Kanser Hastalarına Ağız ve Diş Sağlığı İçin Özel Tüyolar

içerik

Kanser tedavisinde ağız ve diş sağlığına dikkat

Kanser Hastalarına Ağız ve Diş Sağlığı İçin Özel Tüyolar

İAÜ Diş Hekimliği Fakültesi Protetik Diş Tedavisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr.

Ayşen Nekora Azak, kanser hastalarında hem tedavi öncesinde hem de tedavi sonrasında ağız bakımının üzerinde durulması gereken önemli bir konu olduğunu kanser tedavisi henüz planlanma aşamasındayken, tüm diş tedavilerinin planlanması, gerekli diş tedavilerinin, çekimlerinin ve dolgularının yapılmasının önemine dikkat çeken, Prof. Dr.

  Azak “Genel vücut direncini düşüren radyoterapi ve kemoterapi, ağız ve diş sağlığı üzerinde de ciddi etkilere sahip. Bu tür tedavilerle ağızdaki tükürük bezlerinin salgıları azalırken, ağız mukozası kuruyor ve ağız yaralanmaya daha açık hale geliyor. Diş temizliğinin güçleşmesi ile birlikte uzun vadede diş çürükleri ve diş kaybı oluşur” dedi.

Ağız bakımının kanser tedavisi öncesi başlamasının kanser tedavisi sırasında ortaya çıkabilecek potansiyel problemleri önceden saptamak, bunlara önlem almak ve hastayı bilinçlendirmek açısından önemi belirten Prof. Dr.

Azak,“Kanser tedavileri sırasında da bu bakım mutlaka devam etmelidir. Hastanın buna uyup uymadığı kontrol edilmelidir. Kemoterapi ilaçları ya da radyoterapilere bağlı özellikle ağız mukozasında ciddi yan etkiler olabiliyor.

Var olan enfeksiyon kaynakları aktif olabiliyor ya da ağızda yeni enfeksiyonlar çıkabiliyor. Bunların saptanması ve bunların ortadan kaldırılması önemlidir. Hastanın beslenme problemleri olabilir.

Bu enfeksiyonlar bazen çok ciddi sistemik enfeksiyonlara, ölümcül olabilecek enfeksiyonlara neden olabiliyorlar. Tedavinin devamlılığını sağlamak açısından da çok önemlidir” ifadelerini kullandı.

Kanser tedavisi süresinde genel vücut direncinin düştüğünü ve vücudun enfeksiyonlara daha açık bir hale geldiğini belirten Prof. Dr.

Azak, kanser ve kanser tedavilerinin ağız – diş sağlığı üzerinde yan etkileri olduğu gibi ağızdaki herhangi bir enfeksiyon durumunda kanser tedavisinin olumsuz geçmesine neden olabileceğine dikkat çekiyor.

Kanser tedavisi öncesi diş hekimleri tarafından detaylı muayene yapılarak ağızda herhangi bir enfeksiyon riski teşkil eden dişler ve diş eti hastalıklarının tedavi edilmesi gerektiğini belirten Prof. Dr.

Azak, “Kanser tedavisi henüz planlanma aşamasındayken, gerekli diş ve diş eti hastalıklarının tedavileri, diş çürükleri, enfekte diş çekimleri, kök uçlarındaki patolojiler, çeneler içinde kalmış kökler, gömük dişler, kistler ve diş eksikliğini giderecek prothetik tedaviler yapılmalı, protez var ise protezin ağıza uygunluğu kontrol edilmelidir“ diye konuştu.

Tedavi sırasında dental müdahale

Kemoterapi ve radyoterapi süresince hastalara herhangi bir dental müdahale yapılmasını tercih etmediklerini belirten Prof. Dr. Ayşen Nekora Azak, ancak acil ağız-diş rahatsızlığında hastanın onkoloğu ile yapılacak konsültasyon sonrasında alınan onay ile zorunlu tedavilerin yapılabileceğini söyledi.

Kemoterapi ilaçları ya da radyoterapiye bağlı olarak ağız mukozasındaki enfeksiyonların aktifleşebileceği ya da ağızda yeni enfeksiyonların meydana gelebileceğini kaydeden Prof. Dr.

Azak, “Kanser tedavisinde tükürük bezlerinin salgılarının azalması sonucu ağız kuruluğu, ağız yaraları, yutma güçlüğü, ağzı açma ya da çiğneme güçlüğü, tat değişiklikleri, diş çürüğü, diş kayıpları, ağızda veya boğazda yanma hissi şeklinde komplikasyonlar olabilir.

Kemik metastazlarında uygulanan bisfosfonat ilaçlarının kullanımı ve radyoterapi esnasında diş çekimine, ağızda cerrahi tedaviye, enfeksiyona ya da mekanik irritasyona maruz kalan hastalarda osteoradyonekroz gibi ciddi komplikasyonlar gelişebilir” şeklinde konuştu.
Prof. Dr.

Ayşen Nekora Azak, ağız içinde birçok değişikliğe neden olan kemoterapi ve radyoterapinin hastaların tedavi sırasında hayat kalitelerini düşürdüğüne işaret ediyor ve bu tür hastaların en az 14 gün önce tüm diş tedavilerini yaptırmış olmalarının öneminin altını çizdi. 

Kanser tedavisinde ağız içi önlemler

Tedaviden önce ağız ve diş sağlığı iyi olan kişilerde yan etkilerin daha az olduğunu kaydeden Prof. Dr. Azak, şunları söyedi: “Kanser tedavileri sırasında olabilecek yan etkileri en aza indirgemek amacıyla hastalara ağız ve diş sağlığı hakkında bilgilendirilerek çok iyi bir ağız hijyeni sağlanması amacıyla motive edilmelidir.

Elektrikli diş fırçaları yerine manuel yumuşak küçük diş fırçaları ve flourlu diş macunları kullandırılmalı ve diş fırçaları sık değiştirilmeli, diş ipi mumlu olmalı, dil üzeri de temizlenmeli, alkolsüz antimikrobiyal ağız solüsyonları veya karbonatlı su ile gargara yapılmalıdır.

Hareketli protezleri ağızda vuruklara neden olmamalı ve protezlerinin temizliğine özen göstermelidir.

Ağız kuruluğu durumunda; sodalı gargaralar, sakız ve buz parçaları ile sıvı içeceklerin sık sık alınması, kolay yutmayı sağlamak için sulu yiyecekler tercih edilmesi, tahrişe neden olabilecek asitli veya baharatlı gıdalar ile çok sıcak ve çok soğuk yiyecek ve içeceklerin tüketilmemesi, alkol ve tütün kullanılması alınacak önlemler arasındadır” dedi.

