GDOnun antibiyotik direncine neden olduğu kesinleşti

Antibiyotik direncine ne sebep olur?

GDOnun antibiyotik direncine neden olduğu kesinleşti

Çoğumuz hayatımızın bir noktasında antibiyotik almış olacağız. Ama ya bir dahaki sefere bu küçük böcek hapı haplarından birini patlatırsan ne olur? Hayatın ciddi tehde olabilir.

Bakteriler ekosistemimizin ayrılmaz bir parçasıdır ve vücutlarımızı bu minik yaratıkların çoğuyla paylaşırız. Ancak, ciddi sağlık problemlerinin kökü olabilirler.

Vücudumuzdaki bakteriyel hücreler kadar insan hücresi vardır ve mikroskobik yolcular bağışıklık sistemimize yardım ederek ve metabolizmamıza katkıda bulunarak yollarını öderler.

Fakat bakteri her türlü klavyede gelir. Bazıları arkadaşlıktan düşmana dönüşürken, diğerleri sadece düzensiz ve bizi her fırsatta hasta edebilirler.

1920’lerde keşfettikleri ve 2. Dünya Savaşı’ndan sonra ana tıpa girişlerinden beri, patojenik bakterileri körfezde tutmak için antibiyotiklere güveniyoruz.

Bununla birlikte antibakteriyel direnç artmaktadır. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezlerine (CDC) göre, her yıl Amerika Birleşik Devletleri’nde, en az 2,049,442 hastalığa, bakteriyel veya fungal enfeksiyonları tedavi etmek için reçetelenen ilaçlara direnç neden olmaktadır. Dahası, bu ilaçlar işe yaramazsa her yıl 23.000 kişi ölüyor.

Öyleyse neden bir kez güvenilir antibakteriyeller çalışmayı bıraktılar ve sinir bozucu böcekler bizi nasıl aşındırabilir? Her şey mutasyonlarla ilgili.

Mutasyonlar, ‘doğal bir fenomen’

Bakteriler DNA mutasyonlarına yatkındır. Bu onların doğal evriminin bir parçasıdır ve onların genetik makyajlarını sürekli olarak uyarlamalarına izin verir. Bir böcek doğal olarak bir ilaca dirençli hale geldiğinde, diğerleri öldüğünde hayatta kalır.

Şimdi saate karşı bir yarış.

Bu bir bakteri yeni mutasyona ne kadar çabuk adapte olabilir ve türlerin yok edilmesi karşısında ne kadar çabuk çoğaltabilir? Eğer hata ortaya çıkarsa, enfekte bireyler için kötü haber ve toplum için büyük bir kötü haber: uyuşturucuya dirençli bakteri muhtemelen yayılacak.

Azrail’i sadece yıkmakla kalmadı, aynı zamanda şimdi aşkı, bloğun üzerindeki baskın türler olacak olan çok sayıda çocuğa karşı direnci geçerek de yayabildi.

Bakteriler ayrıca genleri diğer bakterilere de iletebilirler. Bu yatay gen transferi veya “bakteriyel seks” olarak bilinir. Bu süreç aslında oldukça nadir olmakla birlikte, bakteriler son derece hareketli canlılardır ve bu da onlara diğer mikroplarla temas etme ve mutasyona uğramış genlerini geçirme fırsatı verir.

Fakat genetik mutasyonlar bakterileri antibiyotikleri akılda tutma yetenekleriyle nasıl donatıyor?

Antibiyotiklerle mücadele

Yakın zamanda yayınlanan bir çalışmada, Enterobacteria ailesinin diğer üyelerinin nasıl ve yaygın olarak kullanılan antibiyotiklerle savaştıklarına dair yeni bir ışık vardı.

Çağrılan bir gen, aile üyeleri tarafından yaygın olarak paylaşılmaktadır. Bu gende kodlanan proteinlerden bazıları, diğer genleri değiştirebilir, Birmingham Üniversitesi’nin Birleşik Krallık’taki Mikrobiyoloji ve Enfeksiyon Enstitüsü’nden araştırmacıları açıklar.

“İki beklenmedik mekanizma bulduk,” diyor kıdemli araştırmacı Prof. David Grainger, “bakterilerin kendilerini antibiyotiklerden korumak için kullandıkları. Bir tanesi DNA’larını florokinolon antibiyotiklerin zararlı etkilerinden korudu ve diğeri ise doksisilin bakteri içine girmesini engelledi.”

Ancak Enterobacteria’nın antibiyotiklerle nasıl mücadele ettiğini bulmak, bu on yıl süren araştırma projesinin sadece ilk adımıdır.

İlk çalışma yazarı Prateek Sharma, Ph.D., “tanımladığımız direnç mekanizmalarının birçok farklı bakteri türünde bulunduğunu, bu nedenle araştırmamızın, bakterileri tedavi edebilen yeni ilaçlara dönüştürülebilen moleküllerin keşfine yol açabileceğini söylüyor. enfeksiyonları.”

Dünya Sağlık Örgütü (WHO), “küresel sağlığın, gıda güvenliğinin ve gelişimin en büyük tehditlerinden biri olan” antibiyotik direncini çağırıyor. Yeni ilaçlara duyulan ihtiyaç harika.

‘Aşırı kullanım ve az’ antibiyotik

Bu hafta Dünya Antibiyotik Farkındalık Haftası. DSÖ, insanları antimikrobiyallerin uygunsuz kullanımının ilaç direncini daha da kötüleştirdiği konusunda uyarmayı amaçlamaktadır. Bu, aşırı ve kötü kullanımları içerir.

