Gazlı İçecekler Çocuklarda Davranış Bozukluğu Yapıyor. [Araştırma]

Dr. İbrahim Bilgen | Çocuklarda Davranış Bozuklukları Nedenleri ve Müdahale Yöntemi

Gazlı İçecekler Çocuklarda Davranış Bozukluğu Yapıyor. [Araştırma]

Her çocuğun gelişimi kendine özgüdür ve bu nedenle her çocuk birbirinden farklıdır. Ebeveynler çocuklarında farkettikleri diğerlerinden ayıran özellikleri önemsemeli ve takip etmelidir. Normalden oldukça sapmış ve uzun zamandır devam eden bir davranış ise mutlaka destek alınmalıdır.

Aslında davranış bozukluğu dediğimiz; bireyi, aileyi olumsuz yönde etkileyen, diğer insanların haklarının çiğnendiği, yaşına uygun toplumsal kuralların hiçe sayıldığı davranışlardan oluşan bir durumdur.
Bir çocuğun davranışının bozukluk sayılabilmesi için bazı ölçütler gerekir.

Bu ölçütler:

  • Yaşa uygunluk: gelişim dönemleri göz önünde bulundurulmalıdır.Yaşa bağlı olarak ortaya çıkan her yeni davranış, bozukluk olarak değerlendirilmemelidir.
  • Yoğunluk: Ortaya çıkan duygu ve davranışının şiddetinin normalden fazla olması gerekir.
  • Süreklilik: Davranışın aynı şiddet ile en az 6 ay devam etmesi gerekir.
  • Cinsel rol beklentileri: Erkek ve kızlar zaman zaman cinsel rollerine göre davranmayabilir. Bu durum da tek başına değil diğer faktörlerle birlikte düşünülmelidir.


En s
ık görülen davranış bozuklukları
1.Kişilere ve hayvanlara karşı agresyon
2.

Mülke zarar verme, Hilekarlık, Çalma, Kuralların ciddi şekilde ihlal edilmesi, diğer insanlara sıklıkla zorbalık yapmak veya onları korkutmak, fiziksel şiddeti başlatmak, insanlara ve hayvanlara geçmişte fiziksel şiddet uygulamış olmak, cana veya mala zarar vermek (kasten yangın çıkarmak gibi), başka kişilere ait mülkere hırsızlık amacıyla girip çalma eylemi gerçekleştirmek, sempati kazanmak veya zorunluluklardan kaçmak amacıyla sıklıkla yalan söylemek.

Zıtlaşma bozukluğu: Öfke modu, kural tanımama ve kindar davranış biçimidir. Kızgın ruh hali, tartışma, karşı gelme (kuralları ihlal etme) veya kindarlığa bakmak gerekir.

Bu davranışların kardeşler arasında olması, bozukluk olduğu anlamına gelmez. Başka bireyle etkileşim halindeyken ortaya çıkıp çıkmadığına bakmak gerekir.

(yetişkinle, öğretmen, ebeveyn gibi otorite ile ilişkisi)

  • Duygu: Kızgın/asabi. Öfkeden gözü kararır, kontrolünü kaybeder. Çocuğa birşey söylediğinizde üzerine alınıp aşırı tepki gö Bu kişiye adaletsizlik yaparsanız buna asla dayanamaz
  • Davranışsal: Tartışma/karşı gelme davranışı. Otorite ile sıklıkla çekişme halindedir. Otorite kurallarını sıklıkla reddetme davranışı iç Aktif bir şekilde karşı koyduğu da görülür. Kasten ve sıklıkla diğerlerini sinir etme eğiliminde, sıklıkla kendi hataları ya da hatalı davranışları için başkalarını suçlar. Aslında öz eleştirye karşı savunma yaptığı düşünülmelidir.

Davranış bozukluğu: agresif hareketlerle kurallara/yasalara uyma ile ilgili iken; zıtlaşma bozukluğu, otoriteye karşı tavırla daha yakından ilgilidir.

O yüzden zıtlaşma davranışı olan çocuklara davranış bozukluğu var demek zorken, davranış bozukluğu olan her çocukta da zıtlaşma bozukluğu vardır demek zordur.

Burada vurgulanan:  Davranışın karşı tarafa zarar veriyor olmasıdır.
Mülke zarar verme, hilekarlık, çalma, kuralları ciddi şekilde ihlal etme, yalan söyleme,  karşı gelme, küfürlü konuşma gibi davranışlar davranış bozukluklarına girer.

Bu davranışların 1 kere bile yapılmış olması bu tanı için yeterlidir. Zıtlaşma bozukluğunda bir tutum vardır fakat burada davranışın yapılmış olması önemlidir.

