Kanser Tedavisinde Beslenme: “Doğal” Olan Her Zaman “Zararsız” Mı?

Kanser Hastaları Nasıl Beslenmeli ve Takviye Almalı?

Kanser Tedavisinde Beslenme: “Doğal” Olan Her Zaman “Zararsız” Mı?

Kanser hastaları için beslenme ve fitoterapi oldukça önemli. Çünkü tedavinin kalitesini, etkinliğini ve hastanın yaşam süresini değiştirebilir. Bu yazıda uzun süredir çalıştığım onkoloji beslenmesinin ayrıntılarını paylaştım.

Kanser ölüme sebebiyet veren hastalıklar listesinde yukarılara tırmanmaya devam ediyor. Tedavi seçenekleri artmasına rağmen gördüğüm büyük bir sorun var. Kanser beslenmesi ve fitoterapisi hala büyük bir tabu.

Hastalar karmaşık olduğu için çok az diyetisyen konuyla ilgileniyor. Fitoterapi alanındaki hekimler ise birkaç isim haricinde destekleri etkileşimler dolayısıyla kullanmıyor.

Onkolog arkadaşlarım alanları ile ilgili oldukça fazla bilgiye sahipken destekler ve beslenme konusundaki fikirler “normal hayatına devam et” kıvamında oluyor.

Ama hastalar için durum çok farklı. Yaşam süresini uzatacak hatta ve hatta tedaviyi daha etkin hale getirerek hastalıktan kurtulmaya yardım edecek beslenme ve fitoterapi destekleri onlar için çok önemli. Tek sorun doğru kullanmak ve uygulamak. Bu konuda bana çok soru gelmesi sebebiyle artık geniş bir rehber hazırlama isteği duyuyorum.

Bu yazıda kanser hastaları nasıl beslenmeli? sorusunun cevabını verecek ve kanserli bireylerde fitoterapi desteklerinden bahsedeceğim.

Hazırsanız başlıyoruz!

Kanser hastaları ne yemeli, ne yememeli?

Konuya beslenme ile başlamak istiyorum ama tek başına beslenme bile oldukça fazla ayrıntıya sahip. Çünkü kanser hastalarının yaşam süresini değiştiren etkenlerden biri de beslenme.

Size durumun önemini şöyle açıklayayım. Kanser hastalarının %50’si hastalık sırasında vücut ağırlıklarının %5’ini kaybediyor ve yine hastaların %20’si hayatlarını bu sebeple kaybediyor (1, 2).

Yani konu şu noktaya geliyor. Kanser hastalarının yaşam süresini ve kurtulma şansını yapılan tedaviler (kemoterapi, radyoterapi, cerrahi ve benzeri), beslenme ve fitoterapi belirler. Yaşam kalitesine gelmedik tabi. Çünkü yaşanılan sürenin niceliğinin yanında niteliği de önemli.

Kanser tedavilerinde yapılan şey genel olarak zararlı ve hızlı çoğalan hücreleri temizlemektir. Bu noktada kanserli hücrelerin yanında sağlıklı hücreler de zarar görür ve hasta ciddi yan etkiler ile boğuşur. Bunu engellemek süreci rahatlatır kişiyi mutlu eder yani yaşam kalitesi artar.

Tamam artık süreci anladık. Gelin biraz daha derinlere inelim ve ayrıntıları görelim.

Kanserli hastalarda kalori alımı

Kalori alımı kanserin teşhisi ve tedavi planlamasından sonra ilk incelenmesi gereken durum. Çünkü araştırmalar gösteriyor ki normal kilolu kanser hastaları (vücut kitle indeksi 18-25 arasında olan) aşırı kilolu veya zayıf hastalardan daha az zarar görüyor ve ek problem yaşıyor (3).

O zaman kalori alımını kiloya göre ayarlayıp hastayı doğru şekilde beslemeli ve enerji sağlamalıyız. Zira kanser hücreleri hızlı ve verimsiz olan oksijensiz enerji üretmi sebebiyle çok daha fazla yakıt harcarlar. Bu durum bireylerin süreç içerisine zayıflamasına ve güçsüz düşmesine neden olur.

