Hatalı beslenme Öfke nedeni! Ani öfkeleri bu besinlerle yenin!

Ani öfke ataklarının bir sebebi de hipoglisemi!

Hatalı beslenme Öfke nedeni! Ani öfkeleri bu besinlerle yenin!

Özellikle acıktığınızda sık sık sinirleniyor, ani öfke atakları mı yaşıyorsunuz? Yemek yedikten sonra kendinizi uyuklarken buluyor musunuz? Çok sık veya aniden acıkıyor, henüz 1 saat önce sofradan kalkmışken, kendinizi yeniden buzdolabının önünde mi buluyorsunuz? Tatlı veya karbonhidratlı besinlerin bağımlısı olduğunuzu mu düşünüyorsunuz? Veya, işe konsantre olmakta güçlük çekiyor, sık sık dikkatinizin dağıldığını hissediyor musunuz? Bu soruların bir kısmına ‘evet’ diyorsanız, ‘hipoglisemi’yi işaret ediyor olabilir. Tabi bunu anlamak için bir uzmana görünmek gerekiyor.

Endokrinoloji ve Metobolizma uzmanı Dr. Özlem Çelik’in  Hipoglisemi hakkında verdiği bilgiler şöyle:

 Hipoglisemi neden oluyor?

Ge­nel­lik­le den­ge­siz ve sağ­lık­sız bes­len­me ne­de­niy­le ye­mek ye­dik­ten son­ra artan kan şe­ke­ri­ne ya­nıt ola­rak olu­şu­yor. Ör­ne­ğin; öğün­ler­de ge­rek­si­nim­den az kar­bon­hid­rat al­mak ya da glisemik in­dek­si yük­sek ya­ni kan şe­ke­ri­ni hız­lı yükselten gı­da­la­rı faz­la ye­mek hi­pog­li­se­mi­ye neden ola­bi­li­yor.

Hi­pog­li­se­mi­li hastaların ço­ğu­nu da in­sü­lin ve­ya di­ya­bet hap­la­rı ile te­da­vi edi­len di­ya­bet hastaları oluş­tu­ru­yor. İn­sü­li­nin kon­trol­süz­ce art­ma­sı so­nu­cu ge­li­şen bu tip hipoglise­mi, en sık gö­rü­len ne­de­ni oluş­tu­ru­yor.

Ay­rı­ca her za­man­kin­den faz­la egzer­siz yapmak, kon­trol­süz al­kol kul­lan­mak da kan şe­ke­rini dü­şüre­bi­li­yor.

 Ne zaman belirti veriyor?

Beynin tek ener­ji kay­na­ğı şe­ker. Bu ne­den­le kar­nı­mız acık­tı­ğın­da bir şey­ler ye­me ih­ti­ya­cı hisse­de­riz. Eğer be­yin ih­ti­ya­cı ka­dar şe­ke­ri ala­maz­sa; iş­te bu du­rum­da tep­ki­si­ni bi­ze çe­şit­li sin­yal­ler gön­de­re­rek or­ta­ya ko­yu­yor.

Hi­pog­li­se­mi ha­fif, or­ta ve ağır dü­zey­de sey­re­de­bi­li­yor ve kişiye göre özel­lik­ler gös­te­ri­yor. Bu du­rum birçok fak­tö­re bağ­lı olu­yor. Be­yin ener­ji­ye ihtiyaç duy­du­ğu için ki­şi­ye ye­mek yemeyle il­gi­li uya­rı­lar gön­de­ri­yor.

Ye­mek yi­yin­ce, özellikle de bu tat­lı ol­du­ğun­da be­lir­ti­le­rin or­ta­dan kalk­ma­sıy­la in­san­lar ken­di­ni da­ha iyi hissedi­yor.

 Belirtileri nelerdir?

Açlık hissi, titreme, terleme, solukluk, çarpıntı, huzursuzluk, dudak ve dilde karıncalanma, hafif hipogliseminin belirtilerini oluşturuyor.

Orta düzey hipoglisemide bunların yanı sıra baş veya karın ağrısı, uyuşukluk, konuşma güçlüğü, sinirlilik, terleme, solukluk, bulanık görme gibi sorunlar da gelişebiliyor.

Hastalar genellikle açlığa tahammülsüzlük, acıktıklarında sinirlilik, öfke patlamaları, vücutta titreme, halsizlik, terleme sorunuyla hekime başvuruyorlar.

 Ciddi sorunlar oluşturur mu?

Hi­pog­lise­mi sı­ra­sın­da or­ta­ya çı­kan ya­kın­ma­lar sos­yal ve iş ya­şa­mın­da aksamalara ve ha­ta­la­ra ne­den olu­yor.

Özel­lik­le sık tek­rar­la­yan hi­pog­li­se­mi­ler dik­kat, kon­san­tras­yon bo­zuk­luk­la­rı, unut­kan­lık ve bel­lek prob­lem­le­ri­ne yol aaçabiliyor  Has­ta­lar ba­zen ye­mek ye­dik­ten son­ra bi­le uzun sü­re ken­di­le­ri­ne gele­mi­yor. Eğer hi­pog­li­se­mi te­da­vi edil­mez­se ‘a­ğır hi­pog­li­se­mi­ye­’ dönüşebiliyor.

Kan şekeri be­lir­gin ola­rak düş­tü­ğün­de; ge­çi­ci gör­me kay­bı, el­le­ri ve ayak­la­rı ha­re­ket etmek­te güç­lük çek­me ve ko­ma­ya ka­dar gi­de­bi­len bi­linç kay­bı gi­bi ol­duk­ça ciddi tab­lo­lar olu­şa­bi­li­yor.

 Diyabete yol açar mı?

Sık hi­pog­li­se­mi atak­la­rı ya­şa­yan ki­şi­le­rin faz­la ki­lo­la­rı var­sa ve özel­lik­le bi­rin­ci de­re­ce yakınla­rın­da di­ya­bet has­ta­la­rı mev­cut­sa, mut­la­ka araş­tı­rıl­ma­sı ge­re­ki­yor.

Çün­kü sık tekrarlayan hipog­li­se­mi atak­la­rı, uy­gun­suz bes­len­me ve ki­lo alı­mı diyabetin oluş­ma ris­ki­ni yük­sel­ti­yor.

Ön­lem alın­ma­dı­ğı tak­dir­de has­ta­la­rın üç­te birinde 10-15 yıl son­ra di­ya­bet or­ta­ya çı­ka­bi­li­yor.

 Nasıl tedavi ediliyor?

Sabah aç­ken şe­ke­ri­ne bak­mak, ar­dın­dan test ye­me­ği­nin yen­me­siy­le bir­lik­te yapılan kan şe­ke­ri öl­çü­mü ile kan şe­ke­ri ve in­sü­lin dü­zey­le­ri ko­lay­lık­la tes­pit edilebiliyor Eğer pan­kre­as­tan salgı­la­nan in­sü­lin hor­mo­nun­da­ki bir bo­zuk­luk­tan kay­nak­lan­mı­yor­sa, hi­pog­li­se­mi­yi ta­ma­men or­ta­dan kal­dı­ran bir te­da­vi ma­ale­sef yok. Ya­şam tar­zı ve doğ­ru bes­len­mey­le il­gi­li problemlerde ki­şi­nin te­da­vi­den çok ya­şam tar­zı de­ği­şik­li­ği ile doğ­ru bes­len­me­yi öğ­ren­me­si ge­re­ki­yor. Hipogliseminin iki te­da­vi şek­li var; bi­rin­ci­si ya­şam de­ği­şik­li­ği yap­mak, ikin­ci­si ilaç te­da­vi­si.

Источник: https://www.elmaelma.com/saglik/ani-ofke-ataklarinin-bir-sebebi-de-hipoglisemi-5a14139418e5401e706a8ff4

Çocuklarda Öfke Nöbetleri

Hatalı beslenme Öfke nedeni! Ani öfkeleri bu besinlerle yenin!
Bağımsızlığını ifade etmek isteyen çocuklar öfke nöbeti geçirirler.

Çocuklarda oldukça fazla rastlanılan heyecan türlerinden biri olan öfkeyi, çocuk büyümeye başladıkça öğrenir. Bu öğrenme sonrasında öfke sayesinde neler yapabileceğinin farkına varan çocuk, öfkelendiği zaman tüm dikkatleri üzerine topladığının ve istediklerini rahatlıkla yaptırabildiğini keşfeder.

Kaç yaşındaki çocuklarda öfke nöbeti görülür ?

