Hipertansiyonun Nedenleri

içerik

Yüksek Tansiyonun Nedenleri Nelerdir ?

Hipertansiyonun Nedenleri

İki çeşit Yüksek tansiyon tanımlanmıştır; esansiyel (ya da primer) hipertansiyon ile sekonder hipertansiyon. Esansiyel hipertansiyon çok daha sık görülen bir durumdur ve hipertansiyon vakalarının %95’ini oluşturur.

Esansiyel hipertansiyonun nedeni pek çok faktörden kaynaklanır, yani pek çok faktörün etkisi bir araya gelerek hipertansiyonu oluşturur.

Hipertansiyon vakalarının %5’ini oluşturan sekonder hipertansiyonda ise yüksek tansiyon, vücuttaki organlardan ya da sistemlerden birinde mevcut bulunan spesifik bir anormalliğe sekonderdir (söz konusu anormallikten kaynaklanır) (Sekonder hipertansiyon daha sonra ayrı bir bölümde ele alınacaktır).

Esansiyel hipertansiyon yaklaşık bir çok insanı etkilemektedir, ancak başlıca sebepleri ya da altta yatan nedenleri her zaman bilinmemektedir. Buna rağmen, esansiyel hipertansiyonu olan bireylerde bazı ilişkili durumlar tespit edilmiştir. Örneğin, esansiyel hipertansiyon sadece, oldukça yüksek miktarda, günde 5.

8 gramdan fazla, tuz tüketimi olan grup ya da toplumlarda gelişmektedir.

Tuz tüketimi pek çok durumda esansiyel hipertansiyon açısından özellikle önemli bir faktör olabilmektedir ve aşırı tuz tüketimi; ilerleyen yaş, Afrikalı Ameirkalı kökenli olma, Obezite, kalıtsal (genetik) yatkınlık ve böbrek yetmezliği (renal yetmezlik) ile ilişkili hipertansiyonla da alakalı olabilmektedir.

ABD Ulusal Bilimler Akademisi Tıp Enstitüsü, 19 ila 50 yaş arasındaki sağlıklı bireylerin, günlük olarak terleme yoluyla kaybedilen ortalama miktarı ikame etmek ve diğer temel besin maddelerini yeterli miktarda içeren bir beslenmeyi mümkün kılmak için sadece 3.8 gram tuz tüketimini tavsiye etmektedir.

Genetik faktörlerin esansiyel hipertansiyonun gelişiminde son derece önemli bir rol oynadığı düşünülmektedir.

Ancak, hipertansiyondan sorumlu genler henüz tespit edilememiştir (Genler, kişilerin özelliklerini belirleyen proteinleri üreten çok küçük kromozom parçalarıdır).

Bu alanda yapılan mevcut çalışmalar renin-anjiotensin-aldosteron sistemini etkileyen genetik faktörler üzerine yoğunlaşmaktadır. Söz konusu sistem, tuz dengesini ve atardamarların tonusunu (esneklik durumunu) kontrol ederek kan basıncının düzenlenmesine yardımcı olur.

Esansiyel hipertansiyon vakalarının yaklaşık %30’u genetik faktörlerden kaynaklanmaktadır. Örneğin Amerika Birleşik Devletlerinde yüksek tansiyonun görülme sıklığı Afrikalı Amerikalılar arasında, Kafkas kökenliler ya da Asyalılardan daha yüksektir.

Ayrıca ebeveynlerinden bir ya da ikisinde hipertansiyon olan bireylerde yüksek tansiyon, nüfusun geneline kıyasla iki kat daha fazla görülür.

Nadir olarak, böbrek üstü (adrenal) bezlerinin hormonlarını etkileyen bazı sıradışı genetik bozukluklar da hipertansiyona  neden olabilir (Tespit edilen söz konusu genetik bozukluklar sekonder hipertansiyon olarak kabul edilir).

Esansiyel hipertansiyonu olan hastaların büyük çoğunluğu arterlerde (atardamarlarda) belirli bir anormallik olması ortak özelliğini taşır: kalpten en uzakta olan çok küçük arterlerdeki (periferik arterler ya da arterioller) direnç artışı (sertlik ya da esnek olmaması).

Arterioller (küçük atardamarlar) oksijen içeren kan ve besin maddelerini vücudun tüm dokularına taşır. Arterioller, dokulardaki kapilerler (kılcal damarlar) aracılığıyla, kanı kalp ve akciğerlere geri götüren venlere (toplardamarlara) bağlanırlar (venöz sistem). Periferik arterlerin sertleşmesine neyin neden olduğu bilinmemektedir.

Fakat, bahsedilen artmış periferik arter sertliği, esansiyel hipertansiyonun genetik faktörler, obezite, egzersiz yapmama, aşırı tuz tüketimi ve yaşlanma ile ilişkili olduğu bireylerde görülmektedir.

İnflamasyonun (iltihaplanma) da hipertansiyonda bir rolü olabilir, çünkü bazı kişilerde hipertansiyon gelişiminin işaretlerinden biri, artmış C reaktif protein (kan tahlilinde bir inflamasyon belirteci) seviyesidir.

Metabolik sendrom ve obezite

Genetik faktörler, “metabolik sendrom”u oluşturan bulgular kümesinde yer almaktadır. Metabolik sendromu olanların insülin direnci vardır, bu da söz konusu kişilerin Tip 2 diyabet (insüline bağımlı olmayan diyabet) hastası olmaları ihtimalini arttırmaktadır.

Obezite, özellikle de bel çevresinde belirgin bir artışla birlikte, yüksek kan şekeri (hiperglisemi), yüksek kan lipid (yağ) değerleri, vasküler inflamasyon (damar iltihaplanması), endotel fonksiyon bozukluğu (kan damarlarının anormal reaktivitesi) ve hipertansiyona sebep olur ve bunların hepsi bir araya gelerek, olması gerekenden erken bir zamanda aterosklerotik damar hastalığına (damar sertliği) yol açar. Amerikan Obezite Derneği, hipertansiyon görülme riskinin 20 ila 45 yaş arası obez Amerikalılarda, aynı yaş grubundaki obez olmayan bireylere kıyasla, beş ila altı kat daha fazla olduğunu ifade etmiştir. Amerikan Klinik Beslenme Dergisi 2005 yılında bel çevresi ölçüsünün, kişinin tansiyonu açısından, beden kitle indeksine (BKİ) göre daha iyi bir belirteç olduğunu bildirmiştir. Erkekler bel çevrelerinin 87 cm ya da daha az, kadınlar ise 83 cm ya da daha az olması için çaba göstermelidir. Amerika Birleşik Devletlerinde obezitenin yaygın olması durumu; çocuk, ergen ve yetişkinlerde hipertansiyon görülmesine katkıda bulunmaktadır.

Sekonder hipertansiyonun nedenleri nelerdir?

Daha önce de belirtildiği gibi, hipertansiyonu olanların %5’i için sekonder hipertansiyon adı verilen durum söz konusudur. Bunun anlamı şudur; söz konusu bireylerdeki hipertansiyon, böbrek, böbrek üstü (adrenal) bezi ya da aort arteri gibi belirli bir organ ya da kan damarının spesifik bir bozukluğuna sekonder olarak gelişir (kaynaklanır).

Sekonder hipertansiyonun (yüksek tansiyonun) üç türü aşağıda ele alınmıştır: renal (böbrek) hipertansiyon, adrenal (böbrek üstü) bezi tümörleri ile aort koarktasyonu (darlığı).

