Kanser Tedavisinde Psikolojik Destek

Olumlu düşünme kanserin seyrini etkiliyor

Kanser Tedavisinde Psikolojik Destek

Medicana Çamlıca Hastanesi Psikiyatri Bölümü'nden Uzm. Dr. Hülya Yanbay, kanser tedavisinde tanıdan başlayarak her evrede görülen psikolojik reaksiyonlar farklılık gösterdiğini belirtti.

Uzm. Dr. Hülya Yanbay, kanser olan kişiye hastalığını söyleme, hastaların geçtiği psikolojik süreç, hastalarda görülen psikayrit hastalıklar ve çocuk hastalarda yaşanan durumlar hakkında açıklamalar yaptı. Psiko-onkolojik hizmetin ne olduğunu açıklayan Dr.

Hülya Yanbay “Kanserli hastanın, ailenin ve tedavi ekibinin üzerinde psikolojik etkileriyle ilgilenir, psikolojik ve davranışsal faktörlerin kanser risk ve gidişindeki etkilerini araştırır. Kanser multidisipliner bir ekip çalışması ile tedavi edilir yani cerrahi-kemoterapi-radyoterapi veya diğer medikal tedavilerle eşgüdümlü olarak psikiyatrik yaklaşım gerekir.

Amaç, tanı ve tedavi sürecinde, hastalığı ile birlikte yaşayabilen ve hastalık sonrasında yaşamını keyifle sürdüren bireyler olmasıdır” dedi.

“Psikoloji, kanser tedavisini etkiler”

Psikolojik stresör faktörler beyin kimyasında değişikliklere neden olur, böylece bağışıklık sistemi ve hormonel sistem etkilenmiş olur diyen Dr.

Yanbay “Hastalığın kendisinin getirdiği psikolojik yükler vardır, buna tedavi yöntemlerinin neden olduğu psikiyatrik komplikasyonlar eklenebilir.

Bunlar kişinin uyumunu, yaşam kalitesini, kişiler arası ilişkilerini bozar, ayrıca hastalığın gidişini ve tedaviye yanıtı da olumsuz etkiler. Kanser ciddi ve kronik bir hastalıktır, ancak hastaların üzerinde bunun ötesinde anlamları vardır.

Kanserle tanışmak kişinin yaşamında bir deprem etkisi yapar, kriz yaşanır. Ölümü çağrıştırır ve varoluşsal kaygıları tetikler. Korku, umutsuzluk, suçluluk, çaresizlik, terk edilme kaygıları oluşabilir. Yaşam memnuniyeti azalır ve özgüven kaybı olabilir” şeklinde konuştu.

Kanser olan kişiye hastalığı nasıl söylenir?

Hastaya kanser olduğunu söyleme yolunu anlatan Dr. Yanbay, “Kanser tanısı bazı kültürlerde örneğin bizim gibi doğulu kültürde hastalara söylenmemesi, gizlenmesi yaklaşımı var, batılı toplumlar da ise bireyselleşme ön planda olduğundan tanıyı net olarak bilme ihtiyacı ön plandadır.

Ancak bilinmelidir ki kendisi hakkında gerçeği tam olarak bilmek kişinin en doğal hakkıdır, yasal ve tıbbi düzenlemeler de söylenmesi yönündedir. Tanı kişiyi tanıyan, takip eden doktoru tarafından söylenmeli.

Tetkik sonuçlarının beklendiği tanının doktoru tarafından da net olarak bilinmediği dönemde hastaya açık ve anlaşılır bilgi verilmeli. Olasılıklar anlatılmalı. Ayaküstü, aceleyle, uygun olmayan ortamda konuşulmamalı. Doktor bu işe vakit ayırmalı.

Doktor empatik yaklaşmalı ve hastanın kişilik özellikleri göz önünde bulundurulmalı. Haberin iyi olmadığı önce belirtilmeli ve sonrasında net olarak tanı söylenmeli. Daha fazla bilgi almak isteyip istemediği sorulmalı, hastaya umutsuzluk oluşturmadan durumu anlatmak gerekir.

Tanı söylendiğinde tedavi seçenekleri de birlikte söylenmeli, tanı söylendiğinde hastalardaki ilk şok etkisiyle söylenenlerin önemli kısmı unutulur, yazılı bilgi de verilmeli'' ifadelerini kullandı.

Kanser tanısı alan kişinin geçtiği psikolojik süreçler nelerdir?

Kanserde kişinin geçirdiği psikolojik süreç genel olarak 5 aşamada tanımlandığını ifade eden Dr. Yanbay “Bu aşamalar aynı zamanda yas reaksiyonuna da uyar. Aşamalar; inkar, öfke, pazarlık, depresyon ve kabullenmedir. Aslında bu aşamalar kişiden kişiye farklılıklar gösterebilir. Önce bir şok etkisi olur, kişi inanmaz.

Bu dönemde gerçeği reddetme aslında benliği koruma amaçlı bir reaksiyondur. Kişi yaşadığı panik, çaresizlik duygusuyla başka türlü baş etme yollarını bulamaz, kendini korumaya alır. Ardından öfke gelir, 'niye ben, neyi yanlış yaptım' diyebilir. Kendisine, çevresine, tedavi ekibine öfkeli olabilir ve suçlayıcı olabilir.

Pazarlık döneminde örneğin Allah ile pazarlık yapabilir; 'madem bu hastalığı bana verdin bari acı çektirme' gibi. Ardından çökkünlük dönemi ve nihayet yeni dönemi kabulleniş gelir. Tanıdan başlayarak her evrede görülen psikolojik reaksiyonlar farklılık gösterir, bunların bir kısmı normaldir.

Hatta kişinin uyumunu sağlarlar, bu tepkiler anlayışla karşılanmalıdır. Fakat uyumu bozucu tepkiler genellikle psikiyatrik değerlendirme ve tedavi gerektirir” diye konuştu.
Dr.

Yanbay, kişinin hastalığına vereceği reaksiyonu etkileyen faktörleri şu şekilde sıraladı: “Kişinin önceden geçirdiği psikiyatrik hastalıklar, kişilik özellikleri, problem çözme kapasitesi, sosyal destek varlığı, hastalığın kişi için ne anlama geldiği, yaş, cinsiyet, dini inançlar ve kanserin tipi, yerleşimi.”

