Hangi Hastalıklar Dişlerde Kendini Belli Eder

içerik

Diş çürüğü hangi hastalıkların habercisi

Hangi Hastalıklar Dişlerde Kendini Belli Eder

Türkiye'de sigara ve tütün kullanımı, yanlış beslenme, ağız, diş sağlığı bakımı ve düzenli diş hekimi kontrolüne yeterince önem verilmemesi diş hastalıklarına yol açıyor.

Dolayısıyla ağızda meydana gelen bir çürük, böbrek ve kalbe de zarar vererek, enfeksiyonlara yol açıyor. Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr.

Gürkan Gür, ağız bakımının vücut sağlığının bir parçası olduğunu belirterek, vücuda gösterilen önemin ağza da gösterilmesi gerektiğini söyledi.

Ağız diş sağlığının küçük yaşta alışkanlıkla başlayan bir süreç olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Gür, özellikle 1,5-2 yaşına gelindiğinde günde 2 defa düzenli olarak diş fırçalamak ve özellikle akşam diş fırçalandıktan sonra gıda tüketmemenin önemine değindi.

Günde 2 defa diş fırçalanmazsa, ağızdaki artıkların bir süre sonra dişlerin üzerine tutunduklarını dile getiren Prof. Dr. Gür, “Bu tutunma yaklaşık 12 saat sonra plak halini alır. Plak halini alan bu tutunma 24 saat sonra artık fırça ile temizlenemeyecek düzeye erişir.

Bu oluşan plak bir süre sonra mikroorganizmalar için besi yeri haline gelir. Ve çoğalan mikroorganizmalar bir süre sonra dişin minesini harap eder. Bu olay bu aşamada tespit edilirse geri dönüşümü kolay olur.

Ancak eğer dişin üzerinde bir çukur oluşmaya başlarsa artık geri dönüşümü olmayan bir yola girilir. Kısacası çürük bakımla doğru orantılıdır” dedi.

Çürük bir anda gece ağrısına yol açar

Diş çürüğünün belirtilerini anlatan Prof. Dr. Gür, dişte çürük olunca ilk etapta hastaların o bölgede sıcak soğuk yediklerinde ve içtiklerinde yaklaşık 1,5-2 dakika süren bir ağrı hissettiklerini ifade ederek şunları kaydetti:

Bir süre sonra özellikle ara yüz diş çürüklerinde hasta dişinde herhangi bir çürük etkisi görmeksizin bu ağrılar devam eder. Dişin içindeki bölgede çürüme devam eder ve bir süre sonra dişte kopmalar meydana gelir.

Eğer bu aşamada da diş hekimine gidip tedavi olmazsak, bir süre sonra bu çürük dişin canlı dokusuna doğru ilerler. Bu çürük bir anda gece ağrısına yol açar. Eğer hasta bu aşamayı da geçip doktora gitmezse dişin üzerinde şişmeler yani iltihaplar oluşur.

Bunun sonucunda da dişin çekimine kadar gidilir.

Diş bakımı nasıl olmalı?

Diş bakımında diyetin önemine dikkat çeken Prof. Dr.

Gür, yapıştırıcı, yumuşak ve şeker içeriği fazla gıdalarla beslenilirse çürük riskinin artacağını belirterek, “Sadece diş fırçalamakla ara yüz temizliği sağlanamayabilir.

Bu yüzde günde 1 kere de diş ipiyle dişlerin arasının temizlenmesi gerekiyor. Bazı durumlarda bu da yeterli olmayabiliyor. Bir kere de ağız gargarasıyla bakım yapmalıyız” diye konuştu.

Bazı insanlarda çürük daha fazla oluşuyor

Bazı insanların çürük indeksinin diğer insanlara oranla daha fazla olduğunu söyleyen Prof. Dr.

Gür, bu oranın tükürüğün içerisinde biriken bir mikroorganizmanın ölçümüyle tespit edildiğini vurgulayarak, “Bazı insanların dişlerinde çürük, ne kadar bakım yaparsa yapsın biraz daha fazla oluşabiliyor.

Eğer bir kişinin çürük indeksi daha fazlaysa eğer o kişilerin daha iyi bakım yapmaları gerekiyor” şeklinde konuştu.

Çürük tedavisi

Dişte oluşan çürüğe uygulanan tedavi yöntemlerini anlatan Prof. Dr. Gür, “Eğer ağızda çürük yeni başlamışsa o bölgeye flor uygulayarak o bölgedeki minenin yeniden tamir edilmesine yardımcı olabiliyoruz.

Ama eğer bir çukur oluşmuşsa onun yolu o bölgenin temizlenip tekrardan doldurulmasıdır. Eğer çürük çok derine inmişse önce bir kanal tedavisi yapılıp sonra dolgunun yapılması gerekir. Çürük oluştuktan sonra geriye dönüş yok.

O yüzden çürük olmadan önlem alınmalıdır” ifadesini kullandı.

Çürük aşısı

Çürüğü yapan birden fazla mikroorganizmanın olduğunu hatırlatan Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Dekanı Prof. Dr.

Gür, onların içindeki 'Streptococcus mutans' denilen organizmanın diş çürüğü oluşumda yüzde 40 etkiye sahip olduğunu bildirerek, “Bu mikroorganizmaya karşı bir aşı geliştirebilir miyiz diye düşünmüşler.

Ve buna karşı kullanılan bir aşı mevcut ancak bu çürüğü tamamen yok ediyor diyemeyiz. O yüzden yapılan çalışmalar devam ediyor. Ama yüzde 100 etkili oluyor gibi bir şey söylemek mümkün değil” dedi.

Diş çürüğü diğer hastalıklara yol açar mı?

“Diş çürüğü direk olarak başka hastalıklara yol açmaz ancak endirek olarak yol açabilir” diyen Prof. Dr. Gür, vücudun bir bütün olduğunun altını çizerek şöyle devam etti:

“Vücudun bir yerinde oluşan enfeksiyon diğer bölgeleri de etkileyecektir. Bu kaçınılmazdır. En basitinden vücudun direnç mekanizması düşecektir. Bir yerde bir iltihap oluşunca vücut savunma düzenini ağırlıklı olarak o bölgeye verecektir. Öte yandan çapraz enfeksiyonlar söz konusudur.

Örneğin bir diş çürüğünün meydana getirdiği bir bakteri gidip böbreğe yerleşip böbrekte kötü oluşumlara yol açabilir. Ya da kalbe yerleşip miyokard enfeksiyonlarına yol açabilir. Bunlar çok kanıtlanmış enfeksiyonlar değildir ancak kalp krizi geçiren ya da böbrek enfeksiyonu geçiren hastalarda yapılan incelemelerde ağız içinde bir fokal enfeksiyon odağı yani apse tespit edilmiştir.

Yüzde 100 bağlantılı olmasa da ağızdaki enfeksiyon başka bir hastalığa neden olabilir.”
Diş çürüğünün kanserle direk ilişkisinin tespit edilemediğini dile getiren Prof. Dr. Gür, “Ancak şu da unutulmamalıdır ki kansere neden olan sebepler de tam olarak belirlenememiştir. Bir bütün olan vücutta sağlığı tehdit eden bir bölge diğer alanları da etkileyecektir.

