Kanser Tedavisinde İmmünoterapi

İmmünoterapi ilaçları yan etkileri nelerdir, nasıl tedavi edilir?

Kanser Tedavisinde İmmünoterapi

Kanser alanında immünoterapi, bağışıklık sistemi kontrol noktası baskılayıcı ilaçların geliştirilmesiyle bir patlama yaşadı. Bu ilaçlar savunma hücrelerimizin (T hücresi) kansere karşı körlüğünü kaldırarak, bağışıklık sistemini kansere karşı aktifleştiriyor.

İyi bilinen ve üzerine geliştirilen ilaçların FDA onayı aldığı iki sınıf bağışıklık sistemi (immün) kontrol noktası tanımlanmıştır: bunlardan ilk keşfedileni CTLA-4 sistemi, ikincisi ise PD-1 – PD-L1 sistemidir.

Bağışıklık sistemi kontrol noktalarından PD-1 ve PD-L1 sistemi

Kanser tedavisinde kullanılan 8 farklı immünoterapi çeşidi olmakla birlikte, günümüzde immünoterapi denilince akla ilk olarak immün kontrol noktası inhibitörleri (immune checkpoint inhibitors = ICIs) gelmektedir.

İmmün kontrol noktası inhibitörleri şimdiye kadar;

• Agresif tür cilt kanseri malign melanom,

• Küçük hücre dışı akciğer kanseri,

• Hodgkin lenfoma,

• Böbrek kanseri,

• Mesane ve idrar yolları kanseri,

• Baş ve boyun kanserleri,

• Merkel hücreli karsinoma,

• Kanın bağırsak (kolon ve rektum) kanseri,

• Mide kanseri,

• Karaciğer kanseri tedavisinde ve

• Organdan bağımsız, tümör biyobelirtecine göre FDA onayı aldı.

İmmünoterapi yan etkileri – genel özellikleri

• İmmünoterapilerin yan etkisi olmadığı doğru değildir. Bu ilaçlar, kemoterapilere kıyasla daha az yan etkilere neden olmakla birlikte, bağışıklık sisteminin aşırı aktifleşmesine bağlı – çoğunluğu hafif şiddetli olsa da – ciddi yan etkilere neden olabilirler.

• İmmünoterapi yan etkileri, kansere karşı harekete geçen bağışıklık sisteminin vücudun normal kısımlarına da zarar vermesi ile oluşur.

• Genel olarak anti-CTLA-4 monoklonal antikor türü immünoterapilerin (örneğin ipilimumab etken maddeli Yervoy) yan etkilerinin sıklığı ve şiddetli, anti-PD-1 veya anti-PD-L1 immünoterapilere göre (örneğin Opdivo, Keytruda, İmfinzi, Tecentriq ve Bavencio) daha fazladır.

• İmmünoterapi yan etkileri görülme sıklığı klinik çalışmalarda farklılık göstermektedir. Kimi çalışmalarda, herhangi bir derece immünoterapi yan etkisi görülme sıklığının % 90'a kadar çıktığını bildirirken, anti-PD-1/PD-L1 ajanları ile yapılan bir faz-3 klinik çalışmada %30'ların altında yan etki bildirilmiştir.

• Kombinasyon immünoterapilerinde, tek ajan (monoterapi) immünoterapilere göre daha sık ve şiddetli yan etkiler gözükür.

• İmmünoterapi yan etkileri hemen hemen tüm organ sistemlerini etkileyebilir. En sık olarak deri, bağırsak, endokrin (hormonal sistem) ve akciğerler; daha nadir olarak kalp-damar sistemi, kemik iliği, böbrek, sinir sistemi ve göz.

• İmmünoterapilerle tedavi sırasında genellikle hafif (1. ve 2. derece) yan etkiler gözükür, fakat kemoterapilerden farklı olarak bu yan etkiler bazen yıllarca sürebilir.

• En sık görülen immünoterapi yan etkileri ağız yaraları (mukozit), ishal, cilt alerjileri ve grip benzeri şikayetlerdir (yorgunluk, ateş, titreme, halsizlik, bulantı, kusma ve döküntü gibi).

• İmmünoterapi alan hastalar güneşten kaçınmalı, güneş kremi kullanmalı ve direk güneş gören bölgeleri olabildiğince şapka ve kıyafetlerle korumalılar.

