Laringomalazin Nedeni ve Belirtileri, Tedavi ve Teşhisi

Laringomalazi Nedir? Laringomalazi Belirtileri ve Tedavisi

Laringomalazin Nedeni ve Belirtileri, Tedavi ve Teşhisi

Laringomalazi, gırtlaktaki kıkırdak dokuların yumuşak ve gevşek olması durumudur. Ses tellerinin hemen üzerinde görülen bu gevşeklik, nefes alırken hava kanalının daralmasına ve ses gelmesine yol açabilir. Çünkü hava basıncına dayanamayan dokular içeriye doğru bir miktar kapanır.

  • Yenidoğan bebeklerde nefes alırken ses gelmesinin en sık karşılaşılan nedenidir.
  • Gırtlaktaki ses kutusunda, doğuştan gelen sorunların en sık karşılaşılanıdır.
  • Hava kanallarının tıkanmasına yol açma riski düşüktür. Bu nedenle çoğu zaman tehli değildir.
  • Ancak bazı vakalarda nefes almakta güçlük çektirecek kadar şiddetli olabilir.

Laringomalazi Belirtileri

Laringomalazisi olan bebeklerde belirtiler doğumdan hemen sonra göze çarpabilir. Yaşamının ilk haftalarında belirtiler biraz daha belirginleşecektir.

Stridor

Laringomalazinin en öne çıkan belirtisi, nefes alırken gelen sestir. Islık sesine benzeyen yüksek frekanslı bu ses, stridor adını almaktadır.

Aşağıdaki durumlarda stridor daha belirgin hale gelebilir:

  • Heyecanlandığında
  • Emzirme ve beslenme esnasında
  • Ağlarken
  • Sırt üstü yatarken
  • Üst solunum yolu iltihabı geçirirken

Acil Müdahale Gerektiren Belirtiler

Laringomalazi genellikle tehli sorunlara yol açmaz. ancak bazı şiddetli vakalarda acil müdahale gerekli olabilir. Aşağıdaki belirtiler söz konusu olursa zaman kaybetmeden doktora götürmeli veya 112 Acili arayarak ambulans istemelisiniz:

  • Cildin mavi veya mor renk alması (siyanoz)
  • Solunumun kesilmesi

Diğer Belirtiler

Aşağıdaki belirtiler de söz konusu olabilir:

  • Yeterince gıda tüketememe, gelişimin yavaşlaması
  • Beslenme esnasında boğulur gibi olma
  • Nefes alma esnasında boyun ve göğüs bölgesinin içe doğru girmesi
  • Reflü (tükürme, kusma veya geğirme şeklinde kendini belli edebilir)
  • Gıdaların akciğere kaçması nedeni ile tekrarlayan akciğer iltihapları

Burada sıralanan belirtiler her ne kadar acil müdahale gerektirmese de; doktor kontrolünü ve hastane tedavilerini gerekli kılar.

Not: Laringomalazi belirtileri genellikle 4. aydan itibaren hafiflemeye başlar. Bu süre, bazı bebekler için 8. aydır.

Laringomalazi Neden Olur?

Laringomalaziye yol açan durum, gırtlak çevresindeki dokuların yumuşak ve gevşek olmasıdır. Bunun nedeni ise tam olarak henüz bilinmiyor. Yakın zamana kadar anormal gırtlak ve kıkırdak yapılarından kaynaklandığı düşünülüyordu. Ancak son araştırmalar durumun böyle olmadığını gösteriyor.

Bugün için, gırtlak bölgesindeki kasların tonusunu ve gerginliğini ayarlayan sinir iletileri üzerinde duruluyor. Ayrıca, gastroözofageal reflünün (mide reflüsü) belirtileri kötüleştirdiği biliniyor.

Laringomalazi Tedavisi

Her 10 vakanın 9’unda hiçbir tedavi uygulamadan sadece beklemek yeterli olacaktır. Bebek 18-20 aylık olduğunda laringomalazi genellikle ortadan kalkar. Çünkü gırtlak dokuları gelişimine devam eder ve yeterince güçlenir.

Reflü Tedavisi

Laringolamalazisi olan bebeklerde gasrtoözofageal reflü (mide reflüsü-asit reflüsü) varsa, tedavi edilmesi daha önemli hale gelir. Çünkü;

  • Nefes alırken gerçekleşen boyun ve göğüs kasılmaları, reflüyü azdırabilir.
  • Ayrıca asit reflüsü de gırtlak çevresinde ve ses tellerindeki iltihabı artıracağı için, laringomalaziyi artırabilir ve nefes alırken daha şiddetli ses gelmesine yol açabilir.

Tedavi için doktorunuz düzenli kullanılacak ilaçlar reçete edecektir.

Bebeğinizin reflü problemini azaltmak için sizin de yapmanız gerekenler vardır:

  • Bebeğinizi dik pozisyonda emzirin ve besleyin. Sonrasında da en az yarım saat dik pozisyonda tutun.
  • Kesinlikle asidik içeriği olan katı gıda ve meyve suları vermeyin.
  • Basit şeker vermeyin.
  • Beslenme esnasında kısa aralıklarla hafifçe gaz çıkarmasını sağlayın.
  • İhtiyaç halinde bebekler için özel üretilmiş reflü yastıkları alabilirsiniz.

Cerrahi Müdahale

Her 10 vakanın birinde supraglottoplasti isimli cerrahi müdahale gerekli olmaktadır. Bu ameliyatta gırtlağın üst kısmındaki  epiglot isimli bölgeden az miktarda doku alınır. Bu sayede nefes alma esnasında dokular içe çekilerek soluk borusunu kapatmaz.

  • Ağız yolundan uygulanır, ciltte yara açılmaz.
  • Bebeğiniz müdahale esnasında genel anestezi sayesinde uyuyor olacaktır.
  • 1-3 gün süre ile hastanede kalmanız gerekebilir.

Hangi Durumlarda Ameliyat Önerilir?

Cerrahi müdahale aşağıdaki durumlar söz konusu olmadıkça önerilmeyecektir:

  • Solunumun tehli olacak kadar kesilmesi
  • Ciltte sık aralıklarla ve tehli düzeyde morarma-mavileşme
  • Bebeğin gelişiminin oldukça yavaşlaması
  • Şiddetli göğüs ve boyun kasılmaları
  • Solunumun sağlıklı olması için oksijen takviyesi gerekmesi
  • Laringomalaziye bağlı olarak kalp ya da akciğer sorunları belirmesi

Ameliyatın Kazanımları Nelerdir?

