Kanser Tedavisinde Ağrı İle Yaşam Kader Değildir…

içerik

Kanser değil gereksiz kemoterapi öldürüyor

Kanser Tedavisinde Ağrı İle Yaşam Kader Değildir…

Hastalıkların zayıf bağışıklıktan kaynaklandığını ve ilaçlarla sadece belirtilerin ortadan kalktığını söyleyen Fitoterapist Dr. Ümit Aktaş, “Bağışıklık sisteminin önemini kavrayamayan modern tıp, ilaç bombardımanı ile sadece şikayetleri dindiriyor ama hastalıkların kökünü kurutamıyor” dedi.

Bazı modern tıp uygulamalarına yönelik eleştirileri ile tanınan Fitoterapist Dr. Ümit Aktaş, günümüz tıbbının hastalıklara yaklaşımının sadece belirtileri ortadan kaldırmak yönünde olduğu ve hastalıkları tedavi etmediği görüşünde. Hastalıkların kökeninde zayıf bağışıklık olduğunu belirten Dr.

Aktaş'a göre, bağışıklık sisteminin önemini kavrayamayan modern tıp uygulamaları ile sadece şikayetler gideriliyor ama hastalıklar tamamen tedavi edilemiyor. “Ortodoks tıp büyük bir hata içinde, hastalıklara yaklaşımın bir an önce değişmesi gerek” diyen Dr.

Aktaş'ın anlattıkları:”Günümüz ortodoks tıbbı, 'hastalık ne yapıyorsa ben onu tedavi ederim' diyor. Hastalık ağrı yapıyorsa ağrıyı, alerji yapıyorsa alerjiyi, ateş yapıyorsa ateşi, tansiyonu yükseltiyorsa tansiyonu tedavi ediyor. Yani palyatif dediğimiz, belirtilere yönelik tedavi yapıyor.

Hastalık şekeri yükseltiyorsa şekeri düşürüyor ama diyabeti tedavi etmiyor. Hasta 24 saat ilacını almayı unutursa şeker yine fırlıyor. Tansiyonu tedavi etmiyor sadece düşürüyor. Aynı şekilde hasta ilacını almazsa tansiyon yine yükseliyor.”

“ORTODOKS TIP 'BEN YAPTIM OLDU' DİYOR”

Modern tıbbı bu sözlerle eleştiren Dr. Aktaş'ın 'Peki belirtilere yönelik tedavi kimin işine yarıyor?' sorusuna yorumu: “Bu çok önemli bir soru. Örneğin belirtilere yönelik tedavi şekeri düşürüyor ama diyabeti tedavi etmiyor. Bunun kime ne faydası var. Doktor mutsuz.

Hastasına, 'ömrün boyunca bu ilaçları kullanacaksın' diyen hangi doktor, aynı ilaçları aynı hastaya yazıp da tedavi edememekten mutlu olabilir, mümkün mü bu? Bundan mutlu olan tek sektör, ilaç sektörüdür. Çünkü ömrü boyunca hastaya ilaç yazılıyor, o da bu ilaçları o hastaya satıyor.

Ömrü boyunca bir hastaya şeker ilaçları yazmak yerine bilimsel çalışmalar diyabeti tam tedavi edecek yönde yapılsa bu iş bitecek ama yapılmıyor. Yine ortodoks tıp diyor ki; tansiyon hastalarının % 95'i esansiyeldir yani nedenini bilmiyoruz. Ama sonra da bunun için ilaç üretiyor.

Birincisi; nedenini bilmediğin bir hastalık için nasıl ilaç üretiyorsun, ikincisi; bilim felsefesine göre, bir bilimsel çalışma neden-sonuç ilişkisine dayandırılır, nedenini bilmiyorsan nasıl sonuca varıyorsun? Ama 'burada bir problem var' dediğinizde, ortodoks tıp, 'ben yaptım oldu, itiraz edemezsin' diyor, yani bilimsel sorgulamayı bile kabul etmiyor.

''KEMOTERAPİ DUVARDAKİ SİNEĞE ATILAN TOP GİBİ''

Modern tıbbın bağışıklık sisteminin önemini kavrayamadığını söyleyen ve “Sadece belirtilere yönelik tedavi yaparken bağışıklık sistemi baskılanıyor, bu en büyük hatalardan biridir.

Yani insanlar hastalıklardan tam olarak kurtulmuyor ve ilaçlara bağımlı bir hayat yaşıyor” diyen Aktaş'ın, argümanlarından biri de kanser ve tedavisinde izlenen yol: “Kemoterapi toksik bir tedavi, kanser hücrelerini de sağlam hücreleri de öldürüyor. Ondan sonra doktor size, 'başarı sağladık, tümör küçüldü' diyor.

Ama tümör küçülürken hastanın genel sağlığı ne oldu, vücudu ne hale geldi, bunu kimse göz önünde bulundurmuyor. Yani bu şuna benziyor; kemoterapi bir top, duvarda da bir sinek var, siz o sineğin üzerine topla ateş ediyorsunuz. Evet, sineği öldürüyorsunuz ama duvarı da yıkıp harap ediyorsunuz.

Sonra ne oluyor, vücut bu kadar hasar görmüşken, geriye kalan kanser hücreleri bir süre sonra bağışıklık sisteminin bu zayıflığından faydalanıp eski kanserden daha kötü şekilde ortaya çıkıyor.”

“KANSER DEĞİL, GEREKSİZ KEMOTERAPİ ÖLDÜRÜYOR”

Kanser teşhisi konan herkesin kanser hastası olmadığını, bu nedenle hemen kemoterapiye başlamanın yanlış olduğunu ileri süren Dr. Aktaş, 'İlaçsız Yaşam' adlı kitabında ise, “Kanserde zaman çok önemlidir bu nedenle kanıtlanmamış tedavilerle vakit geçirmeyin” diyor.

'Bu bir çelişki değil mi?' diye sorduğumuzda ise Aktaş, “Çünkü kemoterapi bağışıklık sistemini zayıflatır ve o anda hasta değilken, bağışıklık sistemi zayıfladığı için kanser hastası olabilirsiniz. Öte yandan kişiye kanser tanısı konulmuşsa tedavisiz bırakmamak, bağışıklık sistemini güçlendirmek gerekir.

Takip edeceğiz, neler olduğunu göreceğiz, hastayı yalnız bırakmayacağız ve bağışıklık sistemini hemen desteklemeye çalışacağız. Bu destek; ozon, bitkisel veya kök hücre gibi tedavilerle olur. Yani bunun birçok alternatifi var. Problem; hiç alternatifi yokmuş gibi hemen kemoterapiye sarılmaktır. Cerrahinin yeri de kanser türüne göre değişir.

Kanser ilerleme gösterirse o zaman diğer tedaviler devreye girer ama her hasta tek başına değerlendirilmelidir” tespitinde bulunuyor.

PROF. DEMİR: HER KANSERE KEMOTERAPİ UYGULAMIYORUZ

Kemoterapinin belirli kriterlere göre yapıldığını belirten Onkolog Prof. Dr. Gökhan Demir ise Dr. Ümit Aktaş ile aynı düşüncede değil. Bağışıklık sisteminin kanseri yenmesi için beklemenin hastayı ölüme terk etmek olduğunu söyleyen Prof.