• 2016 yılında yapılan ve 471 hastanın dahil olduğu bir klinik çalışmada 5 hasta (%1.1) immünoterapi ilacı ipilimumab ile ilişkilendirilen yan etkiler nedeniyle yaşamını kaybetmiştir: 3 hasta kolit (2 hasta bağırsak perforasyonu/delinmesi), 1 hasta myokardit (kalp hasarı), ve 1 hasta Guillain–Barre Sendromu ilişkili çoklu organ yetmezliği.

Farklı çalışmalarda da özellikle kalp ve akciğer yan etkilerinin yaşam kaybı ile sonuçlanabileceği görülmüştür.

Bu nedenle immünoterapi tedavisi sırasında – her ne kadar çok nadir de görülse – göğüs ağrısı, solunum sıkıntısı, akciğer veya bacak ödemi, düzensiz kalp atımı gibi ciddi şikayet ve bulguların immünoterapi ilişkili olabileceği bilinmelidir.

• Bu çok çeşitteki immünoterapi yan etkilerinin yönetimi sadece tek bir hekimin bilgi ve becerisinin ötesindedir. Onkolojinin birçok alanında olduğu gibi, immünoterapilerin yönetiminde de multidisipliner ekip çalışması gereklidir (romatoloji, endokrinoloji, kardiyoloji ve dermatoloji uzmanları gibi).

Aşağıdaki grafikte, bir PD-1 inhibitörü olan nivolumabın (piyasa adı Opdivo), en sık görülen yan etkilerinin ortaya çıkış ve sonlanma zamanları görülebilir:

İmmünoterapi yan etkilerini tek tek inceleyecek olursak;

Döküntü / Cilt alerjileri

En sık görülen immünoetrapi yan etkisi döküntü ve/veya kaşıntıdır. CTLA-4 inhibitörü ipilimumab (Yervoy) ile tedavi edilen hastaların yaklaşık %50’si bu yan etkiyi yaşar.

Döküntü, aynı zamanda anti PD-1 (nivolumab-Opdivo ve pembrolizumab-Keytruda) tedavisinin de en sık görülen yan etkilerinden biridir, fakat neyse ki, bu ajanlara bağlı ciddi döküntü oranları düşüktür.

Kortizonlu kremler döküntü tedavisinde ağızdan alınan antihistaminik dediğimiz kaşıntı önleyiciler ile birlikte kullanılabilir. Şiddetli döküntü ağızdan alınan kortizon haplar ile tedavi edilmelidir.

İshal / Kolit (iltihaplı karın ağrısı)

Diyare (ishal), immünoterapilere bağlı sık görülen bir yan etki olmakla birlikte, ciddi (3. – 4. derece) diyare oranı sadece %1-2’dir. İshal ve kolitin belirtileri benzer olmakla birlikte bazı farkları vardır.

Kolit karın ağrısı ile bağlantılıdır ve kolitteki bağırsak iltihaplanması radyolojik veya endoskopik görüntüleme yöntemleri ile gösterilebilir. İshal, basitçe tanımlanacak olursa, dışkılama sıklığında artış anlamına gelir.

Başa çıkmada ilk adım her zaman ishalin diğer sebeplerini belirlemek olmalıdır (örneğin bakteri veya virüs enfeksiyonlarına bağlı ishaller). Bu sebepler dışlandığında, hafif vakalarda lopermid gibi ishal önleyici ilaçlar (anti-diaretikler) kullanılabilir.

Eğer belirtiler düzelmez veya şiddetlenirse, ağızdan veya damardan kortizon kullanılmalıdır. Ne yazık ki, immünoterapilere bağlı ishalleri önlediği gösterilen bir tedavi yoktur.

Karaciğer hasarı

İmmünoterapilere bağlı hepatit (karaciğer iltihabı), karaciğer hasarının göstergelerinden olan AST ve ALT seviyelerinde, bazen de sarılık göstergesi olan bilirubin seviyesinde artışla ilişkilendirilir. Pek çok hastada bu durum belirti vermez.

Karaciğer fonksiyonları her immünoterapi uygulaması öncesi bakılmalıdır; eğer yüksekse, hepatitin virüs enfeksiyonlarına ve diğer ilaçlarla bağlantılı nedenleri elenmelidir. Diğer immünoterapi ilişkili yan etkilerin tedavisinde olduğu gibi, eğer görülen başka bir temel neden yoksa, kortikosteroitlerle (kortizon) hemen tedaviye başlanması önerilir.

