Koku Tanıma Testiyle Alzheimer Tanısı

Alzheimer Tetkikleri Nelerdir ve Teşhisi Nasıl Konulur?

Koku Tanıma Testiyle Alzheimer Tanısı

Alzheimer hastalığı günümüzde tedavisi olmayan fakat ilk aşamalarında tanısının konulması durumunda tedaviye başlanması durumunda hastalığın ilerlemesi yavaşlayacaktır.

Alzheimer Teşhisi Koyabilmek İçin Tetkikler

Alzheimer Teşhisi

Alzheimer hastalığının yaşın ilerlemesi sonucunda beyin dokusunun yıpranması ile birlikte beynin işlevini yerine getirememesi sonucunda oluşacak bir hastalıktır. 65 yaş üzerinde ve daha çoğunlukla da kadınlarda görülen bir hastalık olmaktadır.

Her zaman için erken tanısı konulması durumunda hastalığın hızlı ilerlemesi yavaşlayacaktır. Günümüz şartlarında yaşlı insanlarda unutkanlığın oluşması durumunda hastalığın kesin tanısının konulabilmesi için beyin dokusunda ortaya çıkacak olan hasarın görüntülenmesi olmaktadır.

Alzheimer belirtileri şunlardır:

  • Eşyalarını koyduğu yeri hatırlayamama;
  • Yemek yaparken malzemeleri karıştırma;
  • Yerinde duramama;
  • Sürekli dışarı çıkmak;
  • Evinin yolunu bulamamak;
  • Tuvalet ihtiyacını nereye yapacağını karıştırmak;
  • Çocuklarını hatırlayamamak;
  • Depresyon;
  • Aniden sinirlenme;
  • Kelimeleri hatırlayamama;
  • Saldırganlık.

Bu belirtilerin oluşması sonucunda hastanın yakını tarafından gözlemlenmesi çok önemlidir. Her zaman için tanıyı koyabilmek için hastanın kendisinin ve hasta yakını doktor tarafından dinlenmesi gerekiyor.

Tanıyı koyabilmek ve hangi evrede olduğunu anlayabilmek için günümüzde uygulanacak bazı tetkikler bulunmaktadır.

Hastalığın belirtilerinin ortaya çıkması durumunda nöroloji uzmanı ve psikiyatri doktoru tarafından değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu hastalara uygulanacak tanı yöntemleri şunlardır:

  • Hasta ve hasta yakınının dinlenmesi;
  • Mini Mental Durum Testi;
  • Nöropsikolojik testler;
  • Nükleer Tıp İncelemeleri
  • Nörofizyolojik incelemeler;
  • Görüntüleme testleri;
  • Çizim testleri;
  • Laboratuvar testleri.

Hastanın semptomları gelişmesi ile birlikte hastanın yakınları tarafından mutlaka uzman hekime götürülmesi ve muayene edilmedi gerekmektedir. Yakını tarafından şikayetler doktora söylenmeli ve hastalığın belirtileri anlatılmalıdır. Doktor tarafından hastanın dinlenmesi, sorulara cevap vermesi sonrasında alzheimer tanısını koyabilmek için bir takım testler uygulanacaktır.

Mini Mental Test

Yaşlı insanların hafızasını kontrol etmek için ve herhangi bir hafıza sorunu olup olmadığını anlamak üzere yapılmaktadır. 5 başlıktan oluşan ve 11 tane sorudan oluşmaktadır.

Kişilerin sorulara cevap vermesi sonucunda ortaya çıkacak puan sonucunda tanı konulabilir.

Sorulara verilen cevaplar sonucunda 25 ile 30 arasında bir puan alması durumunda hastalığın olmadığını anlamasını sağlayacaktır.

Sonucun 24 altında olması sonucunda kişilerde beyin dokusunda hasar oluşmaya başlamış demektir.

Nörofizyolojik İncelemeler

Beyin hastalıklarının gelişimi sonucunda tanısının konulmasında yardımcı olabilmek için EEG (elektroensefalografi) incelemesi önemli olmaktadır.

Oluşan hastalığın demans ya da farklı bir hastalıktan ayırmasını sağlayacak ve özgün olması sayesinde çok kısa süre içerisinde tanı konulacaktır.

Ortaya çıkacak olan bilgi kaybının ve sürekli olarak yaşanılan unutkanlığın olduğunun tanısını kıyabilmek için yapılması gerekmektedir. 

Radyolojik İncelemeler

Uzman hekim tarafından tanısını koyabilmesi için uzman radyolog tarafından beyin dokularında hasar oluşmasını engellemek amacıyla görüntüleme uygulanmalıdır.

Günümüzde en çok uygulanan görüntüleme teknikleri bilgisayarlı tomografi olduğu gibi aynı zamanda da magnetik rezonans ismi verilen MR uygulanması da yapılması gerekmektedir.

Alzheimer hastalığından şüphelenmekte olan doktor tarafından kesin tanının konulabilmesi için beyin volümünün ve fonksiyonlarının izlenmesi amacıyla fonksiyonel MR uygulamasının yapılması gerekmektedir.

Nükleer Tıp İncelemeleri

Günümüzde insanların beyin işlevinin normal çalışıp çalışmadığını anlayabilmek için ve demans hastalığı ile karıştırılmaması için beyin dokusunun incelenmesi gerekmektedir. Bilindiği üzere alzheimer hastalığının gelişmesine neden olan sorumlu olan proteinin amiloyid protein olmaktadır. Bu protein insanlarda yıllar öncesinde beyinde birikmeye başlayacaktır.

Bu nedenle de beyinde birikmeye başlaması sonucunda nükleer tıp tekniklerinin ayrı bir önemi olmaktadır. Günümüzde pahalı bir teknik olması nedeniyle çoğu insan yaptıramamaktadır.

Fakat hastalığın erken tanısının konulması için, daha önceden ailesinde alzheimer hastası yaşanması durumunda erken yaşlarda protein birikmesinin olup olmadığını anlamak için yapılması gerekmektedir.

Saat Çizme Testi

Alzheimer hastalarının doktor tarafından tanısının konulabilmesi için istenen testlerden bir tanesi saat çizme testi olmaktadır. Hastanın analog bir saat çizmesi istenmektedir.

Sağlıklı bir insanda herhangi bir sorun olmadan normal bir analog saati çizerek rakamlarını doğru yerleştirecek ve akrep ile yelkovanı da yerleştirecektir. Bu sayede geometrik becerisinin bozulup bozulmadığını anlaması da mümkün olacaktır.

Kişilerde Kognitif bozulma meydana gelmesi durumunda saat çiziminde sorun olacak ve saati düzgün bir şekilde çizemeyecektir.

