Kanser Hastalarının Psikolojilerine İyi Gelecek 15 Öneri

Olumlu düşünme kanserin seyrini etkiliyor

Kanser Hastalarının Psikolojilerine İyi Gelecek 15 Öneri

Medicana Çamlıca Hastanesi Psikiyatri Bölümü'nden Uzm. Dr. Hülya Yanbay, kanser tedavisinde tanıdan başlayarak her evrede görülen psikolojik reaksiyonlar farklılık gösterdiğini belirtti.

Uzm. Dr. Hülya Yanbay, kanser olan kişiye hastalığını söyleme, hastaların geçtiği psikolojik süreç, hastalarda görülen psikayrit hastalıklar ve çocuk hastalarda yaşanan durumlar hakkında açıklamalar yaptı. Psiko-onkolojik hizmetin ne olduğunu açıklayan Dr.

Hülya Yanbay “Kanserli hastanın, ailenin ve tedavi ekibinin üzerinde psikolojik etkileriyle ilgilenir, psikolojik ve davranışsal faktörlerin kanser risk ve gidişindeki etkilerini araştırır. Kanser multidisipliner bir ekip çalışması ile tedavi edilir yani cerrahi-kemoterapi-radyoterapi veya diğer medikal tedavilerle eşgüdümlü olarak psikiyatrik yaklaşım gerekir.

Amaç, tanı ve tedavi sürecinde, hastalığı ile birlikte yaşayabilen ve hastalık sonrasında yaşamını keyifle sürdüren bireyler olmasıdır” dedi.

“Psikoloji, kanser tedavisini etkiler”

Psikolojik stresör faktörler beyin kimyasında değişikliklere neden olur, böylece bağışıklık sistemi ve hormonel sistem etkilenmiş olur diyen Dr.

Yanbay “Hastalığın kendisinin getirdiği psikolojik yükler vardır, buna tedavi yöntemlerinin neden olduğu psikiyatrik komplikasyonlar eklenebilir.

Bunlar kişinin uyumunu, yaşam kalitesini, kişiler arası ilişkilerini bozar, ayrıca hastalığın gidişini ve tedaviye yanıtı da olumsuz etkiler. Kanser ciddi ve kronik bir hastalıktır, ancak hastaların üzerinde bunun ötesinde anlamları vardır.

Kanserle tanışmak kişinin yaşamında bir deprem etkisi yapar, kriz yaşanır. Ölümü çağrıştırır ve varoluşsal kaygıları tetikler. Korku, umutsuzluk, suçluluk, çaresizlik, terk edilme kaygıları oluşabilir. Yaşam memnuniyeti azalır ve özgüven kaybı olabilir” şeklinde konuştu.

Kanser olan kişiye hastalığı nasıl söylenir?

Hastaya kanser olduğunu söyleme yolunu anlatan Dr. Yanbay, “Kanser tanısı bazı kültürlerde örneğin bizim gibi doğulu kültürde hastalara söylenmemesi, gizlenmesi yaklaşımı var, batılı toplumlar da ise bireyselleşme ön planda olduğundan tanıyı net olarak bilme ihtiyacı ön plandadır.

Ancak bilinmelidir ki kendisi hakkında gerçeği tam olarak bilmek kişinin en doğal hakkıdır, yasal ve tıbbi düzenlemeler de söylenmesi yönündedir. Tanı kişiyi tanıyan, takip eden doktoru tarafından söylenmeli.

Tetkik sonuçlarının beklendiği tanının doktoru tarafından da net olarak bilinmediği dönemde hastaya açık ve anlaşılır bilgi verilmeli. Olasılıklar anlatılmalı. Ayaküstü, aceleyle, uygun olmayan ortamda konuşulmamalı. Doktor bu işe vakit ayırmalı.

Doktor empatik yaklaşmalı ve hastanın kişilik özellikleri göz önünde bulundurulmalı. Haberin iyi olmadığı önce belirtilmeli ve sonrasında net olarak tanı söylenmeli. Daha fazla bilgi almak isteyip istemediği sorulmalı, hastaya umutsuzluk oluşturmadan durumu anlatmak gerekir.

Tanı söylendiğinde tedavi seçenekleri de birlikte söylenmeli, tanı söylendiğinde hastalardaki ilk şok etkisiyle söylenenlerin önemli kısmı unutulur, yazılı bilgi de verilmeli'' ifadelerini kullandı.

Kanser tanısı alan kişinin geçtiği psikolojik süreçler nelerdir?

Kanserde kişinin geçirdiği psikolojik süreç genel olarak 5 aşamada tanımlandığını ifade eden Dr. Yanbay “Bu aşamalar aynı zamanda yas reaksiyonuna da uyar. Aşamalar; inkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenmedir. Aslında bu aşamalar kişiden kişiye farklılıklar gösterebilir. Önce bir şok etkisi olur, kişi inanmaz.

Bu dönemde gerçeği reddetme aslında benliği koruma amaçlı bir reaksiyondur. Kişi yaşadığı panik, çaresizlik duygusuyla başka türlü baş etme yollarını bulamaz, kendini korumaya alır. Ardından öfke gelir, 'niye ben, neyi yanlış yaptım' diyebilir. Kendisine, çevresine, tedavi ekibine öfkeli olabilir ve suçlayıcı olabilir.

Pazarlık döneminde örneğin Allah ile pazarlık yapabilir; 'madem bu hastalığı bana verdin bari acı çektirme' gibi. Ardından çökkünlük dönemi ve nihayet yeni dönemi kabulleniş gelir. Tanıdan başlayarak her evrede görülen psikolojik reaksiyonlar farklılık gösterir, bunların bir kısmı normaldir.

Hatta kişinin uyumunu sağlarlar, bu tepkiler anlayışla karşılanmalıdır. Fakat uyumu bozucu tepkiler genellikle psikiyatrik değerlendirme ve tedavi gerektirir” diye konuştu.
Dr.

Yanbay, kişinin hastalığına vereceği reaksiyonu etkileyen faktörleri şu şekilde sıraladı: “Kişinin önceden geçirdiği psikiyatrik hastalıklar, kişilik özellikleri, problem çözme kapasitesi, sosyal destek varlığı, hastalığın kişi için ne anlama geldiği, yaş, cinsiyet, dini inançlar ve kanserin tipi, yerleşimi.”

Kanserli hastalarda sık görülen psikiyatri hastalıklar nelerdir?

