Kanser Tedavisinde Genetik Haritalama Dönemi

içerik

Kanserde gen tedavisi

Kanser Tedavisinde Genetik Haritalama Dönemi

Yazı Boyutu:

Küçült

Sıfırla

Büyült

28.03.2018

Kanser hücresel anlamda genetik bir hastalık olarak düşünülebilir. Hücrenin çoğalmasını ve diğer hücrelerle ilişkisini kontrol eden genlerde meydana gelen mutasyonların (hasarların) birikmesi kanser oluşumuyla sonuçlanır.

Kanser oluşumunda kritik rol oynayan 3 gen tipi vardır. Bunlar onkogenler, tümör baskılayıcı genler ve metastaz baskılayıcı genlerdir.

Onkogenler, hücrenin normal şartlarda çoğalmasını kontrol eden genlerin (protooncogenes) mutasyona uğramasıyla oluşur.

Tümör baskılayıcı genler, hücrenin kontrolsüz büyümesini engellerler.

Metastaz baskılayıcı genler ise hücrenin normal olmayan koşullarda başka doku ve organlara göç etmesini önleyen mekanizmaları yönetir.

Onkogenlerin aktivitesinin artması ve tümör baskılayıcı genlerin fonksiyonlarını yerine getirememesi kanserleşmeye neden olur. Gen tedavilerinde amaç, kanserleşmeye neden olan genleri modifiye etmek, çıkarmak ve sağlıklı genleri eklemek suretiyle kanserli hücrenin ortadan kaldırılmasıdır.

Gen tedavisi ile genetik değişimi hedef alan tedavi farklı kavramlar mıdır?

Gen tedavileri ile genetik değişimleri hedef alan tedaviler aynı şey değildir!

Gen tedavileri, bir hastalığa sebep olan bir genin veya genlerin sağlıklı genlerle değiştirilmesidir ve gen düzenleme (gene editing) olarak adlandırılır.

Genetik değişimleri hedef alan tedavilerde ise – ki bunlara hedefe yönelik akıllı ilaç diyoruz – hasarlı gen değiştirilmez; hasarlı genin hasarlı bir hücresel ürün (reseptör, büyüme faktörü gibi) üretmesi engellenir.

Gen tedavilerinin, bir genetik bozukluğu tamamen bitirme potansiyeli varken, genetik değişimleri hedef alan akıllı ilaçlar sadece hastalığı kontrol altına alabilir (örneğin tümörün küçültme, büyümesini engelleme gibi).

Gen düzenleme tedavilerine en iyi iki örnek – aşağıda da detaylı işleyeceğimiz – CRISPR/CAS9 tekniği ve cilt kanseri malign melanoma karşı geliştirilmiş olan onkolitik virüs aşısı Talimogene'dir.

Genetik değişimleri hedef alan akıllı ilaçlara iyi bir örnek, 2017 yılının onkoloji alanında önemli gelişmelerinden biri sayılan TRK füzyonuna karşı Larotrectinib'tir. Bununla birlikte genetik değişimleri hedef alan akıllı ilaçların tarihi 1990'lı yılalra dayanmaktadır (meme kanserinde Her2 reseptöre karşı Herceptin 1996'da FDA onayı almıştır).

Kanserde gen tedavilerini 6 ana başlık altında toplayabiliriz

1.Kanser hücrelerinin ilaca daha “duyarlı” hale getirmek. Bu amaçla kanser hücresine gönderilen gen ile uygulanan tedavilerin etkinliği artırılmaya çalışılır. Güncel çalışmalar kanserli hücrelerin radyoterapiye gösterdiği direnci yenmeye yöneliktir.

Bu konuyla ilgili yapılan bir araştırmada kanser hücrelerine “virüs” aracılığıyla gen aktarımı yapılmış ve bu aktarımın sonucunda kanser hücrelerinin radyoterapiye karşı direnç gösteremedikleri belirlenmiştir.

Bu tip çalışmaların halen güvenilirliği ve etkinliği test edilmektedir.

2.Bağışıklık hücrelerine “gen tedavisi” uygulayarak kanser hücrelerine daha güçlü saldırmasını sağlamak. Kanserin 10 temel özelliğinden biri kanser hücrelerinin bağışıklık sistemine görünmez olmayı öğrenmesidir.

Bu amaçla bağışıklık sistemi hücreleri hastadan alınarak laboratuvar ortamında bir takım gen aktarımlarla “eğitilerek” kanserli hücreye atak yapması sağlanır. Bu konuda umut verici çalışmalar T hücrelerinden gelmektedir. T hücrelerin bağışıklık sisteminde aktif rol alan en önemli hücre çeşitleridir.

Gen aktarımıyla “silahlandırılan” T hücreleri kanserli hastaya farklı kemoterapi ilaçlarının kombinasyonuyla verilmiştir. Klinik çalışmalar halen sürmekte olup hastaların çoğunda tümör büyümelerinde yavaşlama gözlemlenmiştir.

3.Kanserli hücreleri koruyan mekanizmaları ortadan kaldırmak. Normal hücrelerde DNA hasarı meydana geldiği takdirde P53 adı verilen tümör baskılayıcı gen aktif hale gelerek hücre bölünmesini durdurur ve hasarı tamir etmeye çalışır.

Eğer hücredeki hasar tamir edilemeyecek boyutlarda ise apopitoz dediğimiz programlanmış hücre ölümüyle hücre ortadan kaldırılır. İnsanda meydana gelen kanser türlerinin yüzde 50 sinde p53 geninin mutasyona uğradığı bulunmuştur.

Yani mutant P53 genine sahip kanser hücreleri olması gerektiği gibi programlı hücre ölümüne uğramazlar. Araştırmacılar kanser hücrelerindeki bozuk p53 genini sağlıklı p53 geniyle değiştirerek kanser hücresinin bir nevi “intihar” etmesini amaçlamışlardır.

Sağlıklı geni hücre içine aktarmak için sadece kanserli hücrenin içine girebilen virüsler “taşıyıcı” olarak kullanılmıştır. Bu amaçla üretilen ilaçlar Çin’de üretilen Gendicine ve Advexin adlı ilaçlardır. İki ilaç da Amerikan İlaç Dairesi FDA’dan onay alamamıştır.

Temel problemler bağışıklık sisteminin virüslere saldırması, virüslerin kontrolden çıkıp enfeksiyonlara neden olmasıdır. Son yıllarda non-viral taşıyıcılar (yağ damlacıkları) ile sağlıklı genin kanser hücresine ulaştırılması hedeflenmektedir. Klinik araştırmalar halen sürmektedir.

4.Virüslerin “genetik tekniklerle” modifiye edilip kanserli hücreyi hedef alacak hale getirilmesi. Daha önceki yazılarda bahsettiğimiz gibi onkolitik virüsler kanserli hücreyi hedef alan ve yok eden organizmalardır.

Araştırmacılar virüslerin genetik bilgilerini değiştirerek kanserli hücreyi atak yapacak şekilde programlamışlardır. Bu bağlamda tasarlanan ve geçtiğimiz ay FDA onayı alan ilk “tedavi edici” onkolitik virüs aşısı Talimogene laharparepvecdir.

Cerrahi müdahalenin olanaksız olduğu melanoma (deri kanseri) tedavisinde kullanılmaktadır.