Kanserli hastalarda sık görülen psikiyatri hastalıklar nelerdir?

Kanserli hastalarda yüksek oranda eşlik eden psikiyatrik hastalıklara değinen Dr. Yanbay “Yaklaşık olarak hastaların yarısı duygusal güçlükler yaşamaktadırlar.

Eşlik eden psikiyatrik hastalıklar; uyum bozuklukları, depresif sendromlar, anksiyete bozuklukları, organik beyin sendromları (deliryum, demans ve diğer organik psikiyatrik sendromlar, kemoterapötik ajanların nöropsikiyatrik yan etkileri), kişilik-tutum değişiklikleri ve ağrılı sendromlara eşlik eden psikiyatrik sendromlardır” dedi.

“Çocukluk çağı kanseri aileyi en fazla etkileyen kanserlerdir”

Bilgi almak hem hastalıkla ilgili olarak tedavi sürecinin iyi yönetilmesini sağlar hem de çocuğun ve ailenin kaygısını azaltır diyen Dr. Yanbay, “Psikolojik destek almak için çok büyük sıkıntılar beklenmemeli, danışmanlık her aşamada yararlıdır. Çocuğa hastalığı ile ilgili bilgi verilmeli ancak yaşına, bilişsel ve psikolojik düzeyine uygun olmalıdır. Uzmana danışmak gerekebilir.

Ancak bilgiyi aktaran çocuğun tanıdığı, güvendiği birisi-ebeveyni olmalıdır, bir yabancı olmamalıdır. Çocuğun soruları uygun şekilde cevaplanmalı, geçiştirilmemeli, göz teması çok önemli, içten davranılmalıdır. Bilmiyorum demekten çekinilmemelidir. Benzer hastalığı olan ailelerin deneyimleri sürecin daha kolay anlaşılmasını sağlayabilir.

Akraba ve arkadaşlardan yardım istenebilir” şeklinde konuştu.

Tanının diğer kardeşlere nasıl söylenmesi konusunda konuşan Dr. Yanbay, sözlerini şöyle tamamladı: “Gerekiyorsa bir uzmana danışılmalı. Hastalığın elverdiği ölçüde günlük hayat eskiden olduğu gibi sürdürülmeye çalışılmalıdır. Örneğin; doğum günleri kutlanmalı ve ailenin birlikte yapmayı alışkanlık haline getirdiği faaliyetler devam etmelidir.

Hasta çocuğun kardeşi kendisini terk edilmiş, dışlanmış hissetmemeli. Kronik hastalığı olan çocuk ailede elbette daha fazla ilgi çeker ve bu durum kıskançlığa neden olabilir, sonrasında da suçluluk duygusuna yol açabilir. Duyguların gösterilmesine izin verilmelidir.

Sağlıklı kardeş iyi olduğu için de suçluluk hissedebilir, onlara kendilerinin değerli olduğu hissettirilecek şekilde bakım ve ilgi gösterilmelidir. Sağlıklı kardeşte davranış problemleri ortaya çıkabilir. Üzülmesin diye bilgi verilmeyen kardeş kendisini dışlanmış hissedebilir.

Bazen çocuklar kardeşinin ya da ana babalarının hastalıklarıyla ilgili olarak kendisini suçlayabilirler. Uygun şekilde sürece katılmalı, kardeşinde duygu dışa vurumu sağlanabilmelidir. Ana baba bu sürecin kendileri için de zorluğunu kabul edebilmeli, fiziksel ve zihinsel olarak yorulabilirler, verdikleri küçük molalar için suçluluk hissetmemelilerdir.

Çocuğun oyun oynaması desteklenmeli, çocuklar duygularını oyunla ifade ederler, oyun aracılığıyla hastalıkla ilgili endişelerini gündeme taşımaları sağlanabilir. Oyun terapisi bu noktada çok önemlidir.”

KANSER RİSKİNİ AZALTMANIN 7 YOLU

Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Seda Bayraktar, kanserin fiziksel olduğu kadar psikolojiyi de olumsuz etkileyen bir hastalık olduğunu söyledi.

Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Seda Bayraktar, kanserle başa çıkmada psikolojik mücadele yollarını anlatan Doç. Dr. Seda Bayraktar “Hastalıklar karşısında her hastanın tepkisi farklı olabilir.

Hastalıkla ilk karşılaşıldığında, korku, umutsuzluk, çaresizlik, suçluluk, terk edilme gibi duyguların yaşanması çok normaldir. Ancak, kanser teşhisi almak her şeyin bittiği anlamına gelmiyor. Hastalığın seyrini etkileyen pek çok faktör var. Bunlardan en önemlilerinden bir tanesi de morali yüksek tutmak.

Birçok hastalıkta olduğu gibi kanserle başa çıkmada da olumlu düşünce vücudumuzun savunma sistemini destekleyerek hastalıkları yenmede büyük rol oynamaktadır” dedi.

Kanser hastalığını yenmede, olumlu başa çıkma yollarını anlatan Doç. Dr. Bayraktar “Bu hastalığı yenebilmek için her şeyden önce onu yenebileceğimizi en baştan kabul etmemiz gerekiyor. Bunun dışında hastalar doktorlarının izin verdiği kadarıyla ve sağlığı elverdiği ölçüde günlük hayatına devam etmeli.

Hastalar kişisel rollerinden kopmadan anne ise anneliğe, öğrenci ise okuluna devam ederek hayatla bağını koparmamalı. Ayrıca bu süreçte sosyal destek ve umudun yitirilmemesi her zaman esastır” şeklinde konuştu. Doç. Dr.

Seda Bayraktar, yapılan pek çok araştırmada da kanser hastalarında sosyal desteğin öneminin ortaya konduğunu, hastaların kendilerine sosyal açıdan destek olacak kişilerin yardımıyla bu süreci daha kolay atlatabildiğini ifade etti.

Kanserle mücadele etmede kişinin geçmiş yaşamından örnekler alınabileceğini belirten Bayraktar, “Kişiler bu hastalıkla baş etmede zorluk yaşıyorlarsa, daha önceden baş ettikleri zorlu bir olayı düşünsünler. Geçmişte yaşadığı bu zorlu olaya karşı verdiği mücadele, kanser hastalığı ile de mücadelesinde yol gösterici olabilir” diye konuştu.