Bu yıl, herkesi antibiyotik almadan önce kalifiye bir sağlık uzmanından tavsiye almaları için teşvik ediyorlar.

Daha fazlasını öğrenmek için, WHO’nun videosu neden “herkesin antibiyotik direncini azaltmaya yardımcı olmak için bir rol oynadığını” düşündüklerini açıklıyor.

Источник: https://trmedbook.com/antibiyotik-direncine-ne-sebep-olur/

Mikroorganizmaların antibiyotik direnci: belirleme yöntemleri

GDOnun antibiyotik direncine neden olduğu kesinleşti

Antibiyotikler – her yıl onlarca ve yüzbinlerce insanın hayatını kurtaran tıp biliminin en büyük başarılarından biridir. Ancak bilgeliğin de dediği gibi yaşlı bir kadının da bir iddiası vardır. Daha önce patojen mikroorganizmaları öldüren şey, bugün eskiden olduğu gibi çalışmıyor. Peki sebebi nedir: antimikrobiyaller kötüleşti mi, antibiyotik direnci mi oldu?

Antibiyotik direnci belirlenmesi

Antibiyotikler olarak adlandırılan antimikrobiyaller (APM'ler) başlangıçta bakteriyel enfeksiyonla savaşmak için yaratıldı. Farklı hastalıkların bir araya toplanan bakterilerden sadece birkaçıya neden olmamasından dolayı, belli bir grup enfeksiyöz ajana karşı etkili olan ilaçların geliştirilmesi başlangıçta gerçekleştirilmiştir.

Fakat bakteri, en basit ama aktif olarak gelişen organizmalar olsa da, sonunda daha fazla yeni özellik kazanır.

Kendini koruma ve farklı yaşam koşullarına adapte olma kabiliyeti patojenik mikroorganizmaları daha güçlü kılar.

Yaşam tehdidine cevap olarak, antimikrobiyallerin aktif maddesinin etkisini zayıflatan ya da tamamen etkisiz hale getiren bir sırrın altını çizerek, kendilerine karşı direnme yeteneklerini geliştirmeye başlarlar.

Etkili antibiyotiklerin işlevlerini yerine getirmeye son vermesinden sonra ortaya çıkmaktadır. Bu durumda, ilaca antibiyotik direncinin gelişimi hakkında konuşurlar. Ve buradaki nokta, AMP'nin aktif maddesinin etkinliğidir, ancak bakterilerin, bunlarla savaşmak için tasarlanmış antibiyotiklere duyarlı olmadığı patojenik mikroorganizmaların iyileştirilmesi için mekanizmalardadır.

Dolayısıyla, antibiyotik direnci, bakterilerin onları yok etmek için yaratılan antimikrobiyal ilaçlara duyarlılığındaki azalmadan başka bir şey değildir. Bu sebeple, bu tedavi göründüğü gibi, doğru seçilmiş müstahzarlar beklenen sonuçları vermemektedir.

[1], [2], [3], [4], [5], [6], [7], [8], [9], [10]

Antibiyotik direnci sorunu

Antibiyotik direnciyle ilişkili antibiyotik tedavisinin olmaması, hastalığın ilerlemeye devam ettiği ve daha ağır bir hale dönüştüğü gerçeğine yol açmakta, tedavisi daha da zorlaşmaktadır. Özellikle tehli olan, bakteriyel bir enfeksiyonun hayati organları etkilediği durumlar: kalp, akciğerler, beyin, böbrekler, vb. Çünkü bu durumda ölümdeki gecikme benzerdir.

İkinci teh, kronik antibiyotik tedavisi olan bazı hastalıkların kronikleşmesidir. Bir kişi, belirli bir grubun antibiyotiğine dirençli gelişmiş mikroorganizmaların taşıyıcısı haline gelir. Şimdi eski yöntemlerin anlamsız hale geldiği mücadele için artık enfeksiyon kaynağı.

Bütün bunlar, farmasötik bilimini diğer aktif maddelerle yeni ve daha etkili araçların icadı haline getirmektedir. Ancak süreç, antimikrobiyal ajanlar kategorisinden yeni ilaçlara antibiyotik direncinin gelişmesiyle birlikte devam ediyor.

Birisi antibiyotik direnci probleminin yakın zamanda ortaya çıktığını düşünürse çok yanılıyordur. Bu sorun dünya kadar eskidir. Şey, belki de o kadar değil, ama o zaten 70-75 yaşında. Genel olarak kabul edilen teoriye göre, ilk antibiyotiklerin yirminci yüzyılın 40'ında bir yerde tıbbi uygulamaya sokulmasıyla birlikte ortaya çıktı.

Her ne kadar mikroorganizmaların direnç probleminin daha erken bir görünüşü var. Antibiyotiklerin ortaya çıkmasından önce, bu sorun özel olarak ele alınmamıştır. Diğer canlılar gibi bakterilerin de olumsuz çevresel koşullara uyum sağlamaya çalıştıkları o kadar doğal ki, kendi yollarını yaptılar.

İlk antibiyotikler ortaya çıktığında patojenik bakterilerin direnç sorunu kendini hatırlattı. Ancak, o zaman soru o kadar önemli değildi.

Zamanda, aktif nedeniyle onlar etkili yardım sağlamak değil sırf asker nedeniyle ilaçların eksikliği yaraların ve sepsis öldü Dünya, savaş, olumsuz siyasi duruma bazı yönlerden oldu farklı antibiyotiklerin geliştirilmesini gerçekleştirdi. Sadece bu ilaçlar henüz mevcut değildi.

