beklenir.Sarkmanın sıkışıp kalması durumuyla karşı karşıya kalırsanız, sırt üstü, baş aşağıeğimli (vücudunuzun baş tarafı ayak tarafına göre daha aşağıda olacak şekilde) yatarak istirahat edin. Ses, ışık, kalabalık gibi uyaranların az olduğu, nisbeten sakin bir odada derin derin nefes alıp vererek gevşemeye çalışın. Kasık üzerine nazikçe basınç uygulayarak şişliği karın içine doğru göndermeye çalışın. Eğer bu mümkün olmuyorsa 1-2 saatten uzun süre beklemeniz tehlidir. Lütfen bir genel cerrahi uzmanına başvurun.

HANGİ ANESTEZİ YÖNTEMİ TERCİH EDİLİR?

Ameliyat için; tümüyle uyutma – (narkoz – genel anestezi), belden iğne yapılarak belden aşağısını uyuşturma (spinal anestezi) veya doğrudan ameliyat bölgesine iğne yapılarak o bölgeyi uyuşturma (lokalanestezi) yöntemleri kullanılabilir.Fıtık ameliyatı olacak hastalara öncelikle önerdiğim belden iğne yapılarak belden aşağısının uyuşturulması (spinal anestezi) yöntemidir.Ben de bu yöntemi seçtim. Bu yöntemde hasta ameliyat esnasında uyanıktır, sadece belden aşağısını hissetmez. İsterse müzik dinleyip, sohbet edebilir. Ayrıca ameliyat sonraki ilk 2-3 saatte de ağrı hissetmeyeceğinden en korktuğu dönemi en konforluşekilde geçirmiş olur. HANGİ AMELİYAT TÜRÜ DAHA ÇOK TERCİH EDİLİR?

Dünyada en yaygınolarak tercih edilen kasık fıtığı ameliyat yöntemi; AÇIK – YAMALI  – GERİLİMSİZ (Lichtenstein) fıtık onarımı ameliyatıdır.Ameliyat kapalı (laparoskopik) teknikle  yapılabilir. Ancak laparoskopi, başka pek çok hastalığın ameliyatında açık ameliyatlara göre önemli üstünlükler sağlarken, fıtık ameliyatında ameliyat süresi ve maliyet açısından dezavantajlıdır.Fakat teknolojinin gelişmesiyle birlikte özellikle hastaların konfor , kozmetik açıdan hastaya yarar sağlarken doktora da çok kolaylık sağlamaktadır.Hastada tekrarlamış fıtık veya iki taraflı fıtık olması laparoskopi için tercih nedeni olabilir ki benim ameliyatın olmazsa olmazlarından biridir.Kısa bir video sunumu :Kapalı ameliyat :LaparoskopikAçık ameliyat ise :Açık AmeliyatKapalı ameliyatın ayrıca avantajları ;  3 ayrı  mini  kesi nedeniyle  daha az ağrılı, daha konforlu ve  daha estetik bir  ameliyattır. Daha erken normal  hayata  ve  işe dönüş gerçekleştiğinden  tercih  edilebilecek  bir  ameliyattır.Mutlaka  genel  anestezi gerektirmesi, özel bir yama ve özel el aletleri  nedeniyle  maliyetin %50 kadar artması en önemli  dezavantajlarıdır. Peki bu bölgelere konan yama çeşitlerini biraz inceleyelim.

Yama Çeşitleri

Yamalar  birçok maddeden yapılmış olmakla   birlikte,  cerrahlar  sıklıkla  sentetik  ve  örgülü materyalleri  kullanmaktadırlar. Polipropilen, Polyester, PoliTetraFloroEtilen  ( P T F E ) üretilen   yamalarda  en sık  kulanılan  sentetik  maddelerdir.

Kullanılan  yamalarda istenilen optimum   özellikler  ise  güçlü  yapıları yanında esnek, ince  ve dokuya  uyumlu  olmalarıdır.  Yamalar hem  gerilimsiz fıtık onarımlarında  hem de  laparoskopik  ameliyatlarda  günümüzde  altın  standart  olarak kullanılmaktadır.

Her ne kadar  yıllar içinde yüzlerce yama çeşidi ve  markası türemiş  olsa da , asıl  önemli  olan  cerrahın  hastası  için  en  uygun  yamayı,  zayıflamış yada  fıtıklaşmış alan  üzerine doğru  tekniği  uygulayarak tesbit  etmesidir.