5.Yeni nesil “ön ilaç” tedavileri ile spesifik olarak kanser hücresini hedef almak. Bu tedavilerde öncelikle kanser hücreleri belli genlerle manipüle edilir. Manipüle edilen kanser hücreleri vücuda verilen bir ön ilacı farklı bir moleküle dönüştürme yeteneği kazanır. Bu dönüşüm sonucunda kanser hücresinin kendi kendini yok etmesi amaçlanır.

Ön ilaç normal hücrelere herhangi bir zarar vermez. Özellikle beyin tümörlerinde umut vadeden çalışmalar vardır. Fareler üzerinde yapılan bir araştırmada kanserli hücrelere gen aktarımı yapıldıktan sonra ön ilaç (ganciclovir) verilmiştir.

Kanserli hücreleri bu ilacı farklı bir moleküle dönüştürdüğü ve bu dönüşüm sonucunda kanser hücrelerinin canlılıklarını kaybettikleri görülmüştür.

6. CRISPR/CAS9 gen düzenleme teknolojisi: 2013 yılında tüm dünyaya adını duyuran crispr/cas9 gen düzenleme teknolojisi, bakteri ve virüsler arasındaki etkileşimlerin araştırılması sırasında bulunmuştur. Virüsler bakterilere saldırırken, bakteri yüzeyine tutunur ve bakteriye kendi DNA’sını enjekte eder.

Bu virüs DNA’sı, bakterinin genetik yapısına girerek virüslerin üretilmesine neden olur. Bakteriler bu duruma karşı bir korunma mekanizması geliştirmişlerdir. Bakteri virüs DNA’sını tanımladığında cas9 enzimi yardımıyla keser. Bu kesilen virüs DNA parçası crispr olarak adlandırılır.

Bakteri, bu DNA parçasını kendi genetik yapısına aktararak bir nevi virüs DNA’sını hafızasında tutar. Böylece aynı virüs bakteriye saldırdığında virüse karşı daha hızlı savunma gerçekleştirir. Yani crispr/cas9 sistemini bakterinin bağışıklık sistemi gibi düşünebiliriz.

Özetle crispr, bakterilerde doğal olarak bulunan ve cas9 enzimi ile birlikte bakterilerin virüslere karşı savunma sistemini oluşturan gen bölgesidir. Araştırmacılar crispr/cas9 sistemini gen düzenlemede kullanılabilecek şekilde tasarlamıştır.

Bilindiği üzere kanserin temel sebebi genlerde meydana gelen hasarlardır.

Crispr tekniği ile mutasyona uğramış gen dizisi çıkarılabilir ve/veya hatalı protein kodlayan genlerin, doğru protein kodlayan genlerle yerleri değiştirilebilir. Böylelikle kanser yapıcı mutasyonlar ortadan kaldırılabilir.

Aynı zamanda bağışıklık sistemi savaşçı hücreleri olan T hücreleri crispr ile programlanarak kanser hücresine daha etkili saldırması sağlanabilir.

Tüm crispr cas9 haberlerine şuradan ulaşabilirsiniz.

Önemle vurgulamak gerekir ki gen tedavilerinin halen klinik çalışmaları sürmektedir. Kanserin ortaya çıkış nedenlerini hedef aldığından dolayı bu çalışmalar büyük umut vaat etmektedir.

İlginizi çekebilir: TRK adlı genetik değişimi hedef alan bir ilaç, ilk kez olarak hem farklı kanserlerde hem de çocuk ve yetişkinlerde etkili: Larotrectinib

Sağlıklı ve mutlu kalın…

Kaynak:1. Amer MHGene therapy for cancer: present status and future perspective.Mol Cell Ther. 2014 Sep2. Sharpe M, Mount N.Genetically modified T cells in cancer therapy: opportunities and challenges.Dis Model Mech. 20153. Mangraviti A, Tzeng SY, Kozielski KL.Polymeric nanoparticles for nonviral gene therapy extend brain tumor survival in vivo.

ACS Nano. 2015

Sayfada yer alan yazılar sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Источник: https://www.drozdogan.com/kanserde-gen-tedavisi/

Prof. Dr. Necdet Üskent – Anadolu Sağlık Merkezi

Kanser Tedavisinde Genetik Haritalama Dönemi

okuyabilirsiniz.

Sağlık Bakanlığı’nın yayınladığı en son rapora göre Türkiye’de her yıl yaklaşık 97 bin erkek, 62 bin kadın yani toplamda 159 bin kişi kansere yakalanıyor.

Dünyada ise kanser tanısı alan hasta sayısı her yıl 12,7 milyonu bulurken 7,6 milyon kişi de kanser nedeniyle yaşamını kaybediyor.

Kanserin tedavisi ile ilgili araştırmalar ve bilimsel çalışmalar devam ederken tedavi konusunda bazı önemli gelişmeler de yaşanıyor.  

“Ölümsüz” kanser hücrelerinin sırrı çözülüyor

Kanser ile ilgili ilk tanımlama milattan önce 1700 yıllarına dayanıyor. Kanserde yüzyılın en büyük ilerlemeleri ise son 20 yılda yaşanmış durumda.

Kanser hücresi ile ilgili sırlar gün geçtikçe çözülüyor. Bugün genetik şifrenin neden ve nasıl bozulduğu, kanser hücresinin programlanmış hücre ölümünden nasıl kaçtığı ve ölümsüzlük kazandığı biliniyor.

Yani ölümsüzlüğün sırrını kanserden öğreniliyor.  

Kanser hücresinin genetik yapısına yönelik tedaviler

Kromozomların ucundaki telomerler her bölünmede azalıyor ve bitince hayat sonlanıyor. Kanser hücresi ise telomeraz enzimini kullanarak telomerlerin kısalmasını engelliyor. Bu da kanserli hücreyi ölümsüz kılıyor. Yeni tedavi yaklaşımları da bu enzime yönelik yapılıyor.

Kanser hücresinin, vücut savunma hücrelerinin denetiminden nasıl kaçtığının bilinmesi ile de yeni aşı stratejileri geliştiriliyor.

Organa yönelik yaklaşımlar yerine kanser hücresinin genetiğine yönelik daha kişiselleştirilmiş hedef tedavilerin gelecekteki kanser tedavi stratejilerini oluşturması bekleniyor.  

Kanser hastasının DNA’sına bakıp tedavi başarısı belirlenebiliyor

Hedefe yönelik tedaviler kemoterapi ve radyoterapinin aksine hastayı yormayan, kanser dışı dokulara yüksek zarar vermeyen yöntemlerdir.

Gelişen teknoloji sayesinde kanser hücrelerinin çoğalma yollarına daha yakından bakma imkanı yakalanmış durumda. Bu yakın incelemeler, bize hangi yolların hangi hastada daha baskın olduğunu gösteriyor.

Bu yolların bazılarını bloke eden ilaçların keşfedilmesiyle de hedefe yönelik tedaviler başlamış durumda.  

Tümörün genetiğine özel tedavi

Bugüne kadar kanser tedavisinde yapılan, hastadan bir parça almak ve yapılan teste göre tedaviyi uygulamak oluyordu. Ancak bu yolla uygulanan tedavi bazı hastalarda işe yararken bazılarında yaramıyordu.