En azından bağışıklık sisteminin düşmesine neden olacaktır. Kanser de bağışıklık sistemi düşük olduğu zaman ortaya çıkan bir hastalıktır” açıklamasında bulundu.

Çürüksüz nesillere sahip olmayı umuyorsuz

Ağız bakımının alışkanlık olduğunu ifade eden Prof. Dr.

Gür, Türkiye'de insanların yaklaşık yüzde 60'ının ağzında çürük olduğunu vurgulayarak, insanların yüzde 80'inin de ağzında eksik diş olduğunu bildirdi.

Ağız ve diş sağlığının geri plana atıldığını söyleyen Prof. Dr. Gür, “Diş bakımı eğitimle doğru orantılıdır. Çürüksüz nesillere sahip olmayı umuyoruz” şeklinde konuştu.

Источник: //www.kadinvekadin.net/dis-curugu-hangi-hastaliklarin-habercisi-2013-02-06.html

Diş eti hastalıkları ve kanamaları neden olur? Belirtileri ve tedavisi

Hangi Hastalıklar Dişlerde Kendini Belli Eder

Sağlıklı, doğal ve estetik bir diş eti portakal kabuğu görüntüsünde, açık pembe renkte olmalıdır. Dişleri kök başlangıçlarında saran ve konturlarını takip eden muntazam bir diş eti sınırına sahiptir. Sağlıklı diş etlerinde kırmızılık, şişkinlik ya da enfeksiyon yoktur. Fırçalama sırasında ya da diş ipi kullanırken diş etlerinde kanama olmaz.

Diş eti hastalıkları nelerdir?

Periodontal hastalıklar, diş eti ve dişleri destekleyen kemik dokuları da etkileyen iltihabi hastalıklardır. Periodontal hastalıklar, erken dönemde teşhis edildiklerinde tedaviye kolay ve başarılı bir şekilde cevap verir. Belli başlı diş eti hastalıkları şunlardır:

Gingivitisin esas nedeni bakteri plağıdır. Ağız bakımının yetersiz olması zaman içinde dişlerin üzerinde bakteri plağının oluşmasına neden olur. Bu hastalıkta dişler kızarır, fırçalama esnasında kolayca kanar ve şiş görünümdedir. Ağızda bakteri plağının oluşmaması için dişler düzenli olarak fırçalanmalı ve diş ipi kullanılmalıdır.

Tedavi edilmezse, hastalık bir ileri aşama olan  Periodontitis’e ilerleyerek, diş eti ve dişleri destekleyen kemikte hasar oluşturur.

 Şeker hastalığı, sigara içme, yaşlanma, genetik yatkınlık, sistemik hastalıklar, stres, yetersiz beslenme, ergenlik, hormonal dalgalanmalar, gebelik, uyuşturucu madde kullanımı, HIV enfeksiyonu ve kullanılan bazı ilaçlar diş eti iltihabının oluşumuna katkıda bulunabilir.

Periodontitis

Tedavi edilmemiş olan gingivitisin ilerlemiş safhasıdır. Periodontitis dişin kök yüzeyini, diş kökünü saran kemiği ve bu iki doku arasındaki bağ dokusunu tahrip eden iltihabi bir hastalıktır.

Diş ile diş eti arasında periodontal cep kendini gösterir. Bu cepte bakteriler hızla üremeye başlar. Hastalığın ilerlemesiyle dişlerde sallanma, diş ve diş etleri üzerinde iltihabi akıntı görülebilir.

Alveol kemiğinde hücresel düzeyde yıkım olduğundan o bölgede hareketlilik nedeniyle dişler zamanla birbirinden uzaklaşır.

Bu hastalarda şiddetli ağız kokusu ve diş taşı birikimi vardır. Diş hekimine düzenli aralıklarla gitmek ciddi diş ve dişeti hastalıklarının erken dönemde teşhis edilebilmesini ve neden olduğu olumsuz durumlara zamanında çözüm bulunabilmesini sağlar.

Diş ağrısı neden olur, nasıl geçer? Diş ağrısına ne iyi gelir?

Bakteri plağı

Dişlerin düzgün temizlenmemesi dişler üzerinde krem rengi bir bakteri plağının oluşmasına neden olur. Diş çürükleri ve diş iltihaplarının temel nedeni; dişe sıkıca tutunan, yapışkan, saydam olan bu bakteri plağıdır. Ağız hijyeni yetersiz olduğunda, diş ve diş etlerini etkileyen bakteri plağı oluşur. Plağın bir miligramında 200 ile 500 milyon arasında bakteri bulunur.

Hamilelikte diş eti iltihaplanması nedenleri ve tedavisi

Sigara

Sigara ağızda çürük oluşumuna, dişeti hastalıklarına ve dişlerde sararmaya neden olması dışında, akciğer, yemek borusu, kalp hastalıkları ve ağız kanseri gibi birçok önemli rahatsızlığa da neden olur.

Genetik faktörler

Araştırmalara göre, diş eti hastalıklarında % 30 oranında genetik bir yatkınlık söz konusudur. Ağız bakımının doğru şekilde yapılmaması diş eti hastalığının gelişme olasılığını 6 kat daha arttırır.

Hormonal değişiklikler

Hamilelik döneminde östrojen ve progesteron hormonlarındaki artış nedeniyle hamilelik gingivitisi denilen diş etlerinde kanama, şişlik, kızarıklık ile belirti veren diş eti rahatsızlıkları görülebilir. Diş etleri bu dönemde daha hassas olduğu için ağız hijyenine daha fazla özen gösterilmelidir.

İnsan doğasının dengesini bozan stres sadece psikolojik olarak zarar vermekle kalmaz ayrıca vücutta fiziksel hastalıkların da oluşmasına zemin hazırlar. Yoğun stresin vücudumuza zarar verdiği bölgelerden biri de diş etleridir. Periodontal hastalıklar da dahil olmak üzere stres, vücudun enfeksiyonla mücadelesini zorlaştırmaktadır.

İlaç kullanımı

Anti-depresanlar, doğum kontrol hapları, kalp ilaçları dişeti hastalıklarına neden olabilir. O nedenle, bu ilaçlardan birini almak gerekirse, diş hekimine bilgi verilmelidir.

Diş sıkmak veya gıcırdatmak

Diş etlerindeki çekilmenin bir sebebi de diş sıkmaktır. Diş ve diş eti arasındaki kuvvetin azalmasına neden olarak periodontal doku yıkımına sebep olur. Mutlaka gece plağı takılarak bu alışkanlığın durdurulması gerekir.

Kötü ağız kokusunun nedenleri ve en etkili çözüm yöntemleri

Diyabet hastalığı, bilinen komplikasyonların yanı sıra diş kaybı ile sonuçlanan diş eti hastalıklarına da yol açabilir. Enfeksiyon açısından yüksek risk grubunda olan diyabet hastalarının ağız sağlığının yakından takip edilmesi, düzenli aralıklarla diş hekimi tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir.

Kötü beslenme

Yetersiz ve dengesiz beslenme vücudun bağışıklık sisteminin zayıflamasına ve buna bağlı olarak, diş eti enfeksiyonu da dahil olmak üzere diğer enfeksiyonlarla mücadelesinin zorlaşmasına neden olur.

İlaç kullanımı diş eti hastalığına sebep olur mu?

