Meme Kanserine Rağmen Çocuk Sahibi Olmak Mümkün

Kanser tedavisine rağmen çocuk sahibi olmak mümkün

Meme Kanserine Rağmen Çocuk Sahibi Olmak Mümkün

Tüm yaş grupları içinde kadınlarda en sık görülen kanser türleri sırası ile meme, akciğer, kalın bağırsak, rahim, tiroid bezi kanseri, lösemi ve lenfomalardır. Yaşlara göre bakıldığında 20 yaş ve altında ilk sırada lösemiler yer alırken, 20 – 39 ve 40 – 59 yaş grupları içinde meme kanseri en sık görülmektedir.

KANSER TEDAVİSİ VE ÜREME SAĞLIĞI

Son 30 yılda kansere bağlı ölümlerde belirgin bir azalma izlenmektedir. Örneğin 5 yıllık sağ kalım oranı erişkin kanserlerinde 1970'lerde %50 iken, 2000'li yıllara gelindiğinde %66'ya çıkmıştır. Çocukluk çağı tümörlerinde ise sonuçlar daha yüz güldürücü olmuş %58'den % 81'e çıkmıştır.

Hiç kuşkusuz gelişmiş tanı metodları ile tümörler artık daha erken evrede yakalanmaktadır. Ayrıca tümör biyolojisini daha iyi anlamamız ve bunların getirisi olarak daha etkili, daha hedefe yönelik tedavilerin kullanıma girmesi ile de kanser hastaları artık daha uzun yaşar hale gelmişlerdir.

Kanser hastaları daha uzun yaşadıkça bu hasta grubunun yaşam kalitesi ile ilgili sorunlarda gündeme gelmeye başlamıştır. Bu sorunlardan bir kısmı kanser tedavisinin üreme sağlığına olan olumsuz etkileri sonucu ortaya çıkar.

Maalesef kanser tedavisinde kullanılan ilaçlar (kemoterapi) ve ışın (radyoterapi) üreme sistemini olumsuz etkileyerek kısırlık, erken menopoz ve gebelik kayıplarına yol açmaktadır.

Kadın üreme sisteminde kanser tedavisinin olumsuz etkilediği 2 hedef organ vardır: Yumurtalıklar ve rahim.

– Yumurtalıklar üzerindeki olumsuz etkiler kendini kısırlık ve erken menopoz şeklinde belli eder. Erişkin hastalar ve ergenliğe ulaşmış çocukluk çağı kanser hastaları için söz konusudur. Hem kemoterapi hem radyoterapi bundan sorumlu olabilir.

– Rahim üzerindeki olumsuz sonuçlar sadece çocukluk döneminde ergenlik öncesi kanser tedavisi için maruz kalınan radyasyonun etkisi ile oluşmaktadır.

Kemoterapinin ne çocukluk döneminde ne de erişkinlik döneminde rahim üzerinde olumsuz bir etkisi olduğu düşünülmektedir.

Sonuç olarak rahim gelişimi ve kanlanması bozulduğu için bu kişiler erişkin yaşa ulaşır ve hamile kalırlarsa, düşükler, erken doğum gibi olumsuzlukları yaşayabilirler.

Kısırlık, erken menopoz ve anormal gebelik sonuçları, çocuk doğurma yaşını henüz tamamlamamış genç hastalar ile çocukluk çağı tümörlerinde özellikle önemlidir. Bu hastaların üreme yeteneklerinin (fertilite) korunması (prezervasyon) son yıllarda üreme tıbbının önemi giderek artan bir alt kolu olarak ortaya çıkmıştır.

Kanser ilaçları nasıl kısırlık yapıyor?

Kanser tedavisinde kullanılan kemoterapi ilaçları ve radyoterapi, kanser hücresi yanında normal hücrelerin de ölümüne sebep olmaktadır. Yumurtalık dokusunda yumurtaların erken ve kitlesel ölümü kısırlık ve erken menopoza yol açabilir.