Kanserli hastalarda yüksek oranda eşlik eden psikiyatrik hastalıklara değinen Dr. Yanbay “Yaklaşık olarak hastaların yarısı duygusal güçlükler yaşamaktadırlar.

Eşlik eden psikiyatrik hastalıklar; uyum bozuklukları, depresif sendromlar, anksiyete bozuklukları, organik beyin sendromları (deliryum, demans ve diğer organik psikiyatrik sendromlar, kemoterapötik ajanların nöropsikiyatrik yan etkileri), kişilik-tutum değişiklikleri ve ağrılı sendromlara eşlik eden psikiyatrik sendromlardır” dedi.

“Çocukluk çağı kanseri aileyi en fazla etkileyen kanserlerdir”

Bilgi almak hem hastalıkla ilgili olarak tedavi sürecinin iyi yönetilmesini sağlar hem de çocuğun ve ailenin kaygısını azaltır diyen Dr. Yanbay, “Psikolojik destek almak için çok büyük sıkıntılar beklenmemeli, danışmanlık her aşamada yararlıdır. Çocuğa hastalığı ile ilgili bilgi verilmeli ancak yaşına, bilişsel ve psikolojik düzeyine uygun olmalıdır. Uzmana danışmak gerekebilir.

Ancak bilgiyi aktaran çocuğun tanıdığı, güvendiği birisi-ebeveyni olmalıdır, bir yabancı olmamalıdır. Çocuğun soruları uygun şekilde cevaplanmalı, geçiştirilmemeli, göz teması çok önemli, içten davranılmalıdır. Bilmiyorum demekten çekinilmemelidir. Benzer hastalığı olan ailelerin deneyimleri sürecin daha kolay anlaşılmasını sağlayabilir.

Akraba ve arkadaşlardan yardım istenebilir” şeklinde konuştu.

Tanının diğer kardeşlere nasıl söylenmesi konusunda konuşan Dr. Yanbay, sözlerini şöyle tamamladı: “Gerekiyorsa bir uzmana danışılmalı. Hastalığın elverdiği ölçüde günlük hayat eskiden olduğu gibi sürdürülmeye çalışılmalıdır. Örneğin; doğum günleri kutlanmalı ve ailenin birlikte yapmayı alışkanlık haline getirdiği faaliyetler devam etmelidir.

Hasta çocuğun kardeşi kendisini terk edilmiş, dışlanmış hissetmemeli. Kronik hastalığı olan çocuk ailede elbette daha fazla ilgi çeker ve bu durum kıskançlığa neden olabilir, sonrasında da suçluluk duygusuna yol açabilir. Duyguların gösterilmesine izin verilmelidir.

Sağlıklı kardeş iyi olduğu için de suçluluk hissedebilir, onlara kendilerinin değerli olduğu hissettirilecek şekilde bakım ve ilgi gösterilmelidir. Sağlıklı kardeşte davranış problemleri ortaya çıkabilir. Üzülmesin diye bilgi verilmeyen kardeş kendisini dışlanmış hissedebilir.

Bazen çocuklar kardeşinin ya da ana babalarının hastalıklarıyla ilgili olarak kendisini suçlayabilirler. Uygun şekilde sürece katılmalı, kardeşinde duygu dışa vurumu sağlanabilmelidir. Ana baba bu sürecin kendileri için de zorluğunu kabul edebilmeli, fiziksel ve zihinsel olarak yorulabilirler, verdikleri küçük molalar için suçluluk hissetmemelilerdir.

Çocuğun oyun oynaması desteklenmeli, çocuklar duygularını oyunla ifade ederler, oyun aracılığıyla hastalıkla ilgili endişelerini gündeme taşımaları sağlanabilir. Oyun terapisi bu noktada çok önemlidir.”

KANSER RİSKİNİ AZALTMANIN 7 YOLU

Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Seda Bayraktar, kanserin fiziksel olduğu kadar psikolojiyi de olumsuz etkileyen bir hastalık olduğunu söyledi.

Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Seda Bayraktar, kanserle başa çıkmada psikolojik mücadele yollarını anlatan Doç. Dr. Seda Bayraktar “Hastalıklar karşısında her hastanın tepkisi farklı olabilir.

Hastalıkla ilk karşılaşıldığında, korku, umutsuzluk, çaresizlik, suçluluk, terk edilme gibi duyguların yaşanması çok normaldir. Ancak, kanser teşhisi almak her şeyin bittiği anlamına gelmiyor. Hastalığın seyrini etkileyen pek çok faktör var. Bunlardan en önemlilerinden bir tanesi de morali yüksek tutmak.

Birçok hastalıkta olduğu gibi kanserle başa çıkmada da olumlu düşünce vücudumuzun savunma sistemini destekleyerek hastalıkları yenmede büyük rol oynamaktadır” dedi.

Kanser hastalığını yenmede, olumlu başa çıkma yollarını anlatan Doç. Dr. Bayraktar “Bu hastalığı yenebilmek için her şeyden önce onu yenebileceğimizi en baştan kabul etmemiz gerekiyor. Bunun dışında hastalar doktorlarının izin verdiği kadarıyla ve sağlığı elverdiği ölçüde günlük hayatına devam etmeli.

Hastalar kişisel rollerinden kopmadan anne ise anneliğe, öğrenci ise okuluna devam ederek hayatla bağını koparmamalı. Ayrıca bu süreçte sosyal destek ve umudun yitirilmemesi her zaman esastır” şeklinde konuştu. Doç. Dr.

Seda Bayraktar, yapılan pek çok araştırmada da kanser hastalarında sosyal desteğin öneminin ortaya konduğunu, hastaların kendilerine sosyal açıdan destek olacak kişilerin yardımıyla bu süreci daha kolay atlatabildiğini ifade etti.

Kanserle mücadele etmede kişinin geçmiş yaşamından örnekler alınabileceğini belirten Bayraktar, “Kişiler bu hastalıkla baş etmede zorluk yaşıyorlarsa, daha önceden baş ettikleri zorlu bir olayı düşünsünler. Geçmişte yaşadığı bu zorlu olaya karşı verdiği mücadele, kanser hastalığı ile de mücadelesinde yol gösterici olabilir” diye konuştu.

40 YAŞINDAN SONRA YAPTIRILMASI GEREKEN 10 TEST!

Medicana International İstanbul Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Murat Gürbüz, psikososyal desteğin neredeyse tüm kanser hastaları için çok önemli olduğunu söyledi ve kanser hastalarına önerilerde bulundu.