Genel olarak 2 yaşında başlayan öfke nöbetleri 2.5-3 yaşında zirveye ulaşır ve çocuk 4 yaşına geldiği zaman azalarak yok olur. Bu yaşlarda öfke nöbetlerinin sıklıkla görülmesinin sebebi, bebeğin yapmış olduğu işlerin durdurulması ve izin verilmemesidir.

Henüz gelişimini tamamlamamış ve birçok şeyi daha öğrenmemiş çocuklar için isteklerini ertelemek ve geciktirmek neredeyse imkansız bir durumdur. Bu yüzden istekleri hemen yerine gelmediği zaman oluşan gerilim sonucunda öfke nöbetleri yaşarlar.

Okul öncesi çağlarda neredeyse tüm çocuklarda öfke nöbetine rastlamak mümkündür. Ağlama, yemek istememe, yediğini kusma, somurtma, kimseyle konuşmama, yüksek sesle çığlık atma, kafasına ve vücuduna vurma, eline geçen herşeyi fırlatma gibi durumlar genel olarak çocukların aşırı uyarıldığı (keyifsiz, aç ve yorgunluk) zamanlarda ortaya çıkar.

Öfke nöbeti sırasında ailelere tavsiyeler

Çocuğun yapmış olduğu herhangi bir davranış sonrasında, ailenin tutarlı ve dengeli davranması son derece önemlidir. Bunu yapabilmesi içinse ailenin sakin ve süreklilik içeren bir yapıya sahip olması gerekir.

Örneğin bir davranışından dolayı çocuk ödüllendirilir, başka bir gün aynı davranışından dolayı cezalandırılırsa veya bir davranış baba tarafından farklı anne tarafından farklı değerlendirilirse çocuk ikileme düşeceğinden dolayı hangisinin doğru hangisinin yanlış olduğunu anlayamaz. Bu durum çocuğa rehber olacak değerleri olumsuz etkiler.

Öfke nöbeti geçiren çocuk karşısında anne ve babanın tutumu nasıl olmalıdır ? sorusuna cevap verecek olursak işte tavsiyelerimiz aşağıda;

  • Öfke nöbetleri genellikle geçici bir durum olduğu için anne ve babanın bunu bilmesi ve sabırlı davranması gerekir. Bu esnada çocuğu sert tavırlar ile zorlamamalı, soğukkanlı ve sakin tavırlar ile gereksiz çekişmelere girmemesi gerekir.
  • Kesinlikle öfke nöbeti geçiren çocuk korkutularak ve tehdit edilerek cezalandırılmamalı, öfke sırasında öfkenin geçmesi için makul istekleri dışında tüm istekleri yapılmamalı ve çocuğun öfkesi karşısında ailenin sakin olup öfkelenmemesi gerekir. Öfke geçiren çocuğun asıl sorunu, kendini sakinleştirememektir. Bu yüzden anne ve babanın bu konuda hassas davranarak sakin olması gerekir. Yoksa bu durum karşısında çocuk öfkesi ile beslenerek daha kötü sonuçlar ortaya çıkabilir.
  • Öfke sırasında çocuğun öfkeye neden olan kaynaktan uzaklaştırılması uygulanan disiplin yöntemlerinden biridir. Bu gibi durumlarda uygulanacak olan yöntemlerden biri, çocuğun bulunmuş olduğu ortamdan ayrılarak onu kendiyle baş başa bırakmak ve sakinleştiğinde yanına gelmektir. Bazı durumlarda çocuğu sakinleştirmek onun daha fazla hırçınlaşmasına neden olmaktadır. Uygulanabilecek ikinci bir yöntemse, çocuğun bulunduğu mekanın değiştirilmesidir. Eğer çocuğunuz ile dışardaysanız öfke nöbeti geçirdiği sırada onu kucaklayıp farklı mekana gitmeniz en doğrusudur.
  • Çocukların öfke nöbetleri sırasında ışık, renk, koku ve ses gibi uyaranlardan faydalanılarak dikkatini hemen başka bir yöne çekmek ve öfkesinin dağılmasına destek olmak yararlı olacaktır.
  • Öfke nöbeti geçiren çocuklar, anlayışlı ve sakin anne-babaya ihtiyaç duyarlar. Çocuğunuzun o anki duygusunu idrak ederek, kabul edici bir tutum ile fakat kararlı bir ses tonu kullanmak en doğrusudur.
  • Çocuğa karar verme ve seçme şansının tanınması gerekir. Bazı ufak ve ona zarar vermeyecek davranışların tartışmalarında kazanmasına izin vermek farklı ve etkili bir yöntem olabilir.

Öfke nöbetlerini azaltmanın ve önlemenin yolları

  • Sizlerin belirlemiş olduğu belli başlı sınırlar dahilinde çocuğun hükümdarlığını sürmesine izin vermelisiniz.
  • Çocuğa hayır demek yerine neden yapmaması gerektiğini anlatmanız gerekir.
  • Yapmış olduğu olumlu davranışlar ve uymuş olduğu kurallar sonrasında ödül sistemi oluşturmalısınız.
  • Seçebileceği ve kendisinin karar verebileceği alternatifler sunmalısınız.
  • Çocuğunuzla inatlaşmak yerine onun dikkatini başka yöne çekmelisiniz.
  • Ailelerin yapmış olduğu hatalardan birisi de öfke nöbeti sonrasında çocuğa istediğini verirler. Bunu kesinlikle yapmamanız ve çocuğa istediğini vermemeniz gerekir.
  • Bazı zararsız davranışları yapma konusunda ona izin verin.
  • Çocukların yaşamış olduğu bu dönemler geçicidir ve gelişmesi yönünde oldukça etkilidir. Münkün olduğu kadar bu dönemlerin sağlıklı bir şekilde atlatılması kimlik gelişimi açısından önemlidir.

Etiketler

çocuk, öfke, psikoloji, sağlık, ağlamak, tutturma, tepinme

Источник: https://ilkanne.com/article/1236/Cocuklarda-Ofke-Nobetleri

Öfkenizi bu dört besinle yenin!

Hatalı beslenme Öfke nedeni! Ani öfkeleri bu besinlerle yenin!

Sodexo Avantaj ve Ödüllendirme Hizmetleri’nin yaşam kalitesini yükselten tavsiyeleri paylaşmak için oluşturduğu ‘İyi Yaşa’ platformunda önerilerde bulunan Diyetisyen ve Yaşam Koçu Gizem Şeber, bazı besinlerin diğer besinlere göre öfke kontrolünü sağlamakta daha etkin olduğuna dikkat çekiyor. Şeber sözlerine şöyle devam ettı.

Yetersiz ve dengesiz beslenme, sinir sistemi için gerekli vitamin ve mineralleri eksik almanıza yol açacağından ötürü toleransınızın azalmasına neden olabilir. Ayrıca bazı besinlerin diğer besinlere göre öfke kontrolünü sağlamakta daha etkin olduğu da biliniyor. İşte çabuk öfkelenmenizin besinsel nedenleri ve şifa kaynakları:

Az su tüketimi

Gün içerisinde suyun yetersiz tüketimi ve vücuttan kaybedilen sıvının karşılanamaması daha çabuk gerilmenize sebep olan faktörlerin başında gelir. Vücudunuzun susuz kaldığını idrar renginizden anlayabilirsiniz. Eğer idrar renginiz açık sarı değil ise bolca su tüketmenin vakti gelmiş demektir.

Öğün atlamak

Gün içerisinde dört saatten uzun aç kalınca kan şekerinin düşmesi sonucunda gerginlik seviyesi yükselir. Özellikle hipoglisemi hastalarında bu durum ciddi öfke ataklarına yol açabilir. Gün içerisinde üç ana öğün ve 1-2 ara öğün mutlaka tüketilmelidir.

Karbonhidratsız beslenmek

Düşük karbonhidratlı diyetler hem sinir sistemi açısından önemli rolü olan B vitaminlerini yetersiz içerir hem de vücutta proteinlerin enerji olarak kullanılmasına yol açarak kanda keton cisimlerin artmasına sebep olur. İki durumun da depresyona ve öfkeye yol açtığına dair bilimsel veriler mevcuttur.

1- Kivi

Vücudunuzda şehir yaşantısı sebebi ile biriken serbest radikaller yeteri kadar temizlenmediğinde daha kolay öfkelenmenize sebep olabilir. Bu nedenle antioksidan etkisi ile hayatımızda büyük önemi olan C vitamininden zengin besinleri yeterli tüketmek gerekir. Kivi, C vitamininin en zengin kaynaklarından biridir. Bir adet kivi ortalama günlük C vitamini ihtiyacının %80’ini karşılar.

