İmmünoterapi Yöntemi Kanser Tedavisinde Neleri Değiştirdi?

Kanser Tedavisinde İmmunoterapi

İmmünoterapi Yöntemi Kanser Tedavisinde Neleri Değiştirdi?

İmmunoterapi… Dünyada kanser tedavisinde öncelikli çalışmalar, kemoterapileri sıfıra indirme çabası üzerine odaklanıyor. Çünkü kemoterapi, hastalar üzerinde son derece olumsuz yan etkiler yaratıyor ve hastaların sağkalım oranlarına yaptığı katkı son derece tartışmalı. Artık kanser çalışma grupları bu tarz tedavilerle daha fazla ilerleme kaydedilemeyeceğinin farkında.

Bağışıklık Sistemini Destekleyici Tedaviler

Dünyada kanser tedavisinde öncelikli çalışmalar, kemoterapileri sıfıra indirme çabası üzerine odaklanıyor. Çünkü kemoterapi, hastalar üzerinde son derece olumsuz yan etkiler yaratıyor ve hastaların sağkalım oranlarına yaptığı katkı son derece tartışmalı. Artık kanser çalışma grupları bu tarz tedavilerle daha fazla ilerleme kaydedilemeyeceğinin farkında.

Tüm kanser gruplarında en çok üzerinde durulan tedaviler, “immunoterapi” olarak adlandırılan bağışıklık sistemi tedavileri. Bağışıklık sistemini destekleyen tedaviler oldukça başarılı sonuçlar veriyor ve kanser tedavisinde gelecek vaat ediyor.

Bağışıklık sistemini destekleyen tedaviler immunoterapi, ağırlıklı olarak bitkisel kökenli ilaçlar ile yapılan tedavilerdir. Bitkilerin kanser tedavisinde kullanımı dünyada uzun zamandır uygulanır.

Tüm dünyada bu bitkiler üzerine pek çok çalışmalar yayınlanıyor.

Hastaların önüne sadece cerrahi – kemoterapi – radyoterapi üçlemesi değil, aynı zamanda, immunoterapi yani bağışıklık sistemini destekleyen bitkisel tedavi seçenekleri de sunuluyor.

Peki, ülkemizde durum nedir?

Ülkemizde maalesef kanser hastalarının önünde cerrahi – kemoterapi – radyoterapi üçlemesi dışında bir alternatif tedavi konulmuyor. Kanser teşhisi konan hasta, bu tedavilere mahkûm ediliyor. Hasta istese de bağışıklık sistemini destekleyen immunoterapi, bitkisel tedavi seçenekleri hastaya sunulmuyor.

Çünkü Türk doktorları bitkilerle tedavi (Fitoterapi) bilimini bilmiyor ve bu konuda eğitim almıyorlar!

Hastayı tedavi eden doktor bitkilerle tedavi konusunda herhangi bir eğitime sahip olmayınca, doğal olarak da hastasının tedavisinde bitkileri kullanamıyor ve hastaya bitkilerle tedavi seçeneğini sunamıyor. Üstelik bitkilerin etkilerini bilemediği için de, hastasına zarar verir kaygısıyla, bitkilerle tedaviye karşı çıkıyor ve yasaklıyor.

Oysa tüm dünyada, kanser tedavisinde bitkiler yaygın olarak kullanılıyor ve başarılı sonuçlar alınıyor. Bu konuda pek çok bilimsel çalışma ve bilimsel kanıt mevcut. Meraklı her doktorun açıp okuyabileceği şekilde veri bankalarında yayınlanıyor bu çalışmalar.

Fakat ülkemizde, kanser hastalarına bitkisel tedavi seçenekleri sunulmadığı gibi, hasta talep ederse bir de doktorundan azar işitiyor! Türk doktorları, bilimsel kanıtları görmezden gelerek, bu tedavilerin etkisi olmadığını iddia ediyorlar. Adeta at gözlüğü ile bakıyorlar.

Kanser hastası, kanser olduğunu öğrendiği andan itibaren büyük bir çaresizlik duygusuna kapılır. Çok az zamanı kaldığını düşünür ve her türlü tedavi seçeneğini değerlendirmek ister. Oysa her gittiği doktor, ona sadece cerrahi – kemoterapi – radyoterapi üçlemesini sunar ve bitkisel tedaviler konusunda hiçbir seçenek sunmadığı gibi, bir de üzerine bunları yasaklamaya kalkar.