Laboratuvar Testleri

Hastalarda tanı konulabilmesi için yapılacak olan testlerden bir tanesi de laboratuvar ve genetik testler yapılması gerekmektedir. Biyokimya, hematoloji, mikrobiyoloji ve genetik testler olmalıdır.

Günümüzde uygulanmakta olan ve kesin tanı konulması için yapılan laboratuvar testlerinden bir tanesi de biyobelirteç testi olmaktadır. Kandan da bakılması mümkün olmaktadır. Fakat kanda bakılması doğru sonuçları vermeyecektir.

Bu nedenle de omurilik sıvısının alınması ile ölçülmesi sonucunda yapılması tam sonucu verecektir.

(1 oy, ortalama: 5,00en yüksek 5)
Loading…

Источник: https://basbeyin.com/alzheimer-teshisi-nasil-konur.html

Kadınlarda Alzheimer riski meme kanseri riskinden 2 kat fazla

Koku Tanıma Testiyle Alzheimer Tanısı

Uzmanlar uyardı: Kadınlarda alzaymır riski, meme kanserinden 2 kat fazla.Türkiye Alzheimer Derneği Başkanı Prof. Dr.

Işın Baral Kulaksızoğlu, elde edilen yeni verilere göre 65 yaşından sonra her 6 kadından 1'i alzaymır olurken, erkeklerde bu oranın 11'de 1 olarak gözlendiğini belirterek, “60 yaşından sonra bir kadının alzaymır olma riski, kadınlarda çok korkulan meme kanseri olma riskinden 2 kat daha fazla.” dedi.

Türkiye Alzheimer Derneği tarafından 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü kapsamında düzenlenen basın toplantısında konuşan Kulaksızoğlu, her 3 saniyede 1 kişinin demans hastası olduğunu ve bunların 3'te ikisinin de alzaymıra yakalandığını vurguladı.Kulaksızoğlu, “Hala dünyada 47 milyon alzaymır hastası var.

Bu rakamın 2030'da 76, 2050'de ise 135,5 milyona ulaşması bekleniyor. Türkiye'de ise 600 bin aile bu hastalıkla mücadele ediyor.” dedi.

Prof. Dr.

Işın Baral Kulaksızoğlu, dernek olarak kuruluş amaçlarının toplumun demans ve alzaymır hakkındaki bilinç ve bilgi seviyesini artırmak, ayrıca hasta ve hasta yakınlarına destek vermek olduğunu belirterek, “Derneğimizi uzun yıllardır hastalara destek olmak amaçlı faaliyetlerini tüm hızıyla sürdürmektedir. Bu doğrultuda bu sene Konya Şubesi Gündüz Yaşam Evi ile Mersin Şubesi Yatılı ve Gündüzlü Yaşam Evleri'ni açarak hasta ve hasta yakınlarına sunduğumuz desteği artırdığımız için son derece mutluyuz.” ifadelerini kullandı.

ALZAYMIR KADINLARI DAHA ÇOK ETKİLİYOR

Prof. Dr. Işın Baral Kulaksızoğlu, alzaymırın kadınlarda daha çok görüldüğünü dile getirerek, şunları kaydetti:”Elde edilen yeni verilere göre 65 yaşından sonra her 6 kadından 1'i alzaymır olurken, erkeklerde bu oran 11'de 1 olarak gözlenmekte.

60 yaşından sonra bir kadının alzaymır olma riski, kadınlarda çok korkulan meme kanseri olma rskinden 2 kat daha fazla. Bu konuda hormonal ve biyolojik faktörler, yaşam sresi, iş alanları, eğitim düzeyi, kalp hastalıklarının görülme sıklığı, strese duyarlılık, sık depresyon ve uyku bozukluklarının etkili olabileceği öne sürülüyor.

Kulaksızoğlu, toplumun hastalığa karşı bir hazırlık içinde olmadığını ve bu konuda birlikte hareket edilmesi gerektiğini sözlerine ekledi.

“YAŞLILIKTA KOKU ALGISININ AZALMASI, DEMANSLA İLİŞKİLİ OLABİLİR”

Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Barış Topçular da yapılan araştırmalarda elde edilen bulguların, bilişsel bozukluk ve hastalığı saptamada koku tanıma testinin etkili olduğunu gösterdiğini söyledi.

Topçular, bu nedenle ileri yaşlarda kokuları tanıma ve ayırt etmede görülebilecek bozulmaların hastalığın erken habercisi olabileceğine işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü:”Araştırmalarda koku tanıma testi, bilişsel bozukluk ve demans tanısı için kullanılan iki biyolojik belirteçle karşılaştırılmıştır.

Bulgular bilişsel bozukluk ve demansı saptamada koku tanıma bozukluğunun, MR kullanarak ölçülen entorhinal korteks kalınlığı kadar, hatta daha da iyi bir belirteç olduğunu göstermiştir. Buna karşın koku testi beyinde amiloid plakları gösteren Amiloid PET kadar etkin bulunmamıştır.

Ancak, PET incelemeleri koku tanıma testine kıyasla son derece maliyetli ve uygulanması zordur. Daha ileri araştırmalar koku alma testinin demans riskini erken dönemde saptamada kullanışlı bir testi haline gelmesini sağlayabilir.

“Eğitime erken yaşlarda başlayan ve eğitim düzeyi yüksek olan kişilerde hastalığın görülme oranının daha düşük olduğuna işaret eden Doç. Dr. Topçular, “Eğitimin alzaymır hastalığı için bir koruyucu faktör olduğu nörobiyolojik olarak da gösterilmiştir.

Biz de Türkiye Alzheimer Derneği olarak Gündüz Yaşam Evlerimizde bilgisayarla dikkat ve bellek rehabilitasyonu uygulamaları başlattık.” diye konuştu.

Topçular, bir çalışmada Akdeniz tipi diyetle beslenen, düzenli fiziksel ve bilişsel egzersiz yapan ve kalp damar hastalıkları açısından kontrol altında olan bireylerde demans gelişme riskinin daha düşük olduğunun saptandığını vurgulayarak, günlük meyve tüketiminin de hastalığa yakalanma riskini belirgin şekilde azalttığının ortaya koyduğunu dile getirdi.

“GÜNDE 1-2 BARDAK KAHVE HASTALIK RİSKİNİ AZALTIYOR”

Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Başar Bilgiç de sosyal bir hayatın hastalığa karşı koruyucu bir etkinin olduğunu vurgulayarak, şöyle devam etti:
“Yapılan saha çalışmalarında kahve tüketimi ve demans görülme sıklığı arasında ters orantı olduğu görülmüştür.

Bu ilişkinin araştırıldığı tüm çalışmaların sonuçlarının bir araya getirilmesiyle hiç kahve içmeyenlere göre, günde 1 ila 2 bardak arasında kahve tüketen kişilerde hastalık riskinin azaldığı gözlenmiştir. Buna karşılık 3 bardak ve üstü olacak şekilde aşırı kahve tüketenlerde bu olumlu etkinin ortadan kalktığı görülmüştür.

