Kanserde Teşhis Yöntemleri

Mide Kanseri Tanısında Uygulanan Teşhis Yöntemleri

Kanserde Teşhis Yöntemleri

Mide kanseri rahatsızlığı hastalarda bir takım belirtiler verse de; rahatsızlığın kesin olarak teşhisinin yapılabilmesi için kullanılan bir takım tanı yöntemleri bulunmaktadır.

Mide Kanseri Teşhisi

Mide kanseri; hastalığın ilk evrelerinde herhangi bir belirti vermeden sinsi bir şekilde ilerleyebilmektedir. Çoğu zaman hastalık, kanserli hücrelerin iyice yerleşerek büyüyüp çoğalmaya başladığı ve komşu dokulara ve organlara yayılmaya başladığında kendini belli etmektedir.

Mide kanserini bir takım tetkikler yapmadan teşhis etmek maalesef mümkün olamamaktadır. Hastalık bir takım kesin belirtiler verse de hastalığa kesin tanının konulabilmesi için bir dizi tetkiklerin yapılması gerekmektedir.

Mide kanserinin belirgin semptomları vardır. Bunlar arasında en belirgin olanlar:

  • Mide kanserinin en çarpıcı belirtisi ciltteki pigmentlerde olan değişimdir. Bilhassa koltuk altı ve diğer cilt kıvrımlarında siğiller ve deride renk değişimleri ortaya çıkmaktadır.
  • Yüz ve karın bölgesinde cushing ektopik sendromu ismi de verilen yü ve karın bölgesinde oluşan yağ dokularının meydana gelmesi
  • Yaşı ilerlemiş kişilerde yürüme ve hareket zorlukları oluşması
  • Tissot sendromu oluşması

Bunun dışında bulantı, kusma, iştahsızlık, tokluk hissi, ağrılar, ishal veya kabızlık gibi sindirim sistemindeki bozukluklar sadece mide kanserinde değil, diğer mide hastalıklarında belirti olabilmektedir.

Doktor tarafından yapılan muayenede karın palpasyonunda oluşan ağrının özellikleri, ağrı noktaları ve kompresyon odakları saptanır. Lenf nodlarıdaki özellikler incelenir. Daha sonra diğer tetkiklere geçilir. Erken evrelerde ise mide kanserini teşhis etmek, farklı tarama yöntemleriyle sağlanabilmektedir.

Bunun dışında daha önce herhangi bir rahatsızlığı olmayan insanların düzenli yapılan kontrolleri sırasında mide kanseri teşhis edilebilmektedir.

Mide Kanseri Teşhis Yöntemleri

Mide kanserinde, rahatsızlığın tanısı ne kadar erken konularsa tedavisi o kadar başarılı sonuçlar vermektedir. Bu nedenle mide kanseri konusunda en ufak bir şüphe oluştuğunda acilen bir gastroenteroloğa danışılması gerekmektedir.

Mide konusunda rahatsızlıklarla ilgili yapılan ana araştırma yöntemi EGDS ismini almaktadır. Yapılan Gastroskopi sırasında, doktor midenin mukozasındaki durumu değerlendirir.

Herhangi bir şüphesi olma durumunda, kuşku yaratan bölgenin biyopsisini alır.

Mide kanserinin teşhisinin yapılabilmesi için yararlanılan ek yöntemleri şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Sindirim sisteminin röntgen muayenesi
  • Bilgisayarlı tomogafi
  • Karın boşluğundan alınan ultrason muayenesi
  • Kanın genel ve biyokimyasal analizi sırasında hastanın vücudunda herhangi bir anemi veya protein metabolizmasında sorun olup olmadığının araştırılması

Mide kanseri teşhisinin yapılmasını sağlayan tarama yöntemlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Endoskopi
  • Gastroskopi
  • Radyografi
  • Tanı amacıyla yapılan laparoskopi
  • Biyopsi

Mide kanserinde kullanılan teşhis yöntemlerinin her birinin sağladığı farklı avantajlar bulunmaktadır. Bazı yöntemler anında cevap verirken, bazıları oldukça maliyetli olmasına karşılık hastanın midesinin tam olarak resmini yansıtmaktadır.