KEMOTERAPİ İLAÇLARI TAHRİBATA YOL AÇIYOR

Her kanser ilacı aynı toksik etkiye sahip değil. Alkilleyici olarak bilinen kemoterapi ilaçları yumurtalık dokusu üzerinde en fazla tahribata yol açan gruptur.

Alkilleyici kemoterapi ilaçları aşağıdaki farklı alt gruplarda toplanmaktadır.

Şayet bu kemoterapi ilaçlarından biri veya birkaçını kullanmak zorunda iseniz yumurtalık dokunuzda tahribat ve buna bağlı kısırlık riskiniz artacaktır.

Nitrojen mustard: Klorambusil, Klormethin, Siklofosfamid, Ifosfamid, Melfalan, Bendamustin, Trofosfamid, Uramustin

Nitrozüreler: Karmustin, Fotemustin, Lomustin, Nimustin, Prednimustin, Ranimustin, Semustin, Streptozosin

Platinyum (alkileyici benzeri): Karboplatin, Sisplatin, Nedaplatin, Oksaliplatin, Triplatin tetranitrat, Satraplatin

Alkil sulfonatlar: Busulfan, Mannosulfan, Treosulfan

Hydrazinler: Prokarbazin

Triazenler: Dakarbazin, Temozolomid

Aziridinler: Karbokünon, ThioTEPA, Triaziquone, Triethylenemelamine

Hemen hemen tüm kanser türlerinde sıkça kullanılan siklofosfamid en çarpıcı örnektir. Temel işleyiş mekanizması olarak yumurta hücresi (oosit) içindeki yapı taşları ve DNA'sında hasara yol açarak ölümüne neden olur. Bu ilaçlar ne kadar yüksek dozda ve ne kadar uzun süreli kullanılırsa yumurtalık dokusunda o kadar fazla sayıda yumurta hücresi ölümüne neden olurlar.

Bunun sonucu olarakta hastada adet düzensizlikleri, adetten kesilme ve erken menopoz riski o oranda artar. Her kadının yumurtalık dokusunda belli sayıda yumurta hücresi bulunur ve buna yumurtalık rezervi denir.

Yumurtalık rezervindeki yumurta sayısı bir kadının ne zaman menopoza gireceğini başka bir deyişle reprodüktif (üreme) yaşam süresini belirler.

Rezerv ne kadar fazla kayba uğrarsa kısırlık ve erken menopoz riski de o oranda artar.

Kanser tedavisi sonrası kısırlık riski nedir?

Kanser tedavisi ve/veya sonrasında kısır kalma riskini belirleyen bazı faktörler vardır:

1. Hastanın yaşı: Yaş ilerledikçe doğal olarak yumurtalık rezervi de azalma gösterir. Örneğin yenidoğan bir kız çocuğunun yumurtalıklarında 1 milyon yumurta hücresi varken, buluğ çağına girdiğinde bu sayı 300 bine düşer. 35 yaşında yaklaşık 35 bine iner. Nihayet menopoza girdiğnde yaklaşık bin adet yumurta hücresi kalır ve hiçbir şekilde büyüme göstermezler.

Genç yaşta ve rezervi daha fazla olan bir hastanın yumurtalık dokusunda kemoterapi tedavisi sonrası yumurta kalma şansı ileri yaşta ve rezervi daha az olan bir hastaya kıyasla daha fazla olacaktır.

Başka bir deyişle hasta ne kadar genç ise tedavi sonrası erken menopoz ve kısırlık riski de o oranda az olacaktır. Örneğin 30 yaşın altındaki bir meme kanseri hastası 6 kür siklofosfamid içeren CMF kemoterapisi aldığında menopoz riski %0 iken 30 – 40 yaş arası bu risk % 10'a çıkmaktadır.

Aynı kemoterapiyi yaşı 40 – 50 arasında olan bir kadın alırsa tedavi sonunda menopoza girme riski %80'dir.

Unutulmamalıdır ki genel olarak hastanın yaşı olası yumurtalık rezervi konusunda fikir verse de kronolojik yaş ile over yaşı her zaman aynı olmayabilir. Örneğin 25 yaşındaki genç bir hastanın rezervi 30 yaşındaki bir hastanın rezervinden daha az olabilir. Ailesel, kalıtsal ve çevresel faktörler elbette bu durumun oluşmasından kısmen sorumludur.

