Girişimsel Yöntemle Ağrı Tedavisi

Ağrı Nedir? Ağrı Neden Olur? Ağrı Tedavisi (Algoloji) – Sağlık Ocağım .NET

Girişimsel Yöntemle Ağrı Tedavisi

Ağrı (pain) : Latince’de poena (ceza-intikam-işkence) sözcüğünden gelmiştir ve tanımı oldukça zordur.

Uluslararası Ağrı Araştırma Teşkilatı (IASP) ağrıyı, vücudun herhangi bir bölgesinden kaynaklanan, gerçek veya olası bir doku hasarı ile birlikte görülen, hastanın geçmişte yaşamış olduğu deneyimler ile ilgili, duyulara ait ya da strese bağlı oldukça zor bir duygu olarak tanımlamaktadır. Ağrı duyusu beden fonksiyonlarının düzeltilmesi için bir alarm işareti gibi görev yapar.

Geçmişte sadece çeşitli hastalıkların bulgusu olarak kabul gören ağrı, özellikle kronik ağrı günümüzde başlı başına bir hastalık ve sendrom olarak tanımlanmaktadır. Ağrı sadece hasta tarafından hissedilen bir duygudur.

Ağrı her kişide farklılık gösterebileceği gibi bulunulan çevre ve koşullar da, ağrıya yanıtı değiştirebilir. Ağrı, kişiden kişiye farklılık gösterdiği için tedavisi de değerlendirilmesi de oldukça zordur.

Bu nedenle hastanın belirttiği ağrının şiddetine inanmak önemlidir.

Ağrı tipleri veya sınıflandırılması

Ağrının kişiye özel bir duygu olması, bireyler ve yaşanılan ortam açısından yüksek oranda farklılıklar göstermesi, standart bir sınıflama yapılmasını olanaksız duruma getirmektedir. Ağrıyı değişik parametrelere göre sınıflamak mümkündür.

Birincisi : Fizyolojik kliniğe göre değerlendirilir.

İkincisi : Ağrının süresine göre (akut ya da kronik) olarak değerlendirilir.

Üçüncüsü : Kaynaklandığı bölgeye göre (somatik, visseral, sempatik) olarak değerlendirilir.

Dördüncüsü : Mekanizmalarına göre (nosiseptif, nöropatik, deaferantasyon, reaktif, psikosomatik), olarak değerlendirilir.

Akut ağrı : Genellikle ani başlayan şiddetli ağrılardır. Akut ağrı nedene bağlı olarak çoğunlukla dindirilebilir karakterde olduğu gibi, doku iyileşmesi ile birlikte yavaş yavaş tamamen geçen ağrı tipidir. Akut ağrı, bir iğne batması, travmatik ekstremite yaralanması, kırık ve ameliyat sonrası hissedilen ağrı).

Kronik ağrı : Altı aydan çok süren ağrı tipidir. Kişinin yaşamı süresince tekrarlamalar ile kendini gösteren ağrılardır.

Migren, kanser, yanık, kas ağrıları, eklem ağrıları, baş ağrıları, sinirsel ağrılar, psikolojik ağrılar, bazı metabolik ve nöropatik nedenlere bağlı kronik hastalıkların verdiği ağrılar gibi.

Kronik ağrının neden olduğu zararlardan biride hastanın yaşam kalitesinin düşmesidir.

Ağrı belirtileri

Ağrı belirtileri

Ağrı olayı ağrının duyulması, algılanması ve ağrıya yanıt unsurlarını içerir. Genellikle ağrının kaba şekilde algılanması uyarı hipotalamusa geldiğinde, tam olarak algılanması ise parietal kortekse ulaştığında olur.

Hastanın ağrıya yanıtı çoğunlukla konuşma, sızlanma, yüzünü buruşturma, Ağrıyan bölgenin uyarandan uzaklaştırılması, kıvranma, belli pozisyonlara girmesi, şekilden şekile girmesi, ağlaması, bağırması gibi belirtiler kişinin ağrı çektiğini gösteren belirtilerdir.

Ağrının tarihçesi

İnsanlık tarihi kadar eski olan ağrı ve tedavi yöntemleri günümüz koşullarına kadar birçok evreden geçmiştir.

Çinliler : M.Ö 2600’lü yıllarda akupunktur tedavisi ile ağrı tedavisini tanımlamışlardır.