2- Kabak Çekirdeği

İçerdiği yüksek oranda magnezyum ile kasların gevşemesine ve daha rahat hissetmeye yardımcı olur. Günde 1 avuç kabak çekirdeği öfkenizi kontrol etmenizi ve daha esnek hissetmenizi sağlamakta destekçiniz olacaktır.

3- Balık

İçerdiği omega-3 yağ asitleri ile sinir sistemi sağlığını koruduğu bilinmektedir. Aynı zamanda yeterli omega-3 alan kişilerin depresyona yakalanma riskinin daha düşük olduğu ve daha az öfkelendikleri bilimsel çalışmalarca gösterilmiştir. Haftada 2-3 defa balık tüketmek kendinizi daha mutlu hissetmenize yardımcı olur.

4- Yer fıstığı

Vücutta mutluluk hormonu olarak bilinen seratoninin salgılanmasını sağlayan triptofandan zengin olan yer fıstığı öfke kontrolü için yardımcı olacak bir diğer besindir. Mümkünse tuzsuz olanı tercih edilmeli ve yüksek kalorili bir besin olduğundan ötürü aşırı miktarda tüketilmemelidir.

Öfke yenen tarifler

Yer fıstıklı brokoli:

Malzemeler: 1 orta boy brokoli, 1 adet kırmızıbiber, 2 diş sarımsak, 1 silme çay kaşığı tuz, 2 yemek kaşığı zeytinyağı, 1 çay bardağı tuzsuz yer fıstığı

Yapılışı: Brokoliyi yıkayın, çiçeklerine ayırın. Az suda hafif yumuşayıncaya kadar haşlayın. Kırmızıbiberi yıkayın, çekirdeklerini çıkarın, ince ince kıyın. Sarımsağı soyun ve çentin. Zeytinyağında tüm malzemeleri 5-6 dakika orta ateşte çevirin.

Kabak çekirdekli pesto sosu:

Malzemeler: 2 su bardağı tuzsuz kabak çekirdeği içi, 4 yemek kaşığı zeytinyağı, 1 tutam tuz, 1 tutam kuru fesleğen, 2 yemek kaşığı limon suyu, 3 diş sarımsak

Yapılışı: Sarımsakları soyun. Tüm malzemeleri iyice harmanlanıncaya kadar blenderdan çekin. Sosunuzu sebzelerle dip sos veya makarna sosu olarak kullanabilirsiniz.

Kivili peynirli meze:

Malzemeler: 2 adet kivi, 1 adet domates, 2 yemek kaşığı lor peyniri, 1 adet orta boy mor soğan, 1 adet kırmızıbiber, ½ demet maydanoz, 2 adet tam ceviz

Yapılışı: Kivileri ve domatesi yıkayın, kabuklarını soyun ve küçük küpler halinde doğrayın. Soğanı soyun ve çok ince çentin. Kırmızı biberi yıkayın, çekirdeklerini çıkarın ve çok ince çentin. Maydanozu yıkayın ve çentin. Cevizleri elinizle küçük parçalara ayırın. Tüm malzemeleri iyice harmanlanıncaya kadar karıştırın.

Bağışıklık sistemini güçlendiren 10 besin

Источник: https://indigodergisi.com/2016/12/ofkenizi-bu-dort-besinle-yenin/

Hiçbir sebebi yokken aniden aşırı sinirleniyorum, ne yapmalıyım?

Hatalı beslenme Öfke nedeni! Ani öfkeleri bu besinlerle yenin!

Sizden gelen soru: 

Merhaba. Ben Buse. Henüz 17 yaşındayım ve sürekli sinirleniyorum. Yatağımda uzanırken, müzik dinlerken yada ne bileyim bir şey görüyorum sinirleniyorum. Bir şey duyuyorum sinirleniyorum. Beni çağırdıkları zaman sinirleniyorum. Bizde bir papağan var onun konuşmasına da sinirleniyorum.

Böyle her tüyünü tek tek yolmak geliyor içimden ama bir o kadar da seviyorum Jako’mu. Ayrıca uykusuzluk problemim de var. Bazen hiç yemek yiyesim yokken bazen kurt gibi acıkıyorum. Aniden canım sıkılıyor. Ses duymak istemiyorum hep sessizlik olacak bana. Yalnızlığı seviyorum. Pek arkadaşım yok zaten.

Hiç bir şey yapmak istemiyor canım. Böyle aniden kalp çarpıntısı oluyor nefes nefese kalıyorum. Sonrada sinirleniyorum. Banyo yapacağım zaman küveti doldurup başımı da suya sokuyorum. Ağızımı burnumu tıkayıp bekliyorum ta ki dayanamayacak kadar sonra çıkıyorum.

Çıkınca “Acaba çıkmasa mıydım?” sorusu hep kafamı kurcalıyor. Kimsye anlatamadığım şeyleri defterlere yazıp yazıp yakıyorum. Saçma saçma şeyler. Psikolojim çok bozuk ve intihara meyilli hep öylediğim, yazdığım ve yaptığım şeyler. Psikologa gitmeyi düşündüm çok. Ama iyi bir doktor yok ne yazık ki.

İlaç verip gönderiyorlar sadece. Sizce bütün bu anlattıklarıma göre benim neyim var??

Cevap: 

Merhaba Buse Hanım,

Anlattıklarınıza göre sinirlilik ve psikolojik bozukluklar yaşadığınız bir gerçek. Zaten bunun teşhisini kendinizde koymuşsunuz. Bunu kabullenmek de çok önemli bir husustur ve tedavide çok önemlidir.

Psikoloğa gitmeyi düşünüp iyi bir doktor olmadığı kanısına vararak doktora gitmemeniz ise yanlış bir yaklaşım. Eğer devlet hastanesindeki doktorlara güvenmiyorsanız özel hastaneleri tercih edebilirsiniz. Her insanın durumu aynı olmadığı için kulaktan dolma bilgilerle ilaç verip gönderiyorlar düşüncesi de yanlıştır.

Sizin durumunuzu özetlemek gerekirse sinirlilik durumu, tahammül edememe ve öfke duyguları üst düzeyde. Bütün bunlarda psikolojinizi kötü bir şekilde etkilemiş görülüyor.

Şimdi size bu saydığımız durumlar hakkında faydalı olabilecek bilgileri uzman açıklamasını aktaracağız. Yrd. Doç. Dr. Deniz Adnan ÇOBAN tarafından yapılan açıklamalar şöyle;

Tahammülsüzlük

“Tahammülüm azaldı. Çocukların seslerine tahammül edemiyorum” “Sürekli odama kaçıyorum. Aslında uyumuyorum”

“Her şeyi erteliyorum”

“Tahammülsüzlükte, kişi öfkesini dışa vuramaz”

Tahammülsüzlükte,  kişi öfkesini dışa vuramaz.  Örneğin, banka sırasında, 2 saat beklenince tahammülsüzlüğün oluşması normaldir. Ancak, kişi kısa süreli beklemelerde tahammülsüzlük yaşıyorsa bu durumun değerlendirilmesi gerekir.

Tahammülsüzlükte, kişi sıklıkla kaçınmacı tepkiler vererek öfkesini ifade etmeye çalışır.  Örneğin; çocuklar gürültü yapınca kişinin  evden dışarı çıkması (kuaföre, spor salonuna, günlere) veya  çocuğuna tahammül edemediği için uykuya kaçması buna örnektir.

 Tahammülsüzlük nedeniyle yaşanan ertelemeler (kişinin işini ertelemesi, eşiyle iletişimini ertelemesi) ileride biriken öfke patlamalarına yol açabilir.

Özellikle, ilişkilerde eşlerden birinin konuşmaması, geri çekilmesi, surat asması, diğerinin duygusal taleplerine karşılık vermemesi sonrasında diğer kişi de tahammülsüzlük oluşmaktadır. Bu süreç, sinirlilik ve öfke patlamalarına neden olabilir.

Sinirlilik

Sinirlilikte ise, öfke duygusu dışavurulmaktadır. Öfkenin dışavurulması, anlık bir çözüm sağlamaktadır. Kişi,  kendisi engellendiğinde veya engellenmiş durumda hissettiğinde bir tepki vermektedir. Bazı durumlarda ise, kişi böyle bir engellenmişlik olmasa bile eşi “Günün nasıl geçti?” diye sorduğunda, “Geçti işte” şeklinde tepkiler verebilir.