Yamalar  şekillerine göre  3 boyutlu ( 3D ) veya  tek kat (Flat ) olarak sınıflanabilir.

Yada içerdikleri materyallere göre sentetik yamalar ( polipropilen, polyester, PTFE vs ) veya   biyolojik yamalar ( insan doku kültürlerinden yada hayvansal dokulardan elde edilen yamalar) olarak adlandırılır.

Değişik fıtık türlerinde  Çift Katman (Dual Layer) yamalar  da  kullanılabilmektedir.

Kullanım özellikleri ve kullanım bölgeleri dikkate alındığında  hastalar  tarafından daha  kolay  tolere  edilebilen  çok ince ve çok hafif (Ultra-light) yamalar da yine son yıllarda kullandığımız yama türleridir.

Umarım yararlı bir yazı olmuştur.

Источник: https://sdteser.wordpress.com/2012/08/15/kasik-fitigi-ameliyati/

Radyoterapi Hakkında Merak Ettikleriniz

Fıtık Cerrahisi Hakkında Merak Edilenler

Radyoterapi, radyoaktif ışınlarla tedavi demektir. Kanser olgularında ameliyat ve kemoterapi gibi bir tedavi yöntemidir ve tek başına yapılabileceği gibi, ameliyat öncesi, sonrası ya da kemoterapi beraberliğinde uygulanabilir.
Radyasyon tedavisi, gereği gibi kullanıldığında riski çok az, yararları ise çok daha fazla olan bir tedavi modelidir.

Radyoaktif ışınlar, tedavi edilen bölgedeki kanser hücrelerini yok ederek etkilerini gösterirler. Bu arada tedavi alanı içindeki normal hücreler de bu ışınlardan kötü etkilenseler de, onların kendilerini onarma yetenekleri vardır. Dolayısıyla radyasyona bağlı normal doku hasarı çoğu kez geçicidir.

Radyoterapi Türleri

Radyasyon tedavisi, Co-60 ya da Lineer Akseleratör gibi cihazlar aracılığıyla vücudun dışından (harici radyoterapi) veya vücut boşlukları ya da doku içine radyoaktif maddelerin yerleştirilmesi yoluyla içerden (dahili radyoterapi) gerçekleştirilir.

Tedavilerin şekli hastanın yaşı, genel sağlık durumu, teşhis edilen kanserin türü, evresi, yerleşim yeri gibi birçok önemli faktöre bağlıdır. Bu tedavi kararları, birçok farklı tıp branşından uzman hekimlerin hastayı en başından beri birlikte görüp değerlendirmeleri sonucu alınır ve her hasta ayrı değerlendirilir.

Bu nedenle aynı tip kanser hastası bile olsalar, her hastanın tedavisi kendi şartlarında planlanır.

Harici radyoterapi sizi radyoaktif yapmaz. Tedaviniz süresince ve sonrasında diğer insanlarla (çocuklar dahil) aynı ortamda birlikte olmanızda çevrenizdekiler açışından hiçbir sakınca yoktur. Evde kullandığınız hiçbir eşyanızı ayırmanıza kesinlikle gerek yoktur. Radyasyon, asla bulaşıcı bir özellik taşımaz.

Radyoterapinin Hedefleri

Karşılaşılan hastalığın durumuna göre radyoterapiyi, amaçlanan hedefe göre genel olarak iki gruba ayırmak mümkündür:

Küratif (İyileştirici) Radyoterapi

Hastalık hakkındaki mevcut bilgiler ışığında, hastalığın tamamen yok edilmesinin mümkün olduğu durumlarda uygulanır. Tek başına ya da ameliyat ve/veya kemoterapi ile birlikte verilebilir.

Bu tip tedavide amaç sadece hastalığın belirtilerini hafifletmek ve yaşam kalitesini artırmaktır. Örneğin, ağrılı bir kemik bölgesine verilen radyoterapi ile ağrı azaltılır. Kanamalı tümörlere uygulanan radyoterapi ile kanama kontrol altına alınır. Bu tip radyoterapi ile verilen doz iyileştirici radyoterapiye oranla daha az, tedavi süresi de daha kısadır.

Uygulanış şekline göre radyoterapi genel olarak iki kısımda incelenebilir :

Harici (Eksternal) Radyoterapi

Tedavinin içeriği ve planlama: Harici radyoterapi, radyoterapi uzmanının, hastanın ve hastalığın durumuna göre planladığı tedavinin Co-60 veya Lineer Akseleratör (Linac) cihazları ile, hastaya dışarıdan ve belli bir mesafeden uygulanması esasına dayanır.