Diş çürüklerini önlemek amacıyla tedavi sırasında yapay tükürük, flour, diş cilası gibi çürümeyi önleyici önlemler alınabileceğine dikkat çeken Prof. Dr. Azak, baş-boyun bölgesine uygulanan radyoterapide, yaşam boyu süren fluor uygulamasının, mevcut dişlerin muhafaza edilmesi ve kemik yıkımının önlenmesi açısından hayati önem taşıdığını söyledi.

  • Afyon
  • Aydın
  • Denizli
  • İzmir
  • Kütahya
  • Manisa
  • Muğla
  • Uşak
  • Adıyaman
  • Batman
  • Diyarbakır
  • Gaziantep
  • Kilis
  • Mardin
  • Siirt
  • ŞanlıUrfa
  • Şırnak
  • Adana
  • Antalya
  • Burdur
  • Hatay
  • Isparta
  • K.maraş
  • Mersin
  • Osmaniye

Page 3

  • Afyon
  • Aydın
  • Denizli
  • İzmir
  • Kütahya
  • Manisa
  • Muğla
  • Uşak
  • Adıyaman
  • Batman
  • Diyarbakır
  • Gaziantep
  • Kilis
  • Mardin
  • Siirt
  • ŞanlıUrfa
  • Şırnak
  • Adana
  • Antalya
  • Burdur
  • Hatay
  • Isparta
  • K.maraş
  • Mersin
  • Osmaniye

Источник: https://www.iha.com.tr/haber-kanser-tedavisinde-agiz-ve-dis-sagligina-dikkat-679003/

Kanser hastalarının ağız ve diş sağlığı için yapması gerekenler

Kanser Hastalarına Ağız ve Diş Sağlığı İçin Özel Tüyolar

  • Tedaviye başlamadan iki hafta önce diş hekiminizi ziyaret edin
  • Macunlar rahatsız ediyorsa ağzınızı tuzlu suyla çalkalayın
  • D vitamini alın, asitli içecekleri tüketmeyin

Kemoterapi ve radyoterapinin, kanser türüne ve yoğunluğuna bağlı ağızda görülen yan etkileri olabilir. Bu yan etkiler farklı biçimlerde kendini gösterir:

  • Genel olarak bağışıklık sistemi zayıflar.
  • Ağız kuruluğu, tedavi süresince tükürük bezlerinden üretilen tükürüğün akışının azalması sonucu görülür.
  • Tükürük miktarının azalması nedeniyle diş çürükleri hızlı bir şekilde oluşabilir ya da ilerleyebilir.
  • Ağızdaki azalan tükürük miktarına bağlı ağızda, dişlerde ve dişetlerinde ağrı ya da yanma hissi olabilir.
  • Yeme, konuşma ve yutkunmada problemler ortaya çıkabilir.
  • Dişeti ile ilgili sorunlar meydana gelebilir.

Bütün bu yan etkileri kontrol edebilmek için ağız sağlığınızı ve dolayısıyla konforunuzu koruyabilmek amacıyla diş hekiminizin tavsiyelerinden yararlanabilirsiniz.

Kanser tedavisi gören hastalarda ağız ve diş bakımı nasıl olmalı?

Tedaviye başlamadan iki hafta önce diş hekiminizi ziyaret edin

Kemoterapi ve radyoterapiye başlamadan önce ağız ve dişlerin muayenesinin yapılması eğer bazı problemlere yatkınsanız bunların tespit edilmesi açısından yararlıdır. Diş hekimleri, hasta kanser tedavisine başlamadan en az 2 hafta önce tedavinin istenmeyen yan etkilerini azaltmak ya da kontrol altında tutmak için önerilerde bulunur.

Eğer dişlerde çürük varsa ya da dişeti problemi yaşıyorsanız; bu hastalıkların önceden sabit bir duruma getirilmesi sağlanmalıdır. Muayeneden önce diş hekiminin kanserle ilgili sağlık durumunuz hakkında haberdar olması ve tıbbi hikayenizin güncel tutulması gerekmektedir.

Diş hekiminiz; doktorunuzu, kanser tedavinizi ve kanserle ilgili görülen diğer belirtileri bilmek zorundadır. Tüm bu bilgiler diş hekiminize sizi nasıl tedavi edeceğini anlamasına, planlama yapmasına, doğru önerilerde bulunmasına ve doktorunuzu desteklemesine yardım eder.

Eğer kanserseniz, sizin için en önemli şey günde en az 3 kez diş fırçalama ve en azından günde 2 kez diş ipi kullanarak ağız hijyeninizin düzenli ve eksiksiz olmasını sağlamaktır. Kemoterapi ve radyoterapi aldığınızda tükürük akışındaki yavaşlama nedeniyle ağız kuruluğu oluşacaktır.

https://www.medikalakademi.com.tr/kanser-hastalari-yasamsal-oneriler/

Diş çürüğü ve dişeti hastalıklarının gelişmesinde daha fazla riske sahip olursunuz. İşte bu da neden her öğünden sonra diş ipi kullanmanız gerektiğinin öncelikli sebebidir. Ayrıca diş fırçalarken yumuşak aromalı diş macunları kullanılmalıdır.

Çünkü keskin tatlı ürünler ağız mukozasını irrite edebilir. Eğer diş macunu ağız mukozasını irrite ediyorsa, diş fırçaladıktan sonra ağız tuzlu suyla çalkalanmalıdır.

Dişeti sorunlarından korunmak için anti bakteriyel gargaralar kullanılmalı ancak alkol içeren türlerinden kaçınılmalıdır.

Kemoterapi ve radyoterapi ağzımızdaki tükürük bezlerini etkileyebilir. Ağız kuruluğu, tükürük üretiminin azalmasının neden olduğu hoş olmayan bir histir. Bu durum çürük oluşumu riskini artırmanın yanında ağız içinde yanma ve ağrı hissi de başlatabilir” diyerek ağız kuruluğu durumunda yapılabilecekleri anlatıyor:

Kanser hastasıysanız ve de ağız kuruluğundan şikayetçiyseniz; en azından günde 4 defa dişlerinizi fırçalamalı, en az 1 defa da diş ipi kullanmalısınız. Eğer diş etlerinizde kanayan alanlar ya da yara varsa, bu bölgelerin etrafını yumuşak şekilde temizlemelisiniz.

Ayrıca dişlerinizi çürüklere karşı korumak için fluorid içeren diş macunu kullanmanız gerekmektedir. Günde birkaç defa ağzınızı karbonatlı ve tuzlu ılık suyla ardından da sadece suyla çalkalayabilirsiniz.

Gargara yapmak için alkol içermediği takdirde diğer ağız gargaraları da kullanılabilir. Kanser tedavi görüyorsanız (bu radyoterapi ya da kemoterapi olabilir), tat alabilme duyunuz değişir ve daha önceden yediğiniz şeyleri tüketmekte zorlanabilirsiniz.