Renal (böbrek) hipertansiyon 

Böbrek hastalıkları sekonder hipertansiyona neden olabilir. Bu türden bir sekonder hipertansiyona renal hipertansiyon denir, çünkü böbreklerden kaynaklanan bir sorundan dolayı ortaya çıkar.

Renal hipertansiyonun önemli bir nedeni, böbreklere kan tedarik eden atardamarların (renal arter) daralmasıdır (stenoz). Daha genç bireylerde, genellikle de kadınlarda, söz konusu daralma, böbreklere giden arterlerin kas duvarlarının kalınlaşmasından kaynaklanır (fibromüsküler hiperplazi).

Daha yaşlı bireylerde ise daralmaya genellikle, renal arteri bloke eden sert, yağ içeren (aterosklerotik) plaklar sebep olur.

Renal arterin daralması nasıl hipertansiyona neden olur? Öncelikle, daralmış olan renal arter, durumdan etkilenen böbrekteki kan dolaşımını bozar.

Bu kan yoksunluğu, böbreğin renin ve anjiotensin hormonlarını üretmesini tetikler.

Böbrek üstü bezinden gelen aldosteron ile birlikte bu hormonlar tüm vücuttaki periferik artelerde daralma ve artan sertliğe (dirence) neden olur, bu da en nihayetinde yüksek tansiyonla sonuçlanır.

Genellikle genç bir bireyde yüksek tansiyon çıktığında ya da yaşlı bir bireyde yeni başlangıçlı bir yüksek tansiyon bulunduğunda, ilk olarak renal hipertansiyondan şüphelenilir.

Renal arter daralmasına yönelik yapılacak taramada, renal arterlerin renal izotop (radyoaktif) görüntüleme, ultrasonografik (ses dalgaları) görüntüleme ya da manyetik rezonans görüntüleme (MRI) ile incelenmesi söz konusu olabilir.

Bu tetkiklerin amacı, böbreğe olan kan akışında bir kısıtlama olup olmadığına ve anjiyoplastinin (renal arterlerdeki daralmanın giderilmesi) işe yarayıp yaramayacağına karar vermektir.

Ancak, eğer ultrasonla yapılan değerlendirmede böbrekteki direnç indeksinin yüksek olduğu (kan akışına karşı yüksek direnç) görülüyorsa, uzun süreli hipertansiyondan dolayı böbrekte halihazırda kronik bir hasar olduğu için, anjiyoplasti kan basıncını iyileştirmeyebilir. Adı geçen tetkiklerin herhangi birisinde normal olmayan sonuçlar çıktıysa veya Doktor renal arter daralmasından yeterince şüpheleniyorsa, renal anjiyografi (renal artere boya enjekte edilen bir röntgen çalışması) yapılır. Anjiyografi, daralmış olan renal arterin gerçek anlamda görüntülenmesini sağlayan nihai tetkiktir.

Renal arter darlığı balon anjiyoplasti ile tedavi edilebilir. Bu prosedürde doktor uzun ve dar bir tüpü (kateter) renal arterden geçirir.

Kateter yerleştirildikten sonra, kateterin sonunda bir balon şişirilerek ve daralmanın olduğu yerde artere kalıcı bir stent (daralmayı genişleten bir alet) takılarak renal arter genişletilir. Bu prosedür sonucunda genellikle böbreklere olan kan akışı iyileşir ve kan basıncı düşer.

Dahası, söz konusu prosedür, normal kan tedarikinden kısmen mahrum kalmış olan böbreğin fonksiyonlarını da korur. Bugünlerde renal arter darlığının açılması için nadiren cerrahi müdahaleye ihtiyaç duyulmaktadır.

Böbreklerin fonksiyonlarını azaltan diğer her türlü kronik böbrek hastalığı da, hormonal bozukluklardan ve/veya vücutta tuz tutulumundan dolayı hipertansiyona neden olabilir.

Sadece böbrek hastalığının hipertansiyona neden olmadığını, hipertansiyonun da böbrek hastalığına yol açabileceğini unutmamak gerekir. Bu nedenle, yüksek tansiyonu olan tüm hastalar, düzgün bir şekilde tedavi edilebilmeleri için böbrek hastalıkları açısından da değerlendirilmelidir.

Böbrek üstü (adrenal) bezi tümörleri 

Böbrek üstü bezlerinin nadir görülen iki tür tümörü hipertansiyonun daha az sıklıkla görülen, sekonder nedenleridir. Adrenal bezler böbreklerin hemen üstünde bulunur. Bahsedilen her iki tümör de yüksek tansiyona neden olan aşırı miktarda adrenal hormonlar üretirler.

Söz konusu tümörler kan tahlili, idrar tahlili ve adrenal bezlerin görüntülenmesi ile teşhis edilebilir. Bu tümörlerin ya da adrenal bezlerin alınması (adrenalektomi) için genellikle cerrahi müdahaleye ihtiyaç duyulur, yapılan işlem sonucunda hipertansiyon genellikle iyileşir.

Adrenal tümör türlerinden biri, primer hiperaldosteronizm denilen duruma neden olur, çünkü söz konusu tümör aşırı miktarda aldosteron hormonu üretir.

Hipertansiyona ek olarak, bu durum da aşırı miktarda potasyumun vücuttan idrar yoluyla atılmasına yol açar, bunun sonucunda da kandaki potasyum seviyesi düşer.

Genellikle hipertansiyonu olan bir kişinin kanında düşük potasyum seviyesi de tespit edilirse ilk olarak hiperaldosteronizmden şüphelenilir (Ayrıca, adrenal hormonları etkileyen bazı nadir görülen genetik bozukluklar da sekonder hipertansiyona neden olabilir).

Sekonder hipertansiyona yol açabilen diğer adrenal tümör çeşidi feokromasitoma olarak adlandırılır. Bu tümör, adrenalinle ilşkili pek çok hormonu içeren katekolaminleri aşırı miktarlarda üretir.

Yüksek tansiyondan kaynaklanan semptomlara ek olarak, cildin kızarması, hızlı kalp atışları (çarpıntı) ve terlemeyle ilişkili ani ve tekrarlayan hipertansiyon episodları olan kişilerde feokromasitoma teşhisinden şüphelenilir.

Aort koarktasyonu (darlığı)

Aort koarktasyonu (darlığı), çocuklarda görülen hipertansiyonun en sık karşılaşılan nedenlerinden biri olup, nadir görülen kalıtsal bir hastalıktır. Bu hastalık, kalpten çıkan en büyük atardamar (arter) olan aortun belirli bir kısmındaki darlık olarak tarif edilir. Aort, böbrekler dahil olmak üzere vücudun tüm organlarına kan tedarik eden arterlere kan taşır.

Aortun dar kısmı (koarktasyon) genellikle renal arterlerin üzerinde yer alır, bu da böbreklere giden kan akışında azalmaya neden olur. Böbreklerin bu kan yoksunluğu, renin-anjiotensin-aldosteron hormon sistemini tetikler ve kan basıncını yükseltir.

Koarktasyonun tedavisi genelde aortun dar kısmının cerrahi olarak düzeltilmesinden ibarettir. Bazen, aort koarktasyonunu genişletmek (dilate etmek) için balon anjiyoplasti (renal arter darlığıyla ilgili yukarıdaki kısımda açıklandığı gibi) uygulanabilir.

Источник: https://www.cevapsepeti.com/yuksek-tansiyonun-nedenleri-nelerdir/

Hipertansiyon hangi hastalıklara neden olabilir? Neler yapılmalı?

Hipertansiyonun Nedenleri

İstatistikler, ülkemizde yaklaşık her 3 erişkinden birinde yüksek tansiyon problemi olduğunu gösteriyor.