40 YAŞINDAN SONRA YAPTIRILMASI GEREKEN 10 TEST!

Medicana International İstanbul Hastanesi Psikiyatri Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Murat Gürbüz, psikososyal desteğin neredeyse tüm kanser hastaları için çok önemli olduğunu söyledi ve kanser hastalarına önerilerde bulundu.

Yrd. Doç. Dr. Murat Gürbüz, kanser tedavisi gören hasta ve hasta yakınlarının psikolojik yol haritasına ilişkin yaptığı yazılı açıklamada, kanserin modern tıptan daha eski bir hastalık olduğunu, yaygınlığının giderek arttığını aktardı.

Kanserin tanı ve tedavisinde çok yol alındığını, artık birçok kanser türünün tamamen tedavi edilebildiğini vurgulayan Yrd. Doç. Dr.

Gürbüz bu hastalığın, 'hafızalarda hep korku verici, ağır bedensel kayıplara ve fiziksel acılara neden olan, ölümcül bir hastalık' olarak yer etmeye devam ettiğini bildirdi.

Yrd. Doç. Dr. Gürbüz, halihazırda kanser tedavisi denildiğinde sadece fiziksek değil psikolojik ve psikiyatrik desteğin sağlandığı ruhsal mücadelenin de tedavinin bir parçası olduğunu kaydederek, şu değerlendirmelerde bulundu: “Kanserde psikiyatrik hastalıkların yaygınlığı yüzde 50 civarında.

Bunların çoğu kanserin kendisine ya da tedavilerine bağlı gelişiyor. Yani her iki kanser hastasından birinin aslında bir psikiyatrik desteğe ihtiyacı var. Halk arasında son dönemlerde sıkça rastlanılan depresyon, üzüntü ve kanser ilişkisinde yanlış inanışlar da var.

Örneğin depresyon, üzüntü ve yoğun stres yaşamanın ya da bazı kişilik özelliklerinin kansere daha yatkın olduğu yönünde ancak yapılan bilimsel çalışmalarda bu gözlemlerin bilimsel bir dayanağı olmadığı tespit edilmiş.

Kişilik özellikleri, bireyin başa çıkma becerisi, benlik gücü, kişinin kanser tanısı aldığı dönemdeki gelişimsel düzeyi ve o gelişimsel düzeyde kanser tanısı almanın o birey için anlamı algılanan sosyal destek ve sosyoekonomik düzey kansere uyum sağlamada rol oynayan bireysel faktörleri oluşturuyor.

Mesela 20'li yaşlarda meme kanseri tanısı alma, 60 yaşından sonra meme kanseri tanısı almadan farklı anlamlar taşıyabilir.”

Yrd. Doç. Dr. Gürbüz, kanser hastasının tanısının, kanserin yerleşim yeri ve evresinin, hastalık belirtilerinin özelliğinin ve şiddetinin, hastalığın gidişinin, uygulanan tedavi ve yan etkilerin, hastalığın hastada yeti yitimine neden olup olmamasının kansere uyum yapmada hastalıkla ilişkili olduğunu bildirdi. Yrd. Doç. Dr.

Gürbüz, psikososyal desteğin neredeyse tüm kanser hastaları için çok önemli olduğunu belirterek “Bu konuda hem Türkiye Psikiyatri Derneği, hem de Psiko-Onkoloji Derneği gibi önemli kurumların çalışmaları tüm ruh sağlığı profesyonellerine kılavuzluk ediyor.

Hasta ve yakınlarını bilgilendirme, destekleme ve yönlendirme kanserle mücadelenin ruhsal ayağında çok önemli” ifadelerini kullandı.

Kanser tedavisi gören kişi kendisine nasıl davranmalı?

Yrd. Doç. Dr. Murat Gürbüz, kanser tedavisi gören kişinin kendisine nasıl davranması gerektiğine ilişkin şu bilgileri verdi: “Kendimi umursama hakkım var, bu bencillik değildir, hastama daha iyi bakabilmem için kendime iyi davranmam lazım. Diğer insanlardan yardım isteme hakkım var çünkü gücümün sınırlı olduğunu biliyorum.

Hastamla ilgili olan kısım dışında kendi yaşamımın diğer bölümlerini de sürdürme hakkım var, bazı şeyleri sadece kendim için yapma hakkına sahibim. Kızgın olmaya, depresif olmaya, kızgınlığımı, zorlandığımı, duygularımı açıklamaya hakkım var.
Hastamın ya da çevremdekilerin bana kendimi suçlu ya da kızgın hissettirme girişimlerini reddetme hakkım var.

Hastam için yaptıklarımla ilgili geribildirim istemeye, affedilmeye, kabullenilmeye, sevilmeye, bağlanmaya, önemsenmeye hakkım var. Yapabildiklerimle gurur duymaya, hastamın ihtiyaçlarını karşılayabildiğimde, kendimi alkışlamaya hakkım var.

Hastamın benim tam gün yardımıma ihtiyaç duymadığı zamanlarda beni ayakta tutabilecek bir yaşama ve bireyselliğimi korumaya hakkım var.”

MEME KANSERİ BELİRTİLERİ NELERDİR?

Kansere neden olan 10 besin

+12Tükettiğiniz yiyecek ve içecekler, vücudunuzun hastalıklarla savaşmak için kullandığı enerji kaynakları, beden sağlığınız açısından kritiktir. Bazı gıdalar, vücudunuz için diğerlerine kıyasla daha kötüdür ve birçok hastalık söz konusu olduğunda riski artırırlar. 

Источник: //hthayat.haberturk.com/saglik/psikoloji/haber/1059009-kanser-hastalarina-ve-yakinlarina-psikolojik-destek-nasil-olmalidir

Kanserde Psikolojik Destek | Acıbadem

Kanser Tedavisinde Psikolojik Destek

Kanser, yaygın görülen bir hastalık. Üstelik günümüzde çeşitli nedenlerle, görülme oranı da gittikçe artıyor. Bu kadar yaygın görülmesine rağmen kanser, tek başına olumsuzlukları çağrıştıran bir sözcük. Pek çok kişi kanser kelimesi geçen cümleleri duymaktan bile rahatsız oluyor.

İşte bu yüzden kanser tanısı alan hastaların genellikle olumsuz tepkiler vermesi, beklenen bir durum. Bazen herhangi bir hastalık tanısı almak bile günlük yaşamda dengeleri bozarken kanser tanısı almak, yaşam dengelerini psikolojik, sosyal, ekonomik vb. alanlarda ciddi bir biçimde etkiliyor.

