Havuz ve Deniz Ne Gibi Sorunlara Yol Açar?

Klorun Zararları

Havuz ve Deniz Ne Gibi Sorunlara Yol Açar?

Klor hayatımıza içme suları ile birlikte giriş yapmış bulunuyor. 19.

yüzyıldan beri devam eden bu durum, suyun dezenfekte edilmesi yani mikroplardan arınması amacı ile kullanılmaya devam etse de esasında yeterince etkili ve güvenli bir yol değildir.

Ancak günümüzde maliyetleri düşürdüğü için tercih edilip kullanılmaya devam ediyor. Yüzme havuzlarında belirli miktarda koyulan klor, bu suyu içen kişilerde içmeyen kişilere oranla %93 oranında kansere yol açtığını gösteriyor.

Klor suyun içine karıştırılması halinde suyun içerisinde yer alan doğal bileşiklere ilave olarak trihalomethane oluşturur. Klorun oluşturmuş olduğu bu ürünler vücutta yer alan serbest radikallerini tetiklediği için hücrede hasara yol açar. Bu durum da kansere davetiyeye çıkarır.

Klorun bir diğer zararı ise kalp krizi sebepleri arasında yer alan damar sertliğine yol açması olarak bilinir. Çeşitli araştırmalara göre klor kullanılmasının ardından geçen yirmi yıl içinde kalp ve kanser hastalıkları kendini göstermeye başlar.

Zararlı etkilerinin yaklaşık olarak %66’sı ise duş alırken cilt tarafından emilmesi ya da solunması durumunda ortaya çıkıyor. İşte bu tür sebeplerden dolayı Klorun zararlarının bilinmesi gerekiyor.

Klor kullanımının kansere yol açması ve birçok zararının bulunduğu herkes tarafından biliniyor.

Cilde temas etmesi halinde cilt kanserine, içilmesi halinde prostat ve mide kanserine, solunması halinde akciğer kanserine yol açmasa da bu hastalıkları tetikliyor.

Vücudun dışa açılan kulak, burun ve göz gibi alanlarında mukozada tahriş edici bir etkiye sahip olan klor, alındığı zaman ve miktara göre farklı etkiler gösteriyor.

2. Etkisi Yetersizdir

Klorun tüm virüs, mikroorganizma ve bakteriler üzerinde yeteri kadar etkisi olmaması sebebi ile etkisinin yeterli olmadığı ortaya koyulmuştur.

Klor, sıvı ya da gaz halinde doğaya karıştırılması halinde çevrede tahribatlara yol açabiliyor.

4. Kontrolü Zordur

Klorlama yapımında ışık, suyun kimyasal yapısı ve sıcaklık etkisi göz önünde bulundurulduğu zaman belirli bir dozajın kullanılması gerekiyor. Bu kadar çok değişkenin olması sebebi ile uygun bir dozajın belirlenmesi oldukça güç olduğu için doz aşımından dolayı tehli olabiliyor.

5. Ekipmanlara Zarar Verir

Havuzlarda depo ve ekipmanlara zarar verici etkiye sahip olan klor, derz, dolgu ve seramik üzerinde tahribata yol açar.

6. Cilde Bulaşmaması Gerekiyor

Klor cilt, göz ve solunum yolları için oldukça önemli bir korozif madde özelliği taşıması sebebi ile özellikle dikkat edilerek cilde bulaştırılmaması gerekir.

7. Klor Solunum Yoluna Zarar Veriyor

Klorun solunması halinde deri döküntüsü, baş dönmesi, baş ağrısı, uyuklama ve yorgunluk gibi şikayetlerin ortaya çıktığı görülür. Öksürüğe, solunum yolu şişliğine ve solunum güçlüğüne yol açar. Cilde temas edilmesi halinde deri yolu ile emilmesine engel olunması için su ile bol bol yıkanması gerekir. Aksi halde ciltte tahribata yol açar.

8. Kusmaya ve Nefes Almada Güçlüğe Yol Açıyor

Klorun yutulması halinde ağız içi ya da boğazda yanıklara yol açması da mümkün. Klorun kusmaya sebep olduğu da biliniyor. Bununla birlikte nefes almada güçlüklere, kas spazmlarına ve komaya dahi neden olabilir. Öyle ki klorun yutulması ölüme bile sebep olabileceği için doktora gidilmesi önem taşıyor.

