Kişilik Gelişiminde Baba Önemli

İdeal baba olmak mümkün mü? Bu 10 pratik kuralı uygulayabilirsiniz

Kişilik Gelişiminde Baba Önemli

Çocuk gelişiminde her ne kadar ön planda olan anne gibi görünse de babaların çocuk için ayrı bir önemi vardır. Babalar da çocukları ile çok güçlü sevgi ve şefkat bağları geliştirirler.

Özellikle erkek çocuklar için baba, kişilik gelişiminde kendisi ile özdeşleştirdiği bir modeldir. Baba güvenin simgesidir. Babayla yaşanan ilişki, ileriki yıllarda erkek ve kız çocukların cinsel kimliklerinin gelişiminde de rol oynar.

Erkek çocuk cinsel kimliğini tanımak için babasını örnek alır ve taklit eder.

Çocuklar kavga eden anne baba istemiyor..

Kız çocukları için ise baba modeli, karşı cinsi tanıması ve karşı cinse karşı tavırları konusunda ipucu verir. İlgili bir baba kız çocuğunun karşı cinse duyduğu güveni arttırırken, çocuğun baba sevgisi ve ilgisini hissetmesi kendine olan güveni de arttırır.

Baba çocuğun gelişiminde belirleyici!

Baba ailenin toplumla ilişkilerini kuran bir köprü konumundadır. Bu nedenle baba, çocuğun sosyal gelişiminde ve özgüven kazanmasında önemli rol oynar. Baba ile ilişkisi sağlıklı olan, babasından sevgi ve ilgi gören çocuğun kendisi ile barışık, okulda başarılı, arkadaşları ile uyumlu ve liderlik özelliğinin gelişmiş olduğu gözlenir.

Sert baba algısı çocuğun kişiliğini etkiliyor

Babanın kısıtlayıcı ve cezalandırıcı bir tutum izlediği, çocuğunu kendi kurallarına uyması ve saygılı olması konusunda uyardığı sert baba modelinde tartışmaya yer yoktur.

Sert baba modeliyle büyüyen çocuklarda iki tip çocuk ortaya çıkıyor. Özerklik duygusu yüksek olan çocuklar babayla güç çatışmasına giriyor, karşılık veriyor, itiraz ediyor. Ters kimlik geliştiriyor.

Babanın istediği kişiliğin tam tersini benimseyerek babadan öç alıyor.

Özerklik duygusu olmayan, duygularını bastıran çocuk ise arabulucu olmaya çalışıyor ve hep kendinden fedakârlık yapıyor. Duygularını bastırıyor ve ruh sağlığı bozuluyor.

Çocuğuna yeterli ilgi sevgi göstermeyen, duygusal yönden ihmal eden otoriter babanın çocuğunda cinsel kimlik bozuklukları, özgüven eksikliği, öfkeli bir kişilik yapısı ortaya çıkabiliyor.

Çocuk, kendisini geliştirme kapasitesine sahipse, toplumla sağlıklı iletişim kurabiliyorsa, ailenin yaptığı yanlışları kendisi düzelterek bunu atlatabilir.

Anne çocuk ilişkisinde dengeyi kurmak için yapılması gerekenler

Zayıf baba-kız ilişkisi riskli davranışlara neden oluyor 

Kız çocuklarının hayatına giren ilk erkek babasıdır. Baba-kız arasındaki ilişki çocuğun gelecekte kadın-erkek ilişkisine bakışını da etkiler.

Sadece erkekleri tanımakla kalmaz, aynı zamanda nasıl bir eş seçeceği düşüncesine de sahip olurlar. Kız çocuğunun babası ile kurduğu ilişkinin kalitesi çocuğun sağlıklı ruhsal gelişiminde büyük rol oynar.

Bir babanın varlığı ve çocuğu ile kurduğu ilişki önemli bir etkiye sahiptir.

Zayıf bir baba-kız ilişkisine sahip çocuk depresyon, yeme bozukluğu, alkol ve madde kullanımı gibi riskli davranışlara yönelmeye daha meyillidir.

Güçlü bir bağ oluşturan sağlıklı bir baba- kız ilişkisinde ise kız çocuğu ileride özgüveni yüksek, kendini rahatça ifade edebilen, liderlik vasfı olan, karşı cinsle sağlıklı ilişkiler kurabilen, hayata karşı daha pozitif bakan, ruh sağlığı kolay kolay bozulmayan birey olarak yaşamını sürdürür.

Erkek çocuk babanın aynasıdır

Erkek çocuk babayı taklit eder ve baba ile özdeşleşir. Bu nedenle baba-erkek çocuk ilişkisinde en önemli kural erkek çocuğu yetiştirirken aynaya baktığını unutmamaktır. Erkek çocuk babanın aynasıdır. Bu yüzden önce baba davranışlarına dikkat etmelidir. Babanın erkek çocuğu ile ilişkisinde her zaman için biraz rekabet vardır. Rekabet de bazen güç savaşlarını beraberinde getirir.

Anne-baba hatası çocukta korku nedeni

Babanın dikkat etmesi gereken, bu güç savaşlarını kişisel almamak ve çocuğun gelişim dönemine uygun davranmaktır. Çocuğu ile empati kurabilmesi, onun duygularını yönetmesine, öfkesini kontrol edebilmesine ve doğru yönlendirilmesine yardım edebilmesi baba ile oğul ilişkisinde oldukça önemlidir.