Sorunu engellemek için ise çözüm kalori alımını arttırmaktır. Tam bir görüş olmamasına rağmen kanserli bireylerde kilo başına 25-35 kcal enerji alımı gereklidir.

Eğer hasta aşırı kiloluysa bu değer 18-20 kcal/kg sınırına çekilebilir. Aynı şekilde hipermetabolik durumlarda indirekt kalorimetre ile ölçüm yapılabilir.

Kanserli hastalarda protein tüketimi ne kadar olmalı?

Protein bedenin her noktasında görev alır, kasların yapısına katılır ve ana gövdeyi oluşturur.Bu nedenle hiçbir zaman bir bireyin protein yıkımı yapmasını istemeyiz.

Ayrıca proteinler kanserli bireylerde farklı bir önem kazanır. Bunun sebebi “kaşeksi sendromu” adı verilen özel bir problemdir. Mekanizma ise çok basit.

Kanserli hücreler normalden daha fazla enerji harcar. Normal bireylerde enerjiyi karşılamak için yağlar parçalanırken kanserli hastalarda glikoz ihtiyacı ağır bastığı için vücutta “glikoz üretim çağrısı” oluşturulur.

Glikoz üretimi için ise tek bir kaynak vardır. Proteinler!

Doku proteinleri parçalanarak glikoz üretilir. Kanser yayıldıkça daha fazla protein yıkılır ve daha çok kas kaybı oluşur. Yani vücut kanserli hücrelerin yayılması için kendini içten içe parçalamaya başlar. İşte “kanser hastaları neden zayıflar?” sorunun cevabı!

Tanıda hekimin inflamasyon mediatörlerini kanda tespit ederek müdahale etmesi yeterlidir.

Nedenini bilmiyorum ama bu tetkikler ülkemizde rutin olarak uygulanan bir şey değil.

Sonuç olarak kişinin böbrek fonksiyonları, kas kütlesi göz önünde bulundurularak alınması gereken günlük protein miktarı belirlenmeli. Bu rakam genel olarak takip ettiğim hastalar için kilo başına 1-1,5 gr oluyor (4).

Eğer kaşeksi, hipermetabolik bir durum veya protein kaybedilen enteropati var ise bu miktar hekim kontrolünde 2-2,5 gr/kg sınırına kadar çekilebilir (5). Aksi halde vücut kaşeksiye girecek ve zayıflayacaktır.

Sorun görünüm değil sağlık. Çünkü azalan kas kemiklerin güçsüzleşmesine hastanın bağışıklık sisteminin zayıf düşmesine neden olur.

Sonuç yatağa bağlı kalmak.

İşte tipik bir kaşeksi görüntüsü. Kasların nasıl azaldığını görüyorsunuz değil mi? Bunu yavaşlatmak mümkün!

Kanserli bireylerde karbonhidrat ve yağ tüketimi

Klinikte hastalarımın beslenmesini düzenlerken ilk yaptığım şey kalori alımını ve protein düzeyini belirlemek oluyor. Ardından kalan kaloriyi kişinin ihtiyacına göre karbonhidrat ve yağ tüketimine ayırıyorum.

Burada önemli bir hatırlatma yapmam gerek. Ben her zaman düşük karbonhidratlı beslenmeyi tavsiye etsem de kanserli hastalar bir istisna. Çünkü metabolik süreçleri normalden farklı işliyor ve düşük karbonhidratlı beslenme -özellikle de ketojenik diyet– sadece seçilmiş hasta gruplarında uygulanabilir. O da hastane şartlarında.

Dolayısıyla “her derde deva” düşüncesiyle kanser hastasına genel geçer bir uygulama olarak düşük karbonhidratlı besinler önermek oldukça tehli ve mantıksız.

Peki hangi durumlarda karbonhidrat yada yağ miktarı arttırılmalı?