Çünkü kanser tanısı konan kişiler önemli ve ciddi riskle karşı karşıya oluyor. Hastalıkla beraber ekonomik gücünü, işini kaybetme gibi günlük hayatının değişmesi gündeme gelebiliyor. Ancak daha da önemli olan; herhangi bir organını, organının işlevini ya da yaşamını yitirme olasılığı.

Farklı Tepkiler Gösteriyorlar

Kanser tanısı konan kişilerde farklı tepkiler ortaya çıkıyor. Genellikle ölüm ve yoğun acı çekme olarak algılanan kanser, kişinin psikolojik olarak krize girmesinin de nedeni. Kriz, aslında bir süreç. Sağlıklı yaşamdan başlayarak hastalık ve ölüm tehdidine uzanan sürece uyum göstermesiyle bitiyor.

Kriz sürecinde hastaların verdikleri, ortak ve genel olarak değerlendirilebilecek tepkiler var. İlk aşamadaki en yaygın tepki; şok ve inanmama.

Bu reddedişin nedeni, aslında, çoğu zaman katlanamayacakları ya da katlanmalarının güç olduğu gerçek durum karşısında hissettikleri kaygı ve panik duygularını savunma ihtiyacı.

Gerçeği reddederek bu 'korkunç' olarak düşünülen durumdan kurtulduklarını düşünüyorlar. İkinci aşamada; kızgınlık ve depresyon görülüyor.

Genellikle 'niye ben' ile başlayan cümlelerle kızgınlık ve isyan hissine kapılıyorlar.

Eğer kızgınlık yeterince ifade edilemiyorsa, depresyon gelişme riski yükseliyor. Bu dönemde; kaygılanmak, iştahsızlık, dikkat dağınıklığı, huzursuzluk gibi tepkiler görülüyor.

Psikolojik Sorunlar Yaşanabilir

Kanser tanısıyla birlikte gelen olumsuz düşünceler ve tedavi sürecindeki belirsizlik, kişinin var olan uyum sağlama mekanizmalarını sarsıyor. Dolayısıyla bu mekanizmaların yeteri kadar kullanılmasını da engelleniyor.

Kanser tanısı alan kişinin geleceğe yönelik beklentileri, planları bozulabiliyor ve kişi hayatı üzerinde sahip olduğu gücü yitirdiğini hissetmeye başlıyor. Bunun sonucunda, korku, kaygı, çaresizlik gibi duygular yaşanması mümkün.

Kanser tanısının konulmasıyla birlikte gelen bütün bu zorlu süreçler kişinin psikolojik olarak yıpranmasına ve bazen de psikolojik bir bozukluk yaşamasına neden olabiliyor. Yapılan araştırmalar kanser hastalığına bir psikolojik sorun eşlik etme olasılığının yüzde 50 civarında olduğunu gösteriyor.

Depresyon Ve Kaygı Bozuklukları Görülebiliyor

Kanser hastalarında en çok görülen psikolojik bozukluklar; depresyon ve kaygı bozuklukları. Kanser hastalarını kanser hastalığıyla ilgili olarak en çok endişelendiren durumlar şunlar: Ölüm riskinin olması, başka birilerinin bakımına muhtaç olmak durumu, beden görünüşünün bozulacağı düşüncesi ve ağrı, acı çekme korkusu.

Bunların hepsi, kişinin dünyadaki varoluşunu etkileyebilecek durumlar olduğundan kişiyi çok kaygılandırıyor. Bu kaygı sebebiyle birçok kişi kanser tanısını kabullenmekte zorlanıyor ve kanser hastası olduğuna inanamıyor.

Profesyonel Destek Gerekebilir

Eğer bir kanser hastası kendisini devamlı mutsuz hissediyorsa, yoğun bir isteksizlik içerindeyse ve eskiden ze aldığı şeylerden artık ze alamıyorsa bu, dikkate alınması gereken bir durumdur.

Kendini uzun süre mutsuz, kaygılı, karamsar, umutsuz, huzursuz veya öfkeli hisseden kanser hastaları mutlaka bir psikolog ya da psikiyatristten destek almalılar.

Aksi durumda, hasta psikolojisine girip hayata küsmek, tedaviyi de olumsuz bir şekilde etkileyebiliyor. Kanser hastasının kendini böyle bir duruma sokmaktan kaçınması gerekiyor. Gerektiği durumlarda psikolojik destek almak, hastanın böyle bir psikolojiye girmesini önlüyor.

Psikolojik destek almak, hastanın korku ve kaygılarını azaltarak yaşam kalitesini yükseltiyor dolayısıyla hastalığıyla daha iyi başa çıkabiliyor. Böylece hastanın ileride daha şiddetli bir psikolojik bozukluk yaşamasını da önlemiş oluyor.

Beden ve zihin birbiriyle sürekli iletişim halindedir. Psikolojinin olumlu olması, bedeni de olumlu bir şekilde etkiliyor. Örneğin, kendinizi mutsuz hissettiğiniz bir anda başınız ağrırsa, mutlu olduğunuz bir ana göre bu ağrıyı daha şiddetli hissedersiniz.

Olumlu düşünmek bağışıklık sisteminizi de olumlu bir şekilde etkiliyor. Ancak bu durum, 'kendimi hiç kötü hissetmemeliyim, kötü bir şey düşünmemem lazım' şekilde algılanmamalıdır. Herkesin kendini nedenli-nedensiz kötü hissettiği zamanlar olabilir.

Hiçbir insan sürekli çok mutlu, kaygısız, neşeli, enerjik vb. olamaz. Kanser hastalığının yukarıdaki özellikleriyle insana kendini kötü hissettirme olasılığı çok yüksek. Önemli olan kötü hissedilen zamanların mümkün olduğunca azaltılmaya çalışması.

Kanser hastaları doktorları tarafından farklı bir şekilde yönlendirilmedikçe, mümkün olduğunca hayatlarını eskiden olduğu gibi sürdürmeye ve hatta mümkünse hayatlarına yeni bir şeyler sokmaya çalışmalılar. Bu yenilik; yeni bir yerin görülmesi olabileceği gibi, yeni bir aktivite edinmek ya da yeni insanlar tanımak da olabilir.