9. Kısa Vadede Zararları

Klorlu su, havuz suları ve musluk sularında sindirilir ya da duş alırken göz ve cilde temas eder.

Klorlu suya aşırı maruz kalınması halinde ortaya çıkan boğazda yanma hissi, kusma ve mide bulantısına ilave olarak göz tahrişi, göğüs ağrıları, burun kanaması, hırıltı ya da öksürük, akciğerde sıvı birikimi ve nefes darlığı gibi sonuçlara yol açar. Bu tür erken etkileri bulunan klorun seyreltilmeden önce teması ya da kokusunun teneffüs etmesi çok daha büyük sorunlara sebep olur.

10. Uzun Vadede Zararları

Uzun vadede çok daha önemli sorunlara yol açan klorlu su, özellikle sağlıksız şebeke sularından uzun süre boyunca tüketen ya da meslek sebebi ile cankurtaran, yüzme antrenörleri ve havuzlarda antrenman yapan sporcu kişilerin üzerinde olumsuz etkisi olur.

11. Akciğer Sorunlarına Yol Açıyor

Astım ve bronşit gibi rahatsızlıkların ortaya çıkması halinde, hastalığın daha da ilerlememesi için klorlu sudan uzak durulması gerekir. Bu risk özellikle duş alırken ya da kapalı yüzme havuzlarında yüzerken ortaya çıkar.

12. Diş Korozyonuna Sebep Oluyor

Şehirlerde yer alan şebeke sularında klor seviyesinin yüksek olması sebebi ile diş sorunlarının ortaya çıkması da mümkün. Kimi kesimlerde yaşamakta olan insanlarda diş çürükleri ve dişlerde siyahlıkların ortaya çıkmasının sebepleri arasında klorlu su tüketimi yer alır. Ülkemizde de bu tür sorunlar görülmüştür.

Источник: https://evdesifa.com/klorun-zararlari/

Yaz mevsiminde havuz ve deniz suyu enfeksiyonlarından korunma yolları

Havuz ve Deniz Ne Gibi Sorunlara Yol Açar?

Yaz aylarında, havaların ısınması ile birlikte gıdaların üreticiden tüketiciye ulaştırılmasında ve saklanmasında yaşanan iklimle ilgili zorluklar da ortaya çıkar.

Mikroplanmış gıda ve suların ağız yolu ile daha fazla kabul edilmesi, klimadan daha çok faydalanılması, çeşitli bölgelere yapılan seyahatler, piknik gibi farklı aktivite nedeniyle bazı bulaşıcı hastalıklar daha fazla görülüyor. Yaz hastalıkları ile ilgili görüşlerini aktardı.

Mikrop bulaşmış gıdaların ve başta su olmak üzere diğer içeceklerin ağız yoluyla alımı bulantı, kusma, ishal, yüksek ateş ve dehidrasyon (su kaybı) ile gözlemlenebilir gıda zehirlenmesi ve gastroenterit gibi sağlıkla ilgili temel rahatsızlıkların ortaya çıkmasına neden olabilir.

Özellikle hijyen kurallarına dikkat edilmeden hazırlanan süt ve süt ürünleri (sütlaç, kazandibi, muhallebi, dondurma), kremalı yiyecekler (yaş pasta, kekler, muhallebi vb.

), Yumurtalı yiyecekler (mayonez içeren soslar), vakumlu paketi açıldıktan sonra kısa sürede yenip bitirilmeyen salam, sosis, sucuk, peynir gibi gıdalar ve elverişli koşullarda saklanılmayan kırmızı et, beyaz et (tavuk), deniz ürünleri sıcakların yükselmesi ile kısa sürede bozularak mikroorganizmaların daha kolay üremesine yol açar.

İnsan sağlığını tehdit eden bu mikroorganizmalar arasında en önemlileri Salmonella ve Shigella türü bakteriler, ayrıca Entamoeba histolytica  ve Giardia intestinalis (Giardia lamblia) gibi parazitler, Hepatit A, Rota virüsü gibi virüslerdir.

