Gen Terapisi Çalışmaları Hemofili B Tedavisinde Başarılı Sonuçlar Veriyor

Gen Terapisi Nasıl Çalışır ve Neden Bu Kadar Etkilidir?

Gen Terapisi Çalışmaları Hemofili B Tedavisinde Başarılı Sonuçlar Veriyor

Charlie Gordon’u hatırlıyor musunuz? 1966’da Daniel Keyes tarafından yazılan “Flowers for Algernon” romanının yıldızıydı.

Gordon, romanda 32 yaşında zihinsel engelli olan ve bir genin kaybından kaynaklanan tedavi edilmemiş fenilketonüri hastası biriydi. Bu gen, amino asit fenilalanini metabolize eden bir enzim kodlar.

Fenilketonürili insanlar fenilalanin içeren gıdaları tüketirlerse, bu amino asididin bileşik ve yan ürünleri kanında birikir ve toksik hale gelir.

Sonuç olarak hastalık beyin hasarına, pigmentasyon kaybına, nöbetlere ve bir dizi başka soruna neden olur.

Roman dünyasında, Gordon sonunda zekasını arttırmak için deneysel bir ameliyat geçirerek kalıtsal hastalığın üstesinden gelir. Gerçekte bu durumla doğan insanlar çok farklı bir tecrübeye sahiptir. Her çeşit et, süt ürünleri, fındık, fasulye ve yapay tatlandırıcı gibi fenilalanin içeren gıdalardan kaçınmak için düşük proteinli sıkı bir diyet uygularlar.

İdeal çözüm, tehli beyin ameliyatları ile sıkı diyet kısıtlamaları arasında bir yerde olabilir. Aslında, ideal çözüm hatalı geni değiştirmekte de olabilir. Böylece fenilketonürili kişiler yüksek proteinli gıdalardan ze alabilirler.

Gen terapisi son zamanlarda çok popüler oldu ve bu alandaki ilerlemeler sayesinde kişilerin hücrelerine, eksik veya hatalı genlerin yerini alması için yeni genin eklenmesi mümkün hale geldi. Galiba 21.

yy’da olanaksız gibi görünen bu rüya gerçek oluyor.

Gen terapisi 1990’lı yıllardan bu yana uzun bir yol kat etti. Araştırmacılar son yirmi yılda çok şey öğrendiler. Belki de en önemlileri şunlardı: Gen terapisinin kağıt üzerinde tanımlanması kolay ama insan hücrelerinde uygulanması daha zor. Neyse ki bilim insanları bu bulmaca üzerinde çalışmaya devam ettiler ve nihayet gen terapisi modern tıpta devrim yaratacak şekilde tasarlandı.

Gen terapisinde hızla ilerlemeye başlamadan önce DNA’nın işlevinin ve gen ifadesinin temellerini gözden geçirelim.

Bir Gen Bir Protein: Gen Terapisinin Temelleri

Bu tıbbi tedaviyi anlamak genlerin çalışma bilgisini gerektirir.

İyi haber, muhtemelen lisenizde biyoloji dersinde bu bilgileri öğrenmiş olmanızdır ancak unutmanız durumunda burada hızlı bir özet bulabilirsiniz.

Bir gen, kalıtsal bilginin tek bir birimini belirtir, belirli bir etkinliği veya özelliği kontrol eden bir faktördür. Genler, hücrelerimizin çekirdeklerinde bulunan kromozomlarda bulunurlar.

Kromozomlar, nükleotid olarak bilinen ve tekrar eden alt birimlerle inşa edilmiş uzun DNA zincirleri içerir. Bu tek bir genin, nükleotidlerin spesifik bir dizilimine sahip sınırlı bir DNA uzantısı olduğu anlamına gelir. Bu nükleotidler, çok aşamalı bir süreç kullanarak bir hücredeki belirli bir protein için bir plan yaparlar.

-Transkripsiyon olarak bilinen ilk adım, bir DNA molekülünün çözülmesiyle başlar ve tamamlayıcı bir haberci RNA tek bir ipliği oluşturmak için bir şablon olarak görev yapar.

-Haberci RNA daha sonra çekirdeğin dışına ve sitoplazmaya gidip ribozom adı verilen bir yapıya bağlanır.

-Orada, DNA’nın kodunu yansıtan haberci RNA’da saklanan genetik kod, aminoasitlerin kesin bir dizisini belirler. Bu adım çeviri olarak bilinir ve uzun zincirli bir aminoasit zinciri ile sonuçlanır. İşte uzun zincirli bu aminoasit bir proteindir.

Proteinler hücrelerin işçileridir. Fiziksel altyapıyı inşa etmeye yardım eder, önemli metabolik yolları kontrol eder ve düzenlerler. Eğer bir gen arızalanırsa, örneğin nükleotid dizisi bozulursa karşılık gelen protein doğru yapılamaz veya oluşturulmaz. Bu durum mutasyon olarak adlandırılır ve mutasyonlar kanser, fenilketonüri gibi birçok probleme yol açabilir.

Gen terapisi, bir hücrenin eksik bir protein yapabilme kabiliyetini geri getirerek kusurlu bir geni onarmaya ya da değiştirmeye çalışır. Kağıt üzerinde basittir: Bir genin doğru sürümünü bir DNA dizisine yerleştirmeniz yeterlidir.

Gerçekte biraz daha karışıktır çünkü hücreler, virüs şeklinde dışarıdan yardım istemektedir. Muhtemelen virüsleri, çiçek, grip, kuduz veya AIDS gibi enfeksiyonlara neden olan yapılar olarak düşünebilirsiniz.

Gen terapisinde bilim insanları, bu küçük parçacıkları bir hücreye genetik bir yenileme yapmak için kullanıyorlar.

Gen Terapisi Araçları Olarak Virüsler

Virüsler yıllardır biyologları şaşırttılar. Bu tuhaf varlıkların çekirdekleri veya diğer hücresel yapıları yoktur ancak DNA veya RNA nükleik asidine sahiptirler. Bu küçük genetik bilgi paketi, bazı durumlarda membranöz bir zarf içine sarılmış bir protein tabakası içinde paketlenir.

Diğer canlıların aksine, gerekli hücresel mekanizmaya sahip olmadığı için virüsler tek başlarına çoğalamazlar. Bununla birlikte, bir hücreyi istila ederek hücrenin ekipmanlarını ve enzimlerini ödünç almaları halinde üreyebilirler.

Temel işlevlerini okumak ve virüsleri daha yakından tanımak için ”Virüsler Nasıl Çalışır” yazımıza göz atabilirsiniz.

Genetik bilgiyi hücrelere taşımak, virüsleri gen terapisinde kullanışlı kılar.

Peki virüs DNA’sının bir parçası insan DNA’sıyla değiştirildiğinde virüs hala insanları enfekte eder mi? Bu durumda yerleştiği hücrede bu genin kopyalarını üretmeyecek ve insan DNA’sının verdiği talimatları takip edecektir.