Asurlar ve Babiller : M.Ö 2000’li yıllarda haşhaş bitkisindeki afyon alkaloidlerinin ağrıyı giderdiğini bilmekteydiler.

Serturner : 1806 yılında opium alkaloidlerinden morfin’i izole etmiştir.

Horece Wels adlı bir diş hekimi : 1844’de azot protoksit koklayarak bir dişini ağrı hissetmeden çektirmiştir.

Cari Koller : 1884’de kokaini göze damlatarak ilk lokal anestezi yöntemini gerçekleştirmiştir.

Kelle : 1948’de ilk ağrı çizelgesini önermiştir.

Melzack ve Wail : 1965’de halen önemini koruyan ve ağrı mekanizmasını açıklayan kapı kontrol teorisini yayınlamışlardır.

Pret ve Snyder : 1973’de ilk kez opioid reseptörlerini göstermişlerdir.

İlk Dünya Ağrı Kongresi : 1975’de Floransa’da toplanmıştır.

Behar ve Arkadaşları : 1979’da epidural morfin kullanımını başlatmışlardır.

Ağrıya neden olan hastalıklar ve etkenler

Ağrı nedeni ile doktora baş vuran hastalarda en sık görülen ağrılar, bel ağrısı, bacak ağrısı, boyun ağrısı, baş ağrısı, karın ağrısı, sırt ağrısı, omuz ve kol ağrıları, yüz ağrıları-nevraljiler, damar tıkanıklığına bağlı ağrılar, kanser ağrıları, nedeni belirlenemeyen ağrılar nedeni ile hastaneye ve acil servislere baş vururlar.

Ağrıların bazıları metabolik hastalıklara bağlı, sistemik hastalıklara bağlı, nöropatik hastalıklara bağlı, kazalara ve travmalara bağlı ağrı, geçirilen operasyonlara bağlı ağrı, yaralanmalara bağlı ağrı, fıtıklara bağlı ağrı, kireçlenmelere bağlı ağrı, romatizmal hastalıklara bağlı ağrı, psikolojik sorunlara bağlı ağrı, enfeksiyonlara bağlı ağrı, virüslere bağlı ağrı, diş çürüklerine, iltihaplarına ve çekilmesine bağlı ağrı, sinir sistemine bağlı ağrı, kemik hastalıklarına bağlı ağrı, kas problemlerine bağlı ağrı, yanıklara bağlı ağrı, organlarda bulunan yabancı maddelere (böbrek taşı, safra taşı, idrar yolları taşları ve yabancı cisimler gibi) bağlı ağrılar, cilt hastalıklarına bağlı ağrılar ve hamilelik, doğum, çocuklarda büyüme, yaşlılarda yaşlanma gibi doğal süreçlere bağlı ağrılardır.

Ağrı kontrolünde ve tedavisinde uygulanan yöntemler

Ağrı tedavileri

Ağrı tedavisinde non farmakolojik yöntemler ve farmakolojik yöntemler kullanılır.

Ağrı tedavisinde non farmakolojik yöntemler : Masaj tedavisi, sıcak-soğuk uygulama tedavisi, gevşeme teknikleri, hayal kurma yöntemleri, hastanın dikkatini dağıtma yöntemi, solunum egzersizleri, müzik ile tedavi, biofeedback yöntemi, akupunktur tedavisi, maditasyon tedavisi gibi ilaçsız, ameliyatsız tedavi yöntemleri uygulanır.

Ağrı tedavisinde farmakolojik tedavi yöntemleri :Doğum veya başka bir neden ile ameliyat olması gereken kişileri en fazla korkutan, operasyon sonrası erken dönemde yaşayacakları ağrıdır. Genellikle operasyonun ilk günlerinde hissedilen ağrı zaman geçtikçe geçer.

Doktorlar operasyon sonrası hissedilen ağrılar için kas içerisine verilen enjeksiyon şeklindeki ağrı kesici ilaçları tercih ederler. Bazı analjezikler hastaya takılmış olan serum yolu ile direkt intravenöz olarak verilir.

Ağrı kontrolünde başarı elde edilmesinde doktorun, hemşirenin ve hastanın rolleri önemlidir.

Ağrı kontrolünde kullanılan farmakolojik ajanlar :Zayıf analjezikler, non-opioidler, nonsteroid antiinflamatuar ilaçlar, güçlü analjezikler, opioidler, adjuvan analjezikler kullanılır.