Uzman Klinik Psikolog İhsan Öztekin, ideal baba olmanın 10 altın kuralını şöyle sıraladı:

1 – Beraber zaman geçirin. Beraber zaman geçirmeyi de sadece televizyon seyretmek ve sohbet etmek olarak düşünmeyin. Yaşına göre kitaplar okuyun, hikâyeler anlatın, oyunlar oynayın.

Beraber yapabileceğiniz hobileriniz olsun. Hafta sonlarını birlikte geçirebileceğiniz programlar yapın. Tabii burada çocuğunuzun nelerden hoşlanabileceğini göz önünde tutun.

Yaş farkı ne olursa olsun aranızdaki paylaşım çok önemlidir.

2 – Çocuğunuza doğru bir model olun. Kitap okuma alışkanlığı olsun istiyorsanız siz de kitap okumalısınız. Alkol, sigaranın zararlarını anlatarak değil, alkol ve sigara kullanmayarak bu konuda doğru örnek olabilirsiniz.

3 – Disiplini sevgi ile sağlayın. Bu konuda sakin olun ve adil davranın. Çocukların ihtiyacı olan rehberlik ve disiplin cezayla değil, belli sınırlarla sağlanmalıdır. Çocuklarınıza davranışlarının sonuçlarını gösterin ve olumlu davranışlarını ödüllendirin.

Kardeş kıskançlığını önlemek için bilmeniz gerekenler

4 – Çocuğunuzun özgüvenin kazanmasına yardımcı olun. Kendisini sevdiğinizi ve değer verdiğinizi hissettirin. Onu övün, onunla gurur duyduğunuzu dile getirin. Yanlış ve hata yaptığında yüzüne vurmayın, doğruyu öğretmek için yanında olun. Başkalarının yanında eleştirmeyin. Olumlu yönlerini öne çıkartıp cesaret verin.

5 – Çocukların sevginize ve bunu hissettirmenize çok ihtiyacı vardır. Sözle sevginizi göstermenin yanında fiziksel yakınlık da çok önemlidir. Bedensel temas kurun, ona sarılın. Şefkatle dokunulmak, çocukların hem fiziksel hem de psikolojik gelişimi için şarttır.

6 – Çocuğunuzun annesine saygılı olun, sevgiyle davranın. Çocuğunuzun önünde tartışmayın, kavga etmeyin. Unutmayın ki mutlu bir annenin çocukları sağlıklı ve mutlu olur.

7 – Sizi tanımasına fırsat verin. Örneğin işyerine götürün. Neler yaptığınızı, kimlerle çalıştığınızı, nasıl tecrübeler edindiğinizi, sorumluluklarınızı anlatın.

8 – Sabırlı olun. Öğrenmek her çocuk için ayrı bir süreçtir. Öğretmek zor da olsa sabırla yaklaşın, hevesini kırmayın.

9 – Duygusal yönden kendinizi kontrol edemiyor ve sözel, fiziksel saldırganlık gösteriyorsanız mutlaka profesyonel yardım alın. Çocuğunuz ve eşiniz bu tip davranışlara maruz kalmamalıdır. Bu durum çocuğun psikolojisinde derin yaralar oluşturur.

Kavgaların çocuklarda neden olabileceği durum bozuklukları

10 – Babanın görevi asla bitmez. Çocuklar büyüdüğünde ve evden ayrılma zamanları geldiğinde bile babalarının tavsiyelerine ve desteğe ihtiyaç duyarlar. Babalar hayatın her döneminde çocuklarının yanında olurlar, onlar evlenip ayrı bir aile kursalar bile.

Источник: https://www.medikalakademi.com.tr/ideal-baba-olmak-mumkun-mu-bu-10-pratik-kurali-uygulayabilirsiniz/

Çocuk gelişiminde baba rolünün önemi nedir?

Kişilik Gelişiminde Baba Önemli

Babayla yaşanan ilişki, çocukların kişilik ve cinsel kimlik gelişiminden hayatlarının gelecek döneminde yer alacakları toplumsal rollere kadar pek çok konuda belirleyici oluyor. Uzmanlar ideal baba olmanın 10 kuralını sıraladı.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Hastanesi’nden Uzman Klinik Psikolog İhsan Öztekin, çocuğun gelişiminde babanın rolünün çok önemli bir yeri bulunduğunu belirterek hem kız hem erkek çocuk için babanın güvenin simgesi olduğunu kaydetti.

Güvenin simgesi baba

Çocuk gelişiminde her ne kadar ön planda olan anne gibi görünse de babaların çocuk için ayrı bir önemi olduğunu ifade eden Öztekin, “Babalar da çocukları ile çok güçlü sevgi ve şefkat bağları geliştirirler.

Özellikle erkek çocuklar için baba, kişilik gelişiminde kendisi ile özdeşleştirdiği bir modeldir. Baba güvenin simgesidir. Babayla yaşanan ilişki, ileriki yıllarda erkek ve kız çocukların cinsel kimliklerinin gelişiminde de rol oynar.

Erkek çocuk cinsel kimliğini tanımak için babasını örnek alır ve taklit eder. Kız çocukları için ise baba modeli, karşı cinsi tanıması ve karşı cinse karşı tavırları konusunda ipucu verir.