Kulağa tuhaf geliyor ama virüsleri hastalıktan arındırabilirsek bu oldukça olası bir yöntem. Bu şekilde genetiği değiştirilmiş virüsler gen terapisi için harika bir araç olabilir.

Günümüzde araştırmacılar araç olarak çeşitli virüs türlerini kullanıyorlar. En sevilenleri ise insanlardaki soğuk algınlığından sorumlu ajan olan adenovirüslerdir. Adenovirüsler, DNA’larını hücrenin çekirdeğine aktarırlar ancak DNA bir kromozoma tümüyle bağlı değildir.

Bu onları iyi bir araç yapar ama genellikle vücutta bir bağışıklık tepkisi uyandırırlar. Alternatif olarak, araştırmacılar bilinen bir insan hastalığına neden olmayan adeno ilişkili virüslere güvenebilirler.

Adeno ilişkili virüsler genlerini konakçının kromozomlarına entegre ederek hücrelerin eklenen geni çoğaltmasını ve değiştirilmiş hücrelerin gelecek nesillere aktarmasını mümkün kılarlar.

AIDS ve bazı hepatit türlerine neden olabilen retrovirüsler, genetik materyalini istila ettiği hücrelerin kromozomlarında da yaparlar. Sonuç olarak araştırmacılar, retrovirüsleri gen terapisi için kapsamlı olarak incelemişlerdir.

Beden Dışı Gen Terapisi

Gen terapisi fikri bilim insanlarının beyinlerinde uzun yıllar boyunca yer etti. Aslında genetik hastalıkların “genetik mühendisliği” ile iyileştirilebileceğini ilk kez 1966’da önermiş olan Amerikalı bir genetikçi Edward Tatum idi.

Aynı yıl, başka bir Amerikalı Joshua Lederberg “virojenik terapi”nin ayrıntılarını The American Naturalist‘de yayınlanan bir makalede aktardı. Birçok araştırmacı daha sonra gen tedavisini konseptten gerçekliğe taşımak için gayretle çalıştı.

1972’de biyokimyager Paul Berg, insan DNA’sının bir bölümünü kesip çıkardıktan sonra virüsün genomuna ekleyip bakteri hücrelerini enfekte etmeyi öğrendi. Sonunda, insan insülini üretmek için bakteri bulabildi. On yıl sonra, Ronald M.

Evans da sıçan büyüme hormonu genini bir retrovirüs içine yerleştirdi ve sonra bu geni fare hücrelerine aktardı.

Bütün bu çabalar gen terapisi devrimi için bir aşama oluşturdu. ABD Gıda ve İlaç İdaresi (FDA) tarafından onaylanan ilk gen tedavisi deneyi 1990’da gerçekleşti. Araştırma, David Vetter’dan sonra şiddetli kombine immün yetmezliği olan hastalar üzerinde yoğunlaştı.

Bu araştırmacılar, vücut dışı gen tedavisi olarak bilinen bir yöntem kullandı. İlk olarak, kalça kemiğine özel bir iğne ile ulaşarak kemik iliğinden kök hücrelerin alınmasını sağladılar.

Daha sonra laboratuvarda kök hücreler, kemik iliğinden RNA’nın şiddetli kombine immün yetmezlik ile ilişkili geni içerecek şekilde değiştirilmiş retrovirüslere maruz bırakıldı. Retrovirüsler kök hücrelere bulaştı ve işlevsel geni konakçı kromozomuna aktardı.

Daha sonra bilim insanları kök hücreleri aldı ve onları hastanın kan dolaşımına enjekte etti. Hücreler, kemik iliği için bir kestirme yol yaptı ve tüm iyi kök hücreler gibi gerekli gen kopyaları olan sağlıklı T hücreleri de dahil olmak üzere farklı hücre türlerinde olgunlaştı.

Bu tekniği kullanarak şiddetli kombine immün yetmezliği olan düzinelerce çocuk tamamen iyileşti. Fakat genetikçilerin çalma listesindeki tek hastalık veya yaklaşım bu değildi.

Vücut İçi Gen Terapisi

Gen terapisini uygulamak için ikinci yaygın yol, gen taşıyan virüsü doğrudan arızalı hücreleri olan bölgeye enjekte etmektir. Pennsylvania Üniversitesi’nden patoloji ve laboratuvar tıbbı profesörü James Wilson, 1990’lı yıllarda “in-the-body” gen terapisine öncülük etmiştir.

Adenovirüsü araç olarak kullanmış ve alıcıdaki bağışıklık tepkisinin sınırlandırılması için zayıflatmıştır. İlk testlerde, değiştirilmiş virüs hiçbir şekilde zarar vermez gibi görünüyordu. Bu durum, genleri birkaç yan etki ile güvenilir bir şekilde verebileceği anlamına geliyordu.

1999’da, ornitin transkarbamilaz eksikliği olarak adlandırılan nadir bir genetik bozukluğun tedavisinde adenovirüs temelli tedaviyi test etmek için bir faz I klinik araştırmaya öncülük etti. Ornitin transkarbamilaz, vücudun fazlalık azotu parçalamasına yardımcı olan bir enzimdir.

Onsuz, amonyak seviyeleri beyinde toksik etki oluşturana kadar artar. X kromozomundaki tek bir gen enzimi kodlar ve deneysel tedavi için ideal bir adaydır.

Wilson, ornitin transkarbamilaz genini zayıflamış adenovirüs parçacıklarına aktarmış ve bunları 18 hastanın karaciğere enjekte etmiştir.

Fikir basitti: Virüs, karaciğer hücrelerini enfekte eder. Bu da ornitin transkarbamilaz genini çoğaltmaya ve enzimi üretmeye başlar.

Ne yazık ki hastalardan biri olan 18 yaşındaki Jesse Gelsinger, değiştirilmiş virüs enjeksiyonunu aldıktan üç gün sonra öldü.

Bilim adamları şimdi Gelsinger’in vücudunun muazzam bir bağışıklık tepkisi oluşturduğunu ve bunun yaygın organ başarısızlığına neden olduğunu düşünüyorlar ve bu sadece gen terapisinin risklerinden biridir.

Gen Terapisi Güvenliği

Jesse Gelsinger’in ölümü halkı şaşkına çevirdi ve bilim dünyasına şok dalgaları gönderdi. Beden içi gen terapisinde en büyük sorun hastanın bağışıklık sistemidir. Vücut adenovirüs parçalarını, hatta bir insan geni taşıyan parçacıkları yabancı cisimler olarak görüyordu.

Konakçılar konakçı hücrelere girdiklerinde, işgalcilerden kurtulmak için karşı bir saldırı uygulayarak tepki verirler. Jesse Gelsinger’a olanları böyle yaşadık. Bağışıklık sistemi virüslerin yardım etmeye çalıştıklarını anlamadı ve bu süreçte organlarda şiddetli bir saldırı başlattı.