Ağrı kontrolünde farmakolojik yöntemlerin kullanım kuralları :İlaçlar doktor tarafından

Ağrı tedavisi

belirlenmiş olarak kullanılmalıdır. İlacın dozu hastanın gereksinimine göre düzenlenmelidir. İlacın etkisi değerlendirilmeli ve yan etkileri izlenmelidir. Analjezik dozu hastanın şikayetine göre ayarlanmalıdır. İlacın verilme şekli hastaya uygun olmalıdır. Hastanın ayağa kaldırılması ve pansuman gibi ağrılı aktivite ve işlemlerde analjezik etkinliği sağlanacak şekilde uygulanması planlanmalı ve uygulamalar arasında hastanın istirahat dönemleri sağlanmalıdır. Ağrı konusunda hastanın soru sormasına ve düşüncelerini ifade etmesine izin verilmelidir.


Ağrı tedavisinde girişimsel yöntemler :Girişimsel yöntemler operasyonsuz riskleri minimum olan, genellikle iğne ya da iğne benzeri elektrotlar ile uygulanan ve genellikle de herhangi bir kesi yapılmadan gerçekleştirilen işlemlerdir. Girişimsel ağrı tedavisi, ameliyathane koşullarında, steril şartlara tam olarak uyularak ve tek kullanımlık malzemeler ile gerçekleştirilir.

Bu yöntemler, radyofrekans termokoagülasyon yöntemi, epidural ve transforaminal enjeksiyon yöntemi, epidural lizis yöntem, nörolotik blok yöntemi, sempatik blok yöntemi, morfin pompaları, tetik nokta enjeksiyonu, spinal kord stimülasyonu, vertebroblasti, nükleoplasti gibi girişimsel tedavi yöntemleri ağrı tedavisinde uygulanan yöntemlerdir.

Bel ağrısı–Baş ağrısı–Boyun ağrısı–Göz ağrısı–Yüz ağrısı–Omuz ağrısı

Источник: https://www.saglikocagim.net/agr-nedir-agr-neden-olur-agr-tedavisi/

Ağrı Polikliniği (Algoloji)

Girişimsel Yöntemle Ağrı Tedavisi

Ağrı her insanın hayatı boyunca şu veya bu şekilde karşı karşıya kaldığı bir deneyimdir. Ağrının tanımı Uluslararası Ağrı Araştırmaları Teşkilâtı tarafından 1979 yılında şu şekilde yapılmıştır:

“Ağrı, vücudun herhangi bir yerinden kaynaklanan, organik bir nedene bağlı olan veya olmayan insanın geçmişteki tüm deneyimlerini kapsayan, hoş olmayan bir duyudur”.

Ağrı Kliniği

Günümüzde ağrı iki grupta incelenmektedir. Birincisi; çeşitli hastalıkların habercisi olarak karşımıza çıkan akut (iveğen) ağrıdır. Akut ağrı bir hastalık belirtisidir. Çoğu kez vücutta var olan bir doku hasarının habercisidir. Akut ağrı vücudun alarm sisteminin önemli bir parçasıdır.

Varlığı ile vücutta bir bozukluk olduğuna işaret eder ve hastanın hekime başvurmasını sağlar. Bazen kas iskelet sistemindeki bir hasarın ya da mekanik bir problemin, bazen romatizmal bir hastalığın, bazen iltihabi bir durumun hatta bazen de kanserin habercisi olarak görülebilir.

Bu durum ağrılı hastanın tıbbın tüm olanakları kullanılarak ayrıntılı bir şekilde değerlendirilmesini gerektirir. Doğru tanıya ulaşmak için öncelikle hasta çok ayrıntılı bir şekilde dinlenilmeli, ağrının tüm özellikleri ile ilgili bilgi alınmalı, ardından özenli bir şekilde muayene edilmelidir.

Çeşitli laboratuar testleri ve radyolojik incelemeler de tanıya ulaşmada çok yardımcı olacaktır. Tüm bu yöntemlerle doğru tanı konulmalı, en uygun tedavi uygulanmalı ve geri dönülmesi mümkün olmayan sonuçların doğması önlenmelidir.

İkinci grup ağrılar ise kronik (süreğen) ağrılardır. Kronik ağrılar 6 aydan (bazı durumlarda 3 aydan) uzun süren ve artık bir alarm sistemi olmaktan öteye geçen ağrılardır. Kronik ağrı bir hastalık habercisi değil, başlı başına sorunun ta kendisidir. Kronik ağrı çeken kişi bir kısır döngü içine girer. Hasta gücünü, etkinliğini yitirir.