Nadir durumlarda AST ve ALT seviyelerindeki artışlar kortizon tedavisine karşı dirençlidir ve her 12 saatte bir 500 mg mycophenolate mofetil etkili olabilir.

Endokrinopati / Tiroid fonksiyon bozuklukları / Hormonal bozukluklar

Yukarıda bahsedilen immünoterapi ilişkili yan etkiler genellikle doğrudan görülebilmelerine rağmen, immün kontrol noktası blokajına bağlı endokrinopatinin ve tiroid fonksiyo bozukluklarının teşhisi daha zorlayıcı olabilir.

Hastalar halsizlik, mide bulantısı ve baş ağrısı gibi belli bir hastalığa özgül olmayan şikayetler gösterebilir; bu yüzden tedavi uygulayan kişiler ihtiyatlı olmalıdır.

Hipofizit (beyindeki hipofiz bezinin iltihabı) ve hipotiroidi (tiroid hormonlarının azlığı) en sık görülen endokrinopatilerdendir ve genellikle CTLA-4 blokajıyla tedavi edilen hastalarının %10’a kadar olan kesiminde görülür. PD-1 veya PDL-1 ajanı ile tedavi edilen hastalarda endokrinopati sıklığı daha az olmakla birlikte, hastaların bu yönden takip edilmesi ihmal edilmemelidir.

Yüksek doz kortikosteroit tedavisinin enflamasyona bağlı endokrinopati sürecini geriye çevirdiğini düşünülse de; pek çok hastanın uzun dönem tiroid hormonu levotiroksin takviyesine ve/veya kortizon tedavisine gereksinimi vardır.

Pnömonitis / Akciğer iltihabı

Pnömonitis, CTLA-4 ve PD-1 bloke edici ajanlarıyla tedavi edilen hastalarda nadir görülen (%10’dan daha az) fakat potansiyel olarak yaşamı tehdit eden bir immünoterapi ilişkili yan etkidir.

Üst solunum yolları enfeksiyonu, yeni ortaya çıkan öksürük veya nefes darlığı gibi akciğerle ilişkili şikayetler gösteren her hasta radyolojik görüntülemeye tabii tutulmalı ve sebep bulunmalıdır.

Orta seviyeden ağır seviyeye kadar olan tüm vakalarda immün sistemi baskılamaya başlamadan önce bakterilere bağlı enfeksiyon ihtimalini elemek için bronkoskopi (akciğer hava yollarının, ucunda bir kamera bulunan tıbbi bir alet ile değerlendirilmesi) yapılmalıdır.

Ağır vakalarda tedavi yüksek dozda kortikosteroitlerden oluşmalıdır ve ek olarak infliximab gibi bağışıklık sistemini baskılayan ilaçların kullanımı uygun olabilir. Pnömonitis sonrası immünoterapi tedavisi düşünülmemelidir.

Sonuç

İmmünoterapi, ilerlemiş kanserler için devrim niteliğinde bir tedavi modeli olarak geliştikçe, yan etkilerinin daha iyi tanınması gerekecektir. Hafif (1. ve 2.

derece) immünoterapi ilişkili yan etkilerin erken tanısı ve agresif tedavisi; immün kontrol noktası inhibitörlerinin etkinliğinden taviz vermeden hastanın zarar görmesini önlemek amacıyla önerilmektedir.

Gelecekteki çalışmalarla hem steroid (kortizon) hem steroid olmayan ilaçlar hakkında bilgi toplamak, immünoterapileri en etkili şekilde kullanmak için zorunlu hale gelmiştir.

Sağlıklı ve mutlu kalın…

Sayfada yer alan yazılar sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Источник: https://www.drozdogan.com/son-yillarin-en-populer-kanser-tedavisi-immunoterapilerin-yan-etkileri-nasil-tedavi-edilir/

Prostat kanserinin tedavisinde immünoterapi dönemi

Kanser Tedavisinde İmmünoterapi
Söz konusu çalışmada başarılı sonuçlar elde edilirken, klinik kullanım onayı alınan iki yeni ilaç ile özellikle kemoterapi uygulanamayan ve daha önce kemoterapi uygulanmasına rağmen rahatsızlığı tekrar eden hastalarda olumlu ilerlemeler kaydedildi.