17 Mayıs Dünya Hipertansiyon Günü” dolayısıyla bilgi veren Acıbadem Ankara Hastanesi Kardiyoloji Uzmanı Yrd. Doç.

Serkan Duyuler, tansiyon yüksekliğinin tek başına bir hastalık değil felç, kalp krizi ve böbrek yetmezliği gibi ciddi sağlık sorunlarının en az yarısının oluşmasından sorumlu olduğuna dikkat çekiyor.

Doğru tedavi edildiğinde bu hastalıkların oluşma riskinin de azaldığını belirten Kardiyoloji Uzmanı Yrd. Doç. Serkan Duyuler, özellikle çok yüksek olmayan değerlerde, sağlıklı beslenmek ve düzenli egzersiz yapmak gibi yaşam tarzı değişiklikleri ile tansiyon kontrolünde oldukça başarılı sonuçlara ulaşılabildiğini ifade ediyor.

Tansiyon değerleri 180 mmHg ve üzeri gibi ‘süper’ yüksek’ değilse hiç bir belirti veya bulgu vermeyebiliyor. Ancak herhangi bir belirti görülmemesi, zararsız olduğu anlamına gelmiyor. Bu nedenle hipertansiyon çoğunlukla ‘sessiz katil’ olarak tanımlanıyor.

Hedefte ise kalp, beyin, damarlar, böbrekler ve gözler gibi hayati organlar bulunuyor. ‘Benim tansiyonum zaten hep yüksek ama bir sıkıntı olmuyor’ şeklinde bir algının çok yanlış olduğunu söyleyen Yrd. Doç. Serkan Duyuler,

“Çalışmalar gösteriyor ki, tansiyon değeri 115/75 mmHg gibi normal bir seviyenin üzerine çıkmaya başladığında kalp krizi ve kalp yetmezliği riski de artmaya başlıyor” diyor.

Ancak tansiyonun çok yüksek değerlere çıktığında karşılaşılan baş dönmesi, baş ağrısı, kalp ağrısı, kulak çınlaması, uğuldama, nefes darlığı, çift veya bulanık görme, burun kanamaları ve düzensiz veya kuvvetli kalp atım hissi çoğunlukla hastaları hekime getiren şikayetler arasında yer alıyor.

Düzenli aralıklarla kontrol şart

Tansiyonunu kontrol ettirmek için hasta olmayı beklememek gerekiyor. Sağlıklı kişilerin de özellikle de 40 yaşın üzerindekilerin düzenli aralıklarla tansiyonunu kontrol ettirmelerinde yarar görülüyor.

Yrd. Doç. Serkan Duyuler, özellikle diyabet hastaları, böbrek sorunları olanlar ve hamilelerde tansiyon gelişme riski daha yüksek olduğu için tansiyon kontrollerinin daha erken yaşlarda ve daha sık yaptırmalarının önem taşıdığını belirtiyor.

Kan basıncı değerlerinin 140/90 ve üzerinde seyreden kişilerin yüksek tansiyon hastası olabileceğini söyleyen Yrd. Doç. Serkan Duyuler, bu durumda mutlaka hekime başvurmaları gerektiğini belirtiyor.

Ani ortaya çıkan hipertansiyona dikkat!

Hipertansiyon hastalarının büyük çoğunluğunun alttayatan tek bir sebep tespit edilemediği için “esansiyel hipertansiyon” yani nedeni bilinmeyen hipertansiyon tanısı aldıklarını ifade eden Yrd. Doç.

Serkan Duyuler, “Ancak, diyabet, ailede hipertansiyon hikayesinin varlığı, şişmanlık, fazla tuz tüketimi, hareketsizlik yaşam, aşırı alkol tüketimi, sigara içilmesi ve stresli yaşam tansiyon yüksekliğinin oluşmasına en büyük katkıyı sağlıyor” diyor.

Özellikle çok genç veya çok ileri yaşlarda ani ortaya çıkan tansiyon yüksekliği böbrek hastalıklarının ve hormon bozukluklarına işaret edebildiği için böyle bir durumda daha ayrıntılı inceleme ihtiyaç duyuluyor.

‘İhtiyacın 3 katı tuz tüketiyoruz’

Tuz, vücutta tansiyonu belirleyen en önemli etkenlerden birini oluşturuyor. Vücudun günlük ihtiyacı ortalama 5-6 gr. iken, ülkemizde bu miktarın 18 gr. yani ihtiyacın 3 katı kadar tüketildiğini anlatan Yrd. Doç. Serkan Duyuler, “Bunun sonucunda da kalp hastalıklarında Avrupa’da birinciliğe oynuyoruz” diyor.

Tuz her türlü hazır gıdada bol miktarda bulunuyor. Örneğin 1 bardak hazır ayran tüketildiğinde günlük tuz tüketimi neredeyse karşılanmış oluyor. Paket gıdalar, salamuralar, salça, işlenmiş gıdalar, hatta şekerli bisküviler dahi bol miktarda tuz içeriyor. Yani gıda ürünlerinin dayanıklılığını arttıran tuz, bizim dayanıklılığımızı azaltıyor.

Obezite ve tuz tüketimi hipertansiyona yol açıyor

Yapılan araştırmalar yüksek tansiyonla aşırı kilo arasında çok yakından bir ilişki olduğunu gösteriyor. Hipertansiyonun aşırı tuz alımı ile de ilgisi vardır.

Normal şartlar altında bir insanın normal ihtiyacı olan tuz miktarı günde 2,8- 3 gram arasıdır, bizim Türk sofralarında ise tuz alımı 18 grama kadar çıkmaktadır.

Bunun dışında sigara içme ve alkol kullanımı yüksek tansiyonu tetikleyen faktörler arasındadır.

Metabolizma dengesi için beslenmede bunlara dikkat

Metabolizmadaki dengeyi korumak için beslenme ve yaşam tarzımızda da bir denge olması gerekiyor.

  • Daha az hayvansal (doymuş) yağ tüketin. Etin görülen yağlarını ve tavuğun derisini ayırın. Beyaz eti kırmızı ete tercih edin. Paketlenmiş gıdaların etiketlerini inceleyin, düşük yağ veya yağsız ibaresi olanları tercih edin.
  • Düzenli olarak balık yiyin. Haftada en az 2 kez balık tüketmek kan basıncı denetiminde önemli görev alır.
  • Mineral ve lif gibi ek besin maddelerini alabilmek için tam tahıl içeren yiyecekleri tercih edin. Örneğin tam buğday ekmeği ya da tam tahıllardan yapılan diğer ürünler, meyve, sebze ve kuru baklagiller iyi seçimlerdir.
  • Daha az şeker ve şekerli yiyecek tüketin. Şekersiz içecekleri tercih edip, yiyecek ve içeceklerinize şeker eklemekten mümkün olduğunca kaçının.
  • Tuz tüketimini sınırlandırın. Tuz içeriği yüksek işlenmiş et, şarküteri ürünleri, sakatatları tüketmeyin, salamura, konserveler, kuru yemişler vb. abur cuburlar gibi fazla tuzlu yiyeceklerden kaçının.
  • Düzenli fiziksel aktivite tüm hastalıklarda olduğu gibi hipertansiyon tedavisinde de önemlidir. Bu nedenle çok hareket edin, düzenli olarak yürüyün.
  • Günlük sıvı tüketiminizi artırın, su içmeyi ihmal etmeyin.