Toplum içindeki üretkenliğini, aktifliğini kaybeder. Bu durum çoğu kez hastanın içe kapanmasına ve depresyona girmesine yol açar. Depresyon kişiyi daha duyarlı hale getirir, ağrı eşiğini düşürür ve ağrıların daha da şiddetlenmesine neden olur. Bu durum tam bir ağrı kısır döngüsüdür.

Kronik ağrı bir hastalık belirtisi değil, hastalığın ta kendisidir. Kronik ağrı, sadece ağrıyı çeken hastayı değil, aynı zamanda hastanın yakın çevresini de etkileyen ciddi bir sorundur. Kronik ağrıdan kaynaklanan sosyal ve ekonomik kayıp da göz ardı edilmemelidir.

ABD'de yapılan bir araştırmada her yıl kronik ağrılara bağlı olarak 700 milyon iş günü kaybı ve 60 milyon dolar zarar meydana geldiği hesaplanmıştır.

Ağrılar

Ağrı polikliniğine başvuran hastaların en çok şikayetçi olduğu ağrılar şöyle sıralanabilir:

  • Bel ve bacak ağrıları
  • Boyun ağrıları
  • Baş ağrıları
  • Sırt ağrıları
  • Omuz-kol ağrıları
  • Yüz ağrıları-nevraljiler
  • Damar tıkanıklığına bağlı ağrılar
  • Kanser ağrıları
  • Nedeni belirlenemeyen ağrılar

Tedavi Yöntemleri

Hekimlik mesleğinin ortaya çıkışından itibaren ağrının dindirilmesi hekimlerin temel amaçlarından biri olmuştur. Modern tıpta ağrı kesici ilaç kullanımı tedavide önemli bir yer tutar.

Ancak burada önemli olan nokta ağrı kesici ilaçların kontrolsüz ve düzensiz bir şekilde kullanılmaması ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından belirlenen Ağrı Kesici Kullanım İlkelerine uyulmasıdır.

Bu ilkeler ağrı kesicilerin kullanım yolunu, dozunu, ağrı kesici ilaca başlama zamanını, ilaç kullanımı sırasında karşılaşılabilecek yan etkilerle başa çıkma yollarını belirler. Yapılan araştırmalarda tüm ağrı tiplerinin %90'ından fazlasının doğru ağrı kesici ilaç tedavisiyle kesilebileceği ortaya çıkarılmıştır.

Ağrı kesici ilaçların etkili ve yeterli olmadığı durumlarda ise ağrının kaynağına göre fizik tedavi yöntemleri, cerrahi operasyonlar veya girişimsel ağrı tedavisi yöntemleri uygulanır. Bu noktada doğru yaklaşım hastaya en uygun tedavi yönteminin belirlenmesi ve zaman kaybetmeden hastanın doğru tedaviye ulaşmasının sağlanmasıdır.

Ağrı kliniklerinde ağrı tedavisi için kullanılan başlıca yöntemler ilaç tedavileri ve girişimsel ağrı tedavisi yöntemleridir. Kronik ağrının ele alınması ve tedavisinin anesteziyoloji içindeki gelişiminin kaynağı girişimsel ağrı tedavisi yöntemleridir.

Minimal invaziv yöntemler olarak tanımlanan bu girişimler tedavisi güç ağrılarda hastayı fazla bir zahmete sokmadan kolay ve etkin bir şekilde ağrının kesilmesini sağlamaya yöneliktir. Bu yöntemlerin başlıcaları sinir blokajlarıdır. Vücutta çeşitli tipte sinir lifleri bulunur.

Bazı sinirler kasların hareketinden sorumluyken bazıları duyulardan bazıları ise ağrı iletiminden sorumludur. Ağrı hekiminin ilgi alanı bu ağrı sinirleridir.

Örneğin, yüzde çok şiddetli elektrik çakması tarzında ağrı şikayetiyle kendini gösteren trigeminal nevraljide trigeminal sinire uygulanan blok işlemleri ile ağrının uzun süreli olarak (3-8 sene arası) ortadan kalkması sağlanır.

Benzer şekilde bel ve boyun kireçlenmesine bağlı ağrılarda kireçlenen eklemlerin sinirlerine uygulanan blokla ağrı giderilir. Toplumda sık görülen bel ve boyun fıtıklarında uygulanan çeşitli enjeksiyonlar veya omurlar arasındaki diske uygulanan yöntemlerle fıtığın gerilemesi ve ağrının ortadan kalkması sağlanabilir.