          Türk Kanser Araştırma ve Savaş Kurumu Derneği Adana Şube Başkanı, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Adana Şehir Hastanesi İç Hastalıkları Tıbbi Onkoloji Kliniği Öğretim Üyesi Prof. Dr.

Timuçin Çil, AA muhabirine yaptığı açıklamada, prostat kanserinin erkeklerde en sık görülen ikinci kanser türü olduğunu ve ileri yaştakilerin yanı sıra gençlerde de rastlandığını söyledi.

          Prostat kanserinin 10 yıl önce her 10 erkekten birinde görüldüğünü ancak bugün oranın arttığını ifade eden Timuçin Çil, “Şu andaki veriler, her 7 erkekten birinde bir dönemde görüleceğini ortaya koyuyor. Bu oran 70 yaşın üzerinde ise her 4 erkekten birinde şeklinde olacak.” diye konuştu.        

YAŞAM SÜRESİNİN UZAMASI ETKİLİ

Prof. Dr. Timuçin Çil, hastalık görülme oranlarının artışında ortalama yaşam süresinin uzamasının etkili olduğunu vurgulayarak, gelişmişlik düzeyine paralel olarak yaşlı nüfusun yükselmesiyle hastalık gelişim riskinin de arttığını aktardı.

Bunun yanı sıra tarama yöntemlerinin yaygınlaşması, toplumsal farkındalığın ve tedaviye erişimin artmasıyla tanı oranlarının da yükseldiğini dile getiren Çil, buna bağlı olarak hastalık oranlarında geçmiş yıllara göre belirgin bir farklılık olduğunu bildirdi.

         

TimuçinÇil, “Son 10 yılda, özellikle erken dönemdeki prostat kanseri oranında artış gözlendi çünkü bireysel tarama yöntemlerine ulaşılmasının yanı sıra toplumsal tarama yöntemleri de uygulanmaya başlandı.

Bu da önemli bir sağlık politikası ve hastalık teşhisinde pozitif etki sağlıyor.” dedi.  

       

'KETEM'LERDE TEST YAPILIYOR

Prostat kanserinin ölüm oranının, erken yaşta görülen, agresif seyreden ve yayılmış hastalarda yüksek, yaşlılarda erken tanı halinde ise düşük olduğuna işaret eden Çil, sık görülmesine karşın bu hastalıkta ölüm oranının yüksek olmadığını, tedaviyle sorunun ortadan kaldırılabildiğini vurguladı.           Ürolojik muayenelerin artırılmasının yanı sıra “PSA” diye isimlendirilen testle kolayca tanı konulabildiğini belirten Çil, şunları kaydetti:          

“Sağlık Bakanlığına ait KETEM’lerde bu test yapılıyor. Ailesinde prostat kanseri olan ve 40 yaş üstündeki kişiler, risk grubunda olmayanlar da 50 yaşından sonra buraya başvurabilir. Çok sık idrar yapma, düzensiz idrar yapma, kanlı idrar gibi belirtilerle kendini gösteriyor. Bu gibi durumda hemen uzmana başvurulmalı.”          

   

“İMMÜNOTERAPİ ONKOLOJİDE YENİ BİR DÖNÜM NOKTASI”

Prostat kanserinde erken tanı alan hastalarda, açık veya kapalı cerrahi yöntemi, hatta robotik cerrahi ile çok başarılı sonuçlar elde edildiğini aktaran Çil, evresi ileri olan hastalarda hormonal tedavi, yeni kemoterapi seçeneklerinin söz konusu olabildiğini söyledi.

         

Çil, ileri evre prostat kanserli hastalarında, vücudun bağışıklık sistemini, kanserli hücrelere karşı daha kesin, etkili ve daha güçlü saldırılar yapacak şekilde yükselterek kanserli hücrelerin büyüme ve yayılmasını durdurmayı veya hücrenin tamamen ortadan kaldırılmasını amaçlayan “immünoterapi” yönteminin de kullanılabildiğini bildirdi.          

İmmünoterapinin, onkoloji alanındaki en önemli çalışmalardan biri olduğuna vurgu yapan Prof. Dr. Çil, “İmmünoterapi, prostat kanserinde de hedef alanlarından biri durumunda. Bu konuda şu anda çok önemli bilimsel çalışmalar yürütülüyor. Bu yöntem, onkolojide yeni bir dönüm noktası. Prostat kanserinde de ilerleyen dönemde sıklıkla kullanılacağını görüyoruz.” dedi.