Muhtemel yan etkilerden olabildiğince kaçınmak amacıyla radyoterapide verilmesi planlanan toplam doz, seanslara bölünerek verilir. Genellikle haftanın beş günü, günde bir seans şeklinde uygulanır ve hafta sonu hastanın dinlenmesi öngörülür.

Böylece normal hücrelerin iyileşmesine de fırsat tanınmış olur. Tedavi süresi 1 günden 8 haftaya kadar değişebilen uygulamalar mevcuttur. İlgili personel sizin için ilk gün bir randevu saati ayarlayacak ve tedaviniz her gün aynı saatte uygulanmaya çalışılacaktır.

Bu, günlük yaşantınızın düzenini korumak açısından da faydalıdır.

Tedavinin Planlanması

Radyoterapi kliniğindeki ilk randevunuzda tedavinizin planlaması yapılacaktır. Planlama, tedavinin çok önemli bir bölümüdür. Radyoterapi planlaması, radyoterapi uzmanının hastalığınız hakkında yeterli bilgiyi almasını takiben, tedaviyi önce kafasında planlaması ile başlar. Hastalığınızın durumuna göre, tedavi verilecek alan, verilecek günlük ve toplam dozlar için karar alınır.

Simülasyon İşlemi

Daha sonra simülatör denilen cihaz yardımıyla tedavi alanı görüntülenerek, alanın izdüşümü hastanın cildine özel bir boya işaretlenir. Bu işleme simülasyon denir. Simülatör cihazı, tedavi cihazı ile aynı ölçeklerde dizayn edilmiş bir cihazdır ve ondan farklı olarak röntgen filmi çekebilir.

Böylece her hasta için mutlaka tedavi alanının röntgeni alınarak, doğru bölgenin tedaviye girdiğinden emin olunur. Bu işlem ortalama 15-45 dakika sürer. Doğru ölçü alınabilmesi, doğru pozisyonun ve doğru alanın tespit edilebilmesi için bu süre içinde hiç hareket etmeden uzanmak zorundasınız.

Simülasyon işlemi sırasında bazen birtakım organların görünür hale gelmesini sağlamak amacıyla ağızdan veya damardan bazı ilaçlar uygulanabilir.

Simülasyon işlemi, tespit edilen doğru alanın cildinize özel bir boya ile işaretlenmesi ile sonlanır. İşaretler terleme ya da giysilerinize bulaşma yoluyla silinmeye başlayabilir. Bu yüzden tedavi süresince eski çamaşırlar giymeniz uygun olacaktır.

İşaretlerin silinmeye başladığını hissettiğiniz zaman bunu ilgili personele derhal haber veriniz. Bu işaretleri asla kendi kendinize çizmeye çalışmayınız.

Ayrıca tedavi alanına tedavi süresince su, krem, ilaç vs hiçbir maddenin teması önerilmez ve bu çizgilerin çizildiği andan tedavi sonuna kadar genel vücut banyosu yasaklanabilir. Bu duruma hazırlıklı olmak ve ilk başvuruya banyo yapmış olarak gelmek uygun olacaktır.

Bu arada tedavi alanının dışındaki bölgeler için bu tür kısıtlamalara kesinlikle gerek yoktur. Bazı merkezlerde cildinize boya yerine birkaç yere nokta şeklinde dövme yapılabilir. Bu yalnızca sizin isteğinizle olabilir. Çünkü bu işlem biraz rahatsızlık verici olabilir ve noktalar kalıcıdır.

Tedavi baş-boyun bölgesine uygulanacaksa, özel bir madde kullanılarak baş ve/veya boyun bölgesinin kalıbının çıkartıldığı bir maske her hasta için ayrı olmak üzere oluşturulur. Bu maske, her tedavi öncesi hastanın baş ve/veya boyun bölgesine yerleştirilerek pleksiglas bir levhaya sabitlenir.

Böylece hem hastanın hareketsiz kalması sağlanarak tedaviye girecek alanın doğruluğundan emin olunacak ve hem de hastanın yüzüne çizgiler çizilmesine gerek kalmayacaktır. Maske ilk seferde size tuhaf gelebilir, kullanımı zor olabilir, özellikle nefes alma zorluğu yaratabilir.