“Hemen hemen her şeye sinirlenenler ”

Bazı kişiler günlük yaşam içerisinde her şeye sinirlenirler. Ancak bu sinirlilik hallerinin farkında değildirler. Amaç, kişiye bu durumu fark ettirebilmektir. Bu durum, depresyon, kaygı bozukluğu ile ilişkili olabilir. Normal konuşmalarda bile sinirli tepkiler verebilirler.

Örneğin; araba ile yolculuk esnasında kişi yanındakine “Hangi sokaktan döneyim?” diye sorar, diğeri ise “Nereden dönersen dön!” diye tepki gösterir. Bu sinirlilik hali, günlük stresle de ilgili olabilir.

Ancak, süreklilik gösteriyorsa, hedefe uygun olmayan davranışların açığa çıkmasına neden olabilir.

“Ben böyle yaptım ama sen bilmiyorsun, o da bana böyle yaptı”

İnsanlar, öfkelerini diğerinin davranışları ile açıklayarak, rasyonalize etmeye çalışırlar.

Öfke

“Son günlerde herkesin kalbini kırıyorum.” “Tahammülüm azaldı” “Çocukları dövmeye başladım”

“Trafikte kendimi kaybediyorum, her an kavga edecek hale geliyorum”

“Beyindeki kimyasal sorun ve öfke ilişkisi”

Öfke,  istenmeyen bir durum karşısında yaşanan kızgınlıktır. İnsanların kızgınlık ve sinirlilik yaşaması bir noktaya kadar normaldir. Ancak sınırı aşan bir durum oluşmuşsa eskilerin tabiri ile fevrilik veya öfke kontrol bozukluğu söz konusudur. Fevrilik ya bir temel kişilik ve davranış sorununa ya da beyinde gelişmiş bir yapısal ya da işlevsel soruna işaret eder.

Sinirlilik ve öfke türü tepkiler genelde kişinin engellendiği veya engellenmiş durumda hissettiğinde verdiği tepkilerdir. Bazen kişi kendisine yöneltebiliyor, bazen de diğer insanlara yönelebiliyor. Örneğin; trafikte orta şeritte ve önünde yavaş giden bir araç olduğunda kişinin şoföre sinirlenmesi, eşi yemeği az tuzlu yaptı diye sinirlenmesi vb.

“Son zamanlarda öfkenizi kontrol edemiyorsanız depresyonun eşiğinde olabilirsiniz”

Kişi son günlerde öfkesini kontrol edemediğini söylüyorsa, depresyonun eşiğinde olabileceği düşünülebilir. Buna sebep genelde öfke kontrolünde de etkili olan serotonin hormonunun düşüklüğüdür.

Yoğun çalışma hayatı, stresli iş ortamı, ailevi sorunlar, üst üste gelen hayal kırıklıkları ve sosyal hayatın kısıtlanması bu hormonun ve dolayısıyla öfke kontrolünün azalmasına sebep olabiliyor. Kişiler anlam veremedikleri bir şekilde öfke patlamaları ve akabinde büyük pişmanlıklar yaşarlar.

Gelişmekte olan sinsi bir depresyonun ilk belirtisi olabilen bu durum yorgunluğa ya da yoğunluğa bağlanır. Dikkate alınmaz ise,  işten ayrılmalar, boşanmalar veya üst üste gelen başarısızlıklar kendini gösterir.

“Bazı erkekler dışarıda melek gibidir, evde terör estirir”

Öfkesini, rasyonalize eden kişi durumu mantığa büründürür. Örneğin; çiftlerden biri “Ben böyleyim, benim yapım bu.”, “Ben bir parlarım ama aslında melek gibiyimdir.” diyerek kendi sürecini normalleştirmeye çalışır.  Öfke patlamasının karşıdaki kişide etkisi çok olur. Her türlü ilişkiyi (eşler arasında da, patron çalışan ilişkisinde de, iş arkadaşları ile ilişkisinde de) bozabilir.

Kontrol edememe, abartılı çıkışlar ile karşılaşan, engellenen kişi öfkelenir. Örneğin; 20 yaşına gelmiş hala 8’de evde olması istenen ergen için bu durum bir engellenme durumu teşkil edebilir. Öfke patlaması yaşayıp ailesine karşı çıkabilir.

Çözüme ulaşamamakla birlikte öfke bir birikime neden olur. Tahammülsüzlük, sinirlilik, öfke patlaması kontrolsüz olarak çıkıyorsa bu durum sorgulanmalıdır. Haksızlığa uğradığında, öfke patlamasının yaşanması sorunun daha da büyümesine yol açacaktır. Öfke patlaması yaşayan kişi, haklı iken daha haksız bir duruma düşebilir.  Hem de mevzu çözülmemiş olur.

“Haksızlığa uğradım, bu başıma gelenleri hak etmedim”

Geçmişte haksızlığa uğrama durumları, illa haksızlığa uğramak zorunda değil, travmatik olayların hepsi öfke birikmesine yol açar. Kişi bunun farkında olmayabilir.

Aile içinde fiziksel, duygusal şiddete maruz kalma, okulda yaşıtları tarafından alay edilme buna benzer birçok şey travmatik etki yarattığı için tahammül eşiğini düşürür. Tahammül eşiği düşen kişi farklı kişilere olaylara tepki verir.

Yoğun şekilde öfke patlamaları yaşanıyorsa çocukluk dönemi cinsel, fiziksel, duygusal istismar söz konusu olur.

Anormal Öfkenin Altında Yatan Nedenler

Mükemmelliyetçilik:  Mükemmeliyetçi olan kişilerin beklenti düzeyleri yüksek olduğu için daha tahammülsüz ve sinirli olabiliyorlar. Kendi yüksek beklentileri doğrultusunda hareket ediyorlar.

İşler istenildiği gibi gitmediğinde, en ufak sorun olduğunda demoralize olabiliyorlar. Bu kişiler hata yaptıklarında “Ben işe yaramaz adamım,  bir işi beceremedim” şeklindeki olumsuz otomatik düşünceler geliştirebiliyorlar.

Bu düşünceler, kişinin kendisine yönelik öfke duygusunun artmasına neden olabiliyor.

Tezcanlılık: Hemen ve hızlı şekilde olmalı mantığıyla yaşayan kişiler çabuk sinirlenmeye meyillidir.

Antisosyal Kişilikler: Kurallara uymayan, insanlara zarar vermekten haz alan, halk arasında psikopat denilen kişilerde öfke davranışı hat safhadadır.

Sınır kişilikler: Reddedilmeye aşırı duyarlı, sürekli duygusal iniş çıkış yaşayan, sınır ötesi cinsel yaşantılar ve madde kullanımı gibi davranış problemleri olan kişilerde öfke patlamaları sık görülür. Kişiler bu öfke patlamaları anında vücudun farklı yerlerine jilet atmak veya sigara bastırmak suretiyle kendilerine zarar verir.

Epilepsi Hastaları: Psikiyatride “epileptik karakter” adını verdiğimiz ve sara benzeri beyin elektriksel bozuklukları sonrasında görülen bir davranış örüntüsü vardır. Bu kişiler sabırlarının zorlandığını veya haksızlığa uğradıkları zamanlarda “film koptu” diye tabir edilen durumu yaşar.

Gözleri hiçbir şeyi görmez, karşısındakilere saldırabilir, eline geçen her şeyi fırlatabilir, yumruğuyla duvara vurarak kendisini yaralayabilir. Olay 1-2 dakikadan fazla sürmez. Kişi bu öfke deşarjından sonra sakinleşir. Hatta birçok kez uyumak ister. Olaydan sonra genellikle aşırı pişmanlık yaşanır. Ancak bu tür nöbetler kişinin elinde değildir.

Beyinde oluşan elektiriksel bir kontağın sonucudur.

Depresyon: Bilindiği gibi depresyonda serotonin adı verilen maddenin eksikliği söz konusudur. Bu madde öfke kontrolünde de önemli rol oynar. O yüzden depresyonda ilk belirti öfke kontrolsüzlüğüdür. Durduk yere sinirleniyorum, herkesi kırıyorum, hiçbir şeye tahammül edemiyorum diye yakınmalarla gelir.

Beynin ön bölgesini etkileyen tümörler, iltihabi hastalıklar, travma ve sara hastalığı öfke kontrolünü bozmaktadır. Bir kaza sonrası beyninin ön bölgesinde hasar oluşan kişilerde en sık gözlenen bulgu öfke patlamasıdır. İnsanlar genellikle bunu kişilik değişimi gibi düşünür.