Genel olarak davranış bozukluklarının nedenleri;

  • Dikkat çekmek
  • Ebeveynlere karşı güç kazanma isteği
  • Bu davranışların bazı durumlarda ödüllendirilmesi
  • İntikam alma isteği
  • Arkadaş tarafından onaylanma
  • Yetersizlik
  • Vicdan veya Suçluluk duygusunda Yoksunluk: çocuk yanlış bir şey yaptığında kötü veya kendisini ceza karşısında duyduğu suçluluk dışında suçlu hissetmez, davranışların olumsuz sonuçları karşısında endişe duymaz, başkalarına zarar verdiklerinin bilincinde olmazlar.
  • Şefkatsizlik-Empati yoksunluğu: Başkalarının duygularını gözardı ederler, bu durumlar karşısında soğuk ve ilgisiz olarak görülebilirler, davranışlarının başkalarına zarar verdiğini bilseler biliyor ve görüyor olsalar bile yine kendilerine olan etkilerine odaklanırlar. Terapi odağı burası olmalıdır.
  • Sorunlu performans konusunda endişesizlik: Okuldaki performansları ile ilgili kaygı duymazlar, başarısızlık durumunda diğer insaları suçlama eğilimindedir. (başarısızlığı bililerle, maskedir, terapide odak nokta.)
  • Sığ veya yetersiz duygusal yakınlık: diğer insanlara duygularını göstermezler, yakınlık gösteriyorsa da bir çıkarı olduğunun göstergesi olabilir.(korkutma amaçalı)
  • Erken yaşta yaşanan kötü deneyimler: davranış biçimleri ve bu deneyimler arasında her zaman bir bağ vardır. Biliyoruz ki dürtüsellik, olumsuz düşünce ve duygular bu davranışları beraberinde getirir, bizler bu davranışları yapmayı seç Bu planlanan bir davranış değildir. Çocuklar olayların kendisine reaksiyon göstermez, onlar için anlamlarına reaksiyon gösterir.

0-6 yaş dönemi çocuklarda, olumsuz anne-baba tutumları, ailede istismar öyküsü, annede depresyon öyküsü, sosyo-ekonomik düzeyin düşük olması, fiziksel koşulları iyi olmayan bir evde yaşıyor olmak gibi durumlarda davranış bozukluğu geliştiren çocuklarda sık görülmektedir.
*Davranış bozuklukları ilerleyen yaşlarda Antisosyal kişilik bozukluğuna zemin hazırlayabilir.

Ebeveynler Olarak Ne Yapmalı?

  • Ceza şiddetle verilmemeli
  • Davranışla ilgili olay sakinken konuşulmalı
  • Çocuğun yaşına uygun sorumluluklar verilmeli
  • Anne-baba olumlu rol model olmalı
  • Olumsuz davranışları göstermediğinde ilgilenilmeli ve ödüllendirilmeli
  • Davranış anında “yapma, hayır” gibi müdahalelerde bulunarak, çocuğun ilgi almaması gerekir
  • Dürtüsellik ve mülkiyet kavramları öğretilmeli, ebeveyn rol model olmalı
  • Çocuğun yaşına uygun beklentiler oluşturulmalı, yetersizlik ve başarısızlığa zemin hazırlanmamalı
  • Diğer çocuklarla kıyaslanmamalı
  • Çocuk istediğini elde edebilmek için bu davranışı sergiliyorsa, çocuğun istediği bu davranışın hemen arkasından yapılmamalı. Olumsuz davranışa tolerans gösterilmemeli.

Terapide; Çocuğun terapiyle birlikte çevresinin değişmesini, eskiden yaptıklarını yapmamasını sağlıyoruz. Onların bizim yaşamımıza adapte olmadıklarını ama bizim onların yetiştiği ortama giderek kendimizi nasıl da tehdit altında hissedebildiğimizi biliyoruz. Terkedilmişlik, dengesiz ilişkiler, güvensizlik, güveni kötüye kullanma, duygusal yoksunluk, kusurluluk, utanç, sevilmeme, başarısızlık gibi şemaları değiştirebilmeyi hedefliyoruz.

Davranış Bozukluğu Tedavi Edilmezse:

Karşı gelme bozukluğu ve davranım bozukluğu, zamanında tedavi edilmezse yetişkinlikte kanunen suç işleyen bir kişilik gelişebilir.

Davranım bozukluğu olan çocuklar kendi hayat kalitelerine ve başkaların hayatına olumsuz etkide bulunurlar, hayattan beklentileri azdır ve çoğu zaman eğitimleri yarım kalır, topluma verdikleri zarar yüksektir.

Davranım bozukluğu olanların çoğunda ileriki yaşlarda antisosyal kişilik bozukluğu gelişir.

Antisosyal kişilik bozukluğunda; alkolizm, uyuşturucu kullanımı, ilişkilerde sorun (sık boşanma), işsizlik, sağlık sorunları, psikopatoloji (kişilik bozuklukları, depresyon, bağımlılık gibi), fiziksel şiddete yakın olma yaralanma ve hatta öldürülme riski yaşarlar. Suç işleme oranı ve ceza evinde kalma durumu yüksektir. Kızlarda erken hamilelik ve antisosyal kişilikte eş adayı bulma riski yüksektir.