Benzer şekilde kahve tüketiminin bir diğer nörodejeneratif hastalık olan Parkinson hastalığında da olumlu etkilere sahip olduğu bilinmektedir. Bu çalışmalarda bahsedilen 1-2 bardak kahve bizim geleneksel kahvemiz olan Türk kahvesi açısından düşünüldüğünde 3-4 fincan kahveye denk gelmektedir.

Günde 3 kez Türk kahvesi içmek keyifli olduğu kadar bunamaya karşı koruyucu bir faktör olarak da durmaktadır. Kahvenin yanı sıra günde 1-2 parça siyah çikolata yemenin de hastalıktan korunmada etkili olabileceği yönünde veriler ortaya konmuştur.”

ALZHEIMER HASTASI YAKINI OLMAK ZOR

Hasta yakını Aysın İzer de hastalığın ülkede çok yaygın görülen bir sorun olmasına rağmen bu konudaki toplumsal bilincin yetersiz kaldığını söyledi.

İzer, alzaymırın yaşlanma sürecinin parçası ve bellek kaybından ibaret olarak düşünüldüğünü ifade ederek, “Hastalığa yakalanan kişilerin yakınlarını bekleyen çok zor bir süreç vardır ve herkes kendini bir gün bu durumda bulabilir.

10-15 yıl sürebilen hastalıkta orta evrelerden itibaren hasta yakınının en önemli görevlerinden biri bakım vermektir.

Gece ve gündüz aralıksız, dikkat ve anlayış ve de sevgiyle bu bakımı vermek çok zorluklar taşıyan bir iştir ve hasta yakınlarının alacağı her destek ve onlara uzanacak her bir el önemlidir. Bunu bilerek, bu hastalık konusundaki toplumsal farkındalığı artırmak için bir şeyler yapmak son derece değerlidir.” şeklinde konuştu.

Источник: https://www.superhaber.tv/kadinlarda-alzheimer-riski-meme-kanseri-riskinden-2-kat-fazla-haber-25960

Alzheimer belirtilerine DİKKAT!

Koku Tanıma Testiyle Alzheimer Tanısı

HABERİN GALERİSİ

Dünyada halen 47 milyon Alzheimer hastası bulunuyor. Bu rakamın 2030’da 76 milyon, 2050’de ise 135.5 milyona ulaşması tahmin ediliyor.  Türkiye’de ise 600.000 aile bu hastalıkla mücadele ediyor.

Türkiye Alzheimer Derneği, 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü nedeniyle 20 Eylül’de bir basın toplantısı düzenledi. Türkiye Alzheimer Derneği Başkanı Prof. Dr. Işın Baral Kulaksızoğlu toplantıda Alzheimer tedavisinde ve teşhisinde kaydedilen son gelişmeler hakkında bilgi verdi.

Türkiye nüfusu içinde şu an toplam nüfusun %8,7’sini oluşturan 65 yaş üstü nüfus hızla artıyor. Buna karşın diğer yaş grupları bu hızda bir artış göstermiyor.

Bu nedenle demans  hastalarının sayısında hızlı bir artış izleniyor. Halen dünyada 47 milyon Alzheimer hastası var ve 2030’da 76 milyon ve 2050’de ise 135.5 milyon hasta olması bekleniyor.

Türkiye’de ise 600.000 aile bu hastalıkla mücadele ediyor.

Alzheimer kadınları daha çok etkiliyor

Her 3 saniyede 1 kişinin demans hastası olduğunu ve bunların 3’te ikisinin Alzheimer’a yakalandığını vurgulayan Türkiye Alzheimer Derneği Başkanı Prof. Dr. Işın Baral Kulaksızoğlu, şöyle konuştu:

“Türkiye Alzheimer Derneği olarak kuruluş amacımız, toplumun demans ve Alzheimer hakkındaki bilinç ve bilgisini artırmak, ayrıca hasta ve hasta yakınlarına destek vermektir. Alzheimer kadınları daha çok etkiliyor.

Elde edilen yeni verilere göre 65 yaşından sonra her 6 kadından 1’i Alzheimer hastası olurken, erkeklerde bu oran 11’de 1 olarak gözlenmekte. Mevcut hastaların 2/3’ü de maalesef kadın. 60 yaşından sonra bir kadının Alzheimer olma riski, kadınlarda çok korkulan meme kanseri olma riskinden 2 kat daha fazla.

Bu konuda;  hormonal ve biyolojik faktörler,  yaşam süresi, iş alanları, eğitim düzeyi, kalp hastalıklarının görülme sıklığı, strese duyarlılık, sık depresyon ve uyku bozukluklarının etkili olabileceği öne sürülüyor.”

Alzheimer hasta yakınları için her gün “en uzun gün”

Basın toplantısının katılımcılarından, Alzheimer hastası yakını Aysın İzer, şunları söyledi:

“Alzheimer ülkemizde de çok yaygın görülen bir hastalık olmasına rağmen halen bu konudaki toplumsal bilinç yetersiz seviyede. Hala Alzheimer’ın normal yaşlanma sürecinin bir parçası olduğunu ve bellek kaybından ibaret olduğunu düşünenler var.

 Evet, Alzheimer unutkanlıkla başlar ama kesinlikle bundan ibaret değildir. Alzheimer’a yakalanan kişilerin yakınlarını bekleyen çok zor bir süreç vardır ve herkes kendini bir gün bu durumda bulabilir. 10-15 yıl sürebilen hastalıkta orta evrelerden itibaren hasta yakınının en önemli görevlerinden biri bakım vermektir.

Gece ve gündüz aralıksız, dikkat ve anlayış ve de sevgi ile bu bakımı vermek çok zorluklar taşıyan bir iştir ve hasta yakınlarının alacağı her destek ve onlara uzanacak her bir el önemlidir.

Bunu bilerek, bu hastalık konusundaki toplumsal farkındalığı artırmak için bir şeyler yapmak son derece değerlidir.

Bu nedenle bizi bu konuda bilinçlendiren ve her türlü pratik çözümü bize öğreten Türkiye Alzheimer Derneği’ne bir kez daha teşekkür ederim.”

Yaşlılıkta koku algısının azalması, demans ile ilişkili olabilir

Alzheimer tanısı konusunda gelinen son aşamalara değinen Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Barış Topçular şunları söyledi:

“Yapılan araştırmalarda elde edilen bulgular, bilişsel bozukluk ve Alzheimer hastalığını saptamada koku tanıma testinin etkili olduğunu gösteriyor. Bu nedenle ileri yaşlarda kokuları tanıma ve ayırt etmede bozulmalar, Alzheimer hastalığının erken habercisi olabilir.