Talebine doktorlarından karşılık bulamayan zavallı kanser hastası ne yapsın? Bitkilerden şifa bulabilmek için doktor olmayan ve hastanın durumunu suistimal eden insanlara başvurur: Aktarları dolaşmaya başlar, tanıdıklarının tavsiye ettiği bitkileri kaynatıp içerek şifa umar, Anadolu’nun her yerinden bitkiler sipariş eder. Bir umut, iyileşmeye uğraşır.

Maalesef hastanın bu durumunu sömüren pek çok sahtekâr, bu çaresizlikten beslenir: Kanseri tedavi ettiklerini iddia ederek hastanın parasını alabilmek için her türlü dalavereyi çevirirler ve hem hastaya, hem de ailesine umut satarak durumdan faydalanmaya çalışırlar.

Ülkemizde kanser hastalarının yaşadığı bu karmaşa, son derece ciddi bir sağlık problemidir. Artık bu duruma bir son verilmelidir. Bu suistimalin sona erdirilmesinin tek yolu, tıp doktorlarının bitkilerle tedavi eğitimi almasıdır.

Bitkilerle tedavi, bitkilerle tedavi (Fitoterapi) uzmanlığı eğitimi almış olan tıp doktorlarının işidir ve onlar tarafından uygulanmalıdır.

Doktor olmayan, bitkilerle tedavi eğitimi (Fitoterapi) almamış kişilerin size önerdiği bitkisel tedavilere itibar etmeyiniz, onların tavsiyeleriyle hareket etmeyiniz.

Aktarlar doktor değildir, tıp eğitimi almamışlardır, hastalığın ve tedavinin ne demek olduğunu bilmezler. Aktarların hastalık tedavi etme bilgileri ve yetkileri yoktur.

Doktorluk hayatım boyunca, cerrahi – kemoterapi – radyoterapi üçlemesi ile tedavi olamayan pek çok kanser hastasının bitkisel tedaviler ile şifa bulduğunu gördüm. Ancak bunların tamamı, bitkilerle tedavi (Fitoterapi) uzmanı olan hekimler tarafından takip edilen hastalardı.

Kanser hastalığının tedavisi için, mutlaka bitkilerle tedavi (Fitoterapi) uzmanı olan bir tıp doktoruna başvurmanızı tavsiye ediyorum.

Bitkilerle tedavi uzmanı olduğum için kliniğime pek çok kanser hastası başvuruyor.

Hastalarıma her zaman aynı bilgileri veriyorum, hastalıkları için uygun tedavileri düzenliyorum ve tedavi seçenekleri konusunda onları özgür bırakıyorum: Hastalığının tedavisi konusunda farklı seçenekler sunulması ve bu seçeneklerden dilediğine karar verebilmesi, insanların en doğal hakkıdır. Biz doktorlara düşen görev, tedavilerin olumlu ve olumsuz yanlarını hastalarımıza izah etmektir. Tedavinizi seçmek sizin kararınız ve en doğal hakkınızdır.

Kanser tedavisi yakın takip gerektiren önemli bir süreçtir, doktorunuzu seçiniz, ona güveniniz ve takibinden çıkmayınız.

Tek başınıza veya doktor olmayan kişilerin tavsiyeleriyle bilimsel olmayan tedavilere başvurmayınız. Unutmayın, kanser son derece hızlı ilerleyen bir hastalıktır ve tedavi için vaktiniz son derece kısıtlıdır.

Vaktinizi ispatlanmamış tedavilerle ve doktor olmayan kişilerin iddialarıyla harcamayın.

Kanseri yenmek için ilk şart, yaşam sevincinizi ve umudunuzu yitirmeden hayata dört elle sarılmanızdır.

Источник: https://www.mutluvesaglikli.com/kanser-tedavisinde-immunoterapi/

Fotoimmünoterapi: Kanserde hedeflenmiş immünoterapi yöntemi

İmmünoterapi Yöntemi Kanser Tedavisinde Neleri Değiştirdi?

Yazı Boyutu:

Küçült

Sıfırla

Büyült

25.01.2017

Standart onkolojik tedaviler cerrahi, radyoterapi ve kemoterapiyi içermektedir. Ancak kanseri tedavi etme veya kanserden korunma amacıyla her geçen gün daha fazla sayı ve çeşitte tedavi yaklaşımları geliştirilmektedir.

Kanser hücrelerinde olan fakat normal hücrelerimizde bulunmayan biyolojik özelliklerin keşfi hedefe yönelik tedavilerin, bağışıklık sistemimizi daha iyi tanımamız ise immün tedavilerin kapısını açmıştır. Daha yeni bir yaklaşım ise hedefe yönelik tedavilerle immünoterapilerin kombine edilmesidir.