Fakat her seferinde sadece birkaç dakika takacağınız için kısa sürede alışmanız zor olmayacaktır. Benzer tedavi kalıpları vücudun başka bölgeleri için de (örn. alt batın) kullanılabilir ve temel amaç tedavi bölgesinin tedavi boyunca hareketsiz kalmasını sağlayabilmektir.

Çizim işlemi bittikten sonra radyasyon fiziği uzmanının yapacağı hesaplama ile tedavide her gün ne kadar süre kalacağınız tespit edilir.

Harici Radyoterapinin Uygulanması

Güvenlik nedeniyle radyoterapi bölümleri çoğunlukla bodrum katlara inşa edilir. Büyük ebatlı cihazlar ilk görüşte özellikle çocuk hastalar için endişe verici olabilir. Radyasyon tedavisi sadece birkaç saniyeden birkaç dakikaya kadar değişen sürelerde gerçekleşir. Bu tedavi kesinlikle ve tamamen ağrısız bir tedavidir. Hasta asla radyasyon bulaştırıcı değildir.

Her tedavi öncesi radyoterapi teknisyeni, sizi tedavi masasında doğru pozisyonda yatırarak tedaviye hazırlar. Bu hazırlık sırasında mümkün olduğunca rahat olmanız, teknisyenin işini kolaylaştıracaktır. Doğru pozisyon sağlandıktan sonra ilgili personel sizi tedavi süresince odada yalnız bırakmak üzere ayrılacaktır.

Ancak onlar sizi bir kapalı devre televizyon sistemi ile ya da bir pencereden tedavi süresince dikkatle izleyeceklerdir. Bir pozisyon kayması gördüklerinde uygulamayı derhal sonlandırıp pozisyonunuzu düzeltmek için odaya girebilirler. Ya da beklenmedik bir sağlık sorunu karşısında olaya anında müdahale edeceklerdir.

Ayrıca her tedavi odasında, sizin sesinizi dışarı duyurabilmenizi ya da oda dışındaki personelin sizi ikaz edebilmesini sağlayacak diafon sistemi mevcuttur. Radyoterapi cihazı ile sadece bir açıdan tedavi mümkün olabileceği gibi, çoğu zaman değişik açılardan tedaviye ihtiyaç duyulur.

Siz pozisyonunuzu hiç değiştirmeden, 360 derece rotasyon özelliği olan cihaz, önceden belirlenen açıda döndürülür. Bu sırada çıkabilecek gürültü ya da cihazın görüntüsü tedirgin edici olabilir.

Aşağıdaki videoda Prof. Dr. Süleyman Bülent Arman, “Akciğer Kanseri ve Nodüller” hakkında bilgiler veriyor.

Dahili (Internal) Radyoterapi

Dahili Radyoterapi, radyasyonun vücuda dışarıdan değil, değişik tekniklerle içeriden verilmesi esasına dayanır. Dahili tedavinin temel amacı, etraftaki normal dokuları radyasyondan koruyarak tümörlü bölgeye yüksek dozlarda radyoterapi verebilmektir. 2 şekilde uygulanır :

Radyoaktif kaynakların özel aplikatörler yardımıyla, doğal bir vücut boşluğuna, ışınlanacak doku ile temas edecek şekilde yerleştirilmesi ile gerçekleştirilir.. En yaygın kullanım alanı bayanlarda rahim ve rahim ağzı kanserleridir.

Çoğunlukla önce harici radyoterapi uygulanır, takiben hastalık bölgesinde dozu artırabilmek için dahili radyoterapiye geçilir. Bu amaçla en sık kullanılan radyoaktif kaynak İridyum-192 elementidir. Kaynak uygulayıcı cihazın içine konulur. Cihaz tüplerle aplikatörlere bağlıdır. Aplikatörler radyoaktif değildirler.

Bunlar genellikle ağrılı olmayan bir işlemle örneğin sadece vajinaya ya da vajina ile birlikte rahim içine yerleştirilir.

Bazı hastalar için uygulamadan önce bir sakinleştirici enjeksiyonu gerekebilir. Çok nadiren genel ve spinal anesteziye gerek duyulur. Aplikatörler yerleştirildikten sonra, doğru pozisyonda olup olmadıklarının kontrolü için röntgen filmi alınır, gerekirse düzeltme yapılır.

Tedavi başlamadan önce, bu bölgeye yakın kritik organlardan mesane (idrar torbası) ve rektuma (kalın barsak ucu) özel aletler yerleştirilerek bu organların alacağı dozlar bir monitör yardımıyla görüntülenir. Aplikatörler yerleştirildikten sonra personel oda dışına çıkar, radyoaktif kaynaklar dışarıdan otomatik olarak yerleştirilir. Tedavi bitiminde de otomatik olarak geri çekilir.