Kanser hastalığı insanları sadece olumsuz yönde etkilemiyor. Kanser hastaları bu hastalıkla baş ederken, fark etmeseler de daha güçlü bir insan olmayı öğreniyorlar. Hatta tedavisi biten kanser hastaları, yaşamlarını eskisinden bile daha kaliteli ve zenginleşmiş bir şekilde sürdürebiliyorlar.

Kanser Destek Grupları

Acıbadem hastanelerinde tanı, tedavi ve bakım sürecinde hasta ve hasta yakınları ile yakın bir iletişim kuruluyor. Tedavi sürecinin başında; doktor, vaka yöneticisi hemşire ve kemoterapi hemşireleri tarafından hastalık hakkında eğitim veriliyor.

Hasta, psikolojik yardım talep ettiğinde uzman bir psikoloğa yönlendiriliyor.

Ancak onkoloji hemşireleri tedavi sırasında hasta veya hasta yakınlarının ihtiyaçları olduğunu fark ettiğinde psikolojik destek almaları konusunda öneri de getirebiliyor.

Hastaların psikolojik uyumu ve tedavi sonrası sosyal yaşama ve çevreye adaptasyonu için klinik psikolog rehberliğinde “Kanser Destek Grupları” oluşturuluyor.

Kanser tedavisi gören hastalar ve yakınları ile iletişim tedavi sonrasında da devam ediyor. Onkoloji hemşireleri, durumları hakkında bilgi almak için hasta ve hasta yakınlarını arıyorlar.Hasta ve hasta yakınları ise 24 saat doktor ve hemşiresine ulaşabiliyor, böylece kendilerini güvende hissediyorlar. Güven üzerine kurulan bu iletişim, hasta ve hasta yakınlarıyla kanserin tüm sürecinde devam ettiriliyor.

Источник: //www.acibadem.com.tr/erkenteshis/psikolojik-destek/

Kanser tedavisinde psikolojik desteğin etkisi

Kanser Tedavisinde Psikolojik Destek

İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Sedat Özkan, kanser tedavisinde ruh halinin hastalığa etkilerini anlattı.

Türkiye’nin kanser hastası ve ailelerine psikolojik destek veren ilk psikoonkoloji hastanesi Humanite Psikiyatri’nin de kurucusu olan Prof.

Özkan, “Kanserli hastada majör depresyon tedavi edilmezse yaşam süresi olumsuz etkilenir” dedi.

Psikiyatrik tedavinin kanser tedavisinde nasıl bir katkısı oluyor?

Kanseri tedavi etmek kanserli hastayı tedavi etmek için yeterli değildir. Beden ve ruh sağlığı ayrılmaz bir bütün ve her hücrenin ruhu var. Organizmadaki herhangi bir bozukluk kişinin beyin kimyasını ve ruhunu da etkiler. Bu sebeple kanser tedavisindeki en önemli kısım psikolojik ve psikiyatrik destektir.

Kanser hastasındaki majör depresyonu veya herhangi bir panik bozukluğu tedavi etmezseniz kanserin seyri de değişir. En basitinden mutluluk hormonu dediğimiz serotonin dengesi bozulursa, bu bağışıklık sistemini de etkiler.

Majör depresyonda kortizol hormonu arttığı ve lenfositler azaldığı için, bu da bağışıklığı zaafiyete uğratarak kanser tedavisini geriletir. Yaşam süresi ve kalitesini olumsuz etkiler. Kanser tedavisi bir maratondur. Biz psikiyatrlar olarak bu maratonda onkologlarla eşzamanlı hareket etmeliyiz.

Hastada psikolojik bir bozukluk gelişmese bile mutlaka elem, yas ve bir kriz gelişir. Kanserli hastanın psikolojisini dikkate almadan yapılacak tedavi, ameliyat başarılı geçti hasta öldü demek gibi bir şey olur.

Depresyon tedavi edilmezse yaşam süresi etkilenir

Bir kanser hastasının ruh halini aşama aşama anlatır mısınız?

Önce psikolojik reaksiyonlar olur, sonra da psikolojik rahatsızlıklar. Hasta şoke olur, inkar eder, neden ben diye sorar, sonra buna bir sebep bulmaya çalışır, depresif sürece girer ve en son kabullenir. Bunlar herkeste olması gereken reaksiyonlardır.

Her dört kanser hastasından birinde görülen psikolojik rahatsızlıklar ise, uyum bozuklukları, kişilik değişiklikleri, kaygı ve panik bozukluklar ile beyin kimyasıyla ilgili bozukluklardır. Kemoterapi de beyin kimyasallarını etkileyerek depresyona yol açabilir.

Bu nedenle mutlaka hastaların psikolojik desteğe ihtiyaçları var. Depresyonun tedavi edilmemesi yaşam süresini de etkiler. 

İnkarcılar, felaketçiler ve hayatı yarım kalanlar zorluyor

En zor hasta grubu hangisi?

Hastaların içindeki en zor grup, henüz çocuk yapmamış olanlar, erkekte cinselliği, kadında ise doğurganlığı etkilenecek olan hastalar ve mesleki yaşantılarını oturtamamış olanlar. Örneğin adam doçent olmuş ama tam profesör olacakken kanser olduğunu öğrenirse bunu zor kabulleniyor. Bir inkar eden, kanseri yok sayan hastalar vardır.

Bir de felaketçi tutum gösterenler vardır. Bunlar da zordur. Bu şekilde savunma süreçleri geliştirirler. Bizim amacımız hastayı bir birey olarak anlayıp onun yaşamla tüm ilişkilerini muhasebe etmesine yardımcı olmak. Ki krizden büyümeyle çıksın. Pek çok kanser hastası hastalıktan sonra daha neşeli ve işlevsel yaşamaya başlar.

Biz buna kriz sonrası büyüme deriz. Kişi olgunlaşır. 

Dirayetli ol demek hastaya zarar verir

Kanser hastasını psikolojik olarak rahatlatmak çok kolay olmasa gerek…

Kansere karşı insanların kafasında bir stigma var, yani önyargı. Başta sağlık ekibinin bu önyargıyı kırması gerek. Kanser ölümcül demek değil ki. Hastaya kafaya takma, üzme kendini, dirayetli ol gibi sözler söylemek ona zarar verir.