Ancak sebep öfke kontrolüyle ilgili bölgenin harap olmasıdır.

Neler Yapılmalı Nasıl Yaklaşılmalı?

Normalin dışında bir öfke sorunun varsa mutlaka bir psikiyatriste danışılmalıdır. Psikiyatrist beyin kimyasıyla ilgili bir sorun düşünürse ilaç tedavisi düzenler. Birçok kişi uygun ilaç tedavisinden sonra rahatlamaktadır. Ancak kişilik faktörlerine ve davranış sorunlarına bağlı bir durum varsa öfke kontrolüne yönelik etkin psikoterapi programları uygulanmalıdır.

Источник: http://www.renklinot.com/soru-cevap-2/hicbir-sebebi-yokken-aniden-asiri-sinirleniyorum-ne-yapmaliyim.html

Sağlık Olsun

Hatalı beslenme Öfke nedeni! Ani öfkeleri bu besinlerle yenin!

Moderatör : Uz.Dyt.Nurgül SİNAN

Yaşlanma, insanın anne karnından itibaren hayatının sonuna kadar geçirdiği bir süreçtir. Modernleşmenin istenmeyen sonucu olarak insanın doğal hayattan mahrum kalması, gazların zehirlediği; hava, toprak, su ve canlılar gibi dış etkenlerle beraber bizler de iç dünyamızı etkileyen beslenme hataları yaparak ,doğal bir süreç olan yaşlanmayı çabuklaştırıyoruzDaha erkene almış oluyoruz..

Beslenme ile sağlık arasındaki ilişki o kadar güçlüdür ki genç, sağlıklı ve zinde kalabilmenin en önemli koşullarından biri doğru gıdalarla beslenmektir. Olması gerekenden hızlı yaşlanmanın, kanserlerin, bedenimiz ve akıl sağlığımızla ilgili neredeyse her konunun yiyecek-içeceklerimizle, nasıl ve nelerle beslenip-beslenemediğimizle bir ilişkisi var.

Yaşlanmayı erkene alan beslenme hataları ve bunların yerine geçecek gençlik ve sağlık sırları nelerdir?? İlk hücremizden itibaren sağlıklı yıllar yaşayarak yaş almak ve yıllara meydan okumak genlerimiz kadar beslenme şeklimizin doğruluğuna da bağlı olduğuna göre ne şekilde beslenme tercihlerinde bulunarak sağlıklı, pozitif, uzun ömürlü, genç ,güzel ve dinç bir şekilde hayatımızı sürdürebiliriz?

YAŞLANDIRAN 8 HATA…

Hücre yaşlanması, kan akım hızıyla birlikte hücrenin beslenmesiyle oldukça alakalıdır. Kan akışının yavaşlaması ve buna bağlı olarak hücrelerin oksijenlenmesinin azalması yaşlanmayı tetikliyor..

MARGARİNLER: Margarinler, bitkisel sıvı yağların kimyasal yapıları olan hidrojen bağlarına müdehale edilerek katılaştırılmış yapay yağlardır. İçerdikleri yüksek oranda ki doymuş yağlar nedeniyle damarları tıkayarak kalp-damar sağlığımızı bozarlar.

Hücrelere zarar vererek yorar ve cildimizi de bedenimizi de yaşlandırırlar.. Bu tür katı yağlar- margarinler doğada bu şekilde bulunmadıkları için vücut bu yağları tanımıyor diyebiliriz. Kahvaltı masalarında ve börek, pasta vb. yaparken bu tür yağlara yer vermemeliyiz.

Bunların yerine bitkisel sıvı yağlar ,özellikle soğuk press zeytinyağı kullanmalıyız.

ŞEKER: Nişastalı yiyecekler de , yediğimiz zaman glikoza dönüşen tüm rafine karbonhidratlar da şekerdir. Yalnızca bildiğimiz şeker anlaşılmamalı.. Rafine dediğimiz basit şekerler(çay şekeri ve bundan yapılmış her tür yiyecek-içecek) BOŞ KALORİDİR. Yani enerji vericidir ama hiçbir BESİN DEĞERİ YOKTUR.

Şeker ve unlu gıdaların, özellikle hazır gıdaların(ketçap, kahvaltılık gevrekler, hazır ve unlu çorbalar vb.)fazla ve bilinçsiz tüketilmesi ile vücudun asıl ihtiyacı olan doğru bir beslenme uygulanamaz. Vitamin, mineral, protein denen temel besin öğelerinin yoksunluğuna neden olan hatalı bir yeme davranışı oluşur. Vücudumuz BESLEN-EMEZ.

Serbest radikal denen zarar vericileri uzaklaştırıp etkisizleştirecek mekanizmalar etkin çalışmaz.

Hatalı besleniyorsak, şekere düşkünlük de bir sorun olarak ortaya çıkar. Ne kadar çok şeker yersek o kadar daha isteriz. Kanda şekere cevap veren insülin seviyesi o kadar yükselir. Bu da beden de depolanan yağ miktarının artması demektir.

Obezite ve diyabet ile olan ilişkileriyle ileride organlarımızın (kalp, göz, böbrekler, ayaklar vb.) kaybı demek olabilir… Şeker, vücutta bir yiyecekten çok olumlu ve olumsuz etkileri olan bir ilaç gibi etki gösterir. Kan şekeri düzeyini hızla arttırır ve aynı hızda da düşmesine neden olabilir.

Beden ve beyin kimyamız daha da dengesizleşir. Alkol sarhoşluğu gibi ilk anda enerji verici olsa da ilerleyen 30-45 dakika içinde enerjiyi azaltarak hassasiyet, bitkinlik ve tükenmeye sebep olabilir.

Şekere alışan bünye, yoksun kalınca madde bağımlılığı gibi gerginlik, negatif mod, duygusal iniş-çıkışlar, ani öfke patlamaları, depresyon, konsantrasyon bozukluğu, hiperaktivite, aşermeleri ve kadınlarda adet öncesi sendrom gibi olumsuzluklar oluşturabilir/ arttırabilir..

Glisemik indeksi yüksek olan besinler(kan şekerini hızla yükseltenler), insülin seviyesini harekete geçirir. Böylece kimyasal süreç hızlanır. Yaşlanma süreci hızlanır.

Bu bakımdan bu besinlerin yaşlanmayı hızlandırmaması için özellikle çiğ tüketilen glisemik indeksi yüksek sebze ve meyvelerle birlikte mutlaka: süt, yoğurt, ayran gibi protein içerikli besinlerle tüketirsek kan şekerimizde ani ve hızlı hareketlenmeler olmaz. Beslenme tarzınızda basit şekerlere mümkün olduğunca sınırlı yer verin.

Tahıllarda bulunan lifler; tok tutar, kan sekerinin hızlı hareketini engeller, kilo almamaya katkısı bulunur, hastalıklarla savaşır, sindirim sistemini güçlendirir, atıkların kolayca vücutta uzaklaştırlmasına yardım eder, kanda pıhtı oluşumunu engellemeye destek olur.

Beslenmenizi oluşturan iskelet temel besinler olan: taze sebze, meyve, süt-yoğurt, uygun miktarda protein(et/ tavuk/ balık/ peynir/ yumurta/ kurubaklagil), bulgur, kepekli ekmek,tam buğday ekmeği, kepeği alınmamış esmer pirinç, yulaf ezmesi vb. lifden zengin karbonhidratlar, zeytin ve zeytinyağı, haftaya yayılarak ortalama 10 ceviz veya 50 adet fındık ve bol temiz su olmalıdır.

GAZLI-ASİTLİ İÇECEKLER: Beslenme açısından meşrubatların da hiçbir besleyici değeri yoktur. BOŞ KALORİ vererek kilo aldırırlar. Birçok koruyucu, aroma verici, tatlandırıcı kimyasal katkı maddesi bulunur. Bu kimyasalların, hücrelerdeki en önemli güç istasyonları olan mitokondride DNA hasarlarına yol açtığı bir çok çalışmada sunulmuştur.

Hücrenin enerji üretim terminallerinde ki bu tip hasarlar da hızlı yaşlanmaya sebep olur. Bedenimizi ve cildimizi daha erken ve süratli tüketir eskitirler. Ayrıca içerdikleri asitler, diş çürümelerine ve kemiklerden kalsiyum kaybına sebep olarak kemiklerde erimeye ve şeker içerikleri sebebiyle de yaşlanma, hastalık ve olumsuzluklara yol açarlar.