Ece Göç
Uzman Klinik Psikolog

İlgili Başlıklar

Источник: http://www.bilgenterapi.com/cocuklarda-davranis-bozukluklari-nedenleri-ve-mudahale-yontemi/

Çocuklarda Davranış Bozuklukları

Gazlı İçecekler Çocuklarda Davranış Bozukluğu Yapıyor. [Araştırma]

Two cartoons schoolboys are fighting

Genellikle çocuğun ruhsal gelişimi şu doğrultuda olur: Çocuk bağımlılıktan bağımsızlığa, bencil davranıştan işbirliğine doğru gelişir. Yetenekleri yalından karmaşığa, genelden özele doğru ilerleme gösterir. Davranışları tutarsızlıktan tutarlılığa doğru gelişir.

Ölçüsüz duygusal tepkilerden daha dengeli tepkilere doğru adım atar. Geliştikçe dürtü ve eğilimlerini dizginleyerek, çevre gerçeklerine göre davranmayı öğrenir. Somut düşünmeden soyut ve mantıklı düşünmeye yönelir. Oyundan, öğrenmeye ve yaratıcılığa geçer.

Ana-baba ve kardeş ilişkisinden toplumsal ilişkilere geçerek çevresini genişletir

Gelişme dönemleri birbirinden kesin sınırlarla ayrılmazlar. Alttaki yapı taşlarının sağlamlığı ve düzgünlüğü ise tüm yapının dengeli olarak yükselmesini güvence altına alır.

Davranış bozuklukları

Davranış bozukluğunun temel özelliği, o yaş için uygun olduğu kabul edilmiş toplumsal kuralların sürekli olarak çiğnenmesidir.

Davranış bozuklukları, çocukta çeşitli ruhsal ve bedensel nedenlere bağlı olarak, iç çatışmalarını davranışına aktarması sonucu ortaya çıkar. Başka bir deyişle bu çocukların çevreleriyle ilişkileri sürekli olarak gergin ve sürtüşmelidir.

Nedenler

Aslında tek bir nedenden bahsetmek zordur. Birçok faktör, davranış bozukluğunun oluşmasında etkilidir. Bunlardan biri bazı nörobiyolojik etkenlerdir. Serotonin düzeylerinin artmış olması, nedenler arasında düşünülür. Ayrıca bazı fiziksel hastalıklar ( sara, santral sinir sistemi harabiyeti gibi ), nedenler arasında değerlendirilir.

Ne yapılabilir? Yapılmazsa ne olur?

Uzmanın yanı sıra aile, okul ve yaşadığı toplum da tedaviye katılmalıdır.

Dürtülerini, öfkelerini kontrol etmeyi öğretmek, destekleyici psikoterapi vermek, durumuna göre bunlara destek olan ilaçlar kullanmak, aileye kontrolü ve çocukla doğru ilişkiyi öğretmek, bu çocukları başarısızlar diye, eğitim sisteminin dışına atarak öfkelerini artırmak yerine, sistemin içinde uygun eğitim vermek, kötü özdeşim yapacakları film, yazı gibi şeyleri denetlemek tedavinin parçalarıdır.

Bunları yapabilirsek çocukları ve toplumun geleceğini doğru yönlendirebiliriz. Ama yapmazsak çocuk ve ergen suçlulardan, alkol ve madde bağımlısı çocuklardan, büyüdüklerinde de sorunları iyice artmış, üretken olmayıp, toplum huzurunu bozan erişkinlerden bahsetmeye, haber yapmaya çaresizliğe ve kaçan çözümleri aranmaya devam ederiz.

Saldırganlık

Saldırgan çocuk, ruhsal sorunları nedeniyle, yaşıtları ve genel olarak çevresiyle uyumlu ilişkiler kuramayan çocuktur. Aşırı geçimsizdir. İlişkileri gergin ve sürtüşmelidir.

Parlamaya hazırdır, kavgacıdır. Durmadan kuralları çiğner; sık sık ceza görür.

Ana-baba, öğretmen ve genellikle büyüklere karşı gelmeye eğilimlidir. Olağan anlaşmazlıkları bilek gücüyle çözmeye çalışır. Tepkileri ölçüsüz ve durumla orantısızdır.

Evde, çevrede ve okulda durmadan sorun yaratırlar. Erişkinlerle sürekli çatışma içindedirler.

Saldırgan çocuk, temelde güvensiz çocuktur. Çevreden iyi bir davranış beklemediği için, ilk tepkisi saldırmak olur. Başkaları saldırmadan, ilk saldırıyı kendisi yapar. Kendi görmediği hoşgörüyü, başkasına göstermez. Aşırı saldırgan çocuk, aynı zamanda doyumsuz ve sevilmediğine inanan çocuktur. Başka deyişle, özsaygısı azdır.

Çocukta güven duygusu geliştikçe, beklemeyi ve tepkisini dizginlemeyi öğrenir. Gereksinimleri doyuruldukça yatışır. Kendisine sevgi ile yaklaşıldıkça, bu sevgiyi sürdürmek amacıyla, kendi kendini kısıtlamaya başlar. Bir yandan da saldırganlığını oyuna-spora aktarır, bastırmak zorunda kaldığı dürtülerine boşalım alanı sağlar.