Bunun en güzel örneklerinden biri fotoimmünoterapidir.

Fotoimmünoterapi, kızılötesi (infrared) ışık kullanarak sadece kanser hücrelerini hızlı bir şekilde ve sağlıklı hücrelere zarar vermeden yok etmeyi hedefleyen bir tedavi türüdür.

Kanser hücreleri yüzeylerinde kendilerine özgü bazı reseptörleri taşır veya bazı reseptörler kanser hücrelerinde normal hücrelere göre çok daha yoğun bulunur. Kanser hücrelerine özgü reseptörlerin keşfedilmesi hedeflenmiş kanser tedavilerinin geliştirilmesinde büyük önem taşımaktadır.

Fotoimmünoterapide araştırmacılar kansere özgü reseptörleri tanıyan monoklonal antikorlara bağlanan ve belli bir dalga boyunda ışığı absorbe eden moleküller geliştirmiştir. Bu moleküllerin özelliği kanser hücresinin yüzeyindeki hedef reseptöre bağlandığında uç kısmındaki ışık absorbe eden molekülün aktif hale gelmesidir. Fotoimmünoterapi tedavisinin detayları aşağıdaki gibidir;

  • Hastaya kanser hücrelerinin yüzeyindeki reseptörleri tanıyan ve ışığa duyarlı molekül içeren monoklonal antikorlar enjekte edilir.
  • Vücuda enjekte edilen monoklonal antikorlar kanser hücrelerinin yüzeyindeki reseptörleri tanıyarak bağlanır. Bu bağlanma sonucunda ışığa duyarlı molekül aktif hale gelir.
  • Lazer ışığı hastaya uygulandığında aktif hale gelen ışığa duyarlı molekül kanser hücrelerinin zar yapısının bozulmasına ve nekroz adı verilen hücre ölümünü geçirmesine sebep olur. Ölmekte olan kanser hücresinden salınan proteinler gibi hücresel materyaller tümör mikroçevresine yayılır. Bağışıklık sistemi hücreleri bu molekülleri “yabancı” olarak tanır ve saldırıya geçer. Böylece kansere karşı sistemik bir bağışıklık da yaratılmış olur.

Fotoimmunoterapi’de Son Gelişmeler

  • 2016 Nisan ayında Amerikan Kanser Araştırmaları Derneği Yıllık Toplantısı’nda yayımlanan çalışmada araştırmacılar geliştirdikleri infrared ışık salan fotoimmünoterapi ile tümöre karşı gösterilen bağışıklık tepkisini fare modeller üzerinde artırmayı başarmışlardır. Araştırmada, tümör mikroçevresine bulunan ve tümöre karşı bağışıklık tepkisinin oluşmasını engelleyen bağışıklık sistemi hücreleri fotoimmünoterapi ile hedef alınmıştır.
  • 2016 Mart ayında Oncotarget adlı dergide yayımlanan çalışmaya göre hücre kültürü ve fare modellerinde kanser hücreleri fotoimmünoterapi ile yüksek doğrulukta hedef alınmıştır. Çalışmada, mezotelyoma, pankreas ve yumurtalık kanseri hücrelerinde aktivitesi yüksek olan mesothelin adlı hücre yüzeyi proteinine karşı ışığı absorbe etme özelliğine monoklonal antikor geliştirilerek fotoimmünoterapi uygulanmıştır. Sonuçlara göre, normal dokulara zarar vermeden hızlı ve seçici bir şekilde kanser hücreleri yok edilmiştir.
  • 2016 Kasım ayında faz 1 klinik çalışmaları başlamıştır. Klinik çalışmalar tekrarlayan baş ve boyun kanserine sahip, EGFR1 reseptör pozitif  hastaları içermektedir.

Fotoimmünoterapinin diğer Fotodinamik Tedavilerden Farkı Nedir?

  • Fotodinamik Tedaviler iki aşamadan oluşur. Öncelikle fotosensitizer (fotoduyarlaştırıcı) adı verilen kanserli dokulara yakın bölgelerde birikmek üzere tasarlanmış moleküller hastaya enjekte edilir. Daha sonra belirli bir dalga boyunda ışık gönderilir. Işığı absorbe eden molekül radikal oksijenler üreterek yakınındaki hücrelerin ölümüne yol açar. Etkili bir yöntem olmasına karşın seçiciliği çok düşüktür. Normal hücrelerde hasar görür ve ciddi yan etkilere sebep olmaktadır.
  • Fotoimmünoterapi de ise monoklonal antikorlar kullanılarak kanserli hücre spesifik olarak (daha yüksek doğrulukla) seçilir. Böylelikle tedavi sonunda normal hücrelerin zararı minimum olur.