Ama bu rahatsız edici zorluklara rağmen önemli olan doktorunuzun önerdiği diyeti devam ettirmektir

 D vitamini alın, asitli içecekleri tüketmeyin

Kanser tedavisi gören ve tedavi sırasında sıklıkla mide bulantısı ve iştah kaybı yaşayabilen hastaların ağız ve diş sağlıkları açısından nasıl beslenmesi gerektiğini şöyle anlattı: “Mideniz bulansa da önemli olan doğru miktarda besin ve kalori almaktır. Dikkate alınması gereken diğer bir şey de protein alımıdır. Aynı zamanda sebze ve meyve yiyerek yeterli vitamin alınması da gerekmektedir.

Eğer ihtiyaç varsa ek vitaminlerle de destek sağlanmalıdır.

Çene kemikleri dişleri desteklediğinden kemikler güçlü ve sağlıklı olduğunda dişler besinleri yeme ve çiğneme sırasında onları tutacak daha güçlü bir dayanağa sahip olur.

 Çoğu doktor kemik sağlığını korumak için D vitamini ve kalsiyum alınmasını önermektedir. Eğer osteoporoz gibi kemik hastalığınız varsa ilave vitaminlere ihtiyacınız olabilir.

Kanser tedavisi boyunca sigara ve alkolden uzak durulmalıdır. Tütün, kanser teşhis edilmemiş olsa bile tüketilmemelidir. Asidik besinler ağız mukozasını irrite edebilir. Gazlı içecekler ve enerji içecekleri gibi asidik, yüksek şeker içeren içeceklerden kaçınılmalıdır. Greyfurt, portakal suyu ve domates suyu da doğal asidik besinler olduğundan tüketimi azaltılmalıdır.”

Sağlıklı ve güzel dişler için tüyolar

Источник: https://www.medikalakademi.com.tr/agiz-sagligi-tedavi-kanser-hastalari-icin-ozel-tuyolar/

Kanser tedavisinde ağız sağlığını korumanın 7 etkili yöntemi

Kanser Hastalarına Ağız ve Diş Sağlığı İçin Özel Tüyolar

Ağız içinde ortaya çıkan sorunlar da bunların başında yer alıyor. Beslenme düzeni de etkilediğinden, ihtiyaç duyduğu besinleri alamayan hasta zayıf düşebiliyor.Acıbadem Altunizade Hastanesi Ağız Diş Sağlığı, Periodontoloji Uzmanı Prof. Dr.

Ülkü Noyan, bu nedenle tedavi başlanmadan diş hekimine gidilerek gerekli kontrolleri yaptırmanın hem kanser tedavisinin genel başarısının etkilendiğini, hem de olası ağız içi komplikasyonlarının önüne geçilerek hastanın hayat kalitesinin ciddi oranda arttığını söylüyor.

Kanser tedavisinde hücresel ya da hedefe yönelik tedavide büyük gelişmeler kaydedilmekle birlikte hem kemoterapi hem de radyoterapi minumum da olsa hastalıklı hücrelerle birlikte sağlıklı dokulara zarar verebiliyor. Bağışıklık sisteminin zayıflamasıyla ağızdaki dokular da etkileniyor.

Bununla birlikte tükürük akışı azaldığı için tükürüğün koruyucu etkisinin ortadan kalkması nedeniyle savunma daha fazla zayıflıyor ve ağız yaraları ortaya çıkıyor.

Ağız yaraları, virüs, mantar ve bakterilerin vücuda giriş kapısı görevini üstlendiği için de hem ağız içi hem de tüm sistem enfeksiyonlara açık hale geliyor.

Dolayısıyla kanserin yarattığı sıkıntıların dışında genel beden sağlığını etkileyen problemler ortaya çıkabiliyor. Acıbadem Altunizade Hastanesi Ağız Diş Sağlığı, Periodontoloji Uzmanı Prof. Dr.

Ülkü Noyan, tüm bunların kanser tedavisinin yapılmasına engel olabileceğini, kemoterapinin ara verilmesine ya da sonlandırılmasına kadar gidebilen ciddi sonuçlar doğurabileceğine işaret ediyor.

Bu nedenle kanser tedavisi öncesinde ağız ve dişlerin kontrol edilmesi önem taşıyor.

Kanser tedavisiyle eş zamanlı ağız içine işlem yapılamıyor

Ağız diş sağlığı ile ilgili yapılması gerekenlerin tedavi başlamadan uygulanması gerekiyor. Çünkü kanser tedavisine başlandıktan sonra ağız içine yönelik herhangi bir tedavi şansı bulunmuyor. “Burada terazinin her iki kefesine şartların konularak doğru değerlendirme yapılmalı” diyen Prof. Dr.

Ülkü Noyan, “Diş ve ağız tedavisi, kanser tedavisiyle eş zamanlı yapılamıyor. Mutlaka öncesinde yapılması gerekiyor.

Bununla birlikte, öncesinde yapılan işlemlerle hem kanser tedavisinin genel başarısına katkı sağlanabiliyor, hem de olası ağız içi komplikasyonların önüne geçilerek hastanın hayat kalitesi ciddi oranda artırılabiliyor” diyor.

Kanser tedavi sırasında ağız sağlığını korumak için…

Kemoterapi veya radyoterapj sırasında ise ağız boşluğunda mantar ya da uçuklar gibi ortaya çıkabilecek herhangi bir problem, yara örtücü jeller, pomatlar, rahatlatıcı gargaralar ve ağrı kesiciler yardımıyla kontrol altına alabiliyor. Bunun yanı sıra hastaların da bazı uyarıları dikkate alması ve mümkün olduğunca ağız hijyenine dikkat etmesi gerektiği söyleyen Prof. Dr. Ülkü Noyan uyarılarını şöyle sıralıyor…

Doğru diş fırçası seçilmeli:

Hastaların mutlaka yumuşak bir diş fırçası tercih etmesi gerekiyor. Hatta bunu da kullanmakta zorlanılıyorsa diş fırçası kaynar suya batırılarak daha da yumuşak olması sağlanmalı.

Mentolsüz macunlar tercih edilmeli:

Mentol içeren, keskin ve mukozayı tahriş edebilecek macunlar kullanılmamalı. Özellikle de diş etlerinde, ağız dokularında yanma, hassasiyet gibi durumlar ortaya çıkarsa hemen bırakılmalı. Eğer diş etleri kendiliğinden veya ufak bir uyarı ile kanıyorsa ve hiçbir şekilde fırça ya da macun kullanılamıyorsa gazlı bezle temizlik yapılmalı.

Gargaralardan yararlanılmalı:

Özellikle kan değerleri çok düşük olan hastalarda fırçalama sırasında kanama oluşabileceğinden gargaralar uygun bir çözüm oluyor. Bunun için, ağız içi hijyeninin sağlanmasında alkol içermeyen ancak bakterilere etki edebilen gargaralar kullanılmalı. Gerekirse gaz tamponlar gargara ile ıslatılıp dişler ve ağız dokularının silinerek temizliği sağlanmalı.