Alında, insanda var olan saldırganlık yok olmaz veya tümüyle bastırılmaz, ancak biçim değiştirir. Beden gücünün, kavgada değil, spor alanında yarışmaya araç olarak kullanılması, bu yaralı dönüşüme bir örnektir.

Uygar kişi, saldırganlık dürtüsünü kaba üstünlük sağlamak için kullanmaz. Onun yerine becerisi, yetenekleri ve zekasıyla toplumsal amaçlara yönelir.

Ortaya koyduğu işle, başarısıyla, yöneticiliğiyle, yaratıcılığıyla üstün gelme duygusuna doyum sağlar.

Saldırganlığı önleme ve düzeltme yollarında dikkat edilmesi gereken konular

• Anne-baba ve eğitimciler, çocukta saldırgan davranışlara model olmamalıdırlar. Sürekli bağıran, vuran, küfür eden bir baba, korkutan ve engelleyen bir anne ve cezalandıran öğretmen, çocuk için olası olumsuz modellerdir.

• Çocuğun saldırgan davranışlarına duyarsız kalmak bir çare değildir. Vurdumduymazlık ve duyarsızlık, çocuğa iyilik değil, kötülük yapar.

• Çocuk saldırganlaşıyor diye, her istediği yapılmamalıdır. Yeter ki sussun, ya da sakinleşsin mantığı ile hareket etmek, asla çözüm değildir. Bunlar geçici ve anlık çözümlerdir ve hiçbir iyileştirici yanları yoktur.

• Çocuklar saldırgan davranışlarından dolayı asla dövülerek cezalandırılmamalıdırlar. Bu aksine çocuğun yoğun düşmanlık ve öfke duyguları yaşamasına neden olur. Çocuğun bir sonraki saldırganlık nöbeti daha da şiddetli olur.

• Çocuk o an büyük bir öfke boşalımı yaşamaktadır. Anne ya da babanın, mantıklı önerilerini dinlemez bile. Ancak çocuk sakinleştikten sonra, anlatılmak istenilen her ne ise anlatılmalı, açıklanmalıdır.

• Ev ve okul şartları, çocukların saldırganlık davranışını destekleyici zeminler olmamalıdır.

• Anne-babalar çocuklarına, saldırgan davranışların sonuçlarını, onların anlayabileceği bir dille, sohbet şeklinde anlatmalıdır.

• Anne-baba gün içinde çocuklarına belirli sorumluklar vermelidir. Çocuk başı boş bırakılmamalıdır.

• Anne-baba, saldırgan davranışlara sahip olan çocuklarını mutlaka grup etkinliklerine sokmalıdır. Bu çocuklara grup içinde liderlik rolünün verilmesi, daima iyileştirici bir etken olmuştur.

• Çocuk, başka çocuklarla kıyaslanmamalı ve yarıştırılmamalıdır.

• Anne-babalar, çocukları kaç yaşında olursa olsun, onun temel ihtiyaçlarını mutlaka zamanında ve duyarlılıkla karşılamalıdır.

• Anne-babalar ve eğitimciler, çocukların arzu-istek-merak ve girişimciliklerine saygı duymalıdırlar. Onları engellememeli, aksine desteklemelidirler.

• Şu büyük hatayı asla yapmayalım: saldırgan davranışlardan dolayı, çocuğa saldırmayalım. Çocuğu dövmek, en büyük yanlışlıktır.

Yalan Söyleme

Yalan herkesçe ayıplanan bir davranıştır. Ama anne-baba çocuğun hayal gücüyle, yalanı birbirinden ayırmalıdır. 3-5 yaş arasındaki çocukların hayal güçleri çok zengindir. Hayali olaylar, hikâyeler masallar anlatırlar.

Anlattıkları şeylere kendileri de inanırlar. Hatta bazı çocukların hayali arkadaşları bile vardır. Anne-baba bu durumu tam olarak değerlendiremezse, çocuğun yalan söylediğini sanarak paniğe kapılır. Çocuğu yalana yetişkinlerin çelişkili tutumu iter.

Çocuklar yalana çok duyarlıdırlar. Anne veya baba kendi yalanına çocuğu ortak etmemelidir. Çocuk bu tür yalanları anne babaya karşı kullanır. Çocuk sık sık yalan söylüyorsa bu önemli bir durumdur. Anne baba ile çocuk arsındaki güven sarsılmış demektir.

Çocuk anne babanın beklentileri kendi gücünü aştığında, ya da ceza korkusuyla yalana başvurabilir. Böyle durumlarda çocuğun yalan söyleme sıklığı ve dozu dikkate alınarak bir uzmandan yardım istenmelidir.

Çocukta yalan söylemeyi engelleme ve düzeltme

• Anne babalar ve eğitimciler, çocuğa doğru model olmalıdır. Çocuğun çevresindeki insanlar ne kadar dürüst olurlarsa, çocuk da o kadar dürüst olur.

