İlkyardımda doğru bildiğimiz ‘yanlışlar’ o kadar çoktur ki

İLKYARDIM – Doğru Bilinen Yanlışlar

İlkyardımda doğru bildiğimiz ‘yanlışlar’ o kadar çoktur ki

İlk yardımın tanımı ve ilkeleri

Herhangi  bir  hastalık  veya  kaza  sonucu  hayatı  tehye  girmiş  bir  kişiye  sağlık  görevlilerinin  yardımı  sağlanıncaya  kadar  hayatın  kurtarılması ve  durumun  kötüleşmesini  önlemek  amacıyla  ilaç  kullanılmadan  yapılan  müdahalelerin  tümüne  “ilkyardım” denir.

Özel  bir  eğitimden  geçerek  insan  vücuduna  müdahale  etme  konusunda  yasalarla  yetkilendirilmiş  kişilerin  bir  takım  tıbbi  cihazlar   ve  ilaçlar  kullanarak  yaptığı  müdahalelere  “acil  tedavi”  denir  ve  ilkyardım  uygulamalarıyla  karıştırılmamalıdır. Belirli  bir  ilkyardım  eğitimi  görmüş  bir  kişi  sertifikalı  olsa  dahi  bir  sağlık  personeli  gibi  davranamaz  ve  aynı  yetkilere  sahip  değildir.

İlkyardımın  Amaçları  Ve  Öncelikleri

  • Hayati  tehyi  ortadan  kaldırmak.
  • Durumun  kötüleşmesini  önlemek.
  • İyileşmeyi  kolaylaştırmak.

İlkyardımı  uygulayan  kişiler  sıklıkla  doktor  veya  bir  başka  sağlık  personeli  olamayacağına  göre  ilkyardım  uygulamalarında  ilaç  kullanımı  veya  bir  tıbbi  müdahale  söz  konusu  değildir. Böylece  ilkyardımcının  amacı  kazazedenin  tedavisi  değildir.

İlkyardım  gerektiren  bir  durumda  yapılacak  uygulamalar  bakımından  bazı  öncelikler  söz  konusudur. Bu  önceliklerin  belirlenmesinde  kazazedenin  sağlığını  tehye  sokan  durumun  ne  olduğu  önem  taşır. Hayatı  tehdit  eden  bir  durum  olduğunda  kuşkusuz  birinci  öncelik  hayati  tehnin  önüne  geçilmesidir.

Örneğin  nefes  yolu  tıkanıklığı  olan  ya  da  kalbi  veya  solunumu  durmuş  olan  bir  kişide  ciddi  bir  hayati  teh  söz  konusudur. İlkyardımcı  öncelikle  tıkanmış  olan  soluk  yolunu  açmaya  çalışmalı  ve  solunum/dolaşım  bakımından  destek  sağlamak  suretiyle  hayati  tehyi  ortadan  kaldırmaya  çalışmalıdır.

Öyleyse  ilkyardımda  birinci  öncelik  “hayati  tehyi  ortadan  kaldırmak“'tır.

Hayati  tehnin  olmadığı  veya  ortadan  kaldırıldığı  durumda  ilkyardımcı, kazazedenin  durumunun  kötüleşmesini  önlemeye  çalışmalıdır. Örneğin  bir  büyük  durdurulmazsa  fazla  miktarda  kan  kaybı  sonucu  kısa  zamanda  kazazedenin  durumu  kötüleşecektir. Böyle  bir  durumda  kanamayı  durduracak  bir  müdahale  kazazedenin  durumunun  daha  kötü  hale  gelmesini  önleyecektir.

İlkyardımın  bu  iki  önceliğine  ek  olarak  bir  üçüncü  öncelikten  söz  edilebilir. O  da  iyileşmeyi  kolaylaştırıcı  bazı  uygulamalardır. Aslında  ilkyardım  uygulamalarında  asıl  amaç  iyileştirme  değildir.

Ancak  bazı  durumlarda  yanlış  olarak  yapılan  bazı  uygulamalar  hastalığın  veya  yaranın  iyileşmesi  bakımından  olumsuz  etki  yapar. Örneğin  yanık  üzerine  diş  macunu,salça,yağ  gibi  maddelerin  sürülmesi  yanığın  iyileşmesi  bakımından  olumsuz  etki  yapar.

Oysa  bu  tür  bir  madde  sürülmeksizin  yanan  yerin  bol  su  ile  yıkanması  iyileşmeyi  kolaylaştırır. Bir  diğer  örnek  yara  temizliğidir. Kural  olarak  her  türlü  yaralanma  “kirli”  olarak  kabul  edilmelidir. Dış  ortamdan  yara  üzerine  çeşitli  yabancı  maddeler  bu  arada  mikroplar  da  gelmiş  olabilir.

Bunlar  yara  iyileşmesini   geciktirir. Oysa  böyle  bir  durumda  yaranın  bol  su  ile  yıkanması  yaranın  iyileşmesini  kolaylaştırıcı  rol  oynar.