Yaşam şeklinizi değiştirin

Birincisi alınan tuz miktarını ciddi oranda azaltmak gerekiyor. Hipertansiyon hastalarının yemeklerine ekstra tuz atmamaları ve günlük tükettikleri tuz miktarını azaltmaları gerekiyor. İkincisi mutlaka egzersiz yapmaları gerekiyor.

Egzersizler de kas geliştirme şeklinde değil, daha çok yürüyüş, koşma, tenis, aerobik ve yüzme gibi egzersizler şeklinde yapılmalıdır. Bunlar da 20 ile 30 dakika arasında haftada en az 3-4 defa yapılmasını öneriyoruz.

Alkol alımının da kısıtlanmasını ve sigaranın da bırakılmasını öneriyoruz. Tüm bunlar tansiyonu yükseltecek önemli faktörler. Şişmanlıktan kaçınmak, kilo almamaya özen göstermek gerekiyor, günümüz insanının en büyük problemi daha az hareket etmesi daha fazla kalorili beslenmesi.

Bu da tansiyon yüksekliğine neden oluyor. Hipertansiyon hastaları şişmanlıktan kaçınmalı, sigarayı bırakmalı ve alkolü azaltmalı. Tuz azaltılmalı ve bol bol hareket edilmeli.

İlaç tedavisi asla yarım bırakılmamalı

Sizin tansiyonu bir şekilde düşürmeniz gerekmektedir. Tansiyon nasıl düşer? Yaşam tarzı değişiklilkleri ve artı ilaç kullanımıyla düşer. İlacı hiç kesmeden doktor tavsiyesi ile ömür boyu kullanmak gerekiyor.

Komşunun ilacını kullanmayın

Tansiyon yüksekliğinin ciddi sağlık sorunlarına yol açabileceğinin farkında olmak ve düzenli tansiyon ölçtürmek, korunma anlamında atılacak en önemli adım. Sonrasında tansiyon yüksekliği tespit edilmişse hekim değerlendirmesine göre yaşam tarzı iyileştirmesi ve ihtiyaç durumunda ilaç tedavisine başlanıyor.

Yrd. Doç. Serkan Duyuler, hastalar arasında ‘Bu ilaç komşuma iyi gelmişti, bana da iyi gelir’ yanılgısına bağlı olarak sıklıkla yanlış ilaç kullanımlarıyla karşılaştıklarını belirterek, “Hastaların, hipertansiyonda ilaç tedavisinin kişiye özgü olarak düzenlendiğinde en fazla yarar sağlanabildiğini unutmaması ve başkalarının ilaçlarını kullanmaması gerekiyor” diyor.

Yüksek tansiyonda aşırı hareketten kaçınılmalı

Tansiyonun sürekli normal seyretmesinin sağlanması gerekiyor. Tansiyon kontrolünün ömür boyu takip edilmesi önemli. Hipertansiyon mevcut bireyler sık aralıklarla tansiyon takipleri yapmalı. Kan basıncı muhakkak beş dakika istirahat sonrasında ve oturur pozisyonda ölçülmelidir.

Evde de istirahat kan basıncı belli aralıklarla ölçülmeli, Tansiyon yüksek ise muhakkak doktora başvurmalı, kan basıncı normal seviyelere gelmemişse özellikle çok sıcak ve çok soğuk havalarda aşırı bir aktivite yapmamak gerekiyor.

Tansiyon sorunu yaşayanlar bunu önemsemezlerse ileride çok ciddi sorunlarla karşılaşabilirler. Tansiyon ciddi ve ömür boyu süren bir hastalıktır. Tansiyonun yüksek seyrettiği belirlenerek ilaç tedavisne başlanmışsa tedavi ömür boyu sürmeli. İlaç bir kez kullanıldıktan sonra bırakılmaz. İlacını doktor önerisi olmadan bırakanlar büyük sıkıntılar yaşayabilir.

Hipertansiyon, ülkemizde her üç kişiden birinde görülen önemli bir sağlık sorunudur.

Önemi; hedef organlar olan kalp, damarlar, beyin, böbrek ve gözlerin etkilenmesi sonucunda inme, kalp krizi, periferik damar hastalıkları, kronik böbrek hastalığı ve görme kayıpları gibi pek çok organ hasarına yol açabilmesinden kaynaklanır.

Okan Üniversitesi Hastanesi İç Hastalıkları Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Irmak Sayın Alan; “Riski arttıran düzey her bireyde farklı olabilirse de, genel toplum ele alındığında; Sistolik Kan Basıncının 140 mmHg / Diyastolik Kan Basıncının 90 mmHg ve üzerinde olması, ayrıca kişinin anti-hipertansif ilaç kullanıyor olması hipertansiyon olarak tanımlanmaktadır.” dedi.

Hipertansiyonun nedeni kesin olarak bilinmemekle birlikte; pek çok risk faktörü tanımlanmıştır. Bunlar; ileri yaş, yüksek tuzlu diyet, obezite, aile öyküsü, aşırı alkol tüketimi, fiziksel inaktivite, diyabet, kolesterol yüksekliği ve bazı ilaçlardır.

En sık rastlanan ikincil hipertansiyon nedenleri; böbrek hastalıkları, böbreküstü bezinden fazla hormon salgılanması, böbrek dokusu ve atardamarlarını tutan hastalıklar, tiroid ve paratiroid bezi hastalıkları, aortun kalpten çıktığı bölgedeki darlık ve ilaçlardır. Bu problemlerin çoğu girişimsel yöntemlerle veya ilaç tedavisi ile çözümlenebilir.

Hipertansiyon belirtileri nelerdir? 

Kan basıncı 180/110 mmHg gibi çok yüksek değerlerde olmadığı sürece normalde herhangi bir belirti vermez. Ancak kan basıncının çok yükselmesi halinde görülen belirtiler arasında baş dönmesi, baş ağrısı, göğüs ağrısı, kulak çınlaması, nefes darlığı, çift veya bulanık görme, burun kanamaları ve düzensiz kalp atışları sayılabilir.

Burun kanaması ilk belirti olabilir

Son 25 yılda daha fazla tuz tüketimi, daha fazla fast-food daha fazla sigara, alkol ve daha az hareket nedeniyle yüksek tansiyonun ortalama görülme yaşı 60’dan 40’lı yaşlara kadar düştü. Artık ergenlik döneminde bile görülmeye başlandı. Özellikle ergenlik döneminde görülen burun kanamalarının hipertansiyon belirtisi olabileceğini söyleyebiliriz.

Hastaların yarısı farkında değil

Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre; dünyada bir milyardan fazla insanı etkilemekte ve yılda 9 milyon insanın ölümüne neden olmaktadır. Gelişmekte olan ülkelerde hipertansiyonun görülme oranı giderek artmaktadır. 2025 yılında dünyada 1,6 milyar hipertansiyonlu hasta olması beklenmektedir.

Dünyada hipertansiyonlu hastaların yaklaşık yarısının hastalıklarının farkında olmadığı ortaya konmaktadır. Hipertansiyon; kalp krizi, beyin kanaması, inme, kalp yetmezliği, böbrek yetmezliği, körlük gibi hastalıklara neden olabilmektedir.

Kimler hipertansiyon açısından taranmalıdır?