Bu nedenledir ki yumurtalık rezervini belirleyici testlere ihtiyaç vardır. Yumurtalık rezervinizi kanda bazı hormonlara bakarak ve ultrasonografide yumurtalıklarınıza büyümekte olan yumurtaları (antral folikül) sayarak belirliyoruz. Kanda adetinizin 2. veya 3.

günü FSH (folikül stimulan hormon) isimli hormona veya adetinizin herhangi bir gününde antimülleryen hormon (AMH) düzeyine bakıyoruz. Normal rezervli bir hastada yumurtalıkta ortalama 4 – 5 antral folikül bulunmalı; FSH hormonun düzeyi

2.

Tedavinin şekli ve süresi: Kanser tedavisi sonrası kısırlık riskini belirleyici bir diğer faktördür. Çok toksik olmayan tedaviler uzun süre verilirse de kısırlığa yol açabilirler.

Radyoterapi tek doz yerine bölünmüş (fraksiyone) dozlarda verildiğinde veya yumurtalıklara yakın bölgeler radyasyon ışınına maruz kaldığında kısırlık riski daha fazla olacaktır.

Kanser tedavisine bağlı kısırlıktan nasıl korunabilirsiniz?

Öncelikle tedaviniz için planlanan kemoterapi ve/veya radyoterapinin dozları ve tedavinin ne kadar süreceği belirlenir. Ardından bu konuda uzman olan bir hekim o tedavi sonrası kısırlık ve üreme yeteneğinizie ilgili olumsuzlukların neler olduğu konusunda size ayrıntılı bilgi verecektir.

KANSER TEDAVİSİNE BAĞLI KISIRLIKTAN KORUNMANIN 3 YOLU VAR

1. Embriyo dondurma:

Evli hastalarda uygulanabilir. İşlem aslında bir tüp bebek tedavisidir. Adetinizin 2. veya 3. günü veya bir önceki adetinizin 21.günü tedaviye başlanarak yumurtalıklarınızdaki yumurtaların büyümesi sağlanır. Bu süre yaklaşık 10 – 14 gündür.

Ardından seri ultrason takipleri ile yumurtalar belli büyüklüğe ulaştığında yumurtlamayı tetikleyici (çatlatma) hormon enjeksiyonu yapılarak yumurtalar toplanır. Toplanan yumurtalar eşinizden alınan spermler ile döllenir ve dondurularak saklanır.

Embriyo dondurma kısırlıktan korunmada en başarılı yöntemdir, zira dondurulup çözülen embriyo başına gebelik oranları %30 düzeyindedir. Ancak her hastada embriyo dondurmak mümkün olmayabilir.

Örneğin evli olmayan hastalar ve çocuklarda bu işlemin yapılması mümkün değildir.

İşlem bir tüp bebek uygulaması olduğu için adet kanamasının belli günü tedaviye başlanacağı ve en az 10 – 14 günlük bir zamana ihtiyaç duyulacağından kemoterapi veya radyoterapiye hemen başlaması gereken hastalarda yine uygun bir seçenek değildir.

2. Oosit (yumurta hücresi dondurma):

Evli olmayan erişkin hastalarda düşünülmesi gereken bir seçenektir. İşlem aynı embriyo dondurmada olduğu gibidir. Tek fark yumurta toplama işleminden sonrasıdır. Embriyo dondurmada sperm ile döllenip saklanan yumurtalar burada döllenmeden dondurulmaktadır. Ne var ki işlemin başarı oranı embriyo dondurmadan daha düşük olup, dondurulup çözülen oosit başına canlı gebelik oranı %10-15'tir.

3. Yumurtalık dokusu dondurma:

Embriyo ve oosit dondurma için zamanı olmayan veya tıbbi olarak buna engel bir durumu olan hastalar ile çocuk çağı kanser hastalarında düşünülmesi gereken bir seçenektir. İşlem diğerlerinden farklı olarak ameliyat gerektirir.