Su ve besinlerden geçen enfeksiyonlardan kaçınmanın en önemli yolu el hijyenidir. Ellerin sık sık ve düzgün yıkanmasına mutlaka dikkat etmek gerekir.

Yiyeceklerin ve içeceklerin hazırlanma, uygun koşullarda depolama ve servis aşamalarında temel hijyen kurallarına dikkat edilmesi, yukarıdaki riskli gıdaların alımının azaltılması, dışarıdan alınan veya açık havada satılan gıdalardan kullanılmaması, gözle görünen kirliliği olan veya kirli görünmese bile durgun halde bulunan su kaynaklarından su içilmemesi de su ve besinlerle geçen enfeksiyonlardan korunmakta etkili yollardandır.

Ayrıca marul, salatalık ve maydanoz gibi sebzeler de iyi yıkanmadığında riskli olabilir.

Havuzdan veya denizden bulaşabilir bilen hastalıklar

Havuzların temizliği ve dezenfeksiyonu yetersiz olması nedeniyle bu mikroorganizmalara bağlı olarak göz, kulak ve deri enfeksiyonları ile birlikte sindirim-solunum sistemi enfeksiyonları, idrar kanalı ve vajinal enfeksiyonlara rastlanabilir. Özellikle havuzlar yaz aylarında birçok kişinin ortak kullandığı mekândırlar.

Bu nedenle birçok bakteri, virüs, parazit faktörleri ile kolayca kirlenebilirler. Dışkıyla kirlenmiş havuz sularının yutulması bulantı, kusma ve ishal ile gözlenebilen gastroenterit oluşmasına neden olur.

Havuzlar her ne kadar klorlama da dahil olmak üzere birçok yöntemlerle dezenfekte edilse de, bir tek insanın dışkısı veya diğer vücut salgısı ile her zaman milyonlarca mikrobun suya yayılma riski vardır.

Kanalizasyon suları ve insan dışkısı ile kirlenmiş deniz ve havuzlardan, suyun ağızdan / burundan girmesi ve yutulması ile A tipi sarılık (Hepatit A) hastalığı da bulaşabilir.

İdrar veya dışkı ile kirlenmiş havuzlar aracılığıyla özellikle kadınlarda sık sık idrar kanalı enfeksiyonları görülür.

Ayrıca klorlu ortama direnç gösteren, klorlu ortamda bölünebilen birçok mantar tipi mikroorganizmalarda vajinal bölge enfeksiyonlarının ortaya çıkabileceği unutulmamalıdır.

Bu yüzden de havuzdan çıktıktan sonra mutlaka sabun ve su ile banyo yapılması, ıslak plaj kıyafetleri değiştirilmesi, el ve ayak parmak araları ve genital bölgenin nemli kalmamasına özellikle dikkat edilmelidir.

Ayrıca kirli havuz suyunun kulakla teması sonucu özellikle Pseudomonas türü mikropların neden olduğu, genellikle çok acı ve kaşıntı ile eşlik eden dış kulak yolu enfeksiyonlarına da rastlanır. Deniz veya havuz suyuna sık sık girenlerin sinüzit riskini artıracağı için burun ve kulak tıkaçları kullanılmalıdır.

Aynı zamanda havuzlarda dezenfeksiyon amacıyla kullanılan klorun kimyasal konjonktivit denilen göz hastalığına da neden olduğu unutulmamalıdır.

Havuz ve deniz suyu ile bulaşan enfeksiyonlardan korunma ve tedavi yöntemleri:

  • Havuz ve deniz ortamının temiz olmasına dikkat edilmelidir.
  • Durgun ve kirli sularda, yüzeyi köpüklü ve yeşil renkte olan denizde yüzmek olmaz.
  • Suya girildiği zaman burnun kapatılması ve mümkünse tıkaç kullanılması tavsiye edilir.
  • Havuz ve deniz suyunun yutulmamasına dikkat edilmelidir.
  • Ciltte sıyrık ve kesik yaraları varsa, yüzmeden sonra temiz su ve sabunla yıkanmak gerekir.
  • Kulak enfeksiyonlarının önlenmesi için kulak tıkaçları kullanılmalıdır.
  • Göz enfeksiyonlarının önlenmesi için su altı gözlükler veya maske kullanılabilir.
  • Kanalizasyon suları karışan alanlara yakın bölgelerde ve şiddetli yağmurdan sonra yüzmek tavsiye edilmez.
  • Doğabilecek ishal, solunum sistemi, cilt, kulak ve göz enfeksiyonlarının tedavisi için mutlaka doktora tavsiye edilmelidir.
  • Havuz veya denizden çıkar çıkmaz mutlaka banyo yapılmalı ve bedeni sabunlayarak mikropların deriden uzaklaştırılması sağlanmalıdır.