Yrd. Doç. Dr. Murat Gürbüz, kanser tedavisi gören hasta ve hasta yakınlarının psikolojik yol haritasına ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, kanserin modern tıptan daha eski bir hastalık olduğunu, yaygınlığının giderek arttığını aktardı.

Kanserin tanı ve tedavisinde çok yol alındığını, artık birçok kanser türünün tamamen tedavi edilebildiğini vurgulayan Yrd. Doç. Dr.

Gürbüz bu hastalığın, 'hafızalarda hep korku verici, ağır bedensel kayıplara ve fiziksel acılara neden olan, ölümcül bir hastalık' olarak yer etmeye devam ettiğini bildirdi.

Yrd. Doç. Dr. Gürbüz, halihazırda kanser tedavisi denildiğinde sadece fiziksek değil psikolojik ve psikiyatrik desteğin sağlandığı ruhsal mücadelenin de tedavinin bir parçası olduğunu kaydederek, şu değerlendirmelerde bulundu: “Kanserde psikiyatrik hastalıkların yaygınlığı yüzde 50 civarında.

Bunların çoğu kanserin kendisine ya da tedavilerine bağlı gelişiyor. Yani her iki kanser hastasından birinin aslında bir psikiyatrik desteğe ihtiyacı var. Halk arasında son dönemlerde sıkça rastlanılan depresyon, üzüntü ve kanser ilişkisinde yanlış inanışlar da var.

Örneğin depresyon, üzüntü ve yoğun stres yaşamanın ya da bazı kişilik özelliklerinin kansere daha yatkın olduğu yönünde ancak yapılan bilimsel çalışmalarda bu gözlemlerin bilimsel bir dayanağı olmadığı tespit edilmiş.

Kişilik özellikleri, bireyin başa çıkma becerisi, benlik gücü, kişinin kanser tanısı aldığı dönemdeki gelişimsel düzeyi ve o gelişimsel düzeyde kanser tanısı almanın o birey için anlamı algılanan sosyal destek ve sosyoekonomik düzey kansere uyum sağlamada rol oynayan bireysel faktörleri oluşturuyor.

Mesela 20'li yaşlarda meme kanseri tanısı alma, 60 yaşından sonra meme kanseri tanısı almadan farklı anlamlar taşıyabilir.”

Yrd. Doç. Dr. Gürbüz, kanser hastasının tanısının, kanserin yerleşim yeri ve evresinin, hastalık belirtilerinin özelliğinin ve şiddetinin, hastalığın gidişinin, uygulanan tedavi ve yan etkilerin, hastalığın hastada yeti yitimine neden olup olmamasının kansere uyum yapmada hastalıkla ilişkili olduğunu bildirdi. Yrd. Doç. Dr.

Gürbüz, psikososyal desteğin neredeyse tüm kanser hastaları için çok önemli olduğunu belirterek “Bu konuda hem Türkiye Psikiyatri Derneği, hem de Psiko-Onkoloji Derneği gibi önemli kurumların çalışmaları tüm ruh sağlığı profesyonellerine kılavuzluk ediyor.

Hasta ve yakınlarını bilgilendirme, destekleme ve yönlendirme kanserle mücadelenin ruhsal ayağında çok önemli” ifadelerini kullandı.

Kanser tedavisi gören kişi kendisine nasıl davranmalı?

Yrd. Doç. Dr. Murat Gürbüz, kanser tedavisi gören kişinin kendisine nasıl davranması gerektiğine ilişkin şu bilgileri verdi: “Kendimi umursama hakkım var, bu bencillik değildir, hastama daha iyi bakabilmem için kendime iyi davranmam lazım. Diğer insanlardan yardım isteme hakkım var çünkü gücümün sınırlı olduğunu biliyorum.

Hastamla ilgili olan kısım dışında kendi yaşamımın diğer bölümlerini de sürdürme hakkım var, bazı şeyleri sadece kendim için yapma hakkına sahibim. Kızgın olmaya, depresif olmaya, kızgınlığımı, zorlandığımı, duygularımı açıklamaya hakkım var.
Hastamın ya da çevremdekilerin bana kendimi suçlu ya da kızgın hissettirme girişimlerini reddetme hakkım var.

Hastam için yaptıklarımla ilgili geribildirim istemeye, affedilmeye, kabullenilmeye, sevilmeye, bağlanmaya, önemsenmeye hakkım var. Yapabildiklerimle gurur duymaya, hastamın ihtiyaçlarını karşılayabildiğimde, kendimi alkışlamaya hakkım var.

Hastamın benim tam gün yardımıma ihtiyaç duymadığı zamanlarda beni ayakta tutabilecek bir yaşama ve bireyselliğimi korumaya hakkım var.”

MEME KANSERİ BELİRTİLERİ NELERDİR?

Kansere neden olan 10 besin

+12Tükettiğiniz yiyecek ve içecekler, vücudunuzun hastalıklarla savaşmak için kullandığı enerji kaynakları, beden sağlığınız açısından kritiktir. Bazı gıdalar, vücudunuz için diğerlerine kıyasla daha kötüdür ve birçok hastalık söz konusu olduğunda riski artırırlar. 

Источник: https://hthayat.haberturk.com/saglik/psikoloji/haber/1059009-kanser-hastalarina-ve-yakinlarina-psikolojik-destek-nasil-olmalidir

Kanserli Hasta Psikolojisi Nasıl Olur?

Kanser Hastalarının Psikolojilerine İyi Gelecek 15 Öneri

Haber güncelleme tarihi 14.02.2019 14:26

Kanser Psikolojisi Nasıl Olur?

Çağın hastalığı olarak nitelendirilen kanser, ciddi ve tedavisi güç bir hastalıktır.

Bu ciddi hastalık ile yaşamayı öğrenmek ve mücadele etmek psikolojik durumu doğrudan etkileyen bir süreçtir.

Kişiye kanser teşhisi konmasıyla birlikte hastanın kendisini alt-üst hissetmesi ve olumsuz düşüncelere dalması normal olarak kabul edilir.

Kanser olduğunu öğrenen bir hastanın psikolojik çöküş yaşamasıyla birlikte bağışıklık sisteminde de düşüş görülür. Hastanın psikolojisinin olumsuz etkilenmesiyle birlikte tedaviye katılımı güçleşir. Bu nedenle psikolojik destek kanser tedavisinin olmazsa olmazlarındandır.

