Meme kanseri yeterince bilinmiyor ama çok çektiriyor

içerik

Meme kanseri hakkında doğru bilinen 12 yanlış

Meme kanseri yeterince bilinmiyor ama çok çektiriyor

Yanlış! Her kanser türünde olduğu gibi meme kanseri de genetik risk faktörleri taşımaktadır. Ancak meme kanserlerinin %85’i genetik sebepler dışında gelişmektedir. Aile hikayesinde meme kanseri olmayan kadınlarda da bu kanser türü görülebilir.

Mememi kendim kontrol etmem  yeterli

Yanlış! Kanserde erken teşhis çok önemlidir. Meme kanseri için en önemli nokta herhangi bir şikayet olmadan doktora gitmektir. Memedeki kitle, ele gelecek hale gelmeden çok önce mamografi ile saptanabilir. Hatta kanserleşme aşamasından önce bile memedeki kansere dönüşebilecek lezyonlar saptanabilir. Dolayısıyla hiç şikayet olmadan kontrole gidilmelidir.

https://www.medikalakademi.com.tr/kimler-meme-kanseri-riski-altinda-2/

Sık mamografi çektirmek kansere neden olur

Yanlış! Mamografi kansere ya da kanserin yayılmasına neden olmaz. Aksine hastalığın yayılmasını önleyen tedavi sürecinde önemli bilgilere ulaşılmasını sağlar. Mamografi işleminde verilen ışın dozu çok düşüktür.

Bir kadın 50 yıl boyunca her yıl mamografi çektirirse, meme dokusu ancak bir kez akciğer röntgeni çektirmiş kadar ışın alır. Belirli aralıklarla mamografi çektirmek sakıncalı değildir. Meme kanserine neden olmaz.

Ancak gereksiz mamografi çektirmekten de kaçınılması gerekmektedir. Ayrıca genç yaşta mamografi çektirmenin sakıncası yoktur. Ancak 30 yaşın altındaki kadınlarda meme dokusunun özelliğinden dolayı mamografi ile yeterli görüntü alınamadığından, genç yaşlarda genellikle mamografi yerine ultrason tercih edilir.

Yanlış! Doğum yapmak ve emzirmek, kadınları meme kanseri açısından belli bir oranda koruma altına almaktadır. Ancak doğum yapan ve emziren kadınların kanser olmayacağı anlamına gelmez.

Kadınlar menopozdan önce meme kanserine yakalanmıyor

Yanlış! Meme kanseri her yaşta ortaya çıkan bir kanser tipidir. Menopoza girmeden, doğum bile yapmadan önce erken yaşlarda ortaya çıkabilir.  Günümüz şartlarında 20’li yaşlarda meme kanserine yakalanmış hastalar da görülmektedir.

https://www.medikalakademi.com.tr/meme-kanseri-nedir-nedenleri-belirtileri-ve-memenin-elle-muayenesi/

Yanlış! Meme kanseri kadınlarda en sık görülen kanser türlerinden biridir. Ancak bu durum, hastalığın erkeklerde görülmeyeceği anlamına gelmez. Tüm meme kanserlerinin %1’i erkeklerde görülür.

Elle kontrol ederken mememde bir şişlik hissettim, kesin meme kanseriyim

Yanlış! Kadınların birçoğunda görülen meme kistleri her zaman kansere işaret etmez. Büyüyüp ağrı yaptıklarında ya da meme kanseri yönünden kuşku uyandırdıklarında bu oluşumlar boşaltılabilir. Ayrıca memedeki kitlenin ağrıması ile kanser arasında bağlantı yoktur. Memede ele gelen her doku kitle değildir, her kitle de kanser anlamına gelmez.

Mememde akıntı oldu, galiba kanserim

Yanlış! Her kadında memeden sıkmakla bir miktar akıntı olabilir. Bu durum kanser belirtisi değildir. Kendiliğinden olan, tek taraflı ve kanlı akıntılar teh habercisidir. İncelenmesi gerekir.

Biyopsi yaptırmak kitlenin kanserleşmesine yol açar

Yanlış! Herhangi bir kanserin tanısı biyopsi ile yapılabilmektedir. Kitlenin adının konması için en güvenli yoldur. Biyopsi kitlenin niteliğini değiştirmez. Hastalığın yayılmasına neden olmaz.

Yanlış! Kanser vücuda yayılacaksa, kanserli kitleden ayrılan hücreler yoluyla yayılır. Bu kitlenin alınması yayılmayı engeller. Kitlenin alınmasında geç kalınmış ise, ameliyattan önce vücuda yayılmış hücreler, kitlenin kendisi alınsa bile bir süre sonra yeni kitleler oluşturabilir. Bu durumun ameliyatla ilgisi yoktur.

Bende meme kanseri tespit edildi, mememi kaybedeceğim

Yanlış! Çok geç kalınmamışsa meme kanseri ameliyatlarında artık memenin tümünün alınmasına gerek yoktur. Yalnızca kanserli dokunun alınmasıyla tedavi tamamlanmaktadır. Gecikmiş olgularda memenin tamamen alınması gerekse bile, aynı seansta hastanın kendi dokularından ya da hazır protezler ile aynı seansta hastanın alınan memesi yerine konabilmektedir.

25 soruda tüm detaylarıyla meme kanseri: Merak edilen sorulara yanıtlar

Meme kanseri ameliyatı sonrası kolumu eskisi gibi kullanamayacağım

Yanlış! Genellikle koltuk altı lenf bezlerinin tamamının alınmasına gerek yoktur. Çeşitli yöntemler ile ameliyat sırasında lenf bezlerinin birkaçı işaretlenip alınarak incelenir. Eğer sorun yoksa diğer lenf bezlerine dokunulmaz. Diğer lenf bezlerinin alınması gerekse bile bu durum mutlaka kolun şişmesi anlamına gelmez. Kolun şişmemesi için tedbirler alınmalıdır.