• Çocuk istenmeyen bir davranışta bulunduğunda, onu cezalandırmak yerine; onunla yaptığı bu davranış hakkında konuşma yolu seçilmelidir. Kızıp bağırmak ve cezalandırmak, çocuğu korkutur ve çocuk her korktuğunda yalana başvurur hale gelir.

• Anne baba ve eğitimciler, çocuklara ilişkin beklentilerinde gerçekçi olmalıdır.

• Çocuğu baskı altına almak ve tehdit etmek onun yalan söylemesine neden olabilir.

• Anne babalar, çocuklarıyla onların istek, ihtiyaç ve hayallerini paylaşmalıdır. Onlara bu istekleri doğrultusunda destek vereceklerini hissettirmelidir.

• Anne babalar, çocuklarını başka çocuklarla kıyaslamamalıdır. Çocuk,kıyaslandığı çocuğa benzemek için yalan söylemeyi seçer.

• Anne babalar çocukların zihinsel, bedensel, duyusal ve psiko-sosyal gelişimlerini doğru gözlemlemelidir. Bu gözlemler doğru yapılmadığı ve çocuğun bu gelişimleri doğru izlenmediği sürece, anne baba çocuklarıyla yeterli derecede ve çocuğu geliştirici iletişimler geliştiremezler.

• Çocukta yalan söyleme davranışının altında da, anne baba çocuk arasındaki iletişimin zayıflığı ve kopukluğu yatar. Çocukla kurulan iletişimin, hangi konuda olursa olsun önemi çok büyüktür. Tabi anne babaların model olan davranışları da…

Источник: https://www.doktoramcam.com/cocuklarda-davranis-bozukluklari/

Davranış Bozukluğu Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Korunma Yolları ve Tedavisi

Gazlı İçecekler Çocuklarda Davranış Bozukluğu Yapıyor. [Araştırma]

Davranış bozukluğu kategorisinde yer alan davranışlar genellikle kişinin kendi haklarına ve toplumun ahlak kurallarına aykırı olan davranışlar bütünüdür.

Kontrolsüz olan bu davranışlarda genel olarak karşıdaki kişinin en temel haklarının ihlal edildiği durumlar ortaya çıkmaktadır. Hatta bazen suç denebilecek ağırlıktadır.

Davranış bozukluğu toplumda oldukça sık rastlanan bir rahatsızlıktır.

Yapılan araştırmalar ergenler arasında görülme sıklığının %15 civarında olduğunu bildirmektedir.

En sık görülen davranış bozuklukları; şiddete eğilim, maddi zarar veren hareketler, çok sık yalan söyleme, maddi şeyler çalma gibi davranışlardır.

Belirtilen bu davranışlar ile çocukların ve ergenlik dönemindeki kişilerin basit davranışları birbirine karıştırılmamalıdır.

Bipolar Bozukluk Nedir? Nedenleri, Belirtileri ve Tedavisi Nelerdir?

Davranış bozukluğu olan kişilerde yaptıkları davranıştan dolayı utanç duymak ya da pişman olmak gibi durumlar söz konusu değildir.

Aksine yanlış davranışın az bile olduğu daha fazlasının yapılması gerektiği düşüncesi hakimdir. Bu kişiler hissiyatlarını tamamen kaybetmiş, umursamaz kişilerdir.

Sosyal olmayan kişilerin tanısının koyulmasında da bu davranışlar dikkate alınabilir.

Davranış Bozukluğu Nedir?

Davranış bozukluğuu olduğunun belirlenmesi için süreklilik ve aşırılık gerekmektedir. Davranış bozukluğunun nedenlerini incelediğimizde karşımıza dikkat çekme istekleri ortaya çıkmaktadır.

Çocuklukta ilgisizlik, şiddet ve taciz görenler ileride davranış bozukluğu görülebilir.

Güçlü olduğunu gösterme, intikam alma hissi, şiddete meyilli olma, taciz, yalan söyleme, hırsızlık, çevreye fiziksel zararlar verme ve çocuğun özgüven eksikliği bu davranışların sonuçlarıdır.

Davranış Bozukluğunun Çeşitleri Nelerdir?

İnsanlar yaşadığı olumsuz olaylar sonucunda duygularını bastırarak savaşmaya çalışırlar. Ancak baş edemediklerinde bu duygular farklı şekillerde kendini gösterebilmektedir.

Bunlar, şiddet, hırsızlık, yalan söyleme gibi davranışlardır.

Bu özellikler sürekli hale gelmeye başladığında, hem kişinin kendine hem de çevresindekilere zarar verme durumu ortaya çıkar.

Davranış Bozukluklarından Şiddetin Özellikleri Nelerdir?

Şiddet eğilimi olan kişiler çoğunlukla bunu geçmiş zamanda yaşamış kişilerdir. Yaşanmışlıktan kasıt; maruz kalmak ya da seyirci kalmaktır. Şiddet uygulayan kişi geçmişte ailesi tarafından şiddete maruz kalmış, bu durumdan etkilenmiş ya da bunu ailesinden gördüğü için doğru bir şey sanarak kendi de başkalarına uygulayabilmektedir.