İlgili bir baba kız çocuğunun karşı cinse duyduğu güveni arttırırken, çocuğun baba sevgisi ve ilgisini hissetmesi kendine olan güveni de arttırır” diye konuştu.

Zayıf baba-kız ilişkisi riskli davranışlara neden oluyor

Kız çocuklarının hayatına giren ilk erkeğin baba olduğunu belirten İhsan Öztekin, “Baba-kız arasındaki ilişki çocuğun gelecekte kadın-erkek ilişkisine bakışını da etkiler.

Sadece erkekleri tanımakla kalmaz, aynı zamanda nasıl bir eş seçeceği düşüncesine de sahip olurlar. Kız çocuğunun babası ile kurduğu ilişkinin kalitesi çocuğun sağlıklı ruhsal gelişiminde büyük rol oynar.

Bir babanın varlığı ve çocuğu ile kurduğu ilişki önemli bir etkiye sahiptir.

Zayıf bir baba-kız ilişkisine sahip çocuk depresyon, yeme bozukluğu, alkol ve madde kullanımı gibi riskli davranışlara yönelmeye daha meyillidir.

Güçlü bir bağ oluşturan sağlıklı bir baba- kız ilişkisinde ise kız çocuğu ileride özgüveni yüksek, kendini rahatça ifade edebilen, liderlik vasfı olan, karşı cinsle sağlıklı ilişkiler kurabilen, hayata karşı daha pozitif bakan, ruh sağlığı kolay kolay bozulmayan birey olarak yaşamını sürdürür” dedi.

“İdeal baba” için 10 öneri

Uzman Klinik Psikolog İhsan Öztekin, ideal baba olmanın 10 altın kuralını şöyle sıraladı:

1 – Beraber zaman geçirin. Beraber zaman geçirmeyi de sadece televizyon seyretmek ve sohbet etmek olarak düşünmeyin. Yaşına göre kitaplar okuyun, hikayeler anlatın, oyunlar oynayın.

Beraber yapabileceğiniz hobileriniz olsun. Hafta sonlarını birlikte geçirebileceğiniz programlar yapın. Tabii burada çocuğunuzun nelerden hoşlanabileceğini göz önünde tutun.

Yaş farkı ne olursa olsun aranızdaki paylaşım çok önemlidir.

2 – Çocuğunuza doğru bir model olun. Kitap okuma alışkanlığı olsun istiyorsanız siz de kitap okumalısınız. Alkol, sigaranın zararlarını anlatarak değil, alkol ve sigara kullanmayarak bu konuda doğru örnek olabilirsiniz.

3 – Disiplini sevgi ile sağlayın. Bu konuda sakin olun ve adil davranın. Çocukların ihtiyacı olan rehberlik ve disiplin cezayla değil, belli sınırlarla sağlanmalıdır. Çocuklarınıza davranışlarının sonuçlarını gösterin ve olumlu davranışlarını ödüllendirin.

4 – Çocuğunuzun özgüvenin kazanmasına yardımcı olun. Kendisini sevdiğinizi ve değer verdiğinizi hissettirin. Onu övün, onunla gurur duyduğunuzu dile getirin. Yanlış ve hata yaptığında yüzüne vurmayın, doğruyu öğretmek için yanında olun. Başkalarının yanında eleştirmeyin. Olumlu yönlerini öne çıkartıp cesaret verin.

5 – Çocukların sevginize ve bunu hissettirmenize çok ihtiyacı vardır. Sözle sevginizi göstermenin yanında fiziksel yakınlık da çok önemlidir. Bedensel temas kurun, ona sarılın. Şefkatle dokunulmak, çocukların hem fiziksel hem de psikolojik gelişimi için şarttır.

6 – Çocuğunuzun annesine saygılı olun, sevgiyle davranın. Çocuğunuzun önünde tartışmayın, kavga etmeyin. Unutmayın ki mutlu bir annenin çocukları sağlıklı ve mutlu olur.

7 – Sizi tanımasına fırsat verin. Örneğin işyerine götürün. Neler yaptığınızı, kimlerle çalıştığınızı, nasıl tecrübeler edindiğinizi, sorumluluklarınızı anlatın.

8 – Sabırlı olun. Öğrenmek her çocuk için ayrı bir süreçtir. Öğretmek zor da olsa sabırla yaklaşın, hevesini kırmayın.

9 – Duygusal yönden kendinizi kontrol edemiyor ve sözel, fiziksel saldırganlık gösteriyorsanız mutlaka profesyonel yardım alın. Çocuğunuz ve eşiniz bu tip davranışlara maruz kalmamalıdır. Bu durum çocuğun psikolojisinde derin yaralar oluşturur.

10 – Babanın görevi asla bitmez. Çocuklar büyüdüğünde ve evden ayrılma zamanları geldiğinde bile babalarının tavsiyelerine ve desteğe ihtiyaç duyarlar. Babalar hayatın her döneminde çocuklarının yanında olurlar, onlar evlenip ayrı bir aile kursalar bile.

Anne ve babaların çocuk yetiştirirken yaptığı hatalar neler?

Источник: https://indigodergisi.com/2017/02/cocuk-gelisiminde-baba-rolu/

Anne Baba Tutumları Nelerdir?