Источник: https://www.medikalakademi.com.tr/meme-kanseri-hakkinda-dogru-bilinen-12-yanlis/

Kemoterapiyle Meme Kanseri Tedavisi

Meme kanseri yeterince bilinmiyor ama çok çektiriyor

Kemoterapi, meme kanseri hücrelerini öldürmek için kanser önleyici ilaçların kullanılması anlamına gelir. Hangi ilacın kullanılacağını ve hangi dozda alınacağını belirleyen doktor onkologdur. Kemoterapi üç temel amaç için kullanılabilir:

  1. Adjuvan tedavi. Hedef ilk ameliyat ve radyoterapi sonrası kanserin tekrar etmesini önlemek ya da geciktirmektir. Kanser, meme ve kol altındaki lenf bezleriyle sınırlı gibi görünüyor olsa bile, kanser hücrelerinin görülemeyen başka bölgelere yayılması olasılığı vardır.  Kemoterapi bu hücreleri öldürmeye çalışmak için uygulanır.
  2. Neoadjuvan tedavi. Bazen kanser o kadar büyük olur ki, öncelikle kemoterapiyle küçültmek ameliyatı daha kolay hale getirir.
  3. Metastatik hastalığı tedavi etmek için. Eğer kanser vücudun meme ve kol altındaki lenf bezleri dışında başka bir bölgesinde de görülürse buna metastatik hastalık denir. Kemoterapi, vücudun diğer bölgelerine yayılmış kanser hücrelerini öldürmek ve kadınların daha yüksek bir hayat kalitesiyle daha uzun yaşamasını sağlamak için ana yollardan biri olabilir. Kemoterapiye ne zaman başlanacağı, hangi ilaçların kullanılacağı ve hangi yan etkilerin görüleceği kadından kadına değişir. Bunları doktorunuzla görüşmelisiniz.

Meme Kanseri İçin Yaygın Kullanılan Kemoterapi İlaçları

Meme kanseri tedavisinde kullanılan en yaygın kemoterapi ilaçlarının bazıları şunlardır:

  • Antrasiklinler. Bu ilaç sınıfı şunları içerir: doksorubisin, epirubisin ve lipozomal doksorubisin.
  • Taksanlar. Bu ilaç sınıfı şunları içerir: dosetaksel, paklitaksel ve proteine bağlı paklitaksel.
  • Siklofosfamid
  • Kapesitabin ve 5 fluorourasil
  • Vinorelbin
  • Gemsitabin
  • Trastuzumab: Bu ilaç sadece meme kanseri HER-2 geninden kaynaklanan kadınların kullanımı içindir.

Kemoterapi ilaçları genelde 2-4 haftalık döngülerle verilir, ama bazıları haftalık olarak kullanılabilir. Adjuvan ve neoadjuvan tedavilerde, genellikle iki veya daha fazla ilaç birlikte verilir. Bir seferde tek bir ilaç kullanımı başka bölgelere de yayılmış olan meme kanseri tedavisi için iyi bir seçimdir.

Meme Kanseri İçin Kemoterapi Görmek

Meme kanseri için kemoterapi her hafta veya 2-4 haftada bir ya ağız yoluyla verilir ya da damara enjekte edilir. Tedavi planınız kendi özel durumuz için tasarlanmıştır.

Kemoterapi gören başka bir tanıdığınızdan çok farklı olabilir.

Örneğin, bazı kadınlar damardan kemoterapi almak için bir gece hastanede kalırken, diğerleri doktor ofisinde bir hafta boyunca günde bir kez ve bir saat süren kemoterapi görür. Bazı hastalar kemoterapiyi hap şeklinde alır.

Bazen damarı bulmak çok zor olduğunda, tamamen deri altına yerleştirilen ve bakım gerektirmeyen bir port veya bir “Hickman” kateter (göğüsten dışarıya doğru sarkar ve temizlenmesi gerekir) kullanılabilir.

Bu cihazlar bir cerrah veya radyolog tarafından yerleştirilir ve kemoterapi ilaçlarının verilmesi için deri dışına bir açıklık sağlar. Ayrıca sıvıları uygulamak ya da kan örnekleri almak için de kullanılabilir.

Kateterler lokal anestezi kullanılarak ayakta tedavi yöntemiyle yerleştirilir. Kemoterapi bittikten sonra kolayca çıkarılabilir.

Adjuvan kemoterapi genellikle ameliyat sonrası iyileşmenin ardından ve radyoterapiden önce başlar ve 4-6 ay sürer. Vücudunuzun tedaviyi nasıl tolere ettiğini görmek için düzenli olarak kontrol edileceksiniz.

Tedavi tamamlayıcı olarak yapıldığı zaman (yani ameliyattan sonra, ama herhangi bir kanser tekrarı belirtisinden önce) tedavinin kesinlikle işe yaradığını bilmenin bir yolu yoktur.

Kemoterapi metastatik hastalık (tümör yayılması) için kullanıldığında, tedavinin kanser üzerindeki etkilerini görmek için taramalar yapılabilir.

Merhabalar hocam, ben diyarbakirdan size yaziyorum, teyzem su an 38 yasinda ve meme kanseri teşhisi konuldu. Kanser 4. Evredeymis ve akciğer karaciğer… devamı

Kemoterapi gören hastalara düzenli kan testleri yapılır.

Doktorlar yeterince beyaz kan hücresi (enfeksiyonla mücadele eder), kırmızı kan hücresi (vücudunuzdaki hücrelere oksijen taşır) ve trombosit (kanın pıhtılaşmasına yardımcı olur) olup olmadığını görmek için kontrol eder.

Kırmızı veya beyaz hücreleri sayısı düşükse, iyileşmeyi hızlandırmak için iğneler yapılabilir. Trombositler düşükse kan nakli gerekebilir. Kemoterapi, beyaz kan hücreleri veya trombositler normal seviyeye yükselene kadar ertelenebilir.

Meme kanseri hastalarını yüksek doz kemoterapi ve kemik iliği veya kök hücre nakliyle tedavi etmenin sağkalımı iyileştirdiği görülmemiştir.