Kullanılan bu tetkikler sayesinde sadece mide kanseri teşhis edilmekle kalınmaz. Aynı zamanda bu teşhis yöntemleri tümörün bulunduğu evre, komşu organlara olan yayılması ve vücudun genel durumunun değerlenmesinin yapılmasının da sağlamaktadır.

Endoskopi

Mide kanseri konusunda en detaylı erişimi sağlayan teşhis yöntemidir. Özofagusa bir kamera ve arka ışıklı bir tüp yerleştirilir. Bu sayede mukozada oluşan anormallikler ve dokuların durumu gözlemlenebilmektedir.

X-Işını İncelemesi

Mide; içi boş olan bir organdır. Bu sebeple kontrast ajanları geliştirilerek rahatlıkla incelenebilir. Bu incelemede baryum elementi kullanılmaktadır. Baryum uygulandıktan sonra mide içinin fotoğrafları alınır. Mukozada tümör oluşumu dahil olmak üzere bütün değişiklikler rahatlıkla incelenebilmektedir.

Ultrason

Yüzeysel olarak herhangi bir tüp veya aletin kullanılmadan yapılabilmektedir. Bilhassa acil durumlarda sonuçları anında ekranda görmenin verdiği avantajları sayesinde sıklıkla kullanılan bir teşhis yöntemidir. Ultrason sayesinde midenin şekli, konumları ve duvarların kalınlığı saptanır.

Tomografi

Mide kanserinin kesin teşhisinde BT veya MRG gibi tetkikler sıklıkla kullanılır. Tomografi incelemeleriyle bütün dokular ayrıntılı bir şekilde incelenerek, tümör teşhis edilebilmektedir.

PET

Mide kanserinin teşhis edilmesinde kullanılan modern bir tetkik yöntemidir. Bu yöntemde Radyoaktif glikoz vücuda verilir. Bir süre sonra bu madde bütün dokulara dağılır.  Bu madde sadece tümr olan dokularda birikir. Tarayıcı yardımıyla bütün dokular incelendikten sonra tümörün bulunduğu bölge saptanır.

Laparoskopi

Bu yöntem teşhis edilmiş tümör varlığında kullanılmaktadır. Karın üzerinden açılan bir delikle giren alet sayesinde dokular içten görüntülenir.

Rapor Oranları

Mide kanseri rahatsızlığı olanların alabilecekleri rapor oranları şu şekilde sıralanmaktadır:

  • Özofagus, yemek borusu, duodenum ve mide de oluşan kalıcı bozukluklarda, kansere bağlı olarak organda kalıcı kayıpların ve değişimlerin oluşması durumunda, sürekli olarak tedavi gerekmesinde yüzde on
  • Sürekli diyet ve ilaç tedavisi gerekmesi, mide kanserine bağlı olarak organda kayıplar oluşması, oluşan kilo kayıplarının ideal oranın yüzde on altında olması, nütrisyonel yetmezlik oluşması durumunda yüzde yirmi beş
  • İdeal kilo ortalamasının yüzde on ile yirmi altına inmesi, sürekli diyet ve ilaç kullanılması gerekmesi, organda anatomik kayıplar oluşması durumunda yüzde elli
  • Yapılan tedaviye karşılık kontrol altına alınamaması ve mide kanserine bağlı olarak hastanın kilosunun normal kilonun yüzde yirminin altında düşüş göstermesi durumunda yüzde yetmiş beş

(1 votes, average: 5,00 5)
Loading…

Источник: https://midemikrobu.com/mide-kanseri-nasil-teshis-edilir.html

Meme Kanserinde Teşhis ve Kendi Kendine Meme Muayenesi

Kanserde Teşhis Yöntemleri

Her kanserde olduğu gibi bu kanserde de erken teşhis çok önemlidir. Erken teşhis edilen  kanserli hastalarının %98 i 5 yıl yaşayabilmektedir.

Kendi Kendine Meme Muayenesi (KKMM):

Teşhiste oldukça önemli rol oynar. Çoğunlukla hastalar kendilerinin yaptığı muayene sonrasında ellerine gelen beze şikayetiyle başvururlar. Bu muayeneyi yapmayanlarda kitle çok büyüdükten sonra hatta bazen yayılma belirtileriyle gelebilmektedir.