İlkyardımın  İlkeleri

  • Önce  “zarar  vermemek”  temel  ilkedir.
  • İlkyardım  uygulayıcıları  özel  bir  eğitim  almış  ve  sertifikalandırılmış  olmalıdır.
  • İlkyardımcı  herkese  eşit  mesafede  ve  tarafsız  olmalıdır.
  • İlkyardım  uygulanacak  kişiden  veya  yakınlarından  izin  alınmalıdır.
  • Tüm  ilkyardım  uygulamaları  ilaç  kullanılmadan   yapılmalıdır.
  • İlkyardım  uygulamaları  amaçları  doğrultusunda  öncelikler  belirlenerek  yapılmalıdır.

İlk yardım konusunda en çok yapılan hatalar ve yanlışlıklar

  • “İlk yardımı öğrenmek için çok eğitime ihtiyaç var”Bir yaşamı kurtarmak için 10 dakikalık bir eğitim bile yararlı olabilir.
  • “İlk yardım  için pek çok pahalı alet ve malzemeye ihtiyaç var”İlk yardım için hiç bir alet ve malzemeye ihtiyacınız yok. Temiz bir mendille bile kanamayı durdurarak kişiyi yaşamda tutabilirsiniz.
  • “Yanığa tereyağı veya krem sürülür.”Yanığı sadece soğuk suya tutun.Tereyağını yemeklerinizde kullanın !
  • “Bir kazadan sonra, uzvumu oynatamıyorum, kırık olmalı.”, “Oynatabiliyorum, üzerinde durabiliyorum kırık değil.”Doğrusunu ancak röntgenle öğrenebilirsiniz !
  • “Kanayan bir yarayı tedavi etmenin en iyi yolu musluğun altına tutmaktır.”Bırakın tedaviyi bu şekilde kanamayı arttırarak daha da zarar verirsiniz!
  • “Burun kanamasını durdurmanın en iyi yolu kafayı arkaya yatırmaktır.”Böyle yaparsanız kan geriye gider ve soluk borusunu tıkayarak hastanın boğulmasına neden olabilir !
  • “Ciddi bir kanamayı durdurmanın en iyi yolu turnikedir.”İlk yardımda turnike kesinlikle önerilmez. Organa giden kan akımını 10 -15 dakika durdurursanız o organ ölür.

Источник: https://www.somut.net/534/saglik/ilkyardim-dogru-bilinen-yanlislar-ve-ilkyardimin-tanimi.1.html

Doğru bildiğimiz yanlışlar

İlkyardımda doğru bildiğimiz ‘yanlışlar’ o kadar çoktur ki

Açıl SEZEN Dünyanın Parası acil.sezen@gmail.com

İlginç bir ülkeyiz.  

Normal bir ülkenin vatandaşları, Merkez Bankası’nın politika faizinin ne olduğunu bilmez.  

Avrupalılar’ın çoğuna sorun, euro/doların kaç olduğunu söyleyemez.

Keza Amerikalılar’ın pek azı ABD şirketlerinin yabancı para pozisyonlarıyla ilgilidir.

Bizde ise bu konuların çoğu, insanların güncel yaşamlarında yer kaplıyor. Dolar kurundaki hareketi çoğumuz biliriz. Türk şirketlerinin yabancı para açık pozisyonlarından korkarız. Türkiye’yi çok borçlu bir ülke olarak görürüz. Türk Telekom, Türk Hava Yolları gibi kurumlarda olan bitenlerle alakalı sohbetleri, hayatın her alanında duyabiliriz.

Ama duyduklarımızı “dinlediğimiz” zaman, bazı konularda “doğru sandığımız yanlışlar” olduğunu görüyoruz. Gelen Tweet’lerde, radyoda aldığımız telefon sorularında, birebir sohbetlerde aynı hataların yapıldığına şahit oluyorum. Soruların bir bölümüne yanıt olabileceği varsayımıyla bu konuların bir bölümüyle ilgili bilinmesi gerekenleri aktarmaya çalışayım:

1) Şirketlerin 200 milyar dolar 1 yıl içinde ödenmesi gereken borcu var:

Bu konu çok tartışılıyor ve speküle ediliyor. Türk şirketlerinin 200 milyar dolarlık döviz borcu olduğu doğru. Fakat yanlış bilinen, bu borcun hepsinin bu yıl ödenmesi gerektiği varsayımı. Finans sektörünü dışarda bırakıyorum.

Zira bankalar hem riski yönetim anlamında hem de borçlanma anlamında oldukça mahir. Sorun reel sektörde. Bu kesimde toplam bir yıla kadar vadeli borç, 14 milyar dolar. Üstelik bu şirketlerin önemli bir kısmının aynı oranda döviz gelirleri var.

Dolayısıyla 12 aylık periyod için aslında artıları var. Gelecek yıl için de hemen hemen aynı rakamlarda bir yükümlülük var. Türkiye gibi bir ekonomide bu rakamlar rahatlıkla çevrilebilecek rakamlardır.

200 milyar dolarlık “uzun vadeli” kredi borcunun reel sektör kısmı 97 milyar dolar düzeyinde. Bunun vade kırılımını da tabloda bulabilirsiniz.