En büyük gelişme, yirminci yüzyılın 50-60 yıllarında gerçekleştirildi ve önümüzdeki 2 yıl boyunca gelişmeleri gerçekleştirildi. Bu konuda ilerleme sona ermedi, ancak 80'li yıllardan beri antibakteriyel ajanlarla ilgili gelişmeler daha az farkedildi.

Büyük işletme üzerindeki maliyetlerin edip suçlayın veya yenilikçi ilaçlar için “militan” aktif maddeler için yeni fikirlerin basit olmaması (bizim zamanımızda yeni bir ürünün geliştirilmesi ve üretimi US $ 800 milyon sınırın zaten gelir), ancak ötesine antibiyotik direnci sorunu ile bağlantılı olarak yeni bir korkutucu seviyeye.

Umut vaat eden AMP'ler geliştirirken ve bu tür ilaçların yeni gruplarını yaratırken, bilim adamları çok sayıda bakteriyel enfeksiyonu yenmeyi umuyorlardı. Fakat her şey, bakterilerin bireysel suşlarında oldukça hızlı bir şekilde gelişen antibiyotik direncine bu kadar basit bir “teşekkür” olmaktan çıktı. Coşku yavaş yavaş kurur, ancak sorun uzun bir süre çözülmeden kalır.

Mikroorganizmaların, teoride onları öldürmeleri öngörülen ilaçlara karşı nasıl direnç geliştirebileceği açık değil mi? Burada bakteri “öldürme” sadece ilaç amaçlanan amaçla kullanıldığında meydana geldiğini anlamak gerekir. Ve gerçekten neyimiz var?

Источник: https://tr-m.iliveok.com/health/mikroorganizmalarin-antibiyotik-direnci-belirleme-yontemleri_124530i15955.html

GDO’nun zararları neler?

GDOnun antibiyotik direncine neden olduğu kesinleşti

İlk olarak 1972 yılında Paul Berg isimli Amerikalı bir biyokimyacının genetiği değiştirilmiş DNA molekülü üretmesiyle bilim dünyasının gündemine düşen “Genetiği Değiştirilmiş Organizma” yani GDO, artan insan nüfusundan doğan gıda üretimi ihtiyacına 2000’li yıllarda çözüm olarak getirilmiştir. O zaman çözüm olarak görülen GDOnun zararları son yıllarda kendini iyiden iyiye hissettiriyor.

gdonun zararlarıPaul Berg, genetiği değiştirilmiş DNA üretiminin ardından bir yıl sonra ilk olarak genetiği değiştirilmiş bir bakteri ürettiğini açıklamıştır. Bu olay o zamanki bilim camiasında hem bilimsel hem de etik olarak büyük tartışmalara yol açmıştır.

Buna rağmen, bir şirkette Paul Berg’in yöntemleriyle GDO çalışmalarına başlanılmıştır. 1983 yılından 1995’e kadar bu konudaki çalışmalarını sürdüren şirket, 1995 yılında genetiği değiştirilmiş mısır ekimi yapmıştır. 1998 yılında da GDO’lu ürünler ile ilgili uluslararası etiketleme kuralları belirlenmiştir.

Böylece yavaş yavaş GDO’lu ürünler uluslararası pazarlarda yerlerini almaya başlamışlardır.

Teknik olarak GDO, belirli bir gen dizilimine sahip bir DNA’dan bazı genlerin çıkartılması veya dışarıdan bazı genlerin eklenmesiyle belirleniyor. İşleyiş iki işlemi birden de içerebiliyor. Öyle ki bu durum çilekten ve balıktan alınan bazı genlerin domateslerin genleri ile harmanlanması kadar ileriye gidebiliyor.

GDO’lu besinlerin ortak özelliklerinden en önemlisi, genetik olarak tohumlanma özelliğinin olmaması. Yani GDO’lu bir besinin tohumundan tekrar ürün almanın olasılığı yok denecek kadar azdır. Ülkemizdeki “tohum problemi”nden de bu durumu açıkça anlayabiliyoruz.

GDO’lu besinler üzerinde yapılan araştırmalar!

Yapılan son araştırmalardan birinin sonuçlarına göre GDO’lu mısır tüketen deney farelerinin vücut yapısında ve kimyasal düzeylerinde gözlemlenen anormal ölçüde değişiklikler olmuştur. Ayrıca bu farelerin üreme düzeyi de küçümsenmeyecek seviyede düşüş göstermiştir.

Yapılan bir diğer araştırmada ise GDO’lu besinlerin polenlerinin doğada bulunan diğer tür bitkilerle melezlenebildiği, mutasyonel (genetik değişim) özellikler gösteren bitki türlerinin oluştuğu ve kontrolsüz bir biçimde çoğaldıkları gözlemlenmiştir.

Çoğu durumda ise böceklere karşı bağışıklığı olan GDO’lu türlerin yerel bitki türlerini mutasyona uğrattıkları ve o türlerin de aynı özellikleri göstererek yerel bitki örtüsü ve böcek popülasyonunda kontrolsüz değişikliklere sebebiyet verdiği gözlemlenmiştir.

2011 yılında yapılan bir araştırmada Kuzey Amerika bölgesinde yetişen Vahşi Kanola bitkisi popülasyonunun %80‘inde GDO’ya rastlanmıştır. Yine 2011 verilerine göre Amerika’da üretilen soya fasulyesi, pamuk, kanola ve mısırların ortalama %90’ı GDO’lu.