KKMM  adetin bittiği günlerde  yapılmalıdır. Üst vücut kısmı çıplak ve  ayna karşısında olmalıdır. Kolları yanlarda, başının arkasında ve belinde olmak üzere değişik pozisyonlarda memelerini gözler.

Memelerin başlarının simetrik ve aynı yöne bakıyor olması, ucunda içeri çökme olmaması, ciltte deformasyon  ve kızarıklık olmaması gerekir. Eliyle dairesel ve ışınsal hareketlerle memeler kontrol edilir.

Daha sonra yatar pozisyonda da aynı hareketlerle muayene tekrarlanır. Oturur pozisyondayken koltuk altları da kontrol edilmelidir.

Memenin ucundan akıntı geliyor mu diye kontrol edilir, fakat memenin ucu bu sırada sıkılmamalıdır. Sıkılarak gelen akıntının anlamı yoktur. Kendiliğinden gelen, kanlı akıntının çamaşıra gelip gelmediği de kontrol edilmelidir.

KKMM ile yeni tespit ettiği, adetle kaybolmayan, elle muayenede sert, yüzeyi düzensiz pürtüklü,  üzerindeki ciltte portakal kabuğu görünümü veren, uç kısımda  çekilmelere sebep olmuş bir kitle varsa vakit geçirmeden doktora başvurulmalıdır.

Mamografi: 

Önemli bir tanı yöntemidir. Doktor muayenesinden sonra hastanın yaşına göre doktor istemiyle çektirilmelidir. 40 yaş üstünde şikayeti olmasa da tarama (kontrol) mamografileri çektirilebilir.

Tarama mamografisinde amaç kanser ele gelmeden yani erken evrede yakalayabilmektir. Böylece tedavinin daha etkili olması sağlanır ve sağ kalımı artar.

Son 30 yılda tarama mamografileri daha sık yapılmasında dolayı dünyada bu kanser sebebiyle olan ölümler yüzde 32 oranında azalmıştır.

40 yaş altında memenin guddelerinin  yoğunluğunun fazla olmasından dolayı mamografi hassasiyeti azdır. Radyasyonun birikici etkisinden dolayı ve bu etkinin dokuyu bu dönemlerde daha fazla etkileyeceğinden dolayı mecbur kalmadıkça çektirilmemesi önerilir. Ya da doktorun bilgisi dahilinde, doktor uygun görürse çektirilmelidir.

Memede henüz kitle haline gelmeden oluşan belirtileri tespit edebilir. Mesela mamografide dokuda  tuz dökülmüş gibi bir manzara (mikrokalsifikasyonlar) meme kanserinin ilk belirtilerindendir.

Henüz kitle bile oluşmamış olabilir. Hatta bu seviyede yakalanırsa kanser hücre içi seviyede bile saptanabilir  Kitlenin sınırlarının düzensiz olması da filmde ışınsal, girinti çıkıntı şeklinde görünüm verir.

Bu görüntü kanserin önemli bir belirtisidir.

Mamografide koltuk altları da görüntülenmelidir. İyi çekilmiş bir mamografide koltuk altlarındaki lenf bezlerinin görüntüsünden iyi veya kötü olduğu yani lenf bezlerine sıçrama olup olmadığıyla ilgili ip uçları görülebilir. Metastazlı bir lenf bezi görüntüsü yuvarlak (sferik) ve ortada yağlı dokusu kaybolmuş şekildedir. Normal görüntü oval, fasülye görüntüsü şeklindedir.

Meme Ultrasonu:

Memedeki kitlelerin tanısında oldukça önemli tanı yöntemidir. Genç yaşlarda ve sık çektirilmesinin  sakıncası yoktur. Dokunun özelliği, yapısı, kitlelerin karakteri hakkında bilgi verir.

Kitlelerin içinin katı ya da su dolu olduğu (solid ya da kistik olması), sınırlarının düzenli ya da girintili çıkıntılı olması, kitlenin oval ya da sferik (küre şeklinde) olması, içerisinin düzgün ya da karmaşık (homojen-heterojen yapıda) olması, içerisinde küçük kireçlemelerin (mikrokalsifikasyonların) olması gibi özellikleri saptayarak kitlenin iyi ya da kötü olup olmadığı hakkında ip ucu verir. Saydığımız özelliklerdeki katı olan kitlelerde kanser çıkma ihtimali düşünülmelidir.