Fotoimmünoterapi halen deneysel aşamada olan bir tedavi türüdür.

Vücudun her bölgesine infrared ışık kullanmak mümkün değildir. Aynı zamanda lazer dokularda derine inememektir. Bir başka yönden fotoimmünoterapi denemeleri yapılan farelere tümörler deri altına sonradan yerleştirilmiştir ve bu tip farelerin bağışıklık sistemleri baskılanmıştır.

Bu nedenle insandaki gerçek tümör mikroçevresini yansıtmamaktadır. Fotoimmünoterapinin etkinliğini tespit etmek için insanlardaki klinik çalışmaların sonuçlarını beklemek gerekmektedir.

Kanseri tamamen tedavi etmek kanser türlerinin çoğu için günümüzde mümkün görünmese de, kanseri yönetilebilir kronik bir hastalığa dönüştürmeye birkaç on yıl içinde ulaşacağımızı umut etmekteyiz.

Kaynaklar:

  1. Sato K. et al., Cancer Treatment by near infrared photoimmunotherapy targeting intratumoral regulatory T cells, Proceedings of the 107th Annual Meeting of American Association for Cancer Research, 2016 April 16-20.
  2. Nagaya, T., Nakamura, Y., Sato, K., Zhang, Y., Ni, M., Choyke, P., Ho, M., & Kobayashi, H. (2016).

    Near infrared photoimmunotherapy with an anti-mesothelin antibody. Oncotarget., 7(17), 23361-23369.

  3. Clinical trial Identifier: NCT02422979,A Phase I Multicenter, Open-Label, Dose-Escalation, Combination Study of RM-1929 and Photoimmunotherapy in Patients With Recurrent Head and Neck Cancer, Who in the Opinion of Their Physician, Cannot Be Satisfactorily Treated With Surgery, Radiation or Platinum Chemotherapy

Sağlıklı ve mutlu kalın…

Sayfada yer alan yazılar sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Источник: https://www.drozdogan.com/fotoimmunoterapi-kanserde-hedeflenmis-immunoterapi-yontemi/

İmmünoterapi nedir? Türkiye’de immünoterapi uygulamaları

İmmünoterapi Yöntemi Kanser Tedavisinde Neleri Değiştirdi?

Hematolojik kanser ve organ kanserlerinde bir tedavi yöntemi olan immünoterapi, Hematolojik İmmünoloji Derneği tarafından bu yıl ilk kez düzenlenen Hematolojik İmmünoloji Kongresi’nde masaya yatırıldı.

İmmünoterapi nedir?

İmmünoterapi, hematolojik kanserler ve organ kanserlerinde son yıllarda giderek yaygınlaşan bir tedavi yöntemi. İmmünoterapi ile insan bağışıklık sisteminin daha da güçlendirilerek tümör hücreleriyle savaşma yeteneğini artırmak hedefleniyor.

Hematolojik İmmünoloji Derneği (HİD) tarafından bu yıl ilk kez düzenlenen Hematolojik İmmünoloji Kongresi, 24-27 Mart 2016 tarihleri arasında Girne/KKTC’de yapıldı.

Türkiye’den 300’e yakın katılımcının yer aldığı kongrede lenfoma, lösemi, myeloma gibi kan, lenf bezi, kemik iliği ve organ kanserlerinin tedavisinde başarılı sonuçlar alınan kişiselleştirilmiş immünoterapinin, dünyadaki ve Türkiye’deki durumu ve gelecekteki konumu ele alındı.

Kongrede, immünoterapi alanındaki gelişmeler akademisyen, araştırma görevlileri, sağlık çalışanları ve öğrencilerin paylaşımlarıyla tartışılırken, bu konuda Türkiye’de bulunan bazı merkezlerin devam eden klinik çalışmalarının sonuçları da değerlendirildi.

İmmünoterapi, kemoterapinin yerini alabilir mi?

Kongrenin basın toplantısında, hastaların tedavisinde yıllardır alışılagelmiş bir tedavi olan kemoterapinin yerini yakın gelecekte immünoterapinin alabileceğinin altı çizildi. Sadece hastalıklı hücrelere etki eden akıllı ilaçlar sayesinde; hastaların yaşam kalitesinin yükseleceği ve yaşamlarında uzama sağlanabileceği vurgulandı.