Ameliyat nefes alırken gelen ıslık sesini (stridor) tamamen yok etmeyebilir. Ancak tüm belirtileri birden hafifletecektir. Cerrahi müdahale aşağıdaki kazanımları sunar:

  • Solunumdaki kesilmeler çok daha seyrek görülür, süresi kısalır.
  • Oksijen takviyesi ihtiyacı ortadan kalkar.
  • Gırtlaktaki iltihap ve şişme yok olur.
  • Bebeğin gelişiminin normale dönmesi ve düzenli olarak kilo almasını sağlanır.

Not: Bazı çok şiddetli vakalarda geçici trakeostomi ameliyatı uygulanabilir. Bu müdahalede ciltten soluk borusuna sağlanacak açıklık sayesinde nefes alma problemi ortadan kalkar.

Источник: https://elitfeminen.com/laringomalazi-nedir-laringomalazi-belirtileri-tedavisi/

TÜMÖRÜN BELİRTİLERİ NELERDİR?

Laringomalazin Nedeni ve Belirtileri, Tedavi ve Teşhisi

Tümör, bilindiği üzere, en tehli rahatsızlıkların başında gelmektedir. Tümör diğer bir adıyla ‘Ur’ olarak bilinmektedir. Tümör hücrelerin aşırı çoğalması ile, dokularımızda oluşmaktadır ve sürekli olarak büyüme göstermektedir.

Bu yazımızda sizlere, tümörün belirtileri, nedenler ve tedavisi hakkında ayrıntılı bilgiler vereceğiz. Yazımızın devamında sizlere verecek olduğumuz bu bilgiler yardımı ile sizlerde tümör rahatsızlığı karşısında bilinçli bir şekilde hareket edebileceksiniz.

Vücudunuzda, tümör belirtileri taşıyor iseniz vakit kaybetmeden tıbbı bir destek almanız gerekmektedir. Tıbbı bir yardım alınmadığı takdirde, tümör rahatsızlıkları ölümle sonuçlanmaktadır.

Bu yüzden, doktorunuzun tedavi yöntemlerini düzenli ve eksiksiz bir şekilde uygulamanız gerekmektedir.

Tümör vücudumuzda 2 şekilde bulunmaktadır. Tümörler, iyi huylu ve kötü huylu (kanser) olarak bulunmaktadır. İyi huylu tümörler, vücudunuzda kanserli olmayan büyümeleri işaret etmektedir. Kötü huylu tümörlerin aksine bu iyi huylu tümörler vücudun geri kalan bölgelerine yayılmamaktadır.

İyi huylu tümörler vücudun herhangi bir bölgesinde oluşabilirler. Eğer vücudunuzun beklenmedik bir bölgesinde kitle tespit ederseniz hemen paniğe kapılmamanız gerekmektedir. Örnek verecek olursak, göğüslerinde kitle tespit eden bir kadın hemen paniğe kapılmaktadır.

Ancak bu yersiz bir panik olabilir çünkü tespit edilen her kitle kötü huylu (kanser) olmayabilir. Göğüslerde yer alan kitleler genellikle iyi huylu olmaktadır. Vücudunuzda farketmediğimiz birçok iyi huylu tümör bulunmaktadır.

 İyi huylu tümörlerin nedenleri tam olarak bilinmemektedir.

Peki tümörlerin vücudumuzda oluşmasının nedenleri nelerdir? Aşağıda sizlere verecek olduğumuz maddeler ile nedenleri hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz.

  • Tümör oluşumu daha önce bahsetmiş olduğumuz gibi hücrelerin bölünüp çoğalması sonucu oluşmaktadır. Normalinde vücudumuz bu bölünmeleri ve büyümeleri kontrol altında tutmaktadır. Yaşlı hücreler zamanla kendini yeni hücrelere bırakarak yok olmaktadırlar. Ancak hücre çoğalması ve ölüm dengesi bozulur ise vücutta tümör oluşumu meydana gelmektedir.
  • Bağışıklık sisteminin bozuk olması tümör oluşumuna neden olmaktadır.
  • Tütün ürünlerinin kullanımı tümör olma riskini artırmaktadır.
  • Diğer kimyasallar ve toksinler
  • Fazla alkol tüketimi
  • Çevresel toksinler, bazı zehirli mantarlar ve fıstık bitkiler (aflatoksin)
  • Aşırı güneş ışığına maruz kalma
  • Genetik sorunlar
  • Obezite (aşırı şişmanlık)
  • Radyasyona maruz kalmak
  • Virüsler. Ayrıca virüslerin, bazı hastalıklara neden olduğu da bilinmektedir. Bunlar ise; Rahim ağzı kanseri (HPV) ve Hepatit B (Hepatit B ve hepatit C virüsleri)
  • Bazı tümörler cinsiyetlerde bulunma oranlarına göre değişiklik göstermektedir. Ayrıca bazı tümörler, çocuklarda ve yaşlılarda görülmektedir. Diğer tümörlerin bulunma nedenleri ise, aile geçmişi, çevre ve kişinin beslenme düzeni ile alakalıdır.

Tümörün risk yarattığı bu kişiler, vücutlarında tümörün varlığını hangi belirtiler yardımı ile anlayabileceklerdir? Aşağıda maddeler halinde vermiş olduğumuz belirtiler sırasıyla ve şiddetine göre tümörün belirtilerini göstermektedir.

Tümörün belirtileri, vücudunuzun hangi bölgesinde bulunduğuna ve türüne göre değişiklik göstermektedir. Örneğin, akciğer tümörleri, öksürük, nefes darlığı veya göğüs ağrısına neden olabilmektedir. Kolon tümörleri kilo kaybı, ishal, kabızlık, demir eksikliği, kan anemisi gibi rahatsızlıklara neden olabilmektedir.

Bazı tümörler herhangi bir belirti göstermeden vücudunuza yayılabilmektedir. Pankreas kanserinde hastalık ileri bir aşamaya gelene kadar herhangi bir ağrıya neden olmamaktadır. Ancak bu zamana kadar tümör vücuda yayılmaya devam etmektedir.

Tümör oluşumunda vücudumuzda oluşacak olan belirtiler ise şöyledir;

1.Titreme

Tümörün en belirgin belirtisi olarak titreme kabul edilmektedir. Bireyler devamlı şekilde titreme eylemlerinde bulunuyor ise, akıllara tümör gelmelidir.

2.Rahatsızlık veya Ağrı

Vücudunuzun belirli bölgelerinde daha önceden olmayan şiddetli ağrılar yaşamaya başlamış iseniz, tümörün varlığından şüphelenebilirsiniz. Çünkü kötü huylu tümörler genellikle kendilerini vücudunuzun çeşitli yerlerindeki ağrılar ile belli etmektedir.