İstatistiklere bakıldığında dünya genelinde hemen hemen 30 bin farklı türde GDO’ya rastlanabiliyor. Türkiye’de ise 200’e yakın farklı türde GDO olduğu varsayılıyor. Yani, aslında hemen hemen her gün GDO’lu besinler tüketiyor olabiliriz. Bu sayı göz önünde bulundurulduğunda marketlerde satılan ürünlerin %70‘i GDO’lu olabilir.

GDO'nun zararları

The Huffington Post’un yaptığı bir araştırmaya göre; süt ürünlerinde, asitli içeceklerde, mısır içeren ürünlerde, elmada, tüketilen etlerde, dondurulmuş ürünlerde ve hatta ekmekte bile GDO bulunma olasılığı hayli yüksek.

Yapılan bir ankete göre Amerikan halkının %87’si tükettikleri ürünlerin GDO’lu olduğundan haberdar ama bu durumda herhangi bir sıkıntı görmüyor. Kalan %13’lük kesim ise GDO olgusuna karşı durumda.

ABD sınırları içerisinde GDO’ya herhangi bir yasal düzenleme getirilmemişken, Avrupa Birliği’ndeki bazı ülkeler ile Japonya, Avusturalya ve Yeni Zellanda’da GDO’ya karşı ileri düzey yasal kısıtlamalar getirilmiş durumda.

Türkiye’de ise, Tarım Bakanlığı’nın mevcut yönetmeliğinde GDO’lu gıda ve yem maddeleri yasak. Ancak ne yazık ki Türkiye’de bu denetlemeyi yapacak kuruluş mevcut değil.

GDO’nun Çevreye Zararları

GDO'nun zararları- GDO üretimi, süper dayanıklı böcek ve yabani bitki türleri yaratır. Bu türlerin varlığı ekosisteme ve tarıma büyük tehdit oluşturur.

– GDO’lar tozlaşma yoluyla doğal türlere bulaşarak biyoçeşitliliğe zarar verir.- Zehir salgılayan GDO’lar, kelebekler gibi zararsız canlıların ölümüne neden olur.

– Zehir salgılayan GDO’lar zehirlerini köklerinden toprağa geçirirler ki zaman içerisinde bu zehirlerin birikimi çevre için teh yaratır.

GDO’nun Sağlığa Zararları

  • GDO’lar öldürücü alerjilere neden olabilir.
  • GDO’lu yemler, hayvanlarda antibiyotik direncini artırarak antibiyotiklerin etkisini azaltır.
  • GDO ekim tarlalarında kullanılan yabani ot ilaçları, memeliler için toksik etki ve insanlarda hormonal dengeyi bozma riski taşıyor.
  • GDO’ların salgıladığı böcek zehri insan sindirim sisteminde tamamen parçalanamaz.

Bu noktada, mümkün olduğunca doğal ürün tüketmeye özen göstermeliyiz.

Devletin de halihazırdaki tohum yasası üzerinde tekrar çalışıp yerli tohum ekimi için teşvik edici olması insan sağlığı ve ekosistemin devamlılığı açısından önemli hale geliyor…

'ta paylaş'da paylaş'ta paylaş

Источник: https://www.bedirhaber.com/haber/gdonun-zararlari-neler-24585.html

Antibiyotik Direnci Nedir?

GDOnun antibiyotik direncine neden olduğu kesinleşti
Okuma Süresi: 5 dakika

Şimdi gelin bu soruların cevaplarını birlikte araştıralım.

Mikrop Bakteri Farkı ve Antibiyotiğin Keşfi

Mikrop kelimesi genel olarak hastalık yapmasıyla bilinen tüm bakteri, virüs ve mantar gibi tek hücreli unsurlar için kullanılır. İskoç bilim adamı (bakteriyolog) Alexander Fleming Azize Mary Hastanesinde (St. Mary’s Hospital, Aşılama Bölümü)  yaptığı bilim çalışmaları sırasında (1924-1948) Penisilini buldu.

Penisilini bulduktan sonra artık yer yüzünde bakteri kalmayacağını düşündü. Ancak zamanla görüldü ki penisilin belli mikroplara karşılı etkiliydi, penisilinin kullanılarak öldürülen bakterilerden geriye penisilinin tahrip edemediği bakteriler kalmıştı. Kısa bir süre sonra bu konunun tüm diğer antibiyotikler için geçerli olduğu anlaşıldı.

Savunma Stratejisi Tesadüfen Oluşabilir mi?

İlk olarak tesadüfü yaratıcı güç olarak gören anlayışın kurguladığı algı yönetimi ne diyor ona bakalım. Darwinist algı yönetimine göre bakteriler bu özelliği kendi kendilerine geliştirmişlerdi ve bakterilerin bu özelliği sonradan ortaya çıkmıştı. Ancak gerçekler böyle mi?

Tesadüfler bırakın herhangi bir “savunma planını” oluşturmayı, en temel seviyede anlamlı bir veri bile oluşturamazlar. bkz: Tesadüf Gerçekte Nedir?

Bu yüzden aslında felsefi anlamda bile “evrim – tesadüf” ayrılmaz ikilisi hiç bir zaman canlılığının kökenini açıklayamaz.