Duygusal çatışmalar, psikolojikçöküştravma, stres ve çaresizlik hastanın tedavi sürecini baltalayan unsurlardır. Bu nedenle tedavi sürecinde hastanın ruh halinin ve psikolojisinin yüksek tutulması hedeflenir. Duygusal ve psikolojik çöküş kanserin hızlanmasına neden olurken aynı zamanda tedavisinin etkisini de azaltır.

Kanser tanısının öğrenilmesinin ardından gözlemlenen tepkiler kişiden kişiye değişkenlik göstermektedir. Ancak gözlemlenen ilk tepki şok ve inanamamadır. Panik duygusuyla birlikte hastalığı reddederler ve mücadeleyi kazanamayacaklarını düşünürler.

İkinci tepki ise kızgınlıkla birlikte depresyondur. Hasta kendine sürekli olarak “neden ben?”  sorusunu sorarak isyan etmeye başlar.

Bu isyanın ardından başlayan depresyon süreci ile birlikte kaygıduyma, iştahsızlık, dikkatdağınıklığı ve huzursuzluk gibi durumlar gözlemlenir.

Kanser Hastalarında Görülen Psikolojik Sorunlar

  • Panik ve kaygı bozukluğu 
  • Çevresindeki her yakınmayı hastalık olarak yorumlama
  • Kişilik değişimi 
  • Uyum güçlüğü
  • Depresyon 
  • Alkol ve uyuşturucu gibi riskli davranışlara yönelme
  • İleri evre kanser tedavilerinde geçici beyin sendromu

Kanser Hastalarında Görülen 5 Psikolojik Evre

İnkar Evresi : İnkar evresi kişinin hastalığını öğrendiği ilk andan itibaren başlayan evredir. Kişi kanser olduğunu öğrendiği andan itibaren o anki şokla birlikte bu durumu inkar etmeye başlar. Kişi bu durumu kabullenmekte zorluk çekerken sürekli olarak içten içe inkar etmeye devam eder.

Öfke – Kızgınlık Evresi : Bu süreçte hasta sürekli olarak kendini sorgulamaya başlar. Sağlıklı insanları kıskanmayla birlikte kendilerine sürekli “neden ben?” sorusunu sormaya başlarlar.

Öfke ve kızgınlık duygusuyla hareket ederek çevresindeki insanları kırma eğiliminde bulunurlar. Hastalığının nedenini çevresindeki insanlara bağlayarak “Zamanında çok üzdüler beni o yüzden kanser oldum” şeklinde suçlamalarda bulunurlar.

Pazarlık Evresi : Bu evrede hasta yavaş yavaş kendine inanmaya başlar ve kendini daha güçlü hisseder. “Neden ben?” sorularını bir kenara bırakıp “kanseri yeneceğim!” gibi cümleler kullanmaya başlarlar. Bu inanç ile birlikte tedaviye uyum ve adaptasyonda artış gözlemlenir.

Depresyon Evresi :Pazarlık evresinde hissettikleri öz güven sonrasında hastalığın tamamen ortadan kalkmasının düşündükleri kadar kolay olmadığının farkına varırlar. Bu farkındalık sonrasında ani bir düşüş yaşayabilirler. Ancak bu durum herkes için geçerli değildir.

Kabullenme Evresi :Depresyon evresinden sonra genellikle bir toparlanma ve dik durma düşüncesi oluşur. Bu düşünceyle birlikte kişi hastalığını kabullenmeye başlarlar. Daha pozitif ve umut dolu bir ruh haline bürünürler.

Kanserli Hastaya Nasıl Davranılmalıdır?

  • Hastanın duygularını ifade etmesine müsade edin. Kanser hakkında konuşulmasını engellemeniz hastalığın varlığını ortadan kaldırmaz. Hastanın duygu ve düşüncelerini dinlemeni ve bunun için uygun ortamlar hazırlamalısınız. 
  • Hastanın isteklerini önemseyiniz. Tedavi sonrasında durumu sorun ve eğer yalnız kalmak istiyorsa bir süre dinlenmesi için ona imkan tanıyın.
  • Hastanın günlük hayatında ona yardımcı olun. Gerek ev gerekse iş hayatında yükünü hafifletmek adına iş bölümü yapın.
  • Sürekli olarak öğüt vermek ve önerilerde bulunmak hastayı “yeteri kadar iyi değilim” düşüncesine sürükler. Bu nedenle “şunu yeme, bunu yapma, bu kanseri tetikler” gibi cümleler kullanmaktan kaçının. 
  • Kesinlikle karşılaştırma yapmayın. Unutmayınız ki herkesin bünyesi ve sağlık durumu birbirinden farklıdır. Bu nedenle sürekli olarak başkaları ile kıyaslama yapmanız olumsuz etkilere neden olabilir.

Kanseri önleyen besinler nelerdir?

Önerilen İçerik;► Kansere Karşı Vücut Geliştirme!

UYARI !

İçeriğimizde yer alan yazılı ve görsel içerikler farklı kaynaklardan derlenerek oluşturulmuş, öneri ve bilgilendirme yazısıdır. Kesin teşhis ve tedavi niteliği taşımamaktadır. Herhangi bir sağlık sorunu karşısında mutlaka doktorunuza başvurunuz.

 Unutmayın sağlık sorunlarında uygulanan tedavi yöntemleri bireylerin biyolojisi, kalıtsal özellikleri, yaş, boy, kilo farklılıkları, alerjik yönleri ve bunlar gibi onlarca farklı duruma göre değişiklik gösterebilir.

Sağlık sorunlarınızın tedavisinde size ancak ve ancak doktorunuz yardımcı olabilir.