Genellikle kapalı ameliyat olarak bilinen laparoskopi ile girilerek yumurtalıklardan bir veya her ikisi alınarak küçük parçalar halinde dondurulmaktadır.

Yumurtalık dokusu dondurma hala deneysel bir işlem olarak kabul edilmektedir, zira gerçek başarı oranı henüz bilinmese de diğer iki işlemden daha düşüktür.

Dünyada yumurtalık dokusu dondurulup saklandıktan ve daha sonra hastaya nakledildikten sonra gerçekleşen canlı doğum bildirilmiştir.

Dokuyu dondurup, tekrar çözüp hastaya naklettikten sonra içindeki yumurtaların %60'ı kaybedildiği için yumurtalık rezervi iyi olan (yani yumurtalık dokusunda çok miktarda yumurta bulunduran) genç erişkin ve çocuklarda yapılması gerekir. İleri yaşta (35 yaş ve üzeri) veya yumurtalık rezervi kötü olan hastalarda önerilmemelidir.

Ayrıca tüp bebek tedavisi meme kanseri hastalarında, kandaki östrojen hormonunu çok yükselttiği için uygulanamaz çünkü östrojen hormonunun meme kanseri oluşumu ve yayılmasında rolü vardır.

Bu hastalarda kanda östrojen düzeyini yükseltmeyen ve zaten meme kanseri tedavisinde kullanılan aromataz inhibitörleri (aromataz enzimini baskılayan) ile özel bir tedavi uygulanarak embriyo veya yumurta hücresi dondurulmaktadır.

Bu tedaviler menopoza karşı korur mu?

Bu tedaviler çocuk sahibi olmanıza yardımcı olabilir ancak menopozu geri çevirmezler. Nakledilen yumurtalık dokusu çalışmaya başlayıp yumurta üretebilse bile, nakledilen dokular uzun süre bu fonksiyonlarını devam ettiremediğinden menopoz geriye dönmemektedir.

Radyoterapinin rahim üzerindeki etkilerine karşı korunma yolları var mı?

Maalesef bunu önlemenin bir yolu bulunmamaktadır. Tüm vücut ve özellikle karın ve kasık bölgelerine uygulanan radyasyonun rahim üzerindeki etkileri daha fazladır. Cerrahi olarak yumurtalıklar vücudun başka yerine taşınarak (transpozisyon) radyasyonun etki bölgesinden uzaklaştırılabilir ancak rahim anatomik olarak başka bir yere taşınamamaktadır.

Bu reklam google tarafından sağlanıyor?

Источник: https://www.ensonhaber.com/kanser-tedavisine-ragmen-cocuk-sahibi-olmak-mumkun-2013-02-12.html

10 soruda meme kanseri! Meme kanseri hakkında tüm bilinmesi gerekenler

Meme Kanserine Rağmen Çocuk Sahibi Olmak Mümkün

Kanserden ölümlerin yüzde 14’ünden sorumlu olan meme kanserinde erken tanı hayat kurtarıyor. Her yıl 1,4 milyon kadına meme kanseri tanısı konuyor. Yeni doğmuş bir kız çocuğunun ömrü boyunca meme kanserine yakalanma riski ise yaklaşık yüzde 12, bu çok yüksek bir oran.

Araştırmalar, her 8 kadından birinin, yaşamı boyunca meme kanserine yakalanma riski taşıdığını, erkeklerde ise riskin daha az olduğunu gösteriyor. Hastalıkla ilgili bilgi kirliği ise kafa karışıklığına neden oluyor. Genel Cerrahi Uzmanı Prof. Dr. Metin Çakmakçı meme kanseriyle ilgili en çok merak edilen soruları şöyle yanıtladı:

“Meme kanseri, genel olarak meme dokusunun herhangi bir yerinden kaynaklanabilen ve en sık kanallarda oluşan kanser türüdür. Memedeki sütü yapan kesecikler ve bunları taşıyan kanallarda gelişir.