Araştırmalarda koku tanıma testi, bilişsel bozukluk ve demans tanısı için kullanılan iki biyolojik belirteç ile karşılaştırılmıştır. Bulgular bilişsel bozukluk ve demansı saptamada koku tanıma bozukluğunun, MR kullanarak ölçülen entorhinal korteks kalınlığı kadar, hatta daha da iyi bir belirteç olduğunu göstermiştir.

Buna karşın koku testi beyinde amiloid plakları gösteren Amiloid PET kadar etkin bulunmamıştır. Ancak, PET incelemeleri koku tanıma testine kıyasla son derece maliyetli ve uygulanması zordur. Daha ileri araştırmalar koku alma testinin demans riskini erken dönemde saptamada kullanışlı bir testi haline gelmesini sağlayabilir.”

Erken yaşlarda eğitim ve zihin egzersizleri fark yaratır

Eğitime erken yaşlarda başlayanlarda ve eğitim düzeyi yüksek olan kişilerde Alzheimer görülme oranının daha düşük olduğunu belirten Topçular, şöyle konuştu:

“Eğitimin Alzheimer hastalığı için bir koruyucu faktör olduğu nörobiyolojik olarak da gösterilmiştir. Wisconsin Üniversitesi Alzheimer Araştırma Merkezi’nde yürütülen çalışmada 268 katılımcıda eğitim düzeyinin Alzheimer Hastalığı gelişimi üzerine etkileri incelenmiştir.

211 sağlıklı birey ile 57 bilişsel bozukluğu olan bireyin katıldığı çalışmadaki bulgular, eğitim düzeyi yüksek bireylerde Alzheimer hastalığında rol oynayan amiloid ve TAU proteinlerinin birikiminin, eğitim düzeyi düşük bireylere kıyasla çok daha az olduğunu göstermektedir.

Amerika Ulusal Sağlık Enstitüsü tarafından desteklenen bir grup araştırmacının elde ettiği veriler “bilgi işleme hızı” egzersizlerinin de ileride demans gelişme riskini azalttığını göstermekte.

ACTIVE çalışmasında çeşitli bilişsel egzersizlerin sağlıklı bireylerdeki etkileri 10 yıl süreyle izlenmiştir.

Altı farklı araştırma merkezinden 2,785 katılımcının olduğu çalışmada bellek egzersizleri, akıl yürütme egzersizleri ve bilgisayarlı “bilgi işleme hızı” egzersizleri karşılaştırılmış ve sadece “bilgi işleme hızı” egzersizlerinin demans üzerine etkili olduğu görülmüştür.

10 yıllık takipte bilgi işleme hızı egzersizlerinin demans gelişme riskinde %33 oranında azalma ile ilişkili olduğu görülmüştür. Biz de Türkiye Alzheimer Derneği olarak Gündüz Yaşam Evlerimizde bilgisayarla dikkat ve bellek rehabilitasyonu uygulamaları başlattık.

Beslenme, egzersiz ve meyve yemek demans riskini azaltıyor

Finlandiya'da, geniş bir katılımcı kitlesi üzerinde gerçekleştirilen FINGER çalışmasında Akdeniz tipi diyet ile beslenen, düzenli fiziksel ve bilişsel egzersiz yapan ve kalp damar hastalıkları açısından kontrol altında olan bireylerde demans gelişme riskinin daha düşük olduğunun saptandığını belirten Doç. Dr. Topçular, şöyle devam etti:

“Amerika'da yapılan benzer bir çalışmada ise Akdeniz tipi diyet ile beslenen, fiziksel ve bilişsel egzersiz yapan bireylerde Alzheimer Hastalığı için karakteristik olan amiloid ve tau proteinlerinin beyindeki birikiminin çok daha az olduğu belirlenmiştir. Ayrıca 2016 yılında çeşitli çalışmalarda elde edilen bulgular günlük meyve tüketiminin Alzheimer Hastalığına yakalanma riskini belirgin şekilde azalttığını ortaya koymuştur.”

Tıbbın önündeki en önemli zorluk: Alzheimer hastalığı

Tam aşılardan umut kesilmişken, yaşanan yeni gelişmelerde Alzheimer tedavisindeki tablonun bir kez daha değiştiğini belirten Türkiye Alzheimer Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Başar Bilgiç, tedavi alanındaki gelişmeleri şöyle özetledi:

 “1906 yılında Alzheimer hastalığını tarif eden Alman nöropsikiyatr Alois Alzheimer, hastalıkta beyinde amiloid plaklar ve nörofibriler yumaklar adı verilen istenmeyen birikimlerin olduğunu yazmıştı. Son 10-15 yıl ise beyinde biriken amiloid maddesini temizleyen aşı çalışmalarının heyecanı ile geçti.

Tüm hararetine rağmen bu çalışmalar ya başarısız sonlanmış ya da çok sınırlı olarak etkili çıkmış ve bu stratejiden yavaş yavaş umut kesilmişti. Tam bu sırada geçtiğimiz haftalarda Nature dergisinde erken dönemdeki Alzheimer hastalarının beyninde biriken amiloid maddesini doz ile ilişkili olacak şekilde temizleyen “Aduconumab” adlı molekülün verileri yayınlandı.

 Bu verilere göre bu molekül diğer aşılar gibi beyinden amiloid maddesini temizliyor ama onlardan farklı olarak ilk defa hastalarda gidişatı da yavaşlatıyor. Bazı yan etkiler izlense de bunların bu çalışmada kabul edilebilir yan etkiler olduğu söylenebilir. Önümüzdeki yıllarda bu molekülün ikinci aşama verilerini heyecanla bekleyeceğiz.

Sosyal bir hayat, kahve ve kakao Alzheimer’e karşı koruyucu

Sosyal bir hayatın Alzheimer’a karşı koruyucu bir etkisi olduğunu belirten Bilgiç, kahve ve kakaonun koruyucu etkilerinin üzerinde durdu ve ekledi:

 “Yapılan saha çalışmalarında kahve tüketimi ve demans görülme sıklığı arasında ters orantı olduğu görülmüştür. Bu ilişkinin araştırıldığı tüm çalışmaların sonuçlarının bir araya getirilmesi ile hiç kahve içmeyenlere göre, günde 1 ila 2 bardak arasında kahve tüketen kişilerde Alzheimer hastalığı riskinin azaldığı gözlenmiştir.

Buna karşılık 3 bardak ve üstü olacak şekilde aşırı kahve tüketenlerde bu olumlu etkinin ortadan kalktığı görülmüştür. Benzer şekilde kahve tüketiminin bir diğer nörodejeneratif hastalık olan Parkinson hastalığında da olumlu etkilere sahip olduğu bilinmektedir.