İşte bu noktada her hasta için değişkenlik gösteren tümörün genetiğine bakmanın önemini ortaya koydu. Kanser hücrelerinin üstünde bir buçuk milyon mutasyon olduğu halde ancak bu mutasyonlardan birkaç yüzü kanser oluşumu ile ilişkilendirilebiliyor.

Yakın zamanda da genetik değişikliklere yönelik tedaviler keşfedilmeye ve genetik bozukluğun özelliğine göre ilaçlar keşfedilmeye başlanmış durumda. Burada önemli nokta hangi tümörün hastada gelişmek için nasıl bir yol kullandığını bilmek ancak henüz bu henüz tam olarak kestirilemiyor.

Günümüzde kanserli hücrenin çoğalma yolları öğrenildikçe o gene yönelik ilaçlar geliştirilmeye başlanıyor. Şu anda bu tipte 400’e yakın ilaç bulunuyor.  

Amaç kanser hücresinin çoğalmasını engellemek

Kanser hücresinin çoğalmak için kullandığı yolları keşfetmek ve bu yolları bloke etmek üzerine araştırmalar yapılıyor. Driver gen denilen ve tümörün oluşumda ana yolları oluşturan genlere odaklanılıyor ve o ana geni bloke edecek sistem bulunmaya çalışılıyor.

Her bir hasta için tümörün büyümesini sağlayan gen bulunabilir ve durdurulabilirse başarılı olmanın mümkün olacağı düşünülüyor. Yeni teknolojiler ile her hastanın tümöründe ilerlemeyi sağlayan ana bozukluğu bulmaya çok yaklaşılmış durumda.

Şu anda bu teknoloji standart olarak her hastada kullanılmasa da yakın gelecekte hastaların tümörünü bireysel olarak analiz edip onların üstünden tedavi yoluna gidilebileceği söyleniyor.  

Kanser tanısı alan hastaların yüzde 80’i radyoterapi alıyor

Kanser tedavisinde en yoğun gelişme yaşanan alan radyoterapi. Radyasyon onkolojisi alanı ise bu yansımaların en yoğun ve en hızlı yaşandığı alanların başında geliyor. Tüm kanserli hastaların yüzde 60-80'i hastalık tanısı aldıktan sonra geçen süreçte en az bir kez radyoterapi görüyor.

Radyoterapinin tedavi etme, diğer tedavilerin etkinliğini güçlendirme, hastalığa bağlı ağrı, kanama gibi sıkıntıların giderilmesi ve koruyucu amaçlı uygulamaları mevcut.

Radyasyon onkolojisinde kullanılan teknolojilerde amaç; tümöre yüksek enerjili radyasyon göndererek kontrol altına almak ve aynı zamanda hemen yakınındaki veya çevredeki kritik organları korumak olarak görülüyor.

Yüksek enerjili ve yüksek dozda radyasyon tümör hücrelerini öldürüyor veya büyüyüp bölünmelerini engelliyor. Tümör hücreleri birçok normal hücreden daha hızlı bölündüklerinden radyoterapi birçok tümör türünü tedavi edebiliyor.  

Tümörler için canlı yayın

Gelişmiş radyoterapi cihazları ile birçok kompleks tedavi tekniği aynı cihazda uygulanabilir hale gelmiş durumda.

Farklı seviyelerdeki foton ve elektron enerjileri ile beden içerisindeki her bölgeye rahatlıkla ulaşılabiliyor.

Bu yöntemle özellikle pankreas, akciğer, prostat ve meme gibi hareketli organların radyoterapisinde verilen dozu alınan görüntülerle senkronize ederek gerçek zamanlı tümör takibi yapılabiliyor.  

Kanser tedavi süresi yarı yarıya düşüyor

Gelişmiş teknolojiler sayesinden tedavi süreleri yüzde 50’ye varan oranda azalmış durumda. Flattening Filter Free (FFF) özelliği sayesinde doz hızı klasik uygulamalara göre yüksek enerjilerde 4 kat, düşük enerjilerde 2 kat arttırılarak hastanın daha kısa zaman içerisinde tedavi edilmesi sağlanıyor.

Böylece tedavi süreleri 2-4 dakikaya kadar inebiliyor. Real-Time Position Management System (RPM) özelliği ile ışınlar hastanın nefes alıp vermesi ile senkronize olarak verilebiliyor, milimetre boyutunda hassasiyetle tümöre ışın verilebilirken çevresindeki normal dokuları aynı hassasiyet ile koruyabiliyor.

 

Beyhan MEHİN: Bana yaşamak için ikinci bir şans verildi

Kanser denen illet hastalığı 2002 yılında ağabeyim ile birlikte tanıdım. O akciğer kanseriydi, uzun süre onunla çok ağır mücadeleler verdik. Bu sırada Medikal Onkoloji Uzmanı Prof. Dr. Necdet Üskent ile tanıştık. Elbette bu süreç beni çok üzdü. Bana göre 2006 yılında tanıştığım meme kanserinde bu üzüntünün çok etkisi oldu.

O dönemde Necdet Bey ile irtibatımız koptuğu için başka bir hekim ile tedavimi yürütüyordum. Teşhis sonrasında çok başarılı bir ameliyat geçirdim. Ancak eksik bir tedavi nedeniyle 1,5 yıl sonra tüm vücudumu metastaz sardı; akciğerim, karaciğerim, boynum, omuriliğim, belim, kasığım kanser her yerimdeydi. 2.5 ay gibi bir sürede ilerlemiş ve hastalık dördüncü evreye gelmişti.

Bu arada oğlum iki profesörle görüşüyor, yapılacak bir şey yok diyorlar. Ben de bu arada tedavi olmuyorum, sonu bekliyorum ve hazırlığımı yapacağım diyorum. Fakat o arada Necdet Bey’e bıraktığım mesajlardan birine yanıt aldım. Necdet Hoca beni aradı ve kendisini görmemi söyledi. Hastalıkta, özellikle de kanser hastalığında güven ve sevgi çok önemli.

Necdet Bey beni aradığında kendimden umudu yitirmiştim ama o bana telefonda “Yarın gel gerekirse karaciğer nakli yapılır” dedi. Bu konuşmadan sonra bir anda silkelendim ve “Tamam” dedim. Ertesi gün elimizdeki evraklarımız ve tetkiklerimizle birlikte Necdet Bey’e gittik. Baktı ve “Tamam” dedi “Güzel ya bir şey yok” dedi. “Hemen bugün yatar mısın?” diye sordu.

Ben “Siz bana ümit veriyor musunuz?” dedim. “Tabii canım” dedi. Ertesi gün tedavi bombardımanı başladı. Tedavi sürecinde bazı yan etkiler nedeniyle zor zamanlar geçirdim. Buna rağmen “Tanrım ben inadına yaşayacağım, daha beteri olsa da bunlar geçecek” dedim. 1,5-2 sene sürdü.

Ve ben yürüyemez, konuşamaz bir haldeyken ve benim o halimi görenler benden umudu kesmişken tam 2 sene sonra hayata döndüm. Şu an devamlı kontroldeyim ve tedavim devam ediyor. Ama bugün tek başıma arabayla Antalya’ya gidiyorum, Akçay’a gidiyorum. Ben inadına yaşayacağım diyorum, hayatı seviyorum, yaşamaya inadına devam ediyorum.

Tanrı bana ikinci bir şans verdi ve ben bu şansı çok iyi kullanmak istiyorum. Mümkün olduğu kadar az üzülmeye ya da hiç üzülmemeye çalışarak, çok sevdiklerimle vakit geçirerek, sevmediğim insanları dışlayarak yaşama devam ediyorum.