Ultrasonda koltuk altları da bakılıp değerlendirilmelidir.  Lenf bezlerinin mamografide sayılan bazı özellikleri gibi ultrasonda da metastaz hakkında önemli ipuçları verir.

Ultrason beraberinde kitleyi görerek biyopsi alma imkanı da (ince iğne biyopsis-İİAB veya  kalın iğne biyopsisi, tru-cut biyopsi) vermektedir.

Manyetik Rezonans (MR)

Gençlerde ve  memesi  yoğun yapıda olan hastalarda mamografi çektirilemediği ya da iyi görülemediği durumlarda tercih edilir.

Kanser teşhisi konulan hastada meme koruyucu ameliyat yöntemi planlanmışsa tümörün çok merkezli  (multisentrik) olup olmadığını kontrol açısından ameliyat öncesinde çektirilir.

MR ın kontrastlı (ilaçlı) olması gerekir. Tümör şüpheli lezyonlar kontrast tutarak kendini belli eder.

MR ile tümörün doku içinde yayılımı, memenin arkasındaki kaslara yapışık olup olmadığı, tek odaklı veya multi sentrik (birden fazla) olup olmadığı, koltuk altı lenf bezlerinde yayılma olup olmadığı ile bilgiler edinilebilir.

Biyopsi:

Açık Biyopsi (Eksizyonel Biyopsi): Tanı koymak için kitleyi alıp tetkike gönderme şeklindeki açık biyopsi günümüzde kullanılmamaktadır. Böyle yapıldığında hastaya fazladan bir ameliyat riski eklenmiş olur. Ayrıca ameliyat acısı, ameliyat izi  gibi dezavantajlar vardır.

İğne Biyopsisi: Kanserde kesin tanısı biyopsi ile konulur. Ameliyatla biyopsi almak yerine iğne biyopsisi hastaya yatış yapılmadan, ayaktan ve hastaya daha az zahmet verecek şekilde tanı konulması sağlanır. Ultrason eşliğinde yapılması  doğrudur.

*İnce iğne aspirasyon biyopsisi(İİAB) : Enjektörle hücre seviyesinde materyal elde edilir. Tanı koydurabilir. Ancak İyi-kötü (kanser değil-kanser) şeklinde tanı koydurabilir. Kanserin tipi hakkında bilgi vermez.

*Kalın iğne biyopsisi (trucut) : Özel tabanca şeklinde cihazla doku elde edilebilir.Tanı değerinin yüksek olması, kanserin tipinin, alt özelliklerinin (grade, ER, PR, Ki 67 gibi özelliklerinin) belirlenmesini sağladığından açık biyopsinin önüne geçmiştir.

Dondurucu Kesit Biyopsi (Frozen): Hasta teknik hakkında bilgilendirilerek ameliyat edilmek üzere hazırlanır.  Habis olduğu düşünülen kitle çıkarılarak patolojiye gönderilir. 20 dakika gibi bir sürede sonuç belli olur, bu süre içinde hasta anestezi altında beklenilir. Habis (Malign-Kanser) ise tedavi edici kanser ameliyatına devam edilir.

PET –CT (Pozitron emisyon tomografisi):

Kanser tanısı almış hastaya bir madde verilerek vücutta yayılıp yayılmadığı (metastaz kontrolü) yapılır. Tümör hücrelerinin glikoz kullanmasının artmış olması özelliğinden faydalanılır.

Glikoza bağlanmış radyoaktif madde verilir, sonrasında filmler çekilir. Enfeksiyonlu hücreler de bu maddeyi tuttuğundan yanılma payı vardır.

Tutma oranına göre deneyimli bir nükleer tıp uzmanı ayırımı yapabilmektedir

Meme kanserinden ölümler azaltılabilir mi?

EVET. Erken teşhis ve tedavi ile. Yani erken teşhis ve tedavi edildiğinde bu  kanser artık öldürmeyen bir kanser türüdür.

Erken teşhis konulan kadınlarda  5 yıl yaşama oranı  % 98 dir.