Bugün araştırmacılar Gelsinger’e daha düşük terapi dozları verilebileceğini veya bağışıklık sistemini baskılayıcı ilaçlar ile önlem alınabileceğini biliyorlar.

Retrovirüslere dayanan vücut dışındaki tedaviler kendi problemlerine sahiptir. Unutmayın, retrovirüsler DNA’larını konakçı kromozomuna ekler; bu, bir cümleden kelimeleri toplayıp daha uzun bir cümle oluşturmak için ekleme yapmak gibidir. Ekleme işlemi doğru yerde gerçekleşmezse ortaya çıkan “dil” mantıklı olmayabilir.

Retrovirüsleri kullanan bazı gen tedavisi denemelerinde hastalar lösemi ve diğer kanser türlerini geliştirdiler çünkü bir gen yerleştirmek çevredeki diğer genlerin işlevini bozabilir.

Birçoğu kanseri diğer terapilerle engellemiş olmakla birlikte, bu beklenmeyen etkiler şiddetli kombine immün yetmezlik hastalığına sahip birçok çocuğu etkiledi.

Gen Terapisi ile Tedavi Edilen Hastalıklar

Jesse Gelsinger’in ölümünün ardından James Wilson’un insan deneklerini kullanarak gen terapisi deneyleri yapması yasaklanmıştı. Bununla birlikte, diğer araştırmacılar aynı kısıtlamalardan ötürü faaliyet gösteremedi.

Pennsylvania Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden moleküler genetikçi ve doktor olan Jean Bennett ile Philadelphia’daki Çocuk Hastanesi’ndeki Albert Maguire, 2007’de nadir bulunan bir hastalıkta gen terapisi tedavisi için klinik araştırma başlattı.

Bu hastalık; Leber conjenital amaurosis yani görme bozukluğu idi. RPE65 olarak bilinen gendeki bir mutasyon, göz bebeğinin normal işlevi için hayati önem taşıyan bir proteinde eksikliğe yol açar.

Bu proteinden yoksun insanlarda hastalığın seyri genellikle 40 yaşına gelene kadar ilerleyici bir görme kaybı ve sonrasında tam görme kaybı ile sonuçlanır.

Bennett ve Maguire RPE65 genini adeno ilişkili virüse yerleştirdi. Daha sonra üç hastanın göz bebeğinin içine düşük dozlarda bu virüsü enjekte etti. Virüsler göz bebeğindeki hücrelere bulaştı. Sonuçlar olumluydu. Üç kişinin de görme kaybının ilerleyici seyri azaldı ve tehli bağışıklık tepkileri de dahil olmak üzere kötü niyetli yan etkiler bildirilmedi.

Araştırmacılar vücut dışındaki tedavilerde de büyük ilerleme kaydetmektedir. Temmuz 2013’te Science dergisi, gen terapisi araçları olarak lentivirüslerin kullanımını araştıran iki çalışmanın sonuçlarını yayınladılar.

Lentivirüsler bölünen ve bölünmeyen hücrelerde genleri etkin ve kalıcı olarak aktarma yeteneğinde benzersizdirler.

Belki de daha önemlisi lentivirüsler, konakçının DNA’sına yerleştiklerinde diğer kanserle ilişkili genleri harekete geçirmek için daha az eğilimli görünürler.

Araştırmacılar, metakromatik lökodistrofi ve genç erkekleri etkileyen X kromozomuna bağlı adrenolökodistrofi hastalıklarını ele aldılar. Bu hastalıkları lentiviral temelli tedavi ile test edildiklerinde, iki hastalığın da ilerlemesini durdurabildiler ve zararlı hiçbir yan etkisi olmadığını bildirdiler.

Gelecekte umut veren diğer gen terapilerinin çoğunlukla kistik fibroz, kas distrofisi, orak hücre anemisi ve hemofili gibi kalıtsal hastalıklar için ortaya çıkacağı düşünülmektedir. Fenilketonüri bile muhtemelen Charlie Gordon’u mutlu edecek geçmiş bir şey haline gelebilir.

Hazırlayan: Damla Uludağ

Kaynak: http://science.howstuffworks.com/life/genetic/gene-therapy.htm

Источник: https://sinirbilim.org/gen-terapisi-nasil-calisir-kadar-etkilidir/

Hemofili tedavisi mi? Gen terapisi çalışması dramatik sonuçlar gösteriyor

Gen Terapisi Çalışmaları Hemofili B Tedavisinde Başarılı Sonuçlar Veriyor

En yaygın hemofili şekli için bir tedavi arayışı, Birleşik Krallık’taki bir gen terapisi çalışmasının çarpıcı sonuçlarının ardından dev bir adım atmış gibi görünüyor.

Denemede yayınlanan bir raporda, eksik bir geni eklemek için tek dozluk bir gen terapisi aldıktan sonra bir yıldan fazla bir süredir, hemofili A’lı katılımcıların normal düzeyde pıhtılaşma faktörü ve kanamada önemli azalmalar olduğu görülmüştür.

Barts Health NHS Trust’taki Haemophilia Merkezi Direktörü Prof. Dr. John Pasi, “Beklentilerimizi çok aşan akıllara durgunluk veren sonuçlar gördük” diyor.

Hemofili, bir pıhtılaşma faktörünün üretimini kontrol eden bir gendeki bir kusur nedeniyle kanın düzgün bir şekilde pıhtılaşmadığı kalıtsal bir hastalıktır.

Pıhtılaşma faktörü seviyesi ne kadar düşükse, en küçük yaralanmanın bile aşırı kanamaya ve hatta spontan iç kanamaya yol açması olasılığı daha yüksektir – özellikle eklemlerde.

Eklemlerde kanama ilerleyici hasar, artrit ve ağrıya neden olabilir. Başta kanama olduğunda, nöbet ve felce yol açabilir. Kanama durdurulamazsa veya beyinde veya başka bir hayati organda gerçekleşirse ölümcül olabilir.

Genetik kusurun düzeltilmesi hemofili ‘iyileştirebilir’

Hemofili öncelikle erkekleri etkiler ve iki ana tip vardır. Hemofili A en sık görülen tip olan faktör VIII eksikliğinden kaynaklanırken, hemofili B faktörü IX eksikliğinden kaynaklanmaktadır.

Hemofili A, hemofili B’den dört kat daha yaygındır ve yaklaşık 5,000 erkekte yaklaşık olarak görülür. Tahminler, hemofili dünya çapında 400.000’den fazla insanın, Amerika Birleşik Devletleri’nde 20.000 ve denemenin yapıldığı Birleşik Krallık’ta 2.000’den fazla kişi olduğunu göstermektedir.