“BAŞARILI SONUÇLAR ELDE EDİLDİ”

İmmünoterapi yönteminin prostat kanserinin tedavisinde kullanılmasına yönelik bilimsel çalışmalar hakkında bilgi veren Çil, şöyle devam etti:          

“İmmünoterapinin prostat kanserinde kullanıldığı ’Placebo-controlled phase III trial of immunologic therapy with sipuleucel-T (APC8015) in patients with metastatic, asymptomatic hormone refractory prostate cancer’ isimli ’Metastatik kastrasyon rezistans prostat kanserinde immunolojik sipuleucel-T (APC8015) adlı ajanın placeboya karşı etkiniliğini araştıran Faz III radomize çalışma’ ABD’de 19 büyük kanser merkezinde Dr. Eric J. Small ve ekibi tarafından yapıldı. Çalışmadan başarılı sonuçlar elde edildi. Bu çalışmayla özellikle kemik metastazı olan hastalarda immünoterapinin etkin bir tedavi olduğu gösterildi. Çalışmanın sonuçları, ilk olarak Journal of Clinical Oncology Dergisi’nde yayımlandı.”          

“GELİŞTİRİLEN İKİ YENİ İLACIN KLİNİK KULLANIM ONAYI ALINDI”      

13. Üroonkoloji Kongresi Başkanlığını yapan Prof. Dr. Sümer Baltacı da vücuda yayılmış (metastatik) mesane kanserinde uzun yıllardır eksikliği çekilen, standart kemoterapiye alternatif tedavi uygulamaları açısından son 1 yıl içerisinde önemli gelişmeler yaşandığını bildirdi.

         

“Vücudun bağışıklık sisteminin elemanlarının işleyişinin yeniden düzenlenmesi” prensibine dayanan ve “immüno-onkolojik” tedaviler olarak nitelendirilen bu yeni tedavi yaklaşımı için ilaç geliştirildiğini anlatan Baltacı, “Geliştirilen iki yeni ilaç klinik kullanım onayı aldı.

Bu yeni grup ilaçlarla, özellikle kemoterapi uygulanamayan hastalarda ve daha önce kemoterapi uygulanmasına rağmen hastalığı tekrar eden hastalarda olumlu sonuçlar bildirilmektedir.

Önümüzdeki dönem, bu grup ilaçlara ait daha fazla çalışmanın ve tedavi uygulamalarının yapılacağı bir dönem olacaktır.” ifadesini kullandı.

Источник: https://www.posta.com.tr/prostat-kanserinin-tedavisinde-immunoterapi-donemi-1360043

Kanser tedavisinde yeni bir umut ışığı: İmmünoterapi

Kanser Tedavisinde İmmünoterapi

İmmünoterapi kanserde ilaç tedavisinin yeni bir boyutudur. Vücudumuzda her gün milyonlarca kanser hücresi doğar. İnsanın kendi bağışıklık sisteminde kanser hücrelerini yenebilmesi için hücreler bulunur.

Bağışıklık yani immün sistemi kanser hücrelerini tanıyınca hemen harekete geçip hücreyi yok eder. Bunlarla bağışıklık sisteminde yer alan T hücreleri (T lenfositleri) savaşır. T hücreleri kanser hücresine karşı şavaşır, onu yok etmeye çalışır.

Ancak kanser hücreleri üzerinde bulunan alıcı sayesinde T hücrelerini alıcılarına bağlanarak, onların kendilerine karşı savaşmasını önler.

Prof. Dr. Demir: Kanser tedavisinde önemli gelişmeler yaşanıyor

İmmünoterapi ilaçları, işte T hücreleri ve kanser hücrelerinin bu alıcılar vasıtasıyla bağlanmasını önler, T hücrelerinin görevlerini yapmalarını sağlar. İmmünoterapinin amacı bağışıklık sistemini güçlendirerek vücudun kanseri kendi yenmesini sağlamaktır.

Kemoterapiden farkı nedir?