Bu çalışmalarda bahsedilen 1-2 bardak kahve bizim geleneksel kahvemiz olan Türk kahvesi açısından düşünüldüğünde 3-4 fincan kahveye denk gelmektedir. Günde 3 kez Türk kahvesi içmek keyifli olduğu kadar bunamaya karşı koruyucu bir faktör olarak da durmaktadır.

Kahvenin yanı sıra günde 1-2 parça siyah çikolata yemenin de Alzheimer hastalığından korunmada etkili olabileceği yönünde veriler ortaya konmuştur.

Kakaonun deney hayvanlarında Alzheimer hastalığında biriken plakları azalttığı ve de içeriğindeki flavonoid adı verilen maddelerin zihinsel işlevlere müspet etkilerinin olduğu bildirilmiştir.

Bu bilgiler ışığında sosyal bir hayat yaşamanın da koruyucu etkisi düşünüldüğünde dostlar ile içilen kahve ve yanında ağzı tatlandıracak bitter çikolatanın Alzheimer gelişimine karşı koyan müttefiklerimiz olduğu düşünülebilir.”

Alzheimer hastalığı ve inflamasyon

Alzheimer hastalığında beyin hücrelerinin ölümünün yanı sıra, çok erken evrelerden itibaren inflamasyonun da eşlik ettiğini belirten Doç. Dr. Bilgiç, son dönemde Alzheimer hastalığı tedavisinde inflamasyonu azaltan ilaçların da denendiğini belirterek şunları kaydetti:

“Şimdilik erken dönemdeki çalışmaları yapılan ve kanser hastalarında kullanılan bir sentetik kannaboid ve nadir görülen bir kansızlık nedeni olan orak hücreli anemi tedavisi için geliştirilen bir molekül Alzheimer hastalığında deneniyor.

Bu yaklaşımın yararlı olup olmayacağını, bu moleküllerin hastalardaki kullanımı ile öğreneceğiz. Alzheimer hastalığında kandaki beyaz küre hücrelerini uyaran sargramostim isimli etken maddenin de etkili olabileceğine dair ön veriler mevcut.

Bu ilacın etkinliği de hastalarda denenmekte ve bununla ilgili cevabı önümüzdeki yıllarda alacağız.”

İzmir Alzheimer için yürüyecek

İzmir Büyükşehir Belediyesi ve Dokuz Eylül Üniversitesi işbirliğiyle Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi'nde yürüyüş düzenlenecek. İzmir'in simgesi Saat Kulesi ise aynı günün akşamı mor renge bürünecek.

Çarşamba günü saat 16.00'da Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi'nde gerçekleştirilecek yürüyüşe İzmir Büyükşehir Belediyesi Bando Ekibi eşlik edecek. Alzheimer Derneği İzmir Şubesi'nin yöneticileri ve üyelerinin de destek vereceği yürüyüşte katılımcılara Alzheimer hastalığının uluslararası kabul görmüş rengi olan mor tişört ve şapka dağıtılacak.

 Ayrıca 21 Eylül akşamı İzmir'in simgesi Saat Kulesi de mor renge bürünecek. “Bugün Babam İçin (Kahramanım İçin) Mor Giyindim”, “Bugün Unutanları Hatırlama Günü”, “Unutmak Kader Değil” ve benzeri sloganların yer aldığı pankartlarla Alzheimer hastalığına vurgu yapılacak etkinlik, İzmir'de ilk kez geçtiğimiz yıl düzenlenmişti.

Güncelleme Tarihi: 20 Eylül 2016, 14:40

Источник: https://www.trhaberler.com/saglik/alzheimer-belirtilerine-dikkat-h180642.html

Tat Ve Koku Alamıyorsanız…

Koku Tanıma Testiyle Alzheimer Tanısı

  • İnsanların koklama yeteneğinin çoğu hayvana nazaran çok zayıf olduğunu,
  • Sigara içenlerin zamanla Anosmi yani koku körü olduğunu;
  • Kadınların erkeklere nazaran daha iyi koku aldığını,
  • Pek çok koku etkisi yaratan molekülü algılayamadığımızı,
  • Burnumuzda 5-6 milyon koku reseptörü bulunduğunu; oysa bir kedide bu rakamın 40 milyon, köpekte 2 milyar olduğunu,
  • Albatros ve Kiwi hariç kuşların koku alamadığını,
  • İnsanda 350 alıcı geni bulunduğunu,

Biliyor muydunuz?

Etiler Memorial Polikliniği Kulak Burun Boğaz Bölümü Uzmanları, “Koku bozuklukları “ile ilgili bilgi verdi.

Koku bozukluğu nedir, ne gibi sorunlara yol açar?

Bazı canlılarda temel bir yaşam fonksiyonu olan koku almanın; insanlarda önemi minimize edilmiş olsa da bozuk yiyecekler ve doğal gazlar gibi bazı tehli durumlardan haberdar olmamızı sağlayan ya da taze bir ekmeğin ve güzel bir parfümün kokusunda bizi hoşnut eden bir fonksiyonu bulunmaktadır. Koku ve tat duyusu, birbirleriyle yakından alâkadardır.

Bunların kombinasyonu, aroma duyusunu teşkil eder ve bunlardan birindeki işlev bozukluk, diğerini de etkiler. Koku ve tat bozuklukları sık olarak görülmesine rağmen, hasta tarafından gözardı edilebilir veyâ bu yöndeki testleri sıkıcı ve vakit kaybı olarak gören bir hekim tarafından atlanabilir.

Ne var ki, ciddi bir hastalığın habercisi olabilecekleri ve hastanın özel hayatındaki beslenme, tat alma, şahsi temizlik gibi sahaları etkileyebilecekleri için, bu bozuklukların isabetli bir şekilde teşhis edilmesi elzemdir.

ABD’de yapılan bir çalışmada 200 binden fazla kişinin her yıl koku ve tat alma bozukluklarıyla doktora başvurduğu tahmin edilmektedir, ancak çok daha fazla vaka bildirilmeden kalmaktadır.

Koku alma, çok ilkel bir duyu olmasına rağmen hala çok az anlaşılmıştır. Sinir hücresi yenilenmesi ve bilgi iletimi ile ilgili yeni araştırmalar koku alma problemleri olan insanların tedavisine yardımcı olacaktır. Kokular, değişik bileşiklerin kompleks bir karışımıdır.

Koku almak için suda ya da yağda eriyebilen bileşiklerin burun mukozası ile teması gerekmektedir. İnsan, çok sayıda değişik kokuyu birbirinden ayırabilmektedir. Burun üst kısmındaki koku mukozası ve iletimi hızla yorulan, fakat hızla yenilenen bir yapıdadır. Köpekler ve tavşanlar, insanlardan daha geniş bir mukozal alana sahiptir.

İnsanlardaki koku mukozasının büyüklüğü yaklaşık 2-4 cm2'’lik bir alandır.