3.Yorgunluk

Bir diğer belirti ise kişinin normal halinden daha yorgun olmasıdır. Tümörlerin vücudunuzdaki varlığını gösteren yorgunluk ile zamanla günlük eylemlerinizde azalma meydana gelecektir. Yorgunluk ile birlikte kişilerde keyifsizlik belirtisi de baş gösterecektir.

4.Ateş

Kişilerin herhangi bir rahatsızlıkları olmaksızın sık sık ateşlenmeleri tümörün belirtileri arasındadır. Ateşlenmeler ise tümörün ilerleme aşamalarına göre şiddetlenmektedir.

5.İştah Kaybı

Vücutta oluşan tümörler kişinin beslenme düzenini doğrudan etkilemektedir. Bu kapsamda kişilerde iştahsızlık sorunu meydana gelmektedir. Bunun sonucu olarak ise beklenmedik hızlı kilo kayıpları yaşanmaktadır.

6.Gece Terlemeleri

Son belirti olarak ise, gece terlemelerini söyleyebiliriz. Bu noktada, geceleri çokça terleme yaşayan kişiler tümör rahatsızlığı ile karşı karşıya kalmaktadırlar.

Tümör belirtilerine sahip iseniz, doktorunuz sizlere teşhis koyabilmek adına bazı testler ve diğer teşhis etmesine yarayacak olan araçları kullanacaktır. Bu yapılacak olan testler yardımı ile tümörün iyi huylu olup olmadığı anlaşılmak istenecektir. Ancak bunun için yapılacak olan bir test yeterli olmayacaktır. Tümör teşhisi için birden çok test yaptırmanız gerekmektedir.

İlk adımda doktorunuz bu görüntüleme testleri yardımı ile vücudunuzdaki tümörlerin varlığını tespit edebilmektedir. Yapılan bu testler ile, tümör ve etkilenen alanın tamamını görüntülemek mümkün olmaktadır. Bu testler ise şunlardır;

  1. Ultrason: Bu test ses dalgaları yardımı ile bir kütle katı veya sıvı olup olmadığını belirlemek için kullanılmaktadır. Bu yöntem aynı zamanda hamile bayanlar içinde kullanılmaktadır.
  2. Bilgisayarlı tomografi (BT) tarama: Farklı açılardan kütlenin varlığı tespit edilerek incelenmesini kolaylaştırır. 
  3. Röntgen: Vücudun içindeki sorunlar için yıllardır kullanılan en yaygın tekniklerden biridir. Ancak radyasyon oranı yüksek olduğu için hamile bayanlara tavsiye edilmemektedir.
  4. Manyetik rezonans görüntüleme (MRG): Bu test yüksek enerjili mıknatıslar vücudun yumuşak dokuların ayrıntılı görüntüler oluşturmak için kullanılmaktadır.

Doktorunuzun yapmış olduğu görüntüleme testlerinden sonra, sizden biyopsi raporu da isteyecektir. Tespit edilen tümörün iyi huylu olup olmadığı bu aşamada belli olmaktadır. Alınan doku örnekleri ile, biyopsi de laboratuvara gönderilerek, mikroskop altında incelenmektedir. Laboratuvar sonuçlarınızdan sonra ise, tümörünüzün iyi huylu olup olmadığı tespit edilebilmektedir.

Bunlara ek olarak doktorunuz ayrıca sizden kan testi isteyerek, kan kanseri sağlık sorununuzun olup olmadığını kontrol etmek isteyebilmektedir.

Peki Tümörün Tedavi Yöntemleri Nelerdir?

Bazı iyi huylu tümörler için herhangi bir tedaviye ihtiyacınız yoktur. Tümörünüz küçük ve herhangi bir belirti göstermiyor ise, doktorunuz sizden beklemenizi ve zamanla herhangi bir belirtisinin olup olmadığınız izlemenizi isteyebilir.

Eğer doktorunuz tedaviye ihtiyacınız olduğunu söylüyor ise, tedaviniz tümörün çeşidine göre değişiklik göstermektedir. Bazı tümörler, boyunda ve yüzdeki tümörler, ilgili ürünlerle kolayca yok edilebilir ve tedavisi kolaydır ancak organları, sinirleri ve kan damarlarını etkileyen diğer tümörler cerrahi yardım ile kaldırılmalıdır.

Tümör ameliyatı genellikle endoskopik teknikler ile yok edilmektedir. Bu teknik küçük cerrahi müdahalelerde gerektirmektedir.

Diğer bir durumda, doktorunuz radyasyon tedavisi ile tümörü küçültebilir veya büyümesini engelleyebilir.

Tümörünüz iyi huylu çıkarsa, bu tümörün vücudunuzda durması sizlere herhangi başka bir rahatsızlığa neden olmayacaktır.

Yazımızda sizlere vermiş olduğumuz bu bilgiler kapsamında, tümörün varlığı söz konusu ise, doktorunuzun sizlere vermiş olduğu reçetelere uymanız gerekmektedir. Ayrıca yaşam stilinizi de aynı şekilde değiştirmeniz gerekmektedir.

Источник: https://evdesifa.com/tumorun-belirtileri-nelerdir/

Koma Nedir? Belirtileri, Teşhis ve Tedavisi

Laringomalazin Nedeni ve Belirtileri, Tedavi ve Teşhisi

  • Komadaki bulunan hastalar harici (eksternal) uyaranlara tepki vermez.
  • Komadaki hastalarının uyku ve uyanma döngüsü yoktur.
  • Koma hali, zehirlenme ve sinir sistemi hastalıkları gibi nedenlerle olabilir.
  • Nedene bağlı olarak bitkisel yaşam hızla veya yavaş yavaş oluşabilir.
  • Bazı durumlarda inme komaya sebep olabilir.
  • Komadaki hastaların refleksleri yoktur.
  • Hastaya bir takım testler yapılır ve sıklıkla spinal ve MR taraması içerir.
  • Glasgow Koma Skalası komanın şiddetini değerlendirmeye yardımcı olur.
  • Beyinde şişme varsa, basıncı azaltmak için cerrahi müdahaleye başvurulabilir.  

Komada bulunan bir hasta sürekli uyku halindedir, ağrıya, ışığa ve sese olağan bir tepki gösteremez. Komadaki kişi çevreye tepki gösteremez. Komadaki kişi gönüllü davranışlarda bulunmaz ve uyma-uyanma döngüsüne sahip değildir.

Komada, yaşamı ve beyin fonksiyonunu koruma amacıyla hızlı bir müdahale gerektiren tıbbi acil durum söz konusudur. Komaya sebep olan durumun ne olduğunu tespit etmek için bir dizi kan testi ve görüntü taramaları yapılır.