Kendisine şiddet uygulanmasa bile aile bireylerinin birbirine uyguladıkları şiddete seyirci olan kişiler de yine aile büyüklerinden gördüğü bu davranışı iyi bir davranış olarak özümseyebilir. Şiddete eğilimi olan kişilerin temel nedenleri bunlardır. Şiddete yönelik kişilerin genel özellikleri ise şu şekildedir:

  • İnsanlara hatta kendilerine bile saygıları yoktur.
  • Yalnız kalma, terk edilme korkuları son derece yüksektir.
  • Bu kişiler çok kolay yalan söylerler ve diğer kişileri küçümseyerek kendilerini yüceltirler.
  • Aşırı derece kıskançlık duyarlar. Özellikle şiddete maruz bıraktıkları kişileri kıskanırlar. Şiddet de zaten böyle durumlar sonrasında kendini gösterir.
  • Alkol, sigara gibi kötü alışkanlıklara daha yatkın bünyeleri vardır. Şiddet alkol kullanımı sonrasında da kendini gösterebilir.

Davranış Bozukluklarından Çalmanın Özellikleri Nelerdir?

Çalma eğilimi olan kişiler, genellikle kendilerini istemsiz olarak yapıyorum diyerek savunurlar. Ancak iki şeyi birbirinden ayırmak gerekir.

Çalma hastalığı olan kişiler gerçekten istemsiz olarak bunu yaparlar ve sonrasında utanç duyarlar ama davranış bozukluğu olan kişiler çalmış olmaktan rahatsız olmazlar, sonrasında da herhangi bir pişmanlık duymazlar.

Çalmak gibi bir davranış bozukluğu olan kişilerin genel özellikleri şu şekildedir; Bu kişilerin, kişiliklerinin temelinde doyumsuzluk yatar. Öyle ki varlıklı ve her şeyi elde etme imkanı olan bir birey bile olsa başkalarına ait şeyleri isteyebilirler. Bu davranış çocuklarda, yetişkinlerde ve yaşlılarda görülebilir.

Obsesif – Kompulsif Bozukluk (OKB) Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Korunma Yolları ve Tedavisi

İnsanların her hareketi çeşitli davranışları sergilemesiyle sonuçlanır. Yapılan bu hareketlerin kontrolsüz şekilde hem kişiye hem de kendisine fizyolojik, psikolojik ve sosyolojik zararlar vermesi bu hareketlerin sorunlu olduğunu ortaya koyar. Bu kontrolsüz hareketlerin tamamına davranış bozukluğu denir.

Davranış Bozukluklarından Yalan Söylemenin Özellikleri Nelerdir?

Yalan söyleme bazen ihtiyaç anında yapılabilen bir davranıştır ancak bu davranış bozukluğu olarak ele alınınca pembe yalanlar ve nadiren söylenen yalanlar ortadan kalkar. Yalan söylemek gibi bir davranış bozukluğu olan kişi gerekli-gereksiz her durumda yalan söyler. Yalan söylemekten keyif alır. Sonrasında da pişmanlık duymazlar.

Yalan söyleme hastalığı olan kişilerin genel özellikleri şöyledir; sosyal ortamlarda ya da toplum içinde asimile olmuş kişiler yalan söylemeye daha meyillidir.

Ahlaki değerlerinin önemini ciddiye almayan, toplum kurallarını umursamayan bireyler haline gelmiş kişilerdir. Çoğu kişi beğendiği, yerine geçmek istediği kişiyi model alır.

Ve bu kişi olmak için yalan söyler, şiddet içeren davranışlarda bulunurlar.

Davranış Bozukluğunun Nedenleri Nelerdir?

Sevgiye olan muhtaçlık psikolojide bazı dengelerin bozulması neticesinde de çeşitli davranış bozukluklarının ortaya çıkabilir. Kendini yalnız hisseden kişiler, kendilerine bu şekilde eğlence yaratabilir.

Çocuklukta şiddet görmüş veya bastırılmış duyguları olan çocuklar ileride bunu bir davranış bozukluğuna çevirebilmektedirler.

  Genelikle yaşanmışlıklar sonucu bu davranışlarda meydana gelen bozukluklar kişinin kendine ve başkalarına zarar vermesine neden olmaktadır.

Davranış Bozukluğunun Belirtileri Nelerdir?

Davranış bozukluğu olan kişiler genellikle bundan ze alan ve tekrarlayan kişilerdir. Eğer aşağıdaki belirtiler tekrarlanıyorsa mutlaka bir uzmana danışılmalıdır.

  • Başkalarına gözdağı vererek korkutma, şiddet gösterme ve kavga başlatmak,
  • Bazı şiddet içeren nesnelerle birine ciddi zararlar vermek, örneğin yangın çıkarmak, öldürmeye yeltenmek,
  • İnsanlara acımasız fiziksel davranışlarda bulunmak,
  • Hayvanlara karşı şiddet uygulamak,
  • Sürekli hırsızlık ve soygun yapmak, mağazalardan veya tanıdıklarından bir şeyler çalmak,
  • Cinsel olarak tacizde bulunmak,
  • İnsanların eşyalarına evine, arabasına zarar vermek, zorla girmek,
  • Sürekli yalan söylemek ve bunu alışkanlık haline getirmek,
  • Aşırı derecede antisosyal davranışlar göstermek.