Kendisini suçlu hissettirir, sanki bu durumu kendisi yaratıyormuş gibi. Bu durumdaki bir hastanın depresyona girmesi beceriksizlik ya da bir kişilik bozukluğu değildir, sadece tedavi edilmelidir.

Ayrıca normal psikiyatri kliniğindeki hastalara kıyasla, psikoonkoloji kliniğindeki hastalarda terapi daha çok işe yarar.

En çok C tipi kanser oluyor

En çok ne tip insanlar kanser oluyor. Sizin herhangi bir gözleminiz var mı bu konuda?

Kendi deneyimlerime dayanarak söyleyebilirim ki genelde C tipi kişilikler kansere daha yatkın oluyor.

C tipi daha çok iyi insan olma çabasında olan, duygularını içe atan, yaşam boyu kendisini değil daha çok başkalarını düşünen, üst benliği çok güçlü ve katı olan, kendilerini eleştiren, kendinde suç arayan, özetle kendilerine çektiren insanlardır. Mesela B tipleri de kalp hastalıklarına yatkın oluyor.

Bu tipler hırslı, zamanla yarışan insanlardır. Kişinin son birkaç yılda yaşadığı ciddi travmalar, örselenme ve çatışmalar, kayıp ve ayrılıklar, organizmada bir kanser süreci bunu hızlandırır. Belki 15 sene sonra çıkacak kanseri erkene alıyor yaşanan travmalar. 

Hastalık sonrası daha erdemli olanlar var

Hastalara neler tavsiye ediyorsunuz?

Hastalara gerçekçi kabulleniş öneriyorum. İnkar da etme, felaketleştirme de. Yüzleş ama umudu yitirme. Umut yitimi depresyona yol açıyor. Meslektaşlarım açıklamalarına bu anlamda çok dikkat etmeli, hastaya ömür biçmemeli. Tedavi maratonu yaşam maratonuyla beraber gitmeli. Zihin de kanser olmamalı.

Hasta dış dünyayla bağını asla koparmamalı. Duygular ifade edilmeli. Çünkü öfkenin bastırılması depresyonu kolaylaştırır. Hastalar kendilerini iyi hissettirmeyecek ortam, durum ve kişilerden uzak dursunlar. Kendilerini sevsinler. Dünyaya ve kendine eleştirel bakmamalı, eksik aramamalı insan.

Mesela İstanbul trafik sorunu gibi çözemeyecemiz konularla uğraşmamalıyız. İstanbulun nimetlerini görmeye çalışmalı. Herşeyi dert etmemeyi öğrenmeli. Ki kanser hastaları bunu genellikle öğreniyorlar.

Hastalık sonrasında daha dingin, erdemli ve mutlular çünkü çatışma ve ihtirasların gereksizliğini görüyorlar. 

Kanser ve melatonin bağlantısı

Hastanın aile ve arkadaşları nasıl davranmalı?

Aileler iyi niyetli olarak ya bir şey yok gibi ya da arabesk davranıyor. Sadece yanında olmak, sevdiğini hissettirmek doğru davranmak için yeterlidir. Aileler hastalıkla ilgili hiç yorum yapmasınlar. Kanser amansız bir hastalık değil kronik bir hastalık. Bunun bilinmesi lazım öncelikle. Felaketleştirmeye gerek yok. Zira kalp krizinden ölen insan sayısı daha fazla dünyada. 

Kanserin melatonin hormonuyla bağlantılı olduğu iddia ediliyor. Ne düşünüyorsunuz?

Kanserin melatonin hormonuyla bağlantısı olduğuna dair çok sayıda araştırma var. Melatonin vücudun iç ritmini ayarlayan hormondur. Biyolojik ritmin bozulmaması, uyku saatlerinin geciktirilmemesi çok önemli bu hormon için. Melatonin gece 11 ile sabaha karşı 3'e kadar salgılanır. Bu saatlerde mutlaka uyunması gerek ki biyolojik ritm bozulmasın. 

 

Источник: //www.karar.com/hayat-haberleri/kanser-tedavisinde-psikolojik-destegin-etkisi

Kanser Tedavisinde Psikolojik Destek

Kanser Tedavisinde Psikolojik Destek

Ülkemizde henüz psikoloji ergenlik dönemini yaşıyorken, insanlarımız yeni yeni alışıyorken, psikoonkoloji çocukluk dönemini yaşamaktadır.

Kanser ve psikoloji çok yeni bir arada anılmaya başlanmış, önemi kavranmaya başlanmıştır. Dünya’da psikoonkoloji 2.

Dünya Savaşı’nın ardından önemsenmeye başlanmışsa da ülkemizde 1990’lı yılların sonuna doğru ilk adımlar atılmıştır. Bu durum ülkemiz için sağlıklı bir gelişmedir ve umut vaat etmektedir.

Psikoonkoloji; kanser, tıp ve psikolojinin temelini oluşturduğu, sosyoloji ve antropolojiyi de içeren multidisipliner bir alandır. Kanser genel anlamda duygusal çöküşlerin, kaygıların, sarsıntıların ve krizlerin en sık yaşandığı hastalıktır.

Bu durum tedavinin şeklini değiştirebilmekte, yavaşlatabilmekte, hızlandırabilmekte ya da bazen durdurabilmektedir. Teknolojinin ilerlemesi ve bu konuda uzmanların çoğalmasıyla birlikte tıp hizmet kalitesini arttırmıştır. Tedavinin fizyolojik boyutunda artık sıkıntı yaşanmamaktadır, alternatif seçenekler bulunmaktadır.

Geriye tedaviyi etkileyecek en büyük etken olarak hastanın psikolojik durumu kalmaktadır.

Psikoonkoloji kavramı ile birlikte bir diğer önemli kavram “Psikoonkolog”tur

Psikoonkologlar kanser psikologu olarak diğer meslektaşlarından ayrılırlar. Doktorlarla, diyetisyenlerle, hemşirelerle birlikte çalışmalıdırlar ve sürekli görüş alışverişi halinde kalmalıdırlar. Gelişen teknolojiden haberdar olmalı, beslenmenin önemini kavramalıdır.

Kemoterapinin (ilaç tedavisi), radyoterapinin (ışın tedavisi) yan etkilerini ve cerrahi müdahalelerden sonra oluşabilecek kusurları bilmelidirler.