Meme Kanseri Kemoterapisinin Yan Etkileri

Meme kanseri kemoterapi ve radyoterapisi sürekli bölünen kanser hücrelerini yok eder. Ama aynı zamanda sağlıklı hücreleri de etkiler. Kendine yardım yöntemleriyle kullanılan ilaçlar yan etkilerin çoğunu hafifletebilir. Aşağıdaki listede olan ya da olmayan yan etkilerle herhangi bir sorun yaşıyorsanız doktorunuza bildirin:

  • Tedavi günü ya da daha yaygın olarak birkaç gün sonra ortaya çıkan bulantı ve kusma. Tedavi günü bulantı iyice kontrol altına alınabilir, ama daha sonra gelen bulantı daha zordur.
  • İştah kaybı.
  • Yorgunluk hastaların fark ettiği en yaygın belirtidir ama çoğunlukla doktora söylemezler.
  • Ağız ağrısı.
  • Saç dökülmesi. Saçlar bir anda ya da yavaş yavaş dökülebilir veya hiç dökülmeyebilir, bu verilen ilaçlara bağlıdır.
  • Kilo almak.
  • Erken menopoz. Eğer çocuk sahibi olmayı planlıyorsanız, bunu kemoterapiye başlamadan önce, henüz adet döngülerinizin durmasını önlemek ya da yumurtalık dokusunu korumak için yollar olması mümkünken, doktorunuzla konuşmalısınız.
  • Enfeksiyonlara karşı direnç düşüklüğü. Birçok kemoterapi ilacı tedavi sonrası bir hafta gibi bir süre içinde beyaz kan hücresi sayısını düşürür. Kan sayımı çok düşükse bir enfeksiyon tehli olabilir.
  • Kanama artışı. Birçok kemoterapi ilacı trombosit sayısını da düşürür. Trombositler, kan sayımında vücut savunmasının ilk hattıdır. Trombosit sayısı çok düşükse, vücutta küçük kırmızı lekeler ortaya çıkmaya başlar ve herhangi bir travma olmaksızın kolayca çürükler ve kanama oluşabilir. Bu durumda, doktorunuz haberdar edilmelidir.

Kanserde Acil Durum

Doktorunuz ve kemoterapi hemşireniz gördüğünüz özel tedaviye göre hangi durumların acil durum kabul edileceğini size bildirecektir. Doktorunuzun hangi belirtiler için (örneğin ateş), gece veya gündüz her zaman hastaneye başvurmanızı istediği önemlidir.

Potansiyel kanser acil durumu örnekleri:

  • Ateş ve/veya titreme.
  • Ağzınızda yeni yaralar, lekeler, dilde şişme ya da diş eti kanamaları.
  • Boğazda kuruma, yanma, kaşınma ya da “şişme”.
  • Yeni ortaya çıkan, uzun süren ve balgamlı öksürük.
  • İdrara çıkma sıklığı ya da aciliyetinin artması, idrar yapma sırasında yanma ya da idrardan kan gelmesi gibi mesane işlevinde değişimler.
  • Mide ekşimesi, iki ya da üç günden fazla süren bulantı, kusma, kabızlık veya ishal, dışkıdan kan gelmesi gibi sindirim sistemi işlevlerinde değişimler.

Источник: https://www.hemensaglik.com/makale/kemoterapiyle-meme-kanseri-tedavisi

Meme kanserinde yanlış bilinenler ve işin doğrusu…

Meme kanseri yeterince bilinmiyor ama çok çektiriyor

okuyabilirsiniz.

Memedeki her kitle kanser değildir. Çünkü memesindeki kitle nedeniyle hekime başvuran hastaların çoğunun kitlesi iyi huylu çıkar. Elbette, memesinde kitle fark eden bir kadın, “Bu kitleler iyi huylu çıkıyormuş hekime gitmeye gerek yok” diye düşünmemeli.

Fakat her kitlenin kanser gibi algılanması da son derece yanlış. Kitlenin kanser olup olmadığı, ancak hekimin meme muayenesi ve gerekli görüldüğünde yapılacak radyolojik incelemeler sonucunda anlaşılabiliyor.

Eğer kanser şüphesi varsa, tanı ancak yapılacak bir biyopsi ile kesinleştirilebiliyor.

2- “Meme kanseri riski olanlar mutlaka kanser olur.”  

Bazı kadınlar, yaşıtlarına göre daha yüksek oranda meme kanseri riski taşıyabiliyor.

Özellikle kendi soy ağacında meme kanseri olan, daha önce yapılan biyopsilerde meme kanseri öncüsü olan patolojilerin tanımlandığı, aşırı alkol kullanan, menopoz sonrası düzenli egzersiz yapmayan, özellikle karın bölgesinde yağ hacminin arttığı kadınlarda bu risk biraz daha fazla. Uzun süreli hormon tedavisi görmüş olan, hiç doğum yapmamış ya da ilk doğumunu 35 yaşından sonra yapan kadınlarda bu grup içinde yer alır. Bu nedenle kadınların risklerine uygun bir tarama programı öneriyoruz. Sonuçta, meme kanseri açısından risk unsurları taşıyan kadın mutlaka meme kanserine yakalanacak ya da tam tersi meme kanseri açısından risk unsurları taşımayan kadınlarda meme kanseri görülmeyeceğini söylemek mümkün değil.  

3- “Meme kanseri ileri yaştaki kadınları etkiler”  

Meme kanseri görülme sıklığı yaşla birlikte artmakla birlikte 20’li 30’lu yaşlardaki genç kadınlarda da meme kanseri görüyoruz. Genç yaşlarda görülen meme kanserinin sıkça görülen bazı ortak özellikleri var.

Özellikle kalıtsal meme kanserleri daha erken yaşlarda görülebiliyor ve biyolojik olarak biraz daha saldırgan olabiliyor. Ancak meme kanseri genel olarak 40 hatta 50 yaşın hastalığı olduğundan, risk unsuru taşımayan kadınlarda, taramaların 40 ya da 45 yaşından sonra başlaması anlamlı.

Bu nedenle meme kanserinin her yaşta görülen bir hastalık olduğunu söylemekle beraber ileri yaşlarda görülme sıklığının arttığının altını çizmeliyiz.  

4- “Ailenizde meme kanseri geçirmiş bir kişi yoksa meme kanseri olmazsınız.”  

Kalıtsal meme kanseri, meme kanseri grubu içinde bir yeri olmakla birlikte bu grubun ancak yüzde 5 ile 8’ini oluşturur.

Eğer bir kişinin ailesinde kalıtsal meme kanserine neden olan gen mutasyonu varsa riski anlamlı ölçüde artar. Ancak, sadece ailesinde meme kanseri var diye bir kişide meme kanseri oluşur demek yanlış olur.

Tam tersi olarak, bir kişinin ailesinde meme kanseri yaşanmamış olması da meme kanseri görülmeyeceği anlamına gelmez.  

5- “Doğum kontrol hapı kullanmak meme kanserine neden olur.”  

Bu da oldukça yanlış bir inanış. Meme kanseri sıklıkla hormon bağımlı bir kanser.

Yüksek doz hormon, özellikle östrojen kullanmak zorunda kalan kadınlarda meme kanseri riskinin artması nedeniyle bu yorum yapılabiliyor.