Bakterilerin, evrimcilerin yeni ortaya çıktığını öne sürdükleri bu “direnç” özelliğine, antibiyotiğe maruz kalmadan önce de sahip oldukları aslında bilim dünyasında çoktandır bilinmektedir. “Scientific American” dergisi, evrimci bir yayın olmasına karşın, Mart 1998 sayısında bu konuda şöyle bir itirafa yer vermektedir:

Çok sayıda bakteri, daha ticari antibiyotikler kullanılmaya başlamadan önce de direnç genlerine sahipti. Bilim adamları bu genlerin neden evrimleştiklerini ve varlıklarını sürdürdüklerini kesinlikle bilmiyorlar.(1)

Dolayısıyla bakterilerin keşfinden önce bakterilerin direnç özelliği zaten bilim dünyasında yaygın bir biçimde bilinen bir gerçektir. Bu anlamda bu direnç mekanizmasını çalıştıran genetik sistem evrimci yöntemlerle açıklanamamaktadır. Bilhassa antibiyotik direnci evrim iddiasının geçersizliğinin en önemli delillerindendir.

Anti biyotik direncinin zamanla gelişen (sözde evrimleşen) bir konu olmadığı, 1986 yılında yapılan bir araştırmada çok net bir şekilde ortaya konulmuştur.

1845 yılında bir kutup keşfi sırasında hastalanarak yaşamlarını yitiren denizcilerinin bedenleri üzerinde araştırma yapılmış, denizcilerin bedenlerinde 19. yy’da yaygın olarak rastlanılan bakteri çeşitleri gözlemlenmiştir.

Bu bakterilere yapılan testlerde 20. yüzyılda üretilmiş bir çok modern antibiyotiğe karşı dirençli oldukları ortaya çıkmıştır. (2)

Peki Bakterilerin direnç göstermesi yada “bakterilerin bağışıklık kazanması” süreci nasıl gerçekleşmektedir?

Bakteriler kendi içlerinde çok fazla (sayısız diyebileceğimiz kadar) varyasyona sahiptirler. bakteri varyasyonlarından bir kısmı yukarıda açıklandığı gibi zaten belirli bir antibiyotiğe dirence sahiptirler.

Bu dirence sahip olmayanlar antibiyotiğe maruz kaldıklarında yok olurlar. Direnç sahibi olan bakteriler ise hayatta kalır ve hızlıca çoğalırlar. Bir süre sonra koloni sadece o antibiyotiğe dirençli bakterilerden oluşur.

Ancak bu süreç bakterileri başka bir bakteriye dönüştürmez. Dolayısıyla herhangi bir evrim süreci gerçekleşmez.

Penisilin, 3 boyutlu moküler şekli

Gereksiz Antibiyotik Kullanımı ve Antibiyotik Direnci

Hastanın yaşadığı hastalığına sebep olan bakteri (mikrop) net bilinmiyorken etkisiz bir antibiyotik seçildiğinde ilgili ilacın (antibiyotiğin) yaradan çok zararı oluşacaktır. Bu yüzden hastalığı tedavi ederken tıp insanları ilgili bakteri için etkili antibiyotiği bulabilmek için “Kültür – Antibiyogram Testi” yaparlar.

Bilgi paylaşımı yapan Bakteriler ve Bakteri Direnci

Londra Üniversitesi Moleküler Biyoloji Enstitüsünde Prof. Waksman tarafından yapılan bir araştırmada (3), tip IV isminde bir salgı sistemi ile bakterilerin birbirlerine bilgi aktarabildikleri gözlemlenmiştir.

Bu aktarım ile bakteriler birbirlerine antibiyotiğe dirençli gen aktarımını sağlarlar.

Lejyoner hastalıkları olarak bilinen zatürre, boğmaca öksürüğü ve ülser gibi vak’alarda toksin aktarımı sırasında bakteriler bu özelliklerinden faydalanırlar.

E. Coli üzerinde yapılan çalışmada bakterinin mekanizmasında 2 farklı kompleks yapı olduğu anlaşılmıştır.

  Bir tanesi hücre dış zarında diğeri de hücre iç zarında mevcut olan bu yapı periplasmayı (iki zar arasında kalan alan) geçerek, birbirlerine çubuk ya da sap benzeri bir yapı ile bağlanırlar.

İç ve dış zarda olan bu iki kompleks yapı zarda delikler oluşturarak bilgi akışını –salgıyı- sağlar.

Bu genetik bilgi aktarım sistemi ve mekanizmasını bilim adamları tam olarak çözdüklerinde, antibiyotiğe karşı dirençli genlerin aktarımını ve salgısını bloke edebilecek bir yapı ve bileşimi de Allah’ın izni ile geliştirebilirler. Bu da ölümcül hastalıkların antibiyotikler ile tedavisini daha etkili hale getirebilir.

İlginç olan bakterinin antibiyotiğe karşı direnç göstermesini sağlayan genetik bilgiyi kendi arkadaşına, düşmana karşı destek olması için aktarmasıdır.

Bakterinin antibiyotiğin ne olduğunu, yapısını, kimyasal bileşenini bilmesi, buna hangi bilgi ve donanımla direnç göstereceğini tespit etmesi ve bu savunma sistemine ait bilgiyi kendisinin aynısı olan başka bir canlıya aktarması ve bu bilgi aktarımının kendi arkadaşını koruyacağını tahmin etmesi mükemmel bir akıl gerektirir.