Koku duyusunda azalma olan hastaların tedavi edilebilmesi problemin nereden kaynaklandığının belirlenmesine bağlıdır. Koku alma bozukluklarla ilgili 200'den fazla hastalık tanımlanmıştır.

Hastalara tanı koymada öykü, fizik muayene, kimyasal uyarı testleri ve görüntüleme yöntemleri kullanılmaktadır. Koku kaybının en yaygın sebebi burun ve paranazal sinüs hastalıklarıdır (yüzde23).

Bunu yüzde 19'luk oranla üst solunum yolu enfeksiyonları ve yüzde 15’le kafa travmaları takip eder.

Nedenleri Nelerdir?

Anatomik ve tıkayıcı nedenler: Burundan yeterli hava akımı olmadığında, koku alma yeteneği büyük ölçüde kaybolur. Ödemli mukoza, polipler, tümörler ya da büyük kemik eğrilikleri koku alma sahasına olan hava akımına engel olurlar. Bu koku epitelyumi fonksiyoneldir. Tıkanıklık ortadan kalktığında koku alma yeteneği yeniden başlar.

Klinik olarak koku almada gerekli olan burun açıklığı, nefes almaya göre çok daha az miktarda hava akımını sağlasa da yeterli olmaktadır. Burundaki fizyolojik etlerden ortadaki yani orta konka çevresindeki saha, koku alma yeteneğinin temel alanıdır.

Bu nedenle, bu bölgede tıkanıklığa yol açan ödem ya da polip adı verilen iltihabi etsi dokular burnun diğer bölümleri normal olsa bile koku alma yeteneğini azaltırlar. Travma sonrası burun boşluğunun üst bölümüne hava akımını tam olarak engelleyen bir tıkanıklık olması zordur. Travmatik olarak kemik ya da kıkırdak eğriliği sonrası koku almada kayıp nadirdir.

Bununla beraber, travma ya da cerrahi sonrası mukozal hasarlanma ve burun orta bölmesi ile orta konka arasındaki sahanın iyileşmesinde kusur ve yapışıklık oluşumu mümkündür. Yapışıklık tam olursa, koku bölgesine olan hava akımını tam olarak blokoja uğratabilir. Burun ve paranazal sinüs hastalıklarına bağlı koku kaybının tanısı, hastanın öyküsü, fizik muayenesi ve tomografiye dayanır.

Bu hastalar sıklıkla burun solunumunun tıkalı olması, burun drenajı, hapşırık ve yüzde baskı, dolgunluk hissi gibi burun alerjisi öyküsü verirler. Endoskopik muayenede daha fazla bilgi elde edilebilir.

Enfeksiyon: Üst solunum yolu enfeksiyonu sırasında birçok insan burun tıkanıklığı ve koku almada azalmadan yakınır. Bunların küçük bir bölümünde burundan havalanma sağlandıktan sonra bile koku alma yeteneği geri dönmez.

Bu durumun nedeni tam bilinmemekle birlikte koku epitelinde hasarlanmadan söz eden teoriler ileri sürülmektedir. Çünkü üst solunum yolu enfeksiyonlarının çoğu virüslerle olmaktadır ve virüsler sinir dokuyu tutarak koku siniri hasarına yol açabilirler.

Hastalardan alınan biyopsiler (koku bölgesinden) koku alıcılarının azaldığını ya da tam olarak kaybolduğunu göstermiştir. Üst solunum yolu enfeksiyonu sonrası olfaktör yetenek kaybı olan kişiler genellikle sağlıklı, 40-60 yaşlarında ve yüzde 70-80 oranında kadındır. Bayanlardaki bu yatkınlığın sebebi açık değildir.

Bu hastaların nazal endoskopiyi de içeren baş boyun muayenesinde genellikle muayeneleri doğaldır. Genel olarak Tomografi bulguları da normaldir, koku testlerinde azalma ya da tam kayıplı olarak değerlendirilirler.

Travma: Büyük ya da küçük kafa travması geçirmiş erişkinlerin yaklaşık yüzde 5 ila yüzde 10'unda koku alma kaybı meydana gelmektedir. Diğer taraftan, çocuklarda bu oran yalnızca yüzde 1'dir.

Kaybın derecesi, genellikle kafa travmasının şiddetinde bağlı olsa da küçük kafa travmalarında bile total kayıp meydana gelebilmektedir. Kaybın derecesi travmanın bölgesine de bağlıdır.

Alın bölgesine darbeler en sık olfaktör kayıp nedeni olmakla birlikte, kafanın arka kısmına olan darbeler beş kat daha fazla oranda total kayba yol açarlar. Kafa travması sonrası koku alma yeteneği kaybı, genellikle genç erişkinlerde yüzde 60 oranında erkeklerde görülür.

Bu belki de bu grubun kafa travmasına daha çok maruz kalmasındandır. Koku kaybı, genellikle travmadan sonraki saatler ya da günler içinde başlar. Travmatik kayıpların 1/3 ü iyileşmektedir. Ancak travma sonrası bilinç kaybı 24 saati geçmişse olguların yüzde 90'ında kalıcı kayıp gelişmektedir.

yüzde 75 olguda iyileşme ilk üç ayda görülür. İlk on haftada çok hızlı görünen iyileşme sonra yavaşlar ve hiçbir zaman önceki halini alamaz. Ancak aylar sonra başlangıç gösteren hastalar da mevcuttur. Hastalarda fizik muayene ve Tomografi tetkikinde travmaya uğramış bölge saptanabilir. Bazı spesifik vakalarda koku kaybı, anatomik böyle bir deformiteye bağlanabilir.

Zehirler: Bazıları geçici, bazıları kalıcı olarak koku epitelinde toksik etki oluşturan çevresel ve endüstriyel kimyasallar bilinmektedir. Koku epitelinde hasarın derecesi ajanla maruziyet süresine, miktarına ve ajanın toksisite derecesine bağlıdır. Çok sigara içimi de olfaktör kayba yol açabilir.

Yaş:Yaşamın 60’lı yıllarında erkeklerde kadınlara oranla daha hızlı olmak üzere koku tanımlama yeteneğinde kayıp başlamaktadır. Koku yeteneğindeki bu azalmanın sürpriz olmadığını gösteren patolojik çalışmalar bulunmaktadır.

25 yaşından 95 yaşma kadar koku epitelindeki bazı özel alıcılarda belirgin azalma saptanmıştır. Bunamayla ilişkili olan Parkinson Hastalığı ve Alzheimer Hastalığında koku alma yeteneğinde erken azalma meydana gelir.

Klinik gözlemler kadınlarda adet dönemlerinde burun kanamalarının arttığı ve koku alma hassasiyetlerinin yükseldiğini göstermiştir. Gebelikte ise koku alma hassasiyeti ilk iki ayda yükselir sonra normale döner. Hormonal değişiklikler burun salgısını değiştirerek koku alma üzerine etki ederler.