Kısacası, görüldüğü gibi bu alan iyi yönetilmesi gerekmekle birlikte bir yılda ödenmesi gereken 200 milyar dolarlık bir borç yok. Elbette temkinli olalım, eleştiriyorsak eleştirelim, ama doğru rakamlarla yapalım.

2) Vatandaş gırtlağına kadar borç içinde:

Vatandaş olarak iki nedenle borç alıyoruz. Öncelikle, yaş ortalaması 30.2 olan bir ülkeyiz. Dolayısıyla refahı istiyor, hem de hemen istiyoruz. Bunun için borç yiğidin, yani bizlerin kamçısı. “Öderiz” diyor, borçlanmaktan çekinmiyoruz. İkincisi, gelir düzeyimiz düşük. 27 milyon çalışanımız var. Bunların 6.

5 milyonu asgari ücretle çalışıyor. (Tamam. Bir kısmı asgari ücretli gösteriliyor, üstünü zarfla alıyor. Ama yine de bu formülle çalıştırılanların ücret skalasındaki yeri arş-ı âlâya ulaşmıyor.) Parayı yetiremiyoruz, borç alıyoruz. Şimdi bakalım, borç ne kadar.

14 Nisan verilerine göre, toplam tüketici kredisi (konut, taşıt, diğer) tutarımız 356 milyar TL. Buna 100 milyar TL’lik kredi kartı borçlarını da ekleyelim. (Üstelik bu rakamın içinde kurumsal kredi kartları da var.) 2.6 trilyon liralık bir ekonomik büyüklük içinde kabaca 450 milyar TL’lik hane halkı borcu, %20’lerin altına denk geliyor.

Bu oran gelişmiş ülkelerde %70’lerde, diğer gelişen ülkelerde %45’lerde. Dolayısıyla diğerlerine kıyasladığımızda oranımız çok yüksek değil. Üstümüze üstümüze gelen borçlar var ya, onun sebebi başka. “Harcanabilir gelirimizin ne kadarı kadar borçluyuz?” diye sorarsak, işin aslı orada yatıyor.

Orada oran %75’lere çıkıyor ki, işte borçların bizi sıkıştırdığı yer orası. Buradaki sorun ise borcun yüksekliği değil, gelir düzeyinin düşüklüğü. Enflasyon kadar zamlarla, (önceki yılki asgari ücret artışı hariç) refah düzeyini artıramıyoruz. Hele bir de Türkiye’nin devlet olarak çok borcu var diyenler oluyor ki, o hiç doğru değil.

İşin aslı, %40’ın altındaki borç/GSMH oranı ile Türkiye aslında dünyanın en az borçlu ülkelerinden biri. Japonya %250, İtalya %130, ABD %101, Almanya %90…

3) Borcunu ödeyemeyen Türk Telekom nasıl kar ediyor?

Konular birbirinden farklı görünebilir, ama bu ara çok soruluyor. Olayın özü, Türk Telekom’un işletmecisi olan Lübnanlı Oger Grubu’nun Suudi Arabistan’daki yeni yönetim ile yaşadığı sorun.

Suudi Arabistan’da Kral Abdullah’ın ölümü sonrası tahta çıkan Kral Salman ve Prens, önceki yönetim ile iyi çalışan şirketlerin ödemelerini dondurdu. Oger Grubu, Suudi Arabistan’da 6 milyar doların üzerinde taahhüt iş yüklenmiş durumdaydı. Bu alacaklarını tahsil edememeye başlayınca zorlandı.

Bu dönemde Türk Telekom için alınmış olan kredinin ödemesinin iki dilimini de yapamadı. Bu konuda üç şeyi bilmek lazım.

Birincisi, bu yaşananlar Türk Telekom’un günlük operasyon ve stratejik kararlarını şu anda etkilemiyor. Gelecek dönemde yeni yatırımlar için ayrılan kaynaklarda sorun yaşanır mı, buna bakmak gerek. İkincisi Türk Telekom, Oger Telecom’un elindeki bir varlık değil.

Türkiye 2005 yılında Türk Telekom’u özelleştirirken kamuoyunda bilinenin şirketi satmadı. 21 yıllığına işletme hakkı devri yapıldı. Bunun yaklaşık 12 yılı da geride kaldı.

Bu iki nedenle alacaklıların (ki en büyük iki alacaklı Garanti Bankası ve Akbank) Türk Telekom’a el koyması gibi bir durum mümkün değil. Üçüncüsü ise Hazine’nin Türk Telekom’da altın hissesi bulunması.

Devlet, istediği anda şirket yönetimini belirleyebilir, değiştirebilir, varlığın işletmesini tamamen kendi üzerine alabilir. Yani, yaşanan gelişme elbette hoş değil, ama korkulacak bir şey yok.

Şimdilik bu kadar. Varlık Yönetim Fonu, Kredi Garanti Fonu, Kıdem Tazminatı, Otomatik Katılım gibi birçok konu daha var tartışılabilecek. Bir ara da bu konulara bakarız…

Источник: https://www.dunya.com/kose-yazisi/dogru-bildigimiz-yanlislar/360028

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.