Tüm dünyada kadınlarda görülen kanserler arasında birinci sırada yer alan meme kanseri ağırlıklı olarak menopoz sonrasında görülürken, son yıllarda ciddi olarak 40 yaş altı kadınlarda da sıklıkla görülmeye başlamıştır.

Avrupa’da her 10 kadından biri, ABD’de ise her 8 kadından birinin, yaşamı boyunca meme kanserine yakalanma riski taşıdığını, erkeklerde ise görülme sıklığının kadınlara oranla çok düşük olduğu görülüyor. Ancak teknolojik gelişme ve erken tanı olanakları, meme kanserinde yaşam kayıplarının düşük olmasını sağlıyor.

Bunun yanında Batı ülkelerinde sivil toplum kuruluşlarının çalışmaları ve hükümetlerin sağlık politikaları sonucu toplumun meme kanseri bilincinin artırılması meme kanserine bağlı ölüm oranlarının düşük kalmasını sağlayan bir başka unsur.

Meme kanserinde önemli olan, belirtiler ortaya çıkmadan hastalığı yakalayabilmek. Çünkü belirtilerin gelişmesi, hastalığın ilerlediği anlamına geliyor.

Meme kanserinde en sık görülen belirtiler ise;

  • Memede ya da koltuk altında ele gelen kitle,
  • Memenin boyutunda veya şeklinde oluşan değişiklik,
  • Meme başından kanlı akıntı gelmesi,
  • Memenin derisinde veya meme başında şekil ve renk değişikliği,
  • Meme veya meme başında içeriye doğru çekilme olması,
  • Memede kitle olmamasına rağmen koltukaltında ya da boyunda bir beze oluşması.

3.Meme kanserinin risk faktörleri nelerdir?

Bazı risk faktörlerine sahip kadınlarda meme kanseri görülme ihtimali artıyor. Ancak yine de risk faktörlerini taşımayan kişilerin de meme kanserine yakalanması mümkün.

Meme kanserinde ileri yaş önemli bir risk faktörünü oluşturuyor. 50 yaş üzerinde olan kadınlarda meme kanseri görülme sıklığı, 50 yaşın altında olan kadınlardan 4 kat daha fazla oluyor.

Bu nedenle, özellikle 50 yaş üzerindeki kadınlarda tarama testlerinin önemi artıyor.

Risk faktörleri:

  • Ailede meme kanseri öyküsünün bulunması,
  • Adetlerin erken yaşta başlamış olması (12 yaş altı),
  • Doğum yapmamış olmak,
  • İlk doğumu 30 yaş sonrasında yapmış olmak,
  • Geç yaşta menopoza girmek,
  • Kilolu olmak ve özellikle menopoz sonrası kilo almak,
  • Sigara tüketmek riski artırıyor.

4.Meme kanseri genlerinin önceden tespit edilmesi mümkün mü?

Meme kanserine yol açtığı bilenen bazı genler tarif edilmiştir ve genetik test yoluyla tespit edilmektedir. Bu test ailesinde erken yaşta meme kanseri , her iki memede meme kanseri, meme dışında erken yaşta yumurtalık kanseri , erkek meme kanseri akrabası olan kişilere genetik çalışma yapmak düşünülebilir.

Genetik testler bu konuda uzman genetik danışma merkezlerinde yapılmaktadır. Kişilerin aile hikayesi detaylı olarak değerlendirilmekte ve çıkan sonuçlar doğrultusunda test yapılmaktadır. Genetik test erken yaşta meme kanseri olan kişilere de yapılmaktadır. Amaç kardeş ve çocukların risk haritasını çıkarmak ve tedaviye devam ederken bilgi sahibi olmaktır.

5.Meme kanserinin erkeklerde görülme sıklığı nedir?

Meme kanserinin kadınlara özgü bir hastalık olduğu sanılır. Ancak meme kanserlerinin yaklaşık %1’i erkeklerde görülür. Erkeklerde bu kadar az görülmesinin iki nedeni, erkeklerde meme dokusunun nispeten azlığı ve erkeklerin hormonal yapısının kadınlardan farklı olmasıdır.