Ama şu ana kadar yapılan saha çalışmalarında, özellikle günümüzde kullanılan düşük hormon içeren doğum kontrol haplarının meme kanseri riskini artırdığını gösteren herhangi bir kanıt bulunmuyor.  

6- “Meme kanseri tanısı için kendi kendine meme muayenesi yeterlidir.”

Meme kanserinde erken tanı konulabilmesi, kişinin daha erken hekime başvurabilmesi için kendi kendini muayenesi çok doğru bir yöntem. Kadınların doğurganlık yaşından itibaren ayda bir kez kendilerine ayıracakları 5 ile10 dakika ile memelerini muayene etmeleri ve herhangi bir anormallik fark etmeleri halinde de hekime başvurmaları gerekiyor.

Kendi kitlelerini kendileri fark eden hastalar, meme kanserine yakalanan kadınlar grubu içinde önemli bir orana sahip. O yüzden de kendi kendine meme muayenesine çok önem veriyoruz. Ancak, özellikle 40 yaşından sonra kendi memesini muayene etmek yeterli bir yöntem değil.

Çünkü kişinin kendi kendini muayenesi sırasında fark edebileceği kitlenin boyutu ile genel cerrahi uzmanının yapacağı muayenenin etkinliği çok farklı olacaktır. Klinik meme muayenesinin yanına eklenecek radyolojik incelemelerle meme muayenesinde belli olmayan, ama farklı radyolojik görüntülere sahip olması nedeniyle tanı koyduğumuz büyükçe bir grup var.

Kadın mutlaka kendi memesini düzenli kontrol etmeli, 40-45 yaşından sonra klinik meme muayenesi ve mamografi ve ultrasonografi ile değerlendirilmeli.  

7- Meme kanseri açısından yüksek risk taşıyorum. Yapabileceğim hiçbir şey yok.  

 Meme kanseri açısından yüksek risk taşıyan bir kadınla, hiçbir risk taşımayan bir kadın arasında meme kanseri gelişme riskleri aynı değildir.

Ama, meme kanseri açısından yüksek risk taşıyan bir kadının hekimiyle birlikte bu riskleri tartışması, yapılacak olan meme muayenesi ve radyolojik görüntülerde olası sorunların değerlendirilmesi ve izlenecek tarama programının belirlenmesi, o kişide meme kanseri oluşabilecek olsa bile kanserin son derece erken bir döneminde yakalanmasına ve bu kanser nedeniyle kişinin yaşam süresi ve kalitesinin etkilenmemesine yardımcı olacaktır. Yaşama yönelik bazı parametrelerin meme kanseri riskini artırdığını veya azalttığını biliyoruz. Menopozdan sonra vücuttaki temel östrojen kaynağı yağ dokusudur. Özellikle karın çevresindeki yağ dokusu yüksek oranda östrojen salgılar. Kişinin menopozdan sonra kilo alması, yağlanması meme kanseri riskini artırır. Çünkü meme kanseri sıklıkla östrojenle ilişkili bir kanserdir. Eğer kişi kilo alıyorsa bu meme kanseri riskini artıracaktır. Yapacağı egzersiz ve sağlıklı beslenme ile kilosunu koruyan veya fazla kilosunu verebilen bir kişi bu riski azaltmış olacaktır. Aynı şekilde alkolde hem yağlanma hem de kendi toksik etkileri üzerinden meme kanseri riskini artırmaktadır.  

8- Erkekler meme kanseri olmaz.  

 Bu da yanlış bir inanış. Her 100 meme kanseri hastasından birisi erkek. Özellikle kalıtsal meme kanseri ailelerinde olan erkeklerde meme kanseri daha sık görülüyor. Bu nedenle erkekler de memelerinde bir kitle fark ederlerse zaman kaybetmeden bir hekime başvurmalı.  

9- Meme kanseri olanlar ameliyatta memesini kaybeder.  

 Bu da yanlış bir inanış. Artık meme kanseri ameliyatlarında sıklıkla meme korunabiliyor. Sadece tümörü ve çevresindeki sağlıklı meme dokusunu bir kılıf şeklinde çıkarttığımız zaman bu yeterli bir tedavi olabiliyor.

Bu şekilde bir ameliyatı gerçekleştirebilmemiz için tümörün tek odakta olması, boyut olarak belli bir boyutun altında olması ve mamografide memenin diğer taraflarında kanser olduğunu düşündürecek bulguların olmaması gerekmektedir. Elbette memeyi korumanın bir bedeli oluyor.

Bu bedel de radyoterapi. Memenin tamamını çıkarttığımızda çoğunlukla göğüs ön duvarına radyoterapi vermiyoruz; ama memeyi koruduğumuz hastalarda kalan meme dokusunda hastalığın geri gelme riskini azaltmak için kalan meme dokusuna radyoterapi yapıyoruz.

Cerrahi seçeneklerle ilişkili son kararı hastayla birlikte alarak ameliyatı planlıyoruz.  

10- Meme kanseri olan kadınlar gebe kalamaz.  

Gebelik ve lohusalık dönemindeki hormon değişiklikleri nedeniyle gebelik, meme kanserinin geri gelme riskini artırıyor. Meme kanseri tedavisi görmüş olan bir hastanın, mümkün olduğunca hormon tedavilerinden uzak durması gerekir.

Gebelik ve lohusalık dönemindeki hormon değişiklikleri, meme kanseri tedavisi görmüş hastada lokal olarak hastalığın tekrarlama riskini bir ölçüde artırmaktadır. Özellikle tedavinin başladığı ilk yıllarda, çok net bir sınır olmamakla birlikte 2-5 yıl kadar hastanın gebe kalması çok fazla tercih edilmez.

Hastalığın tekrar etmediği ve hastalıkla ilgili bir sorunun oluşmadığını görüldükten sonra hasta, hekimi ile birlikte durumunu değerlendirerek gebe kalabilir ve sağlıklı bebekler dünyaya getirebilir.   

11- Meme kanseri olan kadınlarda bir memeden mutlaka diğer memeye sıçrar.  

 Kesinlikle yanlış bir inanıştır. Karşı memeye yayılım son derece az görülen bir durumdur. Hastalık tekrar edecekse genellikle ya lokal olarak aynı memede ya da vücudun farklı, uzak yerlerinde, metastaz adını verdiğimiz şekilde geri gelebilir.

Meme kanseri daha çok karaciğer, akciğer ve kemiklere yayılarak geri gelebiliyor. Karşı memeye de yayılabilen meme kanseri olmakla birlikte genellikle bu kural dışı bir durumdur.