ALKOL: Bedenimizin su kaybetmesine neden olur. Nemsiz ve vitaminsiz bırakır. Vücutta yağa dönüşerek yağ depolanmasına ve en tehli olan kilo şekli olan karaciğer vb. iç organların etrafını saran karın bölgesi yağlanmasına ve organ fonksiyonlarının bozulmasına yol açar.

Beyin hücrelerini yok ederek beyni küçülttüğü gibi yüksek tansiyon, gastrit, ülser, diyabet, kalp-damar ve sinir sistemi (depresyon vb) hastalıklarına zemin hazırlar. Vücudumuzu sağlıklı ve genç tutan, koruyan vitaminler ile minerallerin emilimini engelleyerek vücut işlevlerinin bozulmasına neden olur.

Alkol, doyma duygusunu ve LEPTİN adı verilen hormonu engelleyerek yağ birikimine sebep olur. Kaçınmak gerekir…

KAHVE: Kahve de, şeker ve nişastalı besinler gibi insülin oranını arttırır. Stres hormonlarını harekete geçirir.

Ayrıca İçerdiği kafein sebebiyle diüretik (suyu atıcı) etkisiyle sindirim sistemine iyi gelse de gastrit, ülser gibi mide şikayeti olan kişilerde, aşırı asit üretilmesine neden olarak zarar verici oluyor.

Her ne kadar keyif verse de kahve yerine kuşburnu, ıhlamur, adaçayı gibi bitki çayları tüketmek yaşlanmayı daha ileri yaşlara öteler. Tüketilecekse günde iki fincandan fazla kahve tüketilmemeli…Kahve, çay içildiğinde bol su içilerek kaybedilecek su yerine konmalı…

ASPARTAM ( YAPAY TATLANDIRICI): Aspartam, şeker tadı veren, beyinde ve sinir sisteminde toksik (zehirleyici) etkileri olan suni bir tatlandırıcıdır.

Diyet ve light içecek ve meşrubatlarda, meyve sularında, sakızlarda, şekerlerde ve tatlılarda tatlandırıcı olarak kullanılıyor..

Aspartamın, felç, beyin tümörleri, kulak çınlaması, baş ağrısı, solunum güçlüğü, görme ve işitme duyularında zayıflama, depresyon, panik atak, kalp ritim bozuklukları, davranış bozuklukları, Parkinson, MS ve kansere neden olabileceği düşünülmektedir.

Suni tatlandırıcıların, şekerden daha az zararlı olduğu fikri doğru değildir. (Mısır şurubu, früktoz şurubu, glikoz şurubu, aspartam, sorbitol, sükraloz vb..)

RAFİNE (SAFLAŞTIRILMIŞ) YAĞLAR: Saflaştırma işleminden geçen: mısırözü, ayçiçek ve riviera zeytinyağı ve aynı işlemden geçen yağlar yerine sıvı yağ olarak en sağlıklı ve iyi seçenek soğuk press sızma zeytinyağıdır.

Çünkü soğuk press dışındakiler, sıcak press işlemi ve kimyasal yöntemlerle elde edilirler. Yüksek ısı, basınç ve başka kimyasal işlemlere maruz kalan yağların kimyasal yapısı bozulur. İşlenme sırasında antioksidan denen koruyucu askerler aktivitesini kaybeder.

Hücre hasarına yol açan serbest radikaller açığa çıkar. Beslenmede, sağlıklı bireyler için temel kural karışık yağ tüketmektir.

Örneğin, yemeklerle alacağımız toplam yağ, günlük alınması gereken enerjinin %30’u geçmemesi gereken yağdır ve bunun da % 10’nu zeytinyağından, %10’nu kimyasal içermeyen tereyağından, %10’nu da uygun işlem görmüş ayçiçek-mısırözü yağ karışımından kullanılması her çeşit yağ asidini almamızı sağlar.

TUZ: Yaz dönemi dışında ve düşük tansiyon şikayeti olan bireyler haricinde beslenmemizde yeterli ve dengeli bir tarz edinmişsek zaten tuz (sodyum klorür)ihtiyacımızı gıdalarda kendiliğinden bulunan sodyumdan karşılamak mümkün olacaktır.

İlave tuz kullanma alışkanlığımız varsa bunu olabildiğince alt sınırda tutarak yemeklere az tuz ilave edip, tabağa alındıktan sonra tuz ekleme alışkanlığımızı bırakmamız yerinde olur.

Fazlaca tuz kullanıyorsak, azaltmak için çeşni ve baharatlardan yararlanmak yemeğe hem lezzet katacaktır hem de alışılmış olan tuz eşiğini aşağıya çekmeye yardımcı olacaktır.

Aşırı tuz kemiklere sağlamlık veren kalsiyumun kaybına sebep olduğu gibi yüksek tansiyona, mide ülserlerine de neden olabilmektedir. Ayrıca fazla tuzu, terleme dışında ve idrarla vücudumuzdan uzaklaştırmak için böbreklerimiz de daha fazla mesai harcamakta…Eksra Yük yüklemiş olmaktayız..

Beslenme tarzımızın iskeletini oluşturan temel besinler: taze sebze, meyve, süt-yoğurt, uygun miktarda protein(et/ tavuk/ balık/ peynir/ yumurta/ kurubaklagil), bulgur, kepekli ekmek, tam buğday ekmeği, kepeği alınmamış esmer pirinç, yulaf ezmesi gibi lifden zengin karbonhidratlar, zeytin ve zeytinyağı, haftaya yayılarak ortalama 10 ceviz veya 50 adet fındık ve bol temiz su olmalıdır.

Sağlıklı yaşamak ve geç yaşlanmak için beslenme dışında: yeterli ve kaliteli uyku uyumalı, bol bol su içmeli, sigara-alkol-korunmasız aşırı güneşlenmeden kaçınmalı, hareketimizi arttırmalı ,stresle baş etme yöntemlerini öğrenmeli, her renk sebze- meyveden mevsimine göre taze olanlardan iyice yıkayarak hazırlayıp tüketmeli ,özellikle beta karoten, vitamin C, Vit D, vit E ve diğer vitamin ve minerallerden, antioksidanlardan zengin besinleri(kırmızı-sarı-turuncu-koyu yeşil renklileri):havuç, domates, kayısı, ıspanak, brokoli, nar, yaban mersini, kırmızı top biber tüketmeliyiz..

Omega 3 ve 6 yağ asitlerinden ve esansiyel yağ asitlerinden zengin: balık, ceviz, badem, fındık, yer fıstığı gibi besinlerden faydalanmalıyız..

Genetiği değiştirilmiş gıdalardan (GDO’lu), katkı maddeli, ilaç kalıntıları olan, uygun işlem görmemiş, uygun muhafaza edilmemiş(ısı, ışık, nem gibi faktörlerden korunmuş olmalı), küflenmiş, besin değerini kaybetmiş gıda maddelerinden kaçınmalıyız..

5 ‘’N’’ KURALI…

Bizi yıpratan iç ve dış etmenlerle , hastalıklarla savaşabilen, kaliteli, pozitif, sağlıklı, dinç, enerjik ve hayat dolu bir yaşam sürdürmek sanıldığı kadar zor, lezzetsiz, sınırlı ve yavan bir beslenme biçimi gerektirmiyor.

Sağlıklı bilgi ile sağlıklı ve lezzetli beslenme alışkanlıklarını, ‘’Neyi Ne kadar Nasıl Ne zaman Niçin’’ tüketeceğimizi ya da tüketmeyeceğimizi öğrendiğimizde hem hayatımızdan yasaklar kalkar hem de yaşlanma süreçleri yavaşladığından sağlık ve güzellik iki kat artar…

Источник: http://www.istanbulsaglik.gov.tr/w/anasayfalinkler/diyetsite/hatali_beslenme.html

Öfke Patlamaları | Dr. Adnan Çoban

Hatalı beslenme Öfke nedeni! Ani öfkeleri bu besinlerle yenin!
Öfke Kontrol Bozukluğu Nedir?

Öfke, hoşnut olunmayan durumlara karşı verilen temel duygulardan biridir. Günlük hayatta sinirimizi bozan bir çok olayla karşılaşırız.

Trafikte hatalı sollayanlar, sıkıştıranlar, işyerinde işini savsaklayanlar, hakaret eden patronlar, dengesiz müdürler, anlayışsız arkadaşlar, baskıcı ve bunaltıcı anne babalar, aşırı hırs bu olayların bazılarıdır. Bu tür olaylara uygun tepkiler verildiğinde, öfke gayet sağlıklı bir duygudur. Çoğu insan bu durumlarda tepkisini direk gösterir.