Sistemik hastalıkların tedavisi amacıyla kullanılan bazı ilaçlar, diş etlerinde büyümeye yol açabilir. Kanser tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar dişeti hastalığına neden olur.

Epilepsi tedavisinde kullanılan bazı ilaçlar, dişlerin ön yüzeylerinde, özellikle ön bölgelerde ve restorasyonların çevresinde, dişler arasındaki diş etini ve diş eti kenarını içine alan, sıkı, soluk pembe, kanamayan bir görüntüde diş eti büyümesine yol açabilir. Dişeti büyümesi de estetik problemleri beraberinde getirir.

Organ doku nakli sonrasında kullanılan bazı ilaçların yan etkileri arasında diş etlerinde şişlik ve hassasiyet, diş eti iltahabı görülür. Kalp ve hipertansiyon hastalarında kullanılan ilaçlar da soluk pembe renkli bir büyümeye sebep olabilir.

Dişeti hastalığı genellikle sessizdir, yani semptomlar hastalığın ilerlemesine kadar görünmeyebilir. Milyonlarca kişi, tedavi edilmediği takdirde diş kayıplarına neden olabilecek bu ciddi enfeksiyona sahip olduklarını bilmez. Diş eti hastalığının uyarı işaretleri arasında aşağıdaki belirtiler bulunur:

  • Kırmızı, şişmiş veya hassas diş etleri
  • Fırçalarken, diş ipiyle temizlerken ya da sert yiyecekler yerken oluşan kanama
  • Dişlerden çekilen veya ayrılan diş etleri; dişlerin eskisinden daha uzun görünmesine neden olur.
  • Gevşek veya ayrık dişler
  • Diş ve diş eti arasında iltihap
  • Ağızda yara oluşumu
  • İnatçı ağız kokusu
  • Isırırken dişlerin konumu ile ilgili bir değişiklik
  • Kısmi protezlerin ağıza uyumunda farklılık

Diş eti hastalıklarının en önemli belirtileri; diş fırçalarken ya da kendiliğinden oluşan diş eti kanamaları, ağızda tat bozukluğu, iltihap kaynaklı kötü ağız kokusu, sallanan dişler, dişler ve diş etlerinde kaşınma hissi olarak öne çıkar. Bu şikayetlerle hekime giden hastanın muayenesinde; diş etlerinde kanama, ağızda kötü bir tat veya koku, kırmızı ve şiş diş etleri, soğuk sıcak hassasiyeti olup olmadığına bakılır.

Diş ile diş eti arasında meydana gelen ceplerin derinliği, periodontal sond vasıtasıyla ölçülerek, radyografik bulgularla değerlendirilir ve teşhis konur. Diş eti hastalığının tedavisi mümkündür. Hekim tarafından uygulanan dişeti tedavisi ile hem dişeti iltihabını, hem de buna bağlı gelişebilecek kalp hastalıkları riskini kontrol etmek mümkündür.

Diş eti neden kanar?

Diş etinde meydana gelen kanamalar diş eti rahatsızlığının habercisi olabilir. Bakteri plağı ve diş taşı (tartar) birikimleri sonucunda,  diş etlerinde ve dişleri çene içerisinde tutan kemikte iltihapsal bir alan oluşmakta ve diş eti kanaması ortaya çıkmaktadır.

Diş eti kanadığında ne yapılmalıdır?

Öncelikle kanama gelişen bölgeler için daha dikkatli fırçalama ve diş ipi kullanılması ile beraber ağız hijyeni en iyi seviyeye getirilmelidir ki vücudun kendini yenileme kapasitesi kendini gösterebilsin. Kanama oluşan bölgeler tüm ağız hijyeni uygulamalarına rağmen iyileşme göstermiyorsa en kısa zamanda diş hekimine başvurulmalıdır.

Diş eti kanaması neden olur? Nasıl önlenir? Doğal tedavisi

Diş eti kanaması diş kaybına neden olur mu?

Önlem alınmadığı takdirde diş kayıplarına ve hatta çene kemiğinde erimelere kadar gidebilir. Böyle bir durumda implant ya da protez yaptırmak da zorlaşır.

Diş eti kanamasını nasıl önleyebiliriz?

Dişlerin düzenli olarak fırçalanması, en az günde bir kere diş ipi kullanımı ve rutin olarak diş hekiminin ziyaret edilmesi diş eti kanamalarının önüne geçmeye yardımcı olur.

Dişetlerinin sağlıklı olması için doğru beslenmek de çok önemlidir.

Sağlıklı diş etleri için özellikle A ve C vitamini içeren ürünleri (ıspanak, ciğer, süt ürünleri, portakal, greyfurt, domates, patates) düzenli olarak tüketmek gerekir.

Mutlaka önceden önlem alınmalı, ağız hijyeni uygulamalarına azami derecede önem gösterilmelidir.

  • Dişler mutlaka günde 2 kere, sabah kahvaltısından sonra ve gece yatmadan önce fırçalanmalıdır.
  • Fırçalama süresi en az 2 dakika olmalıdır.
  • Fırçalama, içten dışa doğru, dişleri süpüren bir hareketle yapılmalıdır.
  • Fırçalama sonrası için ise diş arası bakımları tam olarak yapılmalıdır. Bunun için diş aralarında diş ipi veya diş arası fırçası gibi ağız hijyenine katkıda bulunacak yardımcı temizleyiciler kullanılmalıdır.

Diş eti kanaması olanlara tavsiyeler

Diş eti kanaması yaşayan bireylerin diş fırçalama ve diş arası bakım yapma alışkanlıklarına devam etmeleri gerekmektedir.

Ağız hijyeni iyi duruma getirildiğinde vücudun kendini yenileme kapasitesi ve hastalıklarla savaşması çok daha kolay olacaktır.

Diş eti kanaması nedeniyle diş fırçalama işlemini bırakmak, olayı kısır bir döngü içine sokacak ve var olan durumun daha da kötüleşmesine neden olacaktır. Diş eti kanaması yaşayan bireylerin en yakın zamanda diş hekimine gitmeleri de gerekmektedir.

Diş ve diş eti sağlığını artırmak için neler yapabiliriz?

Sağlıklı diş ve dişetleri için bakteri plağının; diş fırçalanması, diş ipi ve kimyasal ajanlar kullanılması yoluyla, düzenli olarak her gün dişlerden uzaklaştırılması gerekmektedir. Ayrıca, diş hekimine düzenli gidilerek kontrollerin yaptırılması da son derece önemlidir.

Günlük ağız bakımı diş taşlarının oluşumunu en az seviyede tutmakla beraber, tamamen önleyememektedir.

Bir diş hekimi tarafından yapılacak diş taşı temizliği; diş fırçası, diş ipi ile temizlenemeyen bölgelerdeki sertleşmiş diş taşlarının ortamdan uzaklaştırılmasını sağlar.

Diş hekimi, kişiye özel ağız bakım planı yaparak diş etlerine zarar vermeden, diş fırçalamayı ve diş ipi kullanmanın doğru yöntemini hastaya öğretebilir.