Ancak meme kanseri öyküsü olan kadınlar, yeniden meme kanseri gelişimi için risk grubundadır. En güçlü risk unsuru, bir insanın daha önce meme kanseri tedavisi olmuş olmasıdır. Bu nedenle ikinci bir meme kanseri odağı aynı memede veya karşı memede olabilir.

Bu görülebilir bir seçenek olmakla beraber, bir memede var olan kanserin karşı memeye de sıçrayacağı anlamına gelmez.  

12- Meme kanseri ameliyatlarından sonra mutlaka kadınların kolu şişer.  

Bu da yanlış bir inanıştır. Özellikle son yıllarda gelişen yeni teknolojilerinin de yardımıyla koltuk altındaki lenf bezlerine daha az müdahale ediyoruz.

Ameliyatta “sentinel lenf bezi” adını verdiğimiz, nükleer tıbbın (nadiren özel boyaların) yardımıyla gerçekleştirdiğimiz yöntemle, koltuk altındaki ilk bekçi lenf bezine ulaşıyoruz ve o lenf bezini çıkartıp ameliyat sırasında patologlara gönderiyoruz.

Pataloji uzmanı da ameliyat sırasında o lenf bezinde hastalığın bir izi olup olmadığını bize söylüyor.

Eğer hastalığın izi yoksa, hastalığın  ilk lenf bezine uğramadan daha derindeki lenf bezlerine sıçrama olasılığının ihmal edilebilecek kadar düşük olduğunu bilimsel olarak bildiğimiz için, daha ilerilerde olan lenf bezlerine dokunmadan sadece bekçi lenf bezlerine biyopsi yaparak ameliyatı sonlandırıyoruz.

Koltuk altındaki lenf bezlerini temizlediğimiz için, başta şişme olmak üzere, dokunma ve hareket kayıplarına neden olan sinirlerle ilgili yan etkilerden ve ağrıdan hastayı korumuş oluyoruz. Ama hastalığın koltuk altındaki lenf bezlerine de yayıldığını saptadığımız hastalarda lenf bezlerini tamamen temizliyoruz.

Bu da o taraftaki elin ve kolun lenf akımının bütünlüğünün bozulmasına neden oluyor. Bu nedenle hastalarımıza ameliyatlı kollarını mümkün olduğunca ameliyattan sonra korumalarını öneriyoruz. Bu kolda kabul edilebilir oranlarda bir şişliğin oluşabileceğini, ama bunun yaşam kalitesini etkileyemeyeceğini söylüyoruz. Her kadında koltuk altındaki lenf bezleri çıkartıldığı ve her kadında kolun şişeceği yanlış bir inanış olmakla beraber, kolda oluşabilecek bir şişmenin de yapılacak cerrahi tedavinin kabul edilebilir yan etkilerinden biri olduğunu da bilmemiz gerekiyor.  

13- Cerrahi girişimden sonra dış görünüş değişir.  

 Artık birçok meme kanserini çok küçük çaplarda fark ediyoruz. Dolayısıyla sadece kitleyi ve onun etrafındaki küçük bir sağlam meme dokusunu çıkartıyoruz.

Memesi çok küçük boyutlarda olan kadınlar dışında, özellikle de tümörün yerleşimi uygun olduğunda, meme kanseri nedeniyle cerrahi tedavi uygulanmış olduğu çıplak gözle bile fark edilemeyecek düzeyde bir simetri farkından öteye gitmiyor.

Bazen hastalar bile ameliyattan sonra farkı anlamakta zorlanıyorlar.  

14- Meme kanserinin erken evresinde ameliyatsız tedavi mümkündür.  

 Bu da yanlış bir inanıştır. Meme kanserinin bilinen en etkin tedavisi cerrahidir.

Hatta cerrahi seçeneği bazen hem erken evredeki meme kanserlerinde hem de başlangıç düzeyindeki meme kanseri olarak tanımlayabileceğimiz, DCIS dediğimiz meme kanseri türünde tek başına yeterli olabilen bir çözümdür.

Geç evre meme kanserleri ve hastalığın vücudun farklı yerlerine sıçradığı hastalarda memeye yönelik ameliyatın hastaya bir katkı sağlamayacağını bildiğimiz durumlarda hastayı ameliyat etmiyoruz. Ama her erken evre meme kanserinde ameliyatı öneriyoruz.  

15- Silikonlu meme patlar

Silikonlu memenin patlayabilmesi için çok ciddi bir darbe alması gerekir. Sadece delici travmalar sırasında silikonlu meme patlayıp delinebilir.

Yeni teknolojiler sayesinde protez memenin içindeki silikon yapısı jel kıvamında değil, jöle kıvamındadır. Böylelikle bu bölgede yırtılma dahi olsa silikon vücuda yayılamaz ve rahatlıkla tamamını çıkarmak mümkün olur.

Travma sonrası silikonu hemen çıkarmakta fayda vardır ancak uzun süre patlayan silikonla yaşamış hastalara da rastlanır

16- Silikonlu memesi olanlar bebek emziremez

Silikon meme protezi bebek emzirmeyi hiçbir zaman etkilemez.

17- Silikon protez ile meme büyütme sonrası kanser riski artar

Kanser riski kesinlikle artmaz. Asıl üzerinde düşünülmesi gereken, silikon protezin olası bir meme kanserinin gözlemini ortadan kaldırıp kaldırmayacağıdır. Günümüzde gelişen tekniklerle bu durum da ortadan kalkmıştır. Dolayısıyla meme protezi rahatlıkla kullanılabilir.

18- Yağ enjeksiyonu ile meme büyür

Yağ enjeksiyonu yeni ve zorlu bir yöntemdir. Şu an bu uygulama deneniyor ancak her olguda standart başarılı bir sonuçtan bahsedilemiyor.

Bu, protez meme kadar kolay bir yöntem değildir ancak meme rekonstrüksiyonu için kullanılır. Hastaya kendi dokusu ya da protez ile meme yapıldıktan sonra bazı rötuş prosedürleri uygulamak gerekir.

Bunlardan bir tanesi de eksik kalan dokunun yağ enjeksiyonuyla yerine konmasıdır. Bu tür uygulamalar da iyi sonuçlar verir.

Источник: https://www.anadolusaglik.org/blog/meme-kanserinde-yanlis-bilinenler-ve-isin-dogrusu

Meme kanseri ameliyatı sonrası kemoterapi almayacak hastaları nasıl belirleriz?