Demir'in görüşleri: “Her hasta kemoterapi görecek diye bir kural yok. Hastanın durumu, tümörün özellikleri göz önüne alınarak ve hangi hastada gerekliyse ona kemoterapi uyguluyoruz.

Ama vücutta metastatik tömörü olan bir hastaya 'kemoterapi yapmayalım, bekleyelim' demek o hastayı ölüme terk etmektir. Çünkü o hastada bağışıklık sistemi zaten etkin olamadığı için tümör çıkıyor.

Radyolojik olarak görülebilen bir tümörün varlığı, kişinin bağışıklık sisteminin tümöre karşı etkisiz olduğunun göstergesidir. Bu noktadan sonra hala bağışıklık sistemi etkili olacak diye beklemek mantık hatasıdır.

Çünkü biz biliyoruz ki bir tümör 200 mikronluk büyüklüğe geldiği zaman damarlanmasını tamamlıyor ve varlığını sürdürebiliyor. O devredeyken hiçbir görüntüleme yöntemiyle onu tespit etme şansımız yok. Bağışıklık sistemi bu dönemdeki tümöre saldırabilir, başarılı olursa tümör büyümez. Birçok insanda da böyle oluyordur ancak büyümüş bir tümörde beklemek yanlıştır.

'HASTAYI BAĞIŞIKLIĞIN İNSAFINA BIRAKAMAYIZ'

Dr. Aktaş'ın sadece belirtilere yönelik tedavi eleştirisine karşılık, genel kural olarak tedavi edilmeyen yüksek tansiyon hastalarında felç, kalp krizi ve böbrek yetmezliği gibi sorunların daha erken ortaya çıktığını söyleyen Onkolog Prof. Dr.

Serdar Turhal ise “Bizim kemoterapi kararı almamıza temel olan çalışmalarda hastaların bir kısmına destek tedavisi veriliyor bir kısmına ise kemoterapi ve tedavinin faydası öyle ispatlanıyor.

Kemoteapi verilmeyip bağışıklık sisteminin 'insafına terkedilen' hastalarda sağ kalım daha az oluyor. Ayrıca tedavimizin faydalı olup olmadığını radyolojik tetkiklerle de doğruluyoruz, yalnızca belirtiler üzerinden gitmiyoruz.

Vücut direncindeki aksamalar ise geçici sorunlar ve iki kemoterapi arasındaki dönemde normale geliyor” diye konuştu.

GÜÇLÜ BAĞIŞIKLIĞIN YOLU BAĞIRSAKLARDAN GEÇİYOR

Aktaş'a göre, ilaçlara bağımlı yaşamın önüne geçmenin tek yolu bağışıklık sistemini güçlendirmek.

Bunun için de birçok tedavi seçeneği olduğunu söyleyen Aktaş, güçlü bağışıklığın püf noktası olarak bağırsakları işaret ediyor, sadece sindirim işine yaramadığını söylediği bağırsakların vücut direnci için ne anlama geldiğini şöyle anlatıyor: “Bağırsaklar vücudun ikinci beynidir, kendine ait bir sinir sistemi vardır.

Güçlü bir bağışıklık sistemi için en önemli şey bağırsakları desteklemek ve güçlendirmektir. Yararlı bakteriler olan probiyotikler 70 yıldır ölüyor, çünkü 70 yıl önce antibiyotik yoktu. Antibiyotikler zararlı mikropları öldürürken faydalı mikropları da yok ediyor.

Ayrıca hazır süt, yoğurt ve işlenmiş gıdalar da probiyotikleri kaybediyor. Bunları kaybetmek, alerjilere, egzamalara, kansere, enfeksiyonlara, yüksek tansiyona, diyabete neden oluyor. Yanı sıra sedef, kolit, haşimato, romatoid artrit gibi çok sayıda otoimmün hastalığa yol açıyor.”

PROBİYOTİK FABRİKASI: APANDİS

Güçlü bağışıklığın olmazsa olmazı probiyotiklerin apandisten çoğaldığı bilgisini veren Aktaş, yararlı bakterileri artırmak ve savunma sistemine katmak için yapılması gerekenleri ise şöyle aktarıyor: “Doğal ve mevsiminde besleneceğiz, işlenmiş gıdalardan uzak duracağız.

Mevsim dışında sebze meyve tüketmeyeceğiz. Yoğurt çok önemli, ev yoğurdu yapacağız. Bir de probiyotik toz veya kapsüllerle yoğurt yaparsanız çok daha iyi olur. Kutu, pastörize sütlerden, hazır yoğurtlardan uzak durmalıyız. Bana, 'Sokak sütünü mü savunuyorsunuz, enfeksiyonlar ne olacak' diyorlar.

Sokak sütünü 15-20 dakika taşım taşım kaynattıktan sonra hiçbir enfeksiyona yakalanmazsınız. Bir de her şeyin mikropsuz olmasını isteyen aşırı hijyen kavramı var. Vücudumuzda mikropların da dengeli olması lazım, bu nedenle hijyen takıntısından uzak durmalıyız.

Ekşi maya ekmeği yiyeceğiz, tahılları kabuklarıyla yiyeceğiz çünkü bunlar da probiyotiktir.

HAYATA 1-0 ÖNDE BAŞLAYANLAR

Aktaş'ın beslenmeye ilişkin önerileri böyle. Ancak bir de hayata 1-0 önde başlama avantajı var. Onun şartı da normal doğum: “Çünkü bebek annenin doğum kanalından geçerken ilk probiyotikleri alıyor.

Anne karnında bebek sterildir ancak doğum kanalından geçerken probiyotikleri alan bebek hayata 1-0 önde başlıyor. Ama sezaryenle doğan bebek bu avantajı yakalayamıyor. Anne sütü de prebiyotiktir ve çok önemlidir.

DIŞARIDAN PROBİYOTİK ALINMALI MI?

Probiyotik takviyesinin doktor kontrolünde yapılması gerektiğini belirten Aktaş, “Normal insanlar için saydıklarımız yeterlidir ancak herhangi bir hastalığı olanlar doktorlarına danışarak probiyotik takviyesi alabilir. Örneğin alerjisi olan çocuklarda, tansiyon ve şeker hastalarında, romatizmal hastalıklarda, kanser hastalarında, bağışıklık sistemiyle sorunu olup sık hastalananlarda probiyotik takviyesi şarttır” önerisinde bulunuyor.

UZMAN DA YETERSİZ, BİLGİ DE

Dünyada ve Türkiye'de immünoloji uzman sayısının yetersiz olduğuna da dikkat çeken Dr.

Ümit Aktaş, “İmmünoloji ile ilgili bilgiler güncellenmiyor, doktorlar fakülteden güncel bilgileri alamadan, standart, kalıplaşmış ve 25 yıl önceki öğretilerle mezun oluyor.

Günümüz ortodoks tıbbının yaklaşımı da bunun üstüne binince doktorlar bağışıklık sistemi ile ilgili net görüşlere sahip olamıyor” diyor.