Ağız ve dudaklar nemli tutulmalı:

Ağız kuruluğu daha fazla plak birikimine yol açtığı için ağız hijyenine dikkat edilmesi önem taşıyor.

Bununla birlikte sık sık ama yavaş yavaş su içmek ve besinleri su ile birlikte almak, tükürük salgısını artırmak için şekersiz sakız çiğnemek ya da şekersiz limonlu şekerleri emmek de ağızın nemlendirilmesinde yarar sağlıyor. Dudaklarda yara oluşmasını önlemek amacıyla petrol içermeyen bir ürünle sık sık nemlendirilmeli.

Tahrişlere karşı korunmalı:

Ağız dokularının tahriş yaratan etkenlerin başında alkol ve sigara geldiği için öncelikle bunlardan uzak durulmalı.

Bunun yanı sıra, dokuları etkileyecek sarımsak, soğan, baharatlı, tuzlu, asitli, sıcak yiyecek ve içecekleri tüketmemek gerekiyor.

Beyaz kan hücrelerinin sayısı azaldığında galeta gibi sert yiyecekler ağız dokularını yaralayabileceği için bu tarz sert, kuru gıdalar yenilmemeli.

Protezler sadece yemek yerken kullanılmalı:

Özellikle yüksek doz kemoterapi ve radyoterapi tedavisinden sonra 3 hafta süreyle protezler yalnızca yemek sırasında kullanılmalı.

Sorasında sabunla temizlendikten sonra, temiz su içerisinde muhafaza edilmeli.

Yine ağızda yaralar varsa hekim tarafından önerilen yara iyileştirici, örtücü jel veya pomatlar protez içerisine konularak hem yaranın gelişmesi önlenmeli, hem de rahatlık sağlanmalı.

Buz uygulaması yapılmalı:

Kan akışını dolayısıyla ilacın ağız dokularına ulaşmasını azaltacağı için kemoterapi ilaçları verilmeden önce ve verildikten 1/2 saat sonra buz kalıpları emilerek ağız dokuları korunmalı.

Tedavi sonrasında da ağız hijyenine dikkat

Kanser tedavisi gören hastaların tedavileri sonrasında da ağız diş sağlığına dikkat etmeleri önem taşıyor. Çünkü özellikle baş boyun bölgesine yapılan radyoterapi uygulamaları çok fazla çürük oluşumuna neden oluyor.

Ortaya çıkabilen enfeksiyonun genel sağlığı da etkilediğini hatırlatan Prof. Dr. Ülkü Noyan, bu nedenle tedavi sonrası ağız hijyeni sağlanması ve düzenli diş hekimi kontrollerine gidilmesinin çok önemli olduğunu söylüyor.

Diş çekimi tedaviden 1-1.5 yıl sonra yapılabiliyor. Ortodontik tedaviler ve implant uygulamaları için de yine en az 1-1.5 yıl geçmesi gerektiğini belirten Prof. Dr. Ülkü Noyan, “Çocuklarda da tedavi sırasında ve sonrasında çene ve diş gelişimi de yakından izlenmeli ve koruma amaçlı flor uygulanmalı” diyor.

Kanser tedavisi öncesinde yapılması gerekenler

  • Radyografi alınmalı, ağız diş muayenesi yapılmalı.
  • Ağız hijyeni sağlanmalı ve kişiye özel ağız hijyeni yöntemi belirlenmeli.
  • Çocuk hastaların aileleri de eğitilmeli.
  • Enfeksiyon odağı olabilecek diş, diş eti tedavileri tamamlanmalı.
  • Uygun olmayan dolgu ve protezler değiştirilmeli.
  • Keskin kenarlara sahip dişler ve restorasyonlar düzeltilmeli.
  • Ümitsiz dişler çekilmeli.
  • Çürükleri önlemek için dişlere flor uygulanmalı,
  • Ortodontik tedavi sona erdirilmeli.

Kanser hastalarının psikolojilerine iyi gelecek 15 öneri

Источник: https://indigodergisi.com/2018/07/kanser-agiz-sagligi/

Dişte Kanal Tedavisi Gerçekten Kansere Yol Açıyor mu?

Kanser Hastalarına Ağız ve Diş Sağlığı İçin Özel Tüyolar

Diş hekimi Weston Price, diş kökü kanalları ve hastalık arasındaki ilişkiyi anlayan ilk tıp araştırmacılarındandı. Bu kanalların bedenin sistemik sağlığını tahrip potansiyelini görmüş, kronik hastalık gelişimine yol açabileceğini anlamıştı. Bugün çoğu hekim diş kökü kanallarının enfeksiyon kaynağı olarak bağışıklık sistemini zayıflattığını ve sistemik sağlığı bozduğunu kabul eder.

Peki ama… Madem diş kökü kanalları ile hastalık arasındaki ilişki bugün net olarak ortaya konmuş durumda, acaba bu kanallar kansere de yol açıyor olabilir mi?

Diş Kökü Kanallarında Oluşan Sekonder Enfeksiyonlar

Kanal tedavisinde hasarlı dişteki sinirler ve çürümüş alan alınıyor biliyoruz ki. Teorik olarak, bölgenin dezenfeksiyonunda kullanılan kimyasal solüsyonun burada kalıp da ileride yine enfeksiyona yol açabilecek tüm bakterileri temizlemesi lazım. Peki ama oradaki tüm bakterilerden kurtulmak gerçekten mümkün mü?

Kanal tedavisi ile aslında hayat memat meselesi olan bir probleme yara bandı yapıştırıp bırakmış, dahası, yaklaşmakta olan esaslı sağlık sorunlarını sadece bir miktar ertelediğimizle kalmış oluyoruz.

Ne yazık ki dişçilikte diş eti içinde kalan enfeksiyöz mikrop, mantar ve virüs gibi ajanların tamamen dezenfekte edilebildiği gibi yanlış bir kanı hakim.

Oysa sterilizasyon için kullanılan bu kimyasalların hiç ulaşamadığı kilometrelerce uzunlukta mikroskopik tübüllerle kaplı ağzımız.

Yapılan deneylerde dezenfektan sodyum hipoklorit uygulanan alanlardaki patojenik bakterilerin %50’sinin olduğu gibi kaldığı görülmüş. Denkleme insan hatası faktörünü de eklersek, kanal tedavisinden sonra ortaya ikincil komplikasyonların çıkmaması zor görünüyor.

Diş Kökü Kanalları Zararlı Anaerobik Bakteriler Barındırıyor ve Antibiyotik Direncine Yol Açıyor

Diş hekiminin kapattığı dişte oluşan oksijensiz ortam, zararlı anaeorobik bakterilerin üremesi için ideal koşulları sağlıyor.

 Bu bakteriler tarafından salgılanan toksinler bu defa vücudun hem komşu hem de uzak bölgelerine nüfuz ediyor.