Daha sağlıklı dişler için bakım önerileri

  • Dişler fırçalanırken, diş ve diş etlerine paralel hizada içten dışa süpürme hareketleri uygulanmalıdır. Diş fırçalaması esnasında, dişlere veya diş etlerine çok hafif ya da çok kuvvetli baskı yapmaktan kaçınılmalıdır. Her 3-4 ayda bir diş fırçası yenilenmelidir.
  • Diş temizliğinde, diş fırçalarının niteliği ve dişlere olan uygunluğu büyük önem taşır. Diş fırçasının sapı rahat bir kullanıma imkan vermesi açısından esnek boyunlu olmalıdır. Diş fırçası, çok sert ya da aşırı yumuşak olmamalıdır.
  • Diş fırçalama işlemi, dil fırçalamayla devam etmelidir. Dilin arka sırtından başlanarak, öne doğru fırçalama işlemi yapılmalıdır. Dil fırçalama için özel olarak hazırlanmış ve genellikle diş fırçalarının üst, arka kısmında yer alan dil temizleyici başlıklar bu amaçla kullanılabilir.
  • Evde yapılan günlük bakım diş taşlarının oluşumunu en az seviyede tutmakla beraber, tamamen önleyememektedir. Hekimi tarafından yapılacak işlemle diş fırçası ve diş ipi ile temizlenemeyen bölgelerdeki sertleşmiş diş taşları ortamdan uzaklaştırılır.
  • Diş ipi mümkünse günlük yaşamda, diş temizliğinin önemli bir parçası olarak görülmelidir. Çünkü düzenli diş ipi kullanımı, diş fırçalarının ulaşmakta yetersiz kaldığı diş aralarına ulaşarak, gıda artıklarını temizlemektedir. Gıda artıklarının bu yolla düzenli olarak temizlenmesi, diş çürüklerinin oluşumunu önemli ölçüde engellemektedir.
  • Yılda iki kez diş hekimine gidip genel ağız muayenesi yaptırılmalıdır.
  • Sigara, ağızda çürük oluşumu, dişeti hastalıkları, dişlerde sararmaya neden olması dışında kalp ve damar hastalığı riskini arttırdığı için kullanılmamalıdır.

Kalp krizi mi yoksa diş ağrısı mı?

Ağızda oluşan çürüğe “diş çürüğü deyip” geçmek yanlıştır. Önemsenmeyen bir diş ağrısı aslında kalp krizi belirtisi olabilir. Çünkü kalp krizi ağrılarının bir kısmı dişe vurabilmektedir. Hasta aslında kalp krizi geçirirken hissettiği ağrının çürük dişten kaynaklandığını düşünerek hekime gitmek yerine ağrı kesici kullanır.

İlaçlarla ağrıyı geçirmeye çalışırken hasta hayatını kaybedebilir. Kalp rahatsızlığı olan kişilerin dişlerinde var olan mikroorganizmalar dental işlem sırasında vücuda damar yoluyla yayılabilir. Bu nedenle hastaların yapılacak işlem öncesinde diş hekimlerini sahip oldukları hastalık konusunda bilgilendirmesi gerekmektedir.

Bu şekilde dental işlem öncesinde hastaya gerekli tıbbi konsultasyonlar yapılarak koruyucu ilaç tedavisi uygulanabilir.

Kaynaklar ve referanslar1- Gum disease symptoms 2- Gum disease 3- Gum disease

Источник: //www.medikalakademi.com.tr/dis-eti-hastaliklari-nedenleri-tedavisi/

Aids Belirtileri

Hangi Hastalıklar Dişlerde Kendini Belli Eder

Aids belirtileri virüs vücuda girdikten belli bir süre sonrasında görülebilmektedir. AIDS belirtileri çoğu zaman özgü değildir. Yani belirtilerle hareket ederek virüsün vücuda girip girmediğini anlamak mümkün değildir.

AIDS belirtileri arasında yer alan çoğu bulgu normal zamanda da veya başka bir hastalıktan kaynaklı da görülebilmektedir. Bu açıdan virüsün vücutta olup olmadığını anlamanın tek ve gerçek yolu hiv testi yaptırmaktır. Hiv virüsü bulaştıktan sonra ki her evrede farklı belirtiler görülebilmektedir.

Virüs vücuda alındıktan sonraki ilk görülen aids belirtileri aslında hiv belirtileri olarak tanımlanabilir çünkü virüs ilerleyip AIDS evresine henüz geçmemiştir.

AIDS Belirtileri Ne Zaman Başlar ?

AIDS belirtileri hiv bulaştıktan ortalama olarak 1 – 6 hafta arasında başlar. İlk görülen aids belirtileri arasında bir çok hastalığa benzer belirtiler bulunmaktadır. Bu belirtilerle hastalığa tanı koymak imkansızdır. Hastalığa tanı koymak için doğru zamanda doğru hiv testi yapılamsı gereklidir.

Aids İlk Belirtileri

HIV virüsü vücuda alındıktan sonraki görülebilen aids ilk belirtilerini hiv belirtileri olarak tanımlayabiliriz. Erken dönemde 1 – 6 hafta arasında görülebilen bu aids ilk belirtileri normal bir hastalıkla da karıştırılabilmekte ve önemsenmeden atlatılabilmektedir.

Yani hastanın aklına aids şüphesi gelmemektedir. Bu belirtiler hiv virüsüne özgü değildir. Yani virüs alınınca erken dönemde bu belirtileri yaşayacağımız anlamına gelmemektedir. AIDS belirtileri virüs alındıktan sonra 2 – 10 sene sonra bile görülebilir.

Bu yüzden eğer şüpheli bir cinsel temasınız var ise mutlaka aids testi yaptırılması gereklidir.

AIDS ilk belirtileri 1 – 6 hafta arasında görülebilmektedir.

AIDS ilk Belirtileri

Başta da söylediğimiz gibi bu belirtilerin olması sizin pozitif olduğunuzu, olmaması ise negatif olduğunuz göstermemektedir. Kesin sonuca ulaşabilmek için şüpheli temas sonrasında mutlaka uygun sürede hiv testi yaptırılması gereklidir.

AIDS Belirtileri Nelerdir ?

Laboratuvarlarımızda çalışan doktorlarımıza en çok sorulan soru aids belirtileri nelerdir? Aslında bu sorunun cevabı çok net değildir.

Laboratuvarlarımızda bulunan Enfeksiyon hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji doktorlarımız Aids belirtileri ile hareket etmek yerine hiv testi yapılmasını önermektedir. Çünkü aids belirtileri hastalığa spesifik değildir.

Bir çok klinik bulgu aids belirtileri arasında bulunmaktadır ve bunlar bir çok başka hastalıkta da görülebildiği için test yapılması doğru olandır.

Kadınlarda AIDS Belirtileri

Kadınlarda aids belirtileri özellikle ateş, baş ağrısı, halsizlik, pamukçuk, ağızda yaralar, gece terlemeleri, döküntü, grip benzeri aids belirtileri görülebilir. Kadınlarda görülen bu aids belirtiler genelde birkaç hafta içinde geçer.

Kadınlarda adet döngüsünde bozulmalar ara kanamalar görülebilir. Ense, koltuk altı ve kasıklarda lenf nodüllerinin şişmesi de kadınlardaki aids belirtileri arasındadır çünkü lenflerimiz enfeksiyonla savaşmakla görevlidir.

Cinsel yolla bulaşan diğer hastalıklar açısından da risk artar.