Nilgün BAYKAL: Tedavim sürerken oğluma lenfoma teşhisi kondu. Ama korkmuyorum

2009 yılında kanser ile tanıştım. Meme kanseri teşhisi kondu. 4. evre kanser hastasıyım ama hastalık kontrol altında. Tedavi süreçlerinde metastazlarım gerçekleştiği için kanser evrem de ilerledi.

Fakat birinci evre hasta olduğum dönem ile şimdiki dönemi karşılaştırdığım zaman birinci evre dönemde daha hasta ve daha kötü bir durumdaydım çünkü doğru tedaviye de başlayamamıştım. Daha sonradan şu anda tedavi gördüğüm hastane ile ve hastanenin uyguladığı yöntemlerle tanıştım.

Radyoterapiden herkes çok korkar ama ben radyoterapinin yan etkilerini hiç görmedim diyebilirim. Biz kanser hastaları olarak zorlu ve ağır bir süreçten geçiyoruz. Ülkemizde ve dünyada maalesef bu konuyla ilgili çok net ve aydınlatıcı bilgiler yok. Doğru tedavi sistemleriyle çok yol kat ettiğimi düşünüyorum.

Ama tamamen tedavisi olmayan bir hastalıkla karşı karşıyayım. Fakat şunu çok iyi hissediyorum. İlk teşhisim konulduğunda doktorum Necdet Bey bana çok güzel bir mesaj vermişti ve 6 yıldır bu mesajla hayata tutunuyorum: “İnsan bilmediği bir düşmanla savaşamaz” dolayısıyla önce düşmanımızı tanımaya çalıştık, kanserin ne olduğunu öğrendik.

Toplum olarak önce bununla ilgili olarak bilinçlenmemiz gerekiyor. Biz hastalar olarak en önemsediğimiz şeylerin başında güven geliyor. Ailemiz önemli, eşimiz, çocuklarımız önemli. Ben hastalandığımda oğlum 9 yaşındaydı şu anda 14 yaşında ve ne yazık ki oğluma lenfoma teşhisi kondu.

Benim de tedavim devam ediyor ve bir anne olarak 14 yaşındaki bir çocuğunuzun lenfoma olduğunu öğreniyorsunuz. Emin olun korkmadım ama üzüldüm. Çocuğumun böyle bir şey ile tanışması beni kahretmiş olabilir ama hekimlerime, hastaneye çok şey borçluyum çünkü artık korkmuyorum. Tıp çok ilerledi.

Ben nasıl yaşamayı başardıysam, oğlumun da bunu başaracağına inanıyorum, eminim. Toplumdan da bu konuda destek bekliyoruz. Lütfen bizi bu konuda yalnız bırakmasınlar. Bize ölecekmişiz gibi bakmasınlar. Biz, bizden sonraki hastalar için umut kaynağıyız. Bizler yaşamak ve yaşama bir yerden tutunmak istiyoruz.

Bu arada hep kötü şeyler de yok hayatımızda güzel şeyler de yaşıyoruz. Ben hastalanmadan önce yani oğlum 1 yaşındayken eşimden ayrılmıştım. Hastalandıktan sonra hayatım çok değişti. Ama çok güzel bir şey de yaşadım. Geçen yıl yeniden evlendim ve çok mutlu bir evliliğim var. Tekrardan yeni bir hayat kurdum. Sakın kimse kanser oldum diye öleceğim paniğine kapılmasın. Hayatı 3 gün bile olsa çok kaliteli ve çok konforlu yaşama hakkına sahibiz.  

Emel NAYIR: 6 ay ömrün var dediler 10 yıl geçti

2005 yılında bel ağrılarıyla doktora başvurdum. Çekilen MR’da belimde metastaz kitleleri bulundu, küçük hücreli akciğer kanseri teşhisi konuldu. O dönem tedavi için gittiğim doktorlar bana sadece 6 aylık bir yaşam süresi vermişlerdi ama aldığım doğru tedavi sayesinde yaşamaya davam ediyorum. Hastalığımın teşhisinden bu yana 10 yıl geçti.  

Oğuz KARAŞ: Babamla tanıdığım kanser beni de buldu

Kanser hastalığıyla babam ile birlikte tanıştım. Tedavi edilemez denilen noktada tedaviye başladık. Doğru tedavi ile babamın vücudundaki kanser bir kez temizlendi sonrasında üşütmeye bağlı nüksetme ile birlikte ikinci kez de hastalığın sıfırlanması sağlandı ve hayatını bir kanser hastası olarak değil, KOAH hastası olarak kaybetti.

Şu an kendim de bir kanser hastasıyım. Bel fıtığı zannederek gittiğim doktordan, kanser hastası olduğumu öğrendim. Ailemde kanser hastalığı olduğu için bende risk olduğunu biliyordum ancak bu hastalıkla bu erken yaşta tanışmayı beklemiyordum. Kuyruk sokumumda yumruk büyüklüğünde bir kitle bulundu. Radyoterapi aldım ve şu an hastalığım kontrol altında.

Kontrollerim devam ediyor.      

Rakamlarla kanser..

·         Dünyada kanser tanısı alan hasta sayısı her yıl 12,7 milyonu bulurken 7,6 milyon kişi de kanser nedeniyle yaşamını kaybediyor. Dünyada erkeklerde en sık sıra ile akciğer, prostat, kolon (kalın bağırsak), mide ve karaciğer kanseri, kadınlarda ise en fazla sırasıyla meme, kolon, akciğer, servix (rahim ağzı) ve mide kanseri görülüyor.

·         Sağlık Bakanlığı’nın yayınladığı en son rapora göre Türkiye’de her yıl yaklaşık 97 bin erkek, 62 bin kadın yani toplamda 159 bin kişi kansere yakalanıyor. ·         Kanserden ölüm ülkemizde yılda 50.000 civarında. Erkeklerde Türkiye’de akciğer, prostat, kolon ve mide, kadınlarda ise meme, tiroid, kolon, ve mide sırasıyla görülüyor.

Ancak tiroid kanseri olgularının büyük çoğunluğu kurtarılabildiği için ölüm oranı tiroid kanserinde düşük. ·         Artık evre 4 olup da iyileşen hastalar var. Bu, kanserin genetik yapısının bilinmesi ve ona yöneltilebilen hedef tedaviler ile ilgili.

Gelişen tedavi yöntemleri ve teknoloji sayesinde dördüncü evre kanser hastası olmasına rağmen 10 yıl yaşayan, hastalıkları nüksetmeyen hastalar var.

Источник: https://www.anadolusaglik.org/blog/kanserin-genetik-sifresi-cozuluyor

Genetik Testlerle Kanser Riskinizi Belirleyin

Kanser Tedavisinde Genetik Haritalama Dönemi

Buradasınız: Home → Genetik Testlerle Kanser Riskinizi Belirleyin sagliktayenilikler 23 Kasım 2017 0 Yorum acıbadem maslak, dr.

özlem er, gen mutasyonu, genetik testler, kanser testi

Kalıtım, birçok hastalıkta olduğu gibi ölüm nedenleri arasında ilk sıralarda yer alan kanserlerin ortaya çıkmasında da önemli bir risk faktörünü oluşturuyor. Araştırmalar, tüm kanserlerin yüzde 5-10’unu kalıtımsal olarak devralınan gen mutasyonlarından kaynaklandığını gösteriyor.