Şu anda hemofili tedavisi yoktur. Etkili tedaviler vardır, ancak bunlar pahalıdır ve kanamayı önlemek için haftada birkaç kez ömür boyu enjeksiyonları içerir.

Gen tedavisi denemesi sırasında, hemofili A’dan 13 kişi, hemofili A olan kişilerde eksik olan kan-pıhtılaşma proteini olan faktör VIII için kodlanan genin bir kopyasının enjeksiyonlarını aldı.

19 aya kadar takip edilen katılımcılar beş hastanede tedavi edildi: Kraliyet Londra, Guys ve St Thomas ‘, Birmingham, Hampshire ve Cambridge.

‘İnanılmaz sonuçlar’

Test sonuçları, tedavilerini aldıktan sonra 1 yıldan daha uzun bir süre önce, 13 hastanın daha önceki tedavilerini durdurabildiğini ve 11’inin normal veya normale yakın pıhtılaşma faktörü seviyelerini gösterdiğini göstermektedir.

“Çalışmaya başladığımızda,” diyor. Pasi, “% 5’lik bir iyileşme göstermenin büyük bir başarı olacağını düşündük, bu yüzden kanamada dramatik bir azalma ile normal ya da normale yakın faktör düzeylerini görmek gerçekten şaşırtıcı. “

Bağlantılı bir yazıda, Hollanda Utrecht’teki Utrecht Üniversitesi Sağlık Bilimleri ve Temel Bakım Merkezi’nden Dr. H. Marijke van den Berg, bu gen terapisi çalışmasının ve aynı zamanda hemofili B hastalarının önemini tartışmaktadır.

Van den Berg’in yakın zamanda, hemofili’nin “pıhtılaşma faktörü konsantrelerinin bol olduğu ve gen terapisinin gerçek olduğu bir döneme” yaklaştığını gözlemlemiştir.

Yeni denemeden, “elde edilen seviyelerin etkileyici olduğu, ancak hastalar arasında büyük farklılaşmanın açıklığa kavuşturulması gerektiğine” dikkat çekiyor.

‘Kanamasız bir hayat’ olasılığı

Açıklığa kavuşturulması gereken şeylerden biri olan Dr. van den Berg, hangi insanların daha düşük doz alabileceğini ve bir “önkoşul rejiminin” dozu azaltıp azaltmayacağını tahmin etmenin mümkün olup olmadığını açıklıyor.

Ayrıca, bağışıklık sistemleri, faktör VIII inhibisyonu geliştirme öyküsü olmayan ve hepatit içermeyen bir geçmişi olmayan, düzeltici genini (AAV vektörü) taşımak için kullanılan virüsü reddeden kişiler hariç tutulduğu için, bu tedavinin açık olup olmadığı açık değildir. hemofili A çoğu insan için çalışırdı

Dr. van den Berg, “Mevcut çalışma için işe alınan hastalar, aktif hepatit ve inhibitör-negatif olmaksızın AAV-negatif olmak zorunda olduğundan, hemofili hastalarının çoğu henüz gen terapisinden yararlanamamaktadır” diye belirtiyor.

Bununla birlikte, eğer tedavi “mükemmelleştirilebiliyorsa”, o zaman bu hastalıktan doğan insanların “kanamasız hayat” ve diğer yıkıcı yan etkileri bekleyebilir.

Dr. van den Berg’in not ettiği bir başka önemli sonuç da, gen terapisinin hastalığı tek bir tedaviyle “iyileştirebileceğidir”, hemofili hastalarının pıhtılaşma ürünlerine erişemediği gelişmekte olan ülkelerde büyük bir fark yaratabilir.

“Şu anda hemofili hastalarının bakımını, şu anda her gün olduğu gibi sık sık enjekte etmesi gereken kişiler için tek bir tedavi yöntemiyle tedavi etme potansiyeline sahibiz. Bu çok heyecan verici.”

K. John Pasi

Источник: https://trmedbook.com/hemofili-tedavisi-mi-gen-terapisi-calismasi-dramatik-sonuclar-gosteriyor/

Hemofili hastalığı Nedir? Hemofili hastalığı Ne demek? – Nedir.com

Gen Terapisi Çalışmaları Hemofili B Tedavisinde Başarılı Sonuçlar Veriyor

Hemofili hastalığı; Kandaki pıhtılaşmayı sağlayan faktörlerden faktör 8 (VIII) ve 9 (IX)’un hayat boyu eksik ve kanın pıhtılaşmasının yetersiz olduğu, vücutta meydana gelen kanamaların durmaması şeklinde gelişen bir doğumsal kan hastalığıdır.

Hemofili hastalığı anneden gelen bir genle sadece erkek çocuklarda hastalığa neden olmaktadır. Hemofili kız çocuklarda ortaya çıkan bir hastalık değildir. Kız çocuklar hemofili hastalığını taşıyan bir unsurdur.

Hemofili-A nedir?

Doğumsal faktör 8 proteini eksikliği “hemofili A” adını alır.

Hemofili-B nedir?

Doğumsal faktör 9 eksikliği “hemofili B” adını alır.

Hemofili-C nedir?

Doğumsal faktör 11 eksikliği “hemofili C” adını alır.

Von Willebrand hastalığı nedir?

Eğer kanda pıhtılaşma olayında önemli rol oynayan proteinlerden birisi olan “von Willebrand Proteini” eksikse o zaman “von Willebrand hastalığı” ortaya çıkmaktadır.

Hemofili hastalığı hangi şikayetlere neden olur?

Hemofili hastalarında vücudun değişik kısımlarında aşırı kanamalar olur ve bu faktör 8 ve 9’un kan seviyesine bağlı olarak değişir. Erkek çocuklarda genellikle 1-2 yaşlarında çarpmalar ve düşmeler sonrası kol ve bacak derilerinde morarmalar ile diz ve dirsek gibi eklemlerde ağrılı şişlikler ortaya çıkar.

Bu şikayetlerin nedeni deri altına ve eklem içine olan ve durmayan kanamalardır. Bir türlü durdurulamayan burun kanamaları, dişeti kanamaları, sünnet sonrası kanamalar ve kesilen yerin geç iyileşmesi dikkati çeken diğer şikayetlerdir. Hemofili hastalarında kanama, hastalığın şiddetine bağlı olarak hayat boyu devam eder.

Hemofili hastalığı nasıl oluşmaktadır?

Normalde bir çocuk, anne ve babadan kromozom denilen yapıları alarak oluşur. Bu kromozomların yarısı anneden yarısı babadan gelir ve çocukların özelliklerini belirler.

Saç rengi, göz rengi, boyunun kaç cm olacağı, burnunun şekli gibi bütün faktörler bu genler sayesinde belirlenir. İşte bütün bunların yanında çocuğun kan grubu ve kanının özellikleri de bu genler sayesinde belirlenen bir özelliktir.