Erkeklerde Aids Belirtileri

Erkeklerde aids belirtileri kadınlarda aids belirtileri ile aynıdır. HIV ile enfekte olduğunu bilmeyen erkeklerin de virüsü başkalarına bulaştırma riski yüksektir. Unutmayın ki, HIV kan veya cinsel temas yoluyla bulaşır. Kondom kullanımı aids bulaşmasını tamamen engellemese de riski oldukça azaltır.

HIV virüsü tarafından bağışıklık sistemi zayıflatılan hastada, normalde zararsız olan birçok hastalık, hafif geçen ya da ender rastlanan bazı hastalıklar belirir.

Ayrıca lenf bezlerinde büyümeler, ağız ve deride tekrarlayan uçuk, vücutta yara ve kırmızı lekeler, nedeni bilinmeyen uzun süreli ateş, gece terlemeleri, kilo kaybı, ishal, öksürük görülür. Ağızda pamukçuk, diğer bakteri, mantar ve protozoon hastalıkları gibi fırsatçı enfeksiyonlar ortaya çıkar.

Ortaya çıkan bazı hastalıklar 2-4 hafta arasında kendiliğinden geçer. Şüpheli bir temas sonrasında erken teşhis koyabilmek için HIV testi yaptırılması önem arz etmektedir.

AIDS belirtileri ile hareket etmek yerine cinsel yönden aktifseniz veya şüpheli bir cinsel temasınız var ise mutlaka hiv testi yaptırmalısınız. Merkezlerimiz de uzman doktorlarımız danışmanlığında testlerinizi olabilirsiniz.

Cinsel ilişki yoluyla, kan yoluyla ve anneden bebeğine.Bir insanda HIV/AIDS olduğunu belli edecek net bir işaret yoktur. Kişinin kendi kendine tanı koyması mümkün değildir. Kesin tanı ancak alınacak kan örneği ile laboratuvarda yapılan HIV testi ile konulur.

Devamını Oku

Источник: //www.mavilab.com.tr/aids-belirtileri.html

Vitamin Eksikliği Belirtileri, hastalıkları, mineral vitamin eksikliği testi | Çokbilgi.com – Türkçe ve Edebiyat Güncesi

Hangi Hastalıklar Dişlerde Kendini Belli Eder

Vücudumuzda vitamin eksikliği olduğunda, bazı belirtiler ve hastalıklarla karşılaşırız. Çünkü vücudumuz vitamin, minerallerle ayakta durur ve tırnaklarımızdan beynimize kadar her organımızın bu vitaminlere ihtiyacı vardır.

Bunlar bazen çok basit belirtilerle kendini belli eder ve vitamin takviyeleri ile ortadan kalkar; fakat bazen çok ciddi hastalıklara davetiye çıkarır veya onların habercisidir.

Bunun için vücudumuzdaki vitamin eksiklikleri dikkate alınmalı ve doktor kontrolünde gerek beslenme şeklimizde yapacağımız değişikliklerle, gerekse de alacağımız vitamin takviyeleriyle vücudumuzun ihtiyacı karşılanmalıdır.

Hangi vitamin eksikliğinin hangi hastalığa veya belirtiye neden olduğunu belirtmeden önce şunu açıklamak gerekir: Çoğu zaman vücudumuzdaki bir belirti veya hastalık, tek bir vitamin eksikliğine bağlanamaz. Çünkü bir organ yalnızca bir vitamine ihtiyaç duymaz.

Örneğin bazen B12 ve demir eksikliği, kansızlık şeklinde belirti gösterir ve halsizlik, yorgunluk, stres, iştah kapanması gibi belirtiler gösterebilir. Bu durumda hem B12 hem demir takviyesi yapılmalıdır. Ve ayrıca bu vitaminler birbirlerinin çalışma prensiplerini etkiler ve böylece sıkı sıkıya bağlıdır.

Bu nedenle, vitamin eksikliği kaynağı doktor tarafından tespit edilerek giderilmelidir.

Aşağıda sıralanan belirtilerden bir veya birkaçı size uyduğu için, “Kesinlikle bende … vitamini eksik.” gibi bir yargıya varmanız da pek doğru olmaz.

Çünkü vitamin eksikliği, sizdeki hastalığın belirtilerinin yalnızca bir nedeni olabilir. Bunun dışındaki nedenleri belirlemek için ileri düzeyde tetkikler gerekebilir.

Şimdi aşağıda her bir vitamin eksikliğinin hangi belirtiler ve rahatsızlıklarla karşımıza çıktığını sıralıyoruz:

B12 Vitamini Eksikliği

Eksikliğinde, uyuşukluk, yorgunluk, kolay hastalanma, çocuklarda iştahsızlık ve depresyon gibi problemler ortaya çıkar. B12 vitamininin uzun süreli eksikliği Alzheimer gibi kalıcı sinir sistemi hastalıklarına ortam sağlayabiliyor. Vitamin enerji üretimi, protein kullanımı ve sinirler için gereklidir.

Hücrelerin yenilenmesini sağlayan ve sinir sistemine güç veren B12 vitamini çocukların da sağlıklı gelişiminde büyük rol oynuyor. B12 vitamini et ve et ürünleri, balık, peynir ve sütte bol miktarda bulunmaktadır. Sebzeler de son derece az bulunur. Vejetaryen beslenenlerin B12 açısından yetersiz beslenmeleri söz konusu olabilir.

Dikkatli olmalarında fayda var.

Kansızlık, bitkinlik, sinir hasarı, aşırı hassas cilt özellikle vejetaryenlerde ve bu vitamini absorbe edemeyen bünyelerde B12 eksikliği yaşanabiliyor.

B12 vitamini noksanlığının yorgunluk ve halsizlik konusunun şampiyonluğunu yaptığını unutmayınız. Yorgunluğunuza unutkanlık, el ve ayak uyuşmaları da eşlik ediyorsa problemin B12 eksikliğinden kaynaklanabileceğini anımsayınız.

B1, B3, B5, B6 vitaminleri de yorgunluk yapabilir ama bu gibi durumlarla çok seyrek karşılaşıyoruz.

Hücrelerin kendini yenilemesini sağlıyor. Sinir sistemini güçlendiriyor. Proteinlerin vücut tarafından kullanılmasını kolaylaştırıyor. Çocukların sağlıklı gelişiminde önemli rol oynuyor.

Sakatat ürünleri, peynir ve sütte bol miktarda bulunuyor. B12 vitamininin uzun süreli eksikliği Alzheimer gibi kalıcı sinir sistemi hastalıklarına ortam sağlayabiliyor.

Uyuşukluk, kolay hastalanma, çocuklarda iştahsızlık ve gelişimini tamamlayamama gibi durumlara sebep oluyor.

C Vitamini Eksikliği

Bağışıklık sistemini güçlendirir. Kandaki şeker miktarını azaltır. Hastalıklara karşı direnci artırır. Enerji üretiminde ve strese karşı hormonların yapımında görevlidir.

Kan dolaşımını düzenleyen, hücrelerin kendini yenilemesini sağlayan, kemiklerin-dişlerin-cildin-diş etlerinin güçlenmesinde katkıda bulunan C vitamini, yeşil biber, çilek, maydanoz, yeşil sebzeler, domates, kırmızı lahana ve turunçgillerde bulunuyor.

Günlük C vitamini; kadınlarda ve erkeklerde her gün alınması gereken en az miktarı, 60 miligramdır. Sigara içenlerin en az 100 mg. C vitamini almaları gerekir.