Davranış Bozukluğu Nasıl Önlenir?

Davranış bozukluğunda en başta çocuklukta ailesinin davranışları çok önemlidir.

Aile içi şiddet, bastırılmış duygular, taciz, gibi psikolojiyi doğrudan etkileyen olayların yaşanması engellenmelidir.

İleri yaşlarda meydana gelen davranış bozukluğunun temel nedenleri çocukluğa dayanmaktadır. Davranış bozukluğu olan çocuklar için hemen bir uzmanla görüşülmeli ve tedaviye başlanmalıdır.

Çocukların gelişim dönemlerindeki problemleri çocuktur deyip geçilmemelidir. Çocuklar bazı problemleri atlatıyormuş gibi gözükerek normal hayata uyum sağlayabilirler ancak ileri yaşlarda, çocukken yaşadıkları farklı bozukluklara sebebiyet verebilmektedir.

Davranış Bozukluğunun Tedavisi Nedir?

Davranış bozukluğunun derecesine göre farklı tedaviler uygulanmaktadır. Psikoterapi ilk denenecek yoldur. Psikoterapi ile kişi davranış bozukluklarından kurtulabilir. Eğer davranış bozukluğu tehli hale gelmişse ve psikoterapi ile önlenemiyorsa ilaç tedavisi uygulanabilmektedir.

Источник: https://bilgihanem.com/davranis-bozuklugu-nedir/

Davranış Bozuklukları

Gazlı İçecekler Çocuklarda Davranış Bozukluğu Yapıyor. [Araştırma]

Çocuklar erken dönemden itibaren davranışlarını, bulundukları sosyal ortam ve norma uygun yönde şekillendirmeyi öğrenirler. Sosyal mesajlar aracılığıyla, kendi tutumlarının başkalarını nasıl etkileyeceği yönünde bilgi sahibi olurlar.

  Başkalarının ihtiyaç ve duygu durumuna yönelik olarak kendini düzenleyemeyen çocuklar, ilerleyen yaşlarda problem durumlarla karşılaşır. Kuralları izlemekte, başkalarıyla empati kurmakta zorlanır, karşı tarafın duygusunu anlamlandıramaz ya da hatalı şekilde atıfta bulunur.

Çabuk öfkelenir, kavga başlatabilir, kurallarla (otoriteyle) çatışır, başkalarını suçlama ya da yalan söyleme gibi davranışlar sergileyebilir. Kendi ve çevresinin (arkadaş ortamı gibi) güvenliğini tehye atacak davranışlarda bulunabilir.

Davranış bozukluğu olarak adlandırılan bu durum, ileride antisosyal davranış bozukluğu olarak görülen tablonun önemli bir yordayıcısıdır.

Örneğin, ilk okul döneminde arkadaşlarıyla oynayan bir çocuk, diğerleri aralarında şakalaşırken kendiyle alay edildiğini “düşünüp” öfke duyabilir ve bu öfkeyi saldırgan bir tutumla yansıtabilir ya da arkadaşlarını üzecek bir söz, kırıcı bir davranışta bulunabilir. Bazıları bu davranış sonrası pişmanlık duyarken bazıları pişman olmayabilir. Bu ve benzeri örnekler, davranış bozukluğunda gözlenen durumlara örnek teşkil edebilir. Ancak bu tablo her çocukta aynı şekilde gözlenmeyebilir.

Davranış Bozukluğu Nedir?

Çocukluk döneminde gözlenen davranım bozuklukları; karşı gelme, karşıt olma, başkaldırma, düşmancıl tarzda tekrar eden davranışlar olarak gözlenebileceği gibi toplumsal norm ve kuralları ve/veya başkalarının haklarını çiğneme yönünde, tekrar eden tarzda davranış örüntüleri olarak da görülebilir. İnsan ya da hayvanlara karşı agresyon, öfke tepkisiyle kendisini gösterir.

Davranış Bozukluğunun Görülme Sıklığı

Bilimsel araştırmalarca, toplumda görülme sıklığı %2,6 ila %15 arasındadır. Ancak klinik uygulamalarda bu oranın %20’lerin üzerinde seyrettiği görülmektedir.

Erkek çocuklarda, kız çocuklarına göre görülme sıklığı daha fazladır.

Başlangıç yaşı 4-8 olmakla birlikte bu duruma Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu ya da Kaygı Bozukluğu, Depresyon gibi tanıların da eşlik ettiği durumlar söz konusudur.

Davranış Bozuklukları, Karşıt olma-karşıt gelme ve Davranım Bozukluğu olarak iki ayrı başlıkta ele alınmaktadır.