Meme kanseri yeterince bilinmiyor ama çok çektiriyor

Yazı Boyutu:

Küçült

Sıfırla

Büyült

27.10.2017

OncoType Dx ve PAM50 (Prosigna) adlı iki genetik test, meme kanseri ameliyatı sonrası kemoterapi almayacak hastaları nasıl belirlemekte kullanılmaktadır. Bu testler hangi hastalara yapılmalı? Bu testlerden hangisini kime önerelim? Sonuçlarını onkolog nasıl yorumlar?

Gelin birkaç yıl önce gördüğüm bir hastanın öyküsü ile konuya giriş yapalım. Hastamız Avrupa ülkelerinden birinde yaşıyor, dört çocuklu, 55 yaşında, meme kanseri nedeniyle ameliyat olmuş.

Doktoru hastamıza erken evre meme kanseri olduğunu, koltuk altı lenf bezlerine metastaz olmadığını ancak tümör türü ve kanserin boyutunun 1 cm’nin üzerinde olduğunu söyleyerek koruyucu amaçlı akıllı ilaç ve kemoterapi kullanması gerektiğini kendisine iletmiş ve kabul ederse tedavisine başlayacaklarını söylemiş. Hastamız tedaviyi kabul etmemiş ve takip edilmesini istemiş.

Hastamız bana, ameliyattan uzunca bir süre sonra ikinci görüş almak amacı ile gelmişti. Kendisine neden kemoterapi almadığını sorduğumda, “karşılaştığım kemoterapi alan hastalar çok kötü durumdaydı” dedi ve kendisinin de bu tür durumlar ile karşılaşmaktan korktuğunu bu nedenle tedaviyi reddettiğini söyledi.

Hastalığı ve türü ile ilgili yeterince bilgili değildi ve kemoterapi yan etkileri, koruyucu kemoterapi, akıllı ilaç tedavisi gibi tedavileri de yeterince kavrayamamıştı.

Günümüzde özellikle meme kanseri koruyucu kemoterapi ve akıllı ilaçları uygulamakta zorlanmadığımızı, eskisi gibi ciddi düzeyde bulantı-kusmaları artık hastalarımızın yaşamadığını, kendi kanserinin bugüne değin karşılaştığı ileri evre ve zor hastalar ile benzeşmediğini de bilmiyordu. Hastamıza göre neredeyse tüm kanser hastaları benzerdi ve tüm tedaviler de benzer düzeyde yan etki yapardı. Oysa eldeki veriler eşliğinde kemoterapi ve akıllı ilaç kombinasyonunu almak onun için en uygun olanıydı. Bu sayede gelecekte hastalığının yenileme riski azalacak ve kanserin yenilemesine bağlı yaşam kaybı riski en az orana inecekti.

Günümüzde kemoterapileri oldukça iyi yönetebilmemiz, gerektiğinde akıllı ilaçlar ile kombine tedavileri başarı ile uygulayabilmemiz sayesinde meme kanseri ameliyatı sonrası hastalarımıza yenileme riskini azaltmak amacı ile çoğunlukla koruyucu (adjuvan) tedavi öneririz. Bununla birlikte bir grup hasta var ki kemoterapi vermek bir şey kazandırmaz ve yararından daha fazla zararı olabilir. Bu hastaların yenileme riski oldukça azdır ve tedavi almayacak hastanın seçimi son derece önemlidir.

İşin ustalığı kime kemoterapi verilmeyeceğinin doğru saptanmasıdır.

Erken evre meme kanserli hastaları – hastalığın bölgesel yayılımına göre – iki gruba ayırabiliriz; lenf bezine sirayet etmiş, yani metastaz yapmış hastalar ve tümör boyutu küçük ve lenf bezi sirayeti olmayan hastalar.

Her iki grupta da kanser, vücudun diğer bölgelerine (karaciğer, kemik…) yayılmamış olmalıdır.

Günümüzde genel durumu uygun olan ve lenf bezi sirayeti olan tüm hastalara yenileme riskini azaltmak amacı ile kemoterapi ve uygun olan hastalara da akıllı ilaç öneririz.

Kemoterapi önerirken sadece tümörün yayılımına bakmaz aynı zamanda tümörün biyolojisine yani agresiflik derecesine de bakarız.

Tümörün biyolojisi yani davranış şeklini belirleyen özellikler; tümörün östrojen, progesteron gibi hormonlara duyarlılık özelliği, HER2 test olarak adlandırdığımız akıllı ilaç duyarlılık özelliği ve bazı ilave özellikler (Ki 67, Grad) taşıyıp taşımaması olarak sayılabilir.

Erken evre meme kanserleri içinde, HER2 pozitif ve üçlü negatif hastalar, oldukça erken evrede (lenf bezi sirayeti olmayan ve tümör boyutu 0.5 cm) saptansalar bile koruyucu kemoterapi önerilir. Bu hastalar tümör biyolojileri nedeni ile gelecekte yüksek yenileme riski taşırlar ve bu riskleri kemoterapi ve gerektiğinde akıllı ilaç kullanılarak azaltılabilir.

Hormona duyarlı meme kanserli hastalar, yani östrojen ve progesterona duyarlı ve HER2 özelliği taşımayan erken evre, lenf bezi sirayeti olmayan hastaların bir kısmı kemoterapiden yarar görmezler. Farklı bir deyişle bu hastaların bir kısmının yenileme riskleri oldukça azdır ve bu hastalara kemoterapi uygulanması ilave bir katkı sağlamaz.

Oncotype Dx (21 gen testi) nedir?

Bu test, hormon reseptörü pozitif, HER2 testi negatif, koltuk altına sıçramamış hastalığı olan meme kanserinde kemoterapi verme kararını belirler.

Tümör dokusunda kansere özgü 16 gen analiziyle 5 adet referans gen analizinin birlikte değerlendirildiği bu skorlama testi, meme kanserinin tekrarlama (nüks) ihtimalini ortaya koyar.

Test sonucuna göre düşük riskli çıkarsa kemoterapi ihtiyacı yoktur, yüksek riskli çıkarsa kemoterapiyi vermek hasta yararına olacaktır.