Konuyla ilgili bilimsel çalışmalar devam etmekle birlikte, bugün meme, yumurtalık, prostat ve kolorektal kanserlerin kalıtımsal geçiş gösterdiği biliniyor. Peki hangi kanserlerin bize kalıtımla miras olarak geçtiğini önceden tespit etmek ve buna yönelik önlem almak mümkün mü? Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr.

Özlem Er, bir kişide birden fazla tür kanser gelişmesi, ailede kuşaklar boyunca aynı kanserin görülmesi gibi çeşitli işaretlerin kalıtımsal kanserlerin varlığına gösterdiğini söylüyor. Ancak bu konuda daha kesin bilginin genetik testlerle elde edilebildiğine dikkat çekiyor.

Kanser, normal hücrelerde mutasyon adı verilen değişikliklerin birikmesine bağlı hasar gelişmesi ve kontrolsüz çoğalması olarak tanımlanıyor. Ancak çeşitli kimyasallar, bazı virüs ya da bakteriler gibi çevresel kanser yapıcıların etkisiyle normal vücut hücrelerinde ortaya çıkan genetik değişiklerin hepsi kalıtsal geçiş göstermiyor.

Bununla birlikte kalıtsal kanserler olarak tanımlanan bir grup kanser, çevresel etkenlerden bağımsız olarak, hasarlı genlerin anne veya babadan geçmesiyle ortaya çıkabiliyor. Yani, kalıtımla birlikte kanserin kendisi değil, kanser gelişme riski bulunan anormal genler aktarılıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr.

Özlem Er’in verdiği bilgiye göre, mutasyona uğramış genlerin kuşaktan kuşağa aktarımla, ailede aynı tür veya birbiriyle ilişkili farklı kanserler ortaya çıkabiliyor. Ayrıca, bir kişide birden fazla kanserin görülme olasılığı da yükseliyor.

Bu nedenle kalıtsal geçişli kanserlerin görüldüğü aile bireylerinin genel sağlık ve özellikle de kanser geçmişinin ayrıntılı olarak incelenerek düzenli takiplerinin yapılmasının olası kanserlerin erken evrede tespiti açısından önem taşıyor.

En sık görülen kanserlerde kalıtımsal etki araştırılmalı

Başta en sık görülen kanserler arasında yer alan meme, yumurtalık, kolorektal kanserler olmak üzere genç yaşta ortaya çıkan tüm kanserlerde kalıtımsal etkinin araştırılmasının önemine işaret eden Prof. Dr.

Özlem Er, “Özellikle 50 yaş öncesi görülen kanserler genç yaş olarak değerlendirilir. Kalıtsal riskin yüksek olduğu düşünülen durumlarda kan testi ile bu mutasyonların varlığı saptanabiliyor.

Ancak bir kişinin sağlık geçmişi testin gerekliliğini ortaya koysa da, yaptırıp yaptırmayacağı yine kendi tercihine kalıyor” diyor.

Kanser gelişme riski artıyor

Hasarlı genlere sahip olmak mutlaka kanser gelişeceği anlamına gelmese de bu kişilerin hayatının bir döneminde hastalık geliştirme riskinin toplum ortalamasının üzerinde seyretmesine neden oluyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr.

Özlem Er, toplumda standart riski olan kadınların meme kanseri geliştirme oranı yüzde 12 iken, meme kanseriyle ilişkisi belirlenmiş olan BRCA1 gen taşıyıcılarında bu oranın yüzde 55-65’e, BRCA2 gen taşıyıcılarında ise yüzde 45’e kadar çıkabildiğine işaret ediyor.

Ayrıca, yumurtalık kanseri riski yüzde 1.3 ten BRCA1 taşıyıcılarında yüzde 40’a, BRCA2 taşıyıcılarında ise yüzde 15-20’ye kadar yükselebiliyor. Kalıtsal olarak risk bulunan kişilerde çevresel kanserojenlerin varlığı risk artışını daha da belirginleştiriyor.

Örneğin sigara kullananlarda kanser gelişimine yol açan genlerde değişikliklerin daha kolay gelişebiliyor.

Genetik testle sorumlu mutasyon tespit edilebiliyor

Bugün elliden fazla kalıtsal (herediter) kanser tanımlandığını ve bunların önemli bir kısmında de genetik test yapılarak sorumlu mutasyonun varlığının saptanabildiğini söyleyen Prof. Dr.

Özlem Er, konuyla ilgili şu bilgileri veriyor: “En iyi tanınan mutasyonlardan BRCA1 ve BRCA2’nin, kadınlarda meme ve/veya yumurtalık kanseri ve aynı zamanda ailede erkek meme kanseri, prostat kanseri ve pankreas kanseri görülme riskini artırdığı biliniyor.

Kolonda poliplerin sayısının fazla olması ile başlayan ailesel adenomatoz poliposis olarak adlandırılan durumda ise APC mutasyonundan söz edilebiliyor. Bu mutasyona sahip olan kişilerde genç yaşta kolorektal kanser görülme oranı yükseliyor.

Aynı zamanda yaklaşık yüzde 10 civarında tiroid, mide, ince bağırsak kanserleri, beyin tümörleri de ortaya çıkabiliyor.”

Gen mutasyonu saptanırsa…..

Genetik testlerle kişinin ilerleyen dönemlerde farklı kanserleri geliştirme riski belirlenerek gerekli önlemler alınabiliyor. Tıbbi Onkoloji Uzmanı Prof. Dr.

Özlem Er, bu konuda nasıl bir izlenmesi gerektiğini ise şöyle anlatıyor: “ Mutasyon pozitif saptanması durumunda genetik danışmanlık verilerek riskli kişiler koruyucu cerrahi ya da medikal tedavilere yönlendiriliyor. Örneğin BRCA 1 veya 2 pozitifliğinde meme ve yumurtalık cerrahisi öneriliyor.

APC geni tespit edilip Ailesel Adenomatoz Polipozis (FAP) tanısı alan kişilerde 50 yaşına kadar kalın barsak kanseri gelişme riskinin yüzde100’ e yakın olduğu biliniyor. Bu kişilerde 20’li yaşların başında kalın bağırsağın alınması (kolektomi) koruyucu tedavi olarak öneriliyor.

” Hasarlı genleri taşıyanların birinci derecede yakınlarında da aynı hasarın görülme olasılığının arttığına dikkat çeken Prof. Dr. Özlem Er, “Bu nedenle mutasyon pozitif saptanan kişilerin aile bireyleri de erkenden taranarak önlem almak mümkün olabiliyor” diyor.

Hangi durumlarda ailesel kanser sendromlarından şüphelenmek gerekiyor?