Karşıt olma – Karşıt Gelme Bozukluğunun Belirtileri

Çocuk çabuk öfkelenir, otoriteyle çatışır, otoritenin koyduğu kurallardan şikayet eder, kasti şekilde insanları sinirlendirme eğilimindedir, kendi davranışı nedeniyle başkalarını suçlar, sıklıkla alıngan, çabuk küsen ve etrafındakilere kolayca sinirlenen bir tutumu vardır, kin duyma ve intikam alma gibi davranışlarla da kendini gösterir. Bu durum hem aile hem okul hayatında bozulmaya yol açar.

Davranım Bozukluğunun Belirtileri

Sıklıkla, insan ya da hayvanlara karşı agresyon, öfke tepkisiyle kendisini gösterir: Zorbalık, göz korkutma, tehdit etme, fiziksel kavga başlatma, ciddi yaralanmalara sebep olabilecek şekilde nesne kullanma (sopa, cam şişe, kırık eşyalar, bıçak, çakı gibi), insanlara ve hayvanlara fiziksel olarak acımasızca davranma, çalma, birini zorla cinsel aktivitede bulunmaya zorlama gibi yıkıcı tarzda davranışlar gözlenebilir.

İnsan ve hayvanların yanı sıra nesne/eşyaya zarar verme davranışı da gözlenen durumlar arasındadır: kasten yangın çıkarma, eşyaya zarar verme, birinin eşyasını kasıtlı olarak yok etme gibi.

Yalan söyleme, dolandırıcılık/sahtekarlık yapma, okuldan kaçma, yaşıyla uyumsuz şekilde yasa dışı davranışlarda bulunma, madde kullanma, olumsuz davranışların ardından pişmanlık duymama gibi durumlar görülebilir. Bu durum sosyal, akademik ve okul dışı işlevselliği ciddi anlamda bozmaktadır.

Bu gibi davranışların 13 yaş öncesinde gözlenmesi ciddi bir risk faktörü olmakla birlikte erişkin dönemde Antisosyal Kişilik Bozukluğu’nun önemli bir yordayıcısı olarak görülmektedir

Davranım Bozukluğunun Nedenleri

Erken çocukluk döneminden itibaren mizaç farklılıklarıyla (zor mizaçlı, zor yatışan bebekler) başlayan, dürtüsel tarzda davranışlar ve/veya öğrenme alanında yaşanan güçlüklerle devam eden ve yetersiz ebeveyn denetiminin (bakım verenin sık değişimi, ihmal, istismar gibi) yol açtığına dair araştırma bulgularının yanı sıra genetik aktarım (psikopatolojiye yatkınlık), ebeveyn tutumları (katı fiziksel ceza, tutarsız disiplin anlayışı gibi) ve ebeveynde gözlenen psikolojik sorunlarının (depresyon, madde kullanımı gibi) tetikleyici etkisinden bahsedilmektedir. Suça bulaşmış çocuklarla ya da suçlu gruplarla ilişkide bulunma eğilimi bir diğer çevresel etken ve aynı zamanda yukarıda bahsedilen nedenlerin bir sonucu olarak gözlenmektedir.

Yapılan davranış sonunda pişmanlık duymamak ise Davranım Bozukluğunda gözlenen bir diğer önemli belirtidir. Haklı olduğunu düşünme, hatayı bir başkasına yükleme eğilimi bu tip olgularda çok fazladır.

Çevreyle ilişkisinde empati kuramama, başkalarının duygu ve düşüncelerini umursamama, sosyal ipuçlarını düşmancıl tarzda okuma ya da okuyamama, problem çözme ve sosyal becerilerin yoksunluğu gibi durumlar sıkça görülmektedir.

Bazı olgularda ise bilişsel kapasite/zekaya dair düşük performansla karakterizedir.

Davranım Bozukluğunun Tedavisi

Davranım bozukluğunda psikoterapi ve/veya medikal tedavi uygulanan müdahaleler arasındadır.

Psikoterapi sürecinde davranış değişimine yönelik hem ebeveynlerle hem de okulla işbirliği kurulur.

Davranım probleminin nasıl ele alındığı ve uygun olmayan yetişkin tutumları üzerinde durularak ebeveynlere ve çocukla ilgilenen diğer yetişkinlere psikoeğitim verilir.

Psikoterapi süreci boyunca, çocuğun davranışlarını gözlemleme, olumlu davranışını pekiştirme, kabul görmeyen davranışlarıyla ilgili net sınırlar oluşturma üzerine çalışılır.

“Öfke” başta olmak üzere kendi duygularını tanıması, ifade etmesi, öfke duygusunu tetikleyen olaylar ve düşüncelerle bağ kurması amaçlanır.

Problem çözme becerisi ve sağlıklı ilişki kurabilmesi adına sosyal beceri eğitimi odaklı çalışmalar yapılır.

Psikoterapi sürecinin yanısıra pek çok olguda, çocuğun işlevselliğini arttırmak adına medikal tedaviden de yarar sağlandığı görülmekte; psikoterapi ve medikal tedavi eşzamanlı sürdürülmektedir.

Yazar: Psk. Ayşenur GÜNGÖR

Источник: https://madalyonklinik.com/bolumlerimiz/cocuk-ergen-ve-aile-bolumu/davranis-bozukluklari

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.