18 yaş ve üzerindeki tüm bireyler hipertansiyon açısından değerlendirilmelidir. İzlem en azından şu sıklıklarda yapılmalıdır;

  • 40 yaş ve üzeri bireylerde yıllık
  • 18-39 yaş arasındaki bireyler ise obezite gibi hipertansiyon için risk oluşturan bir durum söz konusu ise, ya da daha önce kan basınçları 130-139/85-89 mmHg gibi sınır değerlerde ölçüldü ise yıllık
  • 18-39 yaş arasındaki bireyler eğer risk faktörleri yok ise ve son yapılan kan basıncı ölçümü

Источник: https://indigodergisi.com/2017/05/hipertansiyon-nedeni-tedavi-sekilleri/

Hipertansiyon Nedir? Belirtileri ve Tedavisi

Hipertansiyonun Nedenleri

Hipertansiyon, kan basıncını sağlayan tansiyonun normalden yüksek olmasıdır. Kanımızın vücutta dolaşması için belli bir basınca ihtiyacı vardır. Bu basıncı tansiyon sağlamaktadır, tansiyonun yüksek olması damarlara zarar vermektedir. Türkiye’de yetişkin bireylerin 1/3 ü hipertansiyonla karşı karşıya kalmaktadır.

Dünya’da ise bu rakam 1 milyardır. Hipertansiyondan ve komplikasyonlarından yılda 7 milyon kişi ölmektedir. Kan basıncının normali 120/ 80 mm hg dır. Hipertansiyonda ise bu değerler sürekli  140/90 mm Hg ve üzerindedir. Hipertansiyona yakalanma riskini belirlemek için kan basıncı değerlerinin 120/80 ile 139/89 mm Hg arasında olması baz alınır.

 Her yaş grubu için aynı değerler ölçüt alınır.

Hipertansiyon sebepleri ikiye ayrılmaktadır. Bunlar;

Primer(Esansiyel) Hipertansiyon

Tüm hastaların %90 ınında bu hastalığa sebebi başka bir hastalık değildir. Çevresel faktörler neden olabilmektedir.

Aşırı kilolu olmak, obezite sınırında olmak ya da sınırı geçmek, sigara ve alkol kullanımı, aşırı tuz kullanımı, aşırı stresli ve hareketsiz bir yaşam, yaşlanma, aşırı kafein yüklemesi, D vitamini eksikliği, kalıtım gibi faktörler hipertansiyona sebep olmaktadır.

Bu nedenlerin arasında değiştirilebilir faktörler vardır Bunlar;
1) Obezite,
2) Sigara ve alkol kullanımı,
3) Stres ve hareketsiz yaşam,
4) Aşırı tuz kullanımıdır.

Bu faktörlerin düzelmesi hipertansiyonun düzelmesi ve insan sağlığı için çok önemlidir. Sağlıklı bir yaşam için değiştirilebilir faktörler ortadan kaldırılmalıdır.

Sekonder, hipertansiyonun başka bir hastalığa bağlı olarak gelişmesidir. Bu sebepler;
1) Böbrek RahatsızlıklarıBöbrek hastalıkları hipertansiyonun en yaygın nedenidir.

Fibromuskuler displazi( Böbrek atardamar darlığı), akut ve kronik böbrek iltihaplanmaları, böbrek hastalıkları gibi sağlık sorunları hipertansiyona neden olmaktadır.

2) Hormon Bozuklukları
Feokromasitoma,hiperaldesteronizm, kortizon hormunun ve büyüme hormonunun fazla salgılanması gibi hormon bozuklukları da sebep olabilmektedir.

3) Kalp ve damar hastalıkları
Aort Koarktasyonu, damar sertlikleri gibi faktörler sebep olmaktadır.
4) Beyin Tümörü
5) Diyabet
Şeker hastası olanların yüksek tansiyona yakalanma riski daha yüksektir.
6) İlaç Kullanımı
Bazı ilaçların kullanımı kan basıncını arttırmaktadır. Bu ilaçları ise şöyle sıralayabiliriz: kortizol, doğum kontrol hapları, burun damlaları, amfetamin, NSAID denilen ağrı kesiciler, soğuk algınlığı ve çeşitli depresyon hapları.
Bu sebeplerin ortadan kaldırılmasının mümkün olması hipertansiyonun tedavisinin kalıcı olmasını da kolaylaştırmaktadır.

İlginizi çekebilir  Akciğer Kanseri

Hipertansiyon Belirtileri

Hipertansiyon Belirtileri Her Zaman Ortaya Çıkmayabilir.

Yüksek tansiyon kolayca belirti vermemektedir. Bu yüzden yıllarca anlaşılmadığı durumlar vardır. Bu durumu orana vuracak olursak yüksek tansiyon hastalarının %13 ünü kapsamaktadır.

Kalan kısımda ise baş ağrısı ve dönmesi, kalpte ağrı, nefes alırken zorlanma, görme bozukluğu ( çift ya da bulanık görmek),  düzensiz kalp atışları, mide bulanması görülmektedir. Bu belirtiler sıklıkla görüldüğünde mutlaka doktora başvurulmalı gerekli tetkikler ve tedaviler yapılmalıdır.

Yoksa ilerleyen zamanda hipertansiyona bağlı komplikasyonlar yani sorunlar ortaya çıkabilmektedir.

Hipertansiyon Komplikasyonları

Hipertansiyon Çeşitli Kalp Hastalıklarına Sebep Olmaktadır.

Hipertansiyonun ilerlediği ve tedavi edilmediği durumlarda farklı sağlık problemleri ortaya çıkabilmektedir.

Bu problemler, kalp yetmezliği, kalpte büyüme, kalp damarlarında tıkanıklık, kalp damarlarının daralması, periferik damar hastalığı, böbrek rahatsızlıkları, böbreğin kanlanması, beyinde oluşabilecek rahatsızlıklar(beyin kanaması, felç, beyin damarlarının daralması), göz damarlarında bozukluklar, boyunda ve bacaktaki damarlarda tıkanma oluşabilmektedir.

Sağlık açısından oluşacak bu problemler kişiyi ömür boyu bir hastalığa sürükleyebilir. Bu yüzden hipertansiyonu olan kişilerin iyileşmek için tedavi yöntemlerini dikkatlice uygulaması önemlidir.

Hipertansiyon Tedavisi

Hipertansiyon Tedavisinde İlaçların Düzenli Kullanımı Önemlidir.

Tanı koymak için tansiyon ölçümü yapılır, gerek görüldüğünde kan testleri ve EKG yapılabilmektedir. Tekiklerin sonucunda tedavi yöntemine karar verilir.

Hipertansiyon için iki tür tedavi yöntemi uygulanabilmektedir. Biri ilaç kullanımı diğeri ise yaşam tarzında sağlıklı bir düzenleme yapılmasıdır.

İlaç olarak, tiyazid tipi di-üretikler, Kalsiyum antagonistleri, Beta-blokerler, ACE inhibitörleri, Anjiyotensin reseptör blokerleri, Alfa-blokerler,  santral etkili olanlar kullanılmaktadır.

Bu ilaçların kullanımı kan basıncını azaltacağı için kalp hastalıklarının oluşma riskini de azaltacaktır. Kan basıncının düşmesi diyabet ve kronik böbrek rahatsızlıkları için de önemlidir. Diğer yöntem ise yaşam tarzında değişikliğe gidilmesidir.

1) Sigara ve alkol kullanılıyorsa bırakılmalı,
2) Düzenli ve sağlıklı beslenilmeli,
3) Her gün mutlaka yarım saat yürünmeli,
4) Kafeinli içeceklerin tüketimi azaltılmalı,
5) Meyve ve sebzeden bol bol tüketilmeli,
6) Şeker ve tuz tüketimi azaltılmalı,
7) Az yağlı beslenilmeli,
8) Fazla kilolardan kurtulunmalıdır.

İlginizi çekebilir  Basur (Hemoroid) Nedir? Belirtileri ve Tedavisi

Hipertansiyon Nasıl Önlenir?