Exaltolide adı verilen sentetik bir madde kadın ve erkek tarafından farklı şekilde algılanmaktadır. Testosteron koku alma hissini arttırmaktadır. Bu nedenle tedavi için düşünülmüş ancak beklenen sonuçlar alınamamıştır.

Genetik: Hastaların küçük bir grubunda hiçbir zaman, hiçbir koku yeteneği olmamış hastalardır. Bu hastalar koku duyusunu bilmezler ve genellikle bundan mutsuzluk duymazlar. Konjenital durum sıklıkla tek basınadır. Bununla birlikte bazen diğer anamolilerle birlikte olabilir. Konjenital durumun nedeni tam bilinmemektedir.

Koku alma bozukluğunun diğer az görülen nedenleri arasında habis tümörler ve psikiatrik hastalıklar yer alır.

Psikiyatrik hastalarda genellikle kokuyu ters algılama (parosmi) veya olmayan kokuyu algılama (fantosmi) görülmektedir.

Psikozlarda, depressif hastalıklarda, konfizyonel durumlarda koku yakınmaları olabilir. Şizofreni, depresyon, histeri gibi hastalıklarda koku alma bozuklukları görülebilir.

Tanı

Tanı için en önemli basamak hastanın şikayetlerinin öyküsüdür. Problemi araştırmadan önce hastanın, kokusunu hatırladığı, bilinen beş on nesneye karşı duyu kaybı öncesinde algıladığı koku duyusunu tanımlaması yararlı olabilir. Bu, koku kayıbı öncesindeki koku fonksiyonunun düzeyini göstermede yardımcı olur.

Birçok hasta problemini “tat alamama” şeklinde yansıtır. Hastaların yüzde 80'i tat duyusunu, koku duyusundan gerçek anlamda ayırdedemez. Öykü, diğer taraftan koku kaybının ne kadar süre içinde meydana geldiğini yansıtmalıdır.

(Günler, haftalar ya da aylar) Öykü alırken hastanın kafa travması geçirip geçirmediği, üst solunum yolu enfeksiyonu ya da toksinlere maruziyet durumu sorgulanmalıdır. Son olarak hastanın genel sağlık durumuna ve guatr gibi sistemik hastalıklarının olup olmadığına dikkat edilmelidir.

Hastada metabolik hastalıklar ya da psikolojik problemlere bağlı da koku bozuklukları olabileceği unutulmamalıdır.

Detaylı ve endoskopik yöntemi de içeren tam KBB muayenesinin ardından eğer şüpheleniliyorsa altta yatan anatomik bozuklukların tayini ve sinüslerin durumunu ortaya koymak için bilgisayarlı tomografi yapılabilir.

Tedavi:

Tedavi edilebilir koku alma bozukluklarının çoğu burun tıkanıklıkları sebebiyle oluşanlardır. Daha önceden belirtildiği gibi problem koku bölgesine olan hava akımının azalmasıdır.

İlaç tedavisinde burun içi kortizonlu spreyler, antibiyotikler ve antialerjikler kullanılmaktadır. Ayrıca vitamin ve mineralleri de içeren tedaviler denenmiştir.

Vitamin A'nın etkili bir tedavi olduğu düşünülür. Çünkü;

1) Epitel onarımı için gereklidir.

2) Beyaz farelerde diyette vitamin A eksikliği halinde anosmi gelişmiştir.

3) Memeli koku epitelinde önemli oranda vitamin A bulunur.

B vitaminleri de koku alamama tedavisinde denenebilir. Şiddetli çinko eksikliğinin nadir ve olması zor bir durum olduğu bilinmektedir. Bununla birlikte çinko tedavisiyle düzelen hastalara ait hazır raporlar bulunmaktadır.

Ayrıca uygunsuz ilaçların kesilmesi ve guatr gibi salgı bezlerine ait hastalıklarında tedavi edilmesi gerekmektedir. ÜSYE sonucu 1 -3 günde düzelmeyip devam eden koku bozukluklarının bir kısmı 3-6 ay içinde düzelir.

Ancak kendiliğinden düzelmeyenler için özel bir tedavi yöntemi yoktur.

Güncellenme Tarihi: 30 Nisan 2009Yayınlanma Tarihi: 30 Nisan 2009

Benzer Sağlık Rehberleri

Источник: https://www.memorial.com.tr/saglik-rehberleri/tat-ve-koku-alamiyorsaniz/

Dünya Alzheimer Günü: Hatırla Beni

Koku Tanıma Testiyle Alzheimer Tanısı

Bugün 21 Eylül Dünya Alzheimer Günü.

1994'ten beri 21 Eylül'lerde ve beş yıldır da eylül ayı boyunca tüm dünyada hastalığa karşı farkındalığı arttırmak için etkinlikler düzenleniyor.

Slogan: Hatırla beni

Bu yılın sloganı: “Remember me/hatırla beni”

Demans (bunama) yaş ilerledikçe unutkanlıkla ortaya çıkan, hafıza, konuşma gibi durumlarda sorunlar yaşama gibi problemlere yol açan bir hastalık olarak tanımlanıyor. Demans hastalığının yüzde 90'ını alzheimer ve vascular demans oluşturuyor.

Uluslararası Alzheimer Hastalığı Derneği verilerine göre, dünyada her üç kişiden biri demans (bunama) hastası. Halen dünyada 47 milyon demans hastası var. Bu sayının 20 yılda ikiye katlanması ve 2050'de 135.5 milyona çıkması bekleniyor. 2018'de demans hastalığı nedeniyle 818 milyar dolar harcanacak. Demans hastalığı 21. yüzyılın en önemli hastalık krizlerinden biri olacak.

Bunamayı azaltmanın beş yolu

Türkiye’de 600.000 aile Alzheimer'la mücadele ediyor. Türkiye nüfusu içinde şu an toplam nüfusun yüzde 8,7’sini oluşturan 65 yaş üstü nüfus hızla artıyor.

Uluslararası Alzheimer Hastalığı Derneği, demansı azaltmak için beş yol öneriyor:

Kalbine iyi bak, fiziksel olarak aktif ol, sağlıklı bir diyet uygula, zihnini çalıştır, sosyal aktiviteler yap.

Türkiye Alzheimer Derneği'nin, dün yaptığı basın toplantısında Alzheimer tedavisinde ve teşhisinde kaydedilen son gelişmeler hakkında bilgiler verildi.

“Altı kadından biri Alzheimer”

Alzheimer’in kadınlarda daha çok görüldüğünü vurgulayan Türkiye Alzheimer Derneği Başkanı Prof. Dr. Işın Baral Kulaksızoğlu, şöyle konuştu:

“Elde edilen yeni verilere göre 65 yaşından sonra her 6 kadından 1’i Alzheimer hastası olurken, erkeklerde bu oran 11’de 1 olarak gözlenmekte. Mevcut hastaların 2/3’ü de maalesef kadın.