Dişlerin kaybedilmesine yol açan iskorbüt hastalığı, diş etlerinde şişme ve yaraların iyileşmesinde güçlük gibi belirtiler C vitamini eksikliğini göstermektedir.

C vitamini eksikliğinde, diş eti çekilmeleri-diş eti kanamaları, halsizlik, geç iyileşme, ağız içinde yaralar, kemik ağrıları, kas zayıflığı, dolaşım sistemi rahatsızlıkları gibi sorunlara sebep olabiliyor.

Yeterli miktarda C vitamini almayanlarda kas zayıflığı, romatizma, dolaşım sistemi rahatsızlıkları, diş çürümeleri, selülit ortaya çıkabiliyor.

K Vitamini Eksikliği

Eksikliğinde, vücudun bağışıklık sistemi zayıf düşer ve hastalıklara kolay yakalanılır. Kesikler ve yaralar daha geç iyileşme gösterir.

K vitamini yeterince alınmazsa kanın pıhtılaşma özelliği azalır ve bunun sonucu olarak da diş etlerinde, sindirim sisteminde, idrar yollarında, akciğerlerde ve deride kanamalar görülür.

K vitamini eksikliği, basur, burun kanaması, adet döneminde aşırı kanama gibi sonuçlar doğurabilir.

Yaralanmalarda kanın pıhtışmasını sağlayarak, fazla miktarda kan kaybı olmasını engelleyen, içerdiği antioksidan maddelerle vücudu kansere karşı koruyan, hücre yenilenmesini sağlayan ve kemik yapısını da güçlendiren K vitamini karnabahar, lahana, brokoli, fasulye, bezelye, patates, yumurta sarısı, yoğurt, yeşil çay ve brüksel lahanası gibi sebzelerde bulunuyor. Kanın pıhtılaşmasında yetersizlik tamamen K vitamini kaynaklı olabiliyor.

Sodyum ve Postasyum Eksikliği

Sodyum ve potasyum bilindiği gibi kardeş mineraller. Gerek potasyumun gerekse sodyumun eksikliğinde de yorgunluk kaçınılmazdır. Eğer yorgunluğa kas zafiyeti, kas spazmları, iştah kaybı, el ve ayaklarda uyuşma, dudak çevresinde his değişikliği gibi belirtiler işaret ediyorsa yorgunluğun potasyum noksanlığı ile ilişkili olma ihtimali vardır.

Sodyum eksikliğine ise potasyum noksanlığından daha az rastlanıyor. Bu tip yorgunluklar genellikle yoğun egzersizler, aşırı sıcaklar nedeniyle ortaya çıkan terlemelerden, kontrolsüz idrar söktürücü kullanımları veya ağır ya da uzun süren ishal ya da kusmalardan kaynaklanıyor.

Bitkinlik, tansiyonun düşmesi, ayağa kalkınca göz kararmaları ile birlikte olan yorgunluklarda sodyum eksikliği akla gelmeli.

E Vitamini Eksikliği

E vitamini eksikliğinde daha erken yaşlanma, görme bozuklukları, kansızlık, kısırlık, kalpte ve diğer kaslarda yorgunluk ve çeşitli cinsel rahatsızlıklar ortaya çıkar. E vitamini damar sertliğini ve tıkanmalarını engeller. Cildi güzelleştirir. Bağışıklık sistemini güçlendirir.

Göz sağlığı için büyük önem taşır.

Antioksidan özelliği sayesinde kansere karşı doğal bir koruyucu olan, hücrelerin kendini yenilenmesini sağlayarak yaşlanmayı geciktiren ve sağlıklı bir cinsel yaşam için önemli olan E vitamini, bitkisel yağlar, tahıllar, badem, ceviz, ay çekirdeği ve koyu yeşil yapraklı sebzelerde bulunmaktadır.

Sinir sistemi problemleri, sperm üretiminde azalma, kas ağrıları, güçsüzlük. Eksikliği az görülse de; düşük kilolu, prematüre bebeklerde ve yağ sindiriminde sorun yaşayanlarda zaman zaman bu vitaminin eksikliği gözlenebiliyor. Yeterli E vitamini almayanlar daha erken yaşlanabiliyor. Ayrıca kısırlık, iktidarsızlık gibi çeşitli cinsel rahatsızlıklara rastlanma olasılığı da artıyor.

Magnezyum Eksikliği

Çoğumuz farkında değiliz ama magnezyum eksikliği de önemli bir yorgunluk nedenidir.

Bu mineral hücre zarlarından besleyici maddelerin geçebilmesi, hücrede protein ve karbonhidrat metabolizmalarının aksamaması yanında yeteri kadar enerji üretimi ve taşınmasında da önemli görevler üstleniyor.

Hücreler şu veya bu nedenle “magnezyum fakiri” haline gelirlerse enerji üretimi aksadığı için yorgunluk baş gösteriyor. Magnezyum eksikliğini kas krampları, kas seğirmeleri, güçsüzlük ile birlikte olan yorgunluk durumlarında hatırlamak lazım.

A Vitamini Eksikliği

Eksikliği söz konusu olduğunda, görme bozuklukları, kemik ve dişlerde problemler, ciltte kuruluk, saç ve tırnaklarda kırılmalar, halsizlik ve enfeksiyonlara karşı dirençsizlik görülebilir. A vitamini sağlıklı bir cilt ve kemik yapısı için önemlidir.

Antioksidan olarak faaliyet yaparak hücreleri kansere ve diğer hastalıklara karşı korur, yaşlanma sürecini yavaşlatır, yağ depolanmasına yardımcı olur. A vitamininin vücut açısından diğer bir önemi de, proteinlerin A vitamini olmadan kullanılamamasıdır.

Hücre yenilenmesini sağlayan, vücut direncini arttıran, görme duyusu için önemli olan A vitamini yeşil sebzeler, domates, tahıllar, lahana, bitkisel yağlar, havuç ve balda bolca bulunuyor. A vitamini eksikliği bu besinleri tüketerek giderilebilir.

Günlük A vitamini ihtiyacının yetişkin erkeklerde bin, kadınlarda 800 mg. kadar olduğunu ifade eden Uzman Diyetisyen Pınar Kural Enç, “Kadınların gebelikte A vitamini ihtiyacı artar. Gebelikte günlük bin mg., emziren annelerin ise bin 200 mg. kadar A vitamini almaları tavsiye edilir.

Dudak yaraları, dilde kızarıklık” dedi.

Gece körlüğü, gözyaşı kuruluğu ve diğer göz problemleri; ciltte kuruluk, pul pul dökülme, akne, kaşıntı; bağışıklık sisteminde zayıflık gibi belirtiler A vitamini eksikliğini göstermektedir.

Vücudun enfeksiyonlara karşı direncini arttıran ve hücre yenilenmesini sağlayan A vitamini yeşil sebzeler, domates, tahıllar, bitkisel yağlar, havuç, lahana, bal ve kuruyemişlerde bol bulunuyor.

Eksikliğinde görme bozuklukları, yüksek tansiyon, saçta ve tırnaklarda kırılmalar, ciltte kuruma, halsizlik ve enfeksiyonlara karşı dirençsizlik görülebiliyor.