Koma sebebinin belirlenmesi hangi tedavinin uygulanacağına yardımcı olur.

  • Koma; zehirlenme, MSS (merkezi sinir sistemi) hastalıkları, ciddi yaralanma ve hipoksi (oksijen yoksunluğu) gibi çeşitli sebeplerle meydana gelebilir.
  • Koma, bazı durumlarda iyileşme sürecinde olan hastanın ağrı durumunu korumak için kasıtlı olarak farmasötik maddelerlede meydana getirilebilir.

Komalar genellikle birkaç hafta sürer. Koma durumu uzun süre değişmezse, kalıcı koma hali yani bitkisel hayat söz konusu olur ve durum tekrar sınıflandırılır. Bir yıldan daha uzun süren bitkisel hayatta nadiren uyanma söz konusudur.

Komaya neden olan faktörler

  • Diyabet
  • Hipoksi (oksijen eksikliği)
  • Enfeksiyonlar (Özellikle ensefalit ve menenjit)
  • Stroke (inme)
  • Toksinler ve aşırı doz ilaçlar
  • Travmatik beyin hasarları
  • Beyin sapına bası
  • Supratentorial kitle
  • Ensefalopatiler
  • Beyin tümörü
  • Zehirlenmeler (ilaç veya alkol olabilir)
  • Nöbetler  

Koma belirtileri nelerdir?

Komadaki hasta dışarıyla iletişim kuramadığı için yalnızca aşağıdaki belirtiler vardır:
 

  • Sürekli kapalı gözler
  • Refleks hareketleri dışında kolların tepki vermemesi
  • Refleks hareketler haricinde acı verici uyaranlara karşı tepkisizlik

Hastanın bilincinin kaybolmasına yol açan belirtiler ve semptomların şiddeti ve süresi değişiklik gösterebilir. Bu belirtiler altta yatan sebebe bağlıdır. Örneğin, düşük kan şekeri (hipoglisemi) veya hiperkapni (daha yüksek kan CO2 seviyeleri) kötüleşirse, ilk önce hafif ajitasyon olur.

İlerleyen aşamalarda obtundasyon (tam zihinsel kapasiteden daha az), stupor (sersemlilik hali) ve sonunda bilinç kaybı meydana gelir. Beyinde şiddetli bir yaralanma veya subaraknoid kanamada koma derhal gerçekleşir. Komaya kadar geçen süreçte neler olduğunu hangi tedavinin uygulanacağına yardımcı olur.

Kendiliğinden sergilenen eylemlerle bilinç düzeyini ölçmeye çalışılır. AVPU ölçeği;

  • Uyarı  
  • Ses uyaranları  
  • Ağrılı uyaranlar  
  • Bilinçsiz şeklinde değerlendirilir

Glasgow koma ölçeği gibi daha detaylı ölçekler de komayı değerlendirmede kullanılır. Bilinç kaybı derin olan hastalar boğulma tehsi açısından değerlendirilir.
 

Koma teşhisi

Sağlık ekibi hastanın; arkadaşlarından, ailesinden, polisten ve tanıkların verdiği bilgilerden anamnez alabilir. Aşağıdaki sorular sorulmalıdır;
 

  • Koma hızla mı yoksa kademeli mi gelişti?  
  • Hasta komada herhangi bir görme sorunu, baş dönmesi, baygınlık veya uyuşukluk yaşadı mı?  
  • Hastanın şeker hastalığı, herhangi bir nöbet ya da inme öyküsü var mı?  
  • Hasta hangi ilaçları alıyor?

a) Fiziksel testler: Hastanın refleksleri, ağrıya cevap verip vermemedeki becerisi ve gözbebeği büyüklüğü kontrol edilir. Hastanın tepki türü komanın sebebine göre değişmektedir.
 

b) Kan testleri: Aşağıdaki durumların varlığını tespit etmek için kan tahlili yapılabilir;
 

  • Kan sayımı  
  • Karbonmonoksit zehirlenmesi  
  • Aşırı dozda ilaç  
  • Elektrolitler  
  • Glikoz  
  • Karaciğer fonksiyonu

c) Lomber ponksiyon (spinal tap): Komanın sebebinin enfeksiyon olup olmadığını belirleyebilir. Hekim hastanın omurilik kanalına bir iğne ekler, basıncı ölçer ve sıvı çıkarır.

d) Beynin görüntülü taraması: Herhangi bir beyin hasarı olup olmadığını tespit etmek için;

 

  • BT (bilgisayarlı tomografi) taraması  
  • MR (manyetik rezonans görüntüleme) taraması  
  • EEG (elektroensefalografi) yapılabilir.  

Glaskow koma skalasıyla hastanın durumu derecelendirir. 3 kategoriden oluşmaktadır. Gözler, motor yanıt ve sözel cevaplar değerlendirmeye alınır. Maksimum 15, minimum 3 puan alınır.
 

Glasgow koma skalasında değerlendirme

  • Derin koma: 3 ve 8 puan arası  
  • Orta derecede nörolojik hasar varlığı: 9 ve 12 puan arası  
  • Hafif derecede nörolojik hasar varlığı: 13 ve 15 puan arası  

1 – Motor fonksiyon değerlendirmesi

  • Hareketler simetrik mi?  
  • Ağrılı uyaranda çekme durumu nasıl?  
  • Güce karşı direnç gösterebiliyor mu?  
  • Ağrıyı lokalıze edebiliyor mu?  

2 – Konuşma değerlendirmesi

  • Afazi (Kişi hiçbir şekilde iletişim kuramaz)  
  • Global afazi (Kişi yazılan ve konuşulanları anlanmıyor)  
  • Dizartri  

3 – Gözlerin değerlendirilmesi

  • İzokori (pupiller eşit)  
  • Anizokori (pupiller eşit değil)  
  • Pint point pupil (pupil toplu iğne gibi)  
  • Akomodasyon (pupil uyumu) – Ilıklı bir cisme baktığında pupiller küçülür. – Yakın bir cisme baktığında pupiller küçülür. – Uzakta olan bir cisme baktığında pupiller büyür. – Karanlık ortamda pupiller büyür.  

Koma tedavisi

Koma; ciddi ve acil bir sağlık sorunudur. Tedavide birinci öncelik; hastanın solunumu ve kan dolaşımının devamlılığını sağlayarak hastanın hayatta kalmasını sağlamaktır.

Tedavide temel belirleyici, böbrek yetmezliği, karaciğer hastalığı, diyabet, zehirlenme gibi komanın altta yatan sebebini gidererek tedavi etmektir.

Beyinde şişme mevcutsa, baskıyı hafifletmek için acil cerrahi müdahale gerekebilir.