Anneden gelen genlerdeki “kan ile ilgili” bir tür bozukluk bu hastalığın ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Hemofili hastalığı bulaşıcı mıdır?

Hemofili hastalığı asla bulaşıcı değildir. Hemofili hastalığı sadece bir kişiyi ve ondan olacak erkek ve kız çocukları ilgilendiren bir durumdur.

Hemofili hastalığını önleyici tedavi nedir?

Ciddi hemofili hastalarında kanama oluşmasını engellemek için düzenli olarak faktör verilerek, kan faktör düzeyi belli bir seviyede tutulmasıdır. Faktör kullanan hemofili hastalarının bazılarında zamanla faktör etkisiz hale gelir, bu hastalara ‘inhibitörlü hasta’ denir. İnhibitörlü hastalarda verilen faktörle kanamanın durdurulması çok zordur.

Bu nedenle bu hastalarda son yıllarda kullanıma giren faktör 7 veya daha farklı tedaviler kullanılır. Faktör 7, faktör 8 yolağını by-pass ederek pıhtı oluşumunu sağlar. Son yıllarda genetik tedavi ile faktör yapımını sağlayan genin hastalara verilmesini sağlayan tedavi yöntemleri üzerinde yoğun çalışmalar yapılmaktadır.

Hemofili hastalarında görülen kanamalar nelerdir?

Şiddetli Kanamalar: Kafa Travmaları, Boyun ve Boğaz Kanamaları, Karın İçi Kanamalar.

Orta Şiddetli Kanamalar: Eklem İçi Kanamalar, Kas İçi Kanamalar, Eziklikler ve Morarmalar.

Hafif Şiddette Kanamalar: Ağız İçi Kanamalar, Burun Kanamaları, Hafif Kesikler.

Hemofili hastalığının tedavisi nasıl yapılmaktadır?

Hemofili hastalarında meydana gelen kanamalar, olmayan faktörün yerine konması ile durdurulabilir. Bunun için iki çeşit faktör üretilmektedir:

Plazma kaynaklı faktörler: insanlardan toplanan kanlar bir havuzda toplanır, faktörler ayrıştırılır, viral inaktivasyondan (kan içinde olabilecek viruslar temizlenir) geçer ve paketlenir. Bu ürünler her ne kadar viral inaktivasyon yöntemlerinden geçmekteyse de insandan insana bulaşabilecek bir takım virusları taşıma riski vardır.

Rekombinat dna teknolojisi ile elde edilen faktörler: İnsülinin üretimi gibidir. Bir vektör kullanılarak faktör elde edilmektedir. İçinde insana ait herhangi bir madde olmadığı için hastalık bulaştırma riski yoktur. Ürünümüz bu yolla elde edilir.

edizhan dedeoğlu04.05.2017 çok teşekkür ederim fen ödevim için lazımdı hemofili hastalarına üzüldüm inşallah bi gün iğleşirler
Cevapla Mürsel recep sürücü

Источник: https://www.nedir.com/hemofili-hastal%C4%B1%C4%9F%C4%B1

Hemofili: Tipleri, nedeni, belirtileri, teşhisi ve tedavisi

Gen Terapisi Çalışmaları Hemofili B Tedavisinde Başarılı Sonuçlar Veriyor

Kanda Faktör 8 ve faktör 9 adlı iki protein bulunur. Hemofili durumunda bunlar kanda eksiktir. Bu iki proteinin kanda olmaması, miktarının azalması ya da işlevinin bozulması durumunda, kan pıhtılaşamaz ve kanamaya neden olur.

İlk olarak 1920 yılında tanımlanan hemofili, kalıtsal faktörlere (soyaçekim) bağlı olarak gelişen ciddi kanamalara yolaçan bir hastalıktır. Fakat Hemofili hastalarının yaklaşık %30 unun ailesinde Hemofili yoktur. Çünkü genlerde meydana gelen mutasyonlardan kaynaklanır. Hemofilide sorun kanamada değil kanama süresinin uzamasında yani kanın daha geç pıhtılaşmasındadır.

Toplumda görülme sıklığı fazladır. Her 4 bin erkekte bir ortaya çıkar.Erkeklerde görülme sıklığı kadınlara göre çok daha fazladır. Kadınlarda görülmesi çok nadir bir durumdur.

1985 ‘den önce vücuduna faktör 8 enjekte edilen birçok hasta HIV ile enfekte olmuş ve AİDS gelişmiştir. Fakat son zamanlarda kan saklama yöntemleri ile bu risk azaltılmıştır.

HEMOFİLİNİN TİPLERİ VE NEDENİ

Hemofilinin nedeni, kanın pıhtılaşmasını sağlayan faktörlerin eksik olmasıdır. İki tip Hemofili vardır: Hemofili A ve Hemofili B.

Bu isimlendirme kanda eksik olan proteine göre yapılır. Hemofili A’da faktör 8 proteini eksiktir. Hemofili B’ye göre daha fazla görülür. Hemofili hastalarının % 80’i bu gruptadır. Bu faktör 8 proteinin kanda bulunması gereken miktarın yarısının altına düştüğünde Hemofili ortaya çıkar. Ne kadar az ise hastalık o kadar şiddetlidir.

Hemofili B ise faktör 9 proteinin eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Hastalığın klinik belirtileri Hemofili A’dan ayırtedilemez. Belirti vermeden ilerleyebildiğinden tanısı kandaki faktör seviyelerinin belirlenmesiyle ortaya konulur.

HEMOFİLİNİN BELİRTİLERİ

Hemofilinin belirtilerinin şiddeti, kanda bulunan faktörlerin ne kadar eksik olduğuna bağlıdır.

Belirtisi kanamadır. Çocukluk çağında ortaya çıkan beyin kanaması, ölüme neden olabilir. Genelde bu yaştaki kanamalar yaralanmalara bağlı olarak görülür. Çocuk, ağzını ya da burnunu bir yere çarptığında kan kaybı görülür.

Ayrıca oyun çağında, dizini çok yaralayan çocukta, kanama eklem içine olabilir. Bu sık tekrarlarsa, ciddi probemlere yol açar. Eklemin hareketlerini kısıtlar hatta tamamen ortadan kaldırabilir.

Kemiklerin kaynaşmasına neden olur.

Ayrıca kanamalar karaciğer, böbrek gibi iç organlarda da ortaya çıkar. Yaş ilerledikçe hastalığın farkına varan kişi, daha dikkatli bir yaşam sürer. Böylece uzun yıllar hayatını devam ettirebilir.

Fakat ufak yaralarda ya da çarpmalarda bile vücutta morluklar görülebilir. Hastalığın, yaş ilerledikçe nasıl seyredeceğini tahmin etmek zordur.

Küçük kanamalardan sonra durdurulamayan kan kayıpları oluşabilir.