Bu testin değerlendirildiği çalışmalara bakacak olursak; 1600 erken evre HER2 testi negatif, hormon reseptörü pozitif hastanın alındığı çalışmada Onkotype Dx skorlama testi < 18 olan hastalar düşük riskli, 18-30 arası orta riskli, ve >30 yüksek riskli olarak değerlendirilmiş. Bu hastaların 5 yıllık takipleri sonucunda düşük riskli olanlara kemoterapi vermenin bir katkısının olmadığı ortaya konmuştur. Diğer bir çalışmanın 10 yıllık sonuçlarına göre yüksek riskli olan hastaların kemoterapiden fayda gördüğü gösterilmiştir.

Merak konusu olan bir alan da erken evre meme kanserli hormon reseptörü pozitif ve HER2 negatif hastalardan koltuk altı lenf bezlerine sirayet etmiş hastalarda da bu genetik analiz kemoterapi kararını doğru bir şekilde belirler mi? Bu konuyla ilgili yapılan çalışmalarda koltuk altında 1-3 lenf bezine sıçrama olan ve Oncotype Dx skorunda düşük riskli çıkan hastaların koltuk altına sıçramamış hastalarla aynı riske sahip olduğuydu. Fakat bunun kabul edilebilmesi için bu çalışmaların uzun süreli takip sonuçlarının açıklanmasına ihtiyaç var. Bizim klasik yaklaşımımız eğer hastamızın genel durumu uygunsa koltuk altına sıçramış hasta grubunda kemoterapi vermekten yanadır.

PAM50 (prosigna) testi nedir?

Diğer bir skorlama sistemi olan PAM50 (prosigna), ilk olarak meme kanserinin kendi iç tiplerini moleküler olarak belirlemek amacıyla oluşturulmuştur.

Elli gen üzerinden yapılan analizlerde hastalar kategorilendiğinde düşük riskli çıkanların hormona duyarlı meme kanseri tipiyle örtüştüğü gözlemlenmiştir.

Kanser dokusunu düşük, orta ve yüksek olarak sınıflandıran skorlama sistemi olan PAM50, 2013 yılında FDA onayını almıştır.

Bu gen analizi ile ilgili yapılan bir çalışmaya 1478 menapoz sürecindeki erken evre meme kanseri hastası alınmış. Hormon baskılayıcı tedavi ile birlikte hastalığın 5. ve 10. yıl tekrarlama ihtimali ile risk skoru arasındaki ilişkiye bakıldığında düşük risklilerde 10 yıl hastalıksız sağ kalım süresi %96.7, orta riskte %91, yüksek riskte %79 olarak saptanmış.

Hormona duyarlı erken evre meme kanserinde 5. ve 15. yıllar arası hastalığın tekrarlama riskini ortaya koyan PAM50 analizi, koruyucu hormon baskılayıcı tedavi verme sürecimiz konusunda bilgilendiricidir.

Bu iki skorlama sistemi dışında çalışmaları suren endopredict, mammaprint, meme kanser indeksi gibi farklı firmaların da genetik skorlama sistemleri mevcuttur. Çalışmaları devam etmektedir. St.

Gallen Meme Kanseri Konferansı'nda ortak görüş, meme kanserinde bu genetik analiz yöntemleri yakın gelecekte hastalığın evrelemesini de etkileyecek görüşüydü. Düşük riskli çıkan bütün hastaların Evre 1A olarak değerlendirilip tedavisinin de ona göre planlanması gerektiği yönündeydi.

Biz ön planda erken evre meme kanserinde kemoterapi kararını belirlemede eldeki veriler ışığında Oncotype Dx gen analizinin yapılmasının daha uygun olacağı düşüncesindeyiz.

Koruyucu kemoterapi ve hormon baskılayıcı tedavi ve bunun süresinin kararını vermek hastalarımız üzerindeki tedavi yan etkilerini de göz önünde bulundurmamızı gerektirir. Hastalığın karakterini belirleyen bu genetik testlerin klinik kullanımı arttıkça gereksiz kemoterapi ve uzamış hormon baskılayıcı tedavilerinin önüne geçileceği kanısındayız.

Sağlıklı ve mutlu kalın…

Kaynak:1. Vahit Ozmen , Ajlan Atasoy , Erhan Gokmen , Mustafa Özdoğan et al.Impact of Oncotype DX Recurrence Score on Treatment Decisions: Results of a Prospective Multicenter Study in Turkey.Cureus. 2016 Mar 8;8(3):e5222. Siegel RL, Miller KD, Jemal A.Cancer Statistics, 2017.CA Cancer J Clin. 2017 Jan 5.3. Sparano JA, Gray RJ, Makower DF, et al.Prospective Validation of a 21-Gene Expression Assay in Breast Cancer.N Engl J Med. 2015;373(21):2005. 4. Parker JS, Mullins M, Cheang MC, et al.Supervised risk predictor of breast cancer intrinsic subtypes.

J Clin Oncol. 2009;27(8):1160.

Sayfada yer alan yazılar sadece bilgilendirme amaçlıdır, tanı ve tedavi için mutlaka doktorunuza başvurunuz.

Источник: https://www.drozdogan.com/meme-kanseri-ameliyati-sonrasi-kemoterapi-almayacak-hastalari-nasil-belirleriz/

Lenfödem: Yeterince bilinmiyor ama çok çektiriyor!

Meme kanseri yeterince bilinmiyor ama çok çektiriyor

Bunlardan biri de her 4 meme kanseri hastasından birinin karşılaştığı lenfödem. Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cihan Uras ve Acıbadem Atakent Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr.

Vildan Çerçi, yaşam kalitesini ciddi olarak etkileyen ve hastaların gündelik hayatını sürdürmesini bile engelleyebilen bu sorunun kontrol altına alınabilir ve tedavi edilebilir olduğunu belirtiyor. Ancak bu noktada hastalara da büyük görevler düşüyor.

Vücut savunmasında bağışıklık sistemi ile birlikte çalışarak koruyucu bir filtre görevi üstlenen lenf sistemi, bu denli önemli bir görevi bulunmasına karşın çok fazla tanınmıyor.

Aslında hangi nedenle olursa olsun bu sistemin düzgün çalışmasını engelleyecek herhangi bir sorun karşısında damarlar hücrelerden gelen atık sıvıyı boşaltamıyor.

Dokular içinde birikmeye başlayan bu sıvı da vücudun farklı bölgelerinde şişlik ve şekil bozukluklarıyla kendini gösteren lenfödeme neden oluyor.