Basın Toplantısında konuşan HİD Başkanı Prof. Dr. Osman İlhami Özcebe, “Ülkemiz, hematoloji alanında yetişmiş çok değerli bilim insanlarına sahip. Bu alanda yetişmiş hematolog sayısı 400’ün üzerinde. Dernek olarak amacımız uzmanlarımızın yaptıkları çalışmaları birbirleriyle paylaşmalarına ve dünya gündemini takip etmelerine aracılık etmek” dedi.

Hematolojik İmmünoloji Derneği’ni 2015 yılında kurduklarını belirten Özcebe, “1.Hematolojik İmmünoloji Kongresi ile bilimsel faaliyetlerimizi ulusal platforma taşıdık.

Kongremizde 250’nin üzerinde bilim insanımız bilgi paylaşımında bulunuyor.

HİD’in hedefi, ülkemizde immünoterapinin özellikle hematoloji alanındaki kullanımıyla ilgili bilimsel çalışmalar planlamak ve gelişmiş ülkelerdeki standartları yakalamak adına gayret sarf etmek olacaktır” ifadelerini kullandı.

HİD Genel Sekreteri Doç. Dr. Serdar Şıvgın ise “ABD’de Başkan Barack Obama’nın başlattığı ‘Kanser: Aya Yolculuk 2020’ adlı proje, kemoterapiden immünoterapi’ye dönüşüm sürecidir.

Beş yıl içinde 20 bin hastada 20 tümör tipi için yeni immünoterapilerin klinik denemeleri uygulamak amaçlandı.

Bu kapsamda; ülkemizde de bu yeni ilaçların hasta tedavisinde yer alması bekleniyor ve bazı ilaçlar erken erişim programları kapsamında özel izinler alınarak kullanılabilir” değerlendirmesini yaptı.

Yıllardır hematolojik kanserlerde tedavi için uygulanan kemoterapilerin insan yaşamında çok önemli ilerlemeler sağladığını sözlerine ekleyen Şıvgın, “Ancak bu yöntemin hastalarda ateş, kanama, damar içinde pıhtılaşma, akciğer enfeksiyonları gibi pek çok yan etkisi mevcut.

Bunun yanı sıra saç dökülmesi, sosyal ve psikolojik sorunlar da gelişiyor, hasta normal yaşamından uzaklaşmak zorunda kalabiliyor. Vücudun direncini ve savunma sistemini güçlendirmeye yönelik tedavi yöntemi immünoterapi, bu olumsuzlukları azaltabilecektir.

Klinik çalışmalar;  lenfoma, lösemi, myeloma gibi hematolojik kanser türleri üzerinde başarılı sonuçlar verdi” diye konuştu.

Kök hücre nakli

HİD İkinci Başkanı Prof. Dr. Filiz Vural da, kanserle mücadelede bir diğer önemli tedavi yöntemi olan kök hücre nakli uygulamalarında Türkiye’nin Avrupa Birliği ülkeleri düzeyinde olduğunu söyledi. Türkiye’nin Avrupa Birliği’ne akredite nakil merkezlerine sahip olduğunu ve nakil sayısı bakımından da Avrupa’da 4.

sırada yer aldığını kaydeden Vural, “Ülkemizde 2000’li yılların başında 10 civarı kök hücre nakil merkezinde yaklaşık 100 kök hücre nakil işlemi gerçekleştirildi. 2015 yılında toplam 77 merkezde yaklaşık 3 bin 600 kök hücre nakli uygulandı.

14 yıllık süreçte ülkemizde nüfus başına düşen kök hücre nakli aktivitesi yaklaşık 8 kat artış gösterdi” dedi.

TÜRKÖK Projesi

Kongrede, Sağlık Bakanlığı ve Kızılay tarafından yürütülen TÜRKÖK Projesi de özel oturumda ele alındı. Ulusal doku bankası TÜRKÖK, kök hücre naklinde dışa bağımlılığı ortadan kaldırmak amacıyla devlet, sivil toplum ve Türk bilim insanları tarafından el ele verilerek başlatıldı.

Projenin hedefi, ülke genelinde 250 bin gönüllü vericiye ulaşılarak maliyet ve süreçleri daha da azaltmak. Bağışlanan örnekler Sağlık Bakanlığı himayesinde dünya standartlarında ve büyük bir gizlilik ile korunuyor.

Bakanlık doku tiplendirme sonuçlarını tamamen kendi bünyesinde tutuyor ve havuzda herhangi bir hastaya uyan doku var ise bağışçıya ulaşarak yeniden onayı alınıyor. Hastalar için donör taraması başvurularına, 24 saat içinde yanıt veriliyor.