1) Tuz tüketiminin azaltılması için tüketilen yiyeceklerde dikkatli olunmalıdır.
2) Magnezyum, potasyum, kalsiyum zengin beslenmek önemlidir.
3) Doymuş yağlardan uzak durulmalı, sağlıklı yağlar kullanılmalıdır.

( Mısır yağı, zeytinyağı gibi)
4) Alkol ve sigara kullanımı azaltılmalı ve mümkünse tüketilmemelidir.
5) Sarımsak tüketimi de olumlu etkilemektedir.
6) Balık yağı tüketimi kan basıncının düzenlenmesinde yararlı olduğu görülmektedir.
7) Düzenli egzersiz yapılmalıdır.

8) Sağlıklı kilo düzeyinde değilse kilo verilmelidir.
Bu sayede hipertansiyonun oluşması engellenebilmektedir.

Eğer hamilelikten önce hipertansiyonunuz var ise hamilelik sırasında düzenli olarak takip edilmelidir. Bazı durumlarda gebeliğin yarısında başlayabilir buna gestasyonel hipertansiyon denir.

Gestansyonel hipertansiyonla beraber idrarda protein kaybı(proteinüri), ayaklarda şişlik(ödem) görülmesine preeklampsi denir. Anne adayı preeklampsi durumunda nöbet geçirirse anne ve bebek için tehli bir durum oluşturmaktadır. Bu durumda tek çözümü doğum olabilmektedir.

Preeklampsinin en ağırı Hellp sendromudur. Hellp sendromu adını, oluşan semptomların baş harflerinden almaktadır.

1) Hemolysis (Hemoliz, kırmızı kan hücrelerinin parçalanması)
2) ELevated liver Enyzmes (Karaciğer enzimlerinde yükselme)
3) Low Platelets (Kan pıhtılaşmasını sağlayan trombositlerin (plateletlerin) azalması) durumlarıdır. Bunlar doğumdan sonra düzelebilmektedir.

Hipertansiyon İçin Hamilelere Öneriler

1) Tansiyonunuzun yükseldiğini hissederseniz sol yanınıza yatın.
2) Kilo ve tansiyon takibi her gün aynı saatte yapılmalıdır.

3) Ödem oluşmaması için protein destekli beslenme önemlidir.
4) Hamilelik süresince stresten, kaygıdan uzak durulmalıdır.
5) Alınan sıvı miktarı fazla olmalıdır. 2,5 litre.

6) Doktor önerileri dahilinde egzersizler ya da yürüyüşler yapılmalıdır.

Источник: http://www.sagliksever.com/hipertansiyon-nedir-belirtileri-tedavisi

Yüksek Kan Basıncı Sorunları Neden Kaynaklanır, Sorunlar Ortadan Nasıl Kaldırılır?

Hipertansiyonun Nedenleri

Yüksek tansiyon hastalığına sahip olan kişilerin yaşam şeklini ve beslenmesini tamamen değiştirmesi gerekir. Bunların değişimi ile kan basıncı değerleri dengede tutulabilir.

Yüksek Tansiyon Neden Olur, Yüksek Tansiyon Sebepleri Nelerdir?

Tansiyon, kalbin kan pompalaması esnasında atardamarların çemperlerinde var olan basınçtır. Zamanla damarlara devamlı olan fazla düzeyde güç uygulaması bulunuyorsa yüksek tansiyon meydana gelir. Bu sorun zaman içinde ciddi sağlık sorunlarına sebep olabilir. Yüksek tansiyonun diğer bir adı da hipertansiyondur.

Tansiyonun normal olan seviyeleri büyük 12, küçük 8’dir. Bu rakamların üst düzeylere çıkması kan basıncında sorunlara sebep olur. Yüksek tansiyonun nedenleri birçok etkene bağlıdır. Kullanılan ilaçlar, diş ağrısı, baş ağrısı, migren, beslenme düzeni, adet gecikmeleri, stres gibi etkenler tansiyonu yükselten faktörler arasında yer alır.

Tansiyonu yükselten sebepler kişiden kişiye göre değişkenlik göstermektedir. Bunun için bir kişide yüksek düzeydeki kan basıncına sebep olan etkenler diğer bir kişide sebep olmayabilir. Yüksek tansiyon nedenleri belirlemede belirtileri de çok önemlidir.

 Genelde ciddi düzeyde baş ağrısı, migren, mide bulantısı, görme sorunları, burun kanaması ve kafa bulanıklıklarına sebep olur. Özellikle strese bağlı yüksek tansiyon baş ağrısına sebep olur. Yaşın ilerlemesi ile tansiyon yüksekliğinin sebepleri de artmaktadır.

Bu rahatsızlık kalp krizine, inme ve felce, böbrek yetmezliklerine ve daha birçok sağlık sorununa sebep olabilir.

Yaşın ilerlemesi ile vücutta bulunan tuz ve su oranı, böbreklerin durumu, sinir sistemi ve damarların durumu kan basıncını etkiler.

Tansiyonu Etkileyen Faktörler

Kan basıncı farklı dış faktörlerden, genetik faktörler, beslenme düzeninden, kullanılan ilaçlarda stres ve sağlık sorunlarından etkilenmektedir. Bunlardan en önemlileri genetik faktörler ve çevresel faktörledir.

Özellikle aile bireylerinde var olan yüksek kan basıncı sorunu bu hastalıkta oldukça önemlidir.

Geçmişinde ve ailesinde bu sorunu olan kişilerin kendilerine dikkat etmeleri gerekir ve dikkat etmesi gerekenler konusunda bilinçli olması gerekir.

Genetik faktörler için yapılacak bir işlem bulunmayabilir. Bunun için kişinin yaşamı boyunca kendine dikkat etmesi gerekir. Nedenleri ve çıkan sonuca göre sonrası ciddiye alınmalıdır. Çevresel olan faktörler tamamen yaşam tarzı ile alakalı bir durumdur.

Kilolar, beslenme şekli, stresli bir yaşam ve belli başlı bazı alışkanlıklar hipertansiyonun nedenleri konusunda detay verir. Tedavi döneminde yapılması gerekenler de yaşam tarzı ile alakalı bir durumdur. Bazı kişilerde ise hipertansiyon sorununun sebepleri bilinmez.

Bu kişilerinde mutlaka beslenme tarzını, alışkanlıklarını düzeltmesi ve stresli ortamlardan kendini uzak tutması gerekir.

Hipertansiyon tedavi edilmezse oldukça ciddi sağlık sorunlarına yol açacağı için tanı sonrası dikkatli olmak ve kontrolleri aksatmamak önemlidir.

Hipertansiyon Nasıl Kontrol Altında Tutulur?

Hipertansiyon sorunu olduğu meydana çıkan hastaların mutlaka uzmana başvurması ve tam anlamı ile muayene olması gerekir.

Bu konuda nelere dikkat etmesi gerektiğini, nedenleri konusunda detayları, etkileyen faktörler konusunda detayları, sağlık açısından ne tarz risklere sebep olduğunu, yapılması gerekenler konusunda detayları öğrenmek gerekir.

Bu sorun erken dönem içinde fark edildiyse yaşam tarzında yapılacak olan değişiklikler ile kontrol altına almak daha kolaydır. Yani erken dönem içinde ilaç kullanımı bile gerekmeyebilir.

Erken önemde sabah kakınca, uyurken, geceleri yapılması gerekli olanları da bilmek lazımdır. Hipertansiyon sorunu için ilaç içmeniz gerekliyse uzmanın önerdiği ilaçları, önerdiği dozlarda kullanmanız gerekir.