Komanın altında yatan sebep başarıyla tedavi edilebiliyorsa, hastanın koma sonunda kalıcı bir hasar olmadan uyandırılma ihtimali vardır. Koma sonucu beyin hasarı şiddetli ise, uzun süreli rahatsızlıklar ve sakatlıklar söz konusu olabilir veya hasta bitkisel hayata geçebilir.

KAYNAK: Hemsire.Com

Son Güncelleme: 03.06.2018 18:52

Источник: https://www.hemsire.com/saglik/koma-nedir-belirtileri-teshis-ve-tedavisi-h1155.html

Tüberküloz ( TB ) Belirtileri Nelerdir ve Nasıl tedavi Altına Alınır?

Laringomalazin Nedeni ve Belirtileri, Tedavi ve Teşhisi

Tüberküloz yani vere hastalığı belli başlı semptomlar ile kendini belli eder. Bu belirtiler meydana geldiği zaman vakit kaybetmeden kısa süre içinde uzman hekime başvurmak gerekmektedir.

Verem ( Tüberküloz ) Belirtileri

Tüberküloz ( Verem ), ciğerleri ağırlıklı bir şekilde etki altına almış olan bulaşıcı ve oldukça ciddi bir hastalık türüdür.

Tüberküloza yol açan bakteriler öksürükler ve hapşırmalar yolu ile havaya salınmakta olan küçük damlalar aracılığıyla bir kişiden diğerine yayılır. İnsan vücudunda tüberküloza neden olan bakteriler barınabilir.

Bağışıklık sistemi bu sorundan gelecek olan hastalıkların genelde önüne geçer. Bundan dolayı uzman hekimler bir ayrım yapar;

Gizli Tüberküloz; Bu sorunda bir TB ( tüberküloz ) enfeksiyonu bulunur ama bakteriler insan vücudunda aktif olmayan bir durumda kalarak hiçbir belirti ortaya çıkartmaz.

 Aktif TB veya TB enfeksiyonu olarak da adlandırılan Latent TB, bulaşıcı değildir.  Hastalık aktif TB’a dönüşebilir, bu sebeple latent TB sorunu olan kişi açısından tedavi önemlidir.

Tüberküloz yani verem hastalığı belirtileri ve yayılımını kontrol etmeye yardımcı olur. 

Aktif Tüberküloz; bu sorunda kişi hasta olur ve başkalarına bu hastalığı bulaştırır. TB bakterileri ile enfekte olduktan sonra ilk birkaç hafta içinde ortaya çıkabilir ya da yıllar sonra ortaya çıkabilir.

Verem hastalığının belirtileri yani tüberküloz belirtileri kendini aşağıdaki gibi belli eder;

  • Öksürük süresi 3 veya daha fazla sürer.
  • Kan tükürme
  • Göğüs ağrısı veya nefesle veya öksürük ağrıları
  • İstenmeyen kilo kayıpları
  • Yorgunluk
  • Ateş
  • Gece terlemeleri
  • Titreme
  • İştah kaybı

Tüberküloz yani verem böbrek, omurga ya da beyin gibi vücudun diğer bölümlerini de etki altına alabilir. Tüberküloz akciğerlerin dışına çıktığı zaman belirtiler ile semptomlar ilgili organlar açısından değişi gösterir. Örneğin;  omurganın tüberkülozu kişiye verem belirtileri açısında sırt ağrısı ortaya çıkartabilir.  Böbreklerdeki tüberküloz idrar yaparken kan ortaya çıkartabilir.

  • Verem kan dolaşımı yolu ile vücudun diğer bölgelerinde yayılma gösterebilir.
  • Kemiklere bulaşan verem omurga ağrısı veya eklem yıkımını ortaya çıkartabilir.
  • Verem beyine bulaşan TB menenjitlere sebep olabilir.
  • Karaciğer ve böbrek de enfekte eden verem atık filtrasyon işlevlerini bozabilir. İdrar içine kan bulaşmasına sebep olabilir.
  • Verem kalbe enfekte olur ise kalbin kan pompalama yeteneğinde bozulmalara neden olabilir. Kalpte tampon ismi verilen ve ölümcül olan bir durum meydana gelebilir.

Tüberküloz belirtileri nelerdir kapsamında yukarıda bilgiler verilmiştir. Bu bilgiler ışığında vakit kaybetmeden uzman hekime başvurmak gerekir.

Uzman gerekli olan muayenelerden, test ve tetkiklerden sonra gerekli tedavi planlama sürecine geçer.

Tedavi sürecinde hasta kişilerin uzman hekimin söylediği her detaya en ince ayrıntısına kadar uyması oldukça önemlidir. Bu sayede kısa sürede tedavi başarılı sonuçlar verir.

Tüberküloz Tanısı

Verem belirtileri nelerdir kapsamında uzman hekimler öncelikli olarak akciğerleri dinlemek adına stetoskop kullanır ve lenf bezlerinde şişme olup olmadığını kontrol eder. Ayriyeten belirtilerin ve hastaların tıbbi hikâyelerinin yanında hasta kişinin TB’ye maruz kalma risklerini değerlendirmek testler ister.

Verem teşhis yöntemleri arasında, tüberküloz bakteri özütü olan küçük bir PPD tüberkülin enjeksiyonunun ön kolun hemen altında yapılan bir deri testi yer alır. Enjeksiyon bölgesinde 2 ila 3 gün sonra kontrol yapılması gerekir. Bölgede sert, kırmızı renkli bir şişme belirli bir boyuta kadar gelmişse TB bulunması olası bir durumdur. Cilt testi yüzde yüz doğruluk yöntemleri içinde bulunmaz.

Bu testte de bazen yanılmalar ortaya çıkabilir. Bunun yanı sıra tüberkülozu tanımlamak adına mevcut olan diğer testler de bulunur. Kan testleri, balgam testleri ve göğüs röntgeni tüberküloz bakterilerinin varlığının test edilmesi için kullanılabilir. Çocuklarda ise düzenli tüberkülozun tanısının koyulması oldukça zordur.

Çocuklarda neler yapılacağı konusunda uzman hekimler ailelere gerekli bilgileri verecektir. Çocuklarda tedavisi konusunda önceden planlamalarda yapılır.

Tedavileri

Verem vakalarının birçoğunda en doğru ilaç kullanıldığında ve doğru uygulamalar yapıldığında iyileşmeler ortaya çıkar.

Antibiyotik tedavisinin tipi ve uzunluğu kişilerin yaşlarına, genel sağlık durularına, uyuşturucuya potansiyel dirençlilik durumuna, TB’nin latent ya da aktif olup olmadığına ve enfeksiyonun yer aldığı bölgeye (akciğer, beyin, böbrek ) bağlı olarak değişir.