Ulusal doku bankası TÜRKÖK projesinde 120 bin vericiye ulaşıldı. Bu verilerin 81 bininde detaylı doku grubu taramaları tamamlandı ve sisteme yüklendi. Proje ile 47 hastaya kök hücre nakli yapılırken, 21 hastaya donör bulundu.

TÜRKÖK Projesi, her an herkesin kök hücre nakline ihtiyacı olabileceği mesajı ile gönüllü bağışçı sayısını yükseltmek için çalışıyor ve bulaşıcı ciddi bir hastalığı olmayan 18-55 yaş arası sağlıklı ve kan bankasına gidip kan verebilen herkesi hayat kurtarmak için kök hücre vericisi olmaya çağırıyor.

GIDAHATTI DERGİSİNİ ÜCRETSİZ İNDİRİN

Источник: https://www.gidahatti.com/immunoterapi-nedir-turkiyede-immunoterapi-uygulamalari-46749/

İmmünoterapi: Kanser tedavisinde bağışıklık sistemi

İmmünoterapi Yöntemi Kanser Tedavisinde Neleri Değiştirdi?

Kanser tedavisinde son yıllarda baş döndürücü devrimsel gelişmeler yaşandığını belirten Prof. Dr. Andaç Argon, özellikle immünoloji, moleküler biyoloji ve genetik alanında sağlanan ilerlemelerle kanser tedavisinde hayal dahi edilemeyecek sonuçların minimal yan etkilerle sağlanabildiğine dikkat çekti.

Teorik temelleri çok eskiye dayanan; ilk pratik uygulamaları 19. yüzyıla uzanan immünoterapi hakkında detaylı bilgi veren Prof. Dr. Andaç Argon, tedavi yöntemlerini şöyle anlattı:

Spesifik olmayan İmmünoterapi tedavileri

“Eskiden çok daha sıklıkla kullandığımız interferon ve interlökin tedavileri bu grupta sayılabilir. Bugün yerlerini daha gelişmiş immünoterapi yöntemleri almış olmakla beraber ciltteki malign melanom, böbrek ve karaciğer tümörlerinde halen kullanabildiğimiz ilaçlardır. Tümör tipine has ilaçlar değillerdir. Kemoterapi ilaçlarıyla birlikte ya da tek başlarına kullanılabilirler.

Medicana Kadıköy Hastanesi Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Andaç Argon

Monoklonal antikorlar

Enfeksiyonlara karşı vücudumuzda üretilen proteinler olan antikorlar, laboratuvarda elde edilen formlarıyla kanser tedavisinde çok önemli işlevlere sahiptir.

Bazı antikorlar hedefe yönelik ilaçlar olarak kanser hücrelerinde bulunan anormal proteinlere bağlanarak onları bloke edip işlemez hale getirir.

Bazıları da kanser hücreleri üzerinde bulunan spesifik proteinlere bağlanarak onları adeta işaretleyip bağışıklık sistemimizin savaşçı hücrelerinin bu işaretli kanser hücrelerini bulup yok etmelerini sağlarlar.

Bir başka grup antikor ise bağışıklık sistemi üzerinde çeşitli nedenlerle oluşan ve sistemin olması gerektiği gibi çalışmasını engelleyen fren mekanizmalarını çözüp, kanser hücrelerinin yok edilmesine giden süreci başlatırlar. Özellikle bu son gruptaki ajanlar son zamanlarda oldukça popüler hale gelmiştir. İmmünoterapi denince doğrudan bu grup antikorlar akla gelmektedir.

Bunlara immün kontrol noktası engelleyicileri (immune check point inhibitors) denmektedir. Ülkemizde de kullanıma sunulan bu grubun 2 ana bileşeni PD-1/PD-L1 ve CTLA-4 inhibitörleridir.

Bugün birçok organ ve hematolojik tümörlerde FDA (Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi) onayı almış ve kullanıma sunulmuş bu ajanlarla akciğer, mesane, baş boyun kanseri, melanomlar ve lenfomalar başta olmak üzere oldukça başarılı sonuçlar alınmaktadır.

T-Hücre tedavileri

T hücreleri akyuvarlarımızın bir alt grubudur. Bu yöntemde vücudun kendi T hücreleri kandan toplanır, laboratuvarda çok karmaşık mühendislik teknikleriyle reseptör adını verdiğimiz özel proteinlerle donatılırlar. Bu reseptörler T hücrelerine kanser hücrelerini tanıma özelliği kazandırır.