Buna bağlı olarak hastalarda oluşan günlük işlev kayıpları, ilaçlara bağlı depresyon ya da estetik kaygılar konusunda farklı değerlendirmeler yapabilmeliler. Bir psikoonkoloğu psikologdan ayıran en önemli fark süredir.

Hasta kısa süreli tedavi görmektedir, zaman kısıtlıdır ve daha ağırlıklı krize müdahale konusunda destekleyici tedavi uygulamaktadır. Seanslar genellikle bugün ve şimdi odaklıdır, seans süresi ya da seans sayısı esneklik gösterebilmektedir.

Tedavi süresince hasta kadar psikoonkoloğun duygusal sürecide önemlidir

Zamanın kısıtlı olması, hastanın fizyolojik olarak sağlıklı olmaması, tedaviye dirençli olması, hasta yakınlarının tutumu, dışsal faktörler süreci etkilerken aynı zamanda empati ve ilişki kurabilmeyi becerebilmeli fakat profesyonellikten uzaklaşmamalıdır.

Tıbbın ve bilimin karşısında yeterliliklerini bilmelidir. Kanser psikolojisinde bir diğer dikkat edilmesi gereken husus hastanın ne kadar bilgiye ihtiyacı olduğudur.Ülkemizde devlet hastanelerinde zaman yetersizliğinden bu açıklamalara pek önem verilmemektedir.

Fakat bu bilgisizlik hastayı kaygılandırmaktadır. Neyle baş ettiğini bilmeyen hasta nasıl baş edeceğini bulamamaktadır. Yan etkilerden haberdar olmayan hasta tedavinin işe yaramadığını ya da hastalığının ilerlediği düşünebilmektedir.

Psiko-eğitim bu sırada devreye giren ve işlevsel olan bir tekniktir.

Kişiye psikolojik desteğin yanı sıra hastalık hakkında, hastalığın ya da tedavinin yan etkileri hakkında bilgilendirme yapılması kişinin kaygılarını azaltan bir unsurdur.

Fakat psiko-eğitim hassas bir dengedir fazla bilgi hastayı daha fazla kaygılandırabilir bu durumda dikkate alınması gereken yalnızca hastanın ne kadar bilmek istediğini anlayabilmek, öğrenebilmek, tahlil edebilmektir.

Hastanın izin verdiği yere kadar gitmeyi bilmek, ona zarar vermemeyi ilke edinmek çok önemlidir.

Her hasta her duruma farklı tepki verebilir

Bazen yaş faktörü, bazen kişilik özellikleri bazen kişinin o an içinde bulunduğu durum terapiste yön gösteren ipuçları olur. Ergenlik döneminde ergen, kendi içinde hassas bir dönemdedir birçok fiziksel, psikolojik ve sosyolojik değişiklik yaşamaktadır.

Üstelik henüz sorunlarla başa çıkma yetilerini kazanmamış ya da sağlıklı geliştirememiş olabilir. Bu durumda “kanser” gibi bir hastalık, yaşıtları arasında ayrılmasına, beden imajının değişmesinde sebep olabilir.

Tüm bu faktörler ergenin daha öfkeli, daha reddedici, karşı gelici olmasına tedaviye uyumda zorluk çıkarmasına sebep olabilir. Terapist bunları mutlaka göz önünde bulundurmaktadır.

Aynı şekilde aşırı kabullenici, öfkeli, depresif, çok genç, çok yaşlı, cinsel uzuv ya da işlev kaybı olan kanser hastalarına farklı yaklaşımlar sergilenmektedir.

Kanserle başarılı mücadele, başarılı bir tedavi ekibiyle mümkündür. Uzman doktorların teşhisi ve gelişmiş kemoterapi, radyoterapi uygulamaları sayesinde artık kanser tedavi edilebilmektedir.

Teknoloji fizyolojik olarak tedaviyi tamamlarken, hasta psikolojik olarak ruh bütünlüğünü sağlayabilmek için destek almalı böylece ruh-beden bütünlüğünü koruyarak tedavisini sonlandırmalıdır. Tedavi ekibinin içinde yalnızca hekimler, psikologlar ve diyetisyenler yoktur.

Hastanın kendiside tedavi ekibine dahil edilmelidir ve ekibe destek vermesi istenmelidir.

Popüler Sağlık Dergisi ~ Selin KOÇKAYA
Psikolog

Источник: //dergice.com/kanser-tedavisinde-psikolojik-destek

Kanser tedavisinde psikolojik destek neden önemli?

Kanser Tedavisinde Psikolojik Destek

Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr. Fevzi Altuntaş, kanser hastalarının medikal tedavi ile birlikte psiko-onkolojik destek almalarının da önemini vurgularken, merkezlerinde verdikleri eğitimler ile hastaların yaşam kalitesini artırmaya çalıştıklarını belirtti.

Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi kanser tedavisinden, “yönetimine” geçmek amacıyla “Kapsamlı Kanser Merkezi”ni hayata geçirdi.

Onkoloji alanında sadece tedavi değil kanser yönetimi felsefesi ile kansere bütüncül bir yaklaşım sunan Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde, hasta ve hasta yakınlarına eğitim çalışmalarının yanı sıra rehabilitasyon amacıyla hobi eğitimleri de veriliyor.

Kapsamlı Kanser Merkezi ile Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde psiko-onkoloji, onkolojik rehabilitasyon, onkolojik sosyal hizmet, klinik eczacılık ve ilaç danışma, uğraş terapileri, palyatif bakım, manevi bakım, kanserde beslenme, kanserde hijyen ve enfeksiyon kontrolü, yan etki ve semptom yönetimi, geleneksel ve tamamlayıcı tıp uygulamaları, üreme sağlığı, klinik araştırmalar, sağlık hukuku laboratuarı, kanser okulu, gerçek yaşam verisi, günlük yaşam ile ilgili bilgilendirme birimleri ve uzun dönem yaşam merkezleri oluşturulmaya, standardize edilmeye ve yaygınlaştırılmaya çalışılıyor.

“Halka açık ve ücretsiz erişim”

Kanser alanında ileri düzeyde bilgi birikimi, alt yapı ve yapılanmaya sahip, her türlü kansere yönelik tanı, tedavi, takip, destek, bakım ve yönetimi çoklu disiplinlerde uzman bir ekip tarafından yapılabilen Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kapsamlı Kanser Merkezi’nde hasta ve hasta yakınlarına hastalık sürecinde başarının artırılması için eğitimler veriliyor.