Bu girişimsel yöntemler yaklaşık 30'45 dakika sürer, lokal (bölgesel) anestezi altında ve hasta hafif uyutularak (sedasyon) uygulanır. Bu nedenle hastalar ağrı ya da başka bir rahatsızlık hissetmezler.

Enfeksiyondan korunmak amacıyla tüm işlemler, steril ameliyathane koşullarında ve tek kullanımlık malzeme ile yapılır.

Girişimsel ağrı tedavisinde uygulanan yöntemlerin tümü görüntüleme yöntemlerinin kılavuzluğunda gerçekleştirilir.

Girişimsel yöntemler konusunda genel bilgiler

  • Girişimsel yöntemler adı verilen operasyon dışı ağrı tedavi yöntemleri genellikle iğne ya da iğne benzeri elektrotlar kullanılarak yapılır. Birkaçı dışında vücutta bir kesi oluşturulmadan gerçekleştirilen işlemlerdir.

  • İşlemler ameliyathane ortamında, sterilizasyon kurallarına uyularak ve bir kez kullanılıp atılan malzemeyle gerçekleştirilir. Bir hasta için kullanılan tüm malzemeler işlem sonunda tıbbi atıkların uzaklaştırılması ilkelerine uygun olarak atılır ve yeni bir hasta için tamamen yeni, kullanılmamış aletler açılır.

  • Hastalara işlem sırasında rahatsızlık hissetmemeleri için sakinleştirici ve ağrı kesici ilaçlar verilir. Bu genel anestezi (narkoz) değildir. Çoğu kez hastanın bilinci açık olduğu halde işlem sonrasında işleme dair bir rahatsızlık hatırlamaz.

  • Hastalar girişimler sırasında yaşamsal fonksiyonları (Kan basıncı, kalp atışları, kandaki oksijen oranı vs.) gösteren bir monitöre bağlanarak izlenirler.
  • Tüm girişimler radyolojik görüntüleme yöntemi kullanılarak yani girişimin yapıldığı bölge görülerek uygulanır.

    Bu, hem işlemin başarısı açısından hem de yan etkilerin ortadan kaldırılması açısından çok gereklidir.

  • Hastalar işlem sonrası birkaç saat gözlem altında tutulur. Bazı girişimlerden sonra ise bir gece hastanede tutulup ertesi gün evlerine gönderilirler.

Hastanemizde uygulanan girişimsel ağrı tedavisi yöntemleri

Epidural ve transforaminal enjeksiyon: Omurganın bel, boyun ve sırt bölümlerinden kaynaklanan fıtıklarda, fıtığın sinirlere bası oluşturarak ağrıya yol açtığı omurilik bölgesine çeşitli ilaçlar enjekte edilerek bası ortadan kaldırılıp ağrı tedavi edilir.

Radyofrekans termokoagülasyon: Yüksek frekanslı radyo dalgaları yardımıyla ısı oluşturularak ağrıyı ileten sinirlerin devre dışı bırakılması yöntemidir.

Bu yöntemle ilgili özellikle vurgulanması gereken nokta, iletimi engellenen sinirlerin hareket sinirleri değil ağrıyı ileten duyu sinirleri olduğudur. Dolayısıyla, işlem sonrasında hastada herhangi bir hareket kısıtlanması oluşmaz, sadece ağrı ortadan kalkar.

Nevraljiler (trigeminal sinir bloğu), zona ağrıları, kanser ağrıları, bel ve boyun eklemlerinin kireçlenmeleri (faset denervasyonu) kullanıldığı başlıca ağrılı hastalıklardır.

Epidural lizis:Bel veya boyun fıtığı ameliyatları sonrası ameliyat bölgesindeki sinirlerin çevresinde oluşan yapışıklıklar şiddetli ağrıya neden olabilir.

Bu yapışıklıların oluşması cerrahın hatasına bağlı olmayıp tamamen hastanın bünyesi ile ilgilidir.

Bu durumda omurga kanalına gitar teli inceliğinde özel bir sonda yerleştirilerek 2-3 gün süreyle özel ilaçların verilerek oluşan yapışıklıkların ortadan kaldırılmasına çalışılır.

Nörolitik bloklar: Kanser ağrılarında, nevraljilerde, geçmeyen hıçkırıkta sinirlerin ilaçlarla bloke edilmesi ve ağrı iletiminin engellenmesi yöntemidir.