Hemofili tanısı hayatın her döneminde teşhis edilebilir. Yeni doğan çocukta da bu hastalık tespit edilir. Fakat, hemofili hastalarında, kanamanın ne zaman görüleceği bilinmediğinden, tanı için doktora başvurma zamanı da gecikir.

Doktora gittiğinizde, size ailede böyle bir vakanın daha önce olup olmadığı sorulacaktır. Hastalığın geçişinde, anneden gelen genler önemli olduğundan, annenin kardeşlerinde ya da kardeşlerinin çocuklarında hemofili hastası olup olmadığı araştırılır.

Ayrıca yapılan kan tahlilleriyle, kan pıhtılaşmasına bakılır. Kesin tanı, bu testlerden sonra konur. Hemofili tedavisi uzun sürer ve bundan sonra hastayı ve ailesini ciddi ve uzun bir süreç beklemektedir.

HEMOFİLİ HASTALIĞININ TEDAVİSİ

Hemofilinin tedavisi ömür boyu sürer. Çünkü bu hastalık genetik bir hastalıktır ve henüz tedaviler bu aşamaya gelmemiştir. Hastalıkta eksik olan faktörler (proteinler) enjeksiyonla yerine konur. Bu şekilde, hastada kanama olduğunda pıhtılaşmanın oluşması sağlanır.

Fakat bu kalıcı bir tedavi şekli değildir. Sürekli ve düzenli bir şekilde uygulanması gerekir. Bir müddet sonra hastada bu kalıcı faktörler yine azalacaktır ve eski seviyesine inecektir. Ayrıca Avrupa’da kullanılan suni faktör ilacı da ülkemizde de satılmaya başlanmıştır.

Hastalığın tanısı erken konduğunda, bu yöntemle kişi, günlük yaşamını diğer insanlardan farksız bir şekilde sürdürebilmektedir. Bu hastalığın tedavisi için çalışmalar devam etmektedir.

Özellikle Amerika’da 40 gönüllü hasta üzerinde gen tedavisi uygulanmaktadır. Hastalara zayıflatılmış virüs verilmekte ve bu virüs karaciğere yerleşerek, faktör 8 üretmektedir.

Fazla miktarda verilmediğinden, henüz yan etkisi görülmemiştir. Amaç, hastalığı tamamen ortadan kaldırmaktır.

Ayrıca hastanın spor yapması, kasların güçlenmesi, sağlıklı bir yaşam sürmesi için gereklidir. Yüzme, masa tenisi, yürüyüş hemofili hastaları için faydalıdır. Sadece ileri derecede hemofili hastası olanlar, doktorun önerdiği egzersiz programını uygulamaları daha faydalıdır. Bazı sporlar bu hastalar için risk oluşturabilir.

Источник: https://xn--salk-1wa3i.net/hemofili.html

Hemofili Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Korunma Yolları ve Tedavisi

Gen Terapisi Çalışmaları Hemofili B Tedavisinde Başarılı Sonuçlar Veriyor

İnsan vücudunda bulunan kanın pıhtılaşması için gerekli olan maddelerin asla tamamlanamaması durumuna hemofili adı verilir. Eksik olan maddelerin sebebi kalıtımdır. İnsan vücudu, kalıtımsal olarak bozuk genlerle dünyaya geldiğinde hemofili hastalığına yakalanır.

Hastalık sürecinde erkeklerde hastalık bulunurken kadınlar genellikle taşıyıcı olurlar. Teşhis koymak için özellikle kan ve pıhtılaşma tetkikleri yapılır. Sonuçlara göz atıldığında hemofili ile uyum sağlanırsa zaman kaybetmeden tedavi sürecine geçilir. Ne yazık ki tedavi süreci hayat boyu devam edebilir.

Lösemi (Kan Kanseri) Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Korunma Yolları ve Tedavisi

Eksik olan faktör 8 ve 9 proteinleri, tedavi süresince belli düzeyde hastaya verilmeye çalışılır. Denge sağlandığı sürece herhangi bir sorun oluşmaz. Bunlarla beraber kişinin kendi hayatını dengede ve düzende tutması önemlidir.

Eğer spor yapar, kendine iyi bakarsa o zaman hastalık sürecini daha rahat geçirir. Bilhassa yüzme sporu hemofili hastaları için önerilen sporların başındadır. Bununla beraber yürüyüş de düzenli olarak yapılmalıdır.

Beslenme ve spor dengesi ile hasta, yaşam kalitesini yükseltebilir.

Hemofili Nedir?

Kanın pıhtılaşması görevini gören faktörlerin ya da başka bir deyişle proteinlerin vücutta eksik olması hastalığına hemofili adı verilir. Hayat boyu tedavi görmeyi gerekli kılan bu hastalık, bireylerin kalıtımsal olarak bozuk gen taşımasından kaynaklanır.

Hemofili anneden gelen genler nedeniyle yalnızca erkek çocuklarda kendini gösterir. Kız çocukları taşıyıcı olarak nitelendirilir. Erkeklerde, faktör 8 ve faktör 9 maddeleri eksik olduğu için kanamalar durmamakta, pıhtılaşma sağlanamamaktadır. Hastanın başına gelebilecek; kafa, boyun ve iç kanamalar eksik faktörler nedeniyle hayati önem taşımaktadır.

Hemofilinin Nedenleri Nelerdir?

Hemofili hastalığının temel nedeni genetiktir. Eğer doğuştan hemofili hastası olarak dünyaya gelirseniz kan pıhtılaşmasını sağlayan protein maddelerinden biri sizde bulunmuyor demektir.

Kadınlarda XX, erkeklerde ise XY kromozomları bulunur. Pıhtılaşmayı sağlayan kromozom X kromozomudur. Erkeklerde hemofili hastalığı görüldüğünde X kromozomunun bulundurması gereken faktörlerden birinin eksik olduğu bilinmektedir.

Kadınlarda meydana gelen hemofili hastalığı ise çok nadirdir. Daha çok taşıyıcı oldukları için hastalığı erkek çocuklarına taşırlar. Kız çocuklarının hasta olmasını sağlayan tek şey hemofili hastası bir baba ile taşıyıcı bir annenin evliliğidir.

Hemofili Teşhisi Nasıl Konulur?

Hemofili belirtileri, dengesiz dağılım gösterdiği için hastaların çoğu teşhis gecikmesi sorunu yaşar. Ne zaman kanama geleceğini önceden bilmedikleri için doktora zamanında gidemezler. Henüz doğduğunda hastalığı keşfedilen kişiler şanslıdır. Çünkü ne kadar erken teşhis konulursa o kadar olumlu sonuç alınır.

Yetişkinlik döneminde doktora gidildiğinde pıhtılaşma ve kan testleri hastalığın teşhisinin konmasına yardım edecektir. Her ne kadar belirtiler bulunsa da kan sonuçlarına bakılmadan teşhis koymak sağlıklı değildir.