Bu reklam google tarafından sağlanıyor?

Источник: https://www.ensonhaber.com/kanser-degil-gereksiz-kemoterapi-olduruyor-2013-07-09.html

Kanser ağrısı yaşam kalitesini olumsuz etkiler: Mutlaka tedavi edilmelidir!

Kanser Tedavisinde Ağrı İle Yaşam Kader Değildir…

Prof. Dr. Avni Babacan: Kanser ağrısının özellikle ilerlemiş evrede görülme sıklığı %85-%90’lara ulaşmaktadır. Dolayısıyla kanser ağrısının gerçekten önemsenmesi gerekir.

Ayrıca kanser hastası, kanser olduğu andan itibaren ağrı ile karşılaşabileceğini bilmelidir.

Sadece hasta değil gerek onkoloji doktorları, gerek radyoterapi uzmanları, gerekse cerrahların yani kanserle uğraşan her branştan doktorun, hastanın kanser olduğu andan itibaren ağrısı olabileceğini bilip, ağrı ile de mücadele etmeleri gerektiğine inanmaları gerekir.

Doktorların bu konudaki farkındalık ve bilinç düzeyini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Prof. Dr. Avni Babacan: Başlangıçta ağrı gerçekten önemsenmiyordu. Hastanın kanseri tedavi edilmeye çalışılıyordu ama ağrısı üzerinde durulmuyordu. Hastalar şunu söylüyor; “Ağrım geçtiği zaman kanser olduğumu unutuyorum”.

Dolayısıyla hastanın önemsenmesi ağrı ile ilişkili. Bir başka açıdan baktığım zaman acaba kanserle uğraşan doktorlar “ağrıyı kestiğimiz zaman, hasta kanser olduğunu unutacak ve bize bir daha uğramayacak” gibi mi düşünüyorlar sorusunu sormadan edemiyorum.

Biraz ütopik bir düşünce belki ama aklıma gelmiyor değil. Çünkü hasta ağrısı olduğu zaman doktora müracaat ediyor.

Ağrıyı kesince, hasta gelmeyecek diye mi düşünüyorlar? Biz ağrının önemsenmesi gerektiğine inandığımız için hasta “ağrım var” diyorsa buna inanmalı, “senin ağrın psikolojik ağrıdır” deyip geçiştirmemeliyiz.

Prof. Dr. Avni Babacan: Kanser bazen dokuyu, bazen kemiği ve siniri tutar, bazen damarı, yumuşak dokuyu tutar. Dolayısıyla tuttuğu yerlere göre, ağrıya neden olur; siniri tuttuğu zaman olay çok ciddidir. Sinir ağrısı dediğimiz nöropatik ağrılar ortaya çıkar, bunlar çok ciddi ağrılardır.

Beyini tuttuğu zaman yine öyle çünkü beynin kafatasının içinde bulunduğu kısım içerisinde sıvıda bir artış ya da dokuda bir artış hemen kendisini kötü şeylerle belli eder, bu da bir işarettir. Bu işaretlerden bir tanesi de ağrıdır. Dolayısıyla geçmeyen bir baş ağrısı önemlidir.

Bunun altında kanser de yatabilir, başka nedenler de olabilir ama hep bunu ekarte etmek için uğraşmalıyız.

Algoloji Bilim Dalı’nın uğraştığı alan geçmeyen, kronik dediğimiz ağrılar. Kanser ağrısı da kronik bir ağrıdır. Ama kanser ağrısı kronik bir ağrı olmasına rağmen, akut alevlenmeleri, akut ağrı örnekleri de işin içine giriyor.

O zaman biz bir taraftan kronik ağrıyı tedavi ederken, bir taraftan akut atakları da tedavi etmeliyiz. Bunun adı; “breakthrough pain” yani ani ağrı, kaçak ağrısı, birdenbire ortaya çıkan ağrı anlamına geliyor.

Dolayısıyla bir taraftan kronik ağrı tedavisi yaparken bir taraftan da bunları hesaplamak durumundayız.

Dünya zaten bununla uğraşırken de yeni yeni şeyler ortaya çıkardı.

Hastanın ağrısını kontrol altına aldık ama ani gelen ağrıları kontrol altına alamıyoruz, böyle durumlar için kısa etkili, hemen etki yapan morfin tabletler, dil altındra eriyen tabletler gibi birkaç dakika içinde eriyip etkili olan ilaçlar piyasaya çıkardılar. Bütün bunları düşündüğümüz zaman kanser ağrısının önemsenmesi gerektiğini, ilerlemiş dönemde çok ciddi derecede karşımıza çıkabileceğini ve şiddetli olabileceğini bilmemiz çok önemli.

Prof. Dr. Avni Babacan: Hastanın ağrısız dönemini uzatmak önemli yani hasta ağrısız olmalı, rahat uyuyabilmeli, günlük aktivitesini yapabilmeli. Hedefimiz; ağrıyı sıfırlamak değil hasta dayanabileceği düzeyde ağrı ile yaşamalı ve yaşam kalitesini bozmamalı. Dolayısıyla istirahatte ve harekette ağrıyı da hissettirmemek hedefimiz.

Kanserli hastaların ağrılarının dindirilmesinde Algoloji’nin uyguladığı tedavi yöntemleri nelerdir?

Prof. Dr. Avni Babacan: Öncelikle “Ağrın varsa sesini duyur” sloganını yıllardır kullanıyorum. Bu, Dünya Ağrı Cemiyeti’nin ortaya koyduğu bir slogandır. Ağrıya çare var, bunları hep birer slogan şeklinde verdiğimiz zaman insanların gözlerine ve kulaklarına hitap ediyoruz.

Yani biz insanlara ağrıya çare var, ağrın varsa sesini duyur, yeter ki sessiz kalma, benim ağrım var de ve gece gündüz bunu haykır diyoruz. Bu haykırışlarını biz Algologlar, ağrı ile uğraşan uzmanlar zaten biliyoruz ve duyuyoruz ama diğer doktorların da duymasını istiyoruz.

Ağrı tedavisinde esas, hastayı ağrısız halde uzun süre tutmak, daha ağrısız yaşatmak, yaşam kalitesini yükseltmektir. Bunun için de öncelikle vücudun kendi endorfin sistemini yani kendi ağrı kesici sistemini aktive etmek lazım.

Oto hipnoz dediğimiz insanın kendi kendini telkin ederek ağrısını kesme metodları ki günümüzde tamamlayıcı tıp ya da alternatif tıp şeklinde lanse edilse de bunun içerisinde akapunktur var, hipnoz var, yoga var vs. tamamlayıcı yöntemler dediğimiz bu yöntemleri öncelikle insanlar kendi kendilerine hepsini kullanabilmeli.

İnsanlar kendi kendilerine bunu başaramadıkları dönemde doktora başvurmalıdır. Bu bilinci gerek doktorlara gerekse hastalara vermek lazım. Şu anda ağrı dersleri tıp fakültesi müfredatına girdi, tıp öğrencilerine ağrı dersi vermeye başladık. O bilinç yavaş yavaş yerleşiyor, bu da yeni bir uygulama. Halkı bilinçlendirmek çok önemli.