Ya bağırıp çağırır, ya kavga eder ya da sağı solu kırıp döker. Bu tepkileri kontrol edemediğimiz takdirde kendimize zarar verebiliriz veya sosyal ilişkilerimizi yıkıma uğratabiliriz. Kimisi de tepkisini içine atar ve biriktirir.

Bu ikinci grup insanlar “olayları hep içime atıyorum, kimseye tepki veremiyorum, kimseyi kırmak istemiyorum, hayır diyemiyorum” diyen insanlardır. Öfkelerini biriktirirler. Stres insan vücuduna girdiği zaman bir şekilde çıkacak yol arar, aynı elektriğin girdikten sonra bedenin bir yerinden çıkması gibi.

Biliyorsunuz şiddetli elektrik çarpmalarında ayak topuğu gibi yerlerde patlamalar olur. Elektrik bu şekilde dışarı çıkar. İşte günlük hayatta biriktirdiğimiz stres ve kızgınlık da benzer şekilde etki yaratır. Küçük stres olayları birikir ve bir eşik üstü uyaranlarla karşılaşıldığında dışarı çıkar. Öfke patlaması yaşayan insanların birçoğu olayı tetikleyen etkenden ziyade bu birikmiş öfkeyi yaşarlar.

Öfke durumunda ortaya çıkan tepkiler:

Kan basıncı artması ve kalp atışları hızlanır,

Nefes alıp vermede düzensizlik,

Aşırı stres ve gerginlik,

Tartışma sırasında kişiye veya herhangi nesneye yönelik şiddet uygulanması

Öfke Kontrol Bozukluğu Sebepleri:

Öfke kontrolü çocukluk çağında başlar ve beyin ön bölgesinin bir işlevidir. Kötü çocukluk çağı yaşantıları ve yanlış tutumlar çocuklarda öfke kontrolünü bozar. Öfke Kontrol Bozukluğu yaşayan bireylerde mutluluk hormonu adı verilen serotonin hormonunun çalışmasında da bir sıkıntı olduğu bilinmektedir.

Epileptik Karakter

Epilepsi gibi beyin hastalıkları öfke kontrol bozukluğuna sebep olabilir. Bazı epilepsi türleri tipik bayılmalarla değil de öfke patlamalarıyla seyreder. Eğer tedavi edilmezse çocukta davranış sorunları gelişir.

Psikiyatride “Epileptik Karakter” dediğimiz bir tipleme vardır. Bu kişiler bazı durumlarda kendilerini kaybederler.

Kendilerini “o an film kopuyor, gözüm hiçbir şeyi görmedi, vurdum, kırdım, sonra da pişman oldum” diye ifade ederler.

Okulda ve yakın çevredeki arkadaşları tarafından dışlanmak bir öfke sebebidir. Çocuğun fiziksel kusurlarının olması kendisini öfkeyle gösterebilir. “Şişko, bücür, dört göz” gibi lakaplara maruz kalırlarsa öfke davranışı geliştirebilirler.

Ailesi tarafından dövülen çocuklar saldırganlığı bir sorun çözme yöntemi olarak benimser. Ailesi ya da öğretmeni tarafından önemsenmemek bir saldırganlık etkenidir. Çocuk normal yollardan dikkat çekemediğini görünce öfke ve agresyonu kullanır.

Televizyonda şiddet içerikli görüntülere maruz kalan çocuklarda öfke sorunlarının arttığı tespit edilmiştir. Saldırganlık temalı filmler, haberler ve müzik klipleri çocuğun saldırgan olmasında etken olabiliyor. Amerika’da yapılan bir araştırmada müzik kliplerinin %80 ’inin şiddet içerikli olduğu, bunun da çocuk ve ergenlerde şiddeti körüklediği belirlenmiştir.

Çocuklukta Ve Ergenlikte Yaşanan Cinsel Tacizler

Öfke patlama nöbetleri geçiren kişilerde (ergenlik ve erişkinlik dönemlerinde) en çok rastladığımız geçmiş travmatik yaşantılardan birisi, öfke kontrolünü sağlayamayan ve/veya fiziksel şiddet uygulayan (çocuğa ve/veya eşine) bir baba ya da annenin varlığı, diğer ebeveynin bu duruma müdahale edememesi, seyirci kalması ya da ilgisiz kalması durumlarına çocukluk ya da ergenlik dönemlerinde üst üste maruz kalmaktır.

Öfke patlaması nöbetlerini yaşayanlarda (çocukluk, ergenlik ve erişkinlik dönemlerinde) en çok çalışmak zorunda kaldığımız bir diğer travmatik faktör çocuklukta ve ergenlikte yaşanan cinsel tacizlerdir. Erişkinken cinsel tacize maruz kalma durumunda da agresyon birikmesi, çocukluk ve ergenlikte olduğu kadar yüksek olmasa da, ve buna bağlı öfke patlama nöbetleri ile karşılaşırız.

Bir diğer travmatik neden ise ebeveynlerden birinin aşırı pasif ve ezik, diğerinin ise aşırı baskın ve agresif olduğu ortamlardır. Öfke patlaması şikayeti ile gelen kişilerde böyle bir ortamda büyüme geçmişine sıkça rastlarız.

Sebep Olduğu Hastalıklar

Kalp hastalıkları: Birikmiş öfke kalp hızını arttırır, aynı zamanda kalp damarlarında daralma ve kriz etkenidir.

Hipertansiyon: Öfke damar elastikiyetini bozar, kalıcı hipertansiyon oluşur.

Şeker hastalığı: Biriken öfke metabolizmayı bozar ve şekeri yükseltir. Şeker hastası olanların çoğu öfkelidir. Öfkeli oldukları için hasta olmuşlardır.

Ruhsal bozukluklar: Birikmiş öfke, depresyon gibi ruhsal bozukluklarla da gösterebilir. Hem öfke depresyona, hem de depresyon öfkeye yol açar.

Genleri hortlatır: Hepimizde bazı hastalıkların geni mevcut olabilir. Eğer bu genleri aktifleştirmemeyi başarabilirsek, hastalanmadan hayatımızı sürdürebiliriz.

Ama öfkeyi kontrol edememe gibi bir problemimiz varsa bu genlerin hortlama riski artar. O zaman genetik haritamızda var olan birçok hastalık tetiklenir.

Son yıllarda kanserlerin artmasının altında yatan en önemli etken birikmiş öfke ve strestir.

Tedavi

Öfke kontrolünü sağlamak ile ilgili yaklaşımlar psikoterapide en çok kullanılan yöntemlerdir. Bu yaklaşımlarda kişinin var olan öfkesini kontrol etmeyi öğrenmesi amaçlanır. Bu tür çalışmalar oldukça yarar sağlar.

Ancak psikoterpide nihai hedef kişinin duruma uygun makul düzeyde bir sinirlilik halini yaşamasını sağlamak olmalıdır. Başka bir deyişle kontrol etmesine gerek olacak düzeyde öfke patlaması yaşama aşamasına gelmemesini sağlamak esas hedef olmalıdır. Bu hedefe ulaşmak, ancak öfkenin kontrol edilemeyecek düzeye gelmesinin sebebi olan agresyon fazlalığı sorununu çözmekle mümkündür.

Agresyon birikimine ve fazlalığına yol açan travmalar çalışıldığında kişi öfke patlaması aşamasına gelemez. Tabi burada şunu vurgulamak gerekir; öfke patlamasına yol açan gerçek durumlar varsa herkes öfke patlaması aşamasına gelebilir. Sorun, duruma uygun olmayan, belirli düzeyde bir sinirlilik haliyle atlatılabilecek durumlarda, abartılı ve kontrolsüz öfke patlamaları yaşamaktır.

İlaç tedavisi ile birlikte travmalar çalışıldığı takdirde sonuç daha etkili olmaktadır. İlaç tedavisi olmadan EMDR ya da başka bir yöntemle psikoterapi yapıldığında, kişinin öfke patlama nöbetleri geçirme ihtimali daha yüksek olduğundan, psikoterapi sürecinde kendine ve çevresine fiziksel ve duygusal zarar verme olasılığı da artar.

Bunun sonucunda psikoterapi süreci gereksiz yere aksar.

Источник: https://adnancoban.com.tr/ofke_patlamalari.html

Çabuk Öfkelenmenin 10 Nedeni

Hatalı beslenme Öfke nedeni! Ani öfkeleri bu besinlerle yenin!