B1 Vitamini Eksikliği

Sinir sisteminin sağlığını korumada önemli bir rol oynuyor. Kan dolaşımını düzene sokuyor. Peynir, yumurta, balık ve tahıllarda bol miktarda bulunuyor. B1 vitamini eksikliği sinir ve dolaşım sistemi rahatsızlıkları, sindirim sistemi bozuklukları ve yorgunluğa sebep olabiliyor.

Demir Eksikliği

Demir oksijenin taşınması ve depolanması, daha da önemlisi enerji üretiminde önemli görevleri olan bir mineral. Noksanlığı sadece kansızlığa değil, yorgunluğa da yol açıyor. Eğer yorgunluk sorununuza cilt kuruluğu, solukluk, dilde acılık ve yanma hissi, yutmada zorlanma, tırnaklarda çukurlaşma gibi belirtiler de ekleniyorsa demir rezervlerinizin azalmış olabileceği aklınızda olsun.

Riboflavin / B2 Vitamini Eksikliği

Eksikliğinde, ağız kenarında yaralar, dilde kızarıklık, göz kenarında kızarıklıklar, burun kenarında kuruma, kansızlık gibi sorunlar görülebilir. Önemli bir nokta aşırı derecede alkol tüketimi vücuttaki B-2 vitaminini azaltır.

Ayrıca antibiyotikler, yatıştırıcılar da vücuttaki B-2 vitaminini azaltır.

Vücuttaki asit oranını düzenleyen, sindirim sistemini düzene sokan, solunum sisteminin çalışmasına yardımcı olan B 2 vitamini süt, peynir, yoğurt, yumurta, mısır, kurubaklagiller ve yeşil sebzelerde çokça bulunmaktadır. Bu besinlerden tüketmenizde fayda var.

Katarakt gibi göz hastalıkları; ciltte kuruma, yağlanma, kızarma; ağız ve dil yaraları; boğazda şişme ve iltihaplanma gibi belirtiler B2 vitamini eksikliğini göstermektedir.

D Vitamini Eksikliği

Osteoporoz ve kemikleri yumuşatan bir hastalık olan osteomalasi riski. Çocuklarda raşitizm ve büyüme sorunları gibi belirtiler D vitamini eksikliğini göstermektedir.

Yorgunluğa neden olan önemli bir vitamin daha var: D vitamini. D vitamini noksanlığına bağlı yorgunluk çok önemli, çünkü çok yaygın bir sorun.

Özellikle kas yorgunluğuyla birlikte olan yorgunlukların D vitamini noksanlığından kaynaklanabileceği aklınızda olsun.

Tiamin / B1 Vitamini Eksikliği

Beriberi hastalığı (bir çeşit sinir sistemi hastalığı), kalp ve damarlarda hasar oluşması.unutkanlık, uykusuzluk, iştahsızlık, sindirim bozukluğu, özellikle alkolikler, B1 vitamini eksikliği nedeniyle bitkinlik hissedebiliyor, kasları daha zayıf olabiliyor.

Biotin Eksikliği

Kalp anomalileri, bitkinlik, depresyon, cilt kuruluğu gibi belirtiler biotin eksikliğini göstermektedir.

Folik Asit Eksikliği

Hücre bölünmesinde ve gelişiminde problemler, anemi, sinirlilik, halsizlik. Hamileliğin ilk üç aylık dönerfilnde ise spina bifida (ayrık omurga) gibi nöral tüp bozukluklarına yol açabiliyor.

Niasin Eksikliği

İshal, cilt problemleri ve mental disoryantasyon gibi belirtiler niasin esikliğini göstermektedir.

B6 Vitamini Eksikliği

Kan hücreleri üretimini sağlıyor. Kalbi güçlendiriyor, böbreklerin düzenli çalışmasına ve kolesterolün düşmesine yardımcı oluyor. Vücudun bağışıklık sistemini güçlendiriyor. Yumurta, tavuk, havuç ve yeşil yapraklı sebzelerde bulunuyor. Eksikliğinde böbrek taşları, sinir sistemi hastalıkları, kansızlık ve halsizlik görülüyor.

| Yorum Yap! | Yazı Ayrıntıları… | Yazdır! | Bu Yazıyı Paylaşın! |

Источник: //www.cokbilgi.com/yazi/vitamin-eksikligi-belirtileri-mineral-hastaliklari/

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar

Hangi Hastalıklar Dişlerde Kendini Belli Eder

Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar (CYBH), birçok bakteri, virüs, mantar ve parazitten kaynaklanan hastalıklardır. Bu mikroorganizmalar, vücudun nemli bölgelerinde üreyip çoğalma özelliğine sahiptir. Bu yüzden yapısı itibariyle cinsel organlar ve çevresi bu mikroorganizmaların yerleşmesi için elverişli bir ortam oluşturur.

Cinsel yolla bulaşan hastalıklar erkekte  meni; kadında ise vajina sıvısı hastalık yapıcı mikroorganizmaları taşır. Bu hastalıklar genel olarak anal, oral ve vajinal olarak cinsel ilişki sırasında vücut sıvıları yoluyla bir kişiden diğerine geçse de bazı hastalıklar kan ve kan ürünleri nakli, ortak şırınga kullanımı gibi etkenler ile de yayılabilir.

Hatta bazı durumlarda anneden bebeğine hamileyken, doğum sırasında ya da emzirirken dahi geçebilir. Cinsel yolla bulaşan hastalıkların bazıları tedavi edilebilirken bazıları ölümcül olmaktadır. Bazı hastalıklar tedavi edilse bile kısırlık gibi sorunlar bırakabilir.

Bu hastalıklardan korunmak için cinsel ilişki sırasında kondom kullanmak; kuaför, berber, eczane ve diğer sağlık kuruluşlarında kullanılan araç- gerecin temizliğinden emin olmak; cinsel bölgedeki herhangi bir rahatsızlığı es geçmemek gerekir.

Cinsel yolla bulaşan hastalıklara geçmeden önce kısaca belirtilerinden bahsedelim.

Her iki cinste de görülen belirtiler; ağrılı idrar yapma, idrar yaparken güçlük, sık idrara çıkma, cinsel organlarda ağrılı/ağrısız açık yaralar ya da kabarıklar, cinsel organlarda siğil ve uçuklar, kol ve bacaklarda kaşıntısız kızarıklıklar, döküntüler, cinsel organda karıncalanma hissi ya da kaşıntı, baş ağrısı, halsizlik, bulantı, kusma, ateş, üşüme, ağızda yaralar, kasıklarda şiş ve ağrılı bezeler, deri altında şişliklerdir. Bunun dışında erkeklerde penisten yeşil, sarı bir akıntı gelmesi; kadınlarda ise düzensiz adet kanaması ve her zamankinden farklı vajinal akıntı diğer belirtiler arasındadır. Bu tarz belirtiler ile karşılaşan bireyler bir sağlık kuruluşuna başvurmalı ve eğer bir hastalık taşıyorsa bulaştırması muhtemel kişilerin de test yaptırmasını sağlamalıdır.

  En sık görülen bakteri kökenli hastalıklardan biridir. Erkeklerde penisten beyaz, sarı renkli yapışkan bir akıntı gelir ve idrar yaparken yanma olabilir. Kadınlarda ise adet dönemi dışında kanama, vajinal akıntı ve alt karında ağrı gibi belirtiler görülür.