Bir çalışmasında Diş Hekimi Stuart Nunnally, üç yıl süreyle izlem yaptığı kanal tedavisi görmüş 87 hastanın hepsinin sağlığında bozulma yaşandığını bildiriyor.

Dr. Issels ve kliniğinde çalışan diğer hekimler

Dünyaca ünlü kanser tedavisi uzmanı Dr. Josef Issels, tedavi protokolünün bir parçası olarak kanserli tüm hastalarının ölmüş dişlerini çektirmeleri şartını koşan ilk hekimlerden.

Kitabı Kanser: İkinci Görüş (Cancer: A Second Opinion)‘da anlattığına göre, 40 yıl boyunca gördüğü 16,000 kanser hastasının %90’dan fazlası kliniğe ilk adım attıklarında ağızlarında iki ila on ölü diş taşıyorlarmış.

Gayet ikna edici kanıtlarla, ağızda çekilmeden bırakılmış ölü dişlerin insanlarda kanser oluşturacak denli çok toksin üretebildiğini öne sürüyor kendisi.

Her derde bir ilaç psikozundan çıkamadığımız bu dünyada antibiyotikler de kanal tedavisinin standart parçası olarak çıkıyor karşımıza.

Ortadan kaldırılmak istenen bakterilerin diş köküyle ilişiği kesildiği gibi, antibiyotiğin sorunlu alana ulaşmasını sağlayacak dolaşım sistemi veya kan akışı ile de yolları ayrılmış oluyor.

Bunun sonucunda da sağlıklı florayı destekleyecek bakteriler ortadan kaldırılmış, zararlı bakteriler de ilaca daha dirayetli hale gelmiş oluyor.

Diş kökü kanallarıyla bağlantılı olarak oluşan bakteriyel enfeksiyonlardan bazıları şunlar:

Enterococcus feacalis: İdrar yolları enfeksiyonları ile ilintili bakteriler bunlar ve aynı zamanda antibiyotiğe dirençli bakteri çeşitlerinin de başında geliyorlar.

Pseudomonas: Bu bakterilerle enfeksiyon halinde görülecek semptomlar için bağışıklık sisteminde zayıflama, pnömoni, kan enfeksiyonlarını ve bazı durumlarda ölümü sayabiliyoruz.

Staphylococci: Stafilokok enfeksiyonlar olarak da bilinen bu bakteriler cilt enfeksiyonlarının yanısıra pnömoni, kan zehirlenmesi ve toksik şok sendromuna yol açıyor.

Streptococci: Et yiyen bakteri diye de bilinen streptokok bakteri popülasyonları strep boğaz ağrısı, ağrı, ateş, göz kararması/sersemleme, şişlik, zihin karışıklığı, kan basıncında anormal değişimler ve toksik şok sendromu ile ilişkilendiriliyor.

Kanal Tedavileri Kronik Dejeneratif Hastalık Riskini Arttırıyor

Dr. Weston Price 1900’lerde, insandan aldığı enfekte dişleri başka hayvanların vücuduna yerleştirerek yaptığı araştırmalar sırasında ilginç bir keşifte bulunuyor.

Diş diyelim tavşanın deri altına yerleştirildikten kısa süre sonra hayvanda da dişin eski sahibi neden muzdariptiyse aynı kronik sağlık sorunu ve hatta ölüm oluşuveriyor.

O yüzden, vücutta sistemik disfonksiyonu yaratan salt bakteri mevcudiyeti değil, aynı zamanda bu bakterilerin ürettiği toksin konsantrasyonu diyoruz.

Dr. Price’ın diş kökü kanallarının sistemik sağlığa etkisiyle ilgili çalışmaları sayesinde bugün artık bunların ne tür sağlık sorunlarını başımıza sarabileceğini biliyoruz:

  • Kalp-damar hastalıkları
  • Vücutta yarattığı enflamasyona bağlı ağrı ve sızılar
  • Beyinle ilgili hastalıklar
  • Sinir sistemi hastalıkları
  • Bağışıklık sisteminde zayıflık
  • Diyabet
  • Kanser

Ağız Hijyeninizi İyileştirmeye Bakın

Kronik hastalıklara veya kansere yakalanma riskini azaltmak için atabileceğimiz ilk adım diş ve diş etlerini sağlıklı, çürüksüz tutmak. Bunu nasıl yapabiliriz peki?

– Dişler düzenli şekilde günde en az 2 defa fırçalanacak – Diş ipi kullanılacak – Mümkünse diş fırçası her 3 ayda bir değiştirilecek – Dildeki ölü hücreler ve bakteriler özel bir aletle veya kaşık kenarıyla kazınarak alınacak

– Flor ve kimyasal içermeyen diş macunu kullanılacak

– Asitli yiyecek ve içecekler fazla tüketilmeyecek – Temiz/arıtılmış su ile hidrasyon sağlanacak

– Sağlıklı beslenilecek

Kanser Riskini Azaltmak için Şu Ağız Sağlığı İpuçlarından da Yararlanabilirsiniz

İyi ağız ve diş sağlığı için önerilen normal uygulamaların faydalarına aşina olabilirsiniz, fakat bir de 3,000 yıllık denenmiş yöntemler var ki, bunlara da bir göz atmak isteyebilirsiniz:

Ayurveda Tıbbı: Ağız ve diş sağlığının bozulmasından kaynaklandığı bilinen 30 tip sistemik hastalığı önlediği ve başarıyla geçirdiğine inanılan bütüncül sağlık uygulamaları.

Ağızda Yağ Çekme: Uygulanabilecek iki yağ çekme tekniği var. Graha gandusha ve kavala graha adı verilen tekniklerin her ikisinin de baş ağrılarını geçirdiği, astım, diş eti kanamaları, boğaz ağrısı ve diş çürüklerini ortadan kaldırdığı söyleniyor. Sade yağ, susam yağı veya hindistancevizi yağı kullanılabilir yağ çekme işlemi için.

Eterik (Esansiyel) Yağlar: Eterik yağlar hergün kullanıldıkları takdirde ağız boşluğunda patojenik bakteri birikimini önlemede son derece başarılılar, düzgün kullanıldıkları takdirde de sağlığa olumsuz herhangi bir etkileri yok. Çayağacı, karanfil, meyan kökü, tarçın, zerdeçal, maydonoz ve neem yağları kullanılarak ağız sağlığınızda harikalar yaratabilirsiniz.

Probiyotikler: Probiyotik özellikte yiyecek ve içecekleri diyetinize dahil ederek kanser yapıcı bakterilere karşı sağlam bir defans oluşturabilirsiniz. Vücudun asit-baz dengesini düzeltici kombu çayı, sauerkraut ve kefir tercih edebilirsiniz.