  • Şimdiye kadar kanserle ilgili 3 tür ilaç tedavisi uygulanıyordu. Bunlardan birincisi (kanserde streotaksik) kanser hücreleri öldüren “sitotoksik” kemoterapi tedavisi. İkincisi hormonlara bağlı olarak gelişen meme ve prostat gibi kanserlerde hormon mekanizmalarını kırmak için kullanılan hormonoterapi yöntemleri. Üçüncüsü de son 15 yıldır kullanılan ve gün geçtikçe artan hedefe yönelik tedavi, bu tedavide amaç kanser gelişiminde ve yayılmasını sağlayan mekanizmaları bloke etmekti. İmmünoterapide ise hedef immün yani bağışıklık sistemini güçlendirerek vücudun kanseri kendi yenmesini sağlamak.
  • Mekanizma olarak birbirinden farklılar. Kemoterapi hücreleri öldürüyor, immünoterapi bağışıklık sistemini güçlendiriyor.
  • Yan etkileri farklı. Kemoterapide görülen saç dökülmesi, düşük kan, bulantı, kusma gibi yan etkiler immünoterapide görülmüyor. İmmünoterapi yan etkileri daha çok immün sistemin uyarılması ile oluşan yan etkilerdir.
  • Kemoterapiyi uygulayabilmek için hastanın performansı iyi, vücut fonksiyonlarının yerinde olması gerekir. Hem hastalığın hem de kemoterapiye bağlı problemlerin hastaya zarar vermemesi gerekir. İmmünoterapi performansı düşük hastalarda da etkilidir. Çok halsiz, yerinden kalkamayan hastalara bile uygulanabilir.

İmmünoterapi Nasıl yapılıyor?

İmmünoterapi ilaçları, kemoterapi gibi damardan serum yoluyla verilir. Fakat kemoterapiden daha rahattır. Uygularken önemli bir sorun yaratmaz.

İmmüno onkoloji ile kanser tedavisinde yeni bir çağın kapıları açılıyor!

İmmünoterapi ilaçları şimdilik erken hastalık dönmelerinde kullanılmıyor, yayılmış, metastaz yapmış hastalarda kullanılıyor. 4. evrede hastalarda kullanılabiliyor. Ama sonuçların iyi olması için hastanın 4. evrenin erken döneminde olması gerekir.

İmmünoterapi hangi kanserlerde kullanılabiliyor?

Birçok kanser tipinde deneniyor ve ümit vaad ediyor. Ama bugün malign melonom yani ben kanserlerinin en önemli ilacı. Malign melonomda kemoterapinin hemen hemen hiç etkisi yok, buna karşın immünoterapi çok etkili.

Küçük hücreli dışı akciğer kanserinde birinci seçenek olarak kemoterapi sonrası ilerleyen hastalıkta kullanılıyor. Yani önce kemoterapi uygulanıyor, hastalık ilerlerse 2.seçim olarak immünoterapi ilaçları veriliyor. Üçüncü kullanım alanı böbrek kanseri.

Burada da hedefe yönelik ilaçlar başarısız olduğu zaman ikinci seçimde immünoterapi kullanılıyor. Dördüncü olarak da lenf kanserlerinde (Hodgkin hastalığı) kullanılıyor.

İmmünoterapi başka hangi kanserlerde kullanılabilir?

Bağırsak, mesane, mide ve meme kanseri için ümit vaad ediyor. Araştırma aşamasında, henüz kullanılmıyor.

İmmünoterapi bağışıklık sistemi ile ilgili yan etkiler yapıyor. Bunlar deride birtakım belirtiler, bağırsakta ishale olabilir. Akciğerde iltihap (mikropsuz zatüre), hormon sistemi üzerinde etkileri olabilir. Örneğin tiroid bezi üstüne etki ederek yavaş ya da hızlı çalışmasına neden olabilir. Böbrek üstü bezi yetersizliği yapabilir.

İmmünoterapi akciğer kanseri tedavisinde başarıyı çok arttırdı

Hipofiz bezinin yetersizliği görülebilir. Halsizlik, iştahsızlık yapabilir. Yan etkilerin çok iyi bilinmesi, hastaların sıkı takip edilmesi gerekir. Bu yüzden immünoterapi uygulayan medikal onkologların bu yan etkiler oluştuğunda ilacın ne zaman kesileceğini, ne zaman devam edileceğini iyi bilmesi, önlemler alması gerekir.