60 yaşından sonra bir kadının Alzheimer olma riski, kadınlarda çok korkulan meme kanseri olma riskinden 2 kat daha fazla.

Bu konuda;  hormonal ve biyolojik faktörler,  yaşam süresi, iş alanları, eğitim düzeyi, kalp hastalıklarının görülme sıklığı, strese duyarlılık, sık depresyon ve uyku bozukluklarının etkili olabileceği öne sürülüyor.”

“Bellek kaybından ibaret değil”

Alzheimer hastası yakını Aysın İzer şunları söyledi:

“Alzheimer ülkemizde de çok yaygın görülen bir hastalık olmasına rağmen halen bu konudaki toplumsal bilinç yetersiz seviyede. Hala Alzheimer’ın normal yaşlanma sürecinin bir parçası olduğunu ve bellek kaybından ibaret olduğunu düşünenler var. Evet, Alzheimer unutkanlıkla başlar ama kesinlikle bundan ibaret değildir.

Alzheimer’a yakalanan kişilerin yakınlarını bekleyen çok zor bir süreç vardır ve herkes kendini bir gün bu durumda bulabilir. 10-15 yıl sürebilen hastalıkta orta evrelerden itibaren hasta yakınının en önemli görevlerinden biri bakım vermektir.

Gece ve gündüz aralıksız, dikkat ve anlayış ve de sevgi ile bu bakımı vermek çok zorluklar taşıyan bir iştir ve hasta yakınlarının alacağı her destek ve onlara uzanacak her bir el önemlidir.” 

“Eğitim önemli”

Alzheimer tanısı konusunda gelinen son aşamalara değinen Doç. Dr. Barış Topçular şunları söyledi:

“Yapılan araştırmalarda elde edilen bulgular, bilişsel bozukluk ve Alzheimer hastalığını saptamada koku tanıma testinin etkili olduğunu gösteriyor. Bu nedenle ileri yaşlarda kokuları tanıma ve ayırt etmede bozulmalar, Alzheimer hastalığının erken habercisi olabilir.

“Eğitimin Alzheimer hastalığı için bir koruyucu faktör olduğu nörobiyolojik olarak da gösterilmiştir.

Amerika Ulusal Sağlık Enstitüsü tarafından desteklenen bir grup araştırmacının elde ettiği veriler “bilgi işleme hızı” egzersizlerinin de ileride demans gelişme riskini azalttığını göstermekte.

Biz de Türkiye Alzheimer Derneği olarak Gündüz Yaşam Evlerimizde bilgisayarla dikkat ve bellek rehabilitasyonu uygulamaları başlattık.”

“Finlandiya'da, geniş bir katılımcı kitlesi üzerinde gerçekleştirilen FINGER çalışmasında Akdeniz tipi diyet ile beslenen, düzenli fiziksel ve bilişsel egzersiz yapan ve kalp damar hastalıkları açısından kontrol altında olan bireylerde demans gelişme riskinin daha düşük olduğu saptandı. Ayrıca 2016 yılında çeşitli çalışmalarda elde edilen bulgular günlük meyve tüketiminin Alzheimer Hastalığına yakalanma riskini belirgin şekilde azalttığını ortaya koymuştur.”

“Tedavide yeni umut”

Doç. Dr. Başar Bilgiç tedavi alanındaki gelişmeleri özetledi.

“1906 yılında Alzheimer hastalığını tarif eden Alman nöropsikiyatr Alois Alzheimer, hastalıkta beyinde amiloid plaklar ve nörofibriler yumaklar adı verilen istenmeyen birikimlerin olduğunu yazmıştı.

Son 10-15 yıl ise beyinde biriken amiloid maddesini temizleyen aşı çalışmalarının heyecanı ile geçti.

Tüm hararetine rağmen bu çalışmalar ya başarısız sonlanmış ya da çok sınırlı olarak etkili çıkmış ve bu stratejiden yavaş yavaş umut kesilmişti.

“Tam bu sırada geçtiğimiz haftalarda Nature dergisinde erken dönemdeki Alzheimer hastalarının beyninde biriken amiloid maddesini doz ile ilişkili olacak şekilde temizleyen “Aduconumab” adlı molekülün verileri yayınlandı.

Bu verilere göre bu molekül diğer aşılar gibi beyinden amiloid maddesini temizliyor ama onlardan farklı olarak ilk defa hastalarda gidişatı da yavaşlatıyor. Bazı yan etkiler izlense de bunların bu çalışmada kabul edilebilir yan etkiler olduğu söylenebilir.

Önümüzdeki yıllarda bu molekülün ikinci aşama verilerini heyecanla bekleyeceğiz.

“Kahve ve siyah çikolata faydalı”

“Yapılan saha çalışmalarında kahve tüketimi ve demans görülme sıklığı arasında ters orantı olduğu görülmüştür. Günde 3 kez Türk kahvesi içmek keyifli olduğu kadar bunamaya karşı koruyucu bir faktör olarak da durmaktadır. Kahvenin yanı sıra günde 1-2 parça siyah çikolata yemenin de Alzheimer hastalığından korunmada etkili olabileceği yönünde veriler ortaya konmuştur.

“Şimdilik erken dönemdeki çalışmaları yapılan ve kanser hastalarında kullanılan bir sentetik kannaboid ve nadir görülen bir kansızlık nedeni olan orak hücreli anemi tedavisi için geliştirilen bir molekül Alzheimer hastalığında deneniyor.

Bu yaklaşımın yararlı olup olmayacağını, bu moleküllerin hastalardaki kullanımı ile öğreneceğiz. Alzheimer hastalığında kandaki beyaz küre hücrelerini uyaran sargramostim isimli etken maddenin de etkili olabileceğine dair ön veriler mevcut.

Bu ilacın etkinliği de hastalarda denenmekte ve bununla ilgili cevabı önümüzdeki yıllarda alacağız.”

5 binden fazla haber

Medya Takip Ajansı Interpress’in “Dünya Alzheimer Günü” nedeniyle üç bine yakın ulusal, bölgesel ve yerel gazete ile dergiyi kapsayan incelemesine göre, yılbaşından bu yana yazılı basına 260 bini aşkın sağlık haberi yansırken, bu haberler içinde Alzheimer hastalığı ile ilgili ise yazılı basında 5 bin 489 haber çıktığı belirlendi.

Hastalığa dikkat çekmek için düzenlenen “Dünya Alzheimer Günü” hakkında da yazılı basında 250’ye yakın haber yayınlandığı tespit edildi. (NV)

Источник: http://bianet.org/bianet/haber/178901

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.