Источник: https://www.sagligafaydali.com/yaz-mevsiminde-havuz-ve-deniz-suyu-enfeksiyonlarindan-korunma-yollari/

İlgisizlik çocuklarda ne gibi sorunlara yol açar

Havuz ve Deniz Ne Gibi Sorunlara Yol Açar?

Sağlıklı bir ruhsal gelişim açısından ilgi ve sevginin ne kadar önemli olduğu, bağlanma teorisinin gelişimiyle birlikte iyice anlaşılmıştır.

Üstelik sadece ruhsal gelişim için değil, fiziksel gelişim için de sevgi ve ilgi görmenin önemi, yapılan nörolojik çalışmalarla ispat edilmiştir.

KadıköyŞifa Sağlık Grubu'ndan Uzman Psikolojik Danışman ve Psikolog Yaprak Veziroğlu ilginden yoksun kalan çocukların bu durumdan nasıl etkilendiğini anlatıyor!

İnsan yaşamının ilk yılı son derece önemlidir.

Nasıl bir bebek gereken besinleri almadığı ve yeterince bakım görmediği zaman büyüyemezse, yeterli ilgi ve sevgi gösterilmediğinde sadece duyguları değil beyni ve zekası da sağlıklı gelişemez.

Zamanında yürüme, konuşma, muhakeme yapabilme, dikkat, empati, duruma göre uygun davranışta bulunabilme, dürtüsel davranışları kontrol altına alabilme gibi pek çok zihinsel ve duygusal becerinin gelişiminin ana etkeni sevgi ve ilgidir.

Aşırı stres hormonlarının salgılanması bebeğin gelişimini olumsuz etkiler

Yeterli ilgiden mahrum büyüyen bebeklerin kendilerini dış dünyaya kapattıklarını, çünkü çaresizliği öğrendiklerini biliyoruz. Ya da onları huzursuz anında yatıştıran kimse olmadığında, kendilerini sakinleştirebilme yeteneklerini geliştiremediklerini biliyoruz.

Bu bebekler aşırı tepkisel, çok ağlayan, devamlı kendini teh içinde hissederek güven duygusundan mahrum kaldıklarını hissediyorlar. Böyle bir durumda kalan bebek kime güveneceğini bilemez. Daha doğrusu kendini devamlı stres altında hisseder, stres hormonları aşırı salgılandığında bebeğin beyin gelişimi bundan zarar görür.

Böylece sadece ruhsal değil, fiziksel olarak da gelişimi potansiyelinin altında kalır.

İLGİSİZLİK GÜVENSİZLİĞİ BERABERİNDE GETİRİR

Sağ beyin doğumdan sonra gelişir. Yetersiz ilgiye maruz kalan bebeklerin Sağ beyin fonksiyonları yeterli düzeyde gelişemez. Duygu ve davranışlarını yerine göre uygun şekilde ayarlayamaz, aşırı tepkisel ya da içe dönük olurlar. İnsan ilişkilerinde sorun yaşarlar. Büyüdüklerinde kimselere güvenemezler.

Devamlı çevrelerinden iyilik değil kötülük beklentisi içinde olurlar. Eş seçerken ya ondan ona giderler, ya da bir kişiye yapışıp kalırlar. Devamlı terk edilme korkusu içinde yaşarlar. Çünkü kendilerini değerli bulmazlar. Ya da narsistik bir savunma geliştirerek “en değerli benim” gibi bir yanılsamaya düşerler.

Kimse onlara zarar vermesin diye onlar başkalarına acımasız davranır, terk edilmemek için terk eder. Okul çocuğu ise “ben bunu anlamadım” diyemez, “öğretmen anlatamıyor” ya da “ben ders çalışmayı sevmiyorum” bahanesiyle aslında başaramadığı derslerden uzak kalmaya çabalar. “Ben kötüyüm” diyemez, “sen kötüsün” der.