Sempatik bloklar: Sempatik sinir sistemi insan vücudundaki istemsiz fonksiyonları kontrol eden ve ağrı iletiminde önemli rol oynayan bir sistemdir.

Sempatik sinir iletimi uygun şekilde kesildiğinde hastanın ağrısı ortadan kalkar, ancak diğer fonksiyonlarında istenmeyen bir değişiklik görülmez.

Nöropatik ağrı adı verilen şiddetli ağrı tiplerinde ve kanser ağrısında çeşitli sempatik bloklar uygulanır.

Morfin pompaları:Cilt altına yerleştirilen özel bir pompaya bağlı sondalar aracılığıyla omurilik kanalına morfin verilerek ağrını kesilmesi işlemidir. Çoğunlukla kanser ve damar tıkanıklarına bağlı ağrılarda uygulanır. Ağrıyı etkin bir şekilde kesmesinin yanı sıra bu yöntemin önemli bir avantajı düşük doz ilaç kullanımıdır.

Tetik nokta enjeksiyonu: Tetik noktalar kas dokusu içinde oluşan ve yayılan ağrıya neden olan bantlardır. Bu noktalar bulundukları bölgeye göre baş, boyun, omuz, sırt ve bel ağrılarına neden olurlar. Bu tip ağrılar bu tetik noktalara ilaç enjeksiyonu ile tedavi edilirler.

Nükleoplasti: Bel fıtıklarının çok büyük bir bölümü ameliyatsız tedavi edilebilmektedir. Nükleoplasti bu konuda tıp dünyasının ulaştığı en son noktalardan biridir. Bu işlemde hastanın fıtıklaşan diskine elektrot aracılığıyla girilir. Disk içine özel bir akım gönderilerek disk basıncının düşmesi ve fıtığın gerilemesi sağlanır.

Tanısal yöntemler: Bazı ağrılı hastalarda ağrının nedeninin saptanması zor olabilir.

Bu durumlarda girişimsel yöntemlerle ağrının vücuttaki hangi sinirlerden kaynaklandığını saptamak mümkündür.

Ağrının nedeninin anlaşılmadığı durumlarda olası sinir sistemi bölgesine görüntüleme yöntemlerinden yararlanılarak yerleştirilen sondalardan verilen ilaçlarla ağrıya yol açan kaynak saptanabilir.

Yaşam Kalitesi

Kronik ağrının en önemli zararlarından biri de kişinin yaşam kalitesini bozmasıdır.

Yaşam kalitesi; insanların toplum içinde yaşadıkları kültür ve değer sistemlerinden beklentileri, standartları ve ilgi alanları ile bağlantılı olarak kendi durumlarını algılamalarıdır.

Bu kavram; fiziksel ve ruhsal sağlık; aile ve iş yaşamı, ekonomik durum, eğitim düzeyi, bağımsız olarak fonksiyonlarını yerine getirebilme yeteneği, kendine güven, sosyal ilişkilerdeki başarı ve kendinden memnun olma hali ile özdeşleşir.

Kısacası; yaşam kalitesi kişinin kendinden beklentileri ile yaşadıkları arasındaki ilişki olarak da özetlenebilir. Bu ilişki kişiden kişiye farklılık gösterir.

Bir hasta için yaşam kalitesinin bozulmamış olması “düzenli spor yapabilecek kadar ağrısız olmak” şeklinde ifade edilirken bir başka hasta için yardım almadan günlük işlerini yapabiliyor olmak olabilir.

Ayrıca, aynı şiddette bir ağrı kimileri için hafif olarak algılanırken kimileri içinse dayanılmaz olarak nitelendirilebilir.

Ağrı subjektif bir duyudur, kişiye özgüdür. Ağrıyı değerlendirmek için en iyi yol hastanın ifadesine güvenmek ve hastanın ağrısını ciddiye almaktır.

Çünkü ağrıyı çeken hastanın kendisidir ve bu ağrı hastanın yaşam kalitesinin bozulmasına yol açmaktadır.

Tüm bu nedenlerden dolayı ağrılı hasta değerlendirilirken her hastanın ağrısı kendine özgü olarak değerlendirilmeli ve buna göre yaklaşım belirlenmelidir.

Memorial Ataşehir Hastanesi

Источник: https://www.memorial.com.tr/bolumler/agri-poliklinigi/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.

    ×
    Рекомендуем посмотреть