NeOldu.com

  • AlkolAlkol kullanımı özellikle kadınlarda menopozdan sonra %30 oranında artış göstermektedir.
  • Mikrodalgada Patlamış MısırÖzellikle mikrodalga kullanarak patlatılmış mısır, yükse miktarda kansorejen madde içerir.
  • Çiftlik SomonuDoğal beslenmeden çiftliklerde yetiştirilen somonlar içlerinde barındırdıkları birçok kimyasal nedeniyle kansere neden olmaktadır.
  • Rafine Şeker ve Meyve GazozuJelibon şekerler kanser hücrelerinin üremesine neden olmaktadır. Meyve sularını da bu listeye dahil edebiliriz.
  • Salamura Ve Tuzlu YiyeceklerÖzellikle mideye çok büyük zararlar verip, mide ve kalın bağırsak kanserine neden olmaktadırlar.
  • İşlenmiş EtSosis, salam ve sucuk bir çok kimyasal madde içermektedir. Bunları çok yiyen kişilerde erken ölüm riski % 45' lerde.
  • Patates CipsleriÖzellikle çocukların vazgeçemediği patates cipsler sadece kansere değil diğer bir çok hastalığa davetiye çıkarıyor.
  • Diyet GıdalarBu gıdaların içine katılan kimyasallar insan sağlığına oldukça zararlı olup kansere davetiye çıkarıyor.
  • Beyaz Unİşlenen un besin değerlerini kaybedip, içinde barıdırdığı kimyasallar yüzünden kansere sebep olan diğer besinler arasındadır.
  • Yapay TatlandırıcılarÇok zararlı olan şekeri kullanmayayım derken sağlığınıza büyük teh vereceğiniz maddelerdir. Beyin tümürü oluşumuna sebebiyet verirler.

Источник: https://www.neoldu.com/kanserli-hasta-psikolojisi-nasil-olur-12430h.htm

Kanser Hastaları İçin Mucizevi Motivasyon Önerileri

Kanser Hastalarının Psikolojilerine İyi Gelecek 15 Öneri

Çoğu zaman ”hayat, her şeye rağmen güzel” deriz. Ancak bu cümlenin altı doldurulmadığı sürece boş bir vaatten ve ezbere bir kelamdan başka bir şey değildir. Ötesi var. Ötesini kalemle, mürekkeple ve somut psikolojik metinlerle doldurmalıyız.

Peki bunu nasıl yapacağız? Önce yüzleşerek. Önce adını koyarak. Kanser, hayatımızın bir gerçeği ama son durağı değil.

Ve biliyoruz ki geçmişte nasıl insanlar gripten bile ölüyor ama şimdi ilaçla tedavi ediliyorsa, gelecekte de kanser için aynı gerçeklik geçerli olacak. Önceden tıbbın ve psikoloji biliminin yetersizliği ile her grip direkt ölümcül bir evreye geçiyordu.

Bugün ise ilaçla bir hafta, ilaçsız yedi gün diye şakalı bir gerçeklikle geçebiliyorsa bir şeyler yolunda gidiyor demektir.

Gelecekte de kanser hastalarımız için her şey yolunda gidecek inşallah. O zamana kadar ise enseyi karartmak yok. En büyük ilacımız olan umuda sarılmak zorundayız. Yaşamak her şeye rağmen güzel demekle bu işin bitmediğini asıl başlangıç noktasının bu cümle ve bu bakış açısı ile vaki olduğunu görmeliyiz.

Bu yazı kanser hastalarımıza mucizevi motivasyon önerilerinin ne olduğunu anlatmayı kendine borç ediniyor.

Öncelikle rakamlarla kanserin dünyada ve ülkemizde ne gibi etkileri olduğu mercek altına alacağız.

Daha sonra ise birbirinden özel ve önemli tam 10 maddede kanser hastalarının kendilerinin ve yakınındakilerinin nelerden uzak durup nelere dikkat etmesi gerektiğini yazacağız.

Umarım yazımız gerekli yerlere hız kesmeden ulaşır. Çünkü modern tıbbın bize gösterdiği yegane bir doğru var. O da şu ki: Her şey kafada bitiyor! İnanan, umut eden, geleceğe, hastalığına ve iyileşme ihtimaline hep yeşil ışık yakan bünyeler er ya da geç hayatta kalma mücadelesini ve sağlıklı bir şekilde devam edebilme potansiyellerini kazanıyor!

Rakamlarla Kanser Hastalığı 

Bu rakamları öğrendikten ve gördükten sonra iki ihtimal sizi saracak. Bir kanser değilseniz, elbetteki bu kadar fazla olan bir rakam içindeki bu hastalıklardan birine tutulmadığınız için şükredeceksiniz. Ama kaçımız herhangi bir hastalıktan şimdilik muafız diye şükrediyor, bu da ayrı konu. Kim bilir belki bunu da ayrı bir yazı diliminde şükretmek ve yararları açısından ele alırız.

Bir diğeri ise, kanser hastası iseniz sizden ne kadar çok insanın olduğunu görüp bir mücadele şeine, bir dayanışma duygusuna kapılacaksınız. Kesinlikle kapılmalısınız. Çünkü bir tek siz değilsiniz. Tanrım neden ben diye isyan ettiğinizde bilmelisiniz ki ülke çapında binler, dünya çapında milyonlar sizinle aynı kaderi paylaşıyor.

Türkiye’de her yıl 200 bine yakın insan kanser illetini tutuluyor. Kanserlerin çeşitli türleri var. Bunlardan biri hasıl oluyor bu binlerce insana. Ve her yıl yüzlerce bin!

Dünyada ise bu rakam 12 milyonu geçmiş durumda. Maalesef modern tıp henüz hiçbir şeyi başarabilmiş değil. Bu sayılar azalacağı yerde artıyor. Bize de parlak fikirler olarak kanser hastalarımıza psikolojilerine ve maneviyatlarına iyi gelecek bir reçete hazırlamak düştü. Dileriz layıkıyla ifa ederiz görevimizi.

Bu ağacı yeniden yeşertmek elimizde. İnsan olarak her birimizin içinde bir ağaç var. Yeniden yeşillerle birlikte çiçek açmasını umduğumuz. Ama ummak yetmez. Dayanışma ve umut duyguları ile birlikte bu gördüğünüz görseldeki gibi heybetli ama ilgiye muhtaç parçalarımızı yeniden çiçeklerle bezemek, yeniden baharın doğurgan umutlarına serpmek elimizde! Önce bizim elimizde!

1- Komedi filmleri izlemek: Kylie Minogue adlı ünlü bir pop yıldızı, kanseri nasıl yendiniz sorusuna günde üç tane komedi filmi izleyerek diye cevap vermişti. Evet. Mesele bu kadar açık aslında. Komedi filmleri yerine depresif, insanın içini karartan filmler izlemeyi tercih etseydi belki de sonuç böyle olmayacaktı. Belki değil mutlak!