Aslında bu şekilde sadece kırılgan öz benliğini korumaya çalışır. Bazıları da kendini o kadar yetersiz ve güvensiz hisseder ki devamlı birilerine muhtaç yaşar. Bağımlı kişilik geliştiren bu kişiler depresyona da çok yatkın olurlar. Kolayca kırılır, hayatla mücadele edecek gücü kendilerinde bulamazlar.

Karamsardırlar.

AŞIRI İLGİ VE SEVGİ DE ÇOCUĞA ZARAR VERİYOR

Aşırı ilgi ve sevginin de çocuğa zarar verdiğini bilmek çok önemlidir. Aşırı doyum verilmiş, her istediği anında yapılmış, beklemeye, sabretmeye alışmamış çocuklar kendilerini aşırı güçlü hisseder. Gücün tümünü önce aile içinde ele geçirir. Annesini, babasını dinlemez. Disiplin uygulamakta anne ve baba çok zorlanır.

Hatta zamanla tükenirler. Sabredip sonra birden parlamaya başlarlar. Daha sonra okulda öğretmeni ve kuralları hiçe sayar. Arkadaşları arasında lider olmak, herkesi yönetmek ister. Bunu gerçekleştiremezse mutsuz olur. Yenilgiye tahammülü yoktur. Kaybettiğini ya da başaramadığını gördüğünde aşırı tepkiler verir. Öfke krizi yaşar.

2 YAŞINDAN SONRA DİSİPLİN ÇOK ÖNEMLİDİR

Buna engel olmak için bebeklere daha 4 – 6 aylıktan itibaren anne ve babalarının her an yanlarında olamayacağını, ihtiyaçlarının giderilmesi için bazen beklemeleri gerektiğini öğretmek gerekir. Bunu yapacak kişi de anne babadan başkası değildir.

1 yaşından sonra bebeğe araştırma, keşfetme imkanı sunarken bir yandan da hayırların gündeme gelmesi gerekir. Özellikle 2 yaşından sonra disiplin çok önemlidir. Disiplin derken cezadan değil, çocuğun doğru ve yanlışı ayırt edebilmesi için ona yol göstermekten söz edilmektedir.

Onu anlayarak, isteklerini gerçekleştirememesinin nedenleri kısaca açıklanarak, ilgisini kabul edilir başka alanlara kaydırarak küçük çocuklar disipline edilmelidir. Alternatif sunarak ihtiyacını fark ettiğimizi göstermek, ancak kabul edilebilir sınırları çizmek çok önemlidir.

Çocuk, ancak yetişkinin belirlediği sınırlar içinde güvendedir ve ancak bu sınırlar içinde özgür olmalıdır. Sınırsız bir özgürlük önce çocuğun kendine zarar verir. Bunu anne babalar akıllarından çıkarmamalıdır.

Bu reklam google tarafından sağlanıyor?

Источник: https://www.ensonhaber.com/ilgisizlik-cocuklarda-ne-gibi-sorunlara-yol-acar-2013-07-23.html

Dengesiz beslenme hangi sorunlara yol açar

Havuz ve Deniz Ne Gibi Sorunlara Yol Açar?

Okul çocuklarının dengesiz, yetersiz veya aşırı beslenmesi sonucunda; büyüme ve gelişme geri kalır, bu gerilik büyüme dönemi bitinceye kadar telafi edilmezse erişkinliğe yansır ve bu çocuklar boyca kısa, zayıf ve güçsüz birer yetişkin olurlar.

Buna ek olarak enfeksiyon hastalıkları sık ve ağır seyreder, özellikle kız çocuklarında menstrüasyonun da etkisiyle demir yetersizliği anemisine sık rastlanır, ergenlik döneminde kalsiyumun yetersiz tüketimi ileriki yaşlarda osteoporoz riski oluşturmaktadır.

Aşırı ve dengesiz beslenme sonucunda şişmanlık ileriki yaşlara yansır ve yüksek tansiyon, kan yağlarında artış, kalp damar hastalıkları, şeker hastalığı gibi kronik hastalıklara zemin hazırlar.