Üstelik tüm bu yapılan işlemleri yapan bakterinin adeta bir kimya profesörü, savaş strateji uzmanı gibi hareket etmesi Allah’ın üstün aklının delillerindendir.
Alıntı: http://yaratilis.com/index.php/antibiyotige-karsi-direnc-gosteren-bakterilerin-kullandiklari-yontemler/

Uyuyan Bakteriler

Hebrew Üniversitesinden Prof. Gadi Glaser ve arkadaşları (4) yaptıkları araştırmalarda bazı bakterilerin Uyku durumuna geçebildiklerini tespit etmişler. Bu bakteriler antibiyotiğe maruz kaldıklarında HipA isminde bir toksin maddesi ile karşılaşırlar.

HipA maddesi besin iletim zincirini bozduğu için bakteriler protein inşasına devam edemezler. Bu durum bakterilerde açlık sinyali olarak algılanır. Bakteriler bu sinyali algıladığında kendini “uyku” moduna geçirir.

Antibiyotik tedavisi bittiğinde, yani HipA toksin maddesi kesildiğinde bakteri uyanır ve zararlı faaliyetlerine kaldığı yerden devam eder.

Söz konusu planda meydana gelen biyo-kimyasal süreçler o kadar komplekstir ki moleküler biyologların binlerce saatlik mesaileri sonucunda anlaşılabilmektedir.
Diğer Bakterilerden korunmak için antibiyotik üreten bakteri: Streptomyces platensis. Bilim adamları antibiyotik tedavisine bakterilerin nasıl direnç gösterdiğini araştırmışlar ve ilginç sonuçlarla karşılaşmışlardır. Araştırma ağırlıklı olarak çok iyi bilinen “Streptomyces platensis” bakterisi üzerinde yapılmıştır. Bu bakteri kendini diğer bakterilerden “anti bakteriyel” bir madde salgılayarak korur. İlginç olan ise bu bakterinin antibiyotik üreten geniş bir bakteri familyasının üyesi olmasıdır. Bu bakteri ailesinin neredeyse 2/3’ü klinik olarak faydalı antibiyotik üreten bakterilerden oluşur.
Streptomyces platensis tarafından salgılanan platensimsin ve platensin olarak adlandırılan antibiyotik bileşenler yağ asidi sentezini engeller. Aslında yağ asidi sentezi tüm bakterilerin hücre duvarının üretiminde dolayısıyla bakterinin yaşamasında hayati önem taşır. Platensin, platensimisin yağ asit sentezinde bir yerine iki ayrı enzimi bloke eder. http://yaratilis.com/index.php/antibiyotige-karsi-direnc-gosteren-bakterilerin-kullandiklari-yontemler/

… Yerde ve gökte zerre ağırlığınca hiçbir şey Rabbinden uzakta (saklı) kalmaz. Bunun daha küçüğü de, daha büyüğü de yoktur ki, apaçık bir kitapta (kayıtlı) olmasın.

(Yunus Suresi, 61)

Biyoloji, fizik, kimya, matematik, paleontoloji tüm bunlar bilimdir ama “tesadüfen oldu” diyen “evrim teorisi” bilim değildir. 

Источник: https://kesinbilgi.net/antibiyotik-direnci-nedir/

Antibiyotik kullanımı ve antibiyotik direnci

GDOnun antibiyotik direncine neden olduğu kesinleşti

Bakteriler, insan veya hayvanlarda enfeksiyon oluşumuna neden olabilen canlılardır.

İnsanda veya hayvanda gereksiz antibiyotik kullanımıyla oluşan antibiyotik direnci enfeksiyonlarla mücadeleyi güçleştirmektedir.

Dramatik şekilde canlılarda antibiyotik kullanımının artması bilim insanlarını gelecekte enfeksiyon hastalıklarıyla mücadelede yeni yöntemler bulmaya itmektedir.

antibiyotik kullanımı

Antibiyotik direnci nasıl oluşur?

Bir çok çeşit antibiyotik vardır. Antibiyotikler etki ettikleri bakteri türlerine göre sınıflandırılırlar. Her hastalığı oluşturan spesifik bakteri türleri vardır.

Hastalıkla mücadelede hastalığı oluşturan bakteri türüne etki eden antibiyotik grubu kullanılmalıdır.

Hastalığa etken olan bakteri türüne etki etmeyen başka bir antibiyotik verilir ise hastalık tedavi edilmemiş olunur ve vücutta  başka bakterilerde direnç oluşmasına neden olunur.

Direnç oluşturma geninin, bakteriler arası aktarımına konjugasyon denir. Böylelikle organizmadaki aynı tür bakteriler direnci elde etmiş olurlar. Direnç oluştuğu zaman bakteri türü ile mücadele etmeye çalıştığımızda bakteriler ilaçtan etkilenmez. Direnç oluşması enfeksiyonun tedavisinin güçleşmesine ve enfeksiyon hastalıklarından kayıplara neden olmaktadır.

Antibiyotik direnci bireysel bir sorun değildir. Bakterilerin insandan insana bulaşması ile direnç dünyaya yayılmaktadır. Bu yüzden dirence karşı alınacak tedbirler dünya bazında olmalıdır. Dünyada uzun süredir yeni bir antibiyotik keşfi yoktur.

Mevcut tüm antibiyotiklere dirençli bakteri formlarının hastalara bulaşmasıyla enfeksiyona bağlı ölümler artmaya başlamıştır. Dünya bazında tedbir alınmaz ise tedavi edilebilen basit enfeksiyonlarda bile çaresiz kalınacaktır.

Aziz Sancar DNA haritalama teknolojisi geliştirdi

Ülkeler antibiyotik direnci ile savaşta neler yapabilir?