Kişilik Gelişiminde Baba Önemli

Ailede çocuklarla, ebeveyn ilişkisinde temel belirleyici faktör anne ve babanın tutum ve davranışlarıdır.

Anne ve babanın çocuklarına karşı sergiledikleri davranış şekilleri, olaylar karşısında sergiledikleri tutumlar, anne ve baba ile çocuk arasındaki ilişkinin yönünü ve şeklini belirler.

Psikolojisi düzgün, ruhi yapısı sağlam, karakteri olumlu yöne doğru kanalize edilmiş çocuk yetiştirebilmek için anne ve baba tutumları çok ama çok önemlidir.

Anne ve babası ile sağlıklı bir ilişkiye sahip, iletişimi düzgün çocukların genel özelliklerine baktığımızda, düşüncelerine ket vurmayan, düşündüğünü uygulayabilen, özgürce kararlara alabilen, özgüveni son derece yüksek, bireysel anlamda hoşgörülü, sosyal bilinci yüksek bireyler olarak yetişirler.

Anne ve babalar tarafından çocuklara karşı sergilenen tutumları sınıflandırmak ve kategorilere ayırmak gerekirse, temel olarak şu şekilde özetlenebilir.

 1. Baskıcı ve Otoriter Anne-Baba Tutumu:

Aile katı, kuralcı ve disiplinlidir. Anne /baba veya her ikisinin de otoriter tutumu karşısında, çocuk nazik, dürüst, disiplinli, yardımsever ve dikkatli olmasına rağmen, ürkek, çekingen, kendine güveni olmayan veya çok zayıf, başkalarının etkisi altında kalabilen, duyarlı, korkak, kendi başına iş yapma yeteneği gelişmemiş bir yapıya sahip olabilirler.

 2. Aşırı Hoşgörülü Anne-Baba Tutumu:

Bu tip ailelerde çocuk tek hükmedendir. Aile tüm hayatını çocuğun istek ve arzusuna göre belirler. Aile çocuğa aşırı sevgi gösterirler. Bütün tutumları dengesiz ve çocuk merkezlidir. Bu tip ailelerde çocuk ne derse o olur.

Böyle ailelerde yetişen çocuklar; bencil, sevgi arsızı, kural tanımayan, doyumsuz kişilik yapılarına sahip olabilmektedirler.

Bu çocuklar ev hayatı ve sosyal hayatta geçimsiz, sosyal yönleri zayıf ve benmerkezci bir yapıya sahip bir görünüm çizerler.

3. Kararsız ve Dengesiz Anne-Baba Tutumu:

Bu tip aileler genellikle anne ve babanın iyi anlaşamadığı ve her iki tarafın da baskın karaktere sahip olduğu ailelerdir.

Anne / babanın çocukla ilgili bir konuda ak dediğine, diğeri kara diyebilmekte çocuk hangisine bakacağına, hangisine uyacağına karar verememekte çoğunlukla kararsız kalarak herhangi bir tepki vermemeyi tercih etmektedir.

Bu tip ailelerde yetişen çocuklar genellikle kararsız, her türlü etkilenmeye açık, tutarsız, çabuk karar değiştirebilen çocuklardır. Aynı zamanda duygusal açıdan sakat bir yapıya sahip olmaları da mümkündür.

 4. Aşırı Koruyucu Anne-Baba Tutumu:  

Çocuğun her zaman, her an kontrol altında tutulduğu, aşırı ilgi ve alaka gösterildiği, zarar gelebilir endişesi ile gündüzleri bile sokağa çıkması bile istenmediği veya kısıtlandığı aile tipidir.

Bu tip ailelerde yetişen çocuklar, aileye aşırı bağımlı, özgüveni olmayan, duygusal açıdan zayıf, sıkıştırıldığında başkalarına suç atabilecek yapıda olabilmektedirler.

Bu bağımlılık hali genelde ömür boyu sürmekte ve ailesinden gördüğü şeyleri eşinden de beklemektedirler.

 5. Hoşgörülü ve Güven Verici Anne-Baba Tutumu:

İdeal aile tipine uygun bir yapıdır. Bu tip ailede temel kural ve kısıtlamalar haricinde çocuklar özgür bir şekilde, fakat sorumluluklarının bilincinde olarak yetişirler. Birey olmanın ayırtına varan çocukların özgüvenleri tam, sosyal ilişkiler kuvvetli ve geleceğin ideal yetişkin adaylarıdır.

 6. Tutarsız Anne-Baba Tutumu Tutumu:

Bu tip ailede genelde kurallar yok anlık çözümler, anlık kavgalar ve anlık mutluluklar vardır. Çocuk için konulan kuralların bazen çok katı bir şekilde uygulandığı, bazen de hiç yokmuş gibi davranıldığı tutumlar; çocukta güvensizlik, kurallara karşı kayıtsızlık,  çözümün parçası olmayı reddetme,  kararsız ve kişiliksiz karakter yapısı meydana gelebilmektedir.

7. Reddedici Anne-Baba Tutumu:

Çocuğun sağlık hizmetlerini aksatarak çocuğun aslında istenmediğini hissettirmek ve çocuğa karşı düşmanca tutumlar beslemek olarak tarif edilebilir. Bu tip ailelerde yetişen çocuklarda kendisinden daha zayıf olanı ezme, tüm çevresine karşı nefret besleme, kimseye güvenememe, çevresindekilere düşmanca tutum sergileme düşüncelerine sahip olabilirler.