  • Aynı kanser türünden ailede çok sayıda olması (Özellikle daha az görülen sıklıktaki kanserlerin ailede birikmesi)
  • Genç yaşta kanser tespit edilmesi (Kolon kanserinin 20 yaşında ortaya çıkması gibi)
  • Bir kişide birden fazla kanser görülmesi (Hastada meme ve yumurtalık ve rahim kanserinin aynı zamanda görülmesi gibi)
  • Organda çift olarak kanser gelişmesi (Her 2 gözde retinoblastom veya her iki böbrekte kanser veya her 2 memede kanser olması)
  • Çocukluk çağı kanserlerinin 2 kardeşte de saptanması (Kardeşlerin ikisinde sarkom görülmesi)
  • Farklı cinsiyette kanser ortaya çıkması (Erkek meme kanseri gibi)
  • Kuşaklar arasında kanser görülmesi (Dede, baba ve çocuk gibi)

Yorum Yaz Cevabı iptal et

  • 21 Haziran 2019 0 CommentYerçekiminin etkisi, genetik ve çevresel faktörler nedeniyle yıllar içinde elmacık kemiği üzerinde bulunan yağ dokuları…Yazinin Devami
  • 21 Ağustos 2018 0 CommentMide ekşimesi, deri döküntüleri, baş dönmesi ve uykunuzu aldığınız halde sürekli yorgunluktan mı yakınıyorsunuz? Maya…Yazinin Devami
  • 9 Temmuz 2019 0 Commentİşitme sorunları doğuştan olabilmekle birlikte genelde sonradan gelişen durumlardır. Doğuştan ya da aniden gelişen işitme…Yazinin Devami
  • 5 Haziran 2019 0 CommentYaz aylarıyla birlikte pek çok kişi böcek ve sinek ısırıklarının yol açtığı kaşıntıdan yakınıyor. Hele…Yazinin Devami
  • 19 Haziran 2019 0 CommentSigara içen her 10 kişiden yaklaşık dokuzu sigarayı bırakmak istediğini belirtiyor. Sigara içmeyi bırakmanın sağlık…Yazinin Devami
  • 21 Nisan 2019 0 CommentKişinin yaşam biçiminden insan ilişkilerine, beslenmesinden uyku düzenine kadar tüm faktörler beyin sağlığı için belirleyici…Yazinin Devami
  • 30 Haziran 2019 0 CommentTürkiye’nin sağlıklı yaşam ve beslenme alanında ilk dijital bilimsel bilgi platformu “Bilim Bunu Konuşuyor” ile…Yazinin Devami
  • 10 Haziran 2019 0 CommentDaha güzel ve genç görünmek, hiç değişmeyen ve tazeliğini her zaman koruyan bir istek. Estetik…Yazinin Devami
  • Hakkımızda
  • İletişim
  • Sağlıkta Yenilikler
  • Sağlıkta Yenilikler
  • İletişim
  • Sağlıkta Yenilikler

© Copyright 2018 Sağlıkta Yenilikler

Источник: https://readtiger.com/www.sagliktayenilikler.com/genetik-testlerle-kanser-riskinizi-belirleyin/

Klasik Kanser Tedavisi ve Modern Kanser Tedavisi

Kanser Tedavisinde Genetik Haritalama Dönemi

Kanser tedavilerini; Klasik Kanser Tedavisi ve Alternatif Kanser Tedavisi olarak iki ayrı guruba ayırmak mümkündür.

Klasik kanser tedavisi yöntemlerinin yetersiz kalması yüzünden, hem dünyada hem de ülkemizde kanser hastaları, Alternatif kanser tedavisi yöntemlerine başvurmaktadır.

Bitkisel Kanser Tedavisi

Alternatif Tedaviler içerisinde ilk sırada yer alan bitkisel tedaviye başlanmadan önce; hastalığın türü, varsa metastazı (yayılması), evresi (yoğunluğu), hastanın piskolojik durumu (morali), aile piskolojisi, beslenme alışkanlıkları, yaşadığı coğrafi bölge, önceden uygulanmış veya uygulanmamış klasik modern tıp tedavi yöntemleri uzmanlar tarafından incelendikten sonra, hastaya özel uygulanan bitkisel destek tedavi yöntemidir.

Bitkisel tedavi, klasik modern Tedavi yöntemleri olan Cerrahi, Kemoterapi, Radyoterapi gibi yöntemlerine destekleyici ve sonrasında tamamlayıcı olarak kullanılabilen bir yöntemdir.

Bitkisel tedavi, klasik tıp tedavi yöntemlerinin, yetersiz kaldığı ve uygulanamadığı birçok hastalıkların tedavisinde yardımcıdır. Bitki ekstaktları, bir bedene uygulandığı andan itibaren bedenin genetik yapısında bulunan tüm savunma sistemlerini güçlendirilerek insan bedeninin kendi kendini onarabilme ve yenileyebilme kapasitesini arttırır.

Bitki ekstraktları, klasik tıp tedavi yöntemlerinin (Kemoterapi, Radyoterapi, Cerrahi vb.) öncesinde veya sonrasında kullanılmaktadır. DNA Yapısının iç döngüsü hedef alınarak genetik kusur veya genetik hasarın tedavisi için DNA’nın moleküler yapısındaki organik ve amino asitler zincirini güçlendirmeye yardımcıdır.

Bazı bitki, kök ve hücrelerin fermantasyona uğratılıp defalarca distilasyon edilerek üretilen Bitki Ekstraktları , kanser tedavisinde gıda takviyesi olarak kullanılır.  Bitki ekstaktları, bir bedene uygulandığı andan itibaren bedenin genetik yapısında bulunan tüm savunma sistemlerini güçlendirilerek insan bedeninin kendi kendini onarabilme kapasitesini arttırır.

Araştırmacı Adnan AKAR tarafından, Amerika, Rusya, Çin ve Japonya başta olmak üzere, dünyanın birçok ülkesinde Kanser tedavisine yönelik alternatif metotlar bir araya getirilerek incelendikten sonra, ülkemizde geliştirilen bitki ekstraktları Kimyasal veya sentetik hiç bir katkı maddesi içermemektedir.

Kanser ve Alternatif tedaviler üzerine yazılmış diğer makaleleri okumak için tıklayın.

Cerrahi Kanser Tedavisi (Ameliyat)

Kanser hücrelerinin büyüme sebebi DNA’larda meydana gelen hasardır. Normalde vücut bu hasarı tamir edebilirken, kanser hücrelerindeki hasarı onaramamaktadır. Kanser, genellikle solid dediğimiz kitle formasyonundadır. Lösemi gibi bazı kanserler tümör formunda değildir.

Tümörlerin tamamı kanser değildir, bu tümörler çok nadir istisnalar dışında vücutta başka yerlere yayılmazlar (metastaz) ve hayatı tehdit etmezler.

Cerrahi kanser tedavisinde ana prensip, kitlesel formasyondaki kanserli dokunun, cerrahi yöntemlerle çıkarılıp, kanserli bölgenin temizlenmesidir.

Kanserli organın/dokunun tümü ya da bir kısmı ameliyatla alınabilir. Bazı ameliyatlar, ufak cilt kanserlerini almak veya biyopsi gibi hafif cerrahi işlemlerdir.

Diğerleri ise, kanserli dokunun vücutta bir organdan çıkarılması gibi büyük ameliyatları kapsamaktadır. Ameliyatlar ayrıca, vücudun bir bölümünü onarmak ya da yenilemek amacıyla da yapılabilir.

(Örneğin, göğsün alınmasından sonra protez göğüs takılması gibi.)

Ameliyat öncesi kişiye genellikle genel anestezi uygulanmaktadır. Genel anestezi kişiyi uyutur ve etkisi geçinceye kadar ağrı hissetmesini önler.