Doğuştan gelen veya sonradan ortaya çıkabilen bu sorunla en çok mücadele edenlerin başında ise meme kanseri tedavisi gören hastalar geliyor. Meme kanseri cerrahisi sırasında memeyle birlikte lenf nodlarının alınmasına bağlı olarak lenfödem gelişebiliyor. Meme kanseri yaygınlığı düşünüldüğünde sorunun ne denli geniş bir kitleyi ilgilendirdiği de doğal olarak ortaya çıkıyor.

Meme kanserinin bugün tedavide oldukça başarılı sonuçlara ulaşılan kanserlerin başında geldiğini hatırlatan Acıbadem Üniversitesi Tıp Fakültesi Genel Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr.

Cihan Uras, dolayısıyla tedavi sonrasında kaliteli ve sağlıklı yaşamın da son derece önem taşıdığını söylüyor.

Bu noktada yaşamı etkileyen lönfödemi önlemek konusunda hastaların bilinçlenmesinin önemine işaret ediyor.

Lenfödem riskini artıran faktörler

Bugün istatistikler her 4 meme kanseri hastasından birinde lenfödem ortaya çıktığını gösteriyor. Ancak yine de lenf nodları alınan her hastada bu sorunun gelişeceği anlamına gelmiyor. Bu noktada bazı risk faktörleri devreye giriyor.

Memeyle birlikte koltukaltından alınan lenf nodlarının sayısına, nasıl çıkarıldığına bağlı olarak riskin değiştiğini anlatan Prof. Dr. Cihan Uras, “Lenf nodlarında kanser olup olmadığını belirlemek amacıyla birkaç lef nodunun çıkarıldığı ‘sentinel lenf nodu biyopsisi’nde hastalığın gelişme riski daha düşük oluyor.

Ancak koltukaltından daha fazla lenf nodlarının alındığı ‘aksiller lenf nodu diseksiyonu’ yapılan hastalarda lenf ödem gelişme riski artıyor” diye konuşuyor.

Bununla birlikte kanser tedavilerinden sonra açığa çıkan lenfödem riski; cerrahi operasyonun doku üzerindeki etkilerine, radyoterapinin komplikasyonlarına, yapısal olarak bireylerin lenfatik sistem farklılıklarına, lenfödem hakkında yetersiz bilinçlendirmeye ve hastanın kişisel dikkatsizliğine bağlı olarak artabiliyor.

Ameliyatın hemen ardından ya da yıllar sonra ortaya çıkıyor

Lenfödemin oluşumunu önlemek için son yıllarda koltuk altındaki tüm lenf nodlarının alınmaması yönünde bir yaklaşım uyguladıklarını söyleyen Prof. Dr. Cihan Uras, “Artık geçmişteki gibi tüm lenf nodlarının alındığı cerrahi anlayıştan uzaklaşıldı. Ancak bazı hastalarda tüm lenf nodlarının alınması da önem taşıyor.

Bu gruptaki hastalar, radyoterapi de gördüğü takdirde ameliyattan sonra kolda şişme riski yüzde 17-40 olabiliyor. Bazı hastalarda lenfödem ameliyattan bir ay, bazen de yıllar sonra ortaya çıkabiliyor. Dolayısıyla hastaların riskin ömür boyu devam ettiğini bilerek gerekli önlemleri alması önem taşıyor” diye konuşuyor.

Meme cerrahisi sonrasında ortaya çıkabilecek hafif şişlik normal olarak kabul ediliyor. Genellikle de altı hafta içinde yavaş yavaş ortadan kalkıyor.

Ancak lenfödeme işaret eden ve hemen hekime başvuru gerektiren belirtiler şöyle sıralanıyor: Ameliyatın yapıldığı tarafta ağırlık ve ağrı hissi, kol, el veya meme cildinde sıkılaşma hissi, kolda, elde veya parmaklarda esnekliğin azalması, ciltte sıkılaşma, şişme, çukurlaşma gibi değişiklikler.

Önlem almak tedaviden daha etkin!

Acıbadem Atakent Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Prof. Dr. Vildan Çerçi, lenfödemin olası etkileriyle mücadele etmektense oluşmadan önlem almanın çok daha etkili olacağını belirterek kanser tedavisi sonrasında alınabilecek önlemleri şöyle sıralıyor:

  • Sürece hastayı da dahil ederek, tedavi sonrasında karşılaşma ihtimali bulunan lenfödem konusunda bilgi vererek önlenebilir bir sorun olduğunun anlatılması,
  • Cerrahi öncesi lenfatik drenajın hızlandırılması,
  • Lenfatik yolları gösterici ve dokulara en az hasar veren koruyucu cerrahi tekniklerinin uygulanması,
  • Cerrahi sonrası lenf drenajının hızlandırılması, mümkün olan en kısa sürede cerrahi uygulanmış kol ya da bacağa uygun egzersiz başlanması,
  • Lenfödem riskini ölçen aletlerle 3 aylık kontrollerin yapılması.

Tedavi süresi hastaya göre değişiyor

Lenfödem gelişen hastalarda ise zaman kaybetmeden tedaviye başlamak gerekiyor. Çünkü, proteinden zengin lenf sıvısı, enfeksiyon oluşmasına zemin hazırladığı için aşırı lenf sıvısının dokularda birikmesi hücresel fonksiyonları bozarak sağlığı tehye sokabiliyor.

Dolayısıyla tedavide de en kısa sürede ödemi dokudan uzaklaştırmanın amaçlandığını söyleyen Prof. Dr. Vildan Çerçi, şu bilgileri veriyor: “Tedavide, tüm dünyada uygulanan ve lenfatik sistemi elle uyararak yapılan kompleks fiziksel tedavi yöntemi kullanılıyor.

Manuel lenf drenajı, kompresyon (bandaj ve çorap), cilt bakımı ve egzersiz olmak üzere 4 aşamadan oluşan tedavinin süresi lenf ödemin fazlalığı ile ilgili olarak kişiden kişiye değişiyor.

Hafif ve yumuşak bir lenf ödem bir ayda dokudan tamamen uzaklaştırılabilir.

Ancak ileri vakaların tedavi süresi daha uzun olabileceği gibi, tedavi süreci bittikten sonra da ödem atılmaya devam edebiliyor. Bu süreçte hastanın herhangi bir ilaç kullanmasına gerek kalmıyor.

Fakat, kalıcı iyilik halinin devamı için hastanın tedavi sırasında öğretilen yöntemleri düzenli olarak uygulaması da önem taşıyor.”

Vücuttaki basit şişliklere dikkat!

Источник: https://indigodergisi.com/2018/04/lenfodem-tedavisi/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.