Sadece medikal onkologlar da değil, göğüs hastalıkları, endokrinoloji, gastroenteroloji gibi diğer dallardaki hekimlerin de herhangi bir yan etki görüldüğünde nasıl müdahale edilmesi gerektiğini bilmesi gerekir. Örneğin yan etkiler görüldüğünde kortizon kullanmak hayat kurtarabilir. Bu yüzden hekimin kortizonu ne zaman kullanacağını bilmesi gerekir.

Источник: https://www.medikalakademi.com.tr/kanser-tedavisinde-yeni-umut-isigi-immuenoterapi/

Kanser tedavisinde yeni dönem: İmmünoterapi

Kanser Tedavisinde İmmünoterapi

Bağışıklık sisteminin gücü kanser oluşumunu önlemede büyük bir rol oynuyor. Kanser, bağışıklık sisteminin kanser hücrelerine yenildiğini gösteren bir durum aslında…

4 Şubat Dünya Kanser Günü’nde, kanser istatistiklerine bakıldığında karşımıza çıkan tablo oldukça ciddi bir durumun varlığına işaret ediyor. Çünkü;

  • Her yıl dünya çapında 14.1 milyon insana kanser teşhisi konuluyor.
  • Her iki erkekten biri ve her üç kadından biri kanser teşhisi alıyor.
  • Yani her 4 saniyede bir kişi kanser olduğunu öğreniyor.
  • Dünyada kanser kaynaklı ölümlerin 2030 yılı itibariyle 2 kat artması bekleniyor.

Peki, Kanser nasıl oluşuyor?

Kanser oluşumu bağışıklık sisteminin kanser hücrelerini yok etme kapasitesini kaybetmesine bağlı olarak meydana geliyor. Bağışıklık sistemi 3 aşamada bu savaşı kaybediyor:

1. Elimine etme süreci

Bağışıklık sistemi kanser hücrelerini tespit ediyor ve onları yok ediyor. Böylelikle bu hücreler bir tümör gelişimine neden olmadan ve insanın sağlığını tehdit etmeden önce elimine edilebiliyor.

2. Denge durumu

Bağışıklık sistemi bazı kanser hücrelerini yok etmiş olsa da “daha az görünür” olan kanser hücreleri hayatına devam ediyor ve ikisi denge durumuna geçiyor.

3. Kaçış

Kalan kanser hücreleri bağışıklık sistemi zırhını aşıyor ve çoğalarak klinik olarak fark edilebilir tümörlere dönüşebiliyor. Bu aşamada bağışıklık sistemi kanser gelişimini kendi başına kontrol altında tutamıyor.

Kanserden korunma adına yapılması gerekenlerin çoğu, bağışıklık sisteminizi güçlü tutabilmeniz için öneriliyor olması bir tesadüf değil. Sağlıklı beslenmeniz, ideal kiloda olmanız, hareketli bir yaşam tarzı benimsemeniz, sigaradan uzak durmanız öncelikli olarak bağışıklık sisteminizi güçlü tutarak sizi kanserden koruyor.

Kanser tedavisinde günümüze kadar uygulanan başlıca yöntemler arasında lokalize, hedef dışı (direkt kanserli hücreyi hedeflemeyen) bir tedavi olan radyoterapi; sistemik (bütün vücutla ilgili) yine hedef dışı bir tedavi olan kemoterapi; lokalize ve hedefli (sadece kanserli hücrenin alınmasını hedefleyen) ameliyat olarak sıralanabiliyor.

Yeni bir tedavi şekli olan immünoterapi, kanser tedavisinde yeni bir döneme işaret ediyor

Bağışıklık sisteminin içsel gücünü tetikleyerek kansere karşı savaşan kanser immünoterapi tedavisinin 1940’lı yılların sonunda geliştirilen ilk kemoterapi tedavisinden sonra en umut veren kanser tedavisi olduğu düşünülüyor.

Bağışıklık sisteminin olağanüstü gücü, hafıza kapasitesi, mükemmel özgüllüğü ve insan biyolojisinde oynadığı merkezi ve evrensel rol nedeniyle bu tedavilerde uzun süren remisyon (hastalık belirtilerinin söndüğü) dönemleri ve kanserden tam iyileşmeyi, hangi kanser türü olursa olsun tüm kanser hastaları için sağlayacak potansiyelin olduğu görülüyor.