Erkeklerden kadınlara bulaşma olasılığı, kadınlardan erkeklere bulaşma olasılığından fazladır. Hastalığın teşhisi için akıntı ya da idrardan alınan örnekler test edilir. Hastalık bakteriyel olduğu için tedavisinde antibiyotik kullanılır.

Diğer cinsel hastalıklarda olduğu gibi eş  tedavisi de uygulanmalıdır.

2. Cinsel Organ Siğilleri

Bu siğillere “human papilloma virüs” sebep olur. Siğili olan kişiden cinsel ilişkiyoluyla diğerine bulaşırlar.

Penis, vajina, genital bölge ve anüste ağrısız, farklı büyüklüklerde karnabahara benzeyen et kümeleri şeklinde ortaya çıkarlar. Buna sebep olan virüslerin kuluçka süresi 1- 6 aydır, bu sürede tedavi edilmediğinde daha çok yayılabilirler.

Tedavisinde özel bir ilaç kullanılmaz, kimyasallarla eritme, yakma, kesip çıkarma, lazer gibi cerrahi uygulamalar gerekir.

 Bu hastalığın etkeni Herpes Simplex Virüs Tip 2’dir. Viral bir enfeksiyondur.  Üreme organlarında kaşıntılı ve ağrılı, uçuk şeklinde sivilceler görülür. Kendiliğinden iyileşir, ancak tekrarlar. Tedavisi zordur. Birtakım başka hastalıklara da yol açabilir. İdrar kanallarını etkileyebilir, kadınlarda doğum sırasında bebeğe geçebilir ve bebekte ciddi sorunlara sebep olabilir.

4. Frengi

Bir diğer adı Sifiliz’ dir. Bütün vücudu etkileyen bakteri kökenli bir hastalıktır. İlk belirtisi, penis ya da vajinada ortaya çıkan krater şeklinde bir tür yaradır. Penis ve vajina dışında, ağız kenarında, ellerde ve anüste de görülebilir.

Tedavisinde Penisilin kullanılır. Eğer tedavi zamanında uygulanmazsa hastalık ilerleyip sinir sistemine zarar vermeye başlar. Bunun sonucunda körlük, sağırlık oluşabilir; aynı zamanda tümör oluşumuna sebep olabilir ve ölümlere sebep olabilir.

5. Klamidya

Klamidya, hem kadınlarda hem de erkeklerde görülen bir hastalıktır. Sarı renkli bir akıntıyla kendini belli eder. Erkeklerde idrar yaparken yanma hissine; kadınlarda ise karın içinde iltihaplanmalara sebep olur. Kısırlığa ve üreme organlarında apse oluşmasına yol açabilir. Tedavisi kolaydır. Ancak hamile kadınlarda anne adayı ve bebek için tehli olabilmektedir.

6. Trikomoniasis

Bakteriyel bir hastalıktır. Genellikle aktif bir cinsel hayatı olan genç kadınlarda görülür.

Kadınlarda kötü kokulu sarı- yeşil köpüklü vajinal akıntı, vajinal kaşıntı ve kızarıklık, cinsel ilişki sırasında ağrı ve sık idrara çıkma gibi belirtiler gösterebilir.

Erkeklerdeki belirtiler ise penis akıntısı, sık idrara çıkma ve idrar yaparken ağrı duymadır. Bakteri kökenli bir hastalık olduğu için antibiyotiklerle tedavi edilir.

7. Sarılık

Sarılık, virüslerin sebep olduğu bir hastalıktır. Su ve besinler yoluyla da bulaşabileceği gibi cinsel yolla ve kan ile de bulaşabilir. Hepatit B ve Hepatit C, bu hastalığın cinsel yolla bulaşan tipleridir. Karaciğeri etkileyen bir hastalıktır. İlk belirtileri, yüksek ateş, baş ağrısı, kas ağrısı, bitkinlik, iştah azalması, bulantı ve ishal vb’ dir.

Bunun dışında, karaciğerde büyüme ve hassasiyet görülebilir. İlerleyen dönemde karaciğer iltihabı, siroz, kanser ve ölümlere neden olabilir. Kesin tedavisi yoktur, ancak uygulanan tedavilerle vücut güçlendirilerek hastalığın zararı azaltılmaya çalışılır. Korunma yollarından en önemlisi aşı olmaktır.

Hepatit B için aşı uygulanabilirken Hepatit C için aşı henüz elde edilememiştir.

8. HIV / AIDS

HIV, İngilizce Human Immunodeficiency Virus’ ın, yani Türkçesi İnsan Bağışıklık Yetmezlik Virüsü, baş harflerinin oluşturduğu  bir kısaltmadır.

Bu virüs, kişinin bağışıklık sistemini etkiler, bağışıklık sistemine zarar vererek vücudu hastalıklara ve mikroplara karşı etkisiz hale getirir. Sonuç olarak, bağışıklık sistemi zayıflar, hatta yok olur ve çok basit hastalıklar bile ölümcül olabilir. HIV, AIDS’ e yol açabilen bir virüstür.

Ancak bu, her HIV  taşıyıcısı AIDS demek anlamına gelmez. AIDS, HIV taşıyıcısı bireyin HIV nedeniyle ciddi enfeksiyonlar geçirmiş olması ve kan testi yoluyla bağışıklık sistemi hücrelerinin büyük oranda virüsler tarafından tahrip edilmiş olduğunun tespiti ile belirlenebilir.

AIDS, ingilizce Acquired Immune Deficiency Syndrome’ un baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır. Türkçesi Edinilmiş Bağışıklık Eksikliği Sendromu’ dur.

AIDS, HIV enfeksiyonunun son aşamasıdır. HIV yüzünden  bağışıklık sistemi yok olur; HIV enfeksiyonları ve bunun yanında zatürree, cilt kanseri, bunama gibi hastalıklar görülür. Kesin AIDS tanısı, bulaşma gerçekleştikten en az 3 ay sonra yapılabilen ELISA testleri ile koyulabilir.

Peki, HIV virüsü nasıl bulaşır? HIV virüsü kan yoluyla, HIV pozitif kişinin kan, kan ürünleri, doku veya organlarının nakliyle bulaşabildiği gibi cinsel yolla da bulaşabilir. HIV pozitif, kanında HIV virüsü taşıyan bireyler için kullanılır. Aynı zamanda hamileliğinde HIV taşıdığını ya da AIDS olduğunu bilmeyen annelerin çocuklarına bulaşır.

Hamilelikte kan ve plasenta; doğum sırasında kan; emzirme döneminde ise anne sütü yoluyla bulaşabilir.

9. Yumuşak Çıban

İlk belirtileri, kadın ve erkeklerde üreme organlarındaki ağrılı yaralardır. Yaraya yakın oluşan şişlikler zamanlar büyür ve iltihap toplar. Antibiyotikle tedavi edilebilir. Yaraların iyileşmesi aylar alabilse de, tedavisi kolaydır.

Bütün cinsel eşlerin tedavisi gerekir. Genellikler erkeklerin kişisel hijyenine dikkat etmemesi sonucu görülür ve sünnetsiz erkeklerde bulaşma riski sünnetlilere göre 3 kat daha fazladır.

Yumuşak ayrıca HIV virüsü kapma ihtimalinizi arttıran bir risk faktörüdür.

Источник: //evdesifa.com/cinsel-yolla-bulasan-hastaliklar/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.