Kanser tedavisi araştırmasında son umut: T hücreleri

Laboratuvarda yeterli miktarda çoğaltılıp tekrar vücuda verilirler. Artık kan dolaşımında yeni ve güçlü özelliklerle donatılmış, adeta komando eğitiminden geçmiş T hücreleri dolaşmaya başlamıştır.

Bu hücreler kanser hücreleriyle karşılaştıkları an onları tanıyıp tahrip ederler.

Henüz ülkemizde kullanımları olmayan bu yöntemlerden “CAR-T cell”  ve “Bispecific T cell engagers” tedavileriyle kan ve ilik kanserlerinde daha önce hayal edilemeyecek sonuçlar alınmaya başlanmıştır.

Onkolitik virüs tedavileri

Bu yöntemde genetik olarak modifiye edilmiş virüsler kullanılarak kanser hücrelerinin öldürülmesi hedeflenir. Sağlıklı hücreleri es geçerek, kanser hücrelerine gidip yerleşen bu virüslerle oldukça başarılı sonuçlar alınmaya başlanmıştır.

Örneğin ilk kez 2015 yılında FDA tarafından onaylanan Talimogen laherparepvec (T-VEC) isimli virüs tedavisi malign melanomalı hastaların tedavisinde yerini almıştır.

Halen devam etmekte olan ve bu virüslerin immün kontrol noktası engelleyicileri veya kemoterapi ilaçlarıyla kombine verildiği deneysel çalışmalar, umut vericidir.

Kanser aşıları

Bildiğimiz aşı mekanizmaları burada da geçerlidir. Amaç bağışıklık sisteminin infeksiyon ajanları yerine kanser hücrelerini tanıyıp yok etmelerini sağlamaktır.

Bugün için tek onaylı aşı prostat kanseri için geliştirilmiş Sipluecel-T olup, kullanıma sunulmuştur.

Başta melanom olmak üzere diğer bazı tümörlerde de peptit aşıları olarak adlandırılan başka tür aşılardan da olumlu sonuçlar bildirilmekte olup yakında ticari kullanıma hazır hale gelmelerini bekliyoruz.

Kanser tedavisinde çığır açan 4 gelişme

Источник: https://indigodergisi.com/2018/03/immunoterapi-kanser-tedavi/

İmmünoterapi akciğer kanseri tedavisinde başarıyı çok arttırdı

İmmünoterapi Yöntemi Kanser Tedavisinde Neleri Değiştirdi?

Hem erkeklerde hem kadınlarda kansere bağlı ölümlerin en sık nedeninin akciğer kanseri olduğunu belirten Prof. Dr.

Başak Oyan Uluç, “Akciğer kanseri dünyada hem kadınlarda hem de erkeklerde en sık görülen ikinci kanser türü.

Türkiye’de erkeklerde en sık görülen kanser türü akciğer kanseriyken, kadınlarda ise akciğer kanseri beşinci sırada yer alıyor. Bunda, Türkiye’nin en çok sigara içilen ülkelerden biri olması büyük bir etken” dedi.

Prof. Dr. Demir: Kanser tedavisinde önemli gelişmeler yaşanıyor

Türkiye’nin erken tanı ve farkındalık seviyesi açısından dünyanın biraz gerisinde kaldığını belirten Prof. Dr. Başak Oyan Uluç, tedavi açısından ise dünya standartlarında olduğunu vurguladı. Prof. Dr.

Başak Oyan Uluç, akciğer kanseri tedavisinde son dönemde elde edilen gelişmeleri şöyle özetledi: “Son yıllarda akciğer kanseri alanında çok önemli ilerlemeler kaydedildi.

Akciğer kanseri tedavi kararında hastaları eskiden küçük hücreli ve küçük hücreli olmayan diye ikiye ayırmak yeterliydi.

Bu iki gruptan birine dahil olan her hastaya aynı tedaviyi verirdik, yani farklılaştırılmış, kişiye özel bir tedavi anlayışımız yoktu. Ama son yıllarda gördük ki, çok farklı akciğer kanseri alttipleri var.

Küçük hücreli olmayan akciğer kanserinde adenokarsinom, skuamöz hücreli karsinom gibi alttiplerin tedavileri farklılaşıyor. Ayrıca bir hücrenin tümörleşmesine sebep olan genetik bozukluklar var; bunlara mutasyonlar diyoruz.

Tümörde saptadığımız mutasyonlara göre bunları hedefleyen farklı tedaviler vermek yoluyla daha başarılı noktalara ulaştık.”

Kişiye özel yeni nesil tedaviler akciğer kanseri hastalarına umut veriyor

Kişiye özel tedavi kavramının son on yılda ortaya çıktığını söyleyen Prof. Dr. Başak Oyan Uluç, bu kavramı şöyle açıkladı: “Küçük hücreli olmayan akciğer kanserini ilk olarak patolojik alt tiplerine göre ayırıyoruz.