Yeşil Çay: Sağlığa faydaları iyi bilinen bir bitki yeşil çay. Vücuttaki enflamasyonu gidermeye yardımcı mikronutrient ve antioksidanlardan zengin. Enflamasyon azaltıldığı takdirde kalp-damar hastalıkları, obezite ve kanser riski de azalmış oluyor.

Biyolojik Diş Hekimleri ile Çalışın

Sağlığınızı biyolojik bir diş hekiminin güvenli ellerine teslim etmenizde fayda var.

Bunun için kendinize Uluslararası Ağız Tıbbı ve Toksikoloji Akademisi (IAOMT) veya Uluslararası Biyolojik Diş ve Tıp Hekimliği Akademisi (IABDM) onaylı çalışan bir hekim bulun.

Ayrıca size yakın çalışan diş hekimlerinin bir listesini görmek için Bütüncül Diş Derneği’nin internet sayfasına bakabilirsiniz.

Modern dişçilik uygulamalarından cıva amalgamlı dolgular, kanal tedavileri ve flor kullanımının vücut için yarattığı tehleri literatürden tam 250 bilimsel çalışma ile destekleyerek hazırladığı Rooted adlı belgeselle Dr. Robert Gammal’a kulak vermek isteyenler aşağıdaki 1 saatlik videoyu izleyebilir.

Dr. David Jockers

Kayropraktik hekim, fonksiyonel beslenme uzmanı, egzersiz fizyoloğu. ABD’de Exodus Sağlık Merkezi’nin sahibi.

Dünyanın önde gelen sağlık sitelerinden “The Truth About Cancer,” “Organic Lifestyle Magazine” ve “PrimalDocs” için yazılar kaleme alıyor.

Güney Afrika Doğal Tıp Dergisi’nin uzman panelinde yer alıyor. İnternette ve basılı dergilerde yayımlanmış sağlıkla ilgili 1200’ü aşkın makalesi var.

Ayrıca en iyi satanlar listesine girmiş “SuperCharge Your Brain” adlı kitabın yazarı.

Yorumlar

Источник: https://vitamingiller.com/diste-kanal-tedavisi-gercekten-kansere-yol-aciyor-mu/

Ağız ve Diş Sağlığında Kanser Belirtileri

Kanser Hastalarına Ağız ve Diş Sağlığı İçin Özel Tüyolar

İyi bir ağız hijyeni, düşünüldüğünden çok daha önemlidir. Hastalık mikrobu taşıyan mikroorganizmalar ve onların toksinleri, kan dolaşımınızda gezindiği zaman sadece ağzınıza değil daha fazla bölgeye olumsuz etki edip, vücudunuzda ikincil enfeksiyonlara ve kronik iltihaplanmalara sebebiyet verebilirler.

Ağız mikroplarının sadece ağız bölgesine değil tüm vücudumuza etki edebildiği ve ciddi problemlere yol açtığı gerçeği yıllardır biliniyor.

Diş hekimleri de ağızda bulunan bakterilerin diş etlerinizden kan dolaşımınıza ve oradan da kalbinize geçebildiği konusunda hemfikirdir.

Bu nedenle diş eti iltihabı olan ve yüksek oranda kalp kapakçığı iltihabı riski taşıyan hastalara antibiyotik yazıyorlar.

Ancak görünen o ki nadir görülen kalple ilgili oluşabilecek problemler ve ilişkilendirme, buzdağının yalnızca görünen yüzüdür. Bazı araştırmalar, bu ağız mikroplarının (virüsler ve bakteriler) belli kanser türleriyle bağlantılı olabileceğini, dişlerin ve diş etlerinin sağlıklı kalmasının ne kadar önemli olduğunu gösteriyorlar.

Kötü ağız sağlığı, orofarinks için bir risk unsuru

İnsan papilloma virüsü (HPV – Human Papillomavirus), uzunca bir süre tedavi edilmezse rahim ağzı kanserine yol açabilecek bazı gerilimler; vajinal, vulvar, penil, anal ve orofarinks kanserleriyle (boğaz, bademcik ve dille ilişkili kanserler) bağlantılıdır.

Bu duruma ilişkin çok etkili olmadığı düşünülen bir tavsiye ise çocukları, adı çıkmış HPV aşısı (Gardasil) yapmaktır çünkü tehli yan etkileri ve başka problemleri de mevcuttur. Kanser Önleme Araştırmaları Derneği’nin yürüttüğü yeni çalışmalardan elde edilen sonuca göre:

“Diş problemleri ve diş eti hastalıklarını içeren kötü ağız temizliği, ağız HPV enfeksiyonu için bağımsız bir risk faktörü ve buna bağlı olarak ağız kanserlerinin gelişmesine katkı sağlıyor.”

Bu çalışmada yer alan ağız sağlığı kötü durumda olan katılımcıların HPV enfeksiyon oranı, sağlıklı ağızlara sahip olanlara göre yüzde 56 daha fazla çıkmıştır. Hastalık kontrol ve önleme merkezleri, orofarinksin rolünün yaklaşık yüzde 60’ının HPV ile alakalı olduğunu belirtti. Ancak son araştırmalarda bu sayı yüzde 80’e yükseldi.

Araştırmacılar, düzgün ağız hijyeninin HPV enfeksiyonunu önlemeye, dolayısıyla orofarinks ve diğer kanser türlerinin riskini azaltmaya yardımcı olabildiğini vurguluyor.

İnsan papilloma virüsü, gerçekten de 100’den fazla virüsün bir grubudur.

Bu 100 virüsün yaklaşık 40’ı cinsel yolla bulaşıyor ve bunlardan 15’i de çoğunlukla rahim ağzı kanseri ve genital siğillerle ilişkili olan türdendir.

Şunu mutlaka belirtmek lazım; HPV virüsü taşıyan kadınların yüzde 90’ından fazlası, enfeksiyonu doğal yollarla iki yıl içinde temizliyor ve rahim ağzı hücreleri bir noktada normale dönüyor.

Yalnızca HPV virüsü uzun yıllar durduğu zaman (yani kronik bir hale dönüştüğü vakit) anormal rahim ağzı hücreleri kansere dönüşüyor.
Bu nedenle düzenli olarak smear testi yaptırmak, rahim ağzı kanserinin yol açtığı ölümlerin önünü kesecektir.

HPV aşısından çok daha etkili olan smear testi, herhangi bir anormalliği bulmak ve tedavi etmek için yeterli süreyi sağlar.

Tüm kanserlerin yüzde 15-20’sine virüsler sebep olur

İlginçtir ki HPV kanserle ilişkili tek virüs değildir; tüm kanserlerin yüzde 15-20’sine virüsler sebep olur. Pek çok virüs, bağışıklık sisteminize zulmederek ve/veya genlerinizi değiştirerek kanseri tetikler. Aşağıda belirtilen virüsler, belli başlı kanserlerin oluşmasında oynadıkları etkin rollerle tanınır:

  • EBV (Epstein-Barr virüsü), nazofarenks kanseri, belli lenfomalar ve mide kanseri riskinizi artırıyor,
  •  Hepatit B ve C, karaciğer kanserine yol açıyor,
  •  HIV, saldırgan rahim ağzı kanseri, lenfoma, akciğer kanseri, karaciğer kanseri, anal kanseri, orofarinks, cilt kanseri ve kaposi sarkomuna yol açarken uçuk virüs 8 ise kaposi sarkomuna yol açan hemen hemen tüm vakaları içinde barındırıyor.