Dengesiz Ve Yetersiz Beslenme Dikkat Kaybına Yol Açıyor!

Yapılan çalışmalarda, yetersiz ve dengesiz beslenen öğrencilerinin dikkat sürelerinin kısaldığı, algılamalarının azaldığı, öğrenmede güçlük ve davranış bozuklukları çektikleri, okul devamsızlık sürelerinin uzadığı ve okul başarılarının düşük olduğu ortaya konmuştur. Aileler çocuklarının yalnızca okul başarılarıyla değil onların büyüme ve gelişmelerini izleme ve sağlıklı beslenme davranışları geliştirmeleriyle de yakından ilgilenmeli ve kendi beslenme alışkanlıklarıyla da örnek olmalıdırlar.

Okul çağında çocuk okulda verilen bir beslenme hizmeti yoksa genellikle öğle yemeklerini ev dışında yemek zorundadır. Okulda yemek yeme davranışı arkadaşlarından etkilenebilmektedir. Okulda yemek çıkmıyorsa, kantinde karın doyurmak zorunda kalan veya bunu tercih eden çocuklarda yanlış beslenme alışkanlıkları gelişmektedir.

Yapılan birçok çalışmada, son zamanlarda çocuk ve adolesanlar başta olmak üzere her yaş grubunda abur cubur besinlerin tüketiminin arttığı belirtilmiştir.

Çocukların enerji alımlarının bir kısmı abur cubur besinlerden gelirken, bu tür besinler daha çok öğle vaktinde tüketilmektedir.

Gazlı içecek, meşrubat gibi içecekler, patates kızartması, cips, şekerleme ve dondurma çocuklar tarafından en çok tüketilen abur cubur besinlerdir.

Bu besinlerin tüketimini azaltmak için iyi planlanmış bir beslenme eğitimi programı ile birlikte uygulamada da okul içerisinde satışa sunulan gıda maddelerinin beslenme ihtiyaçlarını karşılayıcı ve sağlıklı beslenme alışkanlıklarının kazanılmasına temel teşkil edici nitelikte olması gerekmektedir. Okulda beslenme hizmeti verilmiyorsa çocuğa mutlaka beslenme çantası hazırlanmalıdır.

Sağlıklı Beslenme Çantası

Okula götürülen beslenme çantasının dört besin grubunda bulunan besinlerden seçilerek hazırlanması yeterli ve dengeli beslenmenin sağlanması için önemlidir. Beslenme çantasında kolay taşınabilecek kuru gıdalar, yanında içecek en uygun seçimdir.

Yeterli ve dengeli beslenmeyi sağlayan bir sandviçte haşlanmış yumurta, peynir, ızgara köfte, haşlanmış et-tavuk grubu besinlerinden seçilen herhangi bir besin yanında mevsime uygun, iyi yıkanmış, taze sebze ve meyveler bulunmalıdır.

Bunların yanında beslenme çantasında fındık veya ceviz bulunması da çocuğun beslenmesini enerji, protein ve mineraller açısından destekler. İçecek olarak ise okul kantininden alınacak olan ayran veya sütün tercih edilmesi sağlıklı bir seçim olacaktır.

Beslenme sonradan kazanılan bir davranış biçimidir ve anne karnında başlayan bir süreç olup ilk alışkanlıklar ailenin beslenme modeline göre şekillenmektedir.

Aile Olarak Sağlıklı Beslenin

Çocuğu ayırmak yerine siz de yanlış beslenme alışkanlıklarınızdan arınıp birlikte sağlıklı beslenme alışkanlığı kazanın. Beslenme eğitimi ne kadar erken başlarsa çocuğun gelişimi, zeka düzeyi ve bağışıklık sistemi de o denli güçlenir. Aile olarak;

  1. Öğünlerinizi beraber yapın ve çocuğunuza sağlıklı beslenme konusunda örnek olun.
  2. Kahvaltının önemini çocuğun kavramasını sağlayarak kahvaltı yapma alışkanlığı kazandırın.
  3. Mutfağınızı meyve, sebze, tam tahıllı besinler ve diğer sağlıklı seçimlerle doldurun. Abur cuburları evinizden uzak tutun.
  4. Dışarda hazır yemek yerine yemeklerinizi evde hazırlayıp, tüketin ve porsiyon ölçülerine dikkat edin.
  5. Çocuğunuzun boy-kilo gelişimini takip edin.
  6. Çocuğunuzu günlük fiziksel aktiviteye teşvik edin. Bu onun sosyalleşmesini, çevresiyle iletişim kabiliyetinin iyileşmesini de sağlayacaktır.
  7. Televizyon, bilgisayar v.b. şeylere ayrılan süreyi sınırlandırın. Çocuğunuzun hareketsiz kalmasına engel olun.