 8. Mükemmeliyetçi Anne / Baba Tutumu:

Bu tip aileler genellikle kendilerinin yapamadıklarını, yaşayamadıklarını çocuklarından bekleyen, biraz egosu yüksek ailelerdir. Genellikle benmerkezci bireylerin oluşturduğu bu ailelerin çocuklarında; yaptığı işi beğenmeme, yetersiz olduğu duygusu, devamlı olarak başkalarını mutlu etmeye çalışma duyguları görülebilir.

 9. Ayrımcılık Yapan Anne-Baba Tutumu:

Anne / babanın veya her ikisinin de ayrımcılık yapmadıklarını söylemelerine rağmen çocukları arasında ayrımcılık yapmaları, sevdikleri çocuklarını, diğerlerinden ayırarak kayırmaları sonucu kayırılan ve dışlanan çocuklarda duygusal kırıklıklar oluşur. Birbirlerine düşman olurlar. Sosyopati gelişebilir.

Sonuç olarak anne ve babanın tutumu çocukların gelişiminde, kişilik oluşumunda çok büyük öneme sahiptir. Çocuk yetiştirirken, çocuklara rol model olurken şunu asla ve asla unutmamalısınız. Çocuk sizden ne görürse onu yapacaktır. Siz demokratik, hoşgörülü, insan sevgisi ile dolu, anlayışlı olur ve öyle davranırsanız, çocuğunuz da aynen size benzeyecek ve ilerde sizin gibi davranacaktır.

En Sorunlu 5 Anne-Baba Tipini merak ediyor musunuz? Okumak için tıklayın…

Источник: https://www.fenomenpsikoloji.com/anne-baba-tutumlari-nelerdir/

Kişilik Nedir Kişilik Gelişimi

Kişilik Gelişiminde Baba Önemli

Kişilik nedir? Güncel sözlükte: bireyin, toplumsal çevresi içinde karşılaştığı ve edindiği izlenimlerle oluşturduğu davranış özelliği. 2. Bireyin ruhsal ve toplumsal tepkilerinin tümüne verilen ad. 3. Bir kimsenin kendine göre belirgin bir özelliği olması durumu.

 Kişilik: Bireyi diğer bireylerden ayırt eden, tutarlı olarak  sergilenen, bireye özgü özellikler bütünüdür.Kişilik gelişimi ise bireyin sosyal ve fiziksel çevresi içinde tutarlı olarak gösterdiği kişilik özelliklerinin oluşumudur.

Kişilik gelişiminde, doğuştan gelen; genlerle, ana babalardan çocuklara geçen özelliklerle, çevresel etmenler etkili olmaktadır. Araştırmacılar kişilik gelişiminin nitelikleriyle ilgili farklı görüşler öne sürmüştür.

Burada kişilik gelişimi ile ilgili en önemli altı görüşü açıklamaya çalışacağız. Bak: dmy.info/gelisim-psikolojisi/

A.Psikanalitik

Freud Psikanalitik kuramıyla kişiliği üç açıdan inceler. kişiliğin yapısı, örgütlenmesi ve gelişimine ilişkin yaklaşımları: topografik, yapısal ve psikoseksüel gelişim kuramları olarak bilinir.

1.Topografik Kişilik Kuramı(Bilinç Sınıflandırması)

Bu kuram bireyin bilişsel etkinlikleriyle ilişkili olup, insan davranışlarının bilinçten öte, bilinç altı ile ilişkili olduğunu vurgular. Freud, bireyin çeşitli bilişsel etkinliklerinin bilince uzaklıklarını saptamayı amaçlamış ve bilişsel içeriklerin belirli biliş bölgelerinde bulunduğunu söylemiştir.

Bilinç: Bireyin herhangi bir anda farkında olduğu yaşantılarının bulunduğu bölgedir.

Bilinç Öncesi: Bireyin ancak dikkatini zorlayarak hatırlayabildiği yaşantılarının bulunduğu bölgedir.

Bilinç Dışı: Bireyin farkında olmadığı, dikkatini zorlasa bile bilince çıkaramadığı, hatırlayamadığı olayların barındığı bölgedir.Yapısal Kişilik Kuramı

2. Yapısalcı Kişilik Kuramı(Kişilik Yapısı)

Bu modele göre kişilik, id ,ego, süperegodan oluşmaktadır. Kişiliğin bu üç sistemi sürekli olarak birbiriyle etkileşerek bireyin davranışlarını yönlendirmektedir.

İd: Kişiliğin ilkel yönünü oluşturmaktadır. Daima haz ilkesine göre hareket etmektedir.

Gerçek dışı ve mantık dışı istek ve arzularla, bireyin içsel dürtülerinin her ne pahasına olursa olsun derhal doyurulması doğrultusunda bir işlevde bulunmaktadır.