Bu soruyu özellikle diyetisyen arkadaşlarım soruyor. Çünkü net bir formül yok. Durum ve ayarlama genel olarak bağırsak motilitesi, enerji ihtiyacı ve medikal tedavinin yan etkileri ile ilişkili.

Sizin için bir tablo hazırladım. Hangi durumlarda yağ hangi durumlarda karbonhidrat tüketimini arttırmanız gerektiğini buradan görebilirsiniz.

Yağ alımını arttırın Karbonhidrat alımını arttırın
Yemeklerden koku alma Kabızlık
İştah azalması İshal
Kilo kaybıKilo artışı
MukozitBulantı ve kusma

Pek tabi yukarıdaki liste uzatılabilir ve her durumda geçerli olmayabilir. Burada onkolog ile beslenmeyi düzenleyen uzman ilişkide olmalı ve sürekli olarak düzenleme yaparak hastayı stabil tutmalı.

Destek ürünler: Ne zaman ve nasıl?

Kanser hastaları tanıdan sonra toplumun yargıları ve yanlış düşünce yapısı sebebiyle ölüm korkusu ile karşılaşıyorlar. Bu çok doğal ve ardından savunma mekanizmaları gelişmeye başlıyor.

Gördüğüm en belirgin savunma mekanizması ise destekler ve bitkisel ürünler ile mucize arama çabası. Yani “bir ot/karışımı yaptık amcamın kanseri geçti” söylemleri artık her zamankinden daha sık söylenir oldu.

Peki hangi destek ne zaman kullanılmalı? sorusunun cevabını biliyor muyuz? Tabi ki evet! İşte sık kullanılan bazı destekler ve klinik kullanım alanları.

Arjinin: Esansiyel olmamasına rağmen metabolik duruma göre dışarıdan alıma ihtiyaç duyulabilir. Arjinin bağışıklık sistemi hücrelerini aktive edici ve yara iyileşmesini hızlandırıcı etki ile sürece yardım edebilir.

Bu özellik opere olan (ameliyat) kanser hastalarının daha hızlı ve sorunsuz iyileşmesine yardım eder (6).

Balık yağı veya omega-3 yağ asitleri: Aşırı inflamasyon oluşturan (lökotrien-4 serisini ve prostoglandin E2) yapıları baskılar. Böylece omega-3 yağları hastanın kilo kaybetmesini ve bağışıklık sisteminin zayıflamasını engeller.

Glutamin: Dokularda en çok bulunan aminoasit olması sebebiyle ayrı bir değere sahiptir. Özellikle kanserli hastalarda sık zarar gören ve hızlıca yeniden yapılması gereken makrofaj (bağışıklık hücresi), enterosit (bağırsak hücresi) gibi yapıların üretilmesine yardım eder.

Bu özellikle radyoterapi ve kemoterapi sırasında zarar gören bağışıklık, sindirim gibi sistemlerin korunmasını ve fonksiyonlarının geri döndürülmesini sağlar (7, 8). Zaten artık birçok kanser destek ürününde glutamini görüyoruz.

Kemoterapi yada radyoterapi sırasında nasıl beslenmeli ve destek almalı?

Bu konu kanser hastaların tedavi aralarındaki beslenmesinden daha önemli. Çünkü büyük riskler taşıyor. Sebep ise tamamen kemoterapi ve radyoterapinin mekanizması ile alakalı.

Birçok kemoterapi ajanı vücuda girdikten sonra farklı metabolitlere parçalanır ve farklı mekanizmaları aktive eder. Alınan destekler hiç tahmin edemeyeceğiniz reaksiyonlar oluşturarak verilen tedavinin etkisiz yada zararlı hale gelmesine neden olabilir.

Çok sevdiğim bir örneği bu noktada paylaşmak istiyorum. Konu balık yağı. Çok sevdiğim onkoloji uzmanı Dr. Atakan Demir ile konuşurken balık yağı hakkındaki fikrimi sordu. Cevabım bir çırpıda “bir şey olmaz ama bakalım” minvalindeydi.