Eki
7
2013

En ufak şeylere bağırıyor, kavga çıkarıyor bazen de ortada hiçbir sebep yokken başımızı derde sokabiliyoruz. Oysa öfke de sevmek, nefret etmek, mutlu olmak gibi bir duygu. Farkı ise gerisinde var olan başka duyguları gizleyen bir duygu olması.

Öfkeli insanları maske takmış kişiler olarak tanımlayan Uzman Psikolog Süleyman Hecebil, “Öfke, mutlu olmak gibi doğal bir duygu. Bu duygunun doğal olmayan şekli, kişinin kendisine, çevresine zarar verecek şekilde ortaya çıkmasından kaynaklanıyor. Böyle olduğunda kişinin ilişkileri riske giriyor, çevresindeki insanlar zarar görmeye başlıyor.

Öfkeyi kontrol etmek için ise önce öfkenin doğal bir duygu olduğunu kabul etmek gerekiyor” diyor.

İstenmeyen sonuçlar

Öfkelenmemize neden olan birçok sebep bulunuyor. Bu sebeplerden biri istenmeyen sonuçlarla karşılaşmamız oluyor.

Örneğin mağazada alışveriş yapıp kasaya geldiğimizde kredi kartımız onay vermezse aldığımız şeyleri kasada bırakmak zorunda kaldığımızda öfkeleniyoruz.

Sevdiğimiz birinden aynı karşılığı alamıyorsak ya da bir yere gitmemiz gerekirken trafik yüzünden gidemiyorsak öfkeleniyoruz.

Beklentiler

Beklentilerimiz karşılanmadığında da öfkeleniyoruz. Örneğin terfi edemediğimizde öfkeleniyoruz, eşimiz beklentilerimizi karşılamadığında öfkelenebiliyoruz. Günlük yaşamdan beklentilerimiz gerçekleşmediğinde de tepkimizi öfke göstererek veriyoruz.

Engellenme

Bir engel ortaya çıktığında, bizi kısıtlayan bir durum olduğunda öfkeleniyoruz. Psikolog Süleyman Hecebil, “Örneğin ergen bir çocuğa dışarı çıkamazsın denildiğinde öfkeleniyor. İnsanlar en çok trafikte öfke yaşıyor çünkü ulaşmak istedikleri yere ulaşmakta zorluk çekiyor ve engelleniyor.

İstedikleri gibi davranamıyor ve çaresizlik içinde uzun süre trafikte kalabiliyorlar” diyor. Psikolog Süleyman Hecebil, “Öfke nedeniyle bize başvuran kişilerin aslında neye öfkelendiğini bulmaya çalışıyoruz, neyi maskelemeye çalıştığını öğrenmek istiyoruz. Eğer korkuyorsa, yetersizlik duygusu yaşıyorsa o duyguyu ortaya çıkarmaya çalışıyoruz.

Çünkü öfke aslında başka bir duygunun ifadesi oluyor” diyor.

Kaygı

Kaygılandığımızda ve korktuğumuzda öfkeleniyoruz. Özellikle çocuklarımıza bu nedenle zarar verebiliyoruz. İyi anne ya da baba olamama, iyi çocuk yetiştirememe kaygısı ve korkusu çocuğu kontrol etme isteğini doğuruyor.

Bir anne ya da baba çocuğunu kontrol ederse daha iyi bir ebeveyn olacağını düşünüyor. Olayları kontrol edemeyeceğimizi gördüğümüzde ya da işlerin kontrolden çıktığını fark ettiğimizde korku yaşıyoruz.

Fakat bu durumda ‘Korkuyorum’ ya da ‘Kaygılanıyorum’ diyemiyor tam aksine maskelenmiş bir biçimde tepki veriyoruz. Gerçek duygumuz kaygı olsa da ifade ettiğimiz duygu öfke oluyor.

Haksızlık

Haksızlığa uğradığımızı düşündüğümüzde de öfkeleniyoruz. Haksızlığa uğramak demek kaale alınmamak anlamına geliyor. Sınıfta bir öğrenci öğretmeni ya da diğer öğrenciler tarafından dikkate alınmıyorsa kendini bir şekilde var edemiyorsa, dersi dinleyerek kendini gösteremiyorsa, ‘Sen bizim için değerlisin’ mesajını alamıyorsa öfkelenmeye başlıyor.

Bunu da saldırganlık gibi öfke davranışıyla gösterebiliyor. Aynı şey ilişkilerde de geçerli oluyor. Eşimiz tarafından önemsenmediğimizi ve anlaşılmadığımızı hissettiğimiz durumlarda öfkeleniyoruz.

Ama ‘Ben kendimi senin yanında önemsenmemiş hissediyorum’ değil, tamamen öfkelenerek ‘Beni dinlemiyorsun, beni önemsemiyorsun’ gibi öfke duygusuyla ifade ediyoruz.

İthal öfke

Öfke bazen de ithal edilmiş oluyor yani anne ve babalarımızdan bize aktarılmış olabiliyor. Çocukluk dönemimizde kendimizle ilgili bazı kararlar veriyoruz. Örneğin bir problemi nasıl çözeceğimize ilişkin kararları bu dönemde veriyoruz.

Psikolog Süleyman Hecebil, “Eğer öfke evdeki ilişkilerde işe yarıyorsa, öfkelenen kişinin hayatını kolaylaştırıyorsa çocuk ‘Öfkeli olursam insanlara kendimi daha kolay kabul ettirebilirim’ diye düşünüyor. Her şey öfkeyle ifade edilebilir sonucuna varıyor.

Bazen de öfkenin çok yoğun olduğu ailelerde eğer baba çok öfkeliyse ve anneye sözel ve fiziksel şiddet uyguluyorsa bunu gören çocuk ‘Babam gibi olmayacağım, annem gibi olacağım’ diye bir karar veriyor. Her eşcinselliğin arkasında böyle bir sebep olduğunu söyleyemesek de bazılarında bu durum yaşanabiliyor.

Ayrıca kızdığınız şeylerin bazılarına baktığınızda aslında anne ve babanızın kızdığı şeylere öfkelendiğinizi görürsünüz” diyor.

Öfkelendiğimizde vücudumuzda başka bir kimyasal denge ortaya çıkıyor. Serotonin azalmaya başlıyor ve bu hormonun azalması depresyona girmemize neden oluyor.

Yetersizlik

Bir başka öfke sebebi ise yetersizlik duygusu oluyor. Ne kadar çok yetersizlik duygusu yaşarsak hem kendimize hem de karşımızdakilere karşı o kadar öfkeli oluyoruz. Kendimize karşı öfkeli oluyoruz çünkü bir işe yaramadığımızı ve değersiz olduğumuzu düşünüyoruz.

Karşımızdakilere öfkeleniyoruz çünkü içimizdeki değersizliği görmelerini istemiyoruz. Psikolog Süleyman Hecebil, aşırı öfkeli olan kişilerin aslında son derece kırılgan ve zayıf olduklarını belirterek, “Bu kişiler dışarıdan zayıflıklarının fark edilmemesi için kabuklarını sertleştiriyorlar.

Böyle bir durumda o kişiye özgüven kazandırmak gerekiyor” diyor.

Gizli duygular

İçte tutulmuş ve dışa vurulmuş olmak üzere iki tür öfke bulunuyor ve dışa vurulmuş öfke içte tutulandan daha iyi bir durum oluyor. Öfkesini içinde tutan bazı kişiler alkol alıyor.

Alkol öfkeyi geçici olarak yatıştırabiliyor ama eğer o kişi içte tutulmuş bir öfke yaşıyorsa alkol alınca bu öfkeyi dışarı çıkarıyor. Rahatlama oluyor ve öfkeyi tutamaz hale geliyor.

Bu nedenle alkol alınca çığrından çıkan insanlar öfkeyi içinde tutan insanlar oluyor.

Öfkenin zarar vermeye başladığının işaretleri

● İlişkileriniz zarar görmeye başladı mı?

● Öfkelendikten sonra yaptığınız şeylerden utanıp pişman oluyor musunuz?

● Kendinize ya da karşınızdaki kişiye fiziksel zarar veriyor musunuz?

● Başınız derde girmeye başladı mı?

*

Kadın ve Kadın

Bir önceki yazımız olan Migreni Tetikleyen 10 Şey başlıklı makalemizde migren, migren çözümü ve migren nedir hakkında bilgiler verilmektedir.

Источник: https://hepsi10numara.com/cabuk-ofkelenmenin-10-nedeni/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.