Tedavi çoğu merkezde ortalama birkaç saat sürer ve hasta bu süre boyunca mümkün olduğunca hareket etmemeye çalışmalıdır. Çünkü aplikatörler yerinden oynayabilir ve bu doz dağılımını bozar. Tedavi için önceden belirlenen süre tamamlandığında hasta evine dönebilir. Bu işlem genellikle birer hafta ara ile birkaç kez tekrarlanacaktır.

İşlem sonunda radyoaktif kaynak kapatılıp, aplikatörler çıkartıldığında, tüm radyoaktif belirtiler ortadan kalkar. İnsan ilişkilerini bu korku nedeniyle sınırlamasına kesinlikle gerek yoktur.

b) Doku içine uygulanan dahili radyoterapi

Radyoaktif kaynakların tümörü sınırlayacak şekilde doku içine yerleştirilmesi esasına dayanır. En sık olarak meme, dudak, ağız boşluğu yerleşimli tümörlerde bu yöntem kullanılır. Bu tedavi, harici radyoterapinin tamamlayıcısı olabileceği gibi, esas tedavi olarak da kullanılabilir.

Özellikle daha önce harici radyoterapi uygulanmış hastalarda izlenen yerel nüks durumlarında, çevre normal dokulara asgari hasarla tümörlü dokuya yeterli doz verilebilmesi avantajı ile ayrıcalıklı bir yöntemdir. Bu amaçla en sık İridyum-192 elementi kullanılır.

Bu maddeler çok ince iğneler, kablolar ya da tüpler şeklindedir ve bu radyoaktif kaynaklar spinal anestezi ya da  anestezi altında tümörlü doku çevresine belirli bir sistem dahilinde yerleştirilir. Bu tel ya da tüpler, önceden saat ve dakika bazında hassasiyetle hesaplanan sürede (ortalama 3-4 gün) doku içinde kalacaktır.

Bu süre içerisinde hasta, ilgili serviste, ayrı bir odada, aşağıda anlatılacak özel güvenlik önlemleri altında kalacak ve süre sonunda radyoaktif kaynakların yine spinal ya da genel anestezi ile çıkartılmasının ardından taburcu edilecektir.

Doku İçi Radyoterapide Özel Güvenlik Önlemleri

Vücudunuza yerleştirilen radyoaktif maddeler yerinde iken, hastane personelini ve refakatçilerinizin gereksiz radyasyona maruz kalmamaları için birtakım güvenlik önlemleri alınır. Uygulamadan bir gün önce ilgili serviste tek başına kalacağınız bir özel odaya alınırsınız.

Kaynaklar vücudunuzda bulunduğu sürece alınacak basit ve fakat çok önemli önlemler şunlardır :

  • Mutlaka yalnız kalacağınız bir odaya alınacaksınız.
  • Yayılan radyasyonu emmesi için yatağınızın iki kenarına kalın kurşun levhalar yerleştirilecektir.
  • Gereksiz radyasyona maruz kalmamak için doktor, hemşire ve diğer personel odanıza sadece gerekli olduğu durumlarda uğrayacak ve çok kısa süre kalacaklardır.
  • Çok özel durumlar dışında yanınızda refakatçi kalmasına izin verilmeyecek, verilse de sizinle aynı odada kalmayacaktır.
  • Çok özel durumlar dışında ziyaretçi kabul edilmeyecek, edilse de ziyaret çok kısa süreli olacaktır. Çocukların ve hamile bayanların ziyaretine kesinlikle izin verilmeyecektir.
  • Kaynaklar çıkartıldıktan sonra insan ilişkilerinizde hiçbir kısıtlamaya gerek kalmayacaktır. Bazı hastalar kaynaklar çıkartıldıktan sonra da radyasyonlu kalacaklarını, ailelerine ve arkadaşlarına zararlı olacaklarını düşünür ve endişe ederler. Oysa vücuda yerleştirilen kaynaklar çıkartıldıktan sonra radyasyonun tüm belirtileri kesinlikle ortadan kalkar ve asla bulaştırıcılık söz konusu değildir. Hastaneden çıktıktan sonra normal yaşantınıza devam etmenizde de hiçbir teh ve sakınca yoktur.

Источник: https://www.doktoramcam.com/radyoterapi-hakkinda-merak-ettikleriniz/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.