Ölümler çok büyük oranda ilk teşhis edildiğinde ileri evrede olan hastalarda görülür. 17 meme kanserli hastadan birinde ilk teşhis edildiğinde vücutta bir yere sıçramış durumdadır.

Yaş gruplarına göre meme takibi

  • 20li yaşlarda ayda bir ya da birkaç ayda bir kendi kendine meme muayenesi.
  • 20-40 yaşlarında hiç şikayeti olmasa bile ayda bir kere kendi kendine muayene ve 3 yılda bir doktor muayenesi
  • 40- 50 yaşlarında ayda bir kere kendi kendine muayene, yılda bir doktor muayenesi, yılda bir veya duruma göre iki yılda mamografi ve ultrason
  • 50 yaş üzeri ayda bir kere kendi kendine muayene, yılda bir doktor muayenesi, yılda bir mamografi önerilmektedir.

Источник: https://www.sehersirin.com/meme-kanserinde-teshis-ve-kendi-kendine-meme-muayenesi/

Akciğer Kanseri | Acıbadem

Kanserde Teşhis Yöntemleri

Sigaranın başlıca faktörlerden biri olduğu akciğer kanseri, kansere bağlı ölümlerde ilk sıralarda yer alıyor. Oysa erken evrede yakalandığında hastalığın tedavi şansı yükseliyor.

Akciğer kanseri yapısal olarak normal akciğer dokusundan olan hücrelerin ihtiyaç ve kontrol dışı çoğalarak akciğer içinde bir kitle (tümör) oluşturmasıyla başlıyor. Burada oluşan kitle öncelikle bulunduğu ortamda büyüyor, daha ileri aşamalarda ise çevre dokulara veya dolaşım yoluyla uzak organlara (karaciğer, kemik, beyin, vb) yayılarak hasara yol açıyor.

Akciğer kanseri oldukça yaygın bir kanserdir. Tüm kanserlerin yüzde 12-16’sının, kansere bağlı ölümlerin ise yüzde 17-28’inin nedenini oluşturuyor. Üstelik hem kadın hem de erkeklerde kansere bağlı ölümlerde birinci sırada yer alıyor.

Akciğer kanserinin ilk belirtileri arasında yer alan öksürük, çoğunlukla başka nedenlere bağlı olduğu düşünülerek yeterince önemsenmiyor.

Oysa iki haftadan uzun süren, giderek artan ve nedeni belirlenemeyen inatçı öksürük, akciğer kanserinin temel göstergesi olarak karşımıza çıkıyor.

Bunun yanı balgamda kan görülmesi veya balgam renginin koyu kahverengi olması da akciğer kanserinde önemli belirtiler olarak biliniyor.

Öksürük hangi durumlarda akciğer kanseri belirtisi olabilir?

Acıbadem Kadıköy Hastanesi doktorlarından; Göğüs Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ilgaz Doğusoy, Akciğer Kanseri üzerine soruları cevaplıyor.

2. Göğüs Ağrısı

Yine pek çok nedenden kaynaklanabilen göğüs ağrısı da, aslında akciğer kanserinin temel belirtileri arasında yer alıyor. Göğüs ağrısı derin nefes alırken, öksürürken veya gülerken artıyorsa zaman kaybetmeden doktora başvurmak gerekiyor.

3. Nefes Darlığı

Nefes darlığı ve hırıltılı soluma gibi solunumsal belirtiler akciğer kanserinin tüm evrelerinde ortaya çıkabiliyor. Sinsi gelişen akciğer kanserinin önemli bir göstergesi olan nefes darlığı, gerektiği şekilde önemsenmiyor.

Yaşlı ve kilolu kişiler nefes darlığını yaşlarına bağlarken, genç kişiler de işlerinin yoğunluğundan doktora gitmeyi ihmal ettiklerini belirtiyorlar.

Ancak akciğer kanserinde erken tanının hayati öneme sahip olduğunun unutulmaması gerekiyor.

4. İştahsızlık ve Kilo Kaybı

Özellikle aktif sigara içen kişiler, iştahsızlığı olursa mutlaka bir doktora danışmalı. Nedeni belirlenemeyen kilo kaybı da akciğer kanserinin önemli belirtileri arasında yer aldığından, ihmal edilmemeli.