İmmünoterapinin hedefi bağışıklık sistemine kanserle savaşında üstünlük kazandırmak ve ona kanser hücrelerini yok etme gücünü geri vermek olarak tanımlanıyor. Böylelikle: hastalar için tam ve kalıcı tedavinin mümkün olacağı ifade ediliyor.

İmmünoterapi bağışıklık sistemine;

Hedefi gösteriyor: Bağışıklık sistemine, antijen adı verilen kanser hedeflerini gösteriyor.

Aktive ediyor: Bağışıklık sistemine teh sinyallerini vererek, onu kanser hedeflerine yönelmesi için aktive ediyor.

Devamlılık sağlıyor: Baskılanan bağışıklığı iyileştirmek için ajanlar sunuyor.

Tedavi: Hedef odaklı, güçlü ve dayanıklı bağışıklık atağıyla, potansiyel olarak sonsuza kadar, kanser elimine ediliyor.

Kanser tedavisinde kullanılan radyasyon ve ilaç tedavileri kanser hücreleriyle birlikte sağlıklı hücreleri de yok edebilirken; hastanın kendi bağışıklık sistemini harekete geçiren immünoterapi, sağlıklı hücrelere dokunmadan, sadece kanserli hücrelere müdahale ediyor.

İmmünoterapi klinik çalışmalarına katılan kanser hastası anlatıyor:

Brenda Berchtold ve eşi

51 yaşındaki Brenda Berchtold’a kanser teşhisi evlendikten 3 sene sonra, 1986 yılında koyuldu. Sağ memesinde ufak bir şişlik hissettiğinde ve biyopsi sonucunda üçlü-negatif meme kanseri olduğunu öğrendiğinde henüz 22 yaşındaydı.

O yıllarda tedavi seçenekleri sınırlıydı: ameliyat, radyasyon ve kemoterapi altın standartlardı. Öncelikle radikal lampektomi ameliyatı oldu ve radyasyon tedavisi gördü. Böylelikle 7 sene boyunca kansersiz bir hayat sürebildi.

Sonra kanserin aynı alanda tekrar ortaya çıktığını öğrendi. Bunun üzerine kemoterapi tedavisi aldı.

Berchtold, kemoterapide saçlarını kaybetti ve tedavi süresince hiç iyi hissetmedi. Hastalık sürekli nüksettiği için tedavinin sürekli tekrarlanması gerekti.

Kemoterapinin artık kendisi için bir çare olmadığını anladığı bir noktada Johns Hopkins Hastanesi’nde immünoterapi tedavisi klinik çalışmalarına katılmayı kabul etti. Doktoru Leisha Emens ona bu tedavinin T hücrelerinin kanseri yok etmesine yardımcı olacağını anlattı.

İki dozdan sonra tümörde yüzde 70 oranında küçülme elde edildi. Ve iyileşmeyle Berchtold ilacı bırakabildi.

Kanserin başka bir bölgede, sol tarafında lenf nodülünde görülmesi üzerine tekrar tedavisine başlanan Berchtold bu agresiflikte bir kanser türünde bile yüzde 63 oranında bir küçülmenin sağlandığını söyledi.

Tedavinin kemoterapiden daha iyi olduğunu dile getiren Berchtold tedavi yan etkilerini şu sözlerle anlattı: “Tedavi kemoterapiden yüzde 90 oranında daha rahat. Saçınızı kaybetmiyorsunuz. Tedavi sırasında daha fazla enerjiniz oluyor. Mide bulantısı yaşamıyorsunuz. Hafif bir yorgunluk oluyor.

Tek yan etkisi tiroit ile alakalı oldu. Bunun için de bir ilaç alıyorum. John Hopkins’e gidiyorum, yarım saat tedavimi alıyorum ve hayatıma devam ediyorum.”

Kemoterapinin yan etkilerini yaşamaya gerek kalmadan kanserin tam anlamıyla tedavisinin mümkün olması artık çok uzakta bir hayal değil.

Ancak en yeni tedavi yöntemlerinde bile düzenli tarama programları ile kanserde erken tanının ne kadar hayati bir önemde olduğunu unutmamak gerekiyor.

Kaynak:
cancerresearch.org/cancer-immunotherapy/what-is-cancer-immunotherapy
cancerresearch.org/our-strategy-impact/people-behind-the-progress/patients/brenda-berchtold

Источник: http://filminds.com/kanser-tedavisinde-yeni-donem-immunoterapi/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.

    ×
    Рекомендуем посмотреть