Ameliyat herkesi farklı etkiler, bazı kişiler birkaç günde iyileşir, büyük bir ameliyat geçiren kişilerin iyileşmesi ise haftalar ya da aylar sürebilir.

Ameliyat olan hastaya, hemşire ya da doktoru iyileşme sürecinde vücuduna nasıl bakacağı konusunda bilgi verirler.

Ameliyat kanserin ilk tedavisi olabilir. Kişiye daha sonra kemoterapi ve/veya radyoterapi uygulanabilir.

Kemoterapi Kimyasal Tedavi (İlaç Tedavisi)

Kemoterapi, normal hücrelere olası en az zararı vererek, kanserli hücreleri öldürebilen bir ilaç tedavisi yöntemidir. Kemoterapi, kanserli hücrelerin çoğalmasını engeller.

Kemoterapi, bazen kanser için ilk uygulanan tedavi yöntemidir. Bununla beraber, kemoterapi genellikle diğer tedavilerden sonra uygulanmaktadır.

Kemoterapi ameliyat veya radyoterapi tedavisinden etkilenmeyen kanserli hücrelerin öldürülmesinde yardımcı olabilir.

Bazı kişilerin hastanede yatarak tedavi olmaları gerekir. Bazı kişiler ise, kemoterapi tedavisi için birkaç saatliğine hastaneye gelebilirler. Bazı durumlarda tedavi evde uygulanabilir. Kemoterapi genellikle iki veya üç haftalık aralarla, her seans birkaç saat olmak üzere birkaç gün uygulanır. Tedavi çoğunlukla birkaç ay boyunca belli bir süre uygulanır.

Kemoterapi genellikle damardan iğne ile uygulanır. Bazı kişilere, damardan düzenli kemoterapi uygulanmasında yardımcı olmak amacıyla derinin altına bir tüp yerleştirilir. Bu işlem, damarlarda çok fazla hasar olmasını engeller. Tüp, tedavi bitinceye kadar derinin altında kalmaktadır.

Kemoterapi ayrıca, tabletler halinde, kaslara iğne aracılığıyla veya deri üzerine krem sürerek de uygulanabilir.

Kemoterapi geçici yan etkilere yol açabilir. Kusma ve mide bulantısı ile saç ve vücut tüylerinin dökülmesine neden olabilir. Mide bulantısı ve kusmanın giderilmesinde ilaçların yararı olabilir.

Kemoterapi sırasında dökülen saç ve vücut tüyleri tedavi bittikten birkaç ay sonra yeniden çıkmaya başlar. Kemoterapi ayrıca, uzun dönemli yan etkilere de neden olabilir.

Bu bağlamda, kişinin doğurganlığını etkileyebilir.

Kemoterapi Süresince Kendinize Nasıl Bakacaksınız?

•Daha az ve sık yemek yiyin. Günde 5 – 6 defa atıştırma şeklinde tüketeceğiniz yemekler sindiriminize yardımcı olacaktır. Meyve kokteylleri bir öğün için iyi bir seçenektir. •Yemek yedikten sonra uzanmayın. Sindirim için kendinize ve vücudunuza 1 saat izin verin.

Mümkünse yemekten sonra kısa yürüyüşler yapmayı deneyin. •Yemekte sıvı almayın. Bu şekilde, sindirim sıvılarınız tam güç çalışacak ve sindirimi hızlandırarak hazımsızlığı azaltacaktır. Yemek aralarında alabildiğiniz kadar sıvı alın.(en azından yemeklerden 1 saat önce ya da sonra).

Sebze ve meyve suları ve et/tavuk sulu çorba içmeye çalışın. Şekerden mümkün olduğunca uzak durun, eğer şekerli bir gıda yemek isterseniz, tahıldan elde edilen ürünleri deneyin. •Şişmanlatıcı tüm gıdalardan uzak durun.

Diyetinize dikkat edin ve taze meyve, buharda pişmiş ya da kaynatılmış sebzeler, hafif tahıl ürünleri ve proteinlerinizi tüketmeye devam edin.

•Eğer kusma ve şiddetli ishal yaşıyorsanız, sebze çorbalarını deneyin. Bu diyetin tuzla desteklemesi elektrolitlerinizi dengede tutacağı için kendinizi güçsüz hissettiğiniz zamanlarda sizi ve vücudunuzu dengesizliklerden koruyacaktır.

Işın Tedavisi (Radyoterapi)

Radyoterapi ışınla tedavi yöntemidir. Radyasyon bir tür enerji olup, kanserli hücrelerin çoğalmasını engelleyebilir.

Radyoterapi ayrıca, normal hücreleri de etkileyebilir, ancak bu hücreler daha sonra iyileşebilir. Radyoterapi, vücudun içinden veya dışından olmak üzere iki şekilde uygulanabilir.

Dıştan tedavide, radyasyon bir makineden doğrudan kanserli organa ve çevresindeki dokuya yönlendirilir.

İçten tedavide ise, içine radyoaktif madde konulan kapsüller (tüpler) kişinin vücut boşluğuna, tümörün üzerine ya da çevresine yerleştirilir.

(Erkeklere, prostat kanseri için bu tedavi yönteminin uygulanması durumunda, kapsüllerin yerleştirilmesinin ardından ilk iki hafta cinsel ilişki sırasında prezervatif kullanmaları önerilmektedir. Bu kişilerin konuyu doktorları ile görüşmeleri gerekir.) Radyoterapi kişiyi radyoaktif hale getirmez ve tedavi ağrısızdır.

Işınlar sıcak değildir. Bazı kişilere yalnızca tek bir tedavi uygulanırken, bazılarının birkaç tedaviye ihtiyacı olabilir. Her bir tedavi yalnızca birkaç dakika sürmektedir. Kişinin ihtiyacı olan tedavi sayısı değişiklik gösterebilir. Doktorunuz, size uygun olan tedavi sayısına karar verecektir.

Bazı kişilerde radyoterapiden sonra bazı yan etkiler görülebilir. Bunlar, yorgunluk, deride kızarıklık ya da yanma hissi, mide bulantısı, kusma ve ishali kapsamaktadır. Bazı kişilerde yan etki görülmez.

Diğer Alternatif Tedaviler

Alternatif tıp vaya tamamlayıcı tıp, daha çok geleneksel doğal bitkileri kullanarak (çay veya bitki karışımlarıyla) elde edilen ilaçlarla tedavi etme yöntemidir.

Çağdaş tıp biliminin hastalık sebepleri ve tedavisi konusunda somut verileri olmadığı, hasta için henüz mevcut objektif ve kanıtlanmış bir tedavi yöntemi olmadığında hasta isteğiyle başlanılabilen veya çağdaş tıp tedavilerini destekleyici olarak hastanın rahatlaması, bağışıklık sisteminin güçlenmesi, psikolojisinin düzelmesi amacıyla uygulanabilen tedavi yöntemleridir.

Bu yöntemler arasında;  Ortomoleküler Terapi, Oksijen Terapisi, Ozon Terapisi, Aromaterapi, Şelasyon, Homeopati, Kiropraktik, Elektromanyetik Tedavi, Reiki, Terapötik Terapi, Manyetik Terapi, Ses Terapisi, Işık Terapisi, Aleksander Tekniği, Refleksoloji, Feldenkrais, Rolfing, Ayurveda, Akupunktur Tedavisi, Herbalism (Bitkisel Tıp), Hipertermi, Yoga vb yöntemler yer almaktadır.