Dışarıdan ve kulaktan duyma olan ilaçlardan uzak durulması gerekir. İlaçlardan kaynaklı olarak yan etkiler meydana gelirse kullanımı bırakmadan uzman ile görüşülmesi gerekir.

Hatta uzmanla görüşüp farklı ilaç yazmasını hasta isteyebilir.

Tedavi sürecin önemli olan ortaya çıkan belirtileri detaylı şekilde izlemektir. Bu belirtiler süreci etkileyecek olan faktörler içinde yer alır. Ayrıca tedavi sürecinde kesinlikle kontrolleri aksatmamak gerekir. Bu sağlıklı yaşam için gereklidir.  Aşağıda bulunan tüm detaylar kan basıncının yükselmesine ve sorunların yaşanmasına sebep olur.

  • Aşırı düzeyde kilolu olmak
  • Sigara ve alkol kullanımı yapmak ( kadınların günde 1 kadeh, erkeklerinde günde iki kadehten fazlasını tüketmemesi gerekir. )
  • Şeker hastalığına sahip olmak
  • Aile geçmişinde hipertansiyon sorunu olması
  • Yemekleri çok tuzlu tüketmek
  • Su tüketimi yapmamak
  • Kaygı içinde yaşam sürdürmek
  • Stresli bir yaşam sürdürmek

Çoğu hastada bu sorunun neden kaynaklandığını ve sebeplerinin ne olduğunu bulmak oldukça zordur. Bu duruma da tıp dilinde esansiyel primer hipertansiyon adı verilir. Bir hastalıktan kaynaklı olarak ya da ilaç kullanımlarından kaynaklı olarak meydana gelen yüksek kan basıncı sorunlarına da tıp dilinde sekonder hipertansiyon adı verilir.

Yüksek Tansiyonu Kontrol Altında Almak İçin

  • Sağlıklı yaşamak adına kiloyu korumak gerekir. Fazla kilolardan kısa süre için kurtulmak gerekir.
  • Stresle baş etmeyi öğrenmek gerekir. Stresli yaşama sebep olan her türlü etkenlerden uzaklaşmak oldukça önemlidir.
  • Günlük olarak sodyum alımlarını azaltmak gerekir.
  • Yemeklerden tuzu azaltmak gerekir.
  • Alkol kullanımı yapan kişilerin alımlarını azaltmaları gerekmektedir.
  • Sigar kullanan kişilerin kesinlikle bırakmaları gerekir.
  • Düzenli şekilde egzersiz yapılması gerekir. Egzersizin en az yarım saat yapılması gerekir.
  • Bol su içmek gerekir. Günlük olarak 2 litre su içilmesi gerekir.
  • Beslenme alışkanlıklarını değiştirmek gerekir. Özellikle lif ve potasyum açısından zengin gıdaların tüketilmesi gerekir.
  • Bol su içmek ve kalp dostu bir beslenme biçimini (potasyum ve lif de içeren) alışkanlık haline getirmek

(1 votes, average: 5,00 5)
Loading…

Источник: https://tansiyonum.com/yuksek-tansiyon-neden-olur

Hipertansiyon

Hipertansiyonun Nedenleri

Erişkin bir kişinin kan basıncının 140/90 mm Hg’nin üzerinde olmasına yüksek tansiyon ya da hipertansiyon adı verilir. Hipertansiyon sık karşılaşılan bir halk sağlığı sorunudur. Ülkemizde yapılan büyük epidemiyolojik çalışmaların sonucunda her 3 kişiden birinde hipertansiyon olduğu görülmüştür. Hipertansiyon görülme olasılığı yaş ilerledikçe artar.

Hipertansiyonu olan hastalarda kalp ve damar hastalığı riski artar. Diğer bir deyişle, hipertansiyonu olanlarda kalp krizi (miyokard infarktüsü), kalp yetersizliği, inme ve ölüm riski kan basıncı normal olanlara göre daha sıktır. Ayrıca hipertansiyon, diyabetten sonra, kronik böbrek yetersizliğinin ikinci sıklıktaki nedenidir.

Hipertansiyon ne gibi belirtiler verir ve nasıl fark edilir?

Hipertansiyon ile ilgili önemli bir sorun, çoğu kez hiçbir şikayet vermemesidir. Kan basıncı çok yüksek düzeylerde olduğu halde, bunun farkında olmadan normal yaşantısını sürdürmeye devam eden milyonlarca insan vardır. Bu nedenle hipertansiyona “sessiz katil” de denmektedir. Hipertansiyonun fark edilmesi ancak kan basıncının ölçülmesi ile mümkündür.

Hipertansiyon tanısı nasıl konur?

Hipertansiyon tanısı, öncelikle kan basıncının kurallara uygun ve doğru bir şekilde ölçülmesi ile mümkündür. Kan basıncı gün içinde ve değişik günlerde büyük değişiklikler gösterebilir. Bu nedenle hipertansiyon tanısını koymak için değişik zamanlarda birden çok ölçüm yapılmalıdır.

Kan basıncı ölçümü hastane veya muayenehane şartlarında doktor ya da hemşire tarafından yapılabilir. Ayrıca evde hasta tarafından da kan basıncı ölçümü gerçekleştirilebilir. Bazı durumlarda vücutta taşınan özel bir ölçüm cihazı ile 24 saatlik kan basıncı ölçümleri de yapılabilir.

Bu değişik ölçümlerde hipertansiyon için kabul edilen kan basıncı eşik değerleri de farklıdır.

Hastane şartlarında yapılan ölçümlerde 140/90 mm Hg’nin üzeri, evde yapılan ölçümlerde 135/85 mm Hg’nin üzeri, 24 saatlik ayaktan kan basıncı ölçümlerinde ise ortalama 130/80 mm Hg’nin üzeri hipertansiyon olarak kabul edilmektedir.

Bir kişide ilk kez yapılan kan basıncı ölçümlerinde kan basıncı her iki koldan ölçülmelidir. Her iki kol arasında 10 mm Hg’ye kadar varan değişiklik olabilir ve genellikle de sağ kolda daha yüksek bulunur. Hastada kan basıncı hangi kolda daha yüksek ise sonraki takiplerinde ölçümler hep o koldan yapılmalıdır.

Hipertansiyon herkes için aynı tehyi oluşturur mu?

Hipertansiyonu olan bir hastada eşlik eden başka risk faktörlerinin olması, diyabetin (şeker hastalığının) varlığı veya böbrek hastalığının eşlik etmesi kalp ve damar hastalığından ölüm riskini artırır.

Ayrıca diyabeti olan bir kişide hipertansiyonun olması durumunda böbrek yetersizliği gelişme riski artar ve böbrek yetersizliğinin ilerlemesi hızlanır.

Benzer şekilde, kronik böbrek yetersizliği olan bir kişide hipertansiyonun varlığı böbrek yetersizliğinin daha hızlı ilerlemesine yol açar.

Kalp ve damar hastalıkları için başlıca risk faktörleri arasında erkek cinsiyet, ileri yaş, tütün kullanımı, diyabet (şeker hastalığı), kolesterol yüksekliği, obezite (şişmanlık) ve ailede erken yaşta kalp ve damar hastalığı öyküsü (erkek için 55 yaşından önce ve kadın için 65 yaşından önce) yer alır. Bu sayılan risk faktörlerinin sayısı arttıkça kalp ve damar hastalığı riski katlanarak artar. Bu nedenle hipertansiyonu olan bir hastada hedef sadece kan basıncını düşürmek olmamalı, tüm risk faktörleri ile mücadele edilmelidir.