Erkeklerde meme kanseri daha çok 60 yaş üstünde görülür. Çok az erkek hastalığın farkına varır ve bu nedenle hastalık tanısı kadınlara göre daha geç konur, kanser tanısı konduğunda da hastalık genellikle ilerlemiş olur ve tedavisi de zorlaşır. Dolayısıyla, erkeklerin de bu konuda duyarlı olmaları ve vücutlarındaki değişikliklerin farkında olmaları çok önemli.

6.Meme kanserinin tedavisi nasıl yapılır?

Meme kanseri çok sık görülen bir hastalık; kadındaki en sık kanser. Bunun iyi tarafı, meme kanseri ile ilgili çok bilginin olması ve çok sayıda araştırma yapılıyor olması. Hem tanı hem de tedavi yöntemlerinde birçok gelişme yaşanıyor.

Meme kanserinin türlerine göre tedavi seçenekleri de gün geçtikçe farklılaşıyor ve kişiye özel tedavi ön plana çıkıyor.

Meme kanseri riskinin ortalamadan yüksek olduğunu bildiğimiz kadınları daha iyi ayırt ediyor olmamız, kadınların meme yapılarını daha iyi tanımaları, memelerindeki değişikliklerin farkına varmaları ve zamanı geldiğinde koruyucu meme taramalarını yaptırmaları gibi bilinçli davranışlar günümüzün tıp teknolojisiyle birleştiğinde, meme kanseri korkutmayan bir kanser türü haline geliyor.

Meme kanserlerinin aşağı yukarı yüzde 10’u kalıtsal genetik faktörlere bağlıdır. Bunlardan da yüzde 85’i BRCA1, BRCA2 dediğimiz gen mutasyonlarına, geri kalanı başka genlerdeki mutasyonlara bağlıdır.

Ailesel kanser riskinin yüksek olduğunu saptadığımız hastalarda bu genetik mutasyonların olup olmadığına bakabiliyoruz. Eğer bu mutasyon varsa, yıllar içerisinde meme kanseri ve yumurtalık kanseri olma olasılığının çok yüksek olduğunu biliyoruz.

Buna bağlı olarak erken tarama, ilaç kullanarak riski düşürme, bazen de ameliyatla meme dokusunu çıkararak hastalığı önleyici bazı yaklaşımlar öneriyoruz.

Kanser olmuş ve erken evrede tanı konup ameliyat edilmiş olan hastaların önemli bir kısmını, gelişmiş ve güvenirliği kanıtlanmış yeni genetik testler sayesinde kemoterapi vermeden izleyebiliyoruz. Bu yaklaşım ile bu hastaları hem kemoterapinin yan etkilerinden korumuş oluyoruz hem de yaşam kalitelerini düşürmemiş oluyoruz.

Meme kanseri ve tedavisindeki yeni tekniklerden biri de radyoterapiyi ameliyat sırasında vermek. Bu yöntem ile hastaya zaman kazandırılarak bazı tıbbi yararlar sağlanabiliyor.

Normalde, meme kanseri ameliyatında önce tümörü çıkarmak için bir cerrahi işlem yapılır, daha sonra ise birkaç hafta boyunca radyasyon tedavisi uygulanır. Ancak intraoperatif radyoterapi seçeneğinde radyoterapi ameliyat sırasında, tümör alındıktan hemen sonra veriliyor.

Böylece, 5 hafta süren radyoterapi tedavisi sadece 30-40 dakika içerisinde tamamlanabiliyor.

Ancak, Batı ülkelerinde bile meme kanseri tanısı konduğunda hastaların %5’i ileri bir evrede oluyor. Bu hastalarda güvenebileceğimiz tek yöntem gelişmiş ilaç tedavileridir. Bazı tümörlerin bu tedavilere yanıtı iyi, bazılarınınki pek iyi olmuyor ne yazık ki.

1970’ler ile karşılaştırıldığında meme kanserine bağlı ölümler üçte bir oranında azalmış olsa da, tanının geç konması, özellikle de görülme sıklığının yüksek olması nedeniyle meme kanseri ne yazık ki dünyada halen kadınlardaki birinci sıradaki kansere bağlı ölüm nedeni.