Sonrasında literatür tararken gördüm ki o çok zararsız balık yağı birkaç kemoterapi ilacına karşı hücreleri duyarsız hale getiriyor. Yani tedavinin etkisiz kalmasına neden oluyor (9, 10). Bu ne demek biliyor musunuz?

Hayat kurtarabilecek nitelikteki on binlerce liralık ilaçların hiçbir işe yaramaması! Durum korkunç biliyorum!

E ne yapalım?

Tedavinizi düzenleyen hekim ile görüşün ve kendisi ile organize çalışan birisini bulun. Kullandığınız ilaçlar ile uygun destekleri aldığınıza ve güvende olduğunuza emin olun.

Kesinlikle aktarın verdiği, komşunun önerdiği veya üstün körü elinize tutuşturulan destekleri kullanmayın. Sonuç çok ağır olabilir.

Sorularınız olduğunu biliyorum. İşte o sorular ve cevapları.

Kanser hastaları tatlı yiyebilir mi?

Kesinlikle evet. Bu konuda hiçbir kısıtlama yok. Yalnız dikkat edilmesi gereken şey kronik hastalarda oluşan insülin direnci. Vücudun girdiği metabolik stres ile beraber oluşan insülin direnci kan şekerinin yükselmesine neden olur.

Tatlı tüketiminde bu durum daha da kötüleşir ve artan kan şekeri ek yük oluşturur. Dolayısıyla kararında ve doğru hastalarda tatlı tüketiminin herhangi bir sakıncası yoktur.

Kanser hastaları bal yiyebilir mi?

Bal çok değerli ve iyi bir bileşimde olduğunda çok faydalı bir besin. Ama burada önemli bir ayrıntı var. Bitkilerin polenleri ve etken madde havuzu.

Arılar dolaştıkları bitkilerin polenleri ile bal oluştururken geniş bir karışım yaparlar. Dolayısıyla tedavi sırasında -özellikle kemoterapi- tüketilen bal içerisindeki aktif kimyasallar sebebiyle hastaya zarar verebilir.

Tavsiyem tedavi bittikten bir süre (ilaca bağlı olarak) sonra bal tüketmeye başlamak veya tedaviden bir süre önceye kadar bal tüketmek. Ayrıca alınan balın gerçekten “kaliteli” olduğundan emin olmak gerekiyor.

Kanser hastaları süt içebilir mi?

Cevabımı en baştan vereyim. Evet. Ama bu cevap ne yazık ki her zaman geçerli değil. Çünkü süt ürünleri özellikle tedavi sırasında hastanın bozulan sindirim sistemi sebebiyle bağırsaklarda mayalanır ve ciddi bir gaz oluşumuna neden olur.

Zaten bozulan dışkılama işlevi daha da kötüleşir ve hastanın ciddi ağrı çeker. Hatta hastaneye başvurur.

Dolayısıyla süt eğer hastayı rahatsız etmiyorsa küçük miktarlar tüketilerek denenmelidir. Aktif tedavi sırasındaki tavsiyem ise tamamen süt tüketimini kesmeniz yönünde. Kefir ve yoğurt gibi mayalanarak laktozu azaltılmış besinler ayrıca diyete eklenebilir.

Kansere iyi gelen bitkiler: Tuzak mı?

Fitoterapi çok önemli bir bilim ve kanıta dayalı olarak uygulandığında amaçlarımıza hizmet edebilir. Ama mucize yaratma algısı insanları önemli bir tuzağa itiyor!

Bu tuzak iyileşme çabasının bir sonucu. Yani bir bitkiyi kaynatacaksın ve yıllarca araştırma yapılan bir kemoterapi ajanından daha iyi etki alacaksın öyle mi?

Kesinlikle hayır! Bunu bir fitoterapi uzmanı olarak söylüyorum. Evet, evet doğru duydunuz. Fitoterapi bir bilimdir ve doğru kullanılmalıdır. Hiçbir zaman mucize vaad etmez. Ama tedavide kullanılabilir.