Hemofili hastalığı, taşıyıcı anne ve hasta baba birlikteliğinde kesinlikle görülen bir sonuçtur. Taşıyıcı anne hamile kaldıktan sonra gerekli testleri yaptırarak bebeğinin sağlık durumu hakkında fikir edinebilir.

Hamileliğin 2. ayından sonra keşfedilen hastalık, mutasyon testlerinin sonucunda daha net bilgi verecektir.

Aile bireylerinden hangisi hemofili hastasıysa onun mutasyon testi sonuçlarına göre adım atmak sağlıklı olacaktır.

Hemofili Hastalığının Belirtileri Nelerdir?

Hemofili hastalarının belirtileri hastalığın düzeyine göre değişkenlik göstermektedir. Eğer hafif bir hemofili geçiriliyorsa bu durumda yalnızca kaza ya da ameliyat gibi durumlarda kanamalar görülür. Ağır hemofili durumunda ise kanamalar durup dururken yoğun bir şekilde oluşabilir. Üstelik durma noktası da oldukça gecikmelidir.

Sebepsiz burun kanamaları, herhangi bir kesilme ile durmayan kanamalar, durduktan sonra tekrar başlayan kan akışı hemofili hastalığının belirtileri arasındadır. Hemofili yalnızca dış kanamalar ile belirti vermez. Kimi zaman iç kanamalar da kendiliğinden başlayabilir.

Genellikle kollarda ve bacaklarda fark edilen bu kanamalar, eklem ağrısı ile kendini belli etmeye başlar. Daha sonra morarmalar oluşur. Dokunulduğunda sıcaklık hissedilebilir. Zaman içinde ağrılar şiddetlenir. Bu belirtiler sonrasında doktora giden hastaya, hemofili teşhisi konulması yüksek ihtimaldir.

Hemofili Hastalığından Korunma Yolları Nelerdir?

Hemofili hastalığından korunmanın ilk kuralı düzenli aşı yaptırmaktır. Dönem dönem yapılması gereken bu aşılar, hastalık için önlem niteliği taşımaktadır.

Bunların dışında kişilerin bilhassa spor yapmaları hastalıktan korunmalarına yardımcı olacaktır. Yüzme sporu hemofili hastalarının kendilerini korumaları açısından önemlidir.

Yapılan diğer sporlar eğer hastalığa yakalanmışsanız kaza riski olan sporlardır.

Henüz hastalığa yakalanılmamışsa anne ve babaların bilinçli olmasında fayda vardır. Taşıyıcı bir anne, doğacak erkek çocuğunun hasta olma ihtimalini unutmamalıdır. Bunun yanında taşıyıcı bir anne ile hemofili hastası bir babanın hem erkek hem kız çocuklarının hasta olma ihtimali oldukça yüksektir. Bu ihtimallere bakarak, doktorlara danışarak çocuk sahibi olmaları gerekir.

Hemofilinin Tedavisi Nedir?

Hemofili tedavisi kişinin ömür boyu görmesi gereken bir tedavidir. Bu nedenle olabildiğince hızlı başlanmalı ve eksik proteinler tamamlanmalıdır.

 Tedavi sırasında hastanın vücudunda eksik olan faktör 8 ve 9 tamamlanır. Bu tamamlanma ile kan pıhtılaşması sağlanır. Bunun yanında kişinin kendini devamlı koruma altına alması istenir.

Herhangi bir kanama riski, hasta için büyük sorun teşkil edecektir.

Anemi (Kansızlık) Nedir? Nedenleri, Belirtileri, Korunma Yolları ve Tedavisi

Hemofili teşhisi konulan çocuklar, henüz küçükken dönemsel aşı tedavilerine başlarlar. Aşıların amacı da kan dengesini sağlayabilmektedir. Bu süreçte dengeli beslenmek ve doktorun önerdiği egzersizleri yapmak önemlidir. Hemofili hastalığını tamamen ortadan kaldıracak bir tedavi henüz bulunmasa da gen tedavisi önemli olan adımı atmaya yardımcı olacaktır.

Источник: https://bilgihanem.com/hemofili-nedir/

Gen Terapisinde Kullanılan Yöntemler » Bilgiustam

Gen Terapisi Çalışmaları Hemofili B Tedavisinde Başarılı Sonuçlar Veriyor

Neredeyse 50 yıl önce bilim insanları, hücreye dışarıdan verilen bir DNA molekülüyle yapılacak genetik değişikliğin, kalıtsal insan hastalıkları için etkili bir tedavi olabileceğini düşündüler. Gen terapisinin klinik uygulamaları uzun ve dolambaçlı olsa da, gen terapisi tıptaki birçok alana yeni tedavi seçenekleri sunuyor.

Retrovirüsler ve adeno ilişkili virüsler (AAV) gibi gen terapisi vektörlerinin (genin hücrelere aktarılması için araç olarak kullanılan genetik materyal) geliştirilmesiyle, klinik öncesi hastalık modellerinde cesaret verici sonuçlar elde edildi. Bunun sonucunda, 1990’lı yılların başında, gen terapisinin klinik denemeleri başladı.

Maalesef bu erken klinik denemelerde; vektörlere karşı bağışıklık sistemi tepkisi ve proto-onkogenlerin (mutasyona uğradığında tümör oluşumuna neden olan genler) vektörlerle aktifleşmesi sonucu meydana gelen tümör oluşumu dahil, terapiyle ilişkili ciddi toksik etkiler ortaya çıktı.

Bu aksilikler; viroloji, immünoloji, hücre biyolojisi ve model geliştirme alanlarındaki daha temel araştırmaları teşvik etti ve en sonunda yapılan temel araştırmalar, 2000’li yıllarda klinikte gen terapisinin başarılı olmasını sağladı. Lentiviral vektörler, çoğalmayan hücrelere gen aktarılmasının verimini arttırmada kullanıldı.

Erken faz klinik denemelerde daha etkili ve güvenli vektörler, otolog (hastanın kendisinden alınan) kan hücrelerine transfer için kullanıldı. Buradaki amaç, bağışıklık sistemi yetersizliği, hemoglinopati ve metabolik hastalıkları olan hastalara fayda sağlamaktır.

T hücrelerine, C19 reseptörüne bağlanabilen kimerik antijen reseptörleri sentezlemesi için müdahale edildi ve bu T hücrelerinin lenf kanserinde ati-tümör aktivite gösterdiği tespit edildi.

Doğuştan körlük, hemofili B ve spinal kas atrofisi hastalıklarında; retina, karaciğer ve sinir sistemine AAV vektörlerinin aktarımı sonucu klinik ilerlemeler gözlendi. 2017’de FDA tarafından ilk gen terapi ürünü onaylandı.