Üç yeni araştırma, ağız bakterilerinin kalın bağırsak kanserine sebebiyet verebileceğini kanıtladı

Yaygın olarak diş plaklarında bulunan ve anaerop (oksijensiz solunum yapan), çubuk şeklinde bir bakteri olan fusobakteriyum, ciddi sağlık sorunlarına neden oluyor. Fusobakteriyum, ağzınızda çoğalarak diğer türlerle birlikte kümelenebilir. Yapılan üç yeni araştırma, fusobakteriyumla ciddi sağlık problemleri arasında bir ilişki kurdu:

  1. Case Western Reserve Üniversitesi araştırmacıları, bazı kötü huylu kalın bağırsak tümörlerine fusobakteriyumun sebep olduğunu ortaya çıkardı.
  2. Harvard araştırmacıları da fusobakteriyum ve kalın bağırsak tümörlerinin başlangıcı arasında bir bağlantı kurdu.
  3. Kadın-Doğum Dergisi’nin yaptığı bir çalışmada, ağız fusobakteriyumunun rahim içi enfeksiyonlara ve hatta düşüklere yol açtığı bulundu.

İlk iki çalışma, bu bakteri ile kalın bağırsak kanseri arasında gerçek bir nedensel ilişki kuruyor

Tüm bu araştırmalar, bakteriyel dengesizliklerin ve kalın bağırsaktaki bakteriyel bozulmaların vücudunuzda iltihaplanmayı destekleyebileceğini ve kanser hücrelerini harekete geçirebileceğini su götürmez bir şekilde gösteriyor.

Bu nedenle ağzınızdaki bakteri, bağırsağınızdaki bakteri kadar ilgi ve dikkati hak ediyor.

Birbirleriyle bağlantılı olmaları şaşırtıcı değil ve bağırsağınızdaki mikrobiyal çeşitliliği geliştirdikçe ağzınızdaki mikrobiyal çeşitlilik de ona göre gelişir..

Bir başka teh: Ağız dolusu Civa

Ağız hijyeninin yanı sıra dikkat çekilmesi gereken ağızla alakalı iki durum daha bulunuyor; civa alaşımı ve vücuda alınan florür. Civa, beyninize, merkezi sinir sisteminize ve böbreklerinize zarar verebilen zehirli bir ağır metaldir. Civa, özellikle beyin gelişimini tamamlamadıkları için çocuklar ve ceninler için daha büyük risk oluşturuyor.

Civa öyle bir zehirdir ki, göle düşecek bir damla civa bile o gölde balık avlanmanın yasaklanmasına neden olabilir. Ne var ki, ağız dolusu civa içeren amalgam dolgu taşımanın hiçbir zararlı etkisi olmadığı iddia ediliyor. Bazı Kuzey Avrupa ülkelerinde ve ABD’de bazı eyaletlerde amalgam dolgu yasaklanmıştır.

Modern diş hekimliğinde amalgam dolgunun alternatifi olabilecek bir çok restoratif tedavi seçeneği bulunmaktadır.

Dünya genelinde ise amalgam düşük maliyet, daha az teknik hassasiyet ve uygulama kolaylığı nedeniyle diş çürüğü gibi en yaygın olan hastalıklardan birisini engelleme konusunda en etkili yöntemlerden birisi olduğu için global olarak yasaklanamayacağı düşünülmektedir.

Amalgam dolgularını yaptırmak bir yana uzaklaştırmak da ayrı problemleri beraberinde getirmektedir, bu malzemelerin çıkartılması esnasında çok fazla civaya maruz kalınmaması için hem hekim ve çalışanlar hem de hasta için ekstra önlemler almak gereklidir.

İçme Sularının Florlanması Zeka Geriliğine mi Yol Açıyor?

Harvard Üniversitesinden Profesör Philippe Grandjean önderliğinde yürütülen yeni bir araştırmanın sonuçlarına göre içme suyuna katılan floride maruz kalan çocuklarda IQ seviyesinin ortalama 7 puan düştüğü bildiriliyor.

Dahası, araştırmacılar, floridin beyni negatif yönde etkileyen bir nörotoksin olduğunu hatırlatarak, öğrenme becerisini azalttığını, hafızaya kalıcı zararlar verdiğini ve floridin en az kurşun ve civa kadar zararlı olduğunu belirtiyorlar.

Florür oranı yükselmiş olan suyu tüketen toplumlarda diş ve kemiklerde hasar, ülser, troid ve kısırlığın oluştuğu biliniyor. CDC tarafından içme suyuna florür katılan toplumlarda yapılan çalışmalarda diş çürüğü oranlarının da katılmayanlara oranla çok farklı olmadığı belirtiliyor.

Suya florür katılması verdiği zararlar nedeniyle Yugoslavya, Almanya, Macaristan ve Belçika’da durduruldu, Hollanda ve İsveç’te yasaklandı, ülkemizde ise böyle bir uygulama mevcut değildir. Florür halen, ABD’deki pek çok kamu su rezervine eklenmeye devam ediyor. Su florlama dikkatle inceleniyor.

Çünkü su rezervleriyle birlikte sağlık sorunları, diş çürümeyi önlemedeki yetersizlik ve kimyasal vermenin getirdiği ahlaki meseleler ortaya çıkıyor.

Florür üstündeki bu kadar tartışmaya rağmen bugün için hala diş minesini tekrar remineralize edebilmek için elimizdeki en etkili maddedir, bundan dolayı diş macunlarında florür kullanımı diş çürüklerini engellemedeki en etkin yöntemdir.

Florürün sadece diş macunu gibi topikal bir yöntemle alınması risklerini azaltsada tamamen bitirmediği için üzerindeki tartışmalar devam etmektedir.

Bugün için florürün yerine tam olarak alternatifini koyamasak da uzun dönemde argininin geliştirilmesi, içinde hidroksiapatit içeren diş macunlarının piyasaya yerleşmesi diş macunu tercihlerimizi etkileyebilir.

Florürlü diş macunu tüketiminde en önemli nokta diş macunlarının bir kısmının 2-6 yaş aralığındaki çocuklar tarafından yutulma riskidir.

Diş macun seçiminde mutlaka çocuğun yaş aralığına uygun seçim, diş macunun taze olması (raf ömrünü doldurmaya yakın olmaması), 500ppm’den yüksek flor içermemesi, en fazla bezelye büyüklüğünde macunun sürülmesine ve ebeveyn eşliğinde fırçalanmasına dikkat edilmelidir.