Hipertansiyon tanısını koyduktan sonra neler yapılmalıdır?

Hipertansiyon tanısı kesin olarak konduktan sonraki aşamada hipertansiyonun nedeni araştırılmalıdır. Hipertansiyonu olanların yaklaşık %90’ında altta yatan bir neden bulunmamaktadır. Bu duruma “primer hipertansiyon veya “esansiyel hipertansiyon” adı verilir. Primer hipertansiyon genellikle kalıtımsal bir özellik gösterir.

Yani ailesinde hipertansiyon olan bir kişinin yaşantısında hipertansiyon gelişmesi ihtimali aile hikâyesi olmayanlara göre daha yüksektir. Hipertansiyonu olanlar genetik olarak tuza karşı hassastırlar ve tuz alımı sonrasında kan basıncı daha kolay yükselmeye eğilimli olur. Ayrıca, primer hipertansiyonu olanlarda insülin direnci görülme ihtimali daha yüksektir.

İnsülin direnci varlığında obezite ve diyabet gelişme riski artar.

Hipertansiyonu olan hastaların yaklaşık %10’unda ise “ikincil” veya “sekonder” hipertansiyon söz konusudur. Diğer bir deyişle hipertansiyona yol açan bir neden vardır. İkincil hipertansiyona yol açan hastalıkların başında böbrek hastalıkları gelmektedir. Bunu takiben, böbrek damarlarında darlıklar ve hormonlarla ilişkili (endokrin) hastalıklar yer alır.

Hipertansiyona yol açabilecek başlıca endokrin hastalıklar, tiroid bezi ve böbreküstü bezi hastalıklarıdır. Ayrıca bazı ilaçlar da hipertansiyona neden olabilir.

Rutin pratikte oldukça sık kullanılan burun damlaları, ağrı kesici özelliği olan ve belirli romatizmal hastalıkların tedavisinde kullanılan nonsteroid antiinflamatuar ilaçlar ve meyankökü gibi bazı bitkisel ürünler bunlara örnek olarak verilebilir.

Hipertansiyonu olan bir kişide hangi laboratuvar incelemeleri yapılmalıdır?

Hipertansiyon saptanan tüm hastalarda rutin olarak yapılması gerekli temel bazı laboratuvar incelemeleri vardır.

Bu tahlillerin yapılmasının amacı, hem altta yatan bir hastalık olup olmadığının ortaya çıkarılması, hem de eşlik eden risk faktörlerinin saptanmasıdır.

Bu tahliller arasında kan sayımı, kanda şeker, kolesterol, kreatinin, sodyum, potasyum, ürik asit tayini ve idrar tahlili yer alır. Ayrıca elektrokardiyografik inceleme yapılması önerilir.

Hastanın hikayesinden, fizik muayenesinden ve rutin laboratuvar incelemelerinden sonra ikincil hipertansiyondan şüphelenilen kişilerde gerek duyulan ileri incelemeler yapılmalıdır.

Hipertansiyon nasıl tedavi edilir?

Hipertansiyonu olan hastalarda tedavinin birincil amacı uzun dönemdeki toplam kalp ve damar hastalığı riskini mümkün olabildiği kadar azaltmaktır. Bunun için yüksek kan basıncı değerlerini düşürmek ve eşlik eden tüm geriye döndürülebilir risk faktörleri ile mücadele etmek gereklidir.

Hipertansiyonu olan tüm hastalarda tanı konduğu andan itibaren yaşam tarzı değişiklikleri önerilir.

Yaşam tarzı değişiklikleri, (eğer hasta kullanmakta ise) sigara kullanımına son verilmesi, ideal kiloya inilmesi, aşırı alkol tüketiminin azaltılması, tuz alımının kısıtlanması, fiziksel egzersiz yapılması, meyve/sebze tüketiminin artırılması ve doymuş/toplam yağ tüketiminin azaltılmasıdır.

Kalp ve damar hastalığı riski yüksek olmayan hastalarda yaşam tarzı değişikliği önerildikten sonra, henüz kan basıncını düşürücü (antihipertansif) ilaç tedavisine başlanmadan, birkaç haftadan birkaç aya kadar değişen belirli bir süre kan basıncı düzeyi takip edilir.

Eğer hastada arzu edilen kan basıncı düzeylerine düşüş olmazsa ilaç tedavisine geçilir. Buna karşın, kan basıncı 160/100 mm Hg’den fazla olan hastalarda ve kalp ve damar hastalığı riskini artıran durumların (diyabet, kalp hastalığı veya böbrek hastalığı) eşlik ettiği hastalarda yaşam tarzı değişikliği önerisi ile birlikte vakit kaybetmeden hemen ilaç tedavisine başlanır.

Hipertansiyonu olan bir hastada tuz kısıtlaması nasıl yapılmalıdır?

Hipertansiyonu olan hastalarda günlük tuz alımının günde 5–6 gram düzeylerine indirilmelidir. Bu düzeye inebilmek için gıdalar tuzsuz pişirilmeli, tuzluk kullanılmamalı ve tuz içeriği zengin olan belirli gıdaların tüketimi kısıtlanmalıdır.

Kaya tuzu, okyanus tuzu ya da Himalaya tuzu gibi tuzların da aynı derecede sakıncalı olduğu unutulmamalıdır. Piyasada “suni tuz” olarak bilinen sodyum içeriği azaltılmış tuzların kullanımının uygun olup olmadığı her hasta için farklılık arz eder.

Bu tuzlar, potasyum da içerdikleri için böbrek yetersizliği olan hastalarda sakıncalı olabilir. Bu konuda her hasta kendi hekimine danışmalıdır.

Hipertansiyonu olan bir hastada hangi kan basıncını düşürücü ilaçlar tercih edilmelidir?

Hipertansiyonu olan hastalarda günümüzde beş grup antihipertansif (kan basıncını düşürücü) ilaçtan biri ile tedaviye başlanması önerilmektedir.

Bu ilaçlar şunlardır: (1) Diüretikler, (2) Kalsiyum kanal blokerleri (Kalsiyum antagonistleri), (3) Beta blokerler, (4) Anjiyotensin konverting enzim (ACE) inhibitörleri ve (5) Anjiyotensin reseptör blokerleri.

Bunun yanında, yapılan değişik klinik çalışmalardan elde edilen kanıtların ışığında, belirli hastalarda belirli ilaçlar ön planda tercih edilmelidir. Örneğin, bir kronik böbrek hastasında ön planda kullanılması gereken ilaçlar ACE inhibitörleri veya anjiyotensin reseptör blokerleridir.

Tek bir antihipertansif ilacın yetersiz kalması durumunda kombine tedaviye geçilir. Günümüzde en yaygın kullanılan kombinasyonlar, bir ACE inhibitörünün veya bir anjiyotensin reseptör blokerinin bir diüretik ile ya da bir kalsiyum kanal blokeri ile kombinasyonudur. Gerekli görüldüğünde buna diğer ilaçlar da kademeli olarak eklenir.

Kan basıncı 160/100 mm Hg’nin üzerinde olan hastalarda çoğunlukla tek bir antihipertansif ilaç ile kan basıncı kontrol altına alınamayacağı için, doğrudan kombine tedavi verilmesi önerilmektedir. Ayrıca yüksek riskli hastalarda da kan basıncı hedefine ulaşmada vakit kaybetmemek için tedaviye kombine ilaçlarla başlanabilir.

Источник: https://www.florence.com.tr/hipertansiyon

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.