Источник: https://kansersavas.com/kanser_tedavisi.html

Kanser Tedavisinde Genetik Haritalama Dönemi

Kanser Tedavisinde Genetik Haritalama Dönemi
Prof. Dr. Serkan KESKİN
Onkoloji Merkezi
Memorial Şişli Hastanesi

Çağımızın en önemli sağlık sorunlarından biri olan kanser, son yıllardaki olumlu gelişmeler ile artık başarılı bir şekilde tedavi edilebiliyor.

“Korkulacak bir hastalık” olmaktan çıkmaya başlayan kanserin tedavisindeki genel yaklaşımlar, yerini “kanser hücresine yönelik” kişiselleştirilmiş uygulamalara bırakıyor.

Kanser hücresinin içi “kanserin genetik haritalandırması” çıkarılarak görüntüleniyor, hücreye verdiği hasar tespit ediliyor.

Hasarın boyutuna göre sadece hastalıklı kanserli hücreye özel uygulanan ilaç tedavisi, kişinin sağlıklı hücrelerine zarar vermeden hastalığı yenmesini sağlıyor. Memorial Şişli Hastanesi Onkoloji Bölümü’nden Doç. Dr. Serkan Keskin, kanser tedavisindeki yeni gelişmeler hakkında bilgi verdi.

Kontrolsüz çoğalan hücreler kansere neden oluyor

Vücuttaki milyarlarca hücre bulunduğu organa göre şekil almaktadır. Karaciğer, akciğer, mide, dalak hücrelerinin görevleri o organa özgüdür. Hücrelerin içinde bulunan iletim sistemleri hücrenin yüzeyinden çekirdeğine kadar çeşitli sinyaller göndermektedir.

Bu sinyal yollarının ve hücre çekirdeğinin düzenli ve koordineli olarak işlemesi yaşamın devam etmesi için önemlidir. Eğer bir kopukluk meydana gelirse hücre çekirdeğine gereksiz sinyaller iletilir. Bu da hücrelerin kontrolsüz olarak bölünmesi ve çoğalmasına neden olur.

Kontrolsüz olarak çoğalma normal hücrelerin fonksiyonlarını bozarak kanserin insan hayatına girmesine neden olmaktadır.

Agresif kanser hızlı ortaya çıkıyor

Kanser, günümüzün en önemli sağlık sorunlarının başında gelmektedir. Kansere yol açan etkenler öncelikli olarak; sigara, beslenme bozukluğu, aşırı kilolar, hareketsiz yaşam ve stresli hayat tarzı şeklinde sıralanmaktadır.

Bu risk faktörlerinin kansere yol açması için hücrelerde birtakım genetik değişikliklere neden olması gerekir. Bu zararlı genetik değişiklikler insan vücudunun savunma sistemi tarafından yenilemediği anda kanser süreci başlamaktadır.

Kanser bir anlık bir olay ya da bir anda gelişen bir hastalık değildir. Kimi kanserler aylar içinde kimi kanserler ise yıllar içinde gelişerek kişide hayati risk oluşturmaya başlar. Bu durum, kanserin “agresifliği” ile ilişkilidir.

Eğer kanser agresif bir yapıdaysa aylar içinde, agresif bir kanser değilse yıllar içinde ortaya çıkmaktadır.

Kanser türüne ve hastaya özel tedavi

“Kanser tedavisi evreye göre belirlenmektedir. Erken evrede teşhis edilen hastalık, cerrahi yöntem ile tedavi edilebilir. İleri evrelerde teşhis edilen kanser türlerinde ise tedaviye kemoterapi ve radyoterapi dahil olmaktadır.

Kemoterapi, aslında sistemik tedavi olarak isimlendirilir. Yani tüm vücudu ilgilendiren tedavi anlamına gelir. Sistemik tedavi içinde de kemoterapinin yanında akıllı ilaçlar ve immünoterapi yer almaktadır.

Kanserde ilaç tedavisi hastalığın çeşidi, evresi, hastanın yaşı, genel durumu, ek hastalıkları, tümör karakteri, tümörün agresiflik derecesine göre belirlenmektedir.

Eğer ilaç tedavisi uygulanacaksa, bunun ameliyat öncesi mi yoksa ameliyat sonrası mı yapılacağına karar verilmesi gerekmektedir. Erken evrelerde bu tedavi basamakları gündeme gelirken, ileri evrelerde ilaç tedavisi sıklıkla kullanılmaktadır.

Basit bir kan testi ile kanserin hücreye verdiği hasar tespit edilebiliyor

Bir zamanların en korkulan hastalıklarından biri olan kanser, günümüzde kişiye özel tedavi ile korkulacak bir hastalık olmaktan giderek uzaklaşmaktadır.

Tedaviye yönelik yeni gelişmeler her geçen gün devam etmekte ve kansere neden olan hücreye özel tedaviler ön plana çıkmaktadır. Kanser hücresinin genetik haritasını çıkaran yeni nesil tedavi yönteminde, kanser hücresinin içi daha net olarak görülebilmektedir.

“Yeni Nesil Dizileme” NGS (Next Generation Sequencing) olarak adlandırılan bu yöntemle, kanser dokusu incelemesi veya kan testi yapılmaktadır.

Alınan kanserli hücre üzerinde yapılan araştırmalar ile 600’e varan gen yani hücrelerin çoğalmasına zemin hazırlayan 600 yolda oluşacak hasar tespit edilerek, bu noktalardaki bozulmanın onarımına yönelik ilaç tedavisi uygulanmaktadır.

İmmunoterapinin etkisi de ölçülüyor

NGS incelemesi sonucunda hastalara kimi zaman hap, kimi zaman da çeşitli serum tedavisi uygulanmaktadır. Bu inceleme aynı zamanda immünoterapinin ne kadar ekili olabileceğini de ortaya koymaktadır. Yapılan testte kanserin ileri evrede çıkması, immünoterapinin olumlu sonuçlar vereceği ve kişinin hastalığı yenebileceği müjdesini verebilmektedir.

İlaçların yan etkisini azaltıyor

Kanser tedavisinde yeni bir dönemin başlamasını sağlayan “kanserli hücreye özel tedavi” yani NGS yönteminde kanserin haritası çıkarılarak hangi noktada hasar olduğu, hangi noktanın tamire ihtiyacı olduğu belirlenerek, tedavinin bu doğrultuda gerçekleşmesi planlanmaktadır.

Meme kanseri olan bir hastadan alınan hücre veya kan örnekleri ile hastalığın genetik incelemesi yapılır. Bu inceleme sonucunda kanserin hangi yoldaki bozukluğa bağlı olarak ortaya çıktığı ve hücreye ne kadar zarar verdiği tespit edilir. Sonrasında da bozukluğu tamir edecek ilaç belirlenerek, buna göre tedavi planı yapılır.

Böylece hem daha etkili tedavi hem de yan etkileri az olan ilaçlar kullanılarak hastanın sağlığına kavuşmasının yolu açılır.

Güncellenme Tarihi: 01 Ekim 2018Yayınlanma Tarihi: 01 Ekim 2018

Benzer Sağlık Rehberleri

Источник: https://www.memorial.com.tr/saglik-rehberleri/kanser-tedavisinde-genetik-haritalama-donemi/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.

    ×
    Рекомендуем посмотреть