Uzun zamandır enerjilerin insan vücudunu yönettiğini biliyoruz. İyi düşün iyi olsun mottosunu bir tık öteye taşıyarak kendinize komedi filmlerinden oluşmuş sağlam bir menü hazırlayabilirsiniz. Kahkaha, insan vücuduna iyi gelen en doğal ağrı kesicidir zira!

2- İç karartıcı ortamlardan ve fikirlerden uzak durmak: Etrafınızdaki hastalığınıza hastalık katacak, size sorunlarıyla yeni sorunlar katacak insanlardan uzak durun ve gerekirse onları hayatınızdan çıkarın.

Vardır böyleleri çünkü. Siz hastasınızdır ama maşallah onlar daha çok şikayet ederler. Onların yüzsüzlüğüne ortak olmayın ve yanınızdan uzaklaştırın. Sizin şefkate ve pozitif duygulara ihtiyacınız var.

İç karartıcı ortamlara ya da fikirlere değil.

3- Doğa gezilerine ve yürüyüşlerine katılmak: Doğa, her zaman kurtarıcı olmuştur. Mevsimlerin değişen dengesi ve özellikle bahar – yaz aylarının insanın içini umutla dolduran varlığı sizi de kuşatmalı. Bunun için sık sık doğa gezilerine ve yürüyüşlerine katılmalısınız. Bunu istediğinize göre yalnız ya da insanlarla birlikte gerçekleştirebilirsiniz.

4- İlgili derneklere ve vakıflara üye olmak: Kanserle ilgili birçok dernek ve vakıf var ülkemizde.

Onlardan birine ya da birçoğuna üye olabilir, sizin gibi bu hastalıktan mustarip insanlarla ortak bağ ve dayanışma içine girebilirsiniz.

Tek yapmanız gereken araştırmak ve en yakın derneklerden ya da vakıflardan birine kolaylıkla üye olabilir ve onların seanslarına katılabilirsiniz.

5- İnsanlarla etkinliklere ve tatillere çıkmak: İnsanlarla iç içe olmak ve onlarla çeşitli etkinliklere katılmak her zaman için ruhunuza ve bedeninize iyi gelecektir. Kafa dengi ve olumlu düşünen insanlarla özellikle önümüz yaz mevsimi iken tatile çıkmak size şifa katacaktır.

İş, sadece hastanelerle sınırlı değil. Hastaneler sadece işin teknik ve tıbbi kısmını halledecektir. Bu nedenle elbette ki günlük ya da haftalık kontrollerinizi yaptırmak için hastaneye gitmelisiniz. Ama bunun dışında işin sizde ve psikolojinizde bittiğini bilmelisiniz.

6- Sanat dallarıyla ilgilenmek: Örneğin müzikle ilgiliyseniz bir enstrüman çalmak ve günde birkaç saat sadece buna ayırmak size iyi gelecektir. Bununla birlikte fotoğraf çekmek ya da resim çizmek de size ve ruhunuza iyi gelecek temel prensiplerin başında gelecektir. Üretin. Ürettikçe doğa ana ve yaşamın şefkatli kolları size biraz daha açılacaktır.

7- Partilere, balolara katılmak: Türkçe’de çok güzel bir tabir var. ”İnsan içine karışmak.” Bunu yapın. İnsanlardan izole bir hayatı tercih eder, ben hastayım, ben kanserim deyip kendinizi tamamen soyutlarsanız hastalığınız daha da ilerleyecektir. Bu nedenle sizi partilere, balolara davet eden insanların davetlerine icabet edin. Göreceksiniz size nasıl da iyi geldiğini.

8- Psikolojik destek almak: Bununla birlikte çeşitli seanslara katılarak psikolojik destek almanızı da öneriyoruz. Bunun için devlet kadroları ve özel hastaneler psikologlarını sizin için size özel hazırlıyor zaten. Tek yapmanız gereken kendi adınıza ya da aileleriniz aracılığıyla başvurmak ve içinizi uzman hekimlere açmak olacaktır.

Tıp dünyasının ve uzman hekimlerin sizin için harıl harıl çalıştığını unutmayın. Moralinizi her daim yüksek tutup kalbinizi her daim iyi ve umutlu olana açın. Kaybedecek hiçbir şeyiniz yok, kazanacaklarınızın yanında.

9- Her şeye rağmen inatla gülümsemek: Evet sevgili parlak fikirler okurları. Her şeye rağmen inatla gülümsemeye devam edin. Bu hayatta kalma mücadelesinde, bu sağlık sorununda bir adım öne geçmek için, hayata yeniden sağlıkla ve umutla karışmak için en büyük silahınız da gücünüz de her şeye rağmen inatla gülümsemek olacaktır!

Источник: https://parlakfikirler.org/kanser-hastalari-icin-mucizevi-motivasyon-onerileri/

Kanser hastalarının psikolojilerine iyi gelecek 15 öneri

Kanser Hastalarının Psikolojilerine İyi Gelecek 15 Öneri

Aslında hiçbir birey aldığı bu şok haber sonrası kanseri kendisine yakıştırmak istemiyor. Pek çok insan daha hayata dair hayallerinin, umutlarının olduğunu belirterek öfke, üzüntü ve korku gibi ruhsal sorunlar yaşayabiliyor. Kanser tedavisinde daha başarılı sonuçlar alabilmek için psikolojik destek alınması büyük önem taşıyor.

Memorial Hizmet Hastanesi Psikoloji Bölümü’nden Uz. Psikolog Sevda Sevimli Yurtseven, kanser tedavisinde psikolojik tedavinin önemi hakkında bilgi verdi.

Kişi kansere yakalandığı için kendisini suçlamamalı

Sigara, hareketsiz yaşam, sağlıksız beslenme, obezite ve genetik faktörler gibi birçok neden kanser başta olmak üzere hayati risk oluşturan pek çok hastalığa sebep olmaktadır. Toplumda en çok korkulan hastalık olarak bilinen kanser, kişilerin yaşam süresi ve kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir.

Kanser tanısı konulan hasta; korku, umutsuzluk, suçluluk, çaresizlik, ölüm korkusu gibi duygusal, davranışsal ve sosyal uyum güçlükleri yaşamakta, hastalığa yakalanmasında bazen de kendisini suçlu hissetmektedir. Aynı duygu ve düşünceleri hasta yakınları da yaşamaktadır.

Bu davranışlar tedavi sürecini olumsuz etkilemektedir.