Freud’a göre yaşamın ilk günlerinde büsbütün id’den oluşan ilkel yapı ayrımlaşarak ego ve süperego’yu oluşturmaktadır.Yapısal Kişilik Kuramı

Ego: Kişilik yapısının gerçeklik ilkesine göre hareket eden ve kısmen de olsa bilinçli olan bölümüdür.Kişiliğin idare meclisi gibi davranır. Ego, gerçekliğin sınırlarının zorlanmadan bireyin içsel dürtülerinden kaynaklanan ihtiyaçlarının uygun bir şekilde nasıl karşılanacağını tayin etmektedir.Bireyin başını belaya sokmayacak çözüm önerileri arar. Yapısal Kişilik Kuramı

Süperego: Kişiliğin ahlaki yönünü temsil eder.

 Tüm kararlarında ahlak ilkesinden yola çıkarak, katı ahlaki kurallar çerçevesinde özellikle id’in cinsellik ve saldırganlıkla ilişkili isteklerini ahlaka uygunluğu açısından denetleyerek, kabul edilmesi mümkün olmayan aşırı istek ve taleplerin karşılanmasına karşı çıkar.

Psikoseksüel Gelişim Kuramı Freud özellikle ilk altı yaş içindeki yaşantılara dikkat çekerek, bu dönemin izlerinin bireyin yetişkinlik yıllarındaki kişilik özellikleri üzerinde belirleyici olduğunu savunmuştur.

3. Psiko- seksüel Gelişim Kuramı

Oral Dönem: Doğumdan sonraki bir ya da bir buçuk yıllık dönemi kapsar.Bu dönemde çocuğun kendi dışındaki dünyayı
algılaması ağız ve ağız çevresindeki organlarla olmaktadır. Bu dönemde ilk ze merkezi ağızdır. Ağız çevresinde gerçekleşen emme, çiğneme, ısırma gibi eylemleri onun için başlıca ze kaynaklarıdır.

Anal Dönem: 2-3 yaşları kapsar. Çocuk anüs ve anüsle ilişkili eylemlerden doyum sağlamaktadır. Bu dönem çocuğun edilgenlikten, bağımsızlığa doğru giden ilk eylemleri görülür. Bu dönemde tuvalet eğitiminde hata yapılmaması önemlidir.

Fallik Dönem: 3-5 yaş arasını kapsar. Bu dönemde çocuğun ze kaynağı cinsel organlarıdır, onlarla oynamayı zeli bulur.

Gizil Dönem: 7-11 yaş arasındadır. Önceki dönemlerde kazanılan özelliklerin pekiştirildiği gelişim evresidir. Ana babası dışında öğretmenleri ve diğer yetişkinlerle de özdeşim kurmaya başlayan çocuğun ilgisi, sosyal ve entelektüel beceriler edinme üzerinde yoğunlaşır.

Genital Dönem: Genç yetişkinlik yıllarını içermektedir. Gencin cinsel ilgi odağı artık kendisi ve ailesi dışındaki bir diğer kişi olmuştur. Bu dönemde aileyle ilişkili çözümlenememiş olan eski karmaşaların tekrar ortaya çıkması olanaklıdır. Çatışmaları çözmek için yeni girişimlerde bulunması kimlik gelişimini kolaylaştırmaktadır.

B. Psikososyal Gelişim Kuramı

Erik Erikson’un oluşturduğu psikososyal kuram kişiliğin oluşumunda biyolojik etmenlerin yanı sıra toplumsal etmenlerin belirleyici rolünü vurgular.

 Erikson’a göre insan davranışlarını etkileyen temel güçler, biyolojik kökenli dürtüler değildir.

İnsanın yaşamı boyunca sekiz gelişim döneminden geçtiğini ve her bir gelişim döneminde bireyin başa çıkması gereken yeni bir karmaşa ile yüz yüze geldiğini ileri sürmüştür.

  1. Evre: Güvene Karşı Güvensizlik (Doğumdan bir yaşına kadar)
  2. Evre: Bağımsızlığa Karşı Utanma ve Şüphecilik (On ikinci aydan üç yaşına kadar sürer)
  3. Evre: Girişkenliğe Karşı Suçluluk Duyma (Üç yaşından altı yaşına kadar olan dönem)
  4. Evre: Başarıya Karşı Aşağılık Duygusu (Altı yaşından on iki yaşına kadar sürer)
  5. Evre: Kimlik Kazanmaya Karşı Rol Karmaşası (On iki-On sekiz yaşları kapsar)
  6. Evre: Dostluk Kazanmaya Karşı Yalnız Kalma (On sekiz-yirmi altı yaşları kapsar)
  7. Evre: Üretkenliğe Karşı Duraklama (Orta yetişkinlik yıllarını kapsar)
  8. Evre: Benlik Bütünlüğüne Karşı Umutsuzluk (İleri yetişkinlikteki yaşları kapsar)

 C. Bağlanma Kuramı

Bağlanma ile ilgili ilk araştırmaları John Bowlby ve arkadaşları yapmışlardır. Bowlby’e göre anne ve çocuk arasında kurulan güvenli bir bağlanma iliş- kisi çocuğa sağlıklı psikolojik gelişim olanağı sağlar.

Rhesus maymunlarında gözlenen bu bağlanma ilişkisi ile insanlardaki ilk bağlanma süreçleri arasında bir benzerlik olduğuna inanan Bowlby, yanlış gelişmiş ya da dönem dönem kesintilere uğramış bağlanma ilişkilerinin kişilik problemlerine ve zihinsel hastalıklara yol açacağını iddia eder.