Peki nasıl?

En güzel örnek zencefil. Biliyorsunuz kemoterapi alan hastaların en büyük düşmanı kusmadır. Hastaların uzun süre aç kalmasına, sıvı ve elektrolit kaybetmesine neden olur. Yaşanan kusma atakları hem ek sorunlar oluşturur hem de hastanın yaşam kalitesini düşürür.

Zencefil ise ciddi bir bulantı-kusma engelleyicidir. Yıllar boyu kullanılan bu destek şimdilerde bazı kemoterapi kürleri esnasında bulantıyı engellemek için denenmiş ve etkili görülmüştür (11).

Muazzam bir veri! İşte fitoterapi bu ve bu şekilde kullanıldığında size değer katar. Aksi durumlar sizi mutsuz edecektir emin olun.

Artık kanser hastaları neler yemeli? sorusunun cevabını biliyorsunuz. Konuyla ilgili aklınıza takılanları yorumlar aracılığı ile benimle paylaşabilirsiniz.!

Источник: https://www.fitekran.com/kanser-hastalari-nasil-beslenmeli/

Kanser tedavisinde beslenme: “Doğal” olan her zaman “zararsız” mı?

Kanser Tedavisinde Beslenme: “Doğal” Olan Her Zaman “Zararsız” Mı?

V Amerikan Hastanesi Beslenme ve Diyet bölümünden Uzm. Dyt. Tuğçe Aytulu, 4 Şubat Dünya Kanser Günü kapsamında çağımızın yaygın hastalıklarından kanserin tedavisi sırasında beslenmenin önemine vurgu yapıyor. Uzm. Dyt.

Tuğçe Aytulu: “Kemoterapi alırken fazla greyfurt ve nar suyu içmek yarardan çok zarar getirebilir. Kaynatılarak veya tablet formunda bilinçsizce kullanılan bazı bitkiler, karaciğer enzimleri gibi kanda bazı değerlerin artmasına neden olup, kemoterapinin aksamasına bile sebep olabilir.

Bu durumda her ‘doğal’ olana ‘zararsız’ demek yanlış olur”.

Ameliyat, kemoterapi, radyoterapi, immünoterapi gibi yöntemlerin tek başına veya birlikte kullanıldığı kanser tedavisinde, hasta ve yakınlarının kontrolünde seyreden beslenmenin büyük önem taşıdığını belirten V Amerikan Hastanesi Beslenme ve Diyet bölümünden Uzm. Dyt.

Tuğçe Aytulu; “Tedaviler sırasında doğru beslenme yöntemlerini bilmek hastanın tedaviyi rahat geçirmesi ve konforu açısından oldukça önemli. Ancak bazı durumlarda hasta ve yakınları doğru beslenmeyle yetinmeden, destek ürünler, bitki kürleri gibi yöntemlere yönelebiliyor.

Bilinçsizce veya kulaktan dolma bilgilerle uygulanan yöntemler, hastanın tedavisinin daha da zorlaşmasına neden olabiliyor.

Örneğin kemoterapiye bağlı bulantılar yaşanırken kaynatılmış bazı bitki sularının tüketilmesi bu bulantıların daha da artmasına neden olabiliyor” diyor.

Hastaların tedaviye destek olduğuna dair bir kanıtın olmadığı veya içinde ne olduğundan emin olunmayan bitki özleri gibi ürünlerden uzak durması gerektiğine vurgu yapan Uzm. Dyt. Tuğçe Aytulu şöyle devam ediyor: “Bazı bitkiler ve gıdalar kemoterapilerle etkileşime girebiliyor.

Bu durumda tedavinin etkisi bozulabiliyor. Örneğin greyfurt ve narın içinde bulunan bazı maddeler çoğu kemoterapi ajanıyla etkileşiyor ve ilaçların etkilerini istenmeyen şekilde artırabiliyor veya azaltabiliyor.