Ağız sağlığı için dört stratejik öneri

Ağzınızdaki mikroorganizmalar ve kanser arasındaki bağlantıyı ortaya çıkaran son çalışma şunu gösteriyor; sağlıklı olmak istiyorsanız ağız temizliğine büyük özen göstermelisiniz.

Orofarinks, kalın bağırsak kanseri ve -eğer anne adayıysanız- düşük gibi büyük sorunlar, fırsatçı ağız mikroplarının aşırı büyümesiyle meydana gelebilir.

Ağız hijyeninizi en uygun hale getirmek için aşağıdaki tavsiyelere kulak vermelisiniz:

  • Geleneksel bir perhiz uygulayın: Taze meyve-sebze, doğal yollarla büyütülen hayvanların eti, yumurta, süt, sert kabuklu yemişler (kabuklarını dişlerinizle kırmamak şartıyla) ve çekirdek tüketin; minimum düzeyde şeker ve işlenmiş gıda kullanın.
  • Doğal yollarla mayalanmış yiyecekler -yoğurt, kefir, lahana turşusu, turşu gibi- tüketin.
  • Dişlerinizi düzgün bir şekilde fırçalayın ve diş ipi ile ara yüzeyleri temizleyin.
  • Diş hekimi kontrolünüzü yılda 2 defa yaptırın.

Geleneksel bir perhiz hem ağız hem de sindirim sistemi örtünüzü dengelemeye yardımcı olacak. Fakat hiçbir şey mükemmel bir ağız sağlığının garantisi olamaz. Diyetin yanına mayalanmış yiyecek tüketmeyi ve yağ çekmeyi de ekleyin. Diş plakları konusunda her ikisi de oldukça faydalı olacaktır.

Yağ çekmenin diş sağlığına mucizevi etkisi

Yağ çekme, binlerce yıl öncesine dayanan bir antik Ayurveda uygulamasıdır.

Hindistan cevizi veya susam yağının antimikrobik gücüne inanamayacaksınız! Hindistan cevizi ve susam yağının yüksek lorik içeriği, onu hastalık mikrobu taşıyan organizmalara (virüsler tek hücrelilere kadar) karşı güçlü bir önleyici yapıyor.

İrlandalı araştırmacılar, Hindistan cevizi veya susam yağının ağızda meydana gelen plakların, çürüklerin ve diş eti hastalıklarının sorumlusu olan streptokok bakterisine karşı mücadele ettiğini ispatladı.

Ayrıca Hindistan’da yapılan bazı çalışmalarsa yağ çekimi yapan hastalar ile ağız içinde kullanılan en etkili antibakteriyel gargara olan klorheksidin kullanan hastalar karşılaştırıldığında, yağ çekmenin klorheksidin kullanmak kadar etkili olduğu bulunmuştur.

Yağ çekme, zararlı bakterileri ağzımızda elimine ederek onların vücudumuzdaki diğer bölgelere yayılmasını önleyerek zehir yükümüzü azaltır. Düzgün yapıldığı zaman yağ çekiminin temizleyici, toksinden arındırıcı ve iyileştirici etkisini önemli ölçüde göreceksiniz.

Bunu düzenli olarak yapan insanlar, kireçlenme, şeker hastalığı, kalp rahatsızlığı gibi sistemik sağlık problemlerinden hızlı bir şekilde kurtulduklarını belirtiyor.

Yağ çekme işlemi için susam yağı ya da omega-6 oranı daha yüksek ve tatlı olan Hindistan cevizi yağı önerilir.

Yağ çekme oldukça basit bir işlemdir. Yapmanız gereken, tercihen aç karna sabahları önce biraz su ile ağzımızı çalkalamak arkasından bir yemek kaşığı Hindistan cevizi ya da susam yağı ile ağzınızı 15-20 dakika boyunca çalkalamaktır. Eğer takıntılı biriyseniz bu süreyi 30, hatta 45 dakikaya kadar çıkartabilirsiniz.

Bu süreçte yağ; bakterileri, virüsleri, mantarları ve diğer birikintileri etkisiz hale getirecek ve çıkartacaktır. Yağı 15 dakika ağzınızda çalkaladıktan sonra tükürün ve dişlerinizi fırçalayın.

Bakteri ve zehirlerle dolu olduğu için o yağı sakın yutmayın! Doktor ve Hindistan cevizi yağı uzmanı Bruce Fife, yağ çekmenin faydalarını arabanızdaki yağ değişimine benzetiyor ve konu ile ilgili olarak şunları söylüyor:

“Nasıl otomobillerde kullanılan yağ, kiri ve pisliği topluyor ve siz yağı tahliye ettiğinizde kiri, pisliği atıyorsa, Hindistan cevizi yağı da aynı işe yarıyor. Bu yağı kullanarak vücudumuzdan zararlı maddeleri uzaklaştırıyoruz. Böylece aynı otomobillerde olduğu gibi daha yumuşak çalışıyor ve daha uzun süre dayanıklı kalıyoruz.”

Kronik iltihaplanmayı azaltmanın anahtarı diyet

Yaygın sağlık problemleriyle, kanser de buna dahil, ilişkili yaygın tehdit, vücudunuzdaki kronik iltihaplanmadır. Bunun, ağzınızda oluşup oluşmaması fark etmez. Şüphesiz ağız sağlığı, atılacak en önemli adımdır, ama gerçekten de bu, diyetle başlar.

Yapacağınız diyetin vücudunuzdaki tüm iltihaplanma seviyesi üzerinde yoğun bir etkisi bulunur. Bu nedenle sağlığınızı en uygun hale getirmek ve yukarıda bahsedilen çoğu hastalıktan korunmak için hayat tarzınızı yeniden değerlendirmelisiniz. Ancak bu şekilde kronik iltihaplanmanın gerçekleşmesini önlemek için her şeyi yaptığınızdan emin olabilirsiniz.

İltihaplanmayı azaltmak ya da önlemek için aşağıdaki gıdalardan uzak durmalısınız:

  • Şeker veya fruktoz ve tahıl
  • Oksitlenmiş kolesterol
  • Yüksek ısılarda pişmiş yiyecekler
  • Trans yağlar

Bunların yanı sıra rutin ağız bakımınızla beraber, karbonatla dişleri fırçalamak ve yağ çekimi egzersizi uygulamak, ağzınızın içindeki bakteriyel dengeye korumaya yardımcı olacaktır. Mayalanmış sebzeler ve diğer geleneksel mayalı yiyecekler de diş eti sağlığı açısından son derece faydalıdır. Mayalanmış yiyecek tüketmiyorsanız, yüksek kaliteli probiyotikleri tüketmeye özen gösterin.

Источник: https://www.onurozturk.com/agiz-dis-sagligi-ve-kanser-belirtileri/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.