Sağlıklı Beslenme Eğitiminde Öğretmenin Rolü

Çocukların anne babadan sonra en çok örnek aldıkları kişiler öğretmenleridir.  Öğrencilere temel beslenme bilgilerinin verilmesi, öğrenilen bilgilerin davranışa dönüştürülmesi, yanlış beslenme alışkanlıklarına zamanında müdahale edilmesi ve beslenme davranışları ile örnek olma konusunda öğretmenlere de önemli sorumluluklar düşmektedir. Öğretmenler;

  1. Öğrenciler ile birlikte yeterli ve dengeli beslenme konusunda çeşitli etkinlikler (bilgi yarışması, sınıf gazetesi, beslenme köşesi vb.) düzenlemeli ve bu konunun öğrenciler arasında tartışılmasına zemin hazırlamalıdırlar.
  2. Öğrencilerin kahvaltı yapıp, yapmadıklarını sorgulamalı ve dışarıda açıkta satılan yiyecekleri tüketmemeleri konusunda sık sık uyarıda bulunmalıdırlar.
  3. Çocukların beslenme çantası içeriklerini sıklıkla kontrol etmelidirler.
  4. Beslenme saatlerinde; patates kızartması, çikolata, gibi yiyecekler yerine, peynir, yumurta, taze sebze ve meyve gibi besinler, gazlı ve diğer hazır içecekler yerine süt, ayran, taze sıkılmış meyve suyunun tercih edilmesi konusunda çocukları uyarmalı ve bu konuda veliler ile işbirliği yapmalıdırlar.
  5. Öğrencilerin boy ve ağırlık artışlarını takip etmeli ve değerlendirmelidirler.
  6. Yeterli ve dengeli beslenme konusunda örnek davranış göstermeli, örnek davranışlarda bulunan öğrencilerini ödüllendirmelidirler.
  • Çocuklara kahvaltı alışkanlığı mutlaka kazandırılmalı.
  • Her öğünde 4 temel besin grubunda ( süt ve süt ürünleri, et ve et ürünleri, meyve ve sebzeler, tahıl grubu) yer alan yiyecekler tüketilmeli.
  • Günde en az 2 su bardağı süt içme alışkanlığı edinilmeli.
  • Günde en az 5 porsiyon sebze-meyve tüketilmeli.
  • Çay, gazlı içecekler yerine taze sıkılmış meyve suları, süt veya ayran tercih edilmeli.
  • Çocuklar okul çevresinde açıkta satılan, besleyici değeri düşük ve sağlıksız besinleri tüketmemeleri konusunda bilinçlendirilmeli.
  • Yemek konusunda çocuklarla inatlaşmamalı, acıktığında yeterli ve dengeli beslenmesi sağlanmalı.
  • Okullarında yemek çıkmayan çocukların evden beslenme çantası götürmesine özen gösterilmeli ve beslenme çantalarının her gün iyice temizlenmesi gereklidir.
  • Çocukların boy uzunlukları ile ağırlıklarına dikkat edilmeli ve takip edilmeli.
  • Günde 8-10 bardak sıvı tüketilmeli.
  • Temiz ve mikropsuz besinler tüketilmeli, çiğ sebze ve meyveler bol su ile yıkanmadan yenilmemeli, açıkta satılan besinler tüketilmemeli.
  • Çocuklara yemeklerden önce ve sonra mutlaka el yıkama alışkanlığı kazandırılmalıdır.
  • Düzenli olarak egzersiz alışkanlığı kazandırılmalı.

Источник: https://www.medikalakademi.com.tr/dengesiz-beslenme-hangi-sorunlara-yol-acar/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.