Gizli TB’li insanlarda yalnızca bir tür antibiyotiklere ihtiyaç duyulurken, aktif TB hastaları sık sık birden daha çok ilaç kullanımı yapar. Antibiyotik ilaçların uzun döne alınması gerekir. Tıbbi açıdan antibiyotiklerin alı süreleri 6 aydır.

Kullanılan ilaçlar toksit olabilir, yan etkiler nadir şekilde meydana gelse bile bazı durumlarda ciddi şekilde ortaya çıkabilir. Olası yan etkiler uzman hekime bildirilmeli ve aşağıdakileri içermelidir;

  • Sarılık
  • Koyu idrar
  • Ateş
  • İştah kaybı
  • Kusma
  • Mide bulantısı

Tüberküloz ortadan kalksa bile yapılacak olan tedavi planının tamamının tamamlanmış olması çok önemlidir. Tedavi sürecini sağlık bir şekilde tamamlayan herhangi bir bakteri kullanılan ilaçların desteği ile dirençli hale gelebilir. Bundan dolayı ilerleyen zaman diliminde ÇİD-TB’nin gelişmesi ortaya çıkabilir. Aktif veremin yayılımını önlemek adına birkaç genel önlem alınmalıdır. Bunlar;

  • Okula gitmemek gerekir.
  • İş yaşamına ara vermek gerekir.
  • Diğer kişiler ile aynı odada uyumamak gerekmektedir.
  • Maske kullanmak gerekmektedir.
  • Ağız bölgesini kapatmak gerekir.

Veremin Aşısı

Bazı ülkelerde çocuklarda aşılama yapmak adına BCG enjeksiyonları verilir. ABD’de ise genel kullanım açısından tavsiye edilmez. Özellikle aşılama yetişkin kişilerde etkili sonuçlar vermez ve deri testini olumsuz yönde etkiler.

Yapılması gereken en önemli detay uzman tarafından reçete ile verilen ilaçların düzenli, önerilen dozda ve aksatılmadan kullanılmasıdır. Tedavi aşamasında hasta kişilerin olası yan etkiler, farklı semptomlar ve durumlar ile karşılaşması halinde hemen uzman hekime başvurması gerekir.

Bu sayede daha sağlıklı şekilde tedavi süreci geçirilir.

Kaynaklar

(1 oy, ortalama: 4,00 puan
Loading…

Источник: https://akciger.info/verem-belirtileri.html

Astım Belirtileri, Tedavisi ve Atak Sıklığını Azaltma Yolları Nelerdir?

Laringomalazin Nedeni ve Belirtileri, Tedavi ve Teşhisi
83 / 100SEO Score

Astım, hava yollardaki aşırı duyarlılık sonucunda bronşlarda kasılmaların görüldüğü bir solunum sistemi hastalığıdır. Ataklar şeklinde gelişen bronş kasılmaları (daralma) kişide nefes darlığı, öksürük gibi belirtilere neden olur.

Bu hastalıkta temel sorun hava yollarının aşırı derecede duyarlı olmasıdır. Çevresel bir faktörle tetiklenen bu duyarlılık, astım atağını başlatır. Örneğin soğuk hava astımlı kişilerin bronşlarının aşırı kasılmasına ve atağının başlamasına neden olabilir. Oysaki normal kişilerin hava yolları soğuğa karşı bu kadar duyarlı değildir.

Astımlı bireylerin hava yollarında kronik iltihabi değişikler vardır. Bu da tahriş edici (irritan) maddelere, alerjik maddelere karşı hava yollarını aşırı duyarlı hale getirmektedir. Sonuçta alerjik bir madde kişide nefes darlığı, öksürük, hırıltı ve göğüste sıkışma hissi gibi şikayetlere neden olur. (bkz: Nefes darlığı neden olur?)

Şikayetler genellikle gece veya sabahın erken saatlerinde ortaya çıkar.

Astım Atağı Nedir?

Astım ataklar halinde seyreden bir hastalıktır. Astım atağı, kişinin şikayetlerinin oluştuğu ve yoğunlaştığı dönemi ifade eder. Hastalar ataklar arasında tamamen normaldirler. Yani kişi sağlıklı bir şekilde tedavi aldıysa atak sonrası normal yaşantısına geri döner ve şikayeti olmaz. Ancak atak sıklığı çok değişkendir. Kimileri yıllarca atak geçirmezken kimileri çok sık atak geçirir.

Atakların şiddeti de değişkenlik gösterir. Kimisinde hafif şekilde hava yollarında daralma görülebileceği gibi, kimilerinde akciğere yeterli havanın girmesini engelleyecek kadar şiddetli olabilir. Ataklar bazı durumlarda hayatı tehdit etse de genellikle daha ılımlı geçmektedir.

Astım Belirtileri Nelerdir?

Astımım var m?” diye merak ediyor veya sevdiğiniz birinin bu hastalığa yakalandığından şüpheleniyorsanız, şu belirtilere dikkat etmelisiniz.

 En Sık Görülen Belirtiler:

  • Nefes darlığı
  • Öksürük ataklarının olması ve özellikle bu atakların geceleri kötüleşmesi
  • Göğüsten ıslık sesi gibi bir hışıltı gelmesi (wheezing)
  • Göğüste sıkıntı hissi darlık olması
  • Şikayetlerin genellikle geceleri şiddetlenmesi
  • Soğuk hava ile şikayetlerin şiddetlenmesi
  • Bu şikayetlerin egzersiz sırasında ortaya çıkması
  • Polen, akar, hayvan tüyü, küf gibi alerjik maddeler ile bu şikayetlerin ortaya çıkması
  • Şikayetlerin her zaman devam etmeyip ataklar halinde gelişmesi

Çocuklarda (özellikle beş yaş altı çocuklarda) bu hastalığı teşhis etmek daha zordur.

Çocuklarda görülen belirtileri:

  • Geceleri sık sık öksürük
  • Göğüsünden ıslık sesi gibi tiz bir hışıltı sesinin gelmesi. Bu ses özellikle nefes verirken oluşur.
  • Çocuğun koşarken gülerken ve hafif egzersiz sırasında öksürük ataklarına tutulması, boğulurcasına öksürmesi
  • Çocuğun çok hızlı nefes alıp vermesi ve kaburga arasındaki kaslarda göğüs kafesine doğru çekilmeler olması (interkostal çekilmeler).
  • Ve bu şikayetlerin çok sık tekrarlaması

Astım, ataklar halinde seyreden bir hastalık olduğundan, kişiler ataklar arasında uzunca bir dönem şikayetleri olmadan yaşayabilirler.