Ağrı tedavisinde birtakım ilkeler ortaya koymak lazım. Birinci olarak ilaçlarla bu işe başlamak gerekir. Özellikle ağızdan alınan yani oral ilaçlar dediğimiz ağrı kesici ilaçları başlangıçta kullanmak lazım ve bunları Dünya Sağlık Örgütü’nün ortaya koyduğu basamak sistemi dediğimiz sistemle başlamak durumundayız.

Basamak sistemi; ağrının şiddetine göre basit analjezikler dediğimiz birinci grupta kullanılan ilaçlar ki; Aspirin, Novalgin, Parasetamol grubu nonsteroid ajanlar dediğimiz yani Apranax, Majezik gibi ajanlar birinci basamakta yer alıyor, daha sonra ikinci basamakta ağrının şiddetlenmesine göre ve bunların yetmediği yerlerde ikinci basamaktaki Kodein ve Tramadol dediğimiz ilaçlar var.

Üçüncü basamakta da morfin ve türevi ajanlar var. Bunları ağrının şiddetine göre bilinçli bir şekilde kullanmak gerekir. Bazen üç basamaktaki ilaçları da beraber kullanabiliyoruz. Bazen ağrının şiddetine göre direkt üçüncü basamaktaki ilaçları kullanabiliyoruz. Bunun adına asansör sistemi diyoruz.

Basamak sistemi uygulanırken artık son yıllarda direkt ağrının şiddetine göre asansör sistemi uygulanarak üçüncü basamaktan da başlanabiliyor tedaviye.

Prof. Dr. Avni Babacan: Morfin, Türkiye’de üretilip de en az tüketilen bir ajan. Çünkü yıllarca bize tıp fakültesi eğitiminde morfin bağımlılık yapar, morfin solunumu durdurur korkusuyla bunlar öğretildiği için öncelikle doktorlar opiofobi yani opioidlerden korkma, morfinden korkma hastalığına yakalandılar. Tabii bu halka da zaman zaman yansıdı.

Çünkü doktorlar da konuşmalarında bunları dile getirince halk da bundan korktu. Dolayısıyla bugün, bu düşünceyi yıkmaya çalışıyoruz. Artık hekimlerin de hastaların da opiofobiden kurtulmaları ve daha bilinçli olmaları gerekiyor.

Eğer morfini bilinçli ve akılcı kullanırsak, yani düşük dozdan giderek yüksek doza doğru çıkarsak ve uygun endikasyonu doğru seçersek bence morfinden korkmaya gerek yok.

Çünkü bağımlılık ile ilgili yapılan istatistiki çalışmalarda onbinde bir oranında bağımlılığın olduğu söylenebiliyor. Bu da yine psikolojik olarak meyilli insanlarda görülüyor yani her insanda morfin bağımlılık yapar diye bir kural yok.

Fakat bir noktada parantez açmak istiyorum dolantin adıyla hastanelerde akut ağrıda kullanılan ameliyat sonrası ağrılarda anestezi doktorunun kullandığı ajanın kanser ağrısı tedavisinde kullanımında hiç yeri yoktur. Bunun altını çiziyorum çünkü bu ajan kısa sürede bağımlılık yapıyor.

Dolayısıyla biz doktorlar akut ağrı tedavisinde yani ani ağrılarda bunu kullanıyoruz ama bir veya iki defa kullanıyoruz. Kronik ağrıda kullanımı tamamen yasak.

Ağrıyı ilaçlarla kontrol altına alamadığınız durumlarda hangi yöntemleri uyguluyorsunuz?

Prof. Dr. Avni Babacan: İlaçlarla kontrol altına alamadığımız durumlarda algolojinin uyguladığı invaziv ağrı tedavisi yani girişimsel ağrı tedavi yöntemleri var. Bunlar özellikle kanser hastalarında önemli.

Ağrının sebebi sadece kanserin kendisi olmayabilir, kanserde uygulanan tedavi yöntemlerinin de ağrı nedeni olduğunu bilmek gerekir; ilaçların yan etkileri, radyoterapinin yan etkileri ve yapılan cerrahinin yan etkileri gibi. Bunlarda ağrı nedeni olabilir.

Radyoterapi özellikle sinirlerde ciddi problemler yaratıp, pleksopatilere yani sinirlerle ilgili ciddi ağrılara neden olabiliyor çünkü bazen sinirleri yakıyorlar. Kanser dokusunu yakalım derken sağlam doku da yakılabiliyor.

Ağrıların nedenleri böyle olunca, sadece ilaç değil ağrı tedavisinde girişimsel yöntemleri de beraberinde kullanmak zorundayız.

Dolayısıyla bir pankreas kanserinde, bir mide kanserinde bir kalınbarsak kanserinde hasta kanser teşhisi konulup da ağrısı başladığı zaman hemen ilaç tedavisi değil, beraberinde o ağrının neden olabileceği, ağrının taşındığı ilgili sinirlere nörolitik bloklar yapmak zorundayız yani o sinirin ağrı taşıma fonksiyonunu yok etme işlemi.

Ağrıyı taşıyan sinirler duyu sinirlerdir yani hareketi sağlayan sinirler değildir, sempatik kökenli ağrılar taşıyan sinirler de var ve bunların yerlerini biliyoruz. İç organ kanserlerinde belli sinirlerin tahrip edilmesi söz konusu.

Bir jinekolojik kanserde, mesane kanserinde, idrar yolları ile ilgili bir kanserde kuyruk sokumu bölgesinden ya da L5 dediğimiz omurganın L5’in önündeki bir siniri bloke ettiğimiz zaman ki bu blokajı birtakım ajanlarla, kimyasal maddelerle yapabiliyoruz ya da son yıllarda güncel olan radyofrekans dediğimiz yüksek frekanslı radyo dalgalarını kullanarak yapabiliyoruz.

Nörolitik yöntemler ve radyofrekans yöntemleri girişimsel ağrı tedavisine uyguladığımız yöntemlerdir.

Ağrıyı bunlarla da kontrol altına alamadığımız zaman hastaya omuriliğin geçtiği, omuriliğin üstünde yer alan sinirlerin çıkıp da ağrı yolaklarının geçtiği yol, beyine giden yolun olduğu kısımdaki belki epidural mesafe bunu doğumda da kullanıyoruz, ağrısız doğum yapmak için.

Epidural mesafe bir kateter koyarak, incecik bir hortum yerleştirerek ya da spinal kanal dediğimiz omurilik sıvısının olduğu epidural mesafenin altındaki yere spinal kanal içerisine ince bir hortum yerleştirerek böylece morfin pompaları dediğimiz pompa sistemini yerleştirebiliyoruz. Yani epidural ya da spinal aralığa morfin pompaları uygulayabiliyoruz.

Şöyle düşünürsek, birim olarak ağız yoluyla verdiğiniz ilaç 100 ise bunu kalçadan enjeksiyon şeklinde yaptığınız zaman 10 ama spinal kanal içerisine verdiğiniz zaman 1 oranda veriyorsunuz. Hatta epidural de 1 veriyorsunuz, spinal kanalda 0,1 veriyorsunuz, yani on kat daha aşağısı.