Antibiyotik kullanımının kısıtlanması en doğru çözümdür. Gerekli olduğu zaman gerekli olduğu kadar antibiyotik kullanımı dünya toplum sağlığı için en doğrusudur. Ülkelerin doktor reçetesi olmadan antibiyotik satılmasını engellemesi ve doktorları da gereksiz antibiyotik kullanımı hakkında bilgilendirmesi atılacak adımlar arasındadır.

Kısıtlamalar sadece insanlarla kısıtlı kalmamalıdır. Hayvancılıkta antibiyotik kullanımında da yeterli önlemler alınmalıdır. Hayvanlara antibiyotik uygulanması yalnızca veteriner teftişi altında olmalıdır.

Hastalıkların oluşmasını engellemede ve erken gelişimi sağlamak için hayvanlara ilaç verilmesi engellenmelidir. Hayvan ve bitki kaynaklarından gelen gıdaların üretim ve işlenmesindeki tüm aşamalarda iyi uygulamalar teşvik edilmelidir.

Çiftliklerdeki biyogüvenliği iyileştirerek ve daha iyi hijyen ile hayvan refahı sağlayarak enfeksiyonlar önlenmelidir.

iPhone 8 özellikleri

Türkiye’de antibiyotik kullanımı

Ülkemiz Avrupa’da antibiyotik kullanımında birinci sırada yer almaktadır! Türkiye’de kişi başı günde ortalama 42.2 birim antibiyotik kullanılmaktadır. Yunanistan, 32.

2 birim ile ikinci sırada yer almaktadır. Hollanda vatandaşına göre bir Türk vatandaşı 3 kat fazla antibiyotik tüketmektedir.

Antibiyotik kullanımının sıklığının en az olduğu ilimiz Artvin’dir.

Türkiye’de antibiyotik kullanımı

Diş çürüğü nedir?

Bizler neler yapabiliriz?

Doktorumuza danışmadan antibiyotik kullanmamalıyız! Doktorun önerdiği doz ve gün sayısı kadar antibiyotik kullanmalıyız.

Hekimin önerdiğinden az antibiyotik kullanmak vücudumuzdaki patojen bakterilerin ölmemesine ve direnç kazanmalarına neden olur.

Ölmeyen bakteriler ileride tekrar hastalık oluşturma tehdidiyle bizi baş başa bırakır.

Başımız bile ağrısa doktorumuza baskı yapıp antibiyotik yazmasına zorlamamalıyız. Bu durum hastalığın geçerli tedavisini engellemekte ve hekimi de zor durumda bırakarak hekimin görevini doğru bir biçimde yerine getirememesine neden olmaktadır.

Hekimimizin verdiği antibiyotiği kimseyle paylaşmamalıyız!

Ellerimizi sık sık yıkayarak, yiyeceklerimizi hijyenik koşullarda hazırlayarak, hasta kişilerle direkt temastan kaçınarak ve aşılanma ile enfeksiyonların oluşmasından korunabiliriz.

sayfamızı takip ediniz.

Herkes Dergisi Resmi Sayfası

İlgi çekebilecek kısa yazılar:

Voyager Altın Plağı Nedir?

Anarşizm ve liberalizm farkları

Tesla Model S fiyatı ve özellikleri

Mezheplere yenilen aşk oyunu

Источник: https://herkesindergisi.com/aslibaskan/antibiyotik-direnci/

Genetiği Değiştirilmiş Besinlerin Sağlığa Etkileri

GDOnun antibiyotik direncine neden olduğu kesinleşti

Mısır kendi böcek öldürücüsünü yaratacak şekilde değiştirilmiştir. Zararlı böcek mücadelesi amacıyla uygulanan bu yöntem zararlılarla mücadele konusunda her ne kadar iyi bir sonuç vermiş olsa da bu mısırların insanların tüketimine sunulması bir çok sorunu da beraberinde getirmiştir.

Amerikan Gıda ve İlaç İdaresi, tonlarca genetiği değiştirilmiş mısırın insan tüketimine sunulduğunu ilan etti. Fakat fareler üzerinde yapılan deneyler neticesinde Genetiği değiştirilmiş mısırla beslenen farelerin döllerinde zayıflama görülmüştür ve bu durumun doğurganlığı azalttığı sonucuna varılmıştır.

Soya

Soya fasulyesinin ot öldürücülere karşı daha dirençli olabilmesi için genetiği değiştirilmiştir.

Soya unu,soyadan yapılan bir tür peynir olan tofu, soya içecekleri ve soya yağı ile ilgili fareler üzerinde yapılan deneyler sonucunda genetiği değiştirilmiş soyayla beslenen farelerin hiç bir şekilde döl üretemediği ve çoğu denek farelerinin deneyler sırasında öldüğü tespit edilmiştir.

Son dönemde erkek kısırlığının bu denli çoğalmasının altında yatan en önemli etkenlerden biri de genetiği değiştirilmiş besinlerdir. Şuan çok ciddiye alınmasa da bu durumun uzun vadede insan ırkının tükenme tehsi altına girmesine sebep olabileceği unutulmamalıdır.

Pamuk

Bilindiği üzere pamuk yağı da bir çok gıdanın içine katılmaktadır. Pamuk da ot öldürücülere dirençli olabilsin diye genetiği değiştirilen bir bitkidir. Genetiği değiştirilmiş pamuğa temas eden bir çok Hintli çifçinin derilerinde dökülmeler olduğu görülmüştür.