Alerjik maddeye maruz kalmak, viral enfeksiyon geçirmek (grip gibi), sigara kullanmak veya dumanına maruz kalmak atağı tetikleyebilir.

Astım Çeşitleri Nelerdir?

Alerjik veya alerjik olmayan şeklinde sınıflandırılmaktadır. Günümüzde erken veya geç başlangıçlı olarak da sınıflandırılmaktadır. Bunların dışında birçok alt tip bulunmaktadır.

Alerjik astım: Tipik olarak çocukluk döneminde başlayan ve genelde ailede alerji öyküsü bulunan çocuklarda görülür. Genellikle nezle, egzema gibi diğer allerjik durumlar ile birlikte görülür.

Alerjik olmayan astım ise daha az görülmekle birlikte genellikle 30 yaş civarında başlar. Kadınlarda daha çok görülür ve genellikle solunum yolu enfeksiyonları sonrası gelişir.

Virüslerin solunum yollarındaki sinirleri uyararak bronşlarda kasılmayı tetiklediği düşünülmektedir. Bundan dolayı genellikle solunum yolları enfeksiyonu (grip gibi) sonrası gelişir.

Tedaviye daha dirençlidir ve şikayetler daha uzun süre devam etmektedir.

Sınıflandırma zamanla değişmiştir. Son yıllarda genellikle erken veya geç başlangıçlı şeklinde sınıflandırılmaktadır.

Erken başlangıçlı (çocukluk çağı başlangıçlı) astım

Genetik olarak alerjik bünyeli (atopik) olan çocuklarda bazı alerjik maddelere karşı duyarlı hale gelmesi sonucu oluşmaktadır. Alerjik maddeler hava yollarında daralmaya ve ataklara neden olur. Atağı başlatan alerjik madde kişiden kişiye farklılık gösterebilir. Çoğunlukla ev tozları, akarlar, polenler, hayvan tüyleri, hayvan proteinleri ve bazı toz çeşitleri atağı tetikler.

Geç başlangıçlı (erişkin çağı başlangıçlı) astım

Genellikle 20 yaşından sonra görülür. Kadınlarda daha sık görülmekle birlikte, çocukluk çağı başlangıçlı astımlardan çok daha az görülür.

Erişkin başlangıçlı astımların yarısı alerjik maddeler ile tetiklenir ve bunların alerji ile ilişkisi olduğu düşünülmektedir.

Geri kalan hastalarda ise alerjik bir tetiklenme bulunamamış ve bu durum için allerjik olmayan astım tabiri kullanılmıştır.

Öksürükle Seyreden Astım

Zor teşhis konulan bir tiptir. Hastalarda öksürük dışında belirti olmayabilir. Zor tanı konmasının sebebi ise bazı solunum yolları hastalıkları ile karışabiliyor olmasıdır. Kronik bronşit, postnazal akıntı sendromu, kronik sinüzit bu hastalıkla karışabilir.

Meslek Astımı

Kişinin çalıştığı yerde maruz kaldığı bazı maddeler sonucunda gelişmektedir. Özellikle sanayi çalışanlarında görülebilen bu durum çeşitli kimyasallar, buhar, gaz, duman ve toz gibi maddeler ile tetiklenmektedir.

Ayrıca virüs enfeksiyonları (grip gibi), hayvansal ürünler, polen, rutubet ve sıcaklık gibi faktörler bu hastalığıi tetiklemektedir. Bu kişilerin şikayetleri iş yerlerinde artarken iş yeri dışında gerilemektedir.

Astımın Nedenleri Nelerdir?

Dünyada yaklaşık 300 milyon insanı etkileyen bu hastalık, daha çok çocukluk çağında başlamaktadır. Bu hastalığın başlamasında genetik faktörler, yaş, cinsiyet, kilo, çevresel faktörler; sigara, alerjik maddeler, hava kirliliği gibi birden çok faktör rol oynamaktadır.

  • Genetik;  Anne ve babadan herhangi birinde astım hastalığı var ise çocukta gelişme oranı %20-30, her ikisi de var ise bu oran %70-80 seviyelerine çıkmaktadır.
  • Aşırı kilo
  • Çocuklar için risk faktörleri: Düşük doğum ağırlığı, erken doğum, sigara dumanı maruziyeti, çocuklukta geçirilen viral enfeksiyonlar.
  • Alerjik maddeler : Ev tozları, akarlar, kedi köpek proteinleri, hamam böcekleri, mantarlar gibi…
  • Sigara ve tütün kullanımının özellikle astımla ilişkisi oldukça yüksektir. Ayrıca astımdan doğabilecek ölümleri arttırmaktadır. Anne ve babaları sigara içen çocukların bu hastalığa yakalanma riskleri normal çocuklara göre yüksektir.
  • Hava kirliliği, yüksek nem, soğuk hava atakları ve hastaneye yatma riskini arttırmaktadır.
  • Sezeryan ile doğan çocukların normal doğuma göre daha risklidirler.
  • Mesleki maruziyet: 300’den fazla madde, mesleki astımla ilişkilendirilmiştir.
  • Diyet: Anne sütü ile beslenen çocukların hazır mamalar (soya proteini ve inek sütü içeren) ile beslenenlere kıyasla, bu hastalığa yakalanma riskleri daha düşüktür.
  • Alerjik bünye (atopi) : Alerjik bir bünyeye sahip olanlar, alerjik nezle, alerjik konjiktivit, egzema gibi diğer alerjik durumları geçirenlerin bu hastalığa yakalanma riski daha yüksektir.

Astım, yukarıdaki birçok faktörün etkileşimi ile daha çok alerji zeminde gelişen, tek sebebi olmayan bir hastalıktır.

Teşhis

Teşhis kişinin şikayeti, doktor muayenesi ve test sonuçlarına göre konulmaktadır.

Kişinin şikayetleri astım belirtileri yönünden değerlendirilir. Ailede astım hastası olup olmadığı ve alerji öyküsü sorgulanır.

Ayrıca doktorunuzun yaptığı muayene de oldukça önemlidir. Ancak ataklar dışındaki zamanda muayene tamamen normal olabilir.

Testler: Solunum fonksiyon testleri(üfleme testleri), bronş provokasyon testleri ve bazı kan testlerini içermektedir.

Çocuklarda (özellikle beş yaş altında) solunum fonksiyon testlerinin yapılması oldukça zordur. Bundan dolayı astım şüphesi olan küçük çocuklarda astım ilaçları verilip 4-6 hafta takip edilir. Bu takip sırasında çocukların tedaviye yanıtını değerlendirilir. Yani tedaviden, teşhise gidilebilir.

Tedavi ve Atakları Azaltma Yolları

Astım tamamen tedavi edilebilir bir hastalık değildir. Tedavide amaç atakları geçirmek , yeni atak oluşmasını engellemek ve atak sıklığını azaltmaktır. İyi bir korunma ve tedaviyle kişiler uzun süre atağa yakalanmadan yaşayabilirler.

Uzun vadede astımı kontrol etmek: Atakların sıklığını azaltmak için genellikle günlük alınması gereken ilaçlar verilir. Burada amaç hastalığı kontrol altına alıp, sıklığını en aza indirmektir. İnhaler kortikosteroidler, lökotrein antagonistleri, uzun etkili beta agonistler, teofilin ve kombine ilaçlar uzun vadede hastalığı kontrol altına almak için kullanılır.

Kısa vadede ataklarını yatıştırma: Atakları yatıştırmak için kullanılan hızlı etkili ilaçları içerir. Bunlar; kısa etkili beta agonistler, ipratropium ve kortikosteroidlerdir.

Ayrıca alerjik hastalarda doktorlar tarafından uygun görülürse immünoterapi tedavisi yapılabilir.

Bronş Termoplasti; Bu yöntem ile bronşlara ısı verilerek bronş çevresindeki kasların gevşemesi sağlanır. Ağır astımlı ve  tedaviye iyi yanıt vermeyen hastalarda kullanılmaktadır. Her hastaya uygun bir yöntem değildir.

  • Sigara içilmemesi ve tütün dumanına maruz kalınacak ortamlardan uzak durulması gerekir.
  • Hava kirliliğinin yoğun olduğu dönemde dışarı çıkılmamalı,
  • Polen alerjisi olanlar doktor önerisi ile alerji tedavisi almalı,
  • Hayvan tüyünden uzak durulmalı. Ev içinde hayvan besleyenler, hayvanı sık sık yıkamalılar. Mümkünse ev dışında besleyebileceğiniz bir hayvan tercih etmeliler.
  • Düzenli spor yapılmalı ancak ağır egzersizden kaçınılmalı,
  • Soğuk havalarda ağız ve burun kapalı olacak şekilde dışarı çıkılmalı,
  • Deodorant, parfüm ve oda parfümleri mümkünse kullanılmamalı veya çok az kullanılmalıdır.
  • Akarları azaltmak için çarşaf, yatak, yastık gibi eşyalar temiz tutulmalıdır.
  • Fazla kilolu olanlar kilo vermeli,
  • Evin nemli bölgelerinde oluşacak küf sporları astım ataklarını arttırır.  Küflü, rutubetli ortamdan uzak durulmalıdır.
  • Aspirin, ağrı kesiciler, bazı kalp ilaçları (beta blokörler) ataklarının sıklığını arttırabilir veya ilaçlarının yeterince etki etmesini engelleyebilir. Bu konuda ilaçlarınızın tamamını doktorunuza danışarak kullanın ve doktor tavsiyesi olmadan ilaç kullanmayın.

Astımınız kontrol altında mı?

Astım hastaları bu hastalık ile yaşamayı ve önlemlerini almayı öğrenmeliler.

  • Ataklarınız daha sık oluyor ve daha uzun sürüyorsa,
  • Şikayetleriniz gece uyumanızı engelliyor veya sık sık uykudan uyandırıyorsa,
  • Belirtiler günlük aktiviteleriniz sırasında, okulda, işte tekrarlıyorsa
  • İlaçlar şikayetlerinizi gidermiyorsa,
  • Önceki dönemlere göre rahatlamak için daha sık ve daha çok inhaler (ilaç) kullanıyorsanız,
  • Sık sık acil servise gidecek kadar şiddetli atak geçiriyorsanız

Yukardaki durumlar sizde varsa muhtemelen hastalığınız kontrol altında değildir. Yaşam şartlarınızı tekrar gözden geçirip doktorunuza başvurunuz.

Kronik bir hastalık olduğu için astımla yaşamayı öğrenmek gerekir. Çevrenizde ataklarınızı tetikleyen değiştirilebilir etmenleri değiştirmek, değiştirilemez olanlardan da mümkün olduğunca uzak durmak gerekir.

Alternatif tedavi yöntemleri

Alternatif tedaviler hiçbir zaman medikal tedavinin yerini almaz. Medikal tedaviye destek için doktorunuz tavsiye ettiği taktirde kullanılabilir.

Solunum egzersizleri: Düzenli olarak yapıldığında astım kontrolü daha rahat sağlanır ve ilaç ihtiyacı azalabilir.

Doğal ilaçlar:

  • Çörek otunun bu hastalığa iyi geldiği söylenmekte,
  • Kafein bronşlar üzerindeki daraltıcı etkileri azaltarak bu hastalığa iyi gelmektedir. Ancak yüksek miktarlarda alınınca ritim problemleri ve çarpıntılara sebebiyet verebilir. Kafein kahve ve çayda bulunmaktadır.

Ayrıca D vitamininin atakları azalttığına yönelik çalışmalar mevcut. D vitamini yüksek besinler; balık yağı, balık, yumurta, süt ve süt ürünleridir. Ayrıca yeterli güneşlenme de D vitamini için oldukça önemlidir.

Atak Sırasında  Ne Yapmalı?

Çocuklar ve özellikle bebekler çok daha hassas olduklarından ataklarda daha dikkatli davranmak ve sakin olmak gerekir.

  • Atak geçiren birine inhaler bronkodilatör (nefes açıcı havalar) varsa verilmelidir. İlacı yoksa en yakın sağlık kuruluşuna başvurmalı veya 112 acil sağlık hizmetleri aranmalıdır.
  • Bebeklerde aşırı huzursuzluk, kısık sesle ağlama, solunumunda hızlanma ve göğüs kaslarında çekilmeler gelişiyorsa
  • Öncekilerden daha gürültülü bir atak gelişmişse, parmak uçlarında dudak çevresinde morarmalar gelişiyorsa
  • Verdiğiniz ilaca rağmen şikayetlerinde hiçbir gerileme olmuyor veya nefes darlığı artıyorsa
  • Hem çocuk hemde erişkinde karın kasları veya burun kanadı solunuma katılıyorsa
  • Kişi konuşmakta zorluk çekiyor ve konuşmasını tamamlayamıyorsa

Yukarıdaki durumlardan herhangi biri varsa en yakın acil servise başvurun veya 112 acil servis hizmetlerinden yardım alınız. Astım atağı geçiren kişinin mümkün olduğunca sakin tutulması gerekir.

Источник: https://www.saglikbilgi.net/astim-belirtileri-nedenleri-tedavi/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.