Kronik bir hastalık olan kanser için asıl tedavinin ötesinde kronik bir destek, bakım ve eğitim gerektirdiğini belirten Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr.

Fevzi Altuntaş bu nedenle her hafta düzenli bir şekilde hasta ve yakınları için oluşturdukları eğitim ve bilgilendirme programlarını gerçekleştirdiklerini belirtti. Halka açık ve ücretsiz olan bu toplantılara isteyen herkesin katılabildiğini belirten Prof. Dr.

Altuntaş, bu eğitimler ile hastaların yaşam kalitesinin arttığını vurguladı.

“Kanser tedavisinde psikolojik destek tedavileri önemli”

Dünyada olduğu gibi kanserin ülkemizde de hızla yaygınlaşan bir sağlık sorunu olduğunu vurgulayan Prof. Dr.

Fevzi Altuntaş, teknolojinin gelişmesi, farklı tedavi yöntemlerinin uygulanması ve ilaç teknolojisinin gelişmesi ile beraber tedavi oranının arttığını belirtti.

Altuntaş, “Buna rağmen pek çok kanser hastası ile yakınları kanser ve kanserin neden olduğu birçok sorunla karşı karşıya kalıyor. Bu boyutuyla kanser, fiziksel bir hastalığın ötesinde ruhsal ve psiko-sosyal boyutları da olan bir hastalık” dedi.

Psiko-onkoloji merkezlerinde hasta ve yakınlarının ihtiyaçlarını karşılamaya yönelik gerekli destek süreçlerini düzenleyecek ve yönetecek bireysel ya da grup terapi odaklı psikiyatrist, psikolog, sosyal hizmet uzmanı, hemşire ve manevi bakım uzmanları ile hizmet verildiğini ve bu hizmetlerin hastanede ya da gerektiğinde “evde sağlık hizmeti” adı altında hastanın evinde gerçekleştirildiğini aktaran Prof. Dr. Altuntaş, bu merkezde hastaların psikoterapi, grup terapileri, uğraş terapileri ve ilaç tedavilerinin planlandığını aktardı.

Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kapsamlı Kanser Merkezi’nde hem psiko-onkoloji alanında deneyimli personel yetiştirilmesine hem de bu alanda klinik araştırmalar yapılmasına katkı sağlanırken, ayrıca günlük olarak düzenlenen kanser okulunda “psiko-onkoloji” alanında hasta ve yakını eğitimi yapılıyor. Böylece hasta ailesini kanserle ilgili erken ve ileri dönemlere hazırlanıyor.

Kanser tedavisi için psikolojik destek neden önemli?

Kanser sürecini sadece cerrahi, ışın tedavisi, medikal tedavi ve kemik iliği nakli hizmetleri ile yürütmenin kapsamlı kanser merkezleri için yeterli olmadığını vurgulayan Prof. Dr. Fevzi Altuntaş şöyle konuştu:

“Hastanın ve yakınlarının psikolojik, fiziksel, sosyal ve ruhsal alanlardaki boşlukların da dolması gerekiyor.

Bu amaçla hastanemizde bireysel terapi seansları, grup terapileri (destek grupları, eğlence grupları, eğitim grupları vs), toplumsal odakta ise kanser farkındalığını artıran, erken tanı-kanser taramalarının önemi üzerine ve sağlık okuryazarlığının artırılması amacı ile eğitim faaliyetleri yürütüyoruz. Kanser hasta okulumuz, kanser gün ve haftalarında düzenlediğimiz etkinlikleri de bu amaçla gerçekleştiriyoruz” dedi.

Hastaya hasta yakınları tarafından hastalığın nasıl söyleneceği konusunda psikolojik bir eğitim formatı geliştirdiklerini belirten Ankara Onkoloji Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Prof. Dr.

Altuntaş, hastanın bu şekilde daha umutlu yaşadığını gözlemlediklerini ve yeni hastaların bu toplantılarda iyileşmiş sağlıklı hastaları görünce ve süreç hakkında konuşunca bir grup psikoterapisi etkisi olduğunu ifade etti.

Kanser ya da kanserin tedavisine bağlı olarak ortaya çıkan sorunların çözümüne yönelik rehabilite edici hizmetler sunulması ve hastanın işlevselliğini artırılmasının en az kanser tedavisi kadar önemli olduğunu vurgulayan Prof. Dr. Altuntaş, farklı kanser tedavilerinde yaşanan komplikasyonlar, uzuv kayıpları ya da konuşma kayıpları gibi durumlarda onkolojik rehabilitasyon ve terapilerin yaşam kalitesini önemli oranlarda artırdığını belirtti.

“Kanser hastaları edindikleri hobiler ile yaşama tutunuyor”

Kanser tedavisi sadece tedavi değil hastanın psiko-sosyal ihtiyaçlarının da gözetilerek bütüncül bir bakış açısıyla yapılması gerektiğini aktaran Prof. Dr.

Altuntaş, gerçekleştirdikleri uğraş terapisi ile hastaların günlük yaşam aktivitelerine katılımını sağladıklarını ve hastalık sonucu psikolojik, sosyal veya fiziksel yeteneklerde oluşan bozuklukları iyileştirmek, mevcut yetenekleri geliştirmek, kişinin bu yeteneklerini günlük hayatında kullanabilmesini öğrettiklerini belirtti.

“Onkoloji Uğraş Terapi Merkezi”nde hastaların kanserle mücadele sırasında moral motivasyonlarını sağlamayı, tedavilerin yan etkilerini en aza indirmeyi ve yaşam kalitelerini artırmayı amaçladıklarını belirten Altuntaş, hastalar ile sanat, sosyal ve hobi etkinlikleri yaptıklarını söyledi.

Bu kapsamda, Onkoloji Uğraş Terapi Merkezi’nde ahşap, seramik ve cam boyama, sepet ve hasır örme, dokuma, hat sanatı, resim, müzik, kanser korosu ve drama dersleri gibi etkinlikler yapılırken, ayrıca yakın bir zaman içerisinde kanser hastalarının yer alacağı bir ekiple tiyatro kurulması da hedefleniyor.

Kanser hastalıklarında en çok görülen 10 önemli belirti

Источник: //indigodergisi.com/2018/06/kanser-tedavisi-psikolojik-destek-2/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.

    ×
    Рекомендуем посмотреть