7.Genetik risk altında olan kişiler dışında, kimler meme kanseriyle ilgili teh altında?

Sağlıklı bir yaşam tarzı sadece kansere değil, tüm hastalıklara yakalanma riskini düşürüyor. Her ne kadar genetik bir risk faktörü olmasa da kanser riskini düşürmek için özellikle sigaradan uzak durmak çok önemli.

Pasif içiciliğin bile kanser riskini artırdığını gösteren çalışmalar var.

Özellikle sigara kullanan, düzenli egzersiz yapmayan, hareketsiz bir yaşam tarzı benimseyen ve sağlıksız beslenen insanların sadece meme kanseri değil, her türlü kansere yakalanma risklerinin yüksek olduğunu söyleyebiliriz.

Şişmanlık da meme kanseri ile doğrudan ilgili. Obezite, kanser olma olasılığını artırıyor. Yani şişmanlık, kanser riski açısından bakıldığında da bir hastalık, yalnızca estetik bir kusur değil maalesef. Diğer taraftan sütyen kullanmanın, sutyenin tipinin, deodorant kullanımının meme kanseri ile uzaktan yakından ilişkisi yok.

Meme kanseri riski yaşla birlikte artar. Düzenli hekim kontrolleri içinse anlamlı yaş sınırı 40-45 yaşlar arasıdır.

Risk altında olanların 40 yaşından sonra her yıl, risk altında olmayanların ise 45 yaşından sonra her yıl muayene, mammografi ve ultrasonografi çektirmeleri öneriliyor. Kişide özel bir risk varsa da daha sık doktor kontrolüne gitmesi öneriliyor.

Mammografi ise bugün için meme kanseri açısından en değerli tarama testidir. Memenin yapısı nedeniyle bazen mamografi fazla bir bilgi veremiyor ve bu durumlarda MR çekerek hastayı izlemek gerekebiliyor.

Meme kanseri riski yaşla birlikte artar. Düzenli hekim kontrolleri içinse anlamlı yaş sınırı 40-45 yaşlar arasıdır.

Risk altında olanların 40 yaşından sonra her yıl, risk altında olmayanların ise 45 yaşından sonra her yıl muayene, mammografi ve ultrasonografi çektirmeleri öneriliyor. Kişide özel bir risk varsa da daha sık doktor kontrolüne gitmesi öneriliyor.

Mammografi ise bugün için meme kanseri açısından en değerli tarama testidir. Memenin yapısı nedeniyle bazen mamografi fazla bir bilgi veremiyor ve bu durumlarda MR çekerek hastayı izlemek gerekebiliyor.

Emziren kadınlarda risk daha az, emzirmeyenlerde ise daha yüksek diye bir şey yok. Bir kadın için emzirmesi ya da emzirmemesi özel bir risk faktörü oluşturmuyor. Yani, bireyin taranması kuralları değişmiyor.

Bunun gibi, büyük kitleler ve toplumlar için saptanabilen, akademik değeri olan farklılıklar olabilir. Fakat birey için bunlar anlamlı değil. Örneğin, meme kanserine yakalanma oranınız yüzde 10’dan 10 buçuğa çıkması sizin için bir şey ifade etmez.

Kadının bilmesi gereken, gerçek riski artıran önemli bilgi, ailede, anne tarafında yoğunlaşmış meme kanseridir.

Meme cerrahisi geçirmiş kadınlar (memesinin tamamı alınmamış olanlar) genellikle bebeklerini emziremeyeceklerinden korkarlar ancak ameliyat edilmiş ve tedavisi tamamlanmış meme diğer meme gibi süt salgılamaya devam eder ve emzirme her iki memeden yapılabilir.”

Источник: https://www.gidahatti.com/10-soruda-meme-kanseri-68030/

Поделиться:
Нет комментариев

    Bir cevap yazın

    Ваш e-mail не будет опубликован. Все поля обязательны для заполнения.