Çok az doz morfinle spinal kanaldan hastanın daha uzun süre ağrısını kesmek mümkünken niye 100 birimlik oral ilacı verelim. Ama yine de öncelikle ilke, ağızdan ilaçları vermektir çünkü hastanın bu ilaçları alımı kolay.

Son yıllarda yine bir yöntem daha gelişti, artık ağızdan alınan ilaçların yanı sıra hastanın cildine bir flaster yapıştırarak patc dediğimiz bir yöntem ortaya çıktı. Bu patchler devamlı bir şekilde üç gün hastanın üzerinde kalıyor yapıştırma flasterlerle, bu şekilde de hastanın ağrısını kesme şansımız var.

Noninvaziv dediğimiz yöntemlerle hastaya zarar vermeden, hastanın ilaç alımını kolaylaştırarak ağrısını kesebiliyoruz.

Kanser hastalarında hedeflenen başarı oranı nedir, yüzde kaçında başarılı ağrı kontrolü sağlanabilmektedir?

Prof. Dr. Avni Babacan: Ağrı tedavisinde %70 bizim için büyük başarıdır, %50’nin üzerinde başarı sağladığımız zaman kendimizi başarılı kabul ediyoruz. Dolayısıyla %50 hastanın ağrısının yarı yarıya azalması demektir.

Hiçbir zaman yüzde yüz başarı söz konusu değildir. Kişiden kişiye ağrı eşikleri değişir, ağrıyı algılama değişir. Yöntemler kişiye özel ağrı tedavisine doğru gidiyor.

Şu anda algoloji iyi bir ivme kazandı ve Türkiye ağrı uzmanı yetiştirmek için uğraşıyor.

Kanserde ağrı kontrolünün yeterince sağlanamadığı durumlar var mı? Bu yetersizliklerin nedenleri nelerdir?

Prof. Dr. Avni Babacan: Yetersizliklerin nedenlerini belki şöyle özetleyebiliriz, doktorların bilinçlendirilmesi gerekiyor. Her doktor ağrı tedavisi yapabilir ancak bilinçli yapmak zorunda, o nedenle doktorların eğitimi çok önemli.

İkincisi ülkemizde ağrı tedavisinin hala yetersiz olduğunu söyleyebiliriz, ilaçlar yeterince bulunmuyor. Morfini üretip de en az tüketen ve morfin bulunamayan bir ülkeyiz. Morfini çok ucuz olduğu için ilaç firmaları üretmiyor.

Diğer firmalar da pahalı malzemeler getiriyor, buna da Sağlık Bakanlığı çok fazla müsaade etmek istemiyor.

İnsanlar kanser olabilir ama ağrı çekerek kimse yaşamaz, yaşayamaz, ağrı ile yaşamak onun hakkı değil. Bir insanın ağrı çekerek yaşamasına müsaade etmek, insanlık suçu kabul ediliyor. Avrupa Ağrı Cemiyeti’nin bir deklarasyonu olarak yayınlandı bu zaten. O nedenle doktorlar bu konuda hakikaten sorumlu olacaklardır. Buna müsaade etmemek lazım.

Ağrınız varsa sesinizi duyurun sloganını bence halkın bilincine yerleştirmek zorundayız. İnsanlar ağrı çekerek yaşamasın, bununla ilgili artık ağrı klinikleri, ağrı bölümleri, algoloji üniteleri neredeyse üniversite hastanelerinin hepsinde var. Devlet hastanelerinin de çoğu yerinde, her şehirde neredeyse var.

Bu konuda hala eğitimlerimiz devam ediyor, insanları eğitiyoruz.

Источник: https://www.medikalakademi.com.tr/kanser-agrisi-yasam-kalitesi-cok-etkiler-mutlaka-tedavi-edilmeli-morfin/

Kanser ağrısı nasıl tedavi edilir?

Kanser Tedavisinde Ağrı İle Yaşam Kader Değildir…

Yazı Boyutu:

Küçült

Sıfırla

Büyült

03.07.2018

Çoğu kanser hastasında ya da kanser geçmişi olan hastada ağrıyı etkili bir şekilde tedavi etmek mümkündür. Kanser kaynaklı ağrılar tamamen geçmese bile, tedavi kaynaklı ağrılar neredeyse bütün hastalarda giderilebilir.

Ağrıları ve diğer şikayetleri etkili bir şekilde geçirmek ya da hafifletmek hastalığın bütün evreleri sırasında yaşam kalitesini artırmaktadır. Hastalar ağrı hissedip hissetmediklerini doktorları veya hemşireleriyle paylaşmalılar.

Hastaların yaşayabilecekleri herhangi bir ağrı hakkında bilgi vermeleri önemlidir.

Ağrı Değerlendirmesi

Farklı kanser türleri, farklı kanser evreleri, hastaların ağrıya ve tedaviye verdikleri yanıtlar ve kişisel tercihler farklı olduğundan, kanser ağrı yönetimi hastaya özel uygulanmalıdır. Tüm hastalar ağrı olup olmadığı konusunda düzenli olarak taranmalıdır.

Ağrılar varsa, yatan hastalara daha sık sorulması ve hemşireye ya da doktora bildirmesi önerilir. Ağrı yoğunluğu 0 ila 10 arasında bir ölçekte değerlendirilir; 0 “ağrı yok” ve 10 “en kötü ağrı” arasındaki numaralarla belirtilebilir.

Hastalara yeterli analjezik (ağrı kesici) verilmesi gibi gereken müdahaleler yapılmalı ve ne zaman ağrıları olursa bu durumu hemşire ya da doktorlarına bildirmeleri için teşvik edilmelidirler.

– İlginizi çekebilir: Kanser ağrısı ve önemi

Ağrı Yönetimi

Moleküler biyoloji, sinir bilimi, farmakoloji ve anesteziyoloji alanlarındaki bilimsel gelişmeler sayesinde özellikle son otuz yıldır ağrıyı anlamaya ve tedavi etmeye yönelik çok fazla ilerleme kaydedilmiştir.

Araştırmacılar, ağrı reseptörlerini tespit etmişler ve ağrı sinyallerinin beyne iletilmesi sürecini açıklamışlardır.

Laboratuvardaki bu bulgular kanser hastalarının ağrılarının tedavilerinde daha etkili terapilere dönüşmüştür.

Kanser sebebiyle olan ağrılar şu yaklaşımlardan biri ya da birkaçı ile tedavi edilebilir:

• Ameliyat ile kanserin ortadan kaldırılması ya da tümörlerin mümkün olduğunca temizlenmesi, veya

• Radyoterapi, kemoterapi ve immünoterapi ile altta yatan kanseri kısmen veya tamamen tedavi ederek ağrı ile ilgili önemli miktarda rahatlama sağlanması,

• Direk ağrıya yönelik ilaçlar, girişimsel ve girişimsel olmayan tamamlayıcı yöntemler.