5. Ses Kısıklığı ve Yutma Güçlüğü

Akciğer kanserinin belirtilerden biri olan ses kısıklığı ve yutma güçlüğü de tıpkı diğer belirtiler gibi birçok nedenden kaynaklanabiliyor. Buna karşın soğuk algınlığı gibi bir durum olmaksızın gelişen ses kısıklığında da doktora görünmek gerekiyor Teşhis için kişinin yakınmaları, öyküsü ve muayene bulguları oldukça önem taşıyor.

Akciğer kanserinin belirtileri nelerdir?

Acıbadem Kadıköy Hastanesi doktorlarından; Göğüs Cerrahisi Uzmanı Doç. Dr. Ilgaz Doğusoy, Akciğer Kanseri üzerine soruları cevaplıyor.

6. Halsizlik

Akciğer kanserinde çabuk yorulma, sürekli yorgunluk hissi ve halsizlik de atlanmaması gereken, sık görülen belirtiler arasında.

Türkiye’de çok yaygın olan demir eksikliği anemisinden mevsimsel şartlara, günlük hayatın yoğun koşuşturmacasından psikolojik sıkıntılara dek birçok nedenden kaynaklanabilen halsizlik günlük hayatı olumsuz etkilemeye başladıysa ve solunum şikayetleri de eşlik ediyorsa akciğer taraması yaptırılmasının ihmal edilmemesi gerekiyor.

7. Parmaklarda Çomaklaşma

El ve ayak parmaklarının uçlarındaki yumuşak dokunun şişip yuvarlaklaşmasıyla oluşan çomaklaşmanın yavaş ve ağrısız gelişmesi, akciğer kanseri dışı nedenlerden kaynaklandığını gösteriyor. Ancak hızlı ve ağrılı gerçekleşmesi, akciğer kanseri belirtileri arasında yer alıyor.

8. Vücut Ağrısı

Ülkemizde özellikle sırt ve omuz ağrısı şikayetlerine sıkça rastlanırken, masa başı çalışanlar bunu çoğunlukla duruş bozukluğu ve uzun saatler bilgisayar başında çalışmanın yol açtığı bir sorun olarak değerlendirebiliyor.

Oysa akciğer kanserinin yayılması durumunda sırt ağrısı, omuz ağrısı, kürek kemiği ağrısı, kol, bacak ağrısı ya da beyne sıçramışsa şiddetli baş ağrısı önemli belirtiler olarak kendini gösteriyor.

Boyunda ve köprücük kemiğinin üzerindeki bezelerde büyüme ise, özellikle akciğer kanserine işaret ediyor.

9. Sık Tekrarlayan Enfeksiyon

Bronşit ve zatürre gibi solunum yolu enfeksiyonlarının sık tekrarlaması ve iyileşmemesi de akciğer kanserinin belirtilerinden. Özellikle 15 yıldan daha uzun süre günde bir paket sigara içen ya da sigarayı bırakmasının üzerinden 15 yıl geçmemiş olan kişilerde mutlaka yılda bir kez tarama öneriliyor.

Bilimsel çalışmalar; 55-74 yaş arasındaki yoğun sigara içme öyküsü olan kişilerde düşük doz akciğer tomografisi ile akciğer kanserini erken saptamanın mümkün olduğunu ortaya koyuyor.

Birinci evre denilen erken evrede tedavi ile başarı oranı yüzde 80-90’ı bulabilirken, uzun yıllar sigara içmiş kişilerin hiçbir şikayetleri bulunmasa da düzenli kontrole gitmeleri şart.

10. Göz Kapağında Düşme

Göz kapağında düşme ve göz bebeğinde küçülme ile yüzün aynı tarafında terleme olmaması da akciğer kanserine işaret edebiliyor. Bu durum tıpta Horner sendromu olarak isimlendiriliyor.

Eğer bu belirtilerden birine ya da birkaçına sahipseniz vakit geçirmeden bir göğüs hastalıkları uzmanına başvurun. Bu belirtilerin başka rahatsızlıkların göstergesi olabilir, mutlaka akciğer kanseri anlamına gelmeyebilir, ancak altında yatan nedenin araştırılması ve tedavi edilmesi gerekir.