Örneğin, ona göre, güvensiz bağlanma biçimleri nevrotik bir kişiliğin gelişmesine zemin oluşturur.

Bağlanma kuramına göre insan hayatı için bağlanmanın üç temel işlevi vardır; dünyayı keşfederken geri dönülebilecek güvenli bir liman olma, fiziksel gereksinimleri karşılama, hayata dair bir güvenlik duygusu geliştirebilme şansı.

Bowlby, bu gereksinimler yeterli düzeyde karşılanmadığı takdirde, çocukta oluşan özbenlik algısıyla bağlantılı olarak patoloji gelişebileceğini öne sürer.

Bağlanma süreciyle ilgilenen pek çok kuramcı, kişinin erişkin hayatında diğer insanlarla kuracağı ilişkilerin niteliğini ve insanlardan beklentilerini belirleyenin, bu kişinin yaşamının erken dönemlerinde annesiyle kurduğu bağlanma ilişkisi olduğu kabul eder.

Güvenli bağlanma biçimine sahip kişiler aile ve arkadaşlarıyla daha fazla uyumlu, kendilerine ve başkalarına daha çok güvenen ve daha az sosyal problemler yaşayan kişilerdir.

Güvensiz bağlanma biçimine sahip olanlar ise başkalarıyla yakınlaşmaktan rahatsızlık duyan, onlara tamamen güvenmekte oldukça zorlanan, sosyal hayata daha az uyum sağlayan, duygularını çok fazla kon rol edemeyen ve strese karşı daha duyarlı kişilerdir. Örgütlenmemiş bağlanma, üçüncü bağlanma türüdür.

Mesela çocuk, bakıcıdan korkmaktadır, bakıcı ilgisiz ve korkutucudur. Ancak ihtiyaçları doğrultusunda korktuğu kişiye bağlanır. Bu sebepten beklenmedik davranışlar gözlenebilir. Örgütlenmemiş biçimde bağlanmıştır diyebiliriz.

Ç.Kendilik Psikolojisi Kuramı

Kendilik psikolojisi 1970’li yıllarda Heinz Kohut tarafından geliştirilmiş psikanalitik bir kuramdır.Başlangıçta narsistik kişiliğin gelişimini anlamaya yönelik olarak ortaya atılan bu kuram, daha sonraları diğer psikopatolojileri de ele alacak şekilde genişletilmiştir.

Bu kuramda ruhsal yapının temel öğesi benlik içinde yer alan kendiliktir. İnsanın doğuştan itibaren henüz ge- lişmemiş bir kendilik yapısı muvcuttur. Kendiliğin gelişimi için kendilik nesnesi olarak adlandırılan diğer insanlara gereksinim vardır.

Kohut bebekle kendilik nesnesi arasındaki ilişkiyi ruhsal gelişimin temeli olarak görür.

D. Toplumsal Cinsiyet Kuramı

Nancy Chodorow, kendisini erkek ya da kadın olarak öğrenmenin, bebeğin erken bir yaşta anne babasına bağlanmasıyla ortaya çıktığını ileri sürmektedir. Chodorow, babanın yerine annenin önemini, Freud’un yaptığından çok daha fazla vurgulamaktadır.

Bir çocuk, yaşamının ilk dönemlerinde, annenin kendi üzerindeki etkisinin kolayca en baskın etki olması nedeniyle, anneye duygusal olarak bağlanma eğilimi taşımaktadır. Bu bağlanma, ayrı bir benlik duygusuna erişmek için bir noktada kopar, çocuk, daha az sıkı bir bağımlılık içine girmelidir.

 Erkek çocuklar bir benlik duygusunu, kendilerinin başlangıçtaki anneye yakınlıklarını kökten bir biçimde, kendi erkeklik anlayışlarını kadınsı olmayandan türeterek yadsıma yoluyla elde ederler. Onlar kız kardeş gibi ya da anasının kuzusu olmamayı öğrenirler.

Bir sonuç olarak, erkek çocukları, başkalarıyla yakın ilişki kurabilmekte görece daha beceriksizdirler, dünyaya bakmanın daha çözümsel yollarını geliştirirler. Kendi yaşamlarına ilişkin olarak, başarı üzerinde duran, daha etken bir bakışı benimserler; ne ki, kendilerinin ve başkalarının duygularını anlayabilme yeteneklerini bastırmışlardır.

Chodorow, Freud’un vurgusunu bir dereceye kadar tersine çevirmektedir. Kadınlık yerine erkeklik, bir kayıpla, anneye olan sıkı bağlılığın yitirilmesiyle tanımlanmaktadır.

Erkek kimliği, ayrılma yoluyla biçimlenmektedir; bu yüzden, erkekler yaşamlarının daha sonraki dönemlerinde başkalarıyla yakın duygusal bağlar içine girdiklerinde, bilinçsiz olarak kendi kimliklerinin tehye düştüğünü duyumsarlar.

Öte yandan kadınlar, bir başka kişiyle olan yakın ilişkinin yokluğunun kendilerine olan güvenlerini tehdit ettiğini duyumsarlar. Bu kalıplar, çocukların erken yaşlardaki toplumsallaşmasında, kadınların oynadığı birincil rol nedeniyle bir kuşaktan ötekine aktarılır.