Palyatif Cerrahi / Radyasyon Tedavisi

Ağrı ve diğer şikayetleri azaltarak hastaların yaşam kalitesini sürdürebilmelerini sağlamak gibi palyatif amaçlarla radyoterapi kesinlikle yapılabilir.

Bağırsak tıkanıklığı, omurilik veya periferik (uç) sinirlerin sıkıştırılması veya organların sıkıştırılması gibi ağrıya sebep olan kanser komplikasyonlarını önlemek veya kontrol etmek için cerrahi müdahale yapılabilir.

Palyatif cerrahi ve radyoterapi hasta konforuna odaklanır ve çoğunlukla ileri evre kanserli hastalar bu yaklaşımlara ihtiyaç duyar.

Farmakolojik ve anestezi yaklaşımları

Ağrı kesici ilaçlar çeşitli kanserle ilgili ağrılar için verilebilir. Bu ilaçlar hastaların tercih ve bireysel seçimlerine göre verilir.

Bunlar arasında:

• Ağızdan hap şeklinde

• Transmukozal (ağızda emilerek kısaca tutulur)

• Rektal (makattan fitil)

• İntravenöz (serum şeklinde toplardamardan)

• Subkutanöz (cildin hemen altına enjeksiyon)

• Transdermal (deri yoluyla emilerek)

• Epidural olarak veya intratekal yolla (omuriliğin çevresindeki bölgeye)

Hafif ve orta şiddette ağrı

Aspirin ve ibuprofen gibi non-steroid anti-inflamatuvarlar ve parasetamol gibi opioid olmayan ağrı kesici ilaçlar, kas ve kemik ağrısı gibi ağrılar da dahil olmak üzere birçok hafif-orta şiddetli ağrıları kesmeye yardımcı olur.

Narkotik analjezik olarak da adlandırılan opioidler, kırmızı ve yeşil reçete ile satılan ve daha güçlü etkiye sahip ağrı kesicilerdir. Yukarıda saydığımız opioid olmayan analjezikler, daha şiddetli ağrıları kesmek için opioidler ve diğer tedaviler ile beraber verilebilir.

Şiddetli ağrı

Opioidler (morfin, fentanil, kodein, oksikodon, hidromorfon ve metadon gibi) kanser ağrılarını kesmede veya azalmada çok etkilidir. Bu grubun en iyi bilinen ilacı morfindir ve yaygın inanışın aksine morfin en güçlü opiod değildir.

Hastalar bu ilaçların bazen bağımlılık yapacağından korkmaktadır; ancak bu ilaçlar güvenlidir ve iyi tolere edilir. Biyoteknolojik yöntemlerle, keyif vericilikten ziyade ağrı kesici ve sıkıntı giderici kimyasallara dönüştürülmektedirler.

Opioidler uygun şekilde alındığında nadiren bağımlılık yapar.

İhtiyaca bağlı olarak opioidler, herhangi bir şiddetteki kanser ağrısında reçete edilebilir. Orta veya daha yüksek şiddette ağrıların tedavisinde, parasetamol veya steroid yapıda olmayan anti-inflamatuar ilaçlarla beraber veya ayrı verilebilir. Doktorunuz, kullanılan opiod miktarını ihtiyacınıza göre yakın takiple ayarlayacaktır.

Ani gelen şiddetli ağrılar (breakthrough pain)

Kanser hastalarının dönem dönem gün içinde ani başlayan şiddetli ağrılar çekebildikleri blinmektedir. Bu durumlar için hızlı etkili ve kolay uygulanabilir ağrı kesicilere ihtiyaç vardır.

Doktorunuz bu tarz ağrılar için ağızdan hap şeklinde alınan morfin gibi hızlı etkili bir analjezik verebilir. Bu kurtarma dozları hızla etki eder.

Genellikle rutin ağrı için düzenli olarak verilen ilaçlara ek olarak verilir.

Yardımcı analjezikler

Antidepresanlar, antikonvülzanlar ve steroidlerin başını çektiği bazı ilaçların, kanser ağrılarında faydalı olduğu bilinmektedir. Bu ilaçlar el ve ayk uçlarında karıncalanma, yanma hissi ve inflamasyonun neden olduğu ağrıların hafifletilmesine yardımcıdır.

– İlginizi çekebilir: Kemoterapiye bağlı Nöropatinin (sinir hasarı) teşhisi ve tedavisi

Sinir blokları

Akut (ani başlangıçlı) ve postoperatif (ameliyat sonrası) ağrı ile bazı kronik ağrı problemleri için, geçici sinir blokajları rahatlama sağlayabilir. Çoğunlukla sinirlerin çevresine bir lokal anestezi enjekte edilerek yapılır.

Anestezik ilaç beyine ağrı sinyalleri gönderilmesini keserek hızlı bir ağrı rahatlaması sağlar. Bu teknikler geçici veya kalıcı süreler planlanarak uygulanabilir.

Girişimsel radyologlar, anestezi veya algoloji uzmanları tarafından uygulanır.

Epidural ve intratekal pompalar: Çoğunlukla şiddetli, sürekli ağrı kesici ihtiyacı olan veya ağızdan alınan ağrı kesicilerle kontrol altına alınamayan durumlarda tercih edilir. Epidural veya intratekal pompalar bir kese içine taşınır ya da deri altına yerleştirilir. Bu sayede sürekli bir ilaç verilebilir.

Nörocerrahi Yaklaşımlar

Çoğu kanser ilişkili ağrılar ilaçlarla etkili bir şekilde yönetilebilir, fakat ilaç tedavisi yeteri kadar rahatlatmazsa veya yan etkileri bir sorun olmaya başladığında; farmakolojik olmayan yaklaşımlar genellikle etkindir.

Ağrının kontrol edilemediği durumlarda; omurilikte beynin ağrı uyarılarını iletmekten sorumlu olan sinirleri devre dışı bırakılarak nöroşirürji (beyin cerrahisi) teknikleri uygulanabilir.

Psikolojik yaklaşımlar

Kısa süreli psikoterapi, yapılandırılmış destek ve bilişsel-davranışçı terapi, hastaların baş etme becerilerini geliştirerek tedavilerin etkinliğini arttırmak mümkün olabilir. Kanser ve tedavisinin başlıca psikiyatrik komplikasyonlarının değerlendirilmesi ve iyileşme süreci için psikiyatrik destek alınabilir.

Tamamlayıcı tedaviler

Ağrı problemleri için tamamlayıcı yaklaşımlar, tedavinin herhangi bir aşamasında tedaviye dahil edilebilir. Bunlar arasında; gevşeme teknikleri, meditasyon, hareket terapileri, akupunktur, sanatsal tedaviler ve tıbbi ağrı kontrolü için masaj (refleksoloji) bulunur. Bu teknikler akut ağrıyı, akut süreç sonrası ağrı ve bazı kronik ağrı biçimlerini hafifletmeye yardımcı olabilir.