Yaşam kalitenizi korumaya özen gösterin

Hastanın beden algısında, benlik değer algısında, yaşam kalitesinde, kişisel ve sosyal rollerinde çeşitli değişiklerin ortaya çıkmasına neden olan kanser, adaptasyon bozukluklarının ortaya çıkmasına neden olmaktadır.

Endişe, kaygı, üzüntü, hastalığı önemsizleştirme, süreci savaş gibi algılama, kaderci bakış açısı gibi değişik duygu ve düşüncelere de tedavi sürecini olumsuz etkilemektedir. Bu nedenle hastanın yaşam kalitesi ve düzenini değiştirmemesi pozitif düşüncelerinden asla vazgeçmemesi gerekir.

Tanı ve tedavi sürecinde hastaya verilen sosyal çevre desteyi de önemlidir.

Psikolojik destek öfke nöbetleri ve depresyonu engelliyor

Hayatı tehdit eden en önemli hastalıklardan birisi olan kanser, hasta kadar hasta yakınını da psikolojik açıdan etkilemektedir.

Gelecek kaygısı, hayallerinin tehdit altında olması, güç ve kontrolünün çoğu şeye yetemeyeceği gerçeği, sosyal rollerin değişimi, organ kaybı ya da saç kaybı hastada bağımlı ve muhtaç olma hissi yaratmaktadır.

Hastalığın biyolojik etkileri, hastalık algısı ve tetkik süreçlerinin psikolojik etkileri, tedavilerin yan etkileri ile birleşince hastada ruhsal sıkıntılar yaşanmasına neden olmaktadır.

Mutsuzluk, isteksizlik, hayattan tat almama, uykusuzluk, yorgunluk, iştahsızlığın yanı sıra endişe atakları, öfke nöbetleri ve ölüm korkusu sıklıkla bu sürece eşlik etmektedir. Hastalığın beden üzerinde yarattığı bu olumsuz etkiler, hastaya gerekli psikolojik destek sağlanarak ortadan kaldırılabilir.

Kanserle mücadele ederken bunlara dikkat edin

Çağımızın hastalığı olarak adlandırılan kanser, erken teşhis edildiği zaman modern yöntemlerle başarılı bir şekilde tedavi edilebilmektedir. Hastaya uygulanan tıbbi ve psikolojik destek kadar, hastanın bilinçli ve pozitif davranması da kanser tedavisinde önemli rol oynamaktadır. Kanser hastalarının psikolojilerine iyi gelecek öneriler;

1. Kanser olduğunuzu ilk öğrendikten sonra hissettiğiniz kaygı ve endişelerinizi güvendiğiniz, sevdiğiniz kişilerle mutlaka paylaşın.

2. Psikolojik destek gruplarına katılın ya da bireysel olarak destek alın.

3. Her gün mutlaka nefes ve rahatlama egzersizleri yapın.

4. Hayatınızdaki öncelikleri belirleyin.

5. Hastalığa yakalandığınız için kendinizi suçlu hissetmeyin. Bu durum, tedavi sürecini olumsuz etkileyebilir.

6. Çaresiz olduğunuzu düşünmeyin. Olumsuz düşüncelerin tedavi sürecinde sizi strese sokacağını düşünerek olumlu düşüncelere yönelin.

7. Keyif aldığınız etkinlik ve kişilere zaman ayırın, hislerinizi paylaşın, keyif almadığınız etkinlik ve kişilerle zamanınızı boşa geçirmeyin.

8. Gerginlik ve öfke hissettiğinizde başkalarını suçlamak yerine, bu duyguların sebebini bulmaya çalışın.

9. Olaylara hep olumsuz tarafından yaklaşmayın.

10. İsteklerinizi belirtmekten çekinmeyin.

11. Hastalığa yakalandıktan sonra günlük hayatınızdaki rollerinizden asla uzaklaşmayın.

12. Kendi sorumluluklarınızdan vazgeçmeyin, yapabildiğiniz kadar yapın.

13. Bedeninizi sevin, güçlü yanlarınıza odaklanın.

14. Umudunuzu hiç yitirmeyin.

15. Küçük hedefler belirleyip, iyimser bakış açısını sürdürün.

Kanserin tedavisi müzik ile destekleniyor

Источник: https://indigodergisi.com/2018/06/kanser-hastalari-psikoloji/

Kanser tedavisinde psikolojik desteğin etkisi

Kanser Hastalarının Psikolojilerine İyi Gelecek 15 Öneri

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Sedat Özkan, kanser tedavisinde ruh halinin hastalığa etkilerini anlattı.

Türkiye’nin kanser hastası ve ailelerine psikolojik destek veren ilk psikoonkoloji hastanesi Humanite Psikiyatri’nin de kurucusu olan Prof.

Özkan, “Kanserli hastada majör depresyon tedavi edilmezse yaşam süresi olumsuz etkilenir” dedi.

Psikiyatrik tedavinin kanser tedavisinde nasıl bir katkısı oluyor?

Kanseri tedavi etmek kanserli hastayı tedavi etmek için yeterli değildir. Beden ve ruh sağlığı ayrılmaz bir bütün ve her hücrenin ruhu var. Organizmadaki herhangi bir bozukluk kişinin beyin kimyasını ve ruhunu da etkiler. Bu sebeple kanser tedavisindeki en önemli kısım psikolojik ve psikiyatrik destektir.

Kanser hastasındaki majör depresyonu veya herhangi bir panik bozukluğu tedavi etmezseniz kanserin seyri de değişir. En basitinden mutluluk hormonu dediğimiz serotonin dengesi bozulursa, bu bağışıklık sistemini de etkiler.

Majör depresyonda kortizol hormonu arttığı ve lenfositler azaldığı için, bu da bağışıklığı zaafiyete uğratarak kanser tedavisini geriletir. Yaşam süresi ve kalitesini olumsuz etkiler. Kanser tedavisi bir maratondur. Biz psikiyatrlar olarak bu maratonda onkologlarla eşzamanlı hareket etmeliyiz.

Hastada psikolojik bir bozukluk gelişmese bile mutlaka elem, yas ve bir kriz gelişir. Kanserli hastanın psikolojisini dikkate almadan yapılacak tedavi, ameliyat başarılı geçti hasta öldü demek gibi bir şey olur.

Depresyon tedavi edilmezse yaşam süresi etkilenir

Bir kanser hastasının ruh halini aşama aşama anlatır mısınız?