Pirinç

Güneydoğu Asya’dan gelen bu temel gıda maddesinin şimdi bol miktarda A vitamini içerecek şekilde genetiği değiştirildi. İddiaya göre, ABD’de insan genleri içeren pirinç türlerinin üretileceğine dair raporlar bulunuyor. Pirinç, 3.

dünya ülkeleri bebek ishalleriyle mücadele edecek insan proteinleri üretecek.

İnternet dergisi China Daily, genetiği değiştirilmiş pirincin gen transferlerinin eşzamanlı olasılığıyla birlikte alerjik reaksiyonlara eğilimi düşünüldüğünde potansiyel ciddi sağlık ve çevre sorunları taşıdığını bildirdi.

Domates

Domateslerin, çürüme ve büzülmeleri önlenerek daha uzun raf ömrüne sahip olmaları amacıyla genetik olarak değiştiriliyor. Genetiği değiştirilmiş domateslerin güvenliğini belirlemek için yürütülen bir testte bazı hayvan denekler genetiği değiştirilmiş domatesleri tüketmelerinden birkaç hafta sonra ölmüşlerdir..

Süt ürünleri

ABD’deki ineklerin %22’sine genetiği değiştirilmiş bovin büyüme hormonu (rbGH) enjekte edildiği ortaya çıktı. Monsanto’nun yarattığı bu hormon, ineklerin süt üretimini yapay olarak %15 oranında artırıyor.

Süt ürettiren hormonla beslenen ineklerden alınan süt artan IGF-1 yani insülin benzeri büyüme faktörleri düzeylerini içeriyor. İnsanların da sistemlerinde IGF-1’i vardır.

Bilim insanları, insanlarda artan IGF düzeylerinin kolon ve meme kanseriyle ilişkili olduğunu düşünüyor..

Patates

Bacillus thuringirnsis’in Kustaki Cry-1 türüyle değiştirilen patatesle beslenen farelerin sistemlerinde toksinler bulundu. Aksi iddialara rağmen sonuçlar gösteriyor ki Cry 1 toksini fare gutunda sabitti. Sağlık riskleri açıklandığında bu durum bazı çevrelerde tartışma başlattı.

Bezelye

Yapılan araştırmalar sonucunda genetiği değiştirilmiş bezelyelerin farelerde ve muhtemelen insanlarda bağışıklık sistemini olumsuz etkilediği sonucuna varılmıştır.

Yapılan araştırmada  GDO’lu bitki polenlerinin rüzgar ve arılar aracılığıyla doğada bulunan diğer tür bitkilerle melezlendiği ve mutasyona uğramış bitki türlerinin oluştuğu aynı zamanda kontrolsüz bir biçimde çoğaldıkları ortaya koyulmuştur. 

İstatistiklere bakıldığında dünya genelinde hemen hemen 30 bin farklı türde GDO’ya rastlanabiliyor. Türkiye’de ise 200’e yakın farklı türde GDO olduğu varsayılıyor. Yani, her gün GDO’lu besinler tüketiyor olabiliriz. Bu sayı göz önünde bulundurulduğunda marketlerde satılan ürünlerin %70‘i GDO’lu olabilir.

ABD sınırları içerisinde GDO’ya herhangi bir yasal düzenleme getirilmemişken, Avrupa Birliği’ndeki bazı ülkeler ile Japonya, Avusturalya ve Yeni Zellanda’da GDO’ya karşı ileri düzey yasal kısıtlamalar getirmiş durumda.

Türkiye’de ise, Tarım Bakanlığı’nın mevcut yönetmeliğinde GDO’lu gıda ve yem maddeleri yasak. Ancak ne yazık ki Türkiye’de bu denetlemeyi yapacak kuruluş mevcut değil.

GDO’nun Çevreye Zararları

  • GDO üretimi, süper dayanıklı böcek ve yabani bitki türleri yaratır. Bu türlerin varlığı ekosisteme ve tarıma büyük tehdit oluşturur.

  • GDO’lar tozlaşma yoluyla doğal türlere bulaşarak biyoçeşitliliğe zarar verir.
  • Zehir salgılayan GDO’lar, kelebekler gibi zararsız canlıların ölümüne neden olur.

    Aynı zamanda zehirlerini köklerinden toprağa geçirirler bu durum uzun vadede toprağa zarar verir.

GDO’nun Sağlığa Zararları

  • Öldürücü alerjilere neden olabilir.
  • Yemler, hayvanlarda antibiyotik direncini artırarak antibiyotiklerin etkisini azaltır.
  • Tarlalarda kullanılan yabani ot ilaçları, memeliler için toksit etki ve insanlarda hormonal dengeyi bozma riski taşıyor.

  • Genetiği değiştirilmiş bitkilerin salgıladığı böcek zehri insan sindirim sisteminde tamamen parçalanmadığından dolayı vucutta birikerek ciddi hastalıklara sebep oluyor.

Bu noktada, mümkün olduğunca doğal ürün tüketmeye özen göstermeliyiz.

Devletin de halihazırdaki tohum yasası üzerinde tekrar çalışıp yerli tohum ekimi için teşvik edici olması insan sağlığı ve ekosistemin devamlılığı açısından oldukça önemlidir.

Alakalı Aramalar:

  • gdo yan etkileri
  • genetiği değiştirilmiş gıdaların zararları

Источник: https://www.bitkicenter.com/genetigi-degistirilmis-besinlerin-sagliga-etkileri/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.