Hekiminiz akciğer kanserinden şüphelenirse ileri tetkik yöntemleriyle tanı koyacaktır. Akciğer kanserinin erken evrede teşhisi ile tedavi şansının yüzde 85-90’dır.

Akciğer Kanseri Riskini Azaltmak

Sigara, puro, pipo (tütün) içimi akciğer kanserinin bugün ispatlanmış en önemli risk faktörü.

Otuz yıl süreyle günde 1 paket sigara içenlerde, içmeyenlere göre risk 20 kat fazla. Sigaraya başlama yaşı 20’nin altında olanlarda, kendileri içmediği halde sigara dumanına maruz kalan pasif içicilerde ve pipo, puro içicilerinde de risk yükseliyor. Sigarayı bıraktıktan 5 yıl sonra risk azalsa da, tamamen bitmiyor.

Ayrıca hava kirliliği, önceden akciğer hastalığı olması, ailesinde akciğer kanseri olması riski arttırıyor.

Tanı için pek çok yöntem kullanılıyor. Bu kanser, yakın bölgelerdeki lenf düğümlerine veya başka organlara yayılmadan önce nadiren belirti verdiğinden hastaların sadece yüzde 15 kadarına erken dönemde tanı konulabiliyor. Erken tanı, çoğu zaman tesadüfen, başka bir hastalık nedeniyle yapılan incelemeler sırasında ortaya çıkıyor.

Günümüzde akciğer kanserinin tanısında kullanılan kimi yöntemler aşağıdaki gibidir:

  • Radyolojik incelemeler (Akciğer grafisi, Bilgisayarlı Tomografi, Manyetik Rezonans Görüntüleme, PET/CT) ek olarak balgam örneği incelemesi,
  • Bronşların endoskopik olarak değerlendirilmesi (bronkoskopi),
  • Bronkoskopik veya göğüs duvarından yapılan biyopsi,
  • Mediastendeki lenf bezlerinin değerlendirilmesi için mediastinoskopi ve video yardımlı torakoskopik cerrahi.

Genellikle Şöyle Bir Sıralama İzleniyor

Şikayetleri üzerine veya genel sağlık taraması gibi başka nedenlerle hekimle başvuran hastalarda, muayene neticesinde elde edilen bulgulara göre veya tarama kapsamında çekilebilen akciğer röntgeni ile BT neticesinde saptanan kitlelere nasıl yaklaşılacağı tespit edilerek biyopsi işlemi planlanıyor.

Hastaya bronkoskopi uygulanarak, akciğer biyopsisi yapılıyor. Bronskopi; ince bükülebilir bir tüple akciğerine ulaşılıp iğneyle parça alınıyor.

Kanser tanısı bu biyopsi örneğinin patolojik incelemesi sonucunda kesinleşiyor. Kanser tanısının konmasının ardından hastalığın yaygınlığının tespitinde PET/CT gibi yöntemler kullanılabiliyor.

Akciğer kanserlerinde tedavinin belirlenmesinde en önemli faktörler kanserin tipi ve evresi. Uygun hastalarda cerrahi yöntemlerle kanserin bulunduğu akciğer veya akciğer bölümü çıkartılabiliyor. Cerrahi için elverişli olmadığı düşünülen hastalarda ise kemoterapi uygulanabilmekte.

Bunların yanı sıra akıllı ilaçlar ve immünoterapi gibi yeni tedaviler de kanser hücrelerinin belirli özelliklere sahip olması durumunda kullanılabilir kimi yeni tedavi yöntemleri arasında.

Akciğer Kanserinden Korunma Yolları

  • Sigara ve alkol gibi kanser yapıcı maddelerden uzak durmak,
  • Pozitif düşünmek ve stresten uzak durmak,
  • Radyasyondan kaçınmak,
  • Katran, benzin, boya maddeleri, asbest vb. maddelerin solunmamasına dikkat etmek,
  • Hava kirliliğinden uzak durmak,
  • Sağlıklı beslenme düzenini korumak.

Источник: https://www.acibadem.com.tr/erkenteshis/akciger-kanserinde-erken-teshis-icin-taramalarinizi-yaptirin/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.

    ×
    Рекомендуем посмотреть