Önce psikolojik reaksiyonlar olur, sonra da psikolojik rahatsızlıklar. Hasta şoke olur, inkar eder, neden ben diye sorar, sonra buna bir sebep bulmaya çalışır, depresif sürece girer ve en son kabullenir. Bunlar herkeste olması gereken reaksiyonlardır.

Her dört kanser hastasından birinde görülen psikolojik rahatsızlıklar ise, uyum bozuklukları, kişilik değişiklikleri, kaygı ve panik bozukluklar ile beyin kimyasıyla ilgili bozukluklardır. Kemoterapi de beyin kimyasallarını etkileyerek depresyona yol açabilir.

Bu nedenle mutlaka hastaların psikolojik desteğe ihtiyaçları var. Depresyonun tedavi edilmemesi yaşam süresini de etkiler. 

İnkarcılar, felaketçiler ve hayatı yarım kalanlar zorluyor

En zor hasta grubu hangisi?

Hastaların içindeki en zor grup, henüz çocuk yapmamış olanlar, erkekte cinselliği, kadında ise doğurganlığı etkilenecek olan hastalar ve mesleki yaşantılarını oturtamamış olanlar. Örneğin adam doçent olmuş ama tam profesör olacakken kanser olduğunu öğrenirse bunu zor kabulleniyor. Bir inkar eden, kanseri yok sayan hastalar vardır.

Bir de felaketçi tutum gösterenler vardır. Bunlar da zordur. Bu şekilde savunma süreçleri geliştirirler. Bizim amacımız hastayı bir birey olarak anlayıp onun yaşamla tüm ilişkilerini muhasebe etmesine yardımcı olmak. Ki krizden büyümeyle çıksın. Pek çok kanser hastası hastalıktan sonra daha neşeli ve işlevsel yaşamaya başlar.

Biz buna kriz sonrası büyüme deriz. Kişi olgunlaşır. 

Dirayetli ol demek hastaya zarar verir

Kanser hastasını psikolojik olarak rahatlatmak çok kolay olmasa gerek…

Kansere karşı insanların kafasında bir stigma var, yani önyargı. Başta sağlık ekibinin bu önyargıyı kırması gerek. Kanser ölümcül demek değil ki. Hastaya kafaya takma, üzme kendini, dirayetli ol gibi sözler söylemek ona zarar verir.

Kendisini suçlu hissettirir, sanki bu durumu kendisi yaratıyormuş gibi. Bu durumdaki bir hastanın depresyona girmesi beceriksizlik ya da bir kişilik bozukluğu değildir, sadece tedavi edilmelidir.

Ayrıca normal psikiyatri kliniğindeki hastalara kıyasla, psikoonkoloji kliniğindeki hastalarda terapi daha çok işe yarar.

En çok C tipi kanser oluyor

En çok ne tip insanlar kanser oluyor. Sizin herhangi bir gözleminiz var mı bu konuda?

Kendi deneyimlerime dayanarak söyleyebilirim ki genelde C tipi kişilikler kansere daha yatkın oluyor.

C tipi daha çok iyi insan olma çabasında olan, duygularını içe atan, yaşam boyu kendisini değil daha çok başkalarını düşünen, üst benliği çok güçlü ve katı olan, kendilerini eleştiren, kendinde suç arayan, özetle kendilerine çektiren insanlardır. Mesela B tipleri de kalp hastalıklarına yatkın oluyor.

Bu tipler hırslı, zamanla yarışan insanlardır. Kişinin son birkaç yılda yaşadığı ciddi travmalar, örselenme ve çatışmalar, kayıp ve ayrılıklar, organizmada bir kanser süreci bunu hızlandırır. Belki 15 sene sonra çıkacak kanseri erkene alıyor yaşanan travmalar. 

Hastalık sonrası daha erdemli olanlar var

Hastalara neler tavsiye ediyorsunuz?

Hastalara gerçekçi kabulleniş öneriyorum. İnkar da etme, felaketleştirme de. Yüzleş ama umudu yitirme. Umut yitimi depresyona yol açıyor. Meslektaşlarım açıklamalarına bu anlamda çok dikkat etmeli, hastaya ömür biçmemeli. Tedavi maratonu yaşam maratonuyla beraber gitmeli. Zihin de kanser olmamalı.

Hasta dış dünyayla bağını asla koparmamalı. Duygular ifade edilmeli. Çünkü öfkenin bastırılması depresyonu kolaylaştırır. Hastalar kendilerini iyi hissettirmeyecek ortam, durum ve kişilerden uzak dursunlar. Kendilerini sevsinler. Dünyaya ve kendine eleştirel bakmamalı, eksik aramamalı insan.

Mesela İstanbul trafik sorunu gibi çözemeyecemiz konularla uğraşmamalıyız. İstanbulun nimetlerini görmeye çalışmalı. Herşeyi dert etmemeyi öğrenmeli. Ki kanser hastaları bunu genellikle öğreniyorlar.

Hastalık sonrasında daha dingin, erdemli ve mutlular çünkü çatışma ve ihtirasların gereksizliğini görüyorlar. 

Kanser ve melatonin bağlantısı

Hastanın aile ve arkadaşları nasıl davranmalı?

Aileler iyi niyetli olarak ya bir şey yok gibi ya da arabesk davranıyor. Sadece yanında olmak, sevdiğini hissettirmek doğru davranmak için yeterlidir. Aileler hastalıkla ilgili hiç yorum yapmasınlar. Kanser amansız bir hastalık değil kronik bir hastalık. Bunun bilinmesi lazım öncelikle. Felaketleştirmeye gerek yok. Zira kalp krizinden ölen insan sayısı daha fazla dünyada. 

Kanserin melatonin hormonuyla bağlantılı olduğu iddia ediliyor. Ne düşünüyorsunuz?

Kanserin melatonin hormonuyla bağlantısı olduğuna dair çok sayıda araştırma var. Melatonin vücudun iç ritmini ayarlayan hormondur. Biyolojik ritmin bozulmaması, uyku saatlerinin geciktirilmemesi çok önemli bu hormon için. Melatonin gece 11 ile sabaha karşı 3'e kadar salgılanır. Bu saatlerde mutlaka uyunması gerek ki biyolojik ritm bozulmasın. 

 

Источник: https://www.karar.com/hayat-haberleri/kanser-tedavisinde-psikolojik-destegin-etkisi

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.

    ×
    Рекомендуем посмотреть