Sonra da bu tür hastalarda tümörleşmeye neden olan mutasyona bakıyoruz. Günümüzde bizim için en önemli olanlar EGFR ve ALK mutasyonlarının varlığı.

Eğer bunlar varsa, buna uygun ilaçlarla hastaları tedavi ederek daha başarılı sonuçlara ulaşıyoruz.

Ancak bu mutasyonlar yoksa, standart kemoterapi rejimleriyle hastalarımızı tedavi ediyoruz. EGFR ve ALK mutasyonu olan kanser hastaları, hastalarımızın sayısının yüzde 10 ila 15’ini oluşturuyor. Ancak akciğer kanserinde yalnız bu mutasyonlar yok.

Her geçen gün yeni mutasyonlar tespit ediyoruz ve biliyoruz ki akciğer kanserinin aslında yüzde 60’ında bir mutasyon var, ama şu anda diğer mutasyonları hedefleyen ilaçlarımız yok.

Çok uzak olmayacak bir gelecekte büyük olasılıkla onlara yönelik ilaçlarımız da olacak ve hastaların yüzde 60’ı da buna göre tedavi edilebilecek.”

Kişiye özel tedavilerde başarı oranı %80’e kadar çıkıyor

İlk kez kemoterapi alan akciğer kanseri hastalarında cevap verme oranı yüzde 30 civarındayken, bu oranın kişiye özel tedaviler uygulandığında yüzde 70’lere kadar çıktığını belirten Prof. Dr.

Başak Oyan-Uluç kişiye özel, yeni nesil tedavilerin hastalığın ilerlemesini daha uzun süre engellediğini ve hastaların yaşam süresini arttırdığını söyledi. “Hastaların yaşam süresi kişiye, mutasyona ve hastalığın evresine göre değişiyor.

Kişiye özel tedaviler şu an için ileri evre hastalarda kullanılıyor.

Kanser tedavisinde yeni bir umut ışığı: İmmünoterapi

Metastazlı hastalarda beklenen yaşam süreleri değişkenlik gösterebiliyor. Ama eskiye göre bazı alt tiplerde 2 ila 3 katlık artışlar sağladık. Hedefe yönelik ilaçlar kemoterapilere göre daha az yan etki yaratıyor, çünkü tümörü hedefliyor.”

Akciğer kanserinde ikinci umut: immünoterapi

İmmünoterapi alanında da çok hızlı ve etkili gelişmeler yaşandığının altını çizen Prof. Dr. Başak Oyan Uluç, kanser immünoterapisindeki son gelişmeleri şöyle özetledi: “Bir kişiye kanser tanısı konulmuşsa, bu bağışıklık sistemi hücrelerinin kanserleşmiş hücreleri tanıma veya yok etmede bir eksikliği olduğu anlamına gelir.

Son yıllarda bağışıklık sisteminin kanseri yok etmesini engelleyen tolerans mekanizmalarının keşfedilmesinden sonra, bu mekanizmaları geriye döndürmeye yönelik ilaçlar da geliştirildi.

Artık immünoterapiyle insan vücudunun yeniden tümöre saldırması sağlanabiliyor. Bu sene ABD’de iki immünoterapi ilacı, metastatik küçük hücreli olmayan akciğer kanserinde sağladığı yarar sebebiyle ruhsat aldı.

Bu ilaçların toksik etkileri oldukça düşük ve etkileri çok daha uzun süreli. Yani ikinci umut verici tedavi immünoterapi olacak.”

Akciğer kanserinde immünoterapi çalışmaları umut verici

Akciğer kanserlerinin yüzde 90’ı sigara nedenli

Tüm akciğer kanserlerinin yüzde 90’ının tütüne bağlı olarak geliştiğini vurgulayan Prof. Dr. Başak Oyan Uluç, şunları söyledi: “Bir ülkede tütün kullanımı azaldıkça akciğer kanseri de azalır.

Türkiye’de son yıllarda başarıyla uygulanan dumansız hava sahası gibi önlemler sayesinde sigara kullanan sayısında azalma sağlandı.

Bu azalma, özellikle erkeklerdeki akciğer kanseri görülme sıklığına da yansımaya başladı.”

Источник: https://www.medikalakademi.com.tr/kisiye-ozel-tedavi-ve-immuenoterapi-akciger-kanserinde-umut-vadediyor/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.

    ×
    Рекомендуем посмотреть