Sağlıklı ve mutlu kalın…

Sayfada yer alan yazılar sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Источник: https://www.drozdogan.com/kanser-agrisi-nasil-tedavi-edilir/

Ağrı Çekmek Artık Kanser Hastalarının Kaderi Değil

Kanser Tedavisinde Ağrı İle Yaşam Kader Değildir…
Uzm. Dr. Mehmet ÇELİK
Ağrı Polikliniği (Algoloji)
Memorial Şişli Hastanesi

Memorial Hastanesi Ağrı Polikliniği’nden Uz. Dr. Mehmet Çelik, kanser ağrılarının giderilmesi için uygulanan yöntemler hakkında bilgi verdi.

Kanser, yaşamı tehdit eden yönünün yanı sıra ciddi ağrı problemleri ile de yaşam kalitesini ortadan kaldırmaktadır. Kanser ağrılarının dindirilmesi için tedavi yoluna gidilmesi, hastanın yaşam kalitesini ve genel vücut direncini yükseltmekte, kanser tedavisine uyumunu artırmaktadır.

Kanser, çağımızın en korkulan sağlık problemlerinin başında gelmektedir. Günümüzde giderek daha fazla kanser türü özellikle erken tanı ve cerrahi tedavi, ilaç tedavisi, ışın tedavisi ya da diğer yöntemlerle eskisi kadar korkulan bir durum olmaktan çıkmıştır.

Ancak yine de hala tıbbın savaştığı başlıca sağlık sorunu olma özelliğini korumaktadır.

Kanser Ağrılarını Giderici Yöntemler, Kanser Tedavisi Üzerinde Ne Gibi Etki Yapmaktadır?

Kanser; hayatı tehdit eden yönünün yanında meydana getirdiği ciddi ağrı problemleriyle de yaşam kalitesini ortadan kaldıran bir durum.

Ne yazık ki kanser hastalarında ağrı, çoğu kez yeteri kadar ciddiye alınmamakta ve hastalığın kendisinin tedavisiyle uğraşan hekimler tarafından etkili yaklaşımlarla ağrı dindirilmesi yoluna gidilmemektedir.

Burada bir yanlış inanış kanserde ağrının kesilmesinin hastalığın seyri ile ilgili takipleri güçleştireceğidir. Oysa yapılan tüm çalışmalar kanserli hastanın ağrısını dindirmenin hastalığın seyrine ve hastanın yaşam süresi üzerine olumsuz bir etkisi olmadığını göstermektedir.

Hatta ağrının ortadan kaldırılması sonucunda yaşam kalitesinin yükselmesinin; hastanın kanser tedavisine uyumunu artırarak ve genel vücut direncini yükselterek çok olumlu katkıları olduğunu göstermektedir.

Kanser Ağrıları Nasıl Ortaya Çıkar?

Kanserde ağrı çeşitli nedenlerle ortaya çıkar. Bazen tümörün kendisi bir organa, sinire veya kemiğe baskı yaparak ağrıyı meydana getirir. Bazen de bir damara baskı nedeniyle dolaşım bozukluğuna bağlı ağrı ortaya çıkabilir. Kanserde önemli bir ağrı nedeni de kemoterapi, radyoterapi ya da cerrahi tedavi olarak adlandırılan tedavi yöntemlerinden kaynaklanan ağrılardır.

Kanser Ağrılarını Giderici Yöntemle

İLAÇ TEDAVİSİ: İster kanserin kendisine bağlı olsun, ister tedavi yöntemlerinin yan etkileri olarak ortaya çıkan ağrılar olsun pek çok kanser ağrısı türü ilaç tedavileri ve ilaç dışı tedavi yöntemleriyle etkili bir şekilde dindirilebilir.

Kanser hastalarının etkili ve yeterli ağrı tedavisine kavuşamamalarının en önemli nedeni bu konuda uzman olan ağrı hekimlerine ulaşamamalarıdır. Kanser ağrısı tedavisinde ilk seçenek ağrı kesici ilaçlardır.

Bu ilaçlar belli bir düzen içinde ve Dünya Sağlık Örgütü’nün basamak tedavisi adı verilen sistemine uygun olarak kullanılmalıdır. Basamak sistemine göre, öncelikle daha zayıf etkili ağrı kesici ilaçlar kullanılmaya başlanır. Ağrının durumuna göre giderek daha kuvvetli ağrı kesici ilaçlar verilir.

Burada önemli bir nokta ağrının hastalığın seyri ile ilişkisinin her zaman doğru orantılı olmadığıdır. Yani her zaman hastanın şiddetli ağrısının olması hastalığın ilerlediğinin bir bulgusu değildir.

SİNİR BLOKLARI: İlaçların ağrının dindirilmesinde yetersiz kaldığı veya çeşitli nedenlerle bu ilaçları kullanamayan hastalarda ilaç dışı tedavi yöntemlerine başvurulur. Ağrı sinirlerinin bloke edilmesi bu yöntemlerden biridir.

Tıpkı kanal tedavisiyle çürüyen bir dişin sinirinin ağrı iletmesinin önlenmesi gibi kanserli organın ağrı siniri çeşitli kimyasal maddeler uygulanarak duyarsızlaştırılabilir. Bu amaçla radyofrekans termokoagülasyon yöntemleri de kullanılabilir.

Bu işlem, ağrı sinirine yüksek frekanslı radyo dalgaları uygulanarak ağrı iletiminin engellenmesidir.

MORFİN POMPASI: Morfin pompası kanserli hastaların ağrılarını dindirmede en ileri yöntemdir. Bu yöntemde omurilikten ağrı ileten sinirlerinin yer aldığı boşluğa ince bir kateter yerleştirilir.

Ardından da cilt altına ilacın uygulanacağı port ya da pompa yerleştirilerek kateterin ucu buna bağlanır. Bu yöntemle çok daha düşük doz morfin ya da morfin benzeri ilaç kullanarak hastanın ağrısını etkili bir şekilde dindirmek mümkündür.

Üstelik kullanılan morfin dozunun minimuma inmesi nedeniyle hastalar morfine bağlı yan etkilerden uzaklaşırlar.

Kanser ağrısı ile ilgili gerçekler:

  • Kanser ağrısı dindirilebilir bir ağrıdır. Dünya Sağlık Örgütü’nün raporlarında tüm kanser ağrılarının %85-90’ının çeşitli ağrı tedavi yöntemleriyle kontrol altına alınabilir ağrılar olduğu belirtilmekte.
  • Pek çok kişinin korktuğunun aksine kanserli hastalarda morfin ve morfin benzeri ağrı kesici ilaçlar bağımlılık yapmaz.
  • Kanser ağrısında ilk seçenek ağrı kesiciler olsa da ağrı kesiciler yeterli gelmediğinde ağrıyla savaşmak için kullandığımız daha pek çok silahımız bulunmaktadır. Kanser ağrısını kesmek için HER ZAMAN DAHA FAZLASI MÜMKÜNDÜR.
  • Kanser tedavisi bir ekip işidir. Kanserde cerrahi tedavi; ilgili operaör doktorların, ilaç tedavisi ve radyoterapi onkolog doktorların uzmanlık alanıdır. Ancak kanserli hastaların her türlü ağrı tedavileri ağrı tedavisi ile uğraşan uzman hekimlerce yürütülmelidir.
Güncellenme Tarihi: 30 Nisan 2009Yayınlanma Tarihi: 30 Nisan 2009

Benzer Sağlık Rehberleri

Источник: https://www.memorial.com.tr/saglik-rehberleri/agri-cekmek-artik-kanser-hastalarinin-kaderi-degil/

Kanser tedavisinde ağrı ile yaşam kader değildir

Kanser Tedavisinde Ağrı İle Yaşam Kader Değildir…

Ancak ne yazık ki, kanser hastalarının yüzde 70-90’nı hayatlarının bir döneminde ağrıyla karşı karşıya kalıyor. Bu durum sadece günlük yaşamlarını değil, tedavilerinin de gidişatını olumsuz yönde etkileyebiliyor.

Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi’nde gerçekleştirilen “Kanser ağrılarının güncel tedavi yöntemleri” toplantısında modern tedavi yöntemleri konuşuldu. Yeni yaklaşımlarla artık ağrının daha gelmeden önlenebildiğine işaret edildi…

Kanser hastalığının kendisinden, tedavisinden veya eşlik eden diğer nedenlerden kaynaklı ağrılardan dolayı hastaların yaklaşık yüzde 20-25’i girişimsel ağrı (sinir blokları, ağrı pompası v.s.) tedavisine ihtiyaç duyabiliyor.

Çünkü ağrı, hastanın bütün fonksiyonlarını, vücudunun ahengini, psikolojisini bozuyor ve günlük yaşam faaliyetlerini sürdüremez hale gelebiliyor. Üstelik tedaviyi de olumsuz etkiliyor. Dolayısıyla, ülkemizde de her geçen gün artan kanserli hastaların hayatlarının yaşanabilir konforda sürdürebilmesinde ağrı kontrolünün çok önemli bir yeri bulunuyor.

Sağlık profesyonellerini bir araya getiren, “Kanser ağrılarının güncel tedavi yöntemleri” başlıklı toplantıda Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi’nde yapıldı.

Tanı ile birlikte ağrı kontrolüne başlanmalı

Kanserle savaşırken ağrı çekmenin hastanın kaderi olmadığının altını çizen Yeditepe Üniversitesi Koşuyolu Hastanesi Algoloji uzmanı Prof. Dr. İlhan Öztekin, ağrılarla her hastanın farklı şekilde ve şiddetle karşılaşabildiğine işaret etti. Ancak şiddeti ne olursa olsun kanser tanısı konulduktan sonra hastanın yaşam konforu için kesinlikle ağrı kontrolünün yapılması gerektiğini belirtti.

Kanser ağrıları genellikle ilerleyen ağrılar olduğundan ve hastalığa paralel olarak da artıyor. Hastalığın tedavisine yönelik tedavilerle birlikte, ağrı tedavisi yetkin bir hekim tarafından yapılmadığı sürece, ağrıyı bertaraf etmek mümkün olamıyor.

Dolayısıyla, hastanın, ilaca, yönteme güveni kalmadığı için de kısır döngü içine giriyor. Hastanın fizyolojisi, psikolojisi, yaşam kalitesi ve sosyal ilişkileri bozuluyor.

Artık modern ağrı tedavileri uygulanıyor

Geçmişte kanser ağrısı olan hastaların, morfin ya da diğer analjeziklerle ağrısı dindirilirken günümüzde bu yöntemin tamamen değiştiğini belirten Prof. Dr. İlhan Öztekin;

“Modern ağrı tedavisinde; başta Amerika Birleşik Devletlerinde olmak üzere uygulanan yeni bir uzmanlık dallı olan Integrative Onkoloji (Bütünleyici Tedaviler ile onkoloji) uğraşan hekimler ve Algolog (Ağrı Uzmanı)lar tarafından ağrının engellenmesine yönelik tedaviler, ağrı geldiğinde yapılan etkili, girişimsel tedaviler ve son olarak da ağrı uzaklaştıktan sonra vücutta yarattığı tahribatı onarmaya yönelik tedaviler olmak üzere 3 aşamada, kapsamlı ağrı tedavisi yapılabiliyor” diyor.

Ağrı kontrolü kanser tedavisinin başarısını yüzde 80 artırıyor

“Yapılan literatür çalışmalarında, kanser tedavisi gören bir hastada ağrı kontrolünün, kemoterapi ya da radyoterapi yöntemlerin başarısını yüzde 80 oranında artırdığı görülüyor” diyen Prof. Dr. İlhan Öztekin;

“Bu nedenle hastalar da tek başına ağrısıyla baş etmeye çalışmamalı mutlaka hekimiyle paylaşmalı. Her hastanın ağrı eşiği birbirinden farklı olabileceği için de, hekimlerin hastalarını bu konuda sorgulaması büyük önem taşıyor.

Kanser tedavisi multidisipliner bir tedavi gerektirdiği için kanser ile uğraşan tıbbi ve radyasyon onkologların ve diğer branşların, algoloji uzmanlarıyla (Özellikle Bütünleyici Tıp Eğitimi almış) birlikte hareket etmesi gerekiyor” diye konuşuyor.

Hangi yöntemlerle ağrı ile baş ediliyor?

Dünya Sağlık Örgütü ağrı kontrolünde basamak tedavilerini öneriyor. Buna göre;

İlaç tedavileri: 

Hastanın durumuna göre, basit ağrı kesiciler, yarı sentetik ama narkotik özelliği olan ilaçlar ve morfin ve benzeri kuvvetli ilaçlar kullanılabiliyor. Hastadan istenilen yanıt alınamadığı durumlarda ise girişimsel yöntemlere başvuruluyor.

Burada özellikle ABD’de uzmanlık dalı haline gelmiş olan Integrative (Bütünleyici) Onkoloji dalında uygulanan akupunktur, ozon tedavisi ve fitoterapi gibi geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları da diğer yöntemlerle birlikte uygulanabiliyor. Bu yöntemlerle hastaların yaşam kalitesinin arttığı görülüyor.

Sinir blokları uygulaması:

Bu yöntem de kendi içinde ikiye ayrılıyor. İlk yöntemle ilgili sinirlere lokal anestezik enjeksiyonları ile fizyolojik değişiklik yaparak ağrının geçici durduruluyor.

Diğer yöntemle ilgili sinirlere bazı (alkol, fenol gibi) ilaçlarla veya radyofrekans (ısı) ile sinir uçlarının kalıcı tahrip ediliyor. Bu yöntemlerin erken dönemde uygulanması ile ağrının ilerlemesinde, pek çok narkotik ağrı kesicilerin gereksiz kullanımında ve yan etkilerinin önlenmesinde yardımcı oluyor.

Omurilikte ağrı pompası uygulaması:

Özellikle uzak metastazları ve yaygın ağrıları olan hastalarda Omurilik seviyesinde merkezi sinir bloklarla ve cilt altına kalıcı pompa yerleştirerek hedefe yönelik daha düşük dozda ama daha etkin ağrı tedavisi yapılabiliyor.

Kanserin riskini azaltan ve kansere iyi gelen yiyecekler

Источник: https://indigodergisi.com/2018/10/kanser-tedavisinde-agri/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.

    ×
    Рекомендуем посмотреть