Dolayısıyla kemoterapi alırken aynı esnada çok miktarda greyfurt ve nar suyu içmek yarardan çok zarar getirebiliyor”.

Kanser tedavisinde hastaya ve ‘hedefe yönelik’ beslenme rejimi uygulanmalı

Bitkiler “doğal” ama “zararsız” mı?

Kaynatılarak veya tablet formunda bilinçsizce kullanılan bazı bitkilerin kanda karaciğer enzimleri gibi bazı değerlerin artmasına, hatta kemoterapinin aksamasına bile sebep olabileceğine değinen Aytulu: “Her ‘doğal’ olana ‘zararsız’ demek yanlış olur.

Birçok ilaç da aslında bitkilerden elde edilmektedir. Ancak bu ilaçlarda doz, kullanım şekli, olabilecek yan etkiler bilinir. Doktorlar bu yan etkilerle karşılaştıklarında ne yapacaklarını bilir. Ama bitkisel ürünlerde doz, yan etki gibi önemli noktalar soru işaretidir.

Bu sebeple bilinçsizce tedavi edici amaçlarla kullanılmamalıdır” diyor.

Vinka alkoloidleri gibi bitki kökenli ilaçların kanser tedavisinde kullanıldığını belirten Aytulu, sözlerine şöyle devam ediyor: “Herhangi bir diyet modelinin herhangi bir kanser türünü tedavi ettiğine yönelik hiçbir kanıt bulunmuyor. Bazı kanser türlerinin önlenmesinde beslenme şekli son derece önemli yer tutuyor.

Kanser tedavisi sırasında bazı yan etkilerin azaltılmasında beslenme önemli yer taşır. Kanser tedavisinden sonra sağlıklı beslenme sürdürülmelidir. Örneğin sağlıklı kiloda olmak meme kanserinin tekrarlamasını önlemede yardımcı faktörlerden biridir.

Ancak sadece beslenmenin kontrol edilmesi ve egzersiz yapmamak, sigara içmek gibi diğer faktörlerin önemsenmemesi, kanserden korunmak için tek başına yeterli olmayabilir.”

Doğru beslenme kanser tedavisinde başarıyı arttırıyor

Aytulu kanserden korunmak için beslenmede dikkat edilmesi gerekenleri ise şöyle sıralıyor:

  • Her türlü sebze çeşidini içeren bir beslenme şekli benimsenmeli. Haftanın bazı günlerinde kuru baklagiller tercih edilmeli.
  • Günde en az 5 porsiyon her renkten olan sebze ve meyvelerden tüketilmeli. Farklı renklerdeki sebze ve meyveler fitokimyasallar olarak bilinen sağlığı geliştirici öğeler içerir. Örneğin turunçgiller, koyu yeşil yapraklı sebzeler ve sarı kök sebzeleri karışık olarak gün içinde kullanılmalı.
  • Her gün yüksek posa içeren kuru baklagil, tam tahıllı ekmek ve tahıl çeşitleri tercih edilmeli.
  • Özellikle hayvansal kaynaklı yüksek yağlı gıdalar sınırlanmalı. Az yağlı süt ve süt ürünleri tercih edilmeli. Buğulama ve haşlama gibi düşük yağlı pişirme teknikleri kullanılmalı.
  • Tuzlanmış, tütsülenmiş ve salamura gıdalar daha az tercih edilmeli.
  • İdeal kilo korunmalı ve fiziksel olarak aktif olunmalı.
  • Alkol tüketimi azaltılmalı.
  • Gıdalar güvenli ve sağlıklı yöntemlerle saklanmalı.
  • Marketten alışveriş yaparken gıdaların çeşitliliğine dikkat edilmeli.
  • Dengeli beslenmediğini düşünen hastalar diyetisyen yardımı almalı.

Источник: https://www.medikalakademi.com.tr/kanser-tedavisinde-beslenme-dogal-olan-her-zaman-zararsiz-mi/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.