Onaylanan bu gen terapisinde kimerik antijen reseptörü içeren T hücreleri kanserleşmiş B hücrelerine saldırıyor (FDA onaylı gen terapileriyle ilgili daha ayrıntılı bilgi için: https://www.bilgiustam.com/fda-tarafindan-onaylanmis-gen-terapisi-yontemleri/). Ayrıca, nöral hastalıklar ve hemofili için umut verici klinik denemeler de gelecekte yeni gen terapisi yöntemlerinin onaylanmasıyla sonuçlanabilir.

Son yıllarda, genom editleme teknolojisi bakteriyal nükleaz (DNA’yı kesebilen enzimler) enzimlerine bağlı olarak gelişti.

Sadece gen eklenmesine aracılık edebilen viral vektörlere kıyasla genom editleme yaklaşımı; geni ekleme, geni çıkarma ve geni düzeltme olanaklarını sunar.

Bu yöntemin hastaların tedavisi için uygulanma düşüncesi henüz yenidir ve çok sayıda klinik denemenin gelecekte yapılması bekleniyor.

Retroviral Vektörler

Genom paketleme sinyalinin tanımlanması retroviral vektörlerin geliştirilmesini sağladı. 1990’ların başında gama-retrovirüsler kan hücrelerine gen aktarımı için geliştirildi. C-tipi retrovirüsler ise, T lenfosit hücrelerine gen aktarımı için geliştirildi.

Diğer tür retrovirüsler ise; spumavirüsler ve lentivirüslerdir. Gama-retrovirüs vektörlerinden farklı olarak; lentiviral vektörler bölünmeyen hücrelere gen aktarabilir. Ayrıca lentiviral vektörler daha büyük ve karmaşık gen bölgelerini aktarabilirler.

Lentivirüs ve spuma virüslerin diğer bir avantajı, genlerin kodlama yapan bölgelerine girebilmeleridir. Gama–retrovirüsler ise protein kodlaması yapmayan gen bölgesine girerler ve bu da kan hücrelerinde kanserleşme riskini arttırır.

Günümüzde çoğu kan hücresine aktarım uygulamalarında lentivirüsler kullanılır. Fakat, gama-retroviral vektörler de, T hücresi mühendisliği ve kan hücrelerine gen aktarımında kullanılır.

Lentivirüslerin ve gama-retroviral vektörlerin yapısındaki kontrolsüz çoğalmayı sağlayan gen bölgelerinin kaldırılması tedavi riskini azaltır.

Adeno-ilişkili Viral Vektörler (AAV)

AAV vektörü hücrede serbest olarak çoğalamayacak şekilde değiştirilerek kullanılır. AAV’deki tüm viral diziler, kodlanmak istenen genin dizisiyle değiştirilir.

AAV vektörüyle ilgili bir sınırlama; 5000 nükleotitten büyük DNA’yı paketleyememesidir. AAV vektörleri genoma entegre olmaz ve transfer edilen DNA hücrede serbest olarak sabit kalır.

Böylece genoma eklenmeden kaynaklı riskler görülmeyebilir ama bu vektörün uzun süreli aktivitesi de sınırlı olur.

1990’ların ortasında iki araştırma grubu, farede kasa AAV vektörünün aktarıldığında uzun süreli aktivite olduğunu gösterdiler.

Buna ek olarak bu vektörün; karaciğer, retina, kalp kası ve merkezi sinir sistemine aktarılabildiği gözlemlendi.

1990’lı yılların sonunda AAV’de hemofili B için klinik denemeler yapıldı ve kasa AAV enjekte edildi. Bu erken denemeler güvenliydi ama doz yetersizliği nedeniyle sınırlıydı.

Genom Editleme

Viral vektörlerin aksine bu yöntem gen düzeltme ve gen çıkarma işlemlerini de yapabilir. Genom editleme hücreler üzerinde ve doğrudan organlara yapılabilir.

Hedeflenmiş DNA değişimi, DNA’nın iki zincirinin de kırılmasıyla başlar ve zincir kırıkları parça değişimini uyarır. Kırılan bölgenin homolog olmayan onarımla onarılması gen aktivitesini baskılar. Çünkü bu onarım çeşidi hataya eğilimlidir.

Homoloji bağımlı onarım, bir kalıp DNA’yı referans alarak bölgeyi nükleotitlerle doldurur.

İlk genom editleme çalışmaları, çinko parmak nükleazlara (ZFN) ya da meganükleazlara dayanır. Bu nükleazlar da DNA’da çif iplik kırığı oluştururlar.

DNA’da hedef bölgenin tanımlanabilmesi için çok sayıda proteine gereksinim duyarlar ve bu durum kullanımlarını kısıtlar. 2009 yılında bakterilerden izole edilen TALE proteinleri ve TALEN nükleazları kullanıldı.

Bu enzim DNA’yı kesebilir ama her bir DNA çifti için yeni bir nükleaz çiftine gereksinim duyulur.

2012 yılında Doudna ve Charpentier tarafından, bakteri savunma sisteminde bulunan CRISPR-Cas9 nükleazının keşfiyle genom editleme teknolojisi için yeni bir yaklaşım ortaya çıktı.

Bu sistemde, hedeflenecek diziye özel olarak tasarlanan RNA ile Cas9 nükleazı ile genomda istenilen yer kesilebilir.

Ayrıca, CRISPR-Cas9 bileşenleri hücreye viral vektöre ihtiyaç duyulmadan RNA-protein kompleksi olarak aktarılabilir.

CRISPR-Cas9 yöntemine dayanan uygulamalar klinik olarak henüz çok yenidir. Uygulama sırasında, uygulanabilirlik ve güvenlik açısından aksilikler olabilir. Bu nedenle, klinik denemelerin dikkatlice tasarlanması gerekiyor.

Örneğin; nükleazların DNA’da hedeflenen yerden başka bir yeri kesebilir ve bu da beklenmedik sonuçların ortaya çıkmasına neden olabilir.

Ayrıca, nükleazların verilen canlıda bağışıklık sistemi tepkisi oluşturma olasılığı vardır.

2015 yılında Çin’de yapılan bir çalışmada insan embriyoları üzerinde hemoglobin geni için yapılan gen editleme çalışmasında nükleaz, istenmeyen bölgeleri de kesmiştir.

Bu nedenle, gen editleme konusunda, klinik çalışmalara geçilmeden önce klinik öncesi çalışmalarda uygun bir nükleaz sistemi tasarlanması gerekiyor.

Mevcut sorunlar aşıldığında gelecekte, şu an kullanılan kimyasal ilaçlar gibi hastaların rutin olarak gen terapisi aldığını görebiliriz.

Kaynakça:
Dunbar ve ark. Gene therapy comes of age. Science 359, 175 (2018)

Yazar: Ayça Olcay

Источник: https://www.bilgiustam.com/gen-terapisinde-kullanilan-yontemler/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.