Kadınlar, kendilerini esas olarak ilişkiler bakımından tanımlar ve dile getirirler. Erkekler bu gereksinimleri bastırırlar ve dünyaya karşı daha güdümleyici bir tutumu benimserler.

E. Hümanist(İnsancıl) Yaklaşım

Hümanist (İnsancıl) yaklaşım çağdaş bir psikoloji akımıdır. Bu ekol, psikolojinin insan boyutu ve psikoloji teorisinin insan bağlamı ile ilgilidir. Bu yaklaşımı savunanların davranışçı ve psikanalitik yaklaşımlara karşı görüşleri vardır. Özellikle insanı ele alışları açısından öteki ekollerden ayrılırlar.

Bu yaklaşıma göre insan kendine göre bir değerdir, belli bir toplum düzeninin ya da iş örgütünün aracı haline getirilmemelidir. İnsan kendisinden, davranışlarından, oluşturacağı kimliğinden kendisi sorumludur. Hayatı kendisi için yaşamaya değer, anlamlı bir hale getirmek kişinin kendisine düşer.

Ölümlü olan insanın hiçbir yaşantısı tekrar etmeyecektir. Geçmiş ya da gelecek değil, içinde yaşanılan an önemlidir. Hümanistik düşünceye göre her birey, kendisini güçlü bir kişilik yapacak ve özalgısını sağlamlaştıracak birtakım beceriler ve kaynaklarla doğar.

Bu ekolün ulaşmak istediği, kişinin bu beceri ve kaynaklarını kendisi için doğru olan alanlara yönelterek kullanmasıdır.

Hümanistik Psikoloji akımını etkileyen ilk adımlar Avrupa’daki varoluşçu analitik eğilimdir. Bu eğilim hem felsefenin insanın klinik incelenmesine uygulanması arzusu hem de Freud’un insan modeline tepki olarak doğmuştur. Birleşik Devletlerde 1950’lerin sonuna doğru benzeri bir hareket başlamış, 1960’larda bu hareket yüzeye çıkmıştır.

Akademik Psikolojide 1950’lere kadar iki önemli ideoloji okulu egemendi: Davranışçılar ve psikanaliz. Bazı Kişilik Kuramcıları 1940’larda hem davranışçılığın hem de psikanalizin sınırlılıklarından rahatsız olmaya başladılar (Örneğin, Allport, Maslow, Rogers).

Bu iki yaklaşımın insanı insan yapan en önemli bazı özellikleri dışladığını düşünüyorlardı (Örneğin, seçim, sevgi, öz farkındalık). 1950’de bu kişiler resmi olarak “Hümanist Psikoloji” adını verdikleri yeni bir ideolojik okul kurdular. Böylece psikolojide “üçüncü güç” doğdu.

1961 yılında Amerikan Hümanist Psikoloji Derneği Hümanist Psikoloji dergisini kurdu. Derginin yazı kurulunda Carl Rogers, Rollo May, Abraham Maslow gibi isimler vardı.

F. Diğer Kuramlar

Jung’a göre kişilik etkileşim halindeki birçok sistemden ibarettir.. Ego, kişisel bilinçaltı, kollektif bilinçaltı ve arketip adlı sistemlerin, içedönüklük-dışadönüklük tutumları, duygu, seziş ve düşünme işlevleri vardır. Bunların bileşimi olan bütünleşmiş kişiliği de benlik oluşturur.

Adler’e göre insan toplumsal bir varlıktır. Toplum tarafından güdülenir. Ona göre kişilik: bireyin kendisine, diğer insanlara ve topluma karşı geliştirdiği tutumların ürünüdür. Kişiliğin merkezi bilinçtir. Birey bilinçli bir varlıktır.

Davranışlarının bilincindedir. Her insanın varoluşunda bir eksiklik duygusu vardır. Çocukluk dönemindeki yetersizliğinden, çevreye olan bağımlılığından ötürü, çaresizlik içindedir. Yaşamı boyunca da bireyler üzerinde üstünlük kurmak ve gücünü kanıtlamak için uğraşır.

 Kusursuz olmak ister.

Eric Fromm‘a göre: Kişilik toplumsal etkiler sonucu deneyimlerle oluşur. Kalıcı olan kişilik, bireyin fiziksel yapısı ve mizacını oluşturan kalıtsal yönleri ile sosyal ve kültürel etkilerin ortak ürünüdür.

Eric Fromm’a göre psikolojinin temel sorunu bireyin toplumla, dünya ile ve kendisiylenasıl bir ilişki kurduğunun incelenmesidir. Bu ilişki biçimi, öğrenme ve toplumsallaşma süreçleri sonunda edinilir. Bireyin çevre ilişkileri iki yöndedir.

Birincisi sosyalleşme, ikincisi de asimilasyondur.

Kaynakça

Kişilik Gelişimi, AÖF ders kitabı

acikders.ankara.edu.tr/mod/resource/view.php?id=163

bizdosyalar.nevsehir.edu.tr/8ca696e44379ed2bfc837d95aff8a1a5/6_7-kisilik-gelisimi.pdf

tip.ikc.edu.tr/files/31/pdfler/Ders%20Materyelleri/Psikoseksel%20Sosyal%20Geliim%20Evreleri.pdf

Источник: https://www.dmy.info/kisilik-nedir-kisilik-gelisimi/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.

    ×
    Рекомендуем посмотреть