Meğer Bu Belirtiler Susuzluğa İşaretmiş!

Susuzluğun belirtileri ve zararları nelerdir?

Meğer Bu Belirtiler Susuzluğa İşaretmiş!

Sağlıklı, uzun, mutlu, huzurlu ve dengeli bir şekilde hayatta kalmak için neyi nasıl yapmamız gerektiğini araştıran birçok bilim insanı vardır.

Uzmanların tam olarak bilemedikleri ve ortak bir karara varamadıkları birçok konu hala tartışılmaya devam ediyor. Bununla birlikte emin olunan ve görüş birliğine varılan ortak noktalar da var.

Örneğin; nefes almadan sadece birkaç dakika yaşayabileceğimiz için nefesin yaşamımız için önemi de tartışılmaz.

Yaşam kaynağımız suya en az nefes kadar ihtiyacımız var.

Nefes kadar ihtiyacımız olan bir başka yaşam kaynağı da “su”dur. Su içmeden yaşayamayacağımızı, hatta yaşlanma sürecinin vücuttaki su oranın azalması ile başladığını bilmekteyiz.

Sağlıklı bir ömür için suyun önemini kabul ediyoruz; çünkü günümüzde susuzluğun sebep olduğu, tetiklediği ve hatta bizzat neden olduğu birçok rahatsızlık bulunuyor.

Bu hafta susuzluğun neden olabileceği zararları yazarak aslında daha fazla su tüketilmesini amaçlamaktayım. Gelin hep beraber susuzluğun neden olabileceği bazı yan etkilere bakalım:

Kabızlık

Günümüzde birçok kişi kabızlık sorunu çekmektedir. Bunun birçok nedeni olmak ile birlikte, susuzluğun kabızlık konusunda etkisi büyüktür. Susuzluk ile kastedilen, sadece su içme alışkanlığının olmaması değildir.

Su içeriği yüksek gıdaların da tüketilmemesi ve bununla birlikte diüretik (kafeinli gibi) besinlerin fazla tüketilmesini de susuzluğa neden olmaktadır. Örneğin; tüm gün şekerli kahve-çay içen, kahvaltıda sandviç ve çay, öğlen yemeğinde döner, ayran, tatlı ve akşam yemeğinde de et, makarna, yoğurt yiyen birini düşünün.

Aynı kişinin günde 8 bardak su içtiğini, düzenli spor yaptığını, yoğun bir iş temposu olduğunu da kabul edelim. Bu kişinin birçok açıdan kabızlığı tetiklenmektedir:

  1. Su içeriği yüksek besinler tüketmemektedir.
  2. Fazlaca tüketilen diüretik sıvılar nedeni ile ekstra su kaybetmektedir.
  3. Fazlaca tüketilen şekerli gıdaların sindirilmesi için ekstra suya ihtiyacı vardır.
  4. Egzersiz ve yoğun iş temposu sürecinde önemli oranda su kaybetmektedir.

Bu örnekle, günde 8 bardak su içen birinin neden kabız olabileceğini rahatlıkla anlayabiliriz. Her metabolizma farklıdır ve kimisine kahve iyi gelmekte iken, kimisine yeşil çay iyi gelebilmektedir. Bu nedenle alışkanlıklarımızı gözden geçirmek, yeterince su ve sıvı aldığımızdan gerçekten emin olmak, vücudumuzun ihtiyaç duyduğu sıvı alımını iyi tespit etmekte fayda vardır.

Depresyon

Günümüzün kabızlık kadar yaygın bir rahatsızlığıdır depresyon. Aslına bakarsanız kabızlık da depresyonu tetiklemektedir. İkinci beynimiz bağırsakların iyi çalışmaması depresyonu tetiklemektedir. Bunun yanı sıra susuz kalan vücutta oluşan stres nedeni ile de depresyon görülebilmektedir.

İç organların tümü suya ihtiyaç duymaktadır. Yetersiz su durumunda, hayati açıdan en önemsiz organlar susuz bırakılmaya başlanır. Deride kuruluğun en önemli nedenidir susuzluk. Susuz kalan organlar ile birlikte vücutta sıkıntılar oluşmaya başlar.

Bu durum depresyonu desteklemekte, hatta kronik susuzluğun direkt nedeni olabilmektedir.

Susuzluk, depresyona yol açan etmenler arasında sayılmaktadır.

Enerji kaybı

Bizim yakıtımız sudur. Yakıt enerjiye dönüştüğünde mekanizmamız işler. Hep duyarız ‘Susuz 3 gün yaşayabiliriz’ diye. Bunun anlamı hiçbir şey tüketmeden susuz kalmaktır. Yoksa su içmeden günlük beslenme hayatımıza devam ettiğimizde, su ihtiyacımızı, su içeren besinlerden alabiliriz.

Su içeren besinler yemek; her ne kadar yeterli olmasa da, hayatta kalacak kadar suyu temin edebilmemize yardımcı olur; ancak, burada su kaybı ile birlikte aynı oranda enerji kaybı da yaşanır.

Vücutta %1’lik su kaybının yaklaşık %10’luk bir enerji kaybına neden olabileceği görülmüştür. Susuzluğun, enerji kaybına nasıl etki edebildiğini özellikle profesyonel sporculardan bilmekteyiz.

Örneğin; uzun bir koşuda kaybedilen sıvının yerine konulmaması durumunda sporcu, performans kaybına uğrayabilmektedir. Daha ileri safhalarda bayılma dahi görülebilmektedir.

Enerji kaybı ile birlikte hatırlamada güçlük çekme, reflekslerde zayıflama da görülebilmektedir. İlerleyen susuzluk ile birlikte yan etkiler görülmeye devam edilir. %10’luk bir kayıp bazen hayatın sonlanmasına dahi neden olabilmektedir.

Yaşlanmak

Anne karnında neredeyse tamamen sudan oluşuruz. Doğduğumuzda vücuttaki su oranımız hala çok yüksektir. Zaman ilerleyip de yaş almaya başladıkça vücudumuzdaki su oranı azalmaya başlar. Bu nedenle yaşlanmak bir şekilde vücuttaki su oranının azalması olarak da açıklanabilir.

Yaş ilerledikçe azalan su oranının yanı sıra az su tüketmek kadar vücuttaki su oranının henüz çok düşük olmadığı (orta yaş) dönemlerde az su tüketmek de, yaşlanma sürecini hızlandırmaktadır. Yukarıda da belirttiğimiz gibi; susuz kalan vücut, suya en az ihtiyaç duyulan organlara, ihtiyaçlarından daha az su temin eder.

Derimiz susuz kaldıkça yaş almada ortaya çıkan izlerin hızlanmasına neden olmaktadır.

İnternet ortamında, cilt sağlığına su içerek kavuşmuş birçok kişinin öncesi-sonrası resmi vardır. Bunlardan en popüleri, dört hafta düzenli olarak su içen ve gözle görülür bir şekilde birkaç yaş gençleşen Bayan Sarah’dır.

Kilo alma

Acıkma ve susama hisleri beyinde aynı merkezden kontrol edilmektedir. Bu nedenle bazen susamış olduğumuz halde, acıktığımızı düşünerek yemek yeriz. Hatta bazen tok olduğumuzu bildiğimiz halde yeriz. Bu durum kilo almaya neden olabilir.

Düzenli su içmek sayesinde acıkma hissi de azalacaktır. Böylelikle daha az yemek yeme hissi oluşacak ve kilo kontrolüne yardımcı olacaktır.

1. Ağız kuruluğu

Öncelikle bir yanılgıyı düzeltmek isterim, birçok kişi ağız kuruluğunun susuzluk başlangıcı belirtisi olarak bilir. Maalesef, ağız kuruduğunda susuzluk ileri safhada demektir. Yani, acilen su içilmesi gerekir.

2. Baş ağrısı

Kontrol mekanizmamız olan beynin %80’i sudan oluşmaktadır. Su içeriği çok yüksek bu organın tüm vücudu kontrol etmek gibi görevleri vardır. En ufak bir su kaybı durumunda birçok rahatsızlık baş göstermeye başlamaktadır. Bazı araştırmalar %2’lik bir kaybın dahi zekada gerilemeye neden olabileceğini belirtmektedir.

Baş ağrısı, susuzluğun en önemli belirtilerindendir. Bazen baş ağrısını gidermek için ağrı kesici içilir ve ağrı geçer. Burada ağrı kesici ile birlikte alınan suyun faydası, ağrı kesiciden daha etkilidir. Bu nedenle, başınız ağrıdığında önce büyük bir bardak su içmeniz tavsiye edilir.

3. Deride kuruluk

Derimiz bir bakıma iç organlarımızın bir yansıması gibidir. Bizlere genel sağlığımız ile ilgili birçok ipucu verir. Cildin kuruması ve erken yaşlanmanın en önemli sebeplerinden biri susuzluktur.

Günlük su ihtiyacı yetersiz olduğunda, hayati organların çalışabilmesi adına, daha az önemli organlara su, kısıtlı olarak gönderilir. Derimiz de kalp ve beyin gibi organların yanında daha az önemlidir.

Çimdik testi uygulayarak derinizde kuruluk olup olmadığını anlayabilirsiniz.

Çimdik Testi: Bu test sayesinde derinizin ne kadar kuru olduğunu gözlemleyebilirsiniz. Elinizin üstündeki deriyi çimdikleyip bırakınız. Derinin eski halini alıncaya kadar gözlemleyiniz. Bu süreç ne kadar hızlı oluyorsa, deriniz o kadar gençtir.

4. İdrar renginde koyuluk ve koku

İdrar rengimiz yeterli su içip içmediğimizi gösterir. Koyu olması genellikle yetersiz su içtiğiniz anlamına gelmektedir. Bazı takviyelerin ve ilaçların idrar rengini koyulaştırma özelliği vardır, böyle bir durum yok ise ve idrar renginiz koyu sarı ise yetersiz su içtiğinizi kabul etmelisiniz.

Koyu sarı renkli idrarın aynı zamanda koku yapması ve yanma hissi vermesi de normaldir. Beslenme ve su alım oranınızı gözden geçirip idrar renginizi takip etmeniz durumunda aradaki farkı rahatlıkla gözlemlemek mümkündür.

Источник: //www.uplifers.com/susuzlugun-belirtileri-ve-zararlari-nelerdir/

Ülser Nedir? Belirtileri & Tedavisi Nelerdir?

Meğer Bu Belirtiler Susuzluğa İşaretmiş!

 Midede hafif yanma ve dolgunlukla başlayıp, şiddetli ağrı ve kusmayla devam eden belirtiler, ülser hastalığının işareti olabiliyor. Memorial Sağlık Grubu Gastoenteroloji bölümü uzmanları, ülser hakkında merak edilenleri anlattı.  

Ülser Nedir?

Ülser, mide ya da onikiparmak bağırsağının, mide asidi ve pepsin gibi sıvılar tarafından tahrip edilip, doku kaybının oluşmasıdır. Doku kaybının yanı sıra mide ya da onikiparmak bağırsağında pepsinin de etkisi ile yaralar oluşur.

Enflamasyon adı verilen bu yaralar, ülkemizde mideden çok onikiparmak bağırsağında görülmektedir. Ülser erkeklerde kadınlara oranla 3 kat daha fazla görülmektedir.

Özellikle 30-50 yaş grubunda daha çok görülen ülser, 60 yaş civarında kadınlarda daha çok ortaya çıkmaktadır.

Midede oluşan ülserler gastrik ülser, onikiparmak bağırsağında oluşan ülserler duoedenum ülseri veya bulber ülser olarak adlandırılır. 3-5mm den 5cm e varan genişlikte olabilirler.

Ülser Nedenleri

Mide kendi görevlerini yerine getirirken kendisini de korumaya alır. Mukozal defans sistemleri, midenin düzenli hareketleri, hücre yenileme sistemler, işlevini yerine getirirken midenin zarar görmesini de engeller.

Bu mekanizmalar son derece karmaşık bir şekilde hücre içi yollar, hücresel düzeyde hormon ve elektriksel uyarılar kullanılırken, diğer organ ve sistemlerle uyumlu bir şekilde çalışırlar.

Ancak midenin koruyucu mekanizmaları ve midede sorun yaratacak mekanizmalar arasında bir dengesizlik ortaya çıkar ise kişide mide şikayetleri başlar. Aslında bu durum tek başına mide problemi değil, tüm sindirim sistemini etkileyen bir sorun haline gelir.

Tüm bu dengesizlikler kendini reflü, gastrit, peptik ülser ve fonksiyonel dispepsi olabileceği gibi mide kanserine kadar uzanan çeşitli mide hastalıkları ile ifade eder.

Ülserin ortaya çıkmasını kolaylaştıran bazı faktörler vardır. İnsan vücudunda mekanik ve fizyolojik etkileri olan “helicobakter pylori” adı verilen bir bakteri, sigara ve alkol tüketimi ile ve bazı ilaçlar ülsere neden olan en önemli etkenlerdir. Bunun yanı sıra ülser nedenleri olarak;

  • Dengesiz ve sağlıksız beslenme düzeni
  • Aşırı tuz tüketimi
  • Besinleri az çiğnemek
  • Uzun süre aç kalmak
  • Mideyi fazla doldurmak
  • Uykusuzluk
  • Yorgunluk
  • Besinlerde hijyene dikkat etmemek
  • Genetik faktörler
  • Stres

Yapılan toplumsal çalışmalarda, savaş ve deprem gibi afet benzeri durumlarda toplumda peptik ülser ve mide kanaması sıklığının arttığı ortaya konmuştur. Ekonomik buhran dönemlerinde de aynı bulgular dikkati çekerken, özellikle “fonksiyonel dispepsi” olarak adlandırılan rahatsızlığın, stresin yoğun olduğu dönemlerde daha fazla belirti verdiği de gözlenmiştir.

Ülser Belirtileri

Ülser belirtileri oldukça belirgin ve kimi zaman rahatsız edici olabilir. En sık rastlanan ülser belirtisi, karnın üst kısmında kemirme ve yanma şeklinde hissedilen ağrıdır. Özellikle öğün aralarında kendini daha çok gösteren ülser, özellikle onikiparmak ülseri olan kişileri gecenin herhangi bir saatinde uyandırabilir. Genel olarak bakıldığında ülser şu belirtiler ile kendini gösterir;

  • Midede yanma ve ağrı
  • Bulantı
  • Kusma ile gelen rahatlama
  • İştahsızlık
  • Kilo kaybı
  • Şişkinlik ve gaz
  • Sık acıkma
  • Yemek yedikten sonra mide ağrısı
  • Hazımsızlık

Ülser bazı hastalarda hiçbir ön belirti vermeden kanama ve delinme gibi durumlara neden olabilir. Özellikle sonbahar ve bahar aylarında sıklığı artan ülser belirtileri fark edilir fark edilmez uzman bir sağlık kuruluğuna başvurulmalıdır.

Ülser Teşhisi

Ülser teşhisinin en doğru yöntemi ülserin direkt olarak görülmesine ve gerektiği zaman doku örneği alınmasına olanak sağlayan endoskopidir. Bazı ülser vakalarından baryumlu mide duedenum grafisi de endoskopi sonrasında yardımcı olabilir. Ülserin mide kanserine dönüşmesini önlemede ülserin endoskopi ile erken teşhis edilebilmesi çok önemlidir.

Ülser Tedavisi

Ülser tanısı klinik, laboratuvar ve görüntüleme yöntemleri ile konduktan sonra üst gastrointestinal sistem endoskopisi (gastroskopi) altın standart kabul edilir.

Gastroskopi ile ülserler direkt görülebilir, biyopsi alınabilir ve mukozadaki mikroskobik değişiklikler ve helikobacter pozitif bulunurs,a enfeksiyona yönelik antibiyotik tedavisi ve mide asidini baskılayan ilaçlar kullanılabilir.

Ayrıca ülser kanamalarında gastroskopi sırasında endoskopik tedavi yöntemleri uygulanarak kanamanın durdurulması sağlanabilir. Tedavide helicobakter pylorimide asidini baskılayan ilaçlar ve pozitif bulunursa enfeksiyona yönelik antibiyotik tedavisi verilir.

Ülser tedavisinde kullanılan ilaçlar H2 reseptör blokerleri ve proton pompa inhibitörleridir. Ülser ilaçları mide asitlerini azaltarak kişinin yakınmalarını rahatlatır. Bunun yanı sıra mide asidinin ülser üzerine etkisini ortadan kaldırarak, iyileşmeyi sağlar.

Çoğu ülser ilaç tedavisi ile iyileşir. İlaç tedavisinin dışında uygulanan diğer yöntem ise asit ve pepsin salgısını engellemek için bu salgıyı uyaran sinirin (vagus siniri) kesilmesine dayanır. Ancak tekrar riski olabilmektedir.

  Bazı ülser vakaları kanama, stenoz (daralma -tıkanma) , delinme gibi sorunlara yol açarsa ameliyat gerekebilir. Ülserler kronik ve tekrarlayıcıdır. Hayatı kısaltmaktan çok hayatın kalitesini azaltır. Tedavi edilemeyen bir ülserin iyileşmesi 10- 15 yıl kadar sürer.

Bunun yanı sıra ülser diyeti de ülser tedavisinde yardımcıdır.

Ülser Diyeti

Mide yanmasını önlemek için içilen süt bile ülser rahatsızlığını ileri seviyelere götürebilir. Bu nedenle ülser hastaları midelerine iyi gelmeyen, mide salgısını artıran her türlü gıda ve içecekten kesinlikle uzak durmalıdır.

Ekşi, acı, soğanlı yiyecekler şikayetleri artırıyorsa onlardan uzak bir beslenme rutini oluşturulmalıdır. Sigara içmek ülser tedavisini bloke ederek ülserin iyileşmesini geciktirmektedir. Alkol alımı da yüzeysel mukoza direncini bozduğu için gastrit ve ülser gibi hastalıkların tedavisini zorlu hale getirir.

Özellikle akut ülserde kesinlikle alkol kullanımından uzak durulmalıdır.

Ülser Ağrısına Ne İyi Gelir? Ülserden Korunmak İçin Neler Yapılmalı?

  • Sağlıklı ve düzenli bir beslenme programını uygulayın.
  • Kahvaltı etmeyi ve öğünlerinizi ihmal etmeyin.
  • Kızartma, aşırı şekerli, tuzlu ve yağlı tatlılardan uzak durun.
  • Yeterli sıvı almaya özen gösterin.
  • Çay ve kahveyi sınırlayın.
  • Akşamları buharda pişmiş yemekleri tercih edin.
  • Küçük porsiyonlar tüketin
  • Mideniz uzun süre boş kalmasın.
  • Tatlı olarak taze ve kuru meyveler, meyveli yoğurtlar veya sütlü tatlıları tercih edin.
Güncellenme Tarihi: 13 Ekim 2017Yayınlanma Tarihi: 13 Ekim 2017

Benzer Sağlık Rehberleri

Источник: //www.memorial.com.tr/saglik-rehberleri/ulser/

Doğal ölümün yakın olduğuna dair 10 işaret – uzmanlar.com

Meğer Bu Belirtiler Susuzluğa İşaretmiş!

Ölümün her belirtisi herkeste ortaya çıkmayabilir. Ancak uzmanlara göre birçok insan aşağıdaki belirtilerin herhangi bir kombinasyonunu son günlerinde veya saatlerinde yaşamaktadır. Keza kişi eğer suni solunum, beslenme hortumu gibi yaşam desteği alıyorsa ölüm süreci farklı olabilir.

1) İştah kaybı

Kişide enerji azalması yaşanır. Yemeklere veya sıvılara karşı direnç gösterebilir veya reddedebilir. Yahut sadece az miktarda mamamsı yiyecekler kabul edebilir. Hazmı zor olan et ilk reddedilen yiyeceklerden biri olabilir. En sevilen yiyecekler bile kişi tarafından istenmez. Yaşamın sonuna doğru ise fiziksel olarak yutamaz hale gelebilir.

2) Fazlasıyla yorgunluk ve uyku

Metabolizmanın yavaşlamasından, az yiyecek ve içecek alımının vücutta susuzluğa yol açmasından dolayı kişi günün büyük bölümünde uyumaya başlayabilir. Uykudan uyandırılması zorlaşır. Yorgunluk o kadar belirgindir ki, çevresindekilere dair farkındalığı dahi kaybolabilir.

3) Giderek artan fiziksel güçsüzlük

Yemek yemede azalma ve enerjisizlik, kişinin kafasını kaldırma veya yatakta doğrulma gibi şeyler için bile enerjisinin olmamasına yol açar. Kişi pipet ile bir sıvıyı dahi içemeyebilir.

4) Zihnin bulanıklaşması ve yönelim kaybı

Organlar bozulmaya başlar. Buna beyin de dahildir. Bilinç değişime uğramaya meyillidir. Kişi nerede olduğunun ve odada kimlerin olduğunun farkında olmayabilir. Daha az konuşmaya ve cevap vermeye başlayabilir. Odada başkaları tarafından görülmeyen kişilerle konuşabilir. Anlamsız şeyler söyleyebilir. Zamanı karıştırabilir. Huzursuzlanarak çarşaflarla bile tartışabilir.

5) Zor nefes alma

Kişinin nefes alıp vermesi düzensiz ve zor bir hale gelebilir. Cheyne-Stokes denilen, derin ve yüksek sesle nefes almayı takiben 5 saniye ile 1 dakika arasında nefes almama (apne) olabilir. Bunun akabinde de derin ve yüksek sesli nefesin devam etmesi ve yine yavaşça azalması şeklinde belirgin bir nefes alıp verme duyulabilir.

6) Sosyal geri çekilme

Beden faaliyetleri azaldıkça kişi etrafındakilere olan ilgisini yitirebilir. Hiç konuşmayabilir veya anlaşılamayan bir şekilde mırıldanabilir. Sorulara cevap vermeyi bırakabilir. Sadece başka bir tarafa bakabilir. Bunların yanısıra kişi sosyal açıdan geri çekilmeden birkaç gün önce beklenmedik bir şekilde dikkatli ve ilgili olarak sevenlerini şaşırtabilir.

7) İdrara çıkmada değişiklikler

Az tüketim (kişi yiyecek ve içeceğe olan ilgisini kaybettiğinden) az boşaltıma neden olur.

Ölüm sürecinin bir parçası olarak tansiyonun düşmesi (diğer semptomlarla bilirlikte olduğundan bu dönemde tedavi edilmez) böbrek faaliyetlerinin azalmasına yol açar.

İdrar yoğun kahverengimsi, kırmızımsı veya çay renginde olabilir. Ölüm sürecinin sonlarına doğru ise mesane ve bağırsak kontrolünün kaybı ortaya çıkabilir.

8) Ayak ve bileklerde şişme

Böbrekler vücut sıvılarını işleyemez hale geldikçe sıvılar birikerek kalpten uzak olan bölgelerde, özellikle ayak ve bileklerde toplanabilir. Bu bölgeler ve bazen de el, yüz veya ayaklar şişmiş bir görüntüye bürünebilir.

9) Parmak uçlarında soğukluk

Ölümün dakikalar veya saatler öncesinde, kişinin kan dolaşımı hayati organlara destek verebilmek için vücudun merkezinden uzak yerlerden geri çekilir. Bu olurken vücudun uzantıları (eller, ayaklar, parmaklar) belirgin bir şekilde soğur. Tırnak dipleri daha solgun ve mor görünebilir.

10) Alacalı damarlar

Ölümün yaklaştığının geç ortaya çıkan belirtilerinden biri de solgun ve grileşmiş cilt üzerindeki belirgin bir şekilde görülebilen morumsu/kırmızımsı/mavimsi alacalanmalardır. Bu, azalan kan dolaşımının bir sonucudur. İlk olarak da ayak tabanlarında görülür.

İlgili yazı: Türkiye’de her yıl kaç kişi hayatını kaybediyor?

Karalahana, pazı, ıspanak ve diğer koyu yeşil yapraklı sebzeler B vitamini ve folik asit içerir. Bu da beyni yaşlanma etkilerinden korur. Bu sebzelerde ayrıca kalp krizi ve kansere karşı koruyan antioksidanlar da bulunur.

2) Çikolata

Çikolata, beyin hücrelerini korumada yardımcı olan ve beyne kan akışını hızlandıran flavanol antioksidanlar açısından zengindir. Ancak içindeki kakao oranı önemlidir. Çikolota ne kadar koyuysa (bitter çikolata) o kadar iyidir.

3. Somon balığı

Somon, beyne en faydalı yiyeceklerden biridir. Hafıza ve idrak unsurlarını geliştiren omega-3 temel yağ asitleri bakımından çok zengindir. Omega-3’ler kalp krizi, kanser ve Alzheimer riskini azaltan antienflamatuar (iltihap önleyici) özelliklere de sahiptir.

4) Sert kabuklu yemişler

Bunlar beyin fonksiyonlarını geliştiren omega-3 ve omega-6 temel yağ asitleri bakımından zengindir. Beyni serbest radikal zararlardan koruyan E vitamini içerirler. Ceviz, beyin gelişimi için çok faydalıdır. Kaju ve ayçekirdeği seratonin seviyesini yükselten, stresi azaltan amino asitler içerir.

5) Yumurta

Yumurta, konsantre olmanızı ve bilgileri hatırlamanızı sağlayan, nörotransmitter asetilkoli’nin önünü kesen bir kolin kaynağıdır. Araştırmalara göre, Alzheimerlı hastalar bu önemli nörotransmitter’ı tamamen tüketmişlerdir.

6) Keten tohumu

Bu bitki bazlı omega-3 kaynağı, vejeteryan ve veganlar için mükemmeldir. Keten sadece beyin fonksiyonlarını geliştirmekle kalmaz, aynı zamanda iltihaplanmayı azaltır ve dolaşımı güçlendirir. Ayrıca kolestrolü düşürdüğü ve kan şekerini dengelediği için diyetlerde yer verilmelidir.

7) Yaban mersini

Yaban mersini öğrenme yetisini ve motor becerilerini geliştiren antioksidanlar olan flavonoidler bakımından zengindir. Flavanoidler aynı zamanda Alzheimer ve bunama gibi dejeneratif beyin hastalıklarını önlemeye yardımcı olur.

İlginizi çekebilir: Dahi insanların 14 ortak özelliği. Acaba kaçı sana uyuyor?

Источник: //www.uzmanlar.com/saglik/dogal-olumun-yakin-olduguna-dair-10-isaret

Hamilelikte Aşırı Susuzluk Hissi

Meğer Bu Belirtiler Susuzluğa İşaretmiş!

Bazen, hamile olun ya da olmayın, vücudunuzda çok fazla su içme dürtüsü olabilir. Çoğu anne günde 8 bardak su içmeyi yeterli bulsa da, uzmanların tavsiyesi günde 10-12 bardak su içmeleri yönündedir. Özellikle hamileyseniz, aşırı susuzluk hissi ile karşılaşabilirsiniz ve ağız kuruluğu şikayetiniz de olabilir. Ağız kuruluğu, genel hamilelik belirtilerinden biridir.

Eğer hamileyken aşırı susuyorsanız, bunun altında yatan bazı sebepler olabilir. Gebelikte aşırı susuzluk nedenleri ve belirtilerini yazımızın devamında bulabilirsiniz.

Gebeyken sürekli su içme ihtiyacı duyuyor olabilirsiniz. Her zamankinden daha çok susayabilirsiniz. Hamile kaldıktan sonra, vücudunuz daha fazla sıvıya ihtiyaç duyar. Sonuç olarak, genellikle, gebelikte pek çok bayan aşırı susuzluk sorunundan muzdarip olurlar. Bunun altında yatan bir tıbbi neden olup olmadığını öğrenmek için, doktorunuza danışmanızı öneriyoruz.

Hamilelikte Aşırı Susuzluk Belirtileri:

Zaman zaman aşırı susamış hisseden gebe bayanlarda aşağıda belirtilerden bazıları söz konusu olabilir.

  • Ağızda kuruluk hissi
  • Sık idrara çıkma
  • Eller, ayaklar ve ayak bileklerinde şişlik

Hamilelikte Aşırı Susuzluk Nedenleri:

Vücudunuzun susuz kalması dışında, hamile iken susuzluk hissinin artmasına neden olabilecek bazı faktörler şöyledir:

Gebeliğin ilk üç aylık döneminde ve ilerleyen zamanda da sık idrara çıkma ihtiyacı hissedebilirsiniz. Kendinizin ve doğmamış bebeğinizin sağlığı açısından daha fazla sıvıya ihtiyaç duyarsınız. Bu nedenle, her zamankinden daha fazla susayabilirsiniz.

Vücudunuzdaki sıvılar, atıkların kaldırılmasına yardımcı olur ve aynı zamanda doğmamış bebeğinizin rahim içerisinde ürettiği atıkların da dışarı atılmasını sağlar. Bebeğin etrafındaki amniyon kesesi, onu koruma altında tutar. Ancak, amniyon kesesinde yeterli sıvı olması gerekir. Geceleri çok terliyorsanız, vücut ısınız değişiyorsa, her zamankinden daha çok susayabilirsiniz.

24 haftalık hamile olduğunuz zamanlarda, kan basıncı düzeylerinizde dalgalanma olabilir. Kan basıncınız düştüğünde, kalbiniz daha fazla kan pompalamak zorunda kalır. Sonuç olarak, susuzluk hissi ile karşılaşabilirsiniz.

Eğer kan basıncı seviyelerinizde düşüş varsa, vücudunuzun susuz kalmasının yanı sıra; yorgunluk, mide bulantısı, bulanık görme, sık nefes alma ya da nefes darlığı, bayılma ve baş dönmesi, halsizlik ve cilt kuruluğu sorunları ile karşılaşabilirsiniz.

Hamile kaldıktan sonra, vücuttaki kan hacmi miktarında artış meydana gelir. Hamilelikte vücudunuzdaki kan hacmi %40 kadar artabilir. Bu nedenle, vücudunuz daha fazla suya ihtiyaç duyar. Kan hacminin artışı, aşırı susuzluk çekmenize neden olabilir.

Bazen, susuzluk hissiniz artabilir. Son zamanlarda yediğiniz yiyecekler ve içecekler de buna neden olabilir. Baharatlı, çok tuzlu ve yağlı yiyecekler yemek, susuzluk hissini artıran etkenlerdir.

Ne Zaman Endişe Etmeli?

“Hamilelikte aşırı susuzluk hastalık belirtisi mi?” diye merak ediyor olabilirsiniz. Yukarıda yer alan susuzluk hissi nedenlerinin yanı sıra, bazı sağlık sorunları da susuzluk hissini ortaya çıkarabilir.

  • Gebe kaldıktan sonra, vücudunuzu çok fazla değişiklik beklemektedir. Bazı durumlarda, gebeliğiniz olması gerektiği gibi ilerlemeyebilir ve çok fazla su içme ihtiyacı duyabilirsiniz. Doktorunuza bu durumu danıştıktan sonra, bazı hastalıklardan şüphelenebilir ve gerekli testleri önerebilir.
  • Gebeliğin ilerleyen haftalarında belirtileri dikkate almalı ve çok dikkatli olmalısınız. Eğer susuzluk hissi seviyesinde artış fark ederseniz, rahmin mesaneye baskı uygulaması sonucu olabilir. Bu durum sık idrara çıkma ihtiyacını artırır. Sık aralıklarla tuvalete gitmek, aynı zamanda sıvı kaybına neden olur ve bu kaybı doldurmak için vücudunuz daha fazla sıvıya ihtiyaç duyar. Yani, normalden daha fazla susamış hissedebilirsiniz.
  • Doktorunuz gestasyonel diyabet hastalığından şüphelenebilir. Bunun için de kan şekeri testi isteyebilir. Test sonuçlarında rakam 140 mg/DL üzeri ise, gestasyonel diyabet gelişme riski olabilir.
  • Hamileyken vücudunuz değişiklikleri karşılamak için daha fazla insülin üretmek zorundadır. Bu nedenle, hamile kadınlar arasında gestasyonel diyabet gelişme riski fazladır. Eğer vücudunuz ihtiyacı olan insülini doğru miktarda üretemiyorsa, gebelik diyabeti riski altında olabilirsiniz.
  • Eğer bir önceki gebeliğinizde, gestasyonel diyabet tanısı konduysa; son gebeliğinizde de bu hastalığın gelişme riski yüksektir.

Yeterli miktarda su içmek, vücut fonksiyonlarımızın sağlıklı işlemesi için çok önemlidir. Ancak, aşırı su içmek de zararlı olabilir. Doktorunuzun tavsiye ettiği miktarda su içmeye özen gösterin. Aşağıda yer alan yorum bölümünden kendi görüş ve önerilerinizi okuyucularımızla paylaşabilirsiniz.

Источник: //www.hamilelikbelirtileri.co/hamilelikte-asiri-susuzluk-hissi/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.

    ×
    Рекомендуем посмотреть