Kanserde Teşhis Yöntemleri

Kanser Teşhis Yöntemleri – BitkiselDestek.com

Kanserde Teşhis Yöntemleri

Hastalıklar Ansiklopedisi kategorisinde sizin için derlediğimiz Kanser Teşhis Yöntemleri başlıklı makalemizin PDF formatına aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
Kanser Teşhis Yöntemleri – PDF

Kanser Teşhis Yöntemleri başlıklı Hastalıklar Ansiklopedisi kategorisinde bulunan makalemizin text formatına aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.
Kanser Teşhis Yöntemleri – TEXT

Kanser teşhis yöntemleri.Kanser nedir nasıl bir hastalıktır sebepleri ve belirtileri nelerdir kanser tedavisinde hangi yöntemler kullanılır kamser için bitkisel çözüm var mıdır merak ettiklerinizi bu yazıda okuyabilirsiniz…

Kanser tedavisinde kullanılan bitkilerden hazırlanmış % 100 Doğal ürünlerimizi görmek için buraya tıklayabilirsiniz… 

Kanser belirtileri

Kanser`de erken tanı için, vücudumuzun verdiği uyarıcı belirtilerigözlemlemek, olası risk faktörlerini göz ardı etmemek önemli.

Bunlara ekolarak, kanser oluşumunu önceden yakamamızı sağlayan gerekli kontroleride düzenli olarak yaptırmamız şart.

Unutmayın, erken teşhis yaşamaoranını belirgin şekilde arttırır!

Aşağıda belirtilen kanser tarama testleri, ABD Kanser Derneği tarafından önerilen kanser önleme programının bir parçası.

Uyarıcı Belirtiler:

Memede herhangi bir sertlik veya kitle, veya meme uçlarından gelen akıntı veya kan.

Kanser Riski Faktörleri:

Meme kanseri genellikle elli yaşın üzerinde olan kadınlarda; hiç çocuğuolmamış kadınlarda, ilk çocuklarını otuz yaşından sonra doğurankadınlarda, hiç emzirmemiş olan kadınlarda, ideal ağırlıklarının yüzde40 üzerinde olan kadınlar ile cinsel olgunluğa gecikmiş olarak gelenveya gecikmiş menapozu olan kadınlarda ve ailesinde (anne veyakızkardeşlerde) menapoz öncesi meme kanser`i olayı olan kadınlarda

ortaya çıkar.

Check-up Kuralları

Her kadın ayda bir defa göğüslerini dikkatlice muayene etmelidir.Buna ek olarak, yirmi ile kırk yaş arasında olan kadınların her üç yıldabir göğüslerini bir hekime muayene ettirmesi gerekir. Kırk yaşınüzerinde olan kadınların bu muayeneyi her yıl yaptırması gerekir.

Eğerkırk yaşın altındaysa-nız, ailenin geçmişinde göğüs kanseri yoksa yüksekrisk gruplarından birine girmiyorsunuz demektir ve mamografininalınmasına gerek duyulmayabilir. Eğer kırk ile kırkdokuz yaşlan arasındaiseniz, herhangi bir belirti veya kitle yoksa ve ailenizde göğüskanseri geçiren biri yoksa yalnızca basit bir mammogram yaptırın.

Elliyaşından sonra mammogramı her yıl yaptırın. Eğer ailenizde göğüs

kanser`i varsa, yaşınıza aldırmaksızın her yıl bir mammogram yaptırın.

Check-up Kuralları:

İlk gençlik yıllarının son dönemlerinden başlayarak tüm yaştaki erkekler her ay teslislerini muayene etmelidirler.

Uyarıcı işaretler:

Rahatsız eden bir öksürük, öksürürken kan gelmesi ve akciğer iltihabı veya bronşit nöbetleri; göğüste ağrı.

Kanser Riski faktörleri:

Elli yaşın üzerinde olan erkeklerde-, çok fazla sigara içenlerde,geçmişte kronik idrar yolu enfeksiyonlarından rahatsız olanlarda daha

fazla görülür.

Meme Kanserinde Teşhis ve Kendi Kendine Meme Muayenesi

Kanserde Teşhis Yöntemleri

Her kanserde olduğu gibi bu kanserde de erken teşhis çok önemlidir. Erken teşhis edilen  kanserli hastalarının %98 i 5 yıl yaşayabilmektedir.

Kendi Kendine Meme Muayenesi (KKMM):

Teşhiste oldukça önemli rol oynar. Çoğunlukla hastalar kendilerinin yaptığı muayene sonrasında ellerine gelen beze şikayetiyle başvururlar. Bu muayeneyi yapmayanlarda kitle çok büyüdükten sonra hatta bazen yayılma belirtileriyle gelebilmektedir.

KKMM  adetin bittiği günlerde  yapılmalıdır. Üst vücut kısmı çıplak ve  ayna karşısında olmalıdır. Kolları yanlarda, başının arkasında ve belinde olmak üzere değişik pozisyonlarda memelerini gözler.

Memelerin başlarının simetrik ve aynı yöne bakıyor olması, ucunda içeri çökme olmaması, ciltte deformasyon  ve kızarıklık olmaması gerekir. Eliyle dairesel ve ışınsal hareketlerle memeler kontrol edilir.

Daha sonra yatar pozisyonda da aynı hareketlerle muayene tekrarlanır. Oturur pozisyondayken koltuk altları da kontrol edilmelidir.

Memenin ucundan akıntı geliyor mu diye kontrol edilir, fakat memenin ucu bu sırada sıkılmamalıdır. Sıkılarak gelen akıntının anlamı yoktur. Kendiliğinden gelen, kanlı akıntının çamaşıra gelip gelmediği de kontrol edilmelidir.

KKMM ile yeni tespit ettiği, adetle kaybolmayan, elle muayenede sert, yüzeyi düzensiz pürtüklü,  üzerindeki ciltte portakal kabuğu görünümü veren, uç kısımda  çekilmelere sebep olmuş bir kitle varsa vakit geçirmeden doktora başvurulmalıdır.

Mamografi: 

Önemli bir tanı yöntemidir. Doktor muayenesinden sonra hastanın yaşına göre doktor istemiyle çektirilmelidir. 40 yaş üstünde şikayeti olmasa da tarama (kontrol) mamografileri çektirilebilir.

Tarama mamografisinde amaç kanser ele gelmeden yani erken evrede yakalayabilmektir. Böylece tedavinin daha etkili olması sağlanır ve sağ kalımı artar.

Son 30 yılda tarama mamografileri daha sık yapılmasında dolayı dünyada bu kanser sebebiyle olan ölümler yüzde 32 oranında azalmıştır.

40 yaş altında memenin guddelerinin  yoğunluğunun fazla olmasından dolayı mamografi hassasiyeti azdır. Radyasyonun birikici etkisinden dolayı ve bu etkinin dokuyu bu dönemlerde daha fazla etkileyeceğinden dolayı mecbur kalmadıkça çektirilmemesi önerilir. Ya da doktorun bilgisi dahilinde, doktor uygun görürse çektirilmelidir.

Memede henüz kitle haline gelmeden oluşan belirtileri tespit edebilir. Mesela mamografide dokuda  tuz dökülmüş gibi bir manzara (mikrokalsifikasyonlar) meme kanserinin ilk belirtilerindendir.

Henüz kitle bile oluşmamış olabilir. Hatta bu seviyede yakalanırsa kanser hücre içi seviyede bile saptanabilir  Kitlenin sınırlarının düzensiz olması da filmde ışınsal, girinti çıkıntı şeklinde görünüm verir.

Bu görüntü kanserin önemli bir belirtisidir.

Mamografide koltuk altları da görüntülenmelidir. İyi çekilmiş bir mamografide koltuk altlarındaki lenf bezlerinin görüntüsünden iyi veya kötü olduğu yani lenf bezlerine sıçrama olup olmadığıyla ilgili ip uçları görülebilir. Metastazlı bir lenf bezi görüntüsü yuvarlak (sferik) ve ortada yağlı dokusu kaybolmuş şekildedir. Normal görüntü oval, fasülye görüntüsü şeklindedir.

Meme Ultrasonu:

Memedeki kitlelerin tanısında oldukça önemli tanı yöntemidir. Genç yaşlarda ve sık çektirilmesinin  sakıncası yoktur. Dokunun özelliği, yapısı, kitlelerin karakteri hakkında bilgi verir.

Kitlelerin içinin katı ya da su dolu olduğu (solid ya da kistik olması), sınırlarının düzenli ya da girintili çıkıntılı olması, kitlenin oval ya da sferik (küre şeklinde) olması, içerisinin düzgün ya da karmaşık (homojen-heterojen yapıda) olması, içerisinde küçük kireçlemelerin (mikrokalsifikasyonların) olması gibi özellikleri saptayarak kitlenin iyi ya da kötü olup olmadığı hakkında ip ucu verir. Saydığımız özelliklerdeki katı olan kitlelerde kanser çıkma ihtimali düşünülmelidir.

Ultrasonda koltuk altları da bakılıp değerlendirilmelidir.  Lenf bezlerinin mamografide sayılan bazı özellikleri gibi ultrasonda da metastaz hakkında önemli ipuçları verir.

Ultrason beraberinde kitleyi görerek biyopsi alma imkanı da (ince iğne biyopsis-İİAB veya  kalın iğne biyopsisi, tru-cut biyopsi) vermektedir.

Manyetik Rezonans (MR)

Gençlerde ve  memesi  yoğun yapıda olan hastalarda mamografi çektirilemediği ya da iyi görülemediği durumlarda tercih edilir.

Kanser teşhisi konulan hastada meme koruyucu ameliyat yöntemi planlanmışsa tümörün çok merkezli  (multisentrik) olup olmadığını kontrol açısından ameliyat öncesinde çektirilir.

MR ın kontrastlı (ilaçlı) olması gerekir. Tümör şüpheli lezyonlar kontrast tutarak kendini belli eder.

MR ile tümörün doku içinde yayılımı, memenin arkasındaki kaslara yapışık olup olmadığı, tek odaklı veya multi sentrik (birden fazla) olup olmadığı, koltuk altı lenf bezlerinde yayılma olup olmadığı ile bilgiler edinilebilir.

Biyopsi:

Açık Biyopsi (Eksizyonel Biyopsi): Tanı koymak için kitleyi alıp tetkike gönderme şeklindeki açık biyopsi günümüzde kullanılmamaktadır. Böyle yapıldığında hastaya fazladan bir ameliyat riski eklenmiş olur. Ayrıca ameliyat acısı, ameliyat izi  gibi dezavantajlar vardır.

İğne Biyopsisi: Kanserde kesin tanısı biyopsi ile konulur. Ameliyatla biyopsi almak yerine iğne biyopsisi hastaya yatış yapılmadan, ayaktan ve hastaya daha az zahmet verecek şekilde tanı konulması sağlanır. Ultrason eşliğinde yapılması  doğrudur.

*İnce iğne aspirasyon biyopsisi(İİAB) : Enjektörle hücre seviyesinde materyal elde edilir. Tanı koydurabilir. Ancak İyi-kötü (kanser değil-kanser) şeklinde tanı koydurabilir. Kanserin tipi hakkında bilgi vermez.

*Kalın iğne biyopsisi (trucut) : Özel tabanca şeklinde cihazla doku elde edilebilir.Tanı değerinin yüksek olması, kanserin tipinin, alt özelliklerinin (grade, ER, PR, Ki 67 gibi özelliklerinin) belirlenmesini sağladığından açık biyopsinin önüne geçmiştir.

Dondurucu Kesit Biyopsi (Frozen): Hasta teknik hakkında bilgilendirilerek ameliyat edilmek üzere hazırlanır.  Habis olduğu düşünülen kitle çıkarılarak patolojiye gönderilir. 20 dakika gibi bir sürede sonuç belli olur, bu süre içinde hasta anestezi altında beklenilir. Habis (Malign-Kanser) ise tedavi edici kanser ameliyatına devam edilir.

PET –CT (Pozitron emisyon tomografisi):

Kanser tanısı almış hastaya bir madde verilerek vücutta yayılıp yayılmadığı (metastaz kontrolü) yapılır. Tümör hücrelerinin glikoz kullanmasının artmış olması özelliğinden faydalanılır.

Glikoza bağlanmış radyoaktif madde verilir, sonrasında filmler çekilir. Enfeksiyonlu hücreler de bu maddeyi tuttuğundan yanılma payı vardır.

Tutma oranına göre deneyimli bir nükleer tıp uzmanı ayırımı yapabilmektedir

Meme kanserinden ölümler azaltılabilir mi?

EVET. Erken teşhis ve tedavi ile. Yani erken teşhis ve tedavi edildiğinde bu  kanser artık öldürmeyen bir kanser türüdür.

Erken teşhis konulan kadınlarda  5 yıl yaşama oranı  % 98 dir.

Ölümler çok büyük oranda ilk teşhis edildiğinde ileri evrede olan hastalarda görülür. 17 meme kanserli hastadan birinde ilk teşhis edildiğinde vücutta bir yere sıçramış durumdadır.

Yaş gruplarına göre meme takibi

  • 20li yaşlarda ayda bir ya da birkaç ayda bir kendi kendine meme muayenesi.
  • 20-40 yaşlarında hiç şikayeti olmasa bile ayda bir kere kendi kendine muayene ve 3 yılda bir doktor muayenesi
  • 40- 50 yaşlarında ayda bir kere kendi kendine muayene, yılda bir doktor muayenesi, yılda bir veya duruma göre iki yılda mamografi ve ultrason
  • 50 yaş üzeri ayda bir kere kendi kendine muayene, yılda bir doktor muayenesi, yılda bir mamografi önerilmektedir.

Источник: //www.sehersirin.com/meme-kanserinde-teshis-ve-kendi-kendine-meme-muayenesi/

Akciğer Kanseri Nasıl Teşhis Edilir?

Kanserde Teşhis Yöntemleri

Doktorlar, akciğer kanserini teşhis etmek için geniş bir yelpazede tanı yöntemleri ve testleri uygularlar. Bunlar arasında aşağıdakiler bulunur:

Fiziki muayene

Fiziki muayene, akciğer kanseri şüphesi yaratan belirtilerin veya işaretlerin varlığını ortaya çıkarabilir.

Doktorlar sigara gibi kanser gelişimine ilişkin belirtileri ve risk faktörlerini sormanın yanı sıra solunum güçlükleri, hava yolu obstrüksiyonu veya akciğerlerdeki enfeksiyonları tespit edebilirler.

Cildin mavimsi rengi olan siyanoz ve kanda yetersiz oksijene bağlı mukoza zarları akciğerin kronik hastalığından kaynaklanan fonksiyon bozukluğuna işaret eder. Benzer şekilde, tırnak yatağının dokusundaki değişiklikler, aynı zamanda kronik akciğer hastalığını da gösterebilir.

Göğüs Röntgeni

Akciğer kanseri semptomları ortaya çıktığında göğüs radyografisi en yaygın ilk tanı yöntemidir. Göğüs röntgeni prosedürü, göğüsün sırtından önüne ve yanından bir görüntü gerektirir.

Herhangi bir röntgen prosedüründe olduğu gibi, göğüs radyografileri de hastayı kısa bir süre için az miktarda radyasyona maruz bırakır. Akciğer grafileri akciğerlerdeki şüpheli alanları gösterebilir ancak bu alanların kanserli olup olmadığını belirleyemezler.

Özellikle akciğerlerde kalsifiye olmuş nodüller veya hamartom olarak adlandırılan iyi huylu tümörler göğüs radyografisinde tanımlanabilir ve akciğer kanserini taklit edebilir.

BT (bilgisayarlı tomografi)

Hem metastatik hem de akciğer tümörlerini incelemek için göğüs, karın ve / veya beyinde BT (bilgisayarlı tomografi) taramaları yapılabilir. BT taramaları, vücudun enine kesit görüntülerini oluşturmak için bir bilgisayar yardımı ile birden fazla görüntüyü birleştiren röntgen görüntüleridir.

Görüntüler vücut çevresinde farklı açılardan büyük bir simit şeklinde X-ray cihazı tarafından alınır. BT taramalarının bir avantajı, akciğer nodüllerinin saptanmasında standart göğüs radyasyonundan daha duyarlı olması, yani daha fazla nodül gösterecek olmasıdır. Bazen intravenöz kontrast madde, organları ve pozisyonlarını belirlemeye yardımcı olmak için taramadan önce verilir.

En sık görülen yan etki, işlemden önce verilebilecek intravenöz kontrast madde için olumsuz bir reaksiyondur. Bu, kaşıntı, döküntü oluşmasına neden olabilir. Kontrast malzemeye şiddetli anaflaktik reaksiyonlar (hayatı tehdit eden nefes almada zorluklarla karşılaşılan alerjik reaksiyonlar) nadirdir.

Karın BT taramaları, karaciğer veya adrenal bezlerdeki metastatik kanseri tanımlayabilir ve başın BT taramaları, beyindeki metastatik kanserin varlığını ve boyutunu ortaya çıkarmak için kullanılabilir.

Düşük doz helezonik BT taraması

Düşük doz helezonik BT taraması (ya da spiral BT taraması) adı verilen bir teknik, 55-80 yaşları arasındaki mevcut ve eski sigara içicilerinde en az 30 paket yıllık sigara içimi öyküsü bulunan ve sigara içenlerde her yıl yapılması tavsiye edilmektedir. Bu teknik, daha küçük ve daha erken akciğer kanserlerinin saptanma olasılığını artırır. Bu gruptaki üç yıllık düşük doz BT taraması, akciğer kanseri ölüm riskini % 20 azaltmaktadır.

Manyetik rezonans görüntüleme (MRI)

Manyetik rezonans görüntüleme (MRI) taramaları, bir tümörün yeri hakkında kesin detay gerektiğinde uygun olabilir. MRI tekniği, vücut yapılarının görüntülerini üretmek için manyetizma, radyo dalgaları ve bir bilgisayar kullanır. BT taramasında olduğu gibi, hasta MR tarayıcıya yerleştirilen hareketli yatağa yerleştirilir.

MRI taramasının bilinen hiçbir yan etkisi yoktur ve radyasyona maruz kalınmaz. MR tarafından üretilen görüntü ve çözünürlük oldukça ayrıntılıdır ve vücuttaki küçük yapı değişikliklerini algılayabilir.

Kalp pilleri, metal implantlar, yapay kalp kapakçıkları ve diğer cerrahi olarak implante yapılara sahip kimselerin MR taraması esnasında, mıknatısın bu yapıların metal parçalarını hareket ettirme riski nedeniyle bir MR ile taraması yapılmaz.

Pozitron emisyon tomografisi (PET)

Pozitron emisyon tomografisi (PET) taraması, vücuttaki dokularda, ilaçların üç boyutlu renkli görüntüleri üretmek için kısa ömürlü radyoaktif ilaçlar kullanan özel bir görüntüleme tekniğidir.

BT taramaları ve MR taramaları anatomik yapılara bakarken, PET taramaları metabolik aktiviteyi ve dokuların fonksiyonunu ölçer. PET taramaları, bir tümör dokusunun aktif olarak büyüyüp büyümediğini belirleyebilir ve belirli bir tümör içindeki hücrelerin türünü belirlemeye yardımcı olabilir.

PET taramasında, hastaya kısa ömürlü bir radyoaktif ilaç verilir. İlaç enjekte edilen ilaca bağlı olarak bazı dokularda diğerlerinden daha fazla birikir. İlaç, pozitron olarak bilinen parçacıkları, onları alan her dokudan boşaltır.

Pozitronlar vücut içindeki elektronlarla karşılaştıklarında, gama ışınları üreten bir reaksiyon meydana gelir. Bir tarayıcı bu gama ışınlarını kaydeder ve radyoaktif ilacın biriktiği alanı haritalandırır.

Kemik taramaları

Kemik taramaları, bir bilgisayar ekranında veya filmde kemikler görüntüsü oluşturmak için kullanılır. Doktorlar, bir akciğer kanserinin kemiklere yayılıp yayılmadığını belirlemek için bir kemik taraması isteyebilir.

Bir kemik taramasında, az miktarda radyoaktif madde kan dolaşımına enjekte edilir ve kemiklerde, özellikle de metastatik tümörler ile ilişkili olan anormal bölgelerde toplanır.

Radyoaktif malzeme bir tarayıcı tarafından algılanır ve kemiklerin görüntüsü sürekli görüntüleme için özel bir film üzerine kaydedilir.

Balgam sitolojisi

Balgam sitolojisi: Semptomlar ve röntgen sonuçlarında akciğer kanserinden şüphelenilse bile, akciğer kanseri tanısı için her zaman bir patolog tarafından kötü huylu hücrelerin onaylanmasını gerekir. Teşhisi koymanın en basit yöntemi, mikroskop altında balgamın muayene edilmesidir.

Tümör, merkezi olarak yerleşmiş ve hava yollarını işgal etmişse, balgam sitolojisi muayenesi olarak bilinen bu prosedür, tümör hücrelerinin teşhisi için görselleştirilmesine izin verebilir.

Bu en risksiz ve ucuz doku teşhis prosedürüdür, ancak kanser mevcut olsa bile tümör hücreleri daima balgamda bulunmayacağı için kullanımı sınırlıdır.

Bronkoskopi

Bronkoskopi: Solunum yollarının bronkoskopi ile incelenmesi (solunum yollarının burun veya ağızdan sokulan ince, fiberoptik bir prob vasıtasıyla görüntülenmesi), bir patolog tarafından teşhis için örneklenebilen (biyopsi uygulanmış) tümörün alanlarını gösterebilir.

Akciğerin merkez bölgelerinde veya daha büyük hava yollarından kaynaklanan bir tümöre, bu tekniği kullanarak erişilebilir. Bronkoskopi sert veya esnek bir fiberoptik bronkoskop kullanılarak yapılabilir. Prosedür rahatsızlık verebilir ve sedasyon veya anestezi gerektirir.

Bronkoskopi nispeten güvenli olsa da, prosedürün tecrübeli bir akciğer uzmanı (pulmonolog veya cerrah) tarafından yapılması gerekir. Bir tümör görselleştirildiğinde ve yeterince örneklendiğinde, doğru bir kanser teşhisi genellikle mümkündür. Bazı hastalar işlemden 1-2 gün sonra koyu kahverengi kanlı öksürürler.

Daha ciddi ancak nadir görülen komplikasyonlar arasında kanama miktarının artması, kandaki oksijen seviyesinin azalması ve kalp aritmilerinin yanı sıra yatıştırıcı ilaçlar ve anesteziden kaynaklanan komplikasyonlar sayılabilir.

İğne biyopsisi

İğne biyopsisi: Cilt boyunca ince iğne aspirasyonu (FNA), çoğunlukla rehberlik için radyolojik görüntüleme ile yapılır, akciğerdeki tümör nodüllerinden tanı için hücrelerin alınmasında yararlı olabilir.

İğne biyopsileri, akciğer tümörü akciğerde periferik yerleşimdeyken ve bronkoskopi ile numunelere erişilemediğinde yararlıdır. İnce bir iğnenin göğüs duvarından akciğer anormal alanına sokulmasından önce az miktarda lokal anestetik verilir.

Hücreler şırıngaya emilir ve tümör hücreleri mikroskop altında incelenir. Etkilenen bölgeden alınan doku yeterince örneklendiğinde bu prosedür genellikle doğrudur, ancak bazı durumlarda akciğere bitişik veya eklenmemiş bölgeler yanlışlıkla örneklenebilir.

Prosedüre eşlik eden akciğerlerden gelen hava kaçağına (kolayca tedavi edilebilen pnömotoraks olarak adlandırılan küçük bir risk) (% 3 -% 5) eşlik eder.

Torasentez

Torasentez: Bazen akciğer kanserleri akciğerlerin astar dokusunu (plevra) içerir ve akciğerler ile göğüs duvarı arasındaki boşluğa (plevral efüzyon adı verilir) sıvı birikimine neden olur.

Bu sıvının bir örneğinin ince bir iğne ile aspirasyonu (torasentez) kanser hücrelerini ortaya çıkarabilir ve teşhisi koyabilir.

İğne biyopsisinde olduğu gibi, bu prosedür ile küçük bir pnömotoraks riski söz konusudur.

Başlıca cerrahi işlemler

Başlıca cerrahi işlemler: Yukarıda belirtilen yöntemlerin hiçbiri tanı koymazsa, teşhis için tümör dokusunu elde etmek için cerrahi yöntemler uygulanmalıdır.

Bunlara mediastinoskopi (akciğerler arasındaki göğüs boşluğunu cerrahi olarak yerleştirilen bir prob ile inceleyerek, tümör kitlelerinin veya lenf bezlerinin biyopsisi ile metastazlar içerebilir) veya torakotomi (bir tümörün çıkarılması veya biyopsisi için göğüs duvarının cerrahi olarak açılması) dahil olabilir.

Torakotomi ile bir akciğer kanserini tamamen ortadan kaldırmak nadirdir ve mediastinoskopi ve torakotomi, önemli cerrahi prosedürlerin (kanama, enfeksiyon ve anesteziden kaynaklanan komplikasyonlar ve ilaçlardan) riskini taşır. Bu işlemler bir ameliyathanede yapılır ve hastanın hastaneye kaldırılması gerekir.

Kan testleri

Kan testleri: Rutin kan testleri akciğer kanserini teşhis edemezken, vücutta kansere eşlik eden biyokimyasal veya metabolik anormallikleri ortaya çıkabilir.

Örneğin, yükseltilmiş kalsiyum seviyesi veya enzim alkalin fosfataz, kemiklere metastatik kansere eşlik edebilir.

Benzer şekilde, aspartat aminotransferaz (AST veya SGOT) ve alanin aminotransferaz (ALT veya SGPT) dahil karaciğer hücrelerinde normal olarak bulunan bazı enzimlerin artmış seviyeleri karaciğere metastatik tümör varlığı yoluyla karaciğer hasarını işaret eder.

Moleküler testler

Moleküler testler: İlerlemiş KHD’ler için moleküler genetik test, tümörde genetik mutasyonlar aramak için yapılır. Tümör büyümesinden sorumlu olan mutasyonlar sürücü mutasyonları olarak bilinir.

Örneğin, epitelyal büyüme faktörü reseptörü (EGFR) ve anaplastik lenfoma kinaz (ALK) genlerinde mutasyonların veya anormalliklerin araştırılması için test yapılabilir. Mutasyona uğrayabilecek diğer genler MAPK ve PIK3’ü içerir.

Tümörlerin genlerinde bu değişiklikleri olan hastalara uygulanabilen spesifik tedaviler mevcuttur.

Источник: //www.nkfu.com/akciger-kanseri-nasil-teshis-edilir/

Mide Kanseri Tanısında Uygulanan Teşhis Yöntemleri

Kanserde Teşhis Yöntemleri

Mide kanseri rahatsızlığı hastalarda bir takım belirtiler verse de; rahatsızlığın kesin olarak teşhisinin yapılabilmesi için kullanılan bir takım tanı yöntemleri bulunmaktadır.

Mide Kanseri Teşhisi

Mide kanseri; hastalığın ilk evrelerinde herhangi bir belirti vermeden sinsi bir şekilde ilerleyebilmektedir. Çoğu zaman hastalık, kanserli hücrelerin iyice yerleşerek büyüyüp çoğalmaya başladığı ve komşu dokulara ve organlara yayılmaya başladığında kendini belli etmektedir.

Mide kanserini bir takım tetkikler yapmadan teşhis etmek maalesef mümkün olamamaktadır. Hastalık bir takım kesin belirtiler verse de hastalığa kesin tanının konulabilmesi için bir dizi tetkiklerin yapılması gerekmektedir.

Mide kanserinin belirgin semptomları vardır. Bunlar arasında en belirgin olanlar:

  • Mide kanserinin en çarpıcı belirtisi ciltteki pigmentlerde olan değişimdir. Bilhassa koltuk altı ve diğer cilt kıvrımlarında siğiller ve deride renk değişimleri ortaya çıkmaktadır.
  • Yüz ve karın bölgesinde cushing ektopik sendromu ismi de verilen yü ve karın bölgesinde oluşan yağ dokularının meydana gelmesi
  • Yaşı ilerlemiş kişilerde yürüme ve hareket zorlukları oluşması
  • Tissot sendromu oluşması

Bunun dışında bulantı, kusma, iştahsızlık, tokluk hissi, ağrılar, ishal veya kabızlık gibi sindirim sistemindeki bozukluklar sadece mide kanserinde değil, diğer mide hastalıklarında belirti olabilmektedir.

Doktor tarafından yapılan muayenede karın palpasyonunda oluşan ağrının özellikleri, ağrı noktaları ve kompresyon odakları saptanır. Lenf nodlarıdaki özellikler incelenir. Daha sonra diğer tetkiklere geçilir. Erken evrelerde ise mide kanserini teşhis etmek, farklı tarama yöntemleriyle sağlanabilmektedir.

Bunun dışında daha önce herhangi bir rahatsızlığı olmayan insanların düzenli yapılan kontrolleri sırasında mide kanseri teşhis edilebilmektedir.

Mide Kanseri Teşhis Yöntemleri

Mide kanserinde, rahatsızlığın tanısı ne kadar erken konularsa tedavisi o kadar başarılı sonuçlar vermektedir. Bu nedenle mide kanseri konusunda en ufak bir şüphe oluştuğunda acilen bir gastroenteroloğa danışılması gerekmektedir.

Mide konusunda rahatsızlıklarla ilgili yapılan ana araştırma yöntemi EGDS ismini almaktadır. Yapılan Gastroskopi sırasında, doktor midenin mukozasındaki durumu değerlendirir.

Herhangi bir şüphesi olma durumunda, kuşku yaratan bölgenin biyopsisini alır.

Mide kanserinin teşhisinin yapılabilmesi için yararlanılan ek yöntemleri şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Sindirim sisteminin röntgen muayenesi
  • Bilgisayarlı tomogafi
  • Karın boşluğundan alınan ultrason muayenesi
  • Kanın genel ve biyokimyasal analizi sırasında hastanın vücudunda herhangi bir anemi veya protein metabolizmasında sorun olup olmadığının araştırılması

Mide kanseri teşhisinin yapılmasını sağlayan tarama yöntemlerini şu şekilde sıralayabiliriz:

  • Endoskopi
  • Gastroskopi
  • Radyografi
  • Tanı amacıyla yapılan laparoskopi
  • Biyopsi

Mide kanserinde kullanılan teşhis yöntemlerinin her birinin sağladığı farklı avantajlar bulunmaktadır. Bazı yöntemler anında cevap verirken, bazıları oldukça maliyetli olmasına karşılık hastanın midesinin tam olarak resmini yansıtmaktadır.

Kullanılan bu tetkikler sayesinde sadece mide kanseri teşhis edilmekle kalınmaz. Aynı zamanda bu teşhis yöntemleri tümörün bulunduğu evre, komşu organlara olan yayılması ve vücudun genel durumunun değerlenmesinin yapılmasının da sağlamaktadır.

Endoskopi

Mide kanseri konusunda en detaylı erişimi sağlayan teşhis yöntemidir. Özofagusa bir kamera ve arka ışıklı bir tüp yerleştirilir. Bu sayede mukozada oluşan anormallikler ve dokuların durumu gözlemlenebilmektedir.

X-Işını İncelemesi

Mide; içi boş olan bir organdır. Bu sebeple kontrast ajanları geliştirilerek rahatlıkla incelenebilir. Bu incelemede baryum elementi kullanılmaktadır. Baryum uygulandıktan sonra mide içinin fotoğrafları alınır. Mukozada tümör oluşumu dahil olmak üzere bütün değişiklikler rahatlıkla incelenebilmektedir.

Ultrason

Yüzeysel olarak herhangi bir tüp veya aletin kullanılmadan yapılabilmektedir. Bilhassa acil durumlarda sonuçları anında ekranda görmenin verdiği avantajları sayesinde sıklıkla kullanılan bir teşhis yöntemidir. Ultrason sayesinde midenin şekli, konumları ve duvarların kalınlığı saptanır.

Tomografi

Mide kanserinin kesin teşhisinde BT veya MRG gibi tetkikler sıklıkla kullanılır. Tomografi incelemeleriyle bütün dokular ayrıntılı bir şekilde incelenerek, tümör teşhis edilebilmektedir.

PET

Mide kanserinin teşhis edilmesinde kullanılan modern bir tetkik yöntemidir. Bu yöntemde Radyoaktif glikoz vücuda verilir. Bir süre sonra bu madde bütün dokulara dağılır.  Bu madde sadece tümr olan dokularda birikir. Tarayıcı yardımıyla bütün dokular incelendikten sonra tümörün bulunduğu bölge saptanır.

Laparoskopi

Bu yöntem teşhis edilmiş tümör varlığında kullanılmaktadır. Karın üzerinden açılan bir delikle giren alet sayesinde dokular içten görüntülenir.

Rapor Oranları

Mide kanseri rahatsızlığı olanların alabilecekleri rapor oranları şu şekilde sıralanmaktadır:

  • Özofagus, yemek borusu, duodenum ve mide de oluşan kalıcı bozukluklarda, kansere bağlı olarak organda kalıcı kayıpların ve değişimlerin oluşması durumunda, sürekli olarak tedavi gerekmesinde yüzde on
  • Sürekli diyet ve ilaç tedavisi gerekmesi, mide kanserine bağlı olarak organda kayıplar oluşması, oluşan kilo kayıplarının ideal oranın yüzde on altında olması, nütrisyonel yetmezlik oluşması durumunda yüzde yirmi beş
  • İdeal kilo ortalamasının yüzde on ile yirmi altına inmesi, sürekli diyet ve ilaç kullanılması gerekmesi, organda anatomik kayıplar oluşması durumunda yüzde elli
  • Yapılan tedaviye karşılık kontrol altına alınamaması ve mide kanserine bağlı olarak hastanın kilosunun normal kilonun yüzde yirminin altında düşüş göstermesi durumunda yüzde yetmiş beş

(1 votes, average: 5,00 5)
Loading…

Источник: //midemikrobu.com/mide-kanseri-nasil-teshis-edilir